×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Yaşar Değirmenci

Suça Ve Suçluya Sahip Çıkılmaz!

08 Temmuz 2026 02:02

En son ne kadar şahsiyetsiz kişilik ve kimliksiz olduklarının göstergesi de Kılıçdaroğlu'nun Özgür Özel, küfürbaz komedyan Deniz Göktaş'a utanmadan sıkılmadan edep ve hâyâdan yoksunluklarından dolayı şu sözlerle sahip çıktı. "Deniz Bey'in tutuklanmasını asla doğru bulmuyoruz. Sanatçı ve sanatçıyı hapse atamazsınız. Bu doğru değildir. Demokrasiye insan haklarına zarar verir. Kendisi burada özgürce düşüncelerini ifade eder. Dolayısıyla sanatçı ve sanatçıyı korumak hepimizin ortak görevidir." Hayatları, siyasi yapıları hep istismarla geçti. Suç kesinleşmiş ispatlı, delilli olup mahkeme kararı ile verildiği halde suçluya sahip çıkmak "suç ortaklığı"dır. Helâlleşme söylemlerinden tutun, başörtülülere parti rozeti takmalarından tutun, Cuma namazını ev de kılmalarından tutun, yuvarlak masa rezaletlerinden tutun, menfaatleri uğruna Saadet Parti genel merkezine gidip "mücahit Kılıçdaroğlu" şovmenliklerine bayram namazı bile kılmadıkları hâlde muhafazakâr çevreden oy devşirmelerine kadar. Abdullah Gül'e lütfedilen "Cumhurbaşkanı kardeşim Abdullah Gül" denerek kendi hakkından vaz geçebilen Tayyip Erdoğan'a karşı ikinci defa da Cumhurbaşkanlığına soyunan bu adamlarla, bu yapılarla bu memleket, bu millet için hiçbir şey yapılamaz. 5816 Koruma kanununa bağlılıklarından sığınmalarından dolayı hep o şemsiye altında toplananlar; kendi dinine, imanına, millî manevi değerlerine her türlü hakaret edilirken bir koruma kanunu düşünmeyenlerin bu vatanda yaşama, bu milletle beraber olma hakkı yoktur. Bu hususta iktidardaki AK Parti de yazısında Cumhurbaşkanına yüklenen bu rezil komedyene sahip çıkan, serbest bırakılmasını savunan Ahmet Taşgetiren de KARAR'da yazı yazan ilahiyat kökenli diğer yazarlar da Ahmet Davutoğlu da kendini gözden geçirmelidir. ("Ak Parti kendine dön! Ömer Çelik kendine gel!" yazımı okuyabilirler.) Türkiye'nin Lider devlet oluşu, bu ülkenin Liderinin de Recep Tayyip Erdoğan oluşu; ABD'yi, Batı'yı, İsrail'i ve bütün Batı'yı rahatsız etmektedir. Nasıl bu ülkenin muhalefeti olabilirler. Küfredenleri korurken "hak hukuk, demokrasi, insan hakları vs." bahsedenlerin bu meselelerde dilsiz ve sağır durumları bunların "özürlü" olduklarının göstergesi.

Mustafa Çelik

İnsanlığın Aynasında Gazze

08 Temmuz 2026 01:57

Gazze'de bir Musa mücadelesi, Batı Yaka'da ise bir İsa çilesi yaşanıyor derken kastedilen de budur. Dinî hakikatler yalnızca teselli üretmek için değil, insanın olaylar karşısında doğru bir muhasebe yapabilmesi için de vardır. Zira Gazze'de ve Batı Yaka'da yaşananlar yalnızca bir bölgenin acısı değildir. Bu, insanlığın aynasıdır. Öyle zamanlar olur ki yaşananlar sadece bir ülkenin, bir halkın ya da bir dönemin meselesi olmaktan çıkar; bütün insanlığın vicdanına yöneltilmiş bir soruya dönüşür. Gazze'de yaşananlar karşısında verilen tepkiler, gösterilen hassasiyetler ve sergilenen suskunluklar; insanlığın bugün hangi noktada durduğunu yeniden düşündürmüştür. Bir yerde çocuklar korkuyla büyüyorsa, anneler evlatlarını toprağa emanet ediyorsa, insanlar temel yaşama imkânlarından mahrum kalıyorsa; orada yalnızca bir bölgenin değil, insanlığın ortak vicdanının da imtihanı vardır. O, insanlığın kendi değerleriyle yüzleştiği bir aynadır. Bugün Gazze'ye bakarken sorulması gereken soru sadece "Orada ne oldu?" değildir. Asıl soru şudur: "Biz, olanlar karşısında ne yaptık, neyi savunduk, neyi görmezden geldik?" Rabbimiz uyarıyor: "Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda savaşa çıkın!" denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Yoksa dünya hayatını âhirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası âhiretin yanında pek azdır." (Tevbe Sûresi/ 38) Mazlumları zalimlerin elinden kurtarmanın farz-ı ayn haline geldiği bir zamanda yere çakılıp kalanların azabı çok ağır olacaktır. Gazze de insanlığın hafızasında böyle bir sınav olarak kalacaktır. Mazlumun feryadına sırt çevirmek, zulmün sürmesine zemin hazırlayabilir; fakat fail ile sessiz kalan arasında yine de ahlâkî ve fiilî sorumluluk bakımından fark vardır.

Mehmet Koçak

Tarihi Cenaze Merasiminde Her Kesime Derin Mesajlar…

08 Temmuz 2026 01:55

Zalim ABD ve Siyonist İsrail 'in 28 Şubat'ta İran' a yönelik düzenledikleri saldırılarda aile yakınlarıyla şehit düşen eski İran dini lideri Ali Hamaney için gerçekleştirilen cenaze merasiminde her kesime Kur'an-ı Kerim'den okunan ayetlerle güçlü bir siyasi ve psikolojik mesajlar verilmesi gerçekten anlamlıydı. Ancak Hamaney için düzenlenen cenaze töreninde milyonlarca İranlı nın meydanları ve caddeleri doldurması, yalnızca ona duyulan sevgi ve saygıyla açıklanabilecek bir tablo değildir. Cenaze alayı boyunca ABD Başkanı'sarı şeytan' Donald Trump ile İsrail Başbakanı'katil' Binyamin Netanyahu' yu hedef alan sloganlar atılması ve Hamaney'in ölümünün intikamının alınmasını talep eden pankartların taşınması, törenin yalnızca bir veda merasimi değil, aynı zamanda güçlü siyasi ve toplumsal mesajların verildiği bir gösteriye dönüştüğünü ortaya koydu. Mahşeri kalabalık ve ülkelerden gelen üst düzey temsilcilerin katıldığı bu tarihi cenaze merasimi aynı zamanda Hamaney'in şehadetinin ardından "devrimin ruhunu kaybetmeden, Ali Hamaney'in gösterdiği yolu tavizsiz şekilde sürdüreceğiz." şeklinde bir mesaj niteliğindeydi. * İran' ın güçlü lideri Hamaney'in şehadetinin ardından emperyalist güçlerin ve onlarla hareket eden şer ittifakın, ' İran 'ın kısa sürede dağılacağı ve İran yönetimi ABD ve İsrail baskılarına boyun eğerek teslim olacağı' yönündeki beklentiler boşa çıkmıştır. Aksine, Hamaney'in ardından oğlu Münteha'nın babasının yerine rehber seçilmesiyle "Hamaney'in politikalarıyla yola devam" niteliğinde açık bir mesajdı.

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Hüseyin Öztürk

Vatan Sevgisi İmandandır

08 Temmuz 2026 01:50

Şubat 1921 tarihli Hâkimiyeti Milliye Gazetesinde yayınlanan yazıyı okuyunca, bütün bir vatan sathında başlayan Milli Mücadelede, Yunanlıların İzmir ve civarını işgale başlamasıyla harekete geçen Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi'nin, Cihad Fetvası hatırıma geldi. Denizli'de Milli Mücadelede teşkilatların bayraktarlığını yapan Müftü Ahmet Hulusi Efendi, Denizli'nin Bayram yerinde halka şöyle hitap eder: "Bugün sabahın erken saatlerinde İzmir, Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Bu tecavüze karşı hareketsiz kalmak, din ve devlete ihanettir, vatana karşı irtikâp edilecek cürümlerin Allah ve tarih önünde affı imkânsız günahtır. Cihad, tam manasıyla teşekkül etmiş, dini farz olarak karşımızdadır. Silahımız olmayabilir, topsuz-tüfeksiz sapan taşları ile de düşmanın karşısına çıkacağız. İstiklal aşkı, vatan sevgisi hassasiyet şuurumuz ile kalbimizdeki iman ile mücadelemizin sonunda zaferi biz kazanacağız. Bu uğurda canını verenler şehit, kalanlar gazilerdir. Bu mutlak olarak cihad-ı mukaddestir". Müfide Tek imzalı yazıyı özetleyerek, vatan sevgisinin imandan geçtiğini tarihe not düşelim: "Dokuz aydır o küçük kasaba, dibi olmayan bir fıçı gibi Fransızların, kafile kafile, akın akın getirdikleri bütün askerleri yuttu. Frenkler, karşılarında topu topu bir avuç insan görüyorlardı ve bu zavallıların kumandanı yoktu; topu, zırhı, silahı yoktu. Hangi kabiliyetle, hangi mucize ile bu kadar zaman dayanabiliyorlardı. O bir avuç ahaliyi ezmek için ne mümkünse hepsi yapıldı. Şehri muhasara ettiler, demir tellerle ördüler, aç bıraktılar... Halk, bahçelerindeki fıstıkların meyvesiyle karınlarım doyurdu. Fakat dallarıyla Frenkleri dövdü. O zaman Frenkler, Türk toprağında olduklarını anladılar! Karşılarında yalnız bir avuç insan vardı! Silahsızdılar, müdafaasızdılar, azdılar; bir avuç Türk'tüler! Yanmış, yıkılmış evlerinizin enkazını kendinize siper yaptınız, on kişi bir tüfeği bekliyorsunuz, birinizin şahadetini müteakip, hemen öbürü tüfeğini yakalıyor ve yine topların, tankların hücuma karşı delik deşik göğüslerinizi hail yaparak kazandığınız mevkii, şerefi kimseye vermiyorsunuz! Gaziantep! Sen bugün yalnız cenup hudutlarını müdafaa etmiyorsun; cenuptaki hukukumuzu ebedi surette tespit ediyorsun. Frenkler şark sulhunu istedilerse, İngilizleri o fikre imale ettilerse, başlıca sebep sensin, çalınmış hukukumuzun iadesi ihtimalini kazandıran hep sensin! Sen bir abidesin! Sen ikinci bir Plevne, ikinci bir Çanakkale'sin, Avrupa'nın çelik, camit ruhunu gevşeten bir şecaat ateşi oldun"!

Ayhan Demir

Naser Oriç'ten Srebrenitsa Şahitliği

08 Temmuz 2026 01:48

Srebrenitsa müdafii Naser Oriç tarafından, bu soruya cevap niteliğinde kaleme alınan Srebrenitsa Şahitliği, "Büyük Sırbistan" ideolojisinin tarihi kökenlerini, bölgedeki stratejik ekonomik kaynakların gasp edilmesini anlatarak başlıyor. Bu bölgelerin birbirine bağlanabilmesi için Drina Nehri boyunca çoğunlukla Boşnak nüfusun yaşadığı Doğu Bosna'nın işgal edilmesi gerekiyordu." (Sayfa 53) Acı ama gerçek: "Srebrenitsa, eğer Belgrad'daki güç odakları, Büyük Sırp siyasetçileri ve onların Saraybosna'daki Sırp iş birlikçileri Podravanje mevkisindeki alüminyum cevheri yani boksit gibi kendi doğal zenginliklerini kullanma hakkını gasp etmemiş olsaydı, çok daha güçlü ve zengin bir şehir olabilirdi." (Sayfa 21) İlerleyen sayfalarda, olası bir Sırp saldırganlığına ilişkin değerlendirmeler yapılıyor. Direnişin organize edilmesi adına ortaya konan gayretler anlatılıyor: " Srebrenitsa'da kalıp terk etmeyen halk, saldırganlara karşı kahramanca bir direniş göstermiştir. Bu benim içimdeki en büyük yaradır." Birleşmiş Milletler'in "Güvenli Bölge" ilan ettiği bu şehirde, insanlara "biz sizi koruruz" deyip, silahlar toplandı. Bu esnada Bosna Kasabı olarak bilinen soykırımcı Sırp komutan Ratko Mladiç'in emrindeki birlikler, Naser Oriç'in Srebrenitsa'dan ayrıldığını duyunca, saldırılarını yoğunlaştırdılar. 11 Temmuz 1995 günü Srebrenitsa'yı ele geçirdiler. Bir başka ifadeyle, Birleşmiş Milletler; kendilerine güvenip, sığınan; silahsız masum insanları Sırp Çetniklere teslim ettiler. Birleşmiş Milletler masum sivil halkı nasıl kandırdı. Bir gün öncesindeki toplantıda Sırp mevzilerine hava harekâtı yapacaklarının sözünü verdiler. Fakat bu harekât hiçbir zaman gerçekleşmedi. Sırp Çetnikler, BM üssünün içine girip, oraya sığınan Boşnakları tek tek tamamen keyiflerine göre sorguladılar ve katlettiler. BM'ye güvenmeyip orman yolundan kaçan siviller ise yol üstünde kurulan pusularda hayatını kaybetti. Netice olarak, 1995 yılı Temmuz ayında, sadece birkaç gün içerisinde binlerce sivil acımasızca katledildi. Aradan 31 yıl geçti ama hâlâ cenazelerine ulaşılamayan soykırım şehitleri var. Yakınlarının en azından bir kemiğine ulaşmak isteyen Boşnaklar, bunun için, her gün dua ediyorlar. Temmuzlar, onlar için oldukça ağır geçiyor. Temmuzlarda, onlar için o korkunç günlere dair anılar yeniden canlanıyor. Temmuzlar geçiyor ama acılar büyüyerek kalıyor. Naser Oriç'in kaleme aldığı Srebrenitsa Şahitliği, bu acıların tüm dünyaya durulmasında ve gelecek nesillere aktarılması noktasında önemli bir eser niteliği taşıyor. (Ketebe Yayınevi, Temmuz 2026, 320 Sayfa.) Yine bir Temmuz ayındayız. Temmuzlar, birçok insan için, diğer aylardan farksız, sıradan bir ay. Fakat Boşnaklar için durum tamamen farklı. Çünkü Temmuz, onlara, soykırımı hatırlatır. Bundan 31 yıl önce yine bir Temmuz ayında binlerce insan, sadece Müslüman oldukları için soykırıma uğratılarak, katledildi. Bu soykırımın, kapanmayan derin yarası, her Temmuz ayından yeniden kanıyor. Peki, ama soykırıma giden süreçte, Srebrenitsa ve çevresinde, tam olarak ne yaşandı? Srebrenitsa müdafii Naser Oriç tarafından, bu soruya cevap niteliğinde kaleme alınan Srebrenitsa Şahitliği, "Büyük Sırbistan" ideolojisinin tarihi kökenlerini, bölgedeki stratejik ekonomik kaynakların gasp edilmesini anlatarak başlıyor. Ardından Sırp paramiliter güçlerin Bratunats, Vişegrad, Zvornik, Vlasenitsa, Srebrenitsa, Han-Piyesak ve Rogatitsa gibi Doğu Bosna şehirlerinde gerçekleştirdiği soykırımların birinci elden tanıklığını kayıt altına alıyor. Sırp ve Karadağlı saldırganlar için Doğu Bosna'nın önemi, bu eserde şöyle izah ediliyor: "Büyük Sırbistan" kurulmasının omurgasını, Sırbistan Cumhuriyeti'nin Bosna-Hersek'te Sırpların nüfus çoğunluğuna sahip olduğu bölgelerle birleştirilmesi oluşturuyordu. Bu bölgelerin birbirine bağlanabilmesi için Drina Nehri boyunca çoğunlukla Boşnak nüfusun yaşadığı Doğu Bosna'nın işgal edilmesi gerekiyordu." (Sayfa 53) Acı ama gerçek: "Srebrenitsa, eğer Belgrad'daki güç odakları, Büyük Sırp siyasetçileri ve onların Saraybosna'daki Sırp iş birlikçileri Podravanje mevkisindeki alüminyum cevheri yani boksit gibi kendi doğal zenginliklerini kullanma hakkını gasp etmemiş olsaydı, çok daha güçlü ve zengin bir şehir olabilirdi." (Sayfa 21) İlerleyen sayfalarda, olası bir Sırp saldırganlığına ilişkin değerlendirmeler yapılıyor. Naser Oriç, bu gönderilme olayını şöyle anlatıyor: "Askerlerimiz, sanki bir şey yapacakmışız gibi beni Tuzla'ya çağırdılar. Ama bir şey yapamadık. Srebrenitsa… Bu benim içimdeki en büyük yaradır." Birleşmiş Milletler'in "Güvenli Bölge" ilan ettiği bu şehirde, insanlara "biz sizi koruruz" deyip, silahlar toplandı.

Filtreleme Haberleri

Ali Karahasanoğlu

Ulusalcı Emekli Generaller, Solcu Gazeteciler Utanacaklar Mı?

Emekli maaşı aldığı kendi ülkesini haksız, dünyaya kendi kafasına göre nizamat vermeye kalkışan ABD'yi haklı gören emekli generaller, dün söylediklerini unutup, bugün yeni yalanlarla, kendi ülkelerinin seçilmiş cumhurbaşkanına laf yetiştirmeye çalışıyorlar.. Dünya devletlerinin liderlerini öldüren, kaçıran ABD'ye destek çıkıp, kendi ülkesini kamu bankası üzerinden suçlu ilan etmeye kalkışan gazeteciler, hiç utanmıyorlar, bugün dahi yalan haberlere imza atmaya devam ediyorlar.. "Türkiye'deki yöneticiler hakkında çok önemli belgeler, FBI'ın elindeki dosyada" şeklinde ahlaksızca yaptıkları haberler, bugün arşivlerde yerlerini koruyor.. Bu haber görüntülü algı operasyonları ile, Amerika'nın yalakalığını yapanların kimliklerinde hâlâ Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları yazılı.. "Amerika Birleşik Devletleri'nin elinde, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hakkında, çok önemli malvarlığı bilgileri var. Onun için Tayyip Erdoğan, ABD aleyhine laf edemiyor. Onun için ABD F35'leri vermediği halde, üstüne bir de CAATSA yaptırımlarını getirdiği halde, Erdoğan ABD'ye hiçbir şey diyemiyor" pespaye yalanlarını uyduran muhalif siyasetçilerimiz, bugün hâlâ iktidara alternatif olma iddiasında söylemleri ile gündemi meşgul ediyorlar.. Bu ülkede, kendi cumhurbaşkanı için, "ABD Başkanı'ndan geri dönüş telefonu beklediği için, masa telefonunun başından ayrılmıyor" diyerek ahlaksızca yalanlar savuranlar, hâlâ sosyal medyada gündem oluşturmaya devam ediyorlar, hala başka yalanları ile beyinleri zehirlemeye devam ediyorlar.. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, ABD Başkanı ile görüşmesi için, "Girdisi çıktısı 15 dakika" diye ahlaksızca yorumlarda bulunan sözde gazeteciler, bugün hâlâ ahkam kesmeye devam ediyorlar.. ABD Başkanı Trump, Türkiye'ye geliyor ve yaptığı açıklama şöyle: "Erdoğan olmasaydı zirveye katılmazdım".. Trump'ın, "Erdoğan davet ettiği için katılıyorum" dediği NATO zirvesinde, ABD Başkanı'nın harcadığı süreyi kaç dakika ile değil, kaç saat ile değil, kaç gün ile ölçüyorsunuz.. "ABD haklı. S-400'ü alırsak, onlar da F35'leri vermezler tabii" diyen, çok bilmiş emekli generaller.. Türkiye'nin ekmeğini yiyen, suyunu içen hainler, kendilerine güvenlik uzmanı sıfatı yakıştıran ahlaksızlar, "S-400'leri satın alamayız. ABD izin vermez" demelerinin, sonrasında "S-400'leri alsak da, kuramayız" demelerinin üzerinden, "S-400'leri kursak da, aktif durumda tutamayız" demelerinin üzerinden, "S-400'leri satmak zorunda kalacağız" demelerinin üzerinden, en son olarak da "S-400'leri şu ülkeye satıyoruz" demelerinin üzerinden, henüz aylar geçmiş iken.. Emekli generallerimiz, ilk günden Cumhurbaşkanımızın arkasında durup, "1974 Barış harekatı döneminde de ABD– Türkiye'ye ambargo uygulamıştı.. Biz ABD'den korkmuyoruz.. Biz ABD'ye muhtaç değiliz.. Verecekleri hava savunma sistemini de, zaten bedavaya göndermeyecekler. Parası ile yollayacaklar. Vermezlerse de, biz de tecrübemizle, hava savunma sistemimizi üretir, aktif ederiz. Cumhurbaşkanımız bilsin ki, tüm emekli generaller, kendisi ile beraberdir" deseydiler. Öyle sanıyorum ki, hem Türkiye haklarına daha hızlı kavuşacak, hem de emperyal devletler, kendilerine daha çok çekidüzen verecektir.. "Rusya'dan S-400 alırsak, ABD tabii ki F35'lerden vazgeçer" diyen, bu ülkenin emekli amirali, emekli generali, bugün dahi emekli maaşını almaya devam ediyor..

08 Temmuz 2026 01:46

Ahmet Maranki

Avrupa Kuzey Atlantik Nato'su Mu? Uzak Doğu Türk İslam Nato'su Mu (2)

Türkiye'nin toplantıda ön plana çıkarması gereken en önemli konu: Türkiye NATO'daki önemi, çok güçlü ve vazgeçilmez müttefik olduğunu anlatabilmesi önemlidir! Ben 40 yıllık devlet hayatım ve Birleşmiş Miller'de yaptığım görevlerle uluslararası kuruluşlardaki stratejileri acizane yakından gören birisi gibi artık bu saatten sonra NATO'nun Türkiye'den vazgeçmesinin hiçbir öneminin olmadığı gerçeğiyle; Türkiye NATO gibi AB gibi bazı uluslararası kuruluşlardan vazgeçebilir diye düşünmeliyiz diyorum! 18 Şubat 1952'de NATO'ya giren TÜRKİYE- NATO ilişkilerinde Türkiye ambargo konulan değil; artık NATO ilişkilerini yönetebilen, yönetebilecek güç ve kabiliyeti olduğunun son Ukrayna Savaşı, Orta Doğu'daki başarılar, ve İran'da savaşa müdahil olmayarak Barış yönündeki süreci desteklemesi yönüyle bu uygulamaların altı mutlaka konuşmalarda dile getirip kalın çizgilerle çizilmelidir! Avrupa ve diğer ülkelerin Türkiye'den savunma sanayi ile ilgili şirketlerin yapacakları Showroom ve sergi salonlarında ürettiklerimizi SERGİLEYEREK GELEN LİDERLERE TÜRKİYE'NİN GÜCÜNÜ GÖSTERMELERİ DE ÖNEMLİDİR! Ayrıca Türkiye'nin yine bağımsızlığına gölge düşürecek her türlü ikili ve çok uluslu anlaşmaların ve olabilecek Türkiye'de "kolordu düzeyinde NATO kuvvetlerinin bulundurulması gibi tuzak teklifler" dikkatlice sonuçları noktasında milli menfaatlerimiz ön planda tutularak değerlendirilmesi mutlaktır ve elzemdir!!! WhatsApp bilgi ve ihbar hattı: 053020000 96 Türkiye 7-8 Temmuzdaki Ankara'daki 36. NATO zirvesinde 32 devlet başkanını misafir edecek!

08 Temmuz 2026 01:43

Ahmet Gülümseyen

Dünya Kupası Galibiyetini Secde, Fatiha Ve İhlas Sureleriyle Kutladılar…

ABD destekleyicisi katil İsrail'in Filistin'deki soykırımını devam ederken, diğer yandan 2026 FIFA Dünya Kupası tüm hızıyla devam ediyor. Ne buyuruyor hadis-i şerif; "Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir" (Müslim, Îmân, 78) Dünya Kupası'ndaki sporcunun secdesi… Fas Milli Takım oyuncuları, 2026 FIFA Dünya Kupası son 32 turunda Hollanda'yı penaltılarla 3-2 yendikleri maçın hemen ardından sahada şükür secdesi yaptı. Avustralya galibiyetinden sonra Mısır Milli Takım Teknik Direktörü Hossam Hassan Filistin Bayrağı açması ve maçla ilgili "Filistinlilerin bu zafer karşısında nasıl sevindiklerini gördük. Allah onlara güç versin. Bu zaferi Mısır ve Filistin halklarına ithaf ediyorum" sözleri, örnek alınması gereken davranışlar… Dünya Kupasında yaşananlarla ilgili (futbolcuların secde edip, sure okumaları) Değerli Büyüğümüz, Yazar, Mütefekkir Hamza Türkmen Ağabeyimizden düşüncelerini paylaşmasını istedik, sağ olsun bizi kırmadı; "Olay kapitalizmin teşvik ettiği bir eğlence aracı. Doğru... Küçükken futbol oyunundan bizleri uzaklaştırabilmek için büyüklerimiz topun sembolik olarak Hüseyin bin Ali'nin kesik başı olduğunu söylerlerdi. Yanlış... Denize girerken şortun boyu mezhepler tarafından tartışılmış. Tartışma farklı hadislere dayanıyor. Mesela Maliki uleması kısa şorta cevaz veriyor. Bu konuya takılmak yerine sığırların sırtına veya kalçasına vurulan mühür gibi DÖVME eğiliminin yaygınlaşması fıtrata bir müdahale olarak kınanabilir. Futbola benzer bir oyun Hicret öncesi Türkistan bölgesinde de oynanıyormuş. Bez topla. Oyunun amatör boyutunu yok saymak yerine; bu oyunun Roma arenalarında güreş gibi bir etkinliğin ölümcül gladyatörlerin müsabakasına veya kafes dövüşüne dönüştürülmesi (kumar, içki gibi yan boyutları ile) eleştirilebilir. Bunlara benzer tüm olumsuzluklar içinde galibiyetten sonra secde etmenin; topluca Fatiha ve İhlas suresi okumanın, dünya ekranlarında Filistin bayrağının güncelleştirilmesinin psikolojisini işlemek lazım gelmez mi diye bir hatırlatma yapmıştım." Dünya Kupasında tüm bu yaşananlar bizi geçmişe götürürken, gelecekte neler yaşanabileceğinin önemli ipuçlarını hatırlatıyor.

08 Temmuz 2026 01:40

Köşe Yazarı

Milli His Ve Milli Dil...

Ondördüncü yüzyılda, Türk dili yozlaştı diyen Âşık Paşa, Garipname'sinde şu parça ile ağlamıştı: Gazi M.Kemal ATATÜRK 2.9.1930 Atatürk'ün "Türk Dili için" adlı kitaba kendi elyazısı ile yazdığı sözler: 2.5.1930 "Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin mukişafında başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla işlensin.. Ülkesini, yüksek istiklâlini korunmasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır." Atatürk'ün önem verdiği dil işlerinden biri de Türkiye'de bütün yurttaşların Türkçe konuşarak anlaşmaları idi. Atatürk, hangi soydan gelirlerse gelsinler, bütün Türk yurttaşlarının Türkçe konuşması gereğini şu sözlerle açıklamıştı: "Türk demek dil demektir. Milliyetin çok bariz vasıflarından birisi dildir. Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk harsına, camiasına mensubiyetini iddia ederse buna inanmak doğru olmaz" Türk ulusunun istiklâli.. Türkler, İslâmiyeti kabul ettikten sonra, Arapça ve Farsça kelimeler, kurallar, cümle dizilişleri büyük bir hızla Türkçeye aktarılmış, bu üç dilin karışımından meydana gelen "Osmanlıca" diye karma bir dil ortaya çıkmıştı. Fakat bugün yaşayan bir Zaza dili vardır. Türk dilince dedi bu kez... Pir, Dilküşanàme kitabından bunları okurken, Atatürk heyecanlıydı, "Bakınız arkadaşlar dedi, ben belki çok yaşamam. Fakat siz ölene dek Türk gençliğini yetiştirecek ve öz Türkçeyi bir kültür dili yapmaya çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ve Türklük uygarlığa ancak bu yolla kavuşabilir." Değerli okurlarım; dilerim bu yazdıklarımdan bir anlam çıkararak, hep beraber Türkçemize sahip çıkar, birlik ve beraberliğimizi daha sıkı sağlarız..

08 Temmuz 2026 01:15

Mizgin Uğur

Bayraklar Ve Milli Kimlik: Bir Kumaş Parçasından Fazlası

Bunun nedeni insanların bir kumaş parçasına olağanüstü değer vermesi değildir. Asıl neden, o kumaşın temsil ettiği ortak kimliğin ve kolektif hafızanın hedef alınmış olarak görülmesidir. Farklı görüşlere, farklı yaşam tarzlarına ve farklı ekonomik koşullara sahip milyonlarca insan aynı bayrağın altında kendisini aynı topluluğun üyesi olarak hissedebilir. Ancak gerçekte korunan şey kumaş değil, onun temsil ettiği ortak varlıktır. Bunun nedeni yalnızca anayasal bir sembol olması değildir. Ancak bayrakların toplumsal işlevi sadece birlik oluşturmak değildir. Her sembol belirli bir aidiyeti temsil eder ve aidiyetler zaman zaman çatışabilir. Bayraklar yalnızca devletlerin resmi sembolleri değildir. Toplumları bir arada tutan görünmez bağların somutlaşmış hali olan bayraklar, geçmişten geleceğe uzanan ortak bir hikâyenin sessiz fakat etkili anlatıcılarıdır.

08 Temmuz 2026 01:15

Köşe Yazarı

Yapay Zeka Çağında İnsan Olmak (3) - Akıl Bir Bağdır

"Akıl" kelimesinin kökü dikkat çekicidir. Arapçada "akl", devenin dizini bağlamak için kullanılan ip anlamına gelir. Çünkü akıl yalnızca düşünme kabiliyeti değildir. Akıl aynı zamanda bağ kurma kabiliyetidir. Bediüzzaman'ın Kur'ân için kullandığı tariflerden biri bu noktada dikkat çekicidir: "Sutûr-u hâdisatın altında muzmer hakaikin miftahı…3" Yani yaşadığımız hâdiselerin satırları altında gizlenmiş hakikatlerin anahtarı… Bediüzzaman'ın şu sözü bu yüzden derindir: "Akıl ve nakil tearuz ettikleri vakitte akıl asıl itibar ve nakil tevil olunur. Fakat o akıl, akıl olsa gerektir.4" Çoğu zaman ilk kısmı konuşulur; hâlbuki düğüm son cümlededir: "Fakat o akıl, akıl olsa gerektir." Çünkü hevânın emrine girmiş bir zekâ, kendini merkeze koymuş bir zihin, önceden verdiği hükme delil arayan bir akıl hakikati aramaz; kendi nefsine avukatlık yapar. Çünkü akıl, yalnızca hesapladığında değil; insanı hakikate bağladığında akıl olur. 2- Said Nursî, İşârâtü'l İ'caz, s. 39. 3- Said Nursî, Sözler, s. 271. 4- Said Nursî, Muhakemat, s. 27.

08 Temmuz 2026 00:53

Faruk Çakır

Türkiye'nin Tansiyonu

Yine aynı uzmanların ifadesine göre 5 ya da 10 yıl süren bir "enflasyonla mücadele" olmaz. "Türkiye ekonomisi bir dönüm noktasında. Bazı sektörler güç kaybediyor. Bu dönüşümün sağlıklı olabilmesi için kamunun öncülük etmesi gerekiyor. Bu da yapısal reformlarla olur" diyen Prof. Dr. Alçın, "En büyük risk bir ödemeler bilançosu krizidir. Bu öteleniyor. Sanayide dönüşümü sağlayamazsak şu anda dünyada 20'inci büyük ekonomi iken gelecek 5-10 yılda buradan geriye gideriz. (...) TÜİK'in yüzde 32 enflasyon açıkladığı ortamda otoyol ve köprülere yüzde 57 zam yaparsınız, demek ki enflasyon TÜİK'in açıkladığı enflasyon değil. Bu ne demek TÜİK'in enflasyonuna göre değil kendini güvenceye alacak bir oranda zam yap demek. Bu da önümüzdeki dönemde enflasyonun yüzde 30'un altına inmesini zorlaştıracak" uyarısında bulunmuş.

08 Temmuz 2026 00:50

Cevher İlhan

İran'la Savaş Fitnesinin Akıbeti

Gerçek şu ki ABD-İsrail'in İran savaşı, BOP'la Fas'tan Afganistan'a 22 İslâm ülkesini etnik - mezhebî iftiraklarla 50 devletçiğe parçalama, Ortadoğu'da İsrail'e karşı güçlü ülke bıraktırmama hesâbına tetiklendi. Bundandır ki uluslararası ilişkiler uzmanları, Trump'ın "İran'ı bitirdik" nakaratını tekrarlamasının Trump'ça "İran'da bittik!" ikrarı olduğunu; İsrail'in bütün ısrarlarına rağmen ABD'nin İran'la çatışmadan kaçındığını; bu yüzden Lübnan'ı bombalamakla "mutabakatı" saboteye didinen canciğeri "Bibi"ye "patron benim!" fırçasını attığını belirtiyorlar. Keza çocuk katili saldırgan ABD'yi değil "İran'ı kınayan" bildiriyi Amerikan uydularıyla imzalayan Dışişleri Bakanı'nın iddialarının, İsrailli Siyonist bakanların tahriklerin aksine halkın infiâliyle Türkiye'yi Müslüman komşu İran'a karşı ABD-İsrail'in yanında savaşa sokamadığına dikkat çekiyorlar. Akıbette, İsrail'in "demir kubbesi"nin çökmesi gibi 67 savaşından beri "yenilmezliği"nin yıkıldığını, Yahudî Lobisinin etkisini yitirdiği, Amerikan halkında "vergilerimizle insanlığa karşı Siyonizmin soykırım, işgal ve zulüm politikalarının peşinde sürüklenmeye mecbur muyuz?" tepkisinin dalga dalga yükselip yayıldığı görülüyor.

08 Temmuz 2026 00:47

Süleyman Kösmene

İlk Çağ Yunan Filozofu: Eflatun

Elbistan'dan Cemal Özkaya: "Felsefenin en mükemmel ferdleri ve o silsilenin dâhîleri olan Eflâtun ve Aristo, İbni Sina ve Farabî gibi adamlar, "İnsaniyetin gayetü'l-gâyâtı, teşebbüh-ü bilvacibdir, yani Vacibü'l-Vücud'a benzemektir" deyip, Firavunane bir hüküm vermişler ve enaniyeti kamçılayıp1… "Ey arkadaş! Şimdi hayali baştan çıkar, aklı kafaya geçir. Evvelki iki yolun mağdub ve dâllîn yolu; hatarları pek çoktur, kıştır daim güz, yazı. Yüzde biri kurtulur: Eflâtun, Sokrat gibi."2 Eflatun için hem kurtulur diyor hem de Firavunane hüküm verenlerin arasında sayılmış bir zıtlık mı var." Eflatun, 430'lu yıllarda Atina'da doğan ünlü Yunan Filozofudur. En önemli hocası Sokrat'tır. Sicilya'ya yaptığı seyahatlerin birinden döndükten sonra yaklaşık 387 yıllarında, Atina yakınlarında bir kasabada, Akademos bahçesinde, düşünce tarihine "Akademi" olarak geçecek olan okulu kurmuş ve ömrünün büyük kısmını burada ders vererek, kitap yazarak geçirmiştir. En ünlü talebesi Aristo'dur. Eserlerine baktığımızda, onu, gözü ideal dünyada olan, ebedî saadete ermenin aşk ve heyecanıyla yaşayan, bu dünyanın geçici değerlerine fazla önem vermeyen, tam anlamıyla "mistik" bir insan olarak görmek mümkündür. Bu yönüyle Eflâtun Sokrat'ın bir devamı sayılır. Gerek seçkinler meclisinin zorbalığı gerekse Sokrat'ı haksız yere idam eden düzenin zulüm ve yolsuzlukları Eflâtun'u derinden sarsmış ve bu sebeple siyasî rejimler üzerine felsefî bir araştırmaya girişmiştir. Eflatun, yaklaşık milâttan önce 369 yılında tasarladığı "ideal devlet" planını, bizzat kendisi de idareye katılmak suretiyle "örnek devlet" olarak gerçekleştirmiştir. Eflâtun felsefesinin merkezini insan teşkil eder. Onun hedefi "insanın saadetinin sırları"nı keşfetmektir. Varlık Mertebeleri ve İdeler: Eflâtun, Politeia (Devlet) ve Timaios adlı eserlerinde varlık kademelerinden ve buna bağlı olarak da bilgi derecelerinden bahseder. 2. Din ve Allah Anlayışı. 4. Cemiyet ve Devlet Anlayışı. İslâm Dünyasında Eflâtun. 1- Sözler, s. 610.; 2- Age., s. 827.

08 Temmuz 2026 00:36

Köşe Yazarı

Nazar Değmesi Haktır Ve Ondan Korunmak Lâzımdır

Bu mesele için Peygamber Efendimiz (asm) "Nazar değmesi haktır." buyurmuştur. Halk arasında buna "Nazar insanı mezara, deveyi de kazana sokar." demişlerdir. Sevgili Peygamberimiz (asm) hakkında da nazar değmesi olmuştur. Hatta, Kalem Suresi'nin 51. ve 52. ayetleri bu konuda gelmiştir. Ziyaretine gelenlere hizmetkârı olan talebeleri "Üstad'ın yüzüne bakmadan onunla konuşun ve nasihatlerini dinleyin." diye tembih ederlermiş. Çünkü, bazı insanların maşaallah demeden "Ooo memeleri ne kadar çok sütlü!" dedikleri zaman, keçi mutlaka hastalanır ve rahmetli dedem hemen bir ekmeğe nazar duası okur, yedirir ve hayvan o durumdan kurtulurdu. Bir çiçek, hayvan veya güzel bir insanı görünce "Maşaallah! Allah dilemiş ne güzel yaratmış!" demek, adeta koruyucu bir kalkan gibi nazar değmesini engelliyor. Bir gün, camiden bir namaz çıkışında merdivenlerden inerken ihtiyarlara "Biraz da gençler gibi inelim." dedim ve koşarak aşağıya indiğimde ayağım burkuldu ve bir seneden beri tedavi etmeye çalışıyorum. Cuma sabahı aynı durumun devam ettiğini görünce, devlet hastanesi acil servisine gittik.

08 Temmuz 2026 00:33

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.