×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Ulusalcı Emekli Generaller, Solcu Gazeteciler Utanacaklar Mı?

Emekli maaşı aldığı kendi ülkesini haksız, dünyaya kendi kafasına göre nizamat vermeye kalkışan ABD'yi haklı gören emekli generaller, dün söylediklerini unutup, bugün yeni yalanlarla, kendi ülkelerinin seçilmiş cumhurbaşkanına laf yetiştirmeye çalışıyorlar.. Dünya devletlerinin liderlerini öldüren, kaçıran ABD'ye destek çıkıp, kendi ülkesini kamu bankası üzerinden suçlu ilan etmeye kalkışan gazeteciler, hiç utanmıyorlar, bugün dahi yalan haberlere imza atmaya devam ediyorlar.. "Türkiye'deki yöneticiler hakkında çok önemli belgeler, FBI'ın elindeki dosyada" şeklinde ahlaksızca yaptıkları haberler, bugün arşivlerde yerlerini koruyor.. Bu haber görüntülü algı operasyonları ile, Amerika'nın yalakalığını yapanların kimliklerinde hâlâ Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları yazılı.. "Amerika Birleşik Devletleri'nin elinde, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hakkında, çok önemli malvarlığı bilgileri var. Onun için Tayyip Erdoğan, ABD aleyhine laf edemiyor. Onun için ABD F35'leri vermediği halde, üstüne bir de CAATSA yaptırımlarını getirdiği halde, Erdoğan ABD'ye hiçbir şey diyemiyor" pespaye yalanlarını uyduran muhalif siyasetçilerimiz, bugün hâlâ iktidara alternatif olma iddiasında söylemleri ile gündemi meşgul ediyorlar.. Bu ülkede, kendi cumhurbaşkanı için, "ABD Başkanı'ndan geri dönüş telefonu beklediği için, masa telefonunun başından ayrılmıyor" diyerek ahlaksızca yalanlar savuranlar, hâlâ sosyal medyada gündem oluşturmaya devam ediyorlar, hala başka yalanları ile beyinleri zehirlemeye devam ediyorlar.. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, ABD Başkanı ile görüşmesi için, "Girdisi çıktısı 15 dakika" diye ahlaksızca yorumlarda bulunan sözde gazeteciler, bugün hâlâ ahkam kesmeye devam ediyorlar.. ABD Başkanı Trump, Türkiye'ye geliyor ve yaptığı açıklama şöyle: "Erdoğan olmasaydı zirveye katılmazdım".. Trump'ın, "Erdoğan davet ettiği için katılıyorum" dediği NATO zirvesinde, ABD Başkanı'nın harcadığı süreyi kaç dakika ile değil, kaç saat ile değil, kaç gün ile ölçüyorsunuz.. "ABD haklı. S-400'ü alırsak, onlar da F35'leri vermezler tabii" diyen, çok bilmiş emekli generaller.. Türkiye'nin ekmeğini yiyen, suyunu içen hainler, kendilerine güvenlik uzmanı sıfatı yakıştıran ahlaksızlar, "S-400'leri satın alamayız. ABD izin vermez" demelerinin, sonrasında "S-400'leri alsak da, kuramayız" demelerinin üzerinden, "S-400'leri kursak da, aktif durumda tutamayız" demelerinin üzerinden, "S-400'leri satmak zorunda kalacağız" demelerinin üzerinden, en son olarak da "S-400'leri şu ülkeye satıyoruz" demelerinin üzerinden, henüz aylar geçmiş iken.. Emekli generallerimiz, ilk günden Cumhurbaşkanımızın arkasında durup, "1974 Barış harekatı döneminde de ABD– Türkiye'ye ambargo uygulamıştı.. Biz ABD'den korkmuyoruz.. Biz ABD'ye muhtaç değiliz.. Verecekleri hava savunma sistemini de, zaten bedavaya göndermeyecekler. Parası ile yollayacaklar. Vermezlerse de, biz de tecrübemizle, hava savunma sistemimizi üretir, aktif ederiz. Cumhurbaşkanımız bilsin ki, tüm emekli generaller, kendisi ile beraberdir" deseydiler. Öyle sanıyorum ki, hem Türkiye haklarına daha hızlı kavuşacak, hem de emperyal devletler, kendilerine daha çok çekidüzen verecektir.. "Rusya'dan S-400 alırsak, ABD tabii ki F35'lerden vazgeçer" diyen, bu ülkenin emekli amirali, emekli generali, bugün dahi emekli maaşını almaya devam ediyor..

Ali Karahasanoğlu

Kaynak: Yeni Akit

08 Temmuz 2026 01:46

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Ali Karahasanoğlu

Mustafa İslamoğlu Hocamıza

Hâlâ da veremiyorum: "Dün hata ettiğimiz noktaları tespit ediyorum, kendimi sorguluyorum, fikirlerimin kölesi değilim efendisiyim. Yanlış olanları düzelttiğim, yanlış olduğuna inandığım an onu doğrudan her araçla ulaştırabileceğim herkese ulaştırıyorum. Bu benim tövbem, tövbe böyledir. En çok pişman olduğum şey bir dönemimi İslamcı olarak geçirmek. Bu 70-80-90'lı dönemler." Düşünebiliyor musunuz.. Kitaplar yazmışsınız.. Gazetelerde dergilerde sürekli köşe yazılarınız yayınlanıyor.. Ve bugün geldiğiniz nokta, "En çok pişman olduğum şey bir dönemimi İslamcı olarak geçirmek. Bu 70-80-90'lı dönemler." Ve, o tarihlerde yayınlanan yazılarınızda, bir küçük harf hatası olduğunda, "Biz sabahlara kadar düşünerek o yazıyı kaleme alıyoruz. O hata nasıl yapılır" diye, sanki ayeti kerimenin yazılmasında bir hata yapılmışcasına azarlamalarınız aklıma geliyor.. Şimdi siz, hatalısını-hatasızını boşverin, sabahlara kadar düşünerek yazdığınız yazılardan, toptan pişman mısınız, yani.. Mustafa bey, "Paleolitik dönem mağaralarını, animizm ve şamanizmin ruh telakkisi" ni konuştuğunu söylüyor.. "Kadim insan için Mağara ne anlama geliyor" başlığı ile sosyal medyada paylaşmış. Bu konunun uzmanı olmadığını çok iyi biliyoruz, ama öyle ahkam kesiyor ki, size de aktarayım: "Mağarada insanoğlu yaşamıyordu. Mağara kovuğunda yaşıyordu ama mağarada yaşamıyordu. Bu mağaraların çoğunda gaz var. Gaz. Halisinojen gazlar. Özellikle mesela Antalya'daki bir mağarada araştırma yaptılar. Araştırma yapanlar da kafayı bulmuşlar. Efendim gaz çıkarıyor. Mağara gaz çıkarıyor. Bu gaz da halüsinojen. Onun için oraya girince bir şekil oluyor, bir hoş oluyor. Yani geliyorlar efendim. Cinler geliyor, periler geliyor, şeytanlar geliyor, cennet geliyor, cehennem geliyor, iyiler geliyor, kötü ruhlar geliyor, iyi ruhlar geliyor. Her şey geliyor. O da gerçekten geldi zannediyor ve oraları öyle kodluyor. Kadim insan." Bu konuşmayı izleyen bir ateist, sosyal medyada şöyle küstah bir paylaşım (haşa) yapmış: İnternet sitemizde, Mustafa İslamoğlu'nun konuşması ve ateistin yorumu, bir kanaldan haber servisimize ulaştırıldığında, habercilik acelesi ile, başka sitelerdeki karışıklıktan da etkilenerek, sanki konuşma içinde, peygamberimiz de direkt varmış gibi haberleştiriliyor.. Mustafa İslamoğlu açıklama yapıp, "Bırakın peygamberlik asrını İslam ile en ufak bir ilgisi olmayan, 'Paleolitik dönem mağaralarını, animizm ve şamanizmin ruh telakkisi" ni konuştuğum bir felsefi konuşmayı sanki Peygamberimizin vahiy alışıyla ilgili söylemişim gibi göstermeye çalışmışlar. Vah ki ne vah." deyince, bu açıklamayı da yayınlıyoruz. Mustafa İslamoğlu'nun sözlerinin devamında peygamberimize atıf varmış gibi yapılan karışıklığı gideriyoruz.. Ama, sanki durup dururken, Mustafa İslamoğlu'na bir haksız isnat yapılmış. Sanki Mustafa İslamoğlu hiç kusursuz bir anlatım yapmış da, kasten kendisinin sözleri başka paylaşımlarla karıştırılmış gibi, bir tazminat davası, bir tane daha.. Konuyu bir açıdan değerlendiriyoruz. Sonra bir başka açıdan bir daha değerlendiriyoruz. Mustafa İslamoğlu ile, "mağarada gaz" olayını, yanyana bir türlü getiremiyoruz. Ne anlatmak istedi. Ne mesaj vermek istedi.. Mağarada ruh telakkisi ile, ne denilmek istendi.. "Birisi benim yorumlarıma peygamberleri de karıştırsın. Ben de gündem olayım" diye düşünülmedi ise.. "Düşünüldü" demiyorum. Sakın, Yaşar Nuri Öztürk'ün, İlahiyat Fakültesi'ndeki öğrencilerinin eleştirilerine cevap veremediği noktalarda, "Sen ne diyorsun be. Biz bu konuları yedi dilde yazılmış eserlerden takip ediyoruz" kibrine düşmeyin.. "Paleolitik dönemi bilmeyen hukukçu-yazar, bize akıl veriyor" demeye kalkmayın..Yaşar Nuri Öztürk'ün hayat kronolojisi, verdiği o cevaptaki kibrin, kendisini nerelere götürdüğünü ispatlamaktadır.. "Mağara" diyorsunuz. "Gaz" diyorsunuz. "Halüsinasyon" diyorsunuz. "Gelirler", diyorsunuz. "Cennet-cehennem" diyorsunuz.. Sonra, "Ben peygamberlerin mağaradaki inzivaya çekilmelerini kasdetmedim. İnzivada bunların olabilirliğini ima etmedim" diyorsunuz. Peki, kabul ettim.. Deniz Göktaş isimli komedyenlik iddiasındaki kişi, "Bir kere çok iddialı bir çıkış 600'lü yıllarda bu son kitap demek, daha yeni yeni kitaplar çıkıyor zaten ya, ben 1200 yılında bir tane daha çıkar diye düşünürdüm, yazar içinde çok zor, aklına yeni bir fikir gelse son kitap dedik ya domuz da yemeyiversinler" diyerek, Kur'an-ı Kerim'in insan sözü olduğu imasında bulunarak, kendince espiri yaptığının haftasında... Sosyal medyanızda şu içerikli konuşmayı niye koydunuz: "Tebessüm sadakadır diye bir hadis söylenir fakat bu sadakayı ne veren vardır ne alan. Onun için Arap şiirinde hicviye vardır, methiye vardır, mersiye vardır ama mizah yoktur" Anlatımıkesmeden, uzun uzun verdim. Ki, "çarpıtmışsınız" denilmesin.. Bu da, Deniz Göktaş ile ilgili değil mi yoksa.. Peki o zaman hocam, kusura bakmayın. Binlerce özür. Boşverelim NATO'yu.. Boşverelim, gelen liderleri. Boşverelim Ekrem İmamoğlu'nun yolsuzluklarını.. Ama oldu.. Öncesinden başlayayım.. 28 Şubat sürecinde, müstear isimle de yazmışlığı vardır.. Kendi gerçek adı ile de akit'te köşe yazıları çıkmıştır.. Müstear isimle yazdığı dönemde, kaleme aldığı yazı sebebi ile, benim sorumlu müdür olarak sanık sandalyesine oturduğum olmuştur.. Üzülmesin diye kendisine bile haber vermeden, ama asla, savcıya gittiğimde, mahkeme huzuruna çıktığımda, "Bu yazının eser sahibi şu kişidir" diyerek, bana verilecek cezadan kurtulmaya çalışmadan.. Bir mücadele içinde olduk.. Ama ne hikmetse, Karar tv'ye çıkıp, şu sözleri sarf ettiğinde, bir anlam verememiştim.. Hâlâ da veremiyorum: "Dün hata ettiğimiz noktaları tespit ediyorum, kendimi sorguluyorum, fikirlerimin kölesi değilim efendisiyim.

09 Temmuz 2026 02:44

Ali Karahasanoğlu

Tuncay Yılmaz Her Şeyi Anlattı, Ama Pişkinlikten Taviz Yok

Diyor ki, şirket müdürü Tuncay Yılmaz, "CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınmasında, binanın alım sürecinde yer almadım. Yalnızca Fatih Keleş'in talebi üzerine içinde para bulunan bir çantayı, belirtilen adrese götürdüm." Mahkeme başkanı, mahkemedeki savcı nezaketen sormuyor.. Hani "Fatih" yerine "Ekrem" dese, "Keleş" yerine "İmamoğlu" dese, tutturacak da.. Tuncay Yılmaz, Ekrem İmamoğlu'nun aile şirketinin müdürü. Tuncay Yılmaz devam ediyor: "Paranın kaynağına ilişkin herhangi bir bilgi sahibi değilim. Benim o iş yerinde bulunmamın tek sebebi para transferidir." Türkiye'de para transferlerinden sorumlu devlet bakanı Tuncay Yılmaz imiş! Nerede bir para transferi var ise, Tuncay Yılmaz orada imiş. Para öyle 3 bin tl, 10 bin tl değil. "Abi, bu parayı üzerimde yakalatırsam, izah edemem., Siz kaynağını söyleyin, sonra taşıyayım" ' demiyor. "Para transferi" deyince, hakimin; "Aaaa. Tuncay bey demek ki para transferi ile görevli imiş. Bak sen. Yanlış adamı sorguluyoruz galiba" diyeceğini sanıp.. Kendinden emin bir şekilde, "Benim kurultay ile de ilgim yok" diyor.. Ama parayı alıp, gidiyorsun.. "Sonrasına da ben bakmam" diyor, "bilmiyorum" ile konuyu kapatacağını sanıyorsun.. "CHP'nin fonladığı" diye isimlerini saydığımız için, 500 bin TL'lik manevi tazminat davası açan Murat Ağırel'ler.. Heyyy. Ve Tuncay Yılmaz, asrın davasında, asrın savunmasını yapıyor: "İddianameyi hazırlayan savcılar benim her iki belediyeyle de bir irtibatımı kuramadıklarından bana doğrudan İmamoğlu'na bağlı bir üyelik uydurmuşlar." Buraya kadar işi gırgıra alıyorduk ama. O da "Bilmiyorum" diyerek, kurtulacağını sanıyor.. "İddianameyi hazırlayan sayın savcılar benim her iki belediyeyle de bir irtibatımı kuramadıklarından belediye çerçevesindeki örgüt yapılanmasına beni dahil edememişler, doğrudan Sayın Ekrem İmamoğlu'na bağlı bir üyelik uydurmuşlardır." diye savunmasına devam ediyor. Murat bey de diyordu ya, "Kiracı olduğum için dava açıldı.." Tuncay bey de diyor ki, "İddianamede yer almamın tek sebebi İmamoğlu İnşaat'ın genel müdürü olmam." Yetmiyor mu Tuncay.. Ve açık açık, Bodrum'daki yolsuzluğu da, her gün tekrarlayan pişkin bir sabıkalı gibi anlatıyor, Tuncay Yılmaz: "Ekrem Bey bana Bodrum'da üzerinde bir ev bulunan arsa ilanını verdi. Burayla ilgilenmemi, araştırma yapmamı istedi... (Satıcı) Şirketin sahibi paranın bir kısmını elden almak istediğini söyledi. Yeri çok beğendiğimiz için satıcının bu teklifini kabul ettik. (..)Paranın bir kısmını, şahsın muhasebecisi ofisinde elden kendisine teslim ettik. Bir kısmını da banka havalesi yoluyla şahsın hesabına havale yaptık." Haricen ödenen miktar da ne kadar, biliyor musunuz. Tapuda 500 bin avro..

07 Temmuz 2026 02:11

Ali Karahasanoğlu

33.. 33.. 33... 33. Yılda Çözülsün, 33'teki Sır Perdesi..

Ama birilerinin, kendi derin dünyalarında, birilerine mesaj yollamak için, belki de şifreleme yaparak, "Ne kadar güçlüyüz bakın. Aynı sayılarla, tesadüf gibi sayılar üzerinden nasıl derin işler organize ediyoruz" hatırlatması yapmak için.. Yine 1993 yılının, bugün dahi üstündeki perde kaldırılamayan büyük olaylarından birisi de Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis'in bir uçak kazasında vefat etmesiydi. Ne oldu ise, önce Eşref Bitlis, sonra Turgut Özal'ın kaybı, ardından da sivil kıyafetli 33 erimizin, bir otobüsle birliklerine giderken yolları kesilip, şehid edilmesi.. Ardından 2 Temmuz 1993'de Sivas'ta yaşanılan Madımak oteli yangını.. Ateist Aziz Nesin'in provokasyonu sonucunda Sivas'lıların gösteri yapmasını fırsat bilen derin ellerin, oteli yakıp, masum insanların 33 yıldır suçlandığı bir olayın yaşatılması.. O dönem Adalet Bakanlığı koltuğunda oturan Seyfi Oktay'ın organize ettiği yargıdaki davaya bakacak mahkeme değişikliklerinin yapılması ve Yargıtay'daki derin görüşmeler sonucu, otel yangını ile ilgisi olmayan 33 kişiye, adeta ölen 33 kişinin intikamı dercesine "idam cezası" verilmesi.. Ve 5 Temmuz 1993'de, yine 33 sayısı ile karşımıza çıkan, Başbağlar'daki katliam.. PKK'lı teröristler, "Sivas'ın intikamını almaya geldik" diyerek, Başbağlar köyünü basıyorlar, evleri yakıyorlar, 33 sivil insanı kurşunlayarak öldürüyorlar.. Ve bugün artık, 1993'ün 33. yılındayız.. Başbağlar katliamında 33 insanımıza saldıranların gerçek niyetlerinin arkasındaki gerçekler de.. Hepsi birden, 33. yılda ortaya çıkarılsın.. Kimse, "Türkiye zaten böyle garip olayların sahne bulduğu bir ülkedir" avuntusu ile cevap vermesin.. Tabii ki, "Allah korusun, olmasın" diyelim.. Bir köyün basılıp, üç gün önceki bir başka olayın intikamı denilerek 33 gibi çok sayıda insanın öldürülmesi de tarihimizde yok.. 33. yılında, tüm bu karanlıkta kalmış gerçekleri çözmeliyiz.. 1993 yılındaki 33 ile şifrelenen olayların üzerindeki perde, 33. yılda kaldırılmalı, gerçekler ortaya çıkarılmalıdır.. Bu vesile ile, 5 Temmuz'un yıldönümünde, algıcı medya organlarının bugünkü nüshalarını da dikkatle inceleyeceğimizi hatırlatalım.

06 Temmuz 2026 01:48

Ali Karahasanoğlu

Silivri Duruşmalarında Bu Hafta, Komediye Doyacaksınız

Deniz Göktaş tutuklandı. Samimi kanaatim, Deniz Göktaş'ın Tayyip Erdoğan'a yönelik eleştirileri, Ekrem İmamoğlu'na da benzer eleştirileri yöneltmesi sebebiyle tolere edilebilir. Biz ilahi dinleri korumaya alalım derken, Budizm ve diğer batıl dinleri korumaya almışlar.. Daha ötesi ateizmi korumaya almışlar. İslam'a saygısızlık var, Yahudiliğe yok. "Adam komedyen espri yapıyor, ne tutarlılığı bekliyorsunuz" demeyiniz. Hakkını yemeyelim, şimdiye kadarki diğer komedyenlerin aksine, Deniz Göktaş, Ekrem İmamoğlu konusunda bir küçük denemeye cesaret etti. Bütün siyasileri konu edinebiliyormuş gibi bir izlenim vermek için, Tayyip Erdoğan'la ilgili alakasız zorlama esprilerini meşrulaştırmak için, Ekrem İmamoğlu üzerinden de bir-iki de olsa espri yaptı. Ama, yedisini-yetmiş yedisini, yedi yıldır- on yedi yıldır-yirmi yedi yıldır sandığa gömen Tayyip Erdoğan'ın, psikolojik destek aldığı zorlama esprileri yerine, hele hele bir yandan "gereksiz harcamalar yapıyor" diye eleştirirken, bir yandan da Cumhurbaşkanına, "para aile içinde kalsın" şeklinde absürt bir espri ile haset ederek, kısırlılığınızı gidermeye çalışacağınıza. Ekrem İmamoğlu'nun, daha 2 yaşındayken, yanındaki 8-9 yaşlarındaki akrabasının cebine el atarak çektirdiği fotoğraf üzerinden, saatlerce komedyenlik yapabilirdiniz. Maksat espri değil.

05 Temmuz 2026 01:55

Ali Karahasanoğlu

Rahmetli Babamdan Vasiyetliyim 'Peki' Derim, Geçerim.

Babama bayram ziyaretine gelen akrabalara, klasik cümlesidir: "Rahmet istedi".. Evet, bayram ziyaretine gelenlere, o günkü aktüalite ile de ilgili olarak bir vesile bulur, anlatacağı kıssaya kaynaklık edecek kişiye atfen, "rahmet istedi" girizgahı sonrasında, hikayesini anlatır, mesajını verirdi. Şimdi biz de babamız için, "rahmet istedi" diyelim ve ondan bize miras geçen mesajı aktaralım. Ev içinde de belki bizi disipline almak için veya kendi tecrübelerini bize aktarmak için, bir mesaj verdiğinde, kendisine itiraz ediyorsak, hiç uzatmaz, "Peki yavrum" der konuyu bitirirdi. "Peki yavrum" demesi bizim için bir mesajdı. Tam bu noktada, Adem Soytekin'in avantajlı daire satışının, "delege satın alınması sebebi"ne dayalı olup olmadığını bilmediğini kastederek, "O usulsüzlüğü bilmiyorum" cevabı, "CHP'lilere hiçbir torpil yapılmamıştır, İstanbullunun hakkı hukuku CHP'li yöneticilere peşkeş çekilmemiştir" anlamına gelecek şekilde "hiçbir usulsüzlük yoktur" mesajına dönüşmesi, bence dürüst gazetecilik değildir. Medya ombudsmanı Faruk Bildirici der ki: "Adem Soytekin'in KİPTAŞ daireleri satışıyla CHP kurultay delegelerinin iradesini etkilediği yönünde bilgisi olmadığı başlığı ve haberin ana omurgası doğru. Duruşmada açığa çıkan bilgiler, konuşmalar, çarpıtılmadan yansıtılmış." "Babam rahmet istedi, peki Faruk bey" diyelim. Hakkı teslim etmek anlamında o kısmı da aktaralım: "Yine de 'Adem Soytekin: KİPTAŞ'tan CHP'lilere daire satışının kurultayla ilgili olup olmadığını bilmiyorum' gibi uzun başlık atılabilse Ali İhsan Karahasanoğlu'nun da doğru anlaması sağlanabilirdi." Faruk beyle hiç özel sohbet yapmadık. Farz edelim delege satın alınması düşünülmeksizin, ama kendisine ve partisine bir haksız kazanç olacağı çok kesin olan, 'CHP'li yöneticilere 100 daire avantajlı satışı' suç değil mi?" Suçtan kastım, ceza hukuku anlamında kanundaki boşluklardan yararlanılarak, "Nanik.. 'KİPTAŞ'ın arsasında yapılan dairelerin satışlarında hiçbir yolsuzluk olmadığı ile ilgili değil" diyeceklere de vereceğim cevap yine, "Peki" den ibarettir. Rahmetli babamdan vasiyetliyim 'peki' derim, geçerim. Babama bayram ziyaretine gelen akrabalara, klasik cümlesidir: "Rahmet istedi".. Evet, bayram ziyaretine gelenlere, o günkü aktüalite ile de ilgili olarak bir vesile bulur, anlatacağı kıssaya kaynaklık edecek kişiye atfen, "rahmet istedi" girizgahı sonrasında, hikayesini anlatır, mesajını verirdi. Şimdi biz de babamız için, "rahmet istedi" diyelim ve ondan bize miras geçen mesajı aktaralım. Ev içinde günlük olağan küçük tartışmalar. Ev dışında kimseyle ihtilaf yaşadığını zaten hiç görmedim. Ev içinde de belki bizi disipline almak için veya kendi tecrübelerini bize aktarmak için, bir mesaj verdiğinde, kendisine itiraz ediyorsak, hiç uzatmaz, "Peki yavrum" der konuyu bitirirdi. "Peki yavrum" demesi bizim için bir mesajdı. "Kısır tartışmaya giriyoruz, buna gerek yok, zaman içersinde gerçeği görürsünüz. Duruşmada açığa çıkan bilgiler, konuşmalar, çarpıtılmadan yansıtılmış." "Babam rahmet istedi, peki Faruk bey" diyelim. Hak ile batılı ayırma anlamına gelen, Faruk isminin sahibi Sayın Bildirici, yine de şunu da hatırlatmış. Hakkı teslim etmek anlamında o kısmı da aktaralım: "Yine de 'Adem Soytekin: KİPTAŞ'tan CHP'lilere daire satışının kurultayla ilgili olup olmadığını bilmiyorum' gibi uzun başlık atılabilse Ali İhsan Karahasanoğlu'nun da doğru anlaması sağlanabilirdi." Faruk beyle hiç özel sohbet yapmadık. Çaktırmadan mesajlar verip vermediğini, iğnelemede bulunup bulunmadığını, böyle bir alışkanlığının olup olmadığını bilemiyorum. Bu açıdan, "anlama kabiliyetin zayıf" göndermesi yapıp yapmadığı konusunda da, bir iddiada bulunamayacağım. Ama milyarlarca liralık yolsuzluğun konuşulduğu ve gerçeklerin ortaya çıkarılması için çaba sarf ettiğimiz böyle bir konuda, "sen bana şunu mu demek istedin, yoksa bunu mu ima ettin" basitliğine düşmeden şunu söyleyebilirim: B elediye başkanı seçildiği gün, 'CHP rozetini çıkaracağım, 16 milyon İstanbullunun başkanı olacağım', sözü veren Ekrem İmamoğlu, delege satın alınması için 100 daireyi CHP'li yöneticilere ucuza sattırması suçtur da. Farz edelim delege satın alınması düşünülmeksizin, ama kendisine ve partisine bir haksız kazanç olacağı çok kesin olan, 'CHP'li yöneticilere 100 daire avantajlı satışı' suç değil mi?" Suçtan kastım, ceza hukuku anlamında kanundaki boşluklardan yararlanılarak, "Nanik.. Kanun, müteahhitin kendisine bırakılan dairenin kime satıldığını irdelemez. Müteahhitin kendi dairesi, istediğine satar.. Müteahhit kendisine baskı yapan kişilerden şikayetçi olursa o zaman bu konu mahkemenin önüne gider" savunması yapacaklara, şu cevabımı da içermektedir: "Bu işin bir de seçmen nezdinde vicdani yönü var, hani parti rozeti, koltuğa oturur oturmaz çıkarılacaktı" Yolsuzluğu, lütfen usul tartışmalarına kurban etmeyelim.

04 Temmuz 2026 02:16

Ali Karahasanoğlu

Ekrem Bayılmaya Başladı

İBB davasında 61. gündeyiz.. Murat Ongun, 300 bin TL aylık gelirle, 350 bin TL aylık kira ödediği villanın hesabını önceki günkü duruşmada verememişti. Utanmazlığa bakın ki, küstahlığa bakın ki, asgari ücret alan milyonlarca işcinin, milyonlarca emeklinin durumu ile alay edercesine, "350 bin TL'lik kirayı nasıl ödüyorsunuz" sorusuna, sanki ona "ev sahibi nasıl oldun" diye sorulmuş gibi, "Ev benim değil. Böyle bir suçlama da iddianamede şahsıma yöneltilmediği için savcılık sorgumda da, emniyet sorgumda da, mahkeme sorgumda da böyle bir soruyla muhatap olmadığım için bu soruya yanıt vermemeyi tercih ediyorum" diyebilmişti. Bu utanmaz adam, sanki tercih hakkı varmış gibi, lüks villada oturmasının karşılığında ödediği paranın kaynağını açıklama noktasında, "cevap vermemeyi tercih ediyorum" diyebiliyor.. Bu arkadaş, 2024 değerleri ile 4.2 milyon TL'yi, trink nakit olarak oturduğu villanın 1 yıllık kirası olarak peşin ödüyor.. 2024 yılında 4.2 milyon TL'ye bir daire satın alınır. Ama Ekrem İmamoğlu, bayılacak ya.. Böylesine pişkin bir sanığı, tarih hiç görmemiştir.. Mahkeme heyetine, "seferberlik mi var" diyerek dalga geçmeye kalkıyor, en nihayetinde de "Bilelim" diyerek, yani "karşılığında ben de size bunun cezasını veririm" türünden tehditte bulunuyor.. İBB soruşturmalarında, daha ilk gün söyledik, yüzlerce sayfada anlatılan rüşvetin en somut delili, "Murat Ongun'un 300 bin TL gelir ile 350 bin Tl aylık kira ödediği lüks bir villada oturmasıdır" dedik. "Buna cevap veremezler" dedik. "İBB'den ihale alan bir müteahhitten, Ekrem İmamoğlu'nun aile şirketi, 500 milyon TL'lik 2 villayı noterde 15 milyon Tl değer gösterilerek satın almasının arkasında rüşvet olmadığını söyleyebilmesi mümkün değil, bunu asla izah edemezler, açıklayamazlar" dedik. Sanki rüşvetten tutuklu soytarıları savunmak, milletvekili görevleri arasında yer alıyormuş gibi, "Ben milletvekiliyim" diyerek itiraz edebiliyorlar.. Bu utanmazlar, TBMM Başkanlığı'na dilekçe verip, "milletvekili dokunulmazlığına aykırı olarak, zorla duruşma salonundan çıkarıldık" derlerse.. Hani "yasama, yürütme, yargı erkleri arasında yetki ayrışması olduğu" nu söylüyorlardı.. Milletvekili dokunulmazlığını kullanarak, rüşvetçilerin yargılanmasını önlemek. Kim ne hokkabazlığa imza atıyor, rüşveti nasıl kamufle etmeye çalışıyor, millet görmeli.. "Sona yaklaşılıyor, Ekrem ya ayılacak. Ya bayılacak" dedik..

03 Temmuz 2026 01:25

Ali Karahasanoğlu

T24'ün Basın Ahlakı

Ona buna şuna herkese etik gazetecilik iddiasıyla suçlama yönelten, soldan çarklı T24 internet sitesi, Ekrem İmamoğlu'na şirinlik yapmak için bakın hangi başlığı atmış: "Adem Soytekin'den kurultay ifadesi: usulsüzlüğü bilmiyorum." T24'te medya ombudsmanlığı yapan Faruk Bildirici'ye soralım. Bu şahıs da, "o usulsüzlüğü bilmiyorum" diye cevaplandırmış. "CHP kurultayında para alışverişi, telefon alışverişi, taşınmaz ucuza satışı oldu mu olmadı mı?" sorularına cevap ararken, Adem Soytekin'in ifadesine müracaat ediliyor. T24'e göre, daha doğrusu bu internet sitesinin başlığına göre, daha da doğrusu T24'ün Ekrem İmamoğlu'nu şakşaklamak için, gerçeği gizleyerek attığı başlığa göre, müteahhit efendi "usulsüzlük var mı yok mu bilmediği" ni söylemiş. T24'ün başlığının hemen altındaki ilk paragraftan sizlere aktarıyorum: "Soytekin duruşmada, KİPTAŞ'ın belirlediği 'VIP liste' üzerinden çok sayıda CHP'li isim ve yakınlarına daire satıldığını öne sürdü." Ama haberin daha girişinde de, "VIP liste" oluşturulup, CHP'lilere KİPTAŞ'tan daire satıldığını kendiniz aktardınız. Başlıkta "usulsüzlüğü bilmiyorum" net cümlesi verilirken, hemen devamında VIP liste ile ilgili Adem Soytekin'in usulsüzlüğü net olarak aktaran tespit birdenbire "öne sürdü" oluvermiş. Yani Ekrem abilerini kızdırmamak için, şunu demeye getirmiş T24: "aslında biz böyle bir bilgiyi kabul etmiyoruz. Bize göre CHP'lilere VIP'li liste oluşturulmamıştır. Ama müteahhit bunu iddia ediyor." Hâkimin sorusu üzerine, farklı bir konuda, örneğin telefon hediyesi ayrıntısında "usulsüzlüğü bilmiyorum" diyen müteahhitin beyanı başlığa çıkıyor. KİPTAŞ'tan daire yapım anlaşmasıyla müteahhitlik hizmeti veren Adem Soytekin'in anlatımı KİPTAŞ'ın 100 dairesinin satışında usulsüzlük var. Sonradan müteahhitin alacağı dairelerin bir kısmı, piyasa koşullarında kendi istediği şekilde satması yerine, KİPTAŞ yönetimi tarafından, "CHP'lilere piyasa koşullarının altında vermemiz lazım, senin 100 daireden bunları karşılayacağız" talebi üzerine, bu usulsüzlük yapılıyor. Böyle bir zenginliğe ulaşan Ali Kurt'un talebiyle, müteahhit 100 tane dairesini, piyasa koşullarında satma yerine, CHP'li özel isimlere düşük fiyattan satmak zorunda kalmıştır. Sanıkların avukatlarının, müteahhit Adem Soytekin'e yönelttikleri, "CHP'nin VIP listesindeki isimleri sayar mısın" şeklinde, YKS'de bile sorulmayacak cinsten ezber soruları yöneltileceğine, tapudan alım yapan kişilerin ad soyadları getirtilir, nüfustan bunların birinci derece akrabalarının listesi celbettirilir, CHP'den de bu kişilerin üyelik kayıtları sorgulanır.

02 Temmuz 2026 01:50

Ali Karahasanoğlu

Murat Ongun'u Dinliyoruz, Kule Kule Paraları Anlatacak Diye..

Onun gündemi ile kamuoyu meşgul olurken, İBB yolsuzluğunun baş aktörlerinin sorgusundaki çelişkiler, rezillikler, karambole gitsin, muhalif medya izahta zorluk çekeceği konulardan sıyrılsın, yolsuzluğu yazmak isteyenler de, gündem yoğunluğundan fırsat bulamasınlar.. Buyrun bu amacı birebir duruşma salonuna taşıyan şovmenlerin, düne kadar "Hazırız. Hemen ifade verelim" diyen hokkabazların, nasıl ifadeden kaçmaya çalıştıklarını, Sözcü'nün haberinden okuyalım: "Mahkeme başkanı savunma sırası gelen Medya A. Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun'un hazır olup olmadığını sordu. Onun'un salonda olmadığı için, mahkeme başkanı daha sonra, savunma sırası bir sonra olan İmamoğlu İnşaat genel müdürü Tuncay Yılmaz'a hazır olup olmadığını sordu. Yılmaz hazır olduğunu, ancak avukatının salonda olmadığını belirterek, savunmasını sonra yapmak istedi. Mahkeme başkanı son olarak, İmamoğlu'na 'Ekrem Bey Hazır mısınız' sorusunu yöneltti. İmamoğlu, " Ben her zaman hazırım " derken, avukatları savunmayı son sırada yapmak istediklerini beyan ettiler. Bunun üzerine mahkeme oturumu erken kapattı." Evet arkadaşlar, bu anlatım, aslında her şeyi bize gösteriyor. Bir gün önce avukatlarının, "son sıra savunma verelim" diye ifadeden kaçındığı Ekrem İmamoğlu konuşuyor: "Normal koşullarda cuma günleri dava devam etmiyor. Duruşmalar cuma günleri de devam edebilir mi?" Kuyruğu nasıl dik tutuyor.. Bayılma numarasından önce, nasıl "Duruşmaların sürekli olmasını istiyormuş" gibi algı yapıyor.. Dinleyeceğiz, öğreneceğiz.. Murat Ongun kendinden emin şekilde, savunmasını sürdürüyor: "Arkamda Avrupa'nın en büyük kentinin belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı, Türkiye'nin 1. partisinin cumhurbaşkanı adayı oturuyor." Devam ediyor Murat Ongun üç gün sürdürüp, sonra üç gün de Tuncay Yılmaz ile mahkemeyi ve kamuoyunu oyalarsak, NATO toplantısının gündemi ile Ekrem İmamoğlu'nun kaçamak cevaplarını gizlemiş oluruz taktiğini sahnede oynamaya.. "2024'ün ekim ayında Ahmet Çiçek beni Çetin Ayaz adında bir şahısla ofisime gelerek tanıştırdı. Bu şahıs bana hakkımda bir soruşturma yürütüldüğünü, soruşturmanın gizli olduğunu, yardım edebileceğini söyledi. Ocak ayında tekrar görüştüğümüzde, 100 bin dolar vermem karşılığında bana listede kimlerin olduğunu ve olayın ne olduğunu bana bulabileceğini ve listede olmam halinde belirleyeceği bedel karşılığında de listeden adımı sildirebileceğini söyledi." Sıkılmak yok.. Bak, koca mahkeme heyeti, "savunma kutsaldır" diyor, Haziran'ın bu son gününde, tiyatrocu Murat'ı dinliyor. Siz de dinleyeceksiniz.. "26 Nisan 2025'teki ikinci dalga İBB operasyonunda eşim de gözaltına alındı" diyor, Murat bey.. Ve devamında da, "Eşimin tahliyesi için 1 milyon dolar istediler" dediğinde, savunmanın 1.5 saati dolmuştu.. Sonra yine Murat Ongun, hikaye anlatmaya devam ediyor: "2019'daki satın alma 2024'ün siyasi atmosferiyle değerlendirilmiş. Oysa o dönemde Kemal Kılıçdaroğlu ile Ekrem İmamoğlu'nun arasından su sızmıyordu, ilişki 'baba-oğul ilişkisi' diye tarif ediliyordu. Böyle bir ortamda il binası alımını bugünün gerilimiyle açıklamak bir tür zaman sıçramasıdır." Hevesiniz kursağınızda kalacak.

01 Temmuz 2026 01:53

Ali Karahasanoğlu

Tamar Tanrıyar Olayı Nedir?

Tamar Tanrıyar, Sözcü grubunun Korkusuz isimli gazetesinin yanısıra, bir de Tavır ismi ile çıkarmaya başladığı gazete üzerinden bazı iddialarda bulundu.. Dün Sözcü gazetesi, Tavır gazetesi manşetten, Tamar Tanrıyar'ı hedef tahtasına koydular.. Sözcü, "Alçak iftiracının arkasında kim var" başlığını atmıştı.. İftira olarak neyi yazmış diye. "60 milyon dolar kredi aldı, ödemedi" iddiası var, Sözcü grubundan buna bir cevap yok.. "Kredi-mredi almadık" diyerek, iddiayı tümden reddedebilirsiniz.. "Krediyi aldık. Ama ödeme tarihi henüz gelmedi" diyebilirsiniz.. "Krediyi aldık, taksit tarihi geldi, ilk ödemeyi de yaptık" dersiniz.. Veya farklı bir cevap verirsiniz. Belki Tanrıyar'ın yeterli bilgi sahibi olmadığı için. Tanrıyar diyor ki, Sözcü'nün Tavır gazetesini, Turkuvaz Dağıtımı kabul etmesin. Ama dağıtım şirketi yöneticileri iseler, o gazetenin dağıtımını reddetme hakları ve yetkileri yok.. "Dağıtmıyorum" diyemezler.. Bu konu Cem Uzan sahipliği döneminde, Star gazetesi üzerinden Türkiye'de uzun uzun tartışıldı. Hatta Cem Uzan, Doğan grubu ile kavga ederken, sanki Aydın Doğan akit'i çok seviyormuş gibi, müracaat eden tüm gazetelerin dağıtımını kanun gereği yapmak zorunda olduğunu gizleyip, Doğan'ı tehdit etmişti: "3 kuruş için bu gazeteyi dağıtma" demişti.. Kendisi 3 kuruş için değil belki ama. 5187 sayılı Basın Kanunu.. "Süreli yayınların dağıtımı" başlığını taşıyan maddede, bakın ne deniliyor: "Madde 23- Süreli yayınların dağıtımını yapan kişiler, kendilerinden dağıtımı istenen yayınları, dağıtımını yaptıkları diğer yayınlar için aldıkları satış fiyatı, tiraj ve sayfa sayısına göre belirlenen dağıtım ücretini aşmayacak bir bedel karşılığında, dağıtmakla yükümlüdürler. Bu yükümlülüğe aykırı davrananlar, dağıtımından kaçındıkları yayının toplam bedelinin on misli ağır para cezasıyla cezalandırılırlar." Şu an Tavır gazetesinin fiyatı 20 TL. 50 bin adet gazeteyi dağıtım şirketine vererek, bayilere göndermek istese ve alınmasa.. Dolayısı ile taaa 2004 yılında çıkarılan kanunda, onun öncesinde de farklı şekilde mevzuatta bulunan bir düzenleme gereği, dağıtım şirketleri hangi türden yayın olursa olsun, gazeteleri dağıtma mecburiyeti var.. Bugün piyasada bulunan Birgün gazetesi de, Evrensel de, daha başka yayınlar da, bu kanundaki düzenleme gereği, piyasada bayilere ulaşıyor.. Bu noktadaki bir bilgi eksikliğinin, abartılı yorumlara sebebiyet vermemesi gerekirdi.. Ki, Tanrıyar Cumhurbaşkanına hakaretten ifade vermesi sonrasında, adliye çıkışında, "Cumhurbaşkanımıza çanım feda" demiş.. akit'in yayınları sonrasında haksız isnatlara muhatap oldukları iddiası ile tazminat davası açtıklarını, ama hiçbirisinin "Ben bu etkinliklerden tek kuruş almadım" diyemediklerini yazacak, ayrıntılarını verecektim.. Bu sözde gazetecilerin bir tanesinin bile, "Nasıl oluyor da, akit'te benden daha uzun süredir gazetecilik yapan onlarca isim var iken, benim gitmediğim il hemen hemen kalmadı. Ama akit'ten bir gazeteciyi bile bu etkinliklerde görmedim. Bizi gazeteci diye mi çağırıyorsunuz. Yoksa CHP'nin borazanlığını yapmamız için mi" diye sorgulama yaptıklarını görmediğimi yazacaktım..

30 Haziran 2026 02:11

Ali Karahasanoğlu

Kadir İnanır'ın Cenaze Törenine Bakın, Solun İktidara Yürüyüşünü Anlayın!

Terzi Fikri'nin 12 Eylül öncesinde belediye başkanlığı yaptığı Fatsa'sında doğmuş olması, bir adamı solcu yapabilir de.. Oysa AK Parti iktidarında, 2012 yılında çözüm süreci ile birlikte Akil adamlar heyetine seçilmişti.. 2015 sonrasındaki süreçte de, fırsatını buldukça, AK Parti iktidarına laf atmayı sürdürdü. Ama her şeye rağmen, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 85 milyonun başkanı olduğunu gösterdi, Kadir İnanır'ın vicdansızca yaptığı eleştirileri unutup, ölümü sebebi ile taziye mesajı yayınladı.. Genel başkanlığı mahkeme kararı ile iptal edilen ve bu konuda tedbir kararı da verildiği için, artık genel başkan sıfatını kullanması mümkün olmayan Özgür Özel, "CHP Genel Başkanı" sıfatı da içeren bir çelenk ısrarında bulunmuş. Kimi yerde "CHP Genel Başkanı" kurdelasını uslu çocuklar gibi geri alıp, cebine koydu.. Dün yine Kadir İnanır'ın cenazesinde, "CHP Genel Başkanı" sıfatı kullanan Özgür Özel ile, gerçek genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun görüntüsü tartışmalara sebep oldu.. Lütfen bana söyler misiniz, aynı gün düzenlenen bir cenaze töreninde, iki ayrı ismin altında "CHP Genel Başkanı" yazıyorsa.. Ne gereği var ise, cenaze töreni sırasında gösterilen belgeselde, Kenan Evren'in darbesinden de bir görüntü verilirken, katılımcılar başlamışlar "yuhh" diye bağırmaya.. Cenaze törenine katılanlar da "yuh" çekseler.. Oturup konuşalım, "nedir bu" diyelim.... Sonra törene katılanlardan birisi de, "Ayıptır. Kenan Evren bu ülkenin Genelkurmay başkanlığını yapmıştır" deyince.. Şimdi o anayasa, AK Parti tarafından "Millet öncülüğünde yeniden yazılsın" talebi ile çöpe atılmak istendiğinde. "Ayıptır. Kenan Evren bu ülkede Genelkurmay başkanlığı yapmıştır" diyeni yakapaça dışarı atanlar da dahil olmak üzere, Özgür Özel'cisi veya Kemal Kılıçdaroğlu'cusu tüm CHP'liler, "Anayasa'ya dokundurtmayız" diyorlar.. Darbeci dediğiniz o Kenan Evren, Turgut Özal döneminde yargılanamadı, Süleman Demirel-Erdal İnönü iktidarında yargılanamadı.

29 Haziran 2026 01:45

Ali Karahasanoğlu

Faizdeki Şehir Efsanesinin Çöküş Resmi

Tayyip Erdoğan'ın, "faiz hakkında nas var, bize söz düşmez" açıklaması yaptığında, maalesef Saadet Partililerin bile, CHP'lilerle birlikte işi alaya almaya kalkıştıklarını, ancak bizim cumhurbaşkanına destek verdiğimizi hatırlatalım. Türkiye'nin faizsiz sisteme geçerek dünyaya örnek olacak bir atılım yapacağını gören batılılar, İsrail'in İran'a attığı füzenin benzerini, Türk ekonomisine attıkları dönemde, cumhurbaşkanımız "dış güçler" diyordu. İran'daki binalar için birileri, "Çürük bunlar" dese de, o binalar çürük olduğu için kendiliğinden değil, İsrail ve Amerika'nın attığı füzelerle yıkıldıkları gibi... Hatta hatırlayın, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek rasyonalite'ye dönüyoruz dediğinde, "faizi ikişer ikişer puan yükseltmeniz yetmez, radikal şekilde bir çırpıda yüzde 80'lere yükseltmeniz gerekir ki başarılı olasınız" diye eleştiriler de yapıldı. "Faizsiz sistemi" inşa dönemimizde faiz ödemelerimiz sembolik miktarlara düşmüştü. Dertli rumuzuyla eleştirel yorumunu yapan okurumuz şöyle diyor: "Ali bey, ekonomi batık, bütçenin dörtte biri sadece iç borç faizine gidiyor. Rahmetli Erbakan hoca, faiz mikrop gibidir demişti, maalesef bu mikrop bütün toplumu ve kurumları çürütüyor. Acaba bu faizin ne kadarı Yahudi katillere gidiyor. Faizde dünya ikincisi olmuşuz, enflasyonda ve gıda enflasyonda dünya rekorları kırıyoruz." 2026 bütçesinde Türkiye'nin faize ayırdığı miktar %14 civarında. Ve bugün gelinen noktada 2026 yılı için söyleyecek olursak, ilk beş aylık gerçekleşen rakamlar %15 civarında bir miktarı gösterse de, sene sonuna kadar bu rakamın tahmin edilen %14 gibi bir seviyeye düşeceği de belirtiliyor. İngiltere'de oran %8. Fransa'da %7. Ki bu ülkelerin bütçelerinin Türkiye'ye kıyasla çok daha büyük miktarlarda olduğunu düşünürsek, Türkiye'de faiz ödemeleri için planlanan 2.7 trilyonun çok daha üstünde bir paranın faize gittiğini söyleyebiliriz. Amerika'nın faize ödediği miktar 1 trilyon $. Yani Türkiye'nin 20 katından fazla parayı faize ödüyorlar. Fransa'nın da faize ödediği para Türkiye'den fazla. Türkiye'nin dış borcunun diğer ülkelere kıyasla, daha makul düzeyde olduğunu hatırlatalım.

28 Haziran 2026 02:38

Ali Karahasanoğlu

Patates-soğan, Beyaz Et-kırmızı Et.. Devlet-özel Okul Öğretmenleri

"Fiyatları ortaklaşa belirlemek" derken, ucuzluk düşündüklerini sanmayın. Bu çıkışı ayrıca şu yorumlarla da destekliyorlar: "Bu ülkeye daha da yabancı yatırımcı gelir mi?" Devam ediyorlar: "Beyaz et üreticilerine savcılık operasyonu yapılan ülkeye hangi yatırımcı gelmek ister ki?" Halka daha yüksek fiyattan tavuk eti yedirmek isteyenlere muhalefetin bakış açısı şu: Devletin ekonomik ve ticari hayata müdahale etmemesini savunan klasik liberalizm ve kapitalizmin en ünlü sloganlarından biridir: "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler." Bu ekolün savunucusu muhalifler, aslında şöyle demiş oluyorlar: "Bırakınız'isteyen, istediği fiyattan tavuk eti satsın' karışmayınız." Aynı çevreler, patateste de "Tanzim satış mağazaları ile fiyatları tutamazsınız. Devlet de, belediye de, serbest fiyata karışmamalı" diyorlardı.. Ama, işlerine gelince "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" diyen bu arkadaşlar.. Bir haftadır Cumhuriyet, Sözcü, Birgün ve Karar gazetesinin manşetinden, özel okul öğretmenlerinin durumunu aktarıp, devletin müdahale etmemesini eleştiriyorlar.. Devlet okullarında görev yapan öğretmenlerimizin maaşlarının düşük olduğu konusunda ciddi bir itirazları yok. Ama özel okullardaki öğretmenlerimiz, kendilerinin istismar edildiklerini, emeklerinin düşük ücret ile karşılandığını belirtip, Milli Eğitim Bakanlığı'nın konuya müdahil olmasını istiyorlar.. Bakıyoruz, "patates deposuna polis baskını ile fiyat düşmez" diyen arkadaşlar.. "Özel okullara baskın düzenleyin, öğretmenlerin ücretlerini yükseltin" diye karşımıza çıkıyorlar.. Serbest ekonomi diyorsanız.. Fiyatların devlet eli ile belirlenmesinin zorbalık olduğunu iddia ediyorsanız. Bu arkadaşlarımız, "Siz patates deposuna baskını savunuyordunuz. Beyaz ette kartel oluşturmak isteyenlere engel olunmasını da savundunuz. Şimdi sıra özel okul öğretmenlerinin ücretlerinde istismar yapılmamasına geldi. haydi çelişkili davranmayın, devletin bu öğretmenlerin ücretlerine müdahale etmesini sağlayın" derlerse.. Özel okullar da, öğretmenlerin ücretlerini düşük miktarda tutmak için bir anlaşma içinde iseler, devletin bu işe bir el atması gerekir.. Hatta, muhalifler "Kırmızı ette oyun" diyerek, attıkları nice manşete rağmen, "beyaz et" e sıra gelince, devletin bu işe karışmaması gerektiğini söylemelerine rağmen.. Arz talep konusunda, benzer verilere sahip beyaz ette ortaklaşa fiyat belirleyen ve kartelleşme peşinde koşanların, kırmızı et sektöründeki arkadaşlarının "ortak fiyat belirleme" konusunda hiçbir girişimlerinin olmadığını iddia etmek, gerçeklere tabii ki aykırıdır. Ama patatesin fiyatı bir ay 15 TL iken, diğer ay 25, sonrasında 35, daha sonra tekrar 15 TL'ye iniyorsa.. Gıda ürünlerindeki fiyat dalgalanmalarını makul ve masum gibi gösteren ahlaksız algı operasyonlarının en somut örneği de.. "Beyaz ette operasyona hayır" diyenlerin, "kırmızı et, yurtdışındaki fiyata kıyasla, ülkemizde niçin iki kat" sorgulaması yapmaya kalkışmaları.. Çeyrek altın üzerinden, şöyle dersek, haklı olabilir miyiz: "Siyasi iktidar, yılbaşında asgari ücret ile iki çeyrek altın ancak alınabiliyor, geriye 1.000 TL kalıyor iken.. Bugün iktidarın başarısı sayesinde, asgari ücret ile, iki çeyrek altın aldıktan sonra, geriye cebimizde 9 bin TL kalıyor.." Şahsen ben demem.

27 Haziran 2026 02:08

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha