×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Resul Kurt

İşçinin Telafi Çalışması

03 Temmuz 2026 12:03

4857 sayılı İş Kanunu uyarınca, belirli şartların bulunması halinde işçinin talebi üzerine verilen izinler için telafi çalışması yaptırılması mümkündür. 4857 sayılı İş Kanunu'nun "Telafi çalışması" başlıklı 64'üncü maddesinde aşağıdaki hüküm yer almaktadır: "Zorunlu nedenlerle işin durması, ulusal bayram ve genel tatillerden önce veya sonra işyerinin tatil edilmesi veya benzer nedenlerle işyerinde normal çalışma sürelerinin önemli ölçüde altında çalışılması veya tamamen tatil edilmesi ya da işçinin talebi ile kendisine izin verilmesi hallerinde, işveren dört ay içinde çalışılmayan süreler için telafi çalışması yaptırabilir. Cumhurbaşkanı bu süreyi iki katına kadar artırmaya yetkilidir. Bu çalışmalar fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma sayılmaz. Telafi çalışmaları, günlük en çok çalışma süresini aşmamak koşulu ile günde üç saatten fazla olamaz. Tatil günlerinde telafi çalışması yaptırılamaz." Buna göre işçinin kişisel bir ihtiyacı nedeniyle işverenden izin talep etmesi ve işverenin bu talebi kabul etmesi halinde, izin verilen süreler daha sonra telafi çalışmasıyla karşılanabilir. İş Kanununa İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliği'nin 7'nci maddesine göre telafi çalışması, İş Kanunu, iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesiyle tanınan yasal izinlerin dışında verilen izinler bakımından uygulanabilir. Normal çalışma süresi 7,5 saat olan bir işçiye ise günlük 11 saatlik sınır aşılmamak kaydıyla en fazla 3 saat telafi çalışması yaptırılabilir. Telafi çalışması tatil günlerinde yaptırılamaz. 2026 yılında telafi çalışması usullerine aykırı davranılması halinde, bu durumda olan her işçi için 4.815 TL idari para cezası söz konusu olacaktır.

Esra Elönü

İnandıklarımı Ve Gazze'yi Hor Göreni Asla Hoş Görmeyeceğim

03 Temmuz 2026 11:12

Annem yanımdaydı ben ve ikiz kardeşim bir de ev sahibi hanımefendi o bahçede geziniyoruz ortak alan. Küçük bir havuz var ev sahibi hanımefendi elini arada suya dokunduruyor konuşuyoruz.. Hanımefendi çarşaflı.. Karşı evden bir kadın hışımla bağırmaya başladı "Defolun buradan sizin o havuza el sürmeye hakkınız yok".. Annem sessiz, çarşaflı hanımefendi sessiz ama şaşkınlığını mırıldandığı kelimelerden anlıyorum.. Bu aptalca ahkam karşısında sorduğum tek soru "Neden".. Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa kitabında batıya olan özentimizi muhteşem bir cümleyle özetliyor "En rezil çocuğuna düşkün anne".. *** Efendiler, bizi unuttunuz! Hesap lütfen diye bağırdığınızı biliyorum ama zalimlere değil, kürdan eskittiğiniz lüks masaların garsonlarına. Üzülüyorsunuz biliyorum ama bedenlerimize kaç kurşunun girdiğine değil, büyük protokoller için sakladığınız elbiselere giremeyen bedenlerinize. Ne büyük gam, ne büyük keder! Bu zalimler beni değil, Mescidi Aksâ'da secdeye gidecek olan bin başı vurdular. Biliyorum ki siz sıklaştırıyorsunuz evet ama safları değil dünya ile muhabbeti. Biliyorum ki dolduruyorsunuz evet ama kardeşinizin yerini değil, Pazar bulmacalarını ve riyanın boşluklarını. Kayıtlara geçerken bir Filistinli... Bana şans dile ey unutan! Bize şans dile, ey rehavetin, ey sefaletin sahibi! Yorgun ve durgun en azından nazlı bir toprak çalındı ihtirasla kesildi kör makasla kanım aksa vurulup da ölmeyen şehit yüzlü mabedim Mescidi Aksa.

Fatih Ergin

Ahmet Hakan'a Gereğini Yaptıran Akp'li

03 Temmuz 2026 10:55

Araştır MAMA cı, soruştur MAMA cı, dümen suyunda gitmeci ve en meşhur özelliği ile "gereğini yapmacı" gazetecilik ekolünün duayen isimlerinden Ahmet Hakan, temsil ettiği ekole nadide bir eseri daha kazandırdı. Çünkü Ahmet Hakan'ın söz konusu yeni eserine, skandalda sınır tanımayan Şırnak Üniversitesi Rektörü Abdurrahim Alkış'ın akrabalarını üniversiteye doldurmasını "inancımın gereği" diye savunmasını haberleştirmemle büyük bir katkıda bulundum… Fakat bildiğim bir şey var: Bu rektörle ilgili dönem dönem palavra haber yapıyorlar. Mesela son palavraya göre Şırnak Üniversitesi Rektörü, "Ben buranın emiriyim. Ben ne dersem o olur. Akrabalarımı üniversiteye tabii ki doldururum" falan demiş. "Böyle bir şey söylemedim" demiş. "Bu tamamen palavra" demiş. Minnacık bir araştırma yapma zahmetine girmiyorlar. Ondan sonra da "dezenformasyon yasası, özgür basın bla bla bla" diye ağlaşmalar falan. Zaten Ahmet Hakan'a talimatla yazdırılan ifadelere konu olan haberimden sonra, aynı açıklamayı yapacağını bildiğim için, o rektör açıklama yapmadan "Beni mahkemeye ver. En yüklü tazminatı iste" şeklinde çağrı da yaptım.. Ahmet Hakan rektörün açıklamasına yer verirken benim açıklamama yer vermedi ama. Neymiş, "minnacık araştırma zahmetine" girmiyormuşuz, "suçlanan kişiye alo" demiyormuşuz. Bir de kalkıp, mesleğine yeni bir ihaneti eklercesine konuyu "Ondan sonra da "dezenformasyon yasası, özgür basın bla bla bla" diye ağlaşmalar falan" demişsin ya… Meslektaşlarım, yalnız senin değil Ahmet, benim meslektaşlarım olan İsmail Arı, Alican Uludağ ise yine doğrulanmış haberlerden hapis yatıp özgürlüklerinden mahrum kaldılar. Utan be! "Ağlaşmalar" falan ha! Şimdi şu diyeceklerimden sonra da sen ağlaşmayacaksın, tamam mı Ahmet! Sen talimatla yazı yazdın! Hadi çık "yazmadım" de! Sen rektöre "Alo" deyip demediğimizi sorgulayacağına, köşeni bir halkla ilişkiler bürosuna çeviren o üst düzey siyasi iradeye bir kez olsun "Hayır, hayırdır" diyebilir misin, onu sorgula! Olana "olmadı", olmayana "oldu" diyemezler.

Filtreleme Haberleri

Köşe Yazarı

Yabancı Futbolcu Meselesine Bakışım!

Türkiye Futbol Federasyonu, yabancı oyuncu kuralında geri adım atmadı ve 10+4 sisteminin yeni sezonda da devam edeceğini bir kez daha açıkladı. Ancak genel tabloya bakıldığında, kulüplerin büyük bölümü 10+4 yerine 12+2 ya da 12+4 gibi daha esnek bir modelin uygulanmasını talep ediyordu. Kararın ardından en sert tepki Fenerbahçe'den geldi. Bu iki kulübü özellikle anıyorum çünkü yabancı oyuncu kuralının değiştirilmesini en çok isteyen kulüplerin başında onlar geliyor. Özellikle Fenerbahçe'nin kadrosunda 21 yabancı futbolcu bulunuyor ve bu nedenle ciddi bir planlama sorunu yaşıyor. Türk futbolunun kronik sorunlarından biri hâline gelen yabancı oyuncu meselesi yıllardır tartışılıyor. Sonuç olarak, kararın içeriğinden bağımsız şekilde, Türkiye Futbol Federasyonu'nun belirlediği kuralın arkasında durmasını doğru buluyorum. Yeni sezonun başlamasına daha zaman var ama görünen o ki Türk futbolunu yine saha içinden çok saha dışının konuşulacağı, tartışmaların eksik olmayacağı sıcak bir sezon bekliyor.

03 Temmuz 2026 10:20

Köşe Yazarı

Şirketleri Rakipleri Değil, Suskunluk Batırır

Aradan geçen bunca yılın sonunda fark ettim ki şirketler de insanlar gibi... Kimse "Bu yatırım yanlış." demiyor. "Biraz daha izleyelim." deniliyor. Kimse "Buraya gömdüğümüz para geri dönmeyecek." diyemiyor. Onun yerine, "Beklentimizin altında kaldı." ifadesi tercih ediliyor. Oysa çoğu zaman öyle olmuyor. Etrafını sadece "Her şey yolunda." diyen insanlarla dolduran bir lider, uçuruma yürüdüğünü fark edemez. Bana göre iş dünyasının en büyük maliyeti yanlış yatırım değildir. "İyi de efendim ciromuz artıyor!" E artabilir. "Yeni şubeler açıyoruz." Açabilirsiniz. Fakat insanlar birbirine gerçeği söylemekten çekiniyor, korkuyorsa büyüyen şirket değil elbette o duvara astığınız tabelanızdır.

03 Temmuz 2026 09:45

M. Yahya Efe

Yoksulluğu Nasıl Önleriz?

Ülkemizde 3 milyon 454 bin işsiz, 17 milyon yoksulumuz var. (Gizli yoksullar hariç) Yoksulluğu önlemek için, hükümetlerin yanında toplumun tümünün seferber olması gerekir. Bunun için de insanlar arasında yardımlaşma şarttır. Allah: "İyilikte ve kötülükten sakınmakta birbirinizle yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın." buyuruyor. Ancak maddî olarak yardım edilecek kişilerin gerçekten yoksul olmaları gerekir. Yardım yapacakların, bunlar gibilerini bulup, haysiyetlerini rencide etmeden yardım etmelidirler. Yardım Allah rızası için yapılır. Yapılan yardım hiç bir zaman başa kakılmamalıdır, aksi takdirde yapılan yardımın sevabı olmaz. Yardım yapmakla yoksullar korunur. Yoksulluğu önlemek için, yardımlaşma şarttır.

03 Temmuz 2026 09:10

Osman Yazıcı

Bir Ömür Dediğin…

Kimi zaman sahnelerde delicesine, alkışlanan bir sanatçı, Kimi zaman kendini bu ülkeye adamış bir çiftçidir... Ya da Cahit Sıtkı Tarancı'nın" "Yıllar yılı dost bildiğim aynalar" adlı şiirinde olduğu gibidir. "Gözyaşı da mı yaşlanır kırışmış yüzlerde. Günler Günleri kovalarken, zaman da ilerliyor. Yaşlandık mı gerçekten yoksa aynalar mı yalan söylüyor. Bunca tedirginlik neden, ölüm mü yaklaşıyor" * Ömür dediğin nedir ki, Yada; Erol Breda'nın şiirinde olduğu gibi. 20'li yaşlardayken 30'lara kurduk saatin alarmını, 30 larımızda 40 lara belki sonra 50 lere Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat Kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size, Artık uyku giremez oluyor gözlerinize.

03 Temmuz 2026 09:09

Köşe Yazarı

Evlilik Kader Mi (ı)

"Evlilik kader mi?" Evleneceğim kimse kaderimde yazılmış mı?" şeklindeki soruyu sık sık duyarız. Bu sorunun cevabına geçmeden önce "kader"in ne olduğunu doğru anlamamız gerekiyor. Bizim kafamızda "kader" denildiğinde şöyle bir algı oluşmaktadır: "Allah, bizim başımıza gelecek her şeyi önceden yazmış. Onun için bizim çabalamamızın ve gayret göstermemizin bir anlamı yok." Böyle bir kader inancı kökten yanlıştır. Önce şunu ifade edelim; insanın başına gelen her şey kader midir? Evet! insanın başına gelen her şey kaderdir. Kaderin bir parçasıdır. İnsanın başına gelen her şey kaderdir ama kader denildiğinde tek bir şey anlaşılmamalıdır. Kader kendi içerisinde iki kısma ayrılır. Birincisi insanın iradesine bağlı olan kader, diğeri ise insanın iradesine bağlı olmayan kaderdir. Kader, hiçbir şeye karışmamak ve kişinin hakkında yazılanın gerçekleşmesini beklemek demek değildir. İslam'ın kabul ettiği kader inancı, bu şekildeki bir inanç değildir. Ama kader denildiğinde bizim anladığımız budur. İnsan iradesini tamamen yok sayan bir anlayıştır. Doğan çocuğun cinsiyeti, içerisinde doğduğu aile yapısı, milleti, yaratılıştan sahip olmuş olduğu fiziki özellikler insanın elinde olmayan kader kısmına girer. Bunlardan dolayı kimse hesaba çekilmez. Veya bu özelliklerinden dolayı, Allah katında ayrıcalıklı bir konuma sahip olmadığı gibi bunlardan dolayı eleştirilmez. İnsanın rızkını elde etmesi, çalışması, yemesi -içmesi, ibadetleri, gezmesi….gibi şeyler de iradeye bağlı kader kısmına girer. İnsan bunlardan dolayı hesaba çekilecektir. Hangi yollardan kazandığından, kazandığını nerelere harcadığından, zamanını neler ile geçirdiğinden hesaba çekilecektir. Bunların hepsi de kaderdir ama insanın sorumlu olduğu kaderdir. İnsan yolda giderken bir araba gelip çarpsa ve ölse bu kaderdir. Ama iradesine bağlı kader olmadığı için insan bundan dolayı hesaba çekilmez. Fakat yolda giderken bir arabanın altına atlasa ve araba onu ezip öldürse bu da kaderdir ama insanın iradesine bağlı kaderdir. Ölümü iradesi sonucunda gerçekleştiği için bundan dolayı hesaba çekilecektir. Arabanın çarpması sonucu gerçekleşen ölüm, İrade dışı gerçekleştiği için normal bir ölüm kabul edilirken ikincisi intihar olarak kabul edilmektedir. Hz. Ömer Şam'a gelir ama Şam'da veba salgını olduğunu öğrenince şehre girmekten vazgeçer ve geri dönmek ister. Bunun üzerine Ubeyde bin Cerrah: "Ya Ömer Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun?" demesi üzerine şu tarihi cevabı verir: "Allah'ın kaderinden Allah'ın kaderine kaçıyorum" Burada Ubeyde bin Cerrah'ın kader anlayışı bizdeki yanlış kader anlayışına benzemektedir. "Sen şehre gir. Kaderin de yoksa bulaşmaz" şeklinde anlıyor. Aslında bu yanlış bir anlayıştır. Hz. Ömer'in kader anlayışı ise İslam'ın kabul ettiği kader anlayışıdır. Kader demek hiçbir şeye karışmamak demek değildir. Kader demek sebeplere sarılmamak demek değildir. Kader demek insan iradesini yok saymak demek değildir. Kader demek insanın kendinden istenen her şeyi yerine getirmesi ve iradesini kullanması demektir. Kader demek bir konuda yapılması gerekenleri yapmak demektir. Bütün sebepleri yerine getirdikten sonra sonuç farklı çıkarsa üzülmemektir. Nedense insanlar dünyevi konularda hiç kader inancını gündeme getirmezlerken hep dini konularda kader inancının arkasına sığınmaktadırlar. Kaderimde var ise para kazanırım, kaderim de yoksa kazanmam demiyorlar. Parası çalındığında "ne yapalım kaderimizde bu malın gitmesi varmış. O da kaderine teslim oldu" demiyoruz. Fakat dini konular gündeme geldiğinde hemen kader inancını gündeme getiriyoruz. "Kaderimde olsaydı bunları yapardım" gibi gerekçeler ileri sürüyoruz.

03 Temmuz 2026 08:45

Mustafa Anıklı

Uluslar Ligi'nde Kaç Büyük Deviririz?

Montella bilmez, ama Türk vatandaşlığı için başvurduğuna göre öğrenmeli: "Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye..." Övünme ile dövünmenin bir arada yaşandığı bir karşılaşma oldu Los Angeles'taki ABD maçı... Dünya Kupası'na "bay bay" derken, bu müsabakadaki azme de "hay hay" dendi hep bir ağızdan... Şimdi geldik UEFA Uluslar A Ligi'ne... Üstelik, A Ligi'ndeki ilk maçımız 25 Eylül'de Fransa ile... Hani önceki akşam Senegal karşısında 2-0 geriye düşüp, penaltılara götürmeden 3-2 ile işi bitiren Belçika... Bunu gösteren bir başarımetre yok ama istatistiksel açıdan söyleyeyim; İtalya ile 13 maç oynamışız, galibiyet sayısı 0 (sıfır)... "Her şeyin bir ilki vardır" demek istiyoruz; inşallah... 24 yıl sonra Dünya Kupası'na gitme başarısını göstermiş, UEFA A Ligi'ne çıkmıştı. Hani bazı halterciler vardır ya, kaldıramadığı kiloya rağmen daha başarılı olma adına bir kilo daha üstüne koyup barın altında kalırlar, bazı yüksek atlamacılar, geçemedikleri yüksekliğe rağmen çıtayı daha yükseğe taşırlar, A Milli Takımımız için A Ligi de böyle... Dünya Kupası'ndaki başarısızlığa rağmen şimdi hedef UEFA Uluslar A Ligi... Hiç ummam, dilemem ama ya önümüzdeki 3-5 ay içerisinde burada da küme düşersek...

03 Temmuz 2026 08:37

Köşe Yazarı

Küresel Ateş Çemberinde Bir Devlet Aklı Manifestosu: Mit'in Irak Çıkarması, Süleymaniye Dosyası Ve Tarihi Kerkük Hamlesi

Günlerdir bütün dünya nefesini tutmuş, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde başkentimizde düzenlenecek olan tarihi NATO Ankara Zirvesi'ne kilitlenmiş durumda. Hemen sınırımızın ötesinde, ABD/İsrail ve İran arasında patlak veren savaşın yarattığı sarsıntılar tüm bölgeyi bir ateş çemberine çevirmişken, Ankara sessiz ve derinden, Ortadoğu'nun kaderini yeniden yazan o sarsılmaz "Devlet Aklı"nı sahaya sürdü. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın'ın beraberindeki üst düzey heyetle Irak'a gerçekleştirdiği ziyaret, sadece klasik bir istihbarat turu değil; yepyeni bir bölgesel mimarinin, "Terörsüz Türkiye" inşasının ve küresel satrançta mat hamlesinin ta kendisidir. İbrahim Kalın Bağdat'ta o çetin güvenlik dosyalarını açarken, aynı saatlerde Irak'ın farklı masalarında adeta bir "Türkiye fırtınası" esiyordu. Eş zamanlı olarak Ankara'da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Alparslan Bayraktar; Irak Dışişleri Bakan Yardımcısı M. Hussein Bahr Al-Uloom, Petrol Bakan Yardımcısı Naser Azez Jabbar ve Irak'ın Ankara Büyükelçisi Majid Al-Lachmawi ile enerji koridorlarının geleceğini çiziyordu. "Terörsüz Türkiye" hedefinin Suriye ayağından sonra en kritik cephesi şüphesiz Irak'tır. Sincar'dan Kandil'e, Mahmur'dan Süleymaniye'ye uzanan bu şeritte PKK'nın silah bırakması veya imha edilmesi için Ankara, Bağdat hükümetini artık net bir şekilde "sorumluluk almaya" zorluyor. Türkiye, 11 Kasım 2025 seçimlerinden aylar sonra kurulan ancak kendi içindeki Şii-Sünni çatlakları ve eksik kabinesiyle bocalayan Başbakan Ali Zeydi hükümetine şu gerçeği hatırlatıyor: "Silahlı gruplarla kapsamlı bir diyalog süreci yürütülüyor. Devlet kurumları dışında silah bulundurulması kabul edilemeyecek." Ziyaretin kuzey hattı ise başlı başına bir denge siyaseti şaheseridir. Ankara diyor ki: "Kerkük'ün istikrarı, Türkmen'in güvenliği ve bu şehrin asil dokusu benim namusumdur. Gözüm üzerinizde." Ziyaretin son halkasında Takaddüm Partisi Başkanı Muhammed Halbusi ile yapılan temas, Türkiye'nin Irak'taki Sünni bloğu da ne kadar yakından izlediğinin, Bağdat'taki güç paylaşımında hiçbir aktörü göz ardı etmediğinin kanıtıdır. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın aynı zamanda "Irak Özel Temsilcisi" olarak görevlendirilmesi, Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin ABD ziyaretinin hemen ardından Türkiye'ye gelecek olması Türkiye'nin bölgedeki en büyük güç olduğunun göstergesidir. Sonuç olarak Türkiye, istihbaratı, ekonomisi, enerjisi ve diplomasisiyle Irak'ta "Oyun Kurucu" bir devlet aklı işletmektedir.

03 Temmuz 2026 08:24

Kıyılamayacak Tek Hoca

Kupaya veda ettiği için bilet kesilemeyecek tek teknik direktörse Demokratik Kongo'nun 6 yıllık Fransız hocası Sebastien Desabre bence. İngiltere yenilgisinin ardından düzenlenen basın toplantısında babasının öldüğü haberini aldı canlı yayında. Dünya Kupası'nda hoca kıyımı, bizdeyse marş kavgası sürüyor. Sinan Akçıl rap'çi Murda'ya, Murda da Akçıl'a laf çakmaya devam ediyor. "Bilseydim marşın adını 'Türkler Geliyor' değil, 'Türkler gidiyor' yapardım" diyen Akçıl'a sert çıktı: "Sen kimsin ya? Alay eder gibi; Türkler geliyormuş, Türkler gidiyormuş yaparmış. Sen kimsin Türk ismini bu şekilde ağzına alıyorsun? Haddini bil. Seni doğduğun yere, Hollanda'ya gönderiyorum. Hadi!" Bir ton şey söylenebilir tabii bu konuda ama... Cevizi görünce Ata Demirer'in "sincap diyeti" geliyor akla. Ricky Martin 11 Temmuz'daki İstanbul konserine geliyor ya... 1998'deki gelişinde Ricky'yi programına çıkarıp canlı yayında poposunu elleyen Hülya Avşar'a "Yine bir şey yaşanır mı" diye sormuşlar. Soruya kahkaha atarak karşılık veren Avşar, "Düşünsenize gidip tekrar poposunu elliyormuşum. Her şeyin bir yaşı var, yeri var" diyor. Hâlâ o zaman, o yaptığının tam "yeri" olduğunu düşünüyor.

03 Temmuz 2026 08:20

Zafer Şahin

Seçim Ayarlı Fitne Operasyonu

Bu memlekette kavgasız- dövüşsüz Cumhurbaşkanı seçilmesine izin verilmez.. Halide Edip Adıvar, İzmir'in düşman işgalinden kurtulduğu gün Mustafa Kemal'e bir öneride bulunur: "Paşam çok yoruldunuz, artık biraz dinlenseniz..." Mustafa Kemal, bugün yaşanan kaosa ışık tutan bir cevap verir Halide Edip'e... "Dinlenmek mi? Yunanlılardan sonra daha birbirimizle kavga edeceğiz, birbirimizi yiyeceğiz..." O gün bugündür birbirimizi yemekle meşgulüz... Atatürk'ten beri kavgasız, sorunsuz Cumhurbaşkanı seçemedik. 27 Mayıs darbesinden sonra sivil hayata geçmeye çalışan Türkiye'nin karşısına yine Cumhurbaşkanlığı meselesi çıktı. 12 Eylül darbesinin Türkiye'ye en büyük kötülüğü Kenan Evren'in sınırsız yetkiyle ama sorumsuz bir şekilde cumhurbaşkanlığı makamına oturması oldu. Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in seçimleri siyaset içi ve dışı dengelerin bir çatışma alanı olmadan gerçekleşti. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün seçimi, 367 garabetinin zor da olsa aşılmasıyla mümkün oldu. 2014'teki Cumhurbaşkanlığı seçiminden 1 yıl önce Gezi kalkışması, 8 ay önce 17-25 yargı darbesi yaşandı. 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde 2016 Fetöcü darbe girişimi, seçime 1 yıl kala ekonomiyi hedef alan saldırılar gerçekleştirildi. 2023'teki seçimi ABD basını nedendir bilinmez "Dünyanın gidişatını belirleyecek seçimlerden biri" ilan etti. Dönemin ABD Başkan adayı daha 2019'da Erdoğan'dan hesap soracağını, bunu da "Muhalefeti destekleyerek" yapacağını duyurdu.. MHP lideri Bahçeli de " Cumhur ittifakının adayı Erdoğan'dır" dedi. 2023'te Millet İttifakının "Seçimi neden kaybettik" başlıklı raporlarında ilk maddelerden birinin "İktidar medyasının söylemlerini etkisiz kılamadık" tespiti olduğunu kimse hatırlamıyor...

03 Temmuz 2026 08:15

Özay Şendir

Yunanistan'ın Akbabası Bize Milyar Dolarlar Kazandıracak...

Bu tiplere son örnek Yunanistan'ın eski Başbakanı Samaras. Türkiye ile diyalog politikasına yalanlar üzerinden karşı çıktığı için Başbakan Miçotakis tarafından Yeni Demokrasi'den ihraç edilmiş birisi bu Samaras. İsrail'in Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmesinden Yunanistan'ın faydalanması gerektiği açıklamasını yaptı ve "katledilen" Yunanlılar için benzer bir yasanın çıkarılması çağrısını yaptı. Yunanistan, Akbaba Samaras'ın önerisine uyarsa Türkiye olarak milyar dolarlar kazanabiliriz. Başbakan Rauf Bey, "Gerekirse Yunanla yeniden savaşırız" diyerek Karaağaç'ın tazminat olarak alınmasını kabul etmedi. Yunanistan'dan savaş tazminatı istemek için o kadar çok belge var ki... 26 Ekim 1921'de dönemin Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin'in İtilaf Devletleri'nin dışişleri bakanlarına yolladığı, Yunan ordusunun Sakarya Savaşı'nın ardından çekilirken her yerde yaptığı katliamı anlatan ve protesto eden mektubu mesela. Yunan ordusu, 1922'de Batı Anadolu'dan çekilirken Manisa Yangını'nı çıkarmıştı. En büyük akbaba 150 santim boyunda ve sadece 15 kilogram ağırlığındadır, iyi niyet varsa Samaras'ın gölgesi de en fazla bu kadar etkili olur zaten… Babamın rahatsızlandığı günden başlayarak ilgisini her karşılaşmamızda gösteren, vefat ettiği gün de ailemizin acısını paylaşan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Tufan Erhürman'a, TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'a, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz'a, CHP'nin seçilmiş son Genel Başkanı Sayın Özgür Özel'e, Milli Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler'e, Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Nuri Ersoy'a, Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin'e, DEVA Partisi Genel Başkanı Sayın Ali Babacan'a, İletişim Başkanı Sayın Burhanettin Duran'a, AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir'e, Türkiye'nin Atina Büyükelçisi Sayın Çağatay Erciyes'e, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Sayın Ali Murat Başçeri'ye, eski Meclis Başkanlarımıza, bakanlarımıza, belediye başkanlarımıza, babamın yaptıklarıyla her zaman gurur duyduğu Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Selçuk Bayraktar'a, bu acılı zamanda hiç yalnız hissetmeme izin vermeyen Demirören Ailesi ve Medya Grubu yönetici ve çalışanlarına, önceki gün hem sahada ve yazı işlerinde hem de cenaze sonrası buldukları ilk yerde gazete hazırlamaya dönen yol arkadaşlarıma huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum.

03 Temmuz 2026 08:15

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.