×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

İnsanlığın Aynasında Gazze

Gazze'de bir Musa mücadelesi, Batı Yaka'da ise bir İsa çilesi yaşanıyor derken kastedilen de budur. Dinî hakikatler yalnızca teselli üretmek için değil, insanın olaylar karşısında doğru bir muhasebe yapabilmesi için de vardır. Zira Gazze'de ve Batı Yaka'da yaşananlar yalnızca bir bölgenin acısı değildir. Bu, insanlığın aynasıdır. Öyle zamanlar olur ki yaşananlar sadece bir ülkenin, bir halkın ya da bir dönemin meselesi olmaktan çıkar; bütün insanlığın vicdanına yöneltilmiş bir soruya dönüşür. Gazze'de yaşananlar karşısında verilen tepkiler, gösterilen hassasiyetler ve sergilenen suskunluklar; insanlığın bugün hangi noktada durduğunu yeniden düşündürmüştür. Bir yerde çocuklar korkuyla büyüyorsa, anneler evlatlarını toprağa emanet ediyorsa, insanlar temel yaşama imkânlarından mahrum kalıyorsa; orada yalnızca bir bölgenin değil, insanlığın ortak vicdanının da imtihanı vardır. O, insanlığın kendi değerleriyle yüzleştiği bir aynadır. Bugün Gazze'ye bakarken sorulması gereken soru sadece "Orada ne oldu?" değildir. Asıl soru şudur: "Biz, olanlar karşısında ne yaptık, neyi savunduk, neyi görmezden geldik?" Rabbimiz uyarıyor: "Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda savaşa çıkın!" denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Yoksa dünya hayatını âhirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası âhiretin yanında pek azdır." (Tevbe Sûresi/ 38) Mazlumları zalimlerin elinden kurtarmanın farz-ı ayn haline geldiği bir zamanda yere çakılıp kalanların azabı çok ağır olacaktır. Gazze de insanlığın hafızasında böyle bir sınav olarak kalacaktır. Mazlumun feryadına sırt çevirmek, zulmün sürmesine zemin hazırlayabilir; fakat fail ile sessiz kalan arasında yine de ahlâkî ve fiilî sorumluluk bakımından fark vardır.

Mustafa Çelik

Kaynak: Yeni Akit

08 Temmuz 2026 01:57

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Mustafa Çelik

Kıble Hassasiyeti (2)

Ümmet olmak, sadece aynı inanca mensup olmak değildir. Aynı duaya "âmin" diyebilmektir, birbirini hiç tanımadan kardeş bilmektir. Bu yüzden dualarımızı daraltan "ben" dilinden kurtulmak zorundayız. "Benim derdim, benim ihtiyacım" diyerek sınırladığımız her dua, aslında bizi küçültür. Oysa "biz" diyebildiğimizde ufkumuz genişler, kalbimiz büyür. Çünkü aynı yöne dönenler, zamanla aynı kalbe yaklaşırlar. Tanzimat Fermanı bu bağlamda sadece bir idarî düzenleme değildir; aynı zamanda bir yön arayışının işaretidir. Bu yüzden mesele, yön değiştirmekten ibaret değildir. Çünkü bizi bir arada tutan şey, aynı göğe açılan ellerimiz ve aynı kıbleye varan secdelerimizdir. Ve belki de asıl kurtuluş, tam burada başlar: "Ben" den "biz" e geçebildiğimiz anda.

01 Temmuz 2026 02:07

Mustafa Çelik

Kıble Hassasiyeti (1)

Kıbleli olmak, yalnızca bedenin bir istikamete yönelmesi değil; kalbin, aklın ve iradenin tek bir hakikate bağlanmasıdır. Yani anlık bir yöneliş değil, daimî bir istikamet. Bu yüzden kıbleli olmak, tercihlerde, ahlakta, sözde ve amelde İslam'ı ölçü edinmek demektir. Rabbimiz uyarıyor: "Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun." (Bakara Sûresi/ 145) Lâ dinilerin, münkir ve müşriklerin istikamet yön ve yöntem tayin etmeleri karşısında kendi kıblesiyle iftihar etmeyen Müslüman, Müslüman değildir. Oysa bu çizgiler ne kalıcıdır ne de hakikatin kendisini temsil eder. Bizi birbirimize bağlayan şey; aynı yönü tayin eden kıblemizdir. Bir ümmeti esir etmenin en kestirme yolu, onun yönünü şaşırtmaktır; kıblesini kaybeden kalabalık, hedefini de hürriyetini de yitirir. Kıble, sadece bedenlerin döndüğü bir istikamet değildir. O, kalbin yönü, aklın mihveri, hayatın merkezidir. İnsan neye yönelirse, zamanla ona benzer; neyi merkeze alırsa, onun etrafında şekillenir. Bir ümmet kıblesini kaybettiğinde, sadece namazdaki yönünü değil; düşüncesindeki dengeyi, ahlakındaki ölçüyü ve hayatındaki gayeyi de yitirir. Bugün de mesele sadece fizikî bir kıble meselesi değildir. Bu yüzden diriliş de yine aynı yerden başlar: yönü hatırlamakla.

24 Haziran 2026 01:56

Mustafa Çelik

Değerler Ve Aidiyetler Düzleminde Hicretin Gerçekleşmesi

Hicret, Müslümanın inancını koruma ve bâtıldan uzaklaşma iradesidir. Hicret, sadece mekânsal bir ayrılış değil; inancı korumak, zulümden uzaklaşmak ve Allah'a yönelmek anlamında çok katmanlı bir kavramdır. Eskiden hicret, bir beldeden başka bir beldeye yürüyüştü; bugün ise insan, aynı şehirde kalarak da inancından uzaklaştırılabiliyor. Bu yüzden mesele artık "nerede yaşadığın" değil, "neye ait olduğun" meselesidir. Böyle bir zeminde mümin için hicret; hakikati koruyabilmek adına mesafe koyabilme cesaretidir. Neyi bıraktığından çok, neye yürüdüğünle anlam kazanır. Dine yaslanmayan ladinî yapılardan bilinçli ayrılış, bu çağda mümin için bir hicret mesabesindedir. Mümin için hicret artık coğrafyadan çok, değerler ve aidiyetler düzleminde gerçekleşir. "Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı." (Nisa Sûresi/ 89) İman, insanın kalbinde başlayan ama hayatın bütün sahalarına sirayet etmek isteyen bir hakikattir. Hicret, sadece coğrafyanın değil, zihniyetin ve istikametin değişimidir. Bu yönüyle hicret, korkunun değil, iradenin; kaçışın değil, yeniden dirilişin sembolüdür. Çünkü hicret, sadece bedenen değil, bazen ruhen ve ahlaken de gerçekleşir. Bu yüzden hicret, haritada değil; insanın kalbinde başlar ve yine orada anlam kazanır.

17 Haziran 2026 03:10

Mustafa Çelik

Ümmetten Hilafete Yol Gider

Müslümanların tek ümmet oluşu dinin aslî hükmüdür; parçalanma ve dağılma ise arızî bir sapmadır. "Ümmet" kavramı İslam inancında dinî aidiyeti merkez alan, inananlar topluluğunu ifade eder. Hilafet nizamına kavuşmak istiyorsanız; önce ulusçuluğu, kavmiyetçiliği, suni coğrafi hududları reddedip ümmet olacaksınız, tek ümmet şuurunu kuşancaksınız. "Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım." (Kasas Sûresi/ 5) İslâm'ın tasavvur ettiği toplum, dağınık ve birbirinden kopuk kitleler değil; aynı hakikatin etrafında toplanmış, aynı kıbleye yönelmiş bir ümmettir. Bu sebeple Müslümanların tek ümmet hâlinde bulunmaları "olsa da olur" kabilinden bir tercih değil; dinin ruhuna içkin bir zorunluluktur. Parçalanma ise bu yapının tabiatına aykırı, geçici ve arızî bir durumdur. Aynı kitabı okuyan gönüller arasında duvarlar var. "Ben Müslümanım" demek bir kimlik beyanıdır; ama aynı zamanda bir mesuliyet çağrısıdır. Ne var ki unutulmamalıdır: Birliği doğuran asıl kudret, bir makamın varlığından önce kalplerin aynı akide etrafında kenetlenmesidir. Hilafet bir sonuçtur; sebep ise ümmet şuurudur. Ey "Ben Müslümanım" diyen kardeşim! Ama ip yeniden düğümlenebilir. Vakit; "beni düşman toprağında en uzak yere gömün" diyen Ebu Eyyüp El Ensari (r.a) ile "beni gasp edilmemiş bir İslam toprağına gömün" diyen Ebu Hanife' (rh.a)'in vasiyetini buluşturma vaktidir.

10 Haziran 2026 03:02

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Mustafa Çelik

Emperyalistlerin Algı Operasyonları

Çünkü artık savaşın adı "işgal" değil; "anlatı yönetimi". Algı operasyonları, modern çağın görünmez ordularıdır. Çünkü zihni işgal edilmiş bir toplumun toprağına asker göndermeye bile gerek kalmaz. Fizikî işgal; tankla, tüfekle, sınır ihlaliyle görünür hâle gelir. Oysa zihnin işgali sessizdir, çoğu zaman fark edilmez ve en tehlikelisi de budur. Kendi değerlerini küçümserken, dışarıdan gelen her şeyi sorgusuz yüceltir. Böyle bir toplumda işgal, bir olay değil, bir süreçtir—ve çoğu zaman işgal edilenler bunun farkına bile varmaz. Yutmak sadece fiziksel bir işgal değildir. İnsan kendi kendini inkâr etmeye başladığında, işgal tamamlanmış demektir. Firavun karakterli bu anlayış, kendini çoğu zaman "medeniyet", "ilerleme" ya da "düzen" söylemleriyle gizler. Böylece geriye, yönlendirilmesi kolay, hafızası silinmiş kitleler kalır. Bu yüzden mesele yalnızca dışarıdan gelen bir tehdit değildir. Sonuç olarak, parçalamak ve yutmak bir güç gösterisi değil; aslında bir karakter ifşasıdır. İslâm coğrafyasının istilâya gelen müstevliler, çöken algı operasyonlarını toparlamak için dijital aparatlarını devreye sokuyorlar. Cephede başaramadıklarını zihinlerde başarmaya çalışıyorlar. Eğer gerçekten bir "zihin mücadelesi" verilecekse, bu; Tepkiyle değil inşa ile yürütülmelidir.

03 Haziran 2026 02:37

Mustafa Çelik

Bugün Kurban Bayramı Benim İsmail'im Kim?

Yıllarca hasretini çektiği, gözünün nuru olan İsmail'i Allah yolunda feda etmeye çağrıldı. Buradaki sır sadece baba ile evlat arasındaki bağ değildi; asıl mesele, insanın Allah'tan başka hiçbir şeyi O'nun emrinin önüne geçirmemesiydi. "Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça (infak etmedikçe) gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir." (Âl-i İmrân Sûresi/92) Kurban, insanın en çok sevdiklerinden Allah rızası için vazgeçebilmesinin ve infakta bulunabilmesinin en büyük pratiklerinden biridir. Çünkü kurbanın ruhunda teslimiyet vardır. Verilen mesaj şuydu: Allah'a bağlılık, insanın en değer verdiği şeyler karşısında da sadakatini koruyabilmesidir. Çünkü kurbanın özü, Allah için verebilmek; gerektiğinde insanın en çok sevdiği şeyi dahi O'nun rızası uğruna ikinci sıraya koyabilmesidir. Çünkü mesele bir evlat değil; Allah sevgisinin her sevginin üzerinde tutulabilmesiydi. " Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi." (Saffat Sûresi/ 102 Bugün bizden İsmail istenmiyor. Fakat herkesin kalbinde bir "İsmail" vardır. Kalbi Allah'a yönelmekten alıkoyan, hakikatin önüne geçen her şey insanın İsmail'i olabilir. İsmailî teslimiyet ise insanın kendi arzularını, korkularını ve benliğini ilahî iradenin önüne geçirmemesi, "emrolunduğum şeye razıyım" diyebilmesidir. Oysa gerçek kurban, insanın içinde büyüttüğü kibri, bencilliği ve dünyaya aşırı bağlılığı Rabbinin rızası uğruna feda edebilmesidir.

27 Mayıs 2026 02:32

Mustafa Çelik

Dünyanın İdaresi Hıristiyan-yahudi Epstein Nesline Kalmış

Bugün karşı karşıya olduğumuz şey, bir grubun "pisliği"nden çok, insanlığın ihmallerinin birikmiş sonucudur. Bu tür vakalar, modern dünyada "ahlaki çürüme" diye tarif edilen olgunun nasıl kurumsal zemin bulabildiğini anlamak açısından önemli bir mercek sunar. Şu üç başlık, bu tür skandalların neden bu kadar sarsıcı olduğunu daha iyi açıklar: 1. Güç–erişim–koruma üçgeni Yüksek sosyoekonomik statüye sahip aktörler, hem insanlara hem de kurumlara erişim avantajına sahiptir. Bu erişim, suiistimali kolaylaştırırken; aynı zamanda hukuki süreçleri geciktiren veya sulandıran bir "koruma katmanı" da oluşturabilir. 2. Cezasızlık algısı Hukukun geç veya eksik işlemesi, toplumda "bazıları dokunulmaz" hissini doğurur. 3. Şantaj ve ağ yapıları Gerçekten de bu tür dosyalarda, kişisel sırların veya suç ortaklıklarının baskı unsuru olarak kullanıldığı inkâr okunamaz. Hilafet-i Şer"iyye"nin yokluğunda dünya devletlerinin çoğunun Epstein çetesinin şantaj ağlarının kontrolünde olduğu izahtan varestedir. İnsanlık bu canlı türünün "insan" olup olmadığını sorgulamak zorundadır. Dünya ihtiraslarını ilahlaştıran bu muhteris "canlı türü" tarafından yaşanılabilir ve yönetilebilir olma vasfını kaybetmiş durumdadır. Rabbimiz uyarıyor: "Size ne oluyor da, Allah yolunda ve, 'Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver' diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?" (Nisa Sûresi/ 75) Batıdan getirilmiş ideolojileri, sistemleri, kanunları, Amerika-İsrail'ci yöneticileri, tüccarları, yapıları ve yapılanmaları terk edip reddetmedikçe bugün Gazze'de Hıristiyan-Yahudi Epstein Nesli tarafından gerçekleştirilen kanlı katliamların ortakları olmaktan kurtulamayız.

20 Mayıs 2026 01:50

Mustafa Çelik

Sahâbe Kadılığı

Hz. Ali (ra) ile Hz. Muaviye (ra) arasında bir kavga olmuş. "Ahmed b. Hanbel, Ali b. Ebi Hambel'in babasından şöyle dediğini nakleder: 'Muaviye'yi Şam'da yamalı bir elbiseyle hutbe okuduğunu gördüm." (Ahmed b. Hanbel, Kitabü'z-Zühd, s. 172) Evzaî'nin şeyhlerinden zahid Yunus b. Meyser el-Humeyrî, 'Hırkasının cepleri yırtık vaziyette Muaviye'yi Şam sokaklarında dolaşırken gördüm' demektedir. (İbn Kesîr, el-Bidaye, VIII, 134; Zehebî, Siyeru a'lami'n-nübela, IV, 77) İbn Asakir de, Darekutnî'den aynı nakli yapmaktadır. (Tarihu Dımeşk, VII, 6) Hz. Hasan (ra)'ın zehirlenerek şehit olduğu bir hakikattir. İbn Asâkir Tarîhu Dımeşk'inde İbn Cu'de'den şunu nakleder: Ca'de bintu'l-Eş'as b. Kays, Hasan b. Ali'nin nikâhı altındaydı. Hasan ölünce Ca'de, Yezid'e bir aracı göndererek kendisine verdiği söze vefa göstermesini isteyince Yezid: "Vallahi biz seni Hasan'a layık görmedik ki kendimize görelim" diyerek bunu reddetti. Bu rivayeti İbnu'l-Cevzî el-Muntazam'ında, es-Safedî el-Vâfî bi'l-Vefeyât'ında, es-Suyûtî Târihu'l-Hulefâ'sında, İbnu'l-Esîr el-Kâmil fi't-Târîh'inde nakletmektedirler. Bu hadiseye göre Hz. Hasan (ra)'ı zehirleyen kişinin hanımı olduğu ve zehirleten kişinin de Hz. Muaviye (ra) değil, oğlu Yezid olduğu anlaşılmaktadır. İbn Kesir el-Bidâye ve'n-Nihâye'sinde mezkur hadiseyi naklettikten sonra şöyle der: "Bana göre bu sahih değildir. Bu hâdisenin Yezid'in babası Muaviye namına sahih olmaması ise evleviyetledir." İmam ez-Zehebî de Tarihu'l-İslâm'ın da Muaviye'ye nispetle anlatılan ilgili kıssa için "Bu, sahih olmayan bir şeydir. Kim buna muttali olmuş?" demektedir. Zira geçmişle meşguliyet, eğer hikmetten kopuksa, insanı bugünün sorumluluklarından uzaklaştırır.

13 Mayıs 2026 02:19

Mustafa Çelik

Petrol Kokusunu Almış Emperyalistler Kan Kokusunu Almış Köpekbalıklarından Daha Tehlikelidirler

Başka bir ifadeyle petrol kokusuyla kudurmuş emperyalistler, kan kokusuna koşan köpekbalıklarından daha tehlikeli, daha doyumsuzdurlar. "Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı." (Kasas Sûresi/ 4) Parçalamak, bir gücün en eski silahıdır. Kendi iç çelişkileri, sizin yerinize yıkım üretir. Çünkü bu akıl, ne yaptığını bilir; attığı her adımın, dökülen her damla kanın farkındadır. Buna rağmen durmaz. Zira onun için petrol, çoğu zaman insan hayatından daha ağır basar. Birileri açlıktan ölürken, birileri servetine servet katmanın hesabını yapıyorsa; orada kader değil, düzen suçludur. Özellikle doğal kaynaklar, enerji hatları ve stratejik bölgeler söz konusu olduğunda, "doyumsuzluk" dediğin dinamik gerçekten belirleyici olabilir. Aşırı yoksulluk: -Çatışma için "insan kaynağı" üretir. Asrımızda Amerika ve avaneleri petrol kokusu almış emperyalistlerdir. Altını çizerek diyorum ki; İran'dan dolayı İran'ı gerekçe yaparak Amerika ve İsrail düşmanlığından vazgeçiyorsan bil ki sen İsrail ve Amerika'dan daha kötüsün. Şehid Seyyid Kutub (rh.a)'in şu isabetli tesbitine canü gönülden katılıyorum: "Amerika'dan nefret ediyorum ama daha çok Amerika'nın vicdanına sığınan Müslümanlardan nefret ediyorum." Petrolün izini süren emperyalistler, kan kokusuna gelen köpekbalıklarını bile utandıracak bir vahşet taşırlar.

06 Mayıs 2026 02:29

Mustafa Çelik

Kibrin Fikrin Önüne Geçmesi

Fikir hakikate kapı açar, kibir ise hakikatin kapısını kapatır. Kur'ân'ın genel öğretisinde fikir (tefekkür, akletme) övülmüş; kibir (istikbâr) ise şiddetle kınanmıştır. Bu nedenle Kur'ân'ın ruhuna göre fikir sahibi olmak, kibir sahibi olmaya tercih edilmiştir. Kur'ân tefekkürü ve aklı övmüştür. Kur'ân birçok ayette insanı düşünmeye çağırır: "Onlar göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler." (Âl-i İmrân Suresi/ 191) Bu çağrılar, insanın hakikati aramak için aklını ve fikrini kullanmasını ister. Kur'ân'da akletmek, tefekkür etmek ve ibret almak iman yolunun önemli vasıtalarından kabul edilir. Kibir, hakikati reddettirir. Kur'ân'da kibir, hakikatin önündeki en büyük engellerden biri olarak anlatılır. En çarpıcı örnek İblis'in Âdem'e secde etmeyi reddetmesidir. "Kibirlenerek kaçındı ve kâfirlerden oldu." (Bakara Suresi/ 34) Burada kibir, hakikati bildiği halde ona teslim olmamayı ifade eder. Kalpte fikir yerine kibir gezmeye başladı mı, insanın boyu uzamaz ama gölgesi büyür. Kendini "özgüven" diye tanıtır, "kararlılık" diye takdim eder. Fikir hakikate yaslanır; kibir ise nefsine. Fikir öğrenmek ister; kibir öğretmek. Fikir dinler; kibir susturur. Fikir inşa eder; kibir istila eder. Kur'ân sayfalarında sık sık aynı çağrı yankılanır: "Hiç akletmez misiniz?", "Hiç düşünmez misiniz?" Bu çağrı, insanın yalnızca inanmasını değil, aynı zamanda anlamasını ister. Fikir kalbi açar, kibir kalbi kilitler. Sonuçta Kur'ân'ın insanlığa verdiği ders açıktır: Fikir, insanı hakikate götüren bir kandildir; kibir ise o kandili söndüren rüzgârdır.

22 Nisan 2026 02:11

Mustafa Çelik

İyilik İstikbal Tarlasına Ekilen Tohumdur

İyilik de böyledir. Kur'ân'ın ifadesiyle, Kur'an-ı Kerim iyiliğin her zerresinin karşılıksız kalmayacağını haber verir: "Kim zerre miktarı hayır yaparsa onu görür." (Zilzal Sûresi/7) Bu ilahi ölçü, iyiliğin muhasebesinin yalnızca dünya terazisiyle yapılmadığını gösterir. Ve hiçbir iyilik, sahipsiz değildir. Ancak zamanla öğreniriz ki iyilik, sadece yüzdeki bir tebessümden ibaret değildir. Gerçek iyilik, yürekten gelen bir ışık gibi davranışlara yansır. Bunlar ancak içten bir iyilik duygusuyla mümkündür. Çünkü gerçek iyilik, görünmek için değil; hissettirmek için vardır. İyilik, karşılık beklemeden yapılan bir harekette; kimsenin görmediği bir anda tutulan elde gizlidir. İyilik ne bir gülüş kadar yüzeysel, ne de bir söz kadar geçicidir. Oysa gerçek iyilik, görünmekle değil; içten gelmekle ilgilidir. Ama asıl iyilik, kimse görmeden yapılan, reklamı yapılmayan, içten gelen davranışlarda gizli. O yüzden gerçek iyilik bir gösteri değil, bir tercih meselesidir. İyilik aynı zamanda bir sabır ve empati işidir. Sonuç olarak, gerçek iyilik pahalı kıyafetlerde, süslü sözlerde, alkışlarda ya da beğenilerde değil; insanın kalbinde gizlidir. İyilik yüzle değil, yürekle yapılır. Ve yürekte güzelleşen bir iyilik, başka yüreklerde çiçek açar.

15 Nisan 2026 02:32

Mustafa Çelik

Hilafet Sevgisi İmandan Beslenir

Hilafet, İslam tarihinde Hz. Ebubekir'le başlayan bir yönetim modeliydi. İlk dört halife dönemi, "Raşid Halifeler" olarak anıldı ve örnek kabul edildi. İslamî bir perspektiften bakıldığında, hilafetin (İslam liderliğinin) Müslümanlar için sadece siyasi bir kurum değil, aynı zamanda dini bir değer taşımaktadır. Tarih boyunca Müslümanların kalbinde derin bir yer edinmiş olan hilafet kurumu, sadece siyasi bir otorite değil, aynı zamanda ümmet bilincinin somutlaşmış halidir. Hilafet sevgisi, kimi zaman bir özlem, kimi zaman bir ufuk, kimi zaman da bir savunma refleksi olarak dile gelir. "Hilafet" de bu kavramlardan biridir. Ancak bir de şu söz vardır: "Hilafet sevgisi, iman sevgisindendir." Bu ifade, hilafetin sadece bir yönetim şekli değil, aynı zamanda bir inanç bağı taşımaktadır. Hilafet Allah'ın va'di, Peygamberin çağrısı ve müjdesidir. "(Ey inananlar!) Peygamberin (sizi) çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçinizden birbirini siper ederek sıvışıp gidenleri Allah gerçekten bilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar." (Nur Sûresi/ 63) Allah'a ve Peygamberine imanı olan hilafeti sever. Bugün hilafet kurumu fiilen var olmayabilir. Bu anlamı sahiplenmek, bir bağlılık, bir özlem, belki de bir dua halidir. Bu yüzden tarih boyunca hilafet, yalnızca bir yönetim modeli değil; ümmetin kalbini temsil eden bir sembol kabul edilmiştir.

08 Nisan 2026 02:35

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha