×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

İlk Çağ Yunan Filozofu: Eflatun

Elbistan'dan Cemal Özkaya: "Felsefenin en mükemmel ferdleri ve o silsilenin dâhîleri olan Eflâtun ve Aristo, İbni Sina ve Farabî gibi adamlar, "İnsaniyetin gayetü'l-gâyâtı, teşebbüh-ü bilvacibdir, yani Vacibü'l-Vücud'a benzemektir" deyip, Firavunane bir hüküm vermişler ve enaniyeti kamçılayıp1… "Ey arkadaş! Şimdi hayali baştan çıkar, aklı kafaya geçir. Evvelki iki yolun mağdub ve dâllîn yolu; hatarları pek çoktur, kıştır daim güz, yazı. Yüzde biri kurtulur: Eflâtun, Sokrat gibi."2 Eflatun için hem kurtulur diyor hem de Firavunane hüküm verenlerin arasında sayılmış bir zıtlık mı var." Eflatun, 430'lu yıllarda Atina'da doğan ünlü Yunan Filozofudur. En önemli hocası Sokrat'tır. Sicilya'ya yaptığı seyahatlerin birinden döndükten sonra yaklaşık 387 yıllarında, Atina yakınlarında bir kasabada, Akademos bahçesinde, düşünce tarihine "Akademi" olarak geçecek olan okulu kurmuş ve ömrünün büyük kısmını burada ders vererek, kitap yazarak geçirmiştir. En ünlü talebesi Aristo'dur. Eserlerine baktığımızda, onu, gözü ideal dünyada olan, ebedî saadete ermenin aşk ve heyecanıyla yaşayan, bu dünyanın geçici değerlerine fazla önem vermeyen, tam anlamıyla "mistik" bir insan olarak görmek mümkündür. Bu yönüyle Eflâtun Sokrat'ın bir devamı sayılır. Gerek seçkinler meclisinin zorbalığı gerekse Sokrat'ı haksız yere idam eden düzenin zulüm ve yolsuzlukları Eflâtun'u derinden sarsmış ve bu sebeple siyasî rejimler üzerine felsefî bir araştırmaya girişmiştir. Eflatun, yaklaşık milâttan önce 369 yılında tasarladığı "ideal devlet" planını, bizzat kendisi de idareye katılmak suretiyle "örnek devlet" olarak gerçekleştirmiştir. Eflâtun felsefesinin merkezini insan teşkil eder. Onun hedefi "insanın saadetinin sırları"nı keşfetmektir. Varlık Mertebeleri ve İdeler: Eflâtun, Politeia (Devlet) ve Timaios adlı eserlerinde varlık kademelerinden ve buna bağlı olarak da bilgi derecelerinden bahseder. 2. Din ve Allah Anlayışı. 4. Cemiyet ve Devlet Anlayışı. İslâm Dünyasında Eflâtun. 1- Sözler, s. 610.; 2- Age., s. 827.

Süleyman Kösmene

Kaynak: Yeni Asya

08 Temmuz 2026 00:36

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Süleyman Kösmene

İlk Çağ Yunan Filozofu: Aristoteles

Elbistan'dan Cemal Özkaya: "Felsefenin en mükemmel ferdleri ve o silsilenin dâhîleri olan Eflâtun ve Aristo, İbni Sina ve Farabî gibi adamlar, "İnsaniyetin gayetü'l-gâyâtı, teşebbüh-ü bilvacibdir, yani Vacibü'l-Vücud'a benzemektir" deyip, Firavunane bir hüküm vermişler ve enaniyeti kamçılayıp1… "Ey arkadaş! Yüzde biri kurtulur: Eflâtun, Sokrat gibi."2 Bediüzzaman, Eflatun için hem kurtulur diyor hem de Firavunane hüküm verenlerin arasında sayılmış bir zıtlık mı var." 17-18 yaşlarında Atina'daki Platon'un Akademi'sine katılmış ve yirmi yıl kadar orada kalmıştır. Platon öldükten kısa zaman sonra, MÖ 343'te Makedon II. Filip'ini isteğiyle Makedonya sarayında Büyük İskender'e hocalık yapmıştır. İslâm düşünürleri tarafından "Muallim-i Evvel" yani "ilk öğretmen" olarak anılmış olan Aristo, felsefe tarihi boyunca neredeyse hiç gündemden düşmemiştir. 343'te Pella'daki Makedonya kralı II. Filip'in sarayına danışman olarak gider. MÖ 335 yılında İskender Makedonya kralı olduğunda Aristoteles Atina'ya döner ve Atina kent merkezine yakın Lykeion'da kendine ait bir felsefe okulu kurar. 1- Sözler, s. 610.; 2- Age., s. 827.

09 Temmuz 2026 13:10

Süleyman Kösmene

İlk Çağ Yunan Filozofu: Sokrat

"Ey arkadaş! Şimdi hayali baştan çıkar, aklı kafaya geçir. Evvelki iki yolun mağdub ve dâllîn yolu; hatarları pek çoktur, kıştır daim güz, yazı. Yüzde biri kurtulur: Eflâtun, Sokrat gibi."2 Eflatun için hem kurtulur diyor hem de Firavunane hüküm verenlerin arasında sayılmış bir zıtlık mı var?" Bediüzzaman hazretlerine göre, Eflatun da, Sokrat da kurtulan felsefecilerdir. Bu fikir tarlalarını kısaca tanıyalım inşallah. Sokrat, Milâttan önce 470 yılında, yani günümüzden yaklaşık iki bin beş yüz sene önce Atina'da doğdu. Babası Sophroniscus taş ustası, annesi Phaenarete ebeydi. Bir süre babasının yanında taşçılık, heykeltraşçılık yaptı Varlığın kaynağı (arkhe) hakkında o güne kadar geliştirilen teorilerin ve ispatı mümkün olmayan fizikî bilgilerin insanlığa hiçbir fayda sağlamadığını anladı. Sokrat'a göre insanın, varlığın ilkesi veya fizikî varlıklar üzerine değil, kendi varlığı üzerine düşüp zihin dünyasını keşfetmesi gerekir. Sokrat, herkesin dikkatini çekecek şekilde sade ve basit bir hayat yaşadı. Aktif politikadan uzak durdu. Katıldığı savaşlarda cesur bir askerdi. Sivil hayatta giyim kuşama değer vermeyen, her zaman çıplak ayakla dolaşan bir derbederdi. Geçimsiz ve kocasına saygısı olmayan Xanthippe ile evliliğinden üç oğlu oldu. Sokrat, hayatının önemli anlarında içinden bir ses işittiğini, bu sesin kendisini şu veya bu şekilde davranması yönünde uyardığını söyler. Bu sese o "dai-monion"um der. İkaz ve ihtar eden, sıradan işlerle uğraşmaktan alıkoyup bilgeliğe yönlendiren bu ses ona göre ilâhî bir sestir. Yorumcular bu sesin ilham perisi yani cin (daimonia) olduğunu söyleseler de Sokrat, hayatının yüksek bir kudretin elinde olduğuna ve bu yüce kudret tarafından sevk ve idare edildiğine samimiyetle inanıyordu. Keskin zekâsı, büyüleyici konuşması, ince ironileri, pervasızlığı, savunduğu ahlâkî fikirlerin yüksekliği ve hayat tarzı insanları kendisine çekiyordu. Sokrat'ın "Bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir" sözü meşhurdur. Ahlâkın dışında asla ciddi bir felsefe yoktur. Ahlâkî düşüncenin değişmez ve zorunlu unsuru insandır. Sokrat'ın bilgi öğrenmekte kullandığı yöntem diyalogdur. Büyük bir ahlâkçı olan Sokrat geriye hiçbir eser bırakmadı, hayatı boyunca hep tartıştı ve sorguladı. Ona ait olduğuna kesin gözüyle bakılan iki önerme vardır: "Erdem bilgidir" ve, "Hiç kimse bilerek kötülük yapmaz." Sokrat ruhun bedenden bağımsız bir cevher olduğuna, bedenin süflî arzu ve isteklerine karşı koyacak güce sahip bulunduğuna inanır. Gerçek mutluluğa ulaşmak için ruhun beden üzerinde tam bir hâkimiyet kurması gerekir. Mutluluk bilgiyle aydınlanan ruhun mutluluğudur. Sokrates gençlere: "Evlenin, iyi çıkarsa mutlu olursunuz. Tek gerçek bilge vardır, o da Allah'tır" dedi. Sokrat dindar bir insandı. MÖ 399 yılında "gençlerin ahlakını bozma" ve "şehir tarafından kabul edilen tanrılara "İnanmayıp yeni tanrılar icat etme" yani o günkü anlayışa göre "dinsizlik" yapma suçlamalarıyla Atina mahkemelerinde yargılandı.

07 Temmuz 2026 00:41

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Süleyman Kösmene

Müjde: Ölüm İdam Değildir

Malatya'dan Mahmut Gültekin: "Ölmüşlerimize arkasından en iyi nasıl faydalı olabiliriz?" Bu hakikati Bediüzzaman şöyle ifade ediyor: "Sizlere müjde! Mevt idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in'idam değil. Belki, bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır."2 Herkesin ölme sebebi ve şekli farklıdır. Allah'ın emri geldiğinde hiçbir kul, ölümü bir saniye bile geri almak ve ölmemek kudretine sahip değildir. Kur'ân-ı Kerîm, ölümü sürekli gündemimizde tutuyor: "Nerede olursanız olun, ölüm size yetişir. İsterseniz tahkim edilmiş kalelere veya gökteki yıldızlara sığınmış olun."3 "Sizi çamurdan yaratan, sonra da size bir ecel takdir eden Odur."4 "Her milletin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde onu ne bir an geri bırakabilir, ne de öne alabilirler!"5 "Senden önce hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar bâkî mi kalacaklar? Her nefis ölümü tadıcıdır. Sizi denemek için hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Sonunda ise Bize döndürüleceksiniz."6 "De ki: Kaçtığınız ölüm mutlaka gelip sizi bulacaktır."7 "Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi imtihan etmek için ölümü de, hayatı da O yarattı."8 Bediüzzaman'a göre insan ruhu, bedenle yaşadığı dünya hayatı süresince her yıl eski bedenini terk ediyor, yeni bir bedene giriyor. Çünkü ceset, ruh ile vardır. Peygamber Efendimiz (asm), "Lezzetleri kaçıran ölümü çok hatırlayın."10 buyurmuştur. Herkesin her ân ölme ihtimali vardır. 2- Mektubat, s. 221 4- En'âm Suresi: 2. 5- A'râf Suresi: 34; Yûnus Suresi: 49. 7- Cum'a Suresi: 8. 9-Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s. 478.

06 Temmuz 2026 00:48

Süleyman Kösmene

Bediüzzaman'dan Kâinat Yorumu

Mustafa Bey: "Peygamber Efendimiz (asm) "Oku!" emrine muhatap olduğunda yanında kitap bulunmuyordu! O halde, Peygamber Efendimizin (asm) şahsında biz nasıl ve neyi okumalıyız? Risale-i Nur'da bu konuda ölçüler nelerdir?" İlk inen ayet "oku!" emri olmakla beraber, daha sonra inen ayetlerde kâinatı okuyarak, bize kâinatı nasıl okumamız gerektiği konusunda örnek bir okuyuş tarzı gösteren, bizzat Kur'ân'ın kendisidir. Bediüzzaman Hazretlerinin aynen ifadesiyle: "Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur'ân, kâinatı okuyor."1 Risale-i Nur'un muhtelif yerlerinde kâinat, "kitab-ı kebir-i kâinat" olarak vasfediliyor. Şu halde içinde ve özünde bizim de bulunduğumuz "kâinat kitabını" okumalıyız ve kâinat kitabını Kur'ân'ın okuyuşu gibi okumalıyız! Kur'ân varlıklara bu satırlar hesabına bakmıyor. Yapılan eserler de zorunlu olarak "Yapan"ı gösterirler. Eşsiz bir sanat eseri olan kâinatın müzeyyen bir Kur'ân olduğunu beyan eden Bediüzzaman, Kur'ân-ı Hakîm'in ise büyük kâinat Kur'ân'ının en yüksek bir müfessiri ve en beliğ bir tercümanı olduğunu kaydeder. Bu bakışta, "Ne güzel yapılmış ve ne güzel bir surette Sânî'in cemâline delâlet ediyor." ölçüsü hâkimdir. Diğeri ise, kâinata Yaradan hesabına bakan, kâinatta var olan her şeyin ifade ettiği derin manayı anlayan, ifade eden ve ders veren, kâinatın gizli yaratılış sırlarını çözen, tabiattan ve varlıklardan hareketle Yaradan'ın eşsiz yaratıcılığını, iradesini, ilmini, hikmetini, kudretini gören ve gösteren Kur'ân'dır. 1- Sözler, s. 36.; 2- Sözler, s. 121.

02 Temmuz 2026 00:26

Süleyman Kösmene

Nurlu Van Misafirlerini Bekliyor

Üstadın Van dönemindeki talebelerinden Molla Habib orada, Molla Hamid, Molla Resul, Çoravanisli Ali Çavuş, Hasan Paşa, Eski Van Valisi Tahir Paşa, Çaycı Emin Ağabey… Ve daha niceleri, orada, Van'da sizi bekliyor! Bediüzzaman Van'da bulunduğu ilk talebelik yıllarında bir gün gazetelerden şu haberi okur: "İngiliz Meclis-i Mebusanı'nda Müstemlekat Nazırı Gladston, elindeki Kur'ân-ı Kerîm'i göstererek: "Bu Kur'ân, İslâmların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp etmeliyiz, bu Kur'ân'ı onların elinden kaldırmalıyız yahut Müslümanları Kur'ân'dan soğutmalıyız." Bediüzzaman adeta kükredi ve dedi ki: "Kur'ân'ın sönmez ve söndürülemez manevî bir güneş hükmünde olduğunu dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim!" O günden bugüne, bir asır! Van bir kez daha bayram yapacak inşallah sizlerle. Mevlidi düzenleyen tertip heyetine binler teşekkürler. Allah razı olsun. Üstad'ın iki yıl ikamet ettiği Erek dağı asil başıyla hala dimdik ayakta sizi bekliyor. Erek dağı Zernebat suyu hâlâ Üstad'ın Molla Resul'e, Molla Yusuf'a, Molla Maruf'a, Molla Hamid'e verdiği dersleri fısıldıyor. Orada, Van'da! Dağın yamaçlarında hâlâ Üstad'ın Şeyh Said'e verdiği cevap yankılanıyor: "Türk Milleti asırlardan beri İslâmiyet'in bayraktarlığını yapmıştır. Birkaç cani yüzünden binlerce masum, kadın ve erkekler telef olabilir!" Ah Üstad'ım diyorsunuz içinizden ve ekliyorsunuz: Bediüzzaman'ın sadece şu cevabı bile, içinde bulunduğumuz âlem-i İslam'ın yangınını söndürmeye yeter! Horhor Medresesi, Van Kalesi, Edremit kıyıları, Akdamar Adası hâlâ Üstad'ın çok gizli esrarını fısıldıyor. Bu vicdansız dünyaya oradan, Nurs'tan son kez gülümseyen ve herkesi kucaklayan nur! Üstad'ın anne ve babasının kabr-i şerifleri Nurs'ta sizleri bekliyor! Gelin etmeyin; dünyanın derdi bitmez, ama bu Van Mevlidi kaçmaz! Van'da buluşalım inşallah.

29 Haziran 2026 00:34

Süleyman Kösmene

Bediüzzaman Mirza Mehdî Midir?

Haşim Bey: "Bediüzzaman mehdî midir? Yoksa mehdî yeni mi gelecek?" 1 Âhirzamanda bir mehdînin geleceğine dayalı rivâyetler de sahih. 2 Hattâ Bediüzzaman'ın ifâdesiyle Cenab-ı Hakk'ın, her asırda bir nevi mehdiyet manasını deruhte edecek müceddidleri gönderdiği de muhakkaktır. Zaten kelime olarak "mücedid" de, "mehdiyet" de İslâmiyetin özü olan "tevhid" ile çok yakın irtibatı bulunan mefhumlardır. Tevhid yoksa hiçbir şey yoktur. Çünkü nedense sarsılan inanç hep tevhid inancı olmuş. Tevhid inancı sağlam milletler hep müstakim kalmışlar. Kurtuluş tevhid inancındadır. Ümmet magazin aramıyor.

26 Haziran 2026 00:33

Süleyman Kösmene

Mirza Bediüzzaman (3)

Hüseyin Bey: "Bediüzzaman demek şirk midir? Neden Bediüzzaman denmiştir?" "Mirza Bediüzzaman" ismi önceden bir kişiye daha ünvan olmuş, fakat sonunda sahibini bulmuştur. Nitekim, "Bedî'u-ssemâvâti vel-ard" (O göklerin ve yerin eşsiz Yaratıcısıdır)1 mealindeki ayette yer alan Bedî' ismi bu manayı ifade etmektedir. Yani Bediüzzaman kelimesini alarak "Zamanın Bedî'i'" ancak "Allah'tır" gibi bir ifadeyle, başka alanlarda kullanılmasının şirk olduğu söylenemez. Tarihçe-i Hayat'te deniliyor ki: "Genç yaşında böyle bilâistisna bütün suallere cevap vermesi ve gayet muknî (ikna edici) ve beliğ ifade ve harika hal ve tavırlarıyla, ehl-i ilmi hayranlıkla takdire sevk ediyordu. Ve "Bediüzzaman" ünvanına bihakkın lâyık görüyorlar ve bu fevkalâde zatı, bir "nadire-i hilkat" olarak tavsif ediyorlardı."2 Mısır Camiü'l-Ezher âlimlerinden Şeyh Bahid Efendi İstanbul'da bulunduğu bir zaman, Bediüzzaman'a şunu sorar: "Avrupa ve Osmanlılar hakkında ne diyorsunuz?" Şeyh Bahid Efendinin maksadı, o bahr-i umman gibi ilmin istikbale de uzanıp uzanmadığını öğrenmekti. Bediüzzaman der ki: "Avrupa, bir İslâm devletine hâmiledir, günün birinde onu doğuracak; Osmanlılar da Avrupa ile hâmiledir, o da onu doğuracak." "Bu gençle münazara edilmez. Ben de aynı kanaatteyim. Fakat bu kadar veciz ve beliğane bir tarzda ifade etmek, ancak Bediüzzaman'a hastır."3 der. 1- Bakara Suresi: 117; 2- Tarihçe-i Hayat, s. 62. 3- Tarihçe-i Hayat, s. 63.

25 Haziran 2026 00:28

Süleyman Kösmene

Mirza Bediüzzaman (2)

Hüseyin bey: "Bediüzzaman adında başka âlim var mıdır?" Bu tevafuka Bediüzzaman da aslında şaşırmamış değil. Diyor ki: "Acaiptendir ki, bütün Mektubat'ında yalnız iki yerde Bediüzzaman lâfzı var. O iki mektup bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektupların başında "Mirza Bediüzzaman'a Mektup" diye yazılı olarak gördüm. "Fesübhânallah," dedim. "Bu bana hitap ediyor." O zaman Eski Said'in bir lâkabı Bediüzzaman idi. Halbuki Hicretin üç yüz senesinde, Bediüzzaman-ı Hemedânî'den başka o lâkapla iştihar etmiş zatları bilmiyordum. Halbuki İmamın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zâtın hali benim halime benziyormuş ki, o iki mektubu kendi derdime deva buldum."1 Bediuzzaman'ın "İmamın zamanında" dediği zaman, İmamdan 75 sene önceki zamandır. 75 Sene sonrasına yazılırsa "keramet" dersin. Bu mektup zaten 75 sene öncesine ulaşmaz! Ama Bediüzzaman bunu da tevil ediyor ve şöyle diyor: "İmamın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zatın hali benim halime benziyormuş ki, o iki mektubu kendi derdime deva buldum."2 Fakat nihayet Bediüzzaman, iş, hakikati teslim noktasına gelince şunu söylemekten de kendisini alamıyor: "Yalnız İmam, o mektuplarında tavsiye ettiği gibi, çok mektuplarında musırrâne şunu tavsiye ediyor: "Tevhid-i kıble et." Yani, "Birini Üstad tut, arkasından git. Başkasıyla meşgul olma." "Bu muhtelif turukların başı ve bu cetvellerin menbaı ve şu seyyarelerin güneşi Kur'ân-ı Hakîm'dir. Ve pek yüksek ve kıymettar maarif-i İlâhiye hükmündedirler."3 Evet; söz gerçekten Bediüzzaman'da. 1- Bediüzzaman, Mektubat, s. 594. 2- Age., s. 594 3- Bediüzzaman, Mektubat, s. 595

24 Haziran 2026 00:20

Süleyman Kösmene

Bediüzzaman Mirza

Tarihte bir Bediüzzaman da, 16. Yüzyılda yaşamış Timur'lu hükümdarı Prens Mirza Bediüzzaman vardır. İki oğlu oldu: Muhammed Mü'min Mirza (1485-1498) ve Muhammed Zaman Mirza (1490-1539). Ahmed-i Sirhindî İmam-ı Rabbanî, Miladî 26 Mayıs 1564 tarihinde Hindistan'ın Pencap şehrinin Sirhind kasabasında doğdu. 8 Safer 1034'te (20 Kasım 1624) vefat eden İmam-ı Rabbanî Sirhind'de defnedildi. İmam-ı Rabbanî (ks) Mektubat'ının 74. Mektubunda Bediüzzaman Mirza'ya: "Dünyanın aldatmaca süslerine iltifat etme. Böyle bir şeyin varlığı ile yokluğu birdir. Dünya Allah katında buğza uğramıştır. Böyle olunca yokluğu varlığından daha hayırlı olmalıdır. Dünya vefasızdır. Geçip giden dünya adamlarına bak da, ibret al!" diye yazmıştır. 75. Mektupta da: "Bu mübarek tarikata intisaptan sonra tevhîd-i vücûdî bana tamamen âşikâr oldu... Şeyh Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin mârifetinin bütün incelikleri tam mânasıyla bana zâhir oldu ve ben tecellî-i zâtî ile şereflendirildim ki bu makam Fusûs müellifinin gözünde manevî terakkînin son mertebesidir; onun ötesinde sadece hiçlik vardır." demiştir. 1 İmam-ı Rabbanî'nin Mektubat adlı eserindeki 74. ve 75. Numaralı mektupları Bediüzzaman Mirza'ya yazdığı söylenir. Ayrıca 75. Mektubunun bir paragrafında aynen diyor ki: "Tam bir iltifatla himmet talep ettiğinizden sana müjde: Selametle, ganimetle dön! Lakin bir şartla: Tevhid-i kıble et. Şayet teveccüh kıblesi müteaddid olursa, salik tefrikaya düşer. Şu cümleyi unutma: Bir mahalde oturan, her mahalde oturur. Mahaller arasında gezip duran, hiçbir mahalde oturmaz."2 Bu mektubunda "tevhid-i kıble et" mesajı kendisinden yaklaşık 300 sene sonra gelen Bediüzzaman Said Nursî tarafından uygulanmıştır.

23 Haziran 2026 00:15

Süleyman Kösmene

Bediüzzaman-ı Hemedanî

Hüseyin bey: "Bediüzzaman adında başka âlim var mıdır?" Tarihte bilinen üç Bediüzzaman vardır. Miladî 968, hicri 358 yılında İran'ın Hemedan şehrinde dünyaya geldi. Adı Ahmed, künyesi Ebu'l-Fazl, şeceresi Hafız Ahmed ibni Huseyn ibni Yahya, lâkabı Bediüzzaman'dır Şairdir. Miladî 1008 yılında kırk yaşında Herat'ta vefat etti. O günkü devlet veziri kendisinden çok istifade etti. 992 yılında büyük edip Ebu Bekir el-Harizmî ile tanışmak için Nişabur'a gittiı. Burada Ebu Bekir el-Harizmî ile münazara yaptı ve galip geldi. Bediüzzaman bid'atlardan uzak sağlam bir inanca sahip olduğunu gösteren bir vasiyetname bıraktı, burada cenaze namazının "sünnet ehli" tarafından kılınmasını istedi. Çağdaşı olan Sealibî der ki: "Edebiyatın sırrına ve özüne Bediüzzaman kadar vâkıf, onun gibi sihirli ve veciz bir üslûba sahip kimse ne görüldü, ne de böyle birinden bahsedildi... O son derece şaşırtıcı ve daha önce bilinmeyen bir edebî üslûba sahipti." Said Nursî, İmam-ı Rabanî'nin mektuplarındaki Bediüzzaman lafzı hakkında diyor ki: " "Hicretin üç yüz senesinde, Bediüzzaman-ı Hemedanî'den başka o lakapla iştihar etmiş zatları bilmiyordum. O zatın hali, benim halime benziyormuş ki o iki mektubu kendi derdime deva buldum."1 demektedir. 1- Mektubat, s. 594.

22 Haziran 2026 00:19

Süleyman Kösmene

Kütahya Pikniği

Geçtiğimiz Pazar günü Kütahya'daydık. Kütahya'nın antik çağda adı "Kotiaeion"dur. Kütahya'nın kuruluşu Milattan önce 3000 yıllarına kadar uzanır. Büyük İskender'in MÖ 323'te ölümü ile Kütahya ve yöresi, komutanlarından Antigonos'a geçti. 1071'de Malazgirt Meydan Muharebesi'nde Alp Arslan'a yenilen Bizans İmparatoru Romanus Diogenes tutsaklık dönüşü Kütahya'ya getirildi. II. Kılıç Arslan kaybedilen topraklarla birlikte Kütahya'yı geri aldı. 1277'de II. Gıyaseddin Keyhüsrev Kütahya yöresini Germiyanoğlu Süleyman Şah kızı Devlet Hatun'u Osmanlı Sultanı I. Murat'ın oğlu Yıldırım Bayezid'a verdi. 1402 Ankara Savaşında, Bayezid'i ağır bir yenilgiye uğratan Timur, Kütahya'yı alarak II. Yakup Bey'e geri verdi. Kütahya, 17 Temmuz 1921'de Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde TBMM Batı Cephesi ordusunun yenilmesi üzerine Yunanların işgaline uğradı. Büyük Taarruz'a kadar işgal altında kalan Kütahya, 30 Ağustos 1922'de kurtuldu. Kütahya 8 Ekim 1923'te Vilayet durumuna geldi. Yüzyılda İznik ile başlayan çinicilik hakkında Evliya Çelebi,1671 yılında Kütahya'da 34 çini atölyesinden bahseder.

19 Haziran 2026 01:00

Süleyman Kösmene

İnfak Etmeyen Dini Yalanlamış Mı Olur?

Abdullah Bey: "İnfak nedir? İnfakın İslâmiyet'teki yeri nedir? Maun Suresinde geçen infak yapmayanın dini yalanlamış olması ne demektir?" Ayetlere bakalım: "Hayır ve iyilik olarak önden ne gönderirseniz, onu Allah'ın katında bulacaksınız. Allah yaptıklarınızı görmektedir."1 "Sana ne infak edeceklerini sorarlar. De ki: İnfak edeceğiniz mal anne-baba, akrabalar, yetimler, düşkünler ve yolcular içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir."2 "Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lutfu geniştir. O her şeyi bilendir."3 "Gece-gündüz, açık-gizli mallarını infak edenlerin mükâfatlarını Rab'leri verecektir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir."4 "Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe gerçek iyiliğe erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz Allah onu bilir."5 "Hayra harcadığınız bir şeyin yerine daha iyisini koyar. Çünkü O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."6 "Birinize ölüm gelip de, "Rabb'im, Beni bir süre ertelesen de, sadaka versem ve iyilerden olsam!" diyeceği zaman gelmezden önce size verdiğimiz mallardan sarf edin."7 Malı ahirete göndermek, malı infak etmekle, yani malı Allah rızası için vermekle mümkündür. Vermek için çok mala gerek yoktur; bilakis, "az" maldan vermek, daha makbuldür. 6 Zaten "maun", insanlara az-çok demeden yardım yapmak demektir. Çünkü dinin "özünde" ne cimrilik, ne yoksulu üzmek, ne vermemeyi marifet saymak yoktur. Bediüzzaman'ın ifadesiyle, "Eğer malı çok seversen hırs ile değil, belki kanaat ile malı talep et: tâ çok gelsin."11 Kanaatin bir gereği de "veren el" üstünlüğü ile yaşamak, yani malı infak etmek, yani hayır yollarında sarf etmektir.

18 Haziran 2026 00:16

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha