×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

İran'la Savaş Fitnesinin Akıbeti

Gerçek şu ki ABD-İsrail'in İran savaşı, BOP'la Fas'tan Afganistan'a 22 İslâm ülkesini etnik - mezhebî iftiraklarla 50 devletçiğe parçalama, Ortadoğu'da İsrail'e karşı güçlü ülke bıraktırmama hesâbına tetiklendi. Bundandır ki uluslararası ilişkiler uzmanları, Trump'ın "İran'ı bitirdik" nakaratını tekrarlamasının Trump'ça "İran'da bittik!" ikrarı olduğunu; İsrail'in bütün ısrarlarına rağmen ABD'nin İran'la çatışmadan kaçındığını; bu yüzden Lübnan'ı bombalamakla "mutabakatı" saboteye didinen canciğeri "Bibi"ye "patron benim!" fırçasını attığını belirtiyorlar. Keza çocuk katili saldırgan ABD'yi değil "İran'ı kınayan" bildiriyi Amerikan uydularıyla imzalayan Dışişleri Bakanı'nın iddialarının, İsrailli Siyonist bakanların tahriklerin aksine halkın infiâliyle Türkiye'yi Müslüman komşu İran'a karşı ABD-İsrail'in yanında savaşa sokamadığına dikkat çekiyorlar. Akıbette, İsrail'in "demir kubbesi"nin çökmesi gibi 67 savaşından beri "yenilmezliği"nin yıkıldığını, Yahudî Lobisinin etkisini yitirdiği, Amerikan halkında "vergilerimizle insanlığa karşı Siyonizmin soykırım, işgal ve zulüm politikalarının peşinde sürüklenmeye mecbur muyuz?" tepkisinin dalga dalga yükselip yayıldığı görülüyor.

Cevher İlhan

Kaynak: Yeni Asya

08 Temmuz 2026 00:47

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Cevher İlhan

Savaşta Ve Masada Zafer Kimin?

28 Şubat'ta tam da "on iki gün savaşı" anlaşmasına varıldığı günde ABD ile İsrail'in İran'da 180 ilkokul çocuğunu, dinî lider Hamaney'le aralarında 14 aylık torununun da bulunduğu ailesini bombalayıp kalleşçe katletmesiyle ateşlediği "kırk gün savaşı"nın galibinin İran olduğu konunun uzmanlarınca tescil ediliyor. "Mutabakat"ta öncelikle "ABD ile İran'ın birbirlerinin egemenliğine, toprak bütünlüğüne saygıyı, iç işlerine karışmamayı, en fazla 60 gün içinde -bağlayıcı BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanacak- "nihaî anlaşma"yla sonuçlandırmaları ve ABD'yle savaş müttefiklerinin tüm cephelerde savaşı kalıcı olarak sona erdirmeleri taahhüdü büyük bir başarı olarak okunuyor. "Mutabakat"ta toprak bütünlüğüyle egemenliği güvence altına alınan Lübnan dahil tüm cephelerde askerî operasyonların derhal-kalıcı olarak sona erdirilmesi, ABD'nin bir savaş veya askerî operasyon başlatılmaması; yeni hiçbir yaptırım uygulamaması, bölgeye ek kuvvet konuşlandırmaması İran'ın ve bölgenin kazançların başında geliyor. Bu hususta soykırımcı Netanyahu'nun defalarca Lübnan'da sivilleri katleden bombalamalarla "mutâbakat"ı ıskartaya çıkarma kanlı saldırılarına rağmen "işgalci İsrail'e en fazla arka çıkıp kendisini Siyonizme hizmete adamış Evanjelik Amerikan Başkanı" olmakla övünen Trump'ın "patron benim!" uyarıları dikkat çekici. Keza "mutâbakat"la ABD'nin İran'a deniz ablukasını, her türlü engellemeyi derhal kaldırıp 30 günde sona erdirilmesi, "nihaî anlaşma"dan sonraki 30 günde bütün kuvvetlerini İran'ın yakın çevresinden çekme taahhüdüyle gemi trafiğinin İran tarafından savaş öncesi seviyelere yeniden tesisi, de oldukça ehemmiyetli. Basra Körfezi'nden Umman Denizi'ne ticarî gemilerin güvenli geçişi için teknik ve askerî engellerin kaldırılması, mayın tarama işinin İran tarafından yapılmasının yanısıra Hürmüz Boğazı'nın, Basra Körfezinin idaresinin, egemenlik haklarının uluslararası hukukla İran'la Umman ve diğer kıyıdaş ülkelerle diyalogla yürütülmesinde savaş öncesine dönülmesiyle bölgede kontrol hakkının teyidi İran'ın büyük bir barış zaferi olarak yorumlanıyor. Yine İran yeniden inşası ve ekonomik kalkınması için en az 300 milyar dolar tutarında fonun sağlanması planının geliştirmesi, İran'a yönelik her türlü yaptırımların kaldırılması, çeşitli ükelerdeki dondurulmuş milyarlarca dolarlık fonların serbest bırakılması düzenlemeleri büyük önem taşıyor. Bu arada "nihaî anlaşma"ya kadar mevcut nükleer programını sürdürecek İran'ın nükleer silah geliştirmemesini, zenginleştirilmiş malzemenin elden çıkarılmasını, bir mekânizma ve takvimle Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) gözetiminde seyreltmeyi kabul etmesini her ne kadar Trump "büyük bir zafer" olarak çarpıtsa da, İran'ın baştan beri uranyum zenginleştirmede IAEA ile uluslararası denetimi kabul ettiği, bunda da bir kaybının olmadığı belirtiliyor.

07 Temmuz 2026 00:26

Cevher İlhan

Demokratik Direnç Hattı…

Zira muhalefetten seçilmiş 80'den fazla seçilmiş belediye başkanının "tepeden tehditler"le, "hizmet yaptırmama", "tutuklanıp hapse atılma", itibarsızlaştırma şantajlarıyla iktidar partisine transfer edildiği, bizzat Cumhurbaşkanı'nca üç parti değiştirmiş vekillere "övünerek" partisinin rozetlerinin takıldığı ve hâlen 13 belediye başkanının hapiste tutulup vatandaşların iradesini hiçe sayan "kayyım atamaları"nın dayatıldığı kırılganlıkta olup bitenler vicdanları yaralıyor. Saray iktidarının bir dönem daha koltukta kalması hesâbıyla karşısında kaybedeceği siyasî rakiplerini tasfiye maksatlı -Türkiye'ye mâliyeti 100 milyar doları geçen- yargı üzerinden "19 Mart (2025) yargı 'siyasî operasyonları"ndan, muhalefeti parçalayıp tasfiyeyi amaçlayan canhıraş "21 Mayıs'butan müdahalesi"nden "beklenen sonuçlar"ın alınamaması üzerine "iktidar cephesi"nce yeni kriz ve kaos senaryoları sahneleniyor. Saray'dan danışmanları, "Türkiye'nin bir dönem daha Cumhurbaşkanı'a ihtiyacının olduğu, bir kez daha aday olması için yeni anayasaya veya anayasa değişikliği yerine "istisnaî adaylık" denilerek 7 Mayıs 2028'de yapılması gereken seçimlerin birkaç hafta öne alınarak Nisan'da yapılması çarpıklığını ortaya atıyorlar. Bir tek kendilerini akıllı bütün milleti sersem sayarak seçimin yürütmenin yanısıra yasama ve yargının bütünüyle bir "kişi"nin güdümüne sokulduğu "tek kişilik hükûmet"in dayatıldığı 16 Nisan 2017 referandumu yıldönümünde yapılmasını işgüzarlığı öneriliyor. Bununla toplumu "canla başla çalışarak seçtiklerinizi sizi terk ediyor" havasını telkinle vatandaşların "biz ne yapsak başaramayacağız, seçtiklerimize kayyımlar atanacak" yılgınlığıyla teslimiyete sürükleme ve sindirme tezgâhı işletiliyor. Ne var ki kumpaslar, komplolar milletin vicdanında makes bulmuyor. Bütün katakullilere rağmen AKP "cazibe - çekim merkezi" olmuyor; tam tersine tepkiler katlanıyor. Bundandır ki iktidardakilerin "kimlik siyaseti"yle kamplaştırma, kutuplaştırma tuzaklarına düşmeden, ellerine istimal edeceği kozları vermeden topyekûn muhalefetin toparlanması gerekiyor. İktidardakilerin "yandaş medya"nın yoğun kara propagandasına, demokrasiye ve hukuka kurulan kumpaslara karşı topyekûn muhalefetin birleşik bir demokratik direnç hattı oluşturması icâb ediyor. "Rey-i vahid-i istibdada / "otoriter rejim"e karşı, demokrasiyi, hukuku, hak ve hürriyetleri esas alan "demokrasi ittifakı"nın kurulması büyük önem taşıyor.

02 Temmuz 2026 02:01

Cevher İlhan

Demokrasiye Darbe Ve Gasp

Bilindiği gibi NATO ya da G-7 benzeri küresel toplantılar yapıldığı üye ülkelerde protesto edilir. Belli ki soykırımcı Netanyahu'yu Kudüs'ü başkent ilâna, Suriye'ye ait Golan Tepelerini işgale, Şam'ı kuşatıp defalarca bombalamaya, Lübnan'da yüzlerce sivili katle cüretlendiren; İsrail'i her türlü silah-mühimmat sevkiyle yüz bini aşkın çocuğu, kadını, yaşlıyı, sivili öldürdüğü Gazze soykırımı destekçisi, Amerikan savaş uçaklarını İran'a saldırtıp 180 kız çocuğu katlettiren Trump'a halkın öfke ve infialinin üstü örtülüyor. Bu yüzden eski Başbakan Davutoğlu'nun tesbitiyle, "yargının toplum üzerinde sindirme aracı haline getirilmesiyle, terör tehdidi' bahanesiyle bazı İslâmî sitelere yayın durdurma pervasız cezaları veriliyor. Pahalılığa itiraz etmek, sistemi beğenmemek gibi "terör suçu" sayılıyor. Muhalefet belediyelerine operasyonlara, seçilmişlere "kayyım atamaları"na, AİHM'in "hak ihlâli" ve "âdil yargılama" kararlarının sistemli uygulanmamasına, "mutlak butlan" dayatmasına, demokratik güvencelerin erozyonuna atıfla yargı bağımsızlığı ve demokratik reformlar yapılmadıkça müzâkerelerin yeniden canlandırılamayacağı, üyelik sürecinin başlatılmayacağı bildiriliyor. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nde, "Türkiye'de muhalefete baskılar, seçilmiş siyasetçilere dönük müdahaleler ve yargının işleyişi" tartışılıyor. "Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü birbirinden ayrılmayacağı, birine saldırıyla diğerlerinin de zarar göreceği" ikazları yapılıyor. Türkiye Raportörü, Türkiye'de savcıların ve hâkimlerin "siyasallaştırılması"yla "seçilmiş belediye başkanlarının yerine "kayyım atamaları"nı, bir mahkemenin parti içi seçimi iptali "butlanı"nı, seçilenlerin liderin "iktidarın istedikleri"nin getirilmesini, öncelikle demokrasiye, siyasî partilerin özerkliğine, vatandaşların temsilcilerini seçme hakkına ve irâdesine darbe ve kurumsal gasp" sayıyor. Ankara'dakiler, Türkiye'yi BOP'un tefrika fitnesi "büyük İsrail plânı"nda istimal etme peşinde kendini "Siyonizme hizmetle görevli" gören Evanjelik Trump'ı değil, demokrasiyi, hukuku, temel hakları ve hürriyetleri esas alan AB'yi memnun etmeli...

01 Temmuz 2026 00:27

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Cevher İlhan

"Yeni Yargı Paketi"nde Yargı Yok!

Gerçek şu ki öncelikle 12 Eylül 2010 referandumuyla siyasî iktidarın güdümüne sokulan, 15 Temmuz 2016 Hâdisesinin daha ilk saatlerinde beş bine yakın hâkim ve savcının yargısız infazla ihracıyla ve 20 Temmuz "OHAL darbesi"yle yürütme ve yasamanın yanısıra yargı da "iktidarın vesâyeti"ne alındı. (gazeteler, 15.6.26) AB raporlarında "Türkiye'de muhalefet partilerine, sivil topluma yönelik davaların, gazetecilere açılan soruşturmalarla, artan baskılarla temel demokratik ve hukukî değerlerin, yargı bağımsızlığının, temel hakların yok sayıldığı" uyarıları yapılıyor. Özetle "yeni yargı paketi"nde yargı yok!

25 Haziran 2026 00:58

Cevher İlhan

Siyasette Suistimali Dinden Uzaklaştırıyor

(gazeteler, 16.10.15) Diyanet İşleri eski Başkanı Ali Bardakoğlu, "Toplayıcı olan dinle ayrıştırıcı olan siyasetin iç içe kılınmasıyla dindarlık ve ahlâk, gösterişin egemenliğinde zayıflatıldı" diye yakınmıştı. Avrasya Ekonomi Forumu, 6.4.17) Aslında iktidara yakın yorumcuların "ehliyet ve liyâkattan uzaklaşıldığını, adâletten sapıldığını" ikrarla "Şimdiki 'zıpırlar' açgözlü ve açıkgözlü. Emeksiz kazancın sırrını keşfettiler. Akıllarınca Hacca gider defteri sildirtirler, yolun sonuna varınca tevbe ederler! Kaşığı belinde dolaşan birileri helâl-haram, rüşvet, torpil demediler. 'Her yol meşru idi' bunlar için" eleştirisi dini istismarın acı akıbetini teyid ediyor. (Abdurrahman Dilipak, Akit, 3.8.19) Yine AKP kurucusu, Adalet eski Bakanı Bülent Arınç'ın "Ahlâkî değerler kaybolmuş; kötülük, ahlâksızlık sıradanlaşmış. Savurdukları yalanlar yüzünden yozlaşma, dinin siyasette kullanılmasına tepkiyle insanlar dinden uzaklaşıyor; millet Müslümanlığı bıraktı, başörtüsünü, namazı terk ediyor!" hayıflanmasıyla dinin siyasette suiistimalinin dine zarar verdiği tescilleniyor. (gazeteler, 13.2.26) En son Diyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Görmez, "dijital mecralarda nice hocaefendilerin, sarıklı cübbeli kardeşlerimizin yaptıkları tartışmalar"dan hareketle, "Bütün çocuklarımızın gözü önünde Türkiye'de dinî hayat zehirlendiğinden, gayrimeşruluğun yaygınlaşmasından, gayr-ı ahlâkî içeriklerden, mahremiyete tecavüzden" yakınıyor. ("Dijital Çağda Haya Ahlakı" paneli, gazeteler, 16.6.26) Neticede, AKP iktidarında, "otoriter rejim"de, Kur'ân'ın "Size'Müslüman olduğunu' bildirene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek, 'Sen mü'min değilsin' demeyin! (Nisa Suresi: 94)" ayetindeki ikaza rağmen, sırf iktidar koltuğu uğruna iktidardakilerin siyasî rakiplerine insafsızca "din karşıtlığı" isnadlarını savurmaları dinden soğutuyor.

24 Haziran 2026 00:15

Cevher İlhan

Demokrasi Ve Hukuk Kırılması

İç siyasette yargı üzerinden "butlan"lı, "kayyım"lı siyasî operasyonlar sürerken, Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raporu, demokrasi ve hukuk karnesini okutturuyor. Ancak en çarpığı, Türkiye Raporu hazırlayıcılarının, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ihlâllerinden sorumlu Türk yetkililere yaptırım uygulanması çağrısıyla, hakkında 325.5 milyonluk mal varlığı ile on iki tapusu bulunduğu iddia edilen "Adalet Bakanı'nın mal varlıklarının dondurulmasını, finansal işlemlerin kısıtlanması"nı önermeleri. Nitekim, "Hukuk devletinin özü ve kurucu unsuru olan hukuk güvenliğinin olmamasıyla ciddi sorunların oluştuğu"ndan yakınan Anayasa Mahkemesi'nin eski Başkanı Haşim Kılıç'ın, "sessiz kalmak utancını yaşamamak için bir kez daha sesleniyorum" çıkışıyla "dinî, etnik ve mezhepsel inanç ve düşüncelerin siyasî kimliğe dönüştürülmesiyle siyasî rant kapısı açıldı" eleştirisiyle demokrasi ve hukuk kırılması teyid ediliyor… Sonuçta "otoriter rejim"le Türkiye içte ve dışta kırılıyor...

23 Haziran 2026 00:44

Cevher İlhan

Yine "Öne Alınmış Seçim" Tertibi

"Politize edilmiş partizan yargı aparatı"yla 30 Mart 2024 mahallî seçimlerinden sonra yüz binlerce oy farkıyla seçilmiş muhalefet belediyelerine, 19 Mart operasyonlarıyla seçilmiş belediye başkanlarını tutuklatıp yerlerine "kayyım" atama hukuksuzluklarının ardından 21 Mart "butlan darbesi"yle topyekûn "muhalefeti etkisizleştirme kumpası" devam ediyor. "Tertip", Başdanışmanın "Onun cumhurbaşkanı olmaya ihtiyacı yok ama Türkiye'nin ona ihtiyacı vardır" tahkirini savuruyor. Kendini "akıllı", âlemi "sersem" sanarak milletin aklıyla alay edercesine, -18 Haziran 2023 seçimlerinin 14 Mayıs'a çekilmesindeki gibi- sırf Cumhurbaşkanı'nın "son defa" dediği dördüncü kez "istisnaî adaylığı" uğruna 7 Mayıs 2028'de yapılması gereken seçimleri "erken seçim" çarpıtmasıyla üç hafta öne 16 Nisan'a alınması çarpıklığını ortaya atıyor. Hatırlanacağı üzere, AKP'nin Meclis'te çoğunluğu kaybettiği 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında "istikşafî görüşmeler"le kamuoyu beş ay oyalanmıştı. Yine 16 Nisan 2017 referandumunda 2.5 milyon "mühürsüz - geçersiz oy"u yasalara aykırı olarak son anda sayıma katmakla "tek adam rejimi" kotarılmıştı.

18 Haziran 2026 00:44

Cevher İlhan

Ankara "Emperyal Proje"de!

Aslında AKP hükûmetinin ilk ABD kırılması, Irak işgalcisi 65 bin Amerikan askerinin ağır silâhlarla İskenderun'dan Nusaybin'e Türkiye topraklarında konuşlanmasını yasallaştırmak için çıkarılmak istenen "1 Mart (2003) hükûmet tezkeresi"yle başladı. "Tezkere"nin Meclis'te reddi üzerine Bakanlar Kurulu'nun 1 Eylül 2004 tarihli Resmî Gazete'de yayınlanan kararıyla Türkiye'nin 7 deniz ve 6 hava limanında gizli mahiyetteki Amerikan askerlerinin, silâh, mühimmat, teçhizat ve malzemenin ithal, ihraç, nakil ve dağıtımına açılması"yla ABD'nin İngiltere ve işgalci ecnebîlerle Müslüman komşu Irak'ı işgaline tam desteğe devam edildi. En çarpığı da Conilerin 3 Temmuz 2004'te Süleymaniye'de Mehmetçiğin başına çuval geçirmesi korsanlığı bir "nota"yla bile kınanmadı. Dahası "çuvalcı" Amerikalı işgal komutanı Türkiye'ye davet edilip törenle karşılanarak "madalya"yla ödüllendirildi. Cumhurbaşkanı'nın halka "terörle mücadelede net adımlar atana kadar NATO'ya girmelerini veto ederiz!" taahhütlerinin aksine "terörle mücadele"de hiçbir "bağlayıcı teminat" alınmadan Trump'ın "talebi"yle Finlandiya ile İsveç'in üyeliği onaylandı. En vahimi de ABD'nin emperyal emellerle 50 bin TIR, iki bin kargo uçağı silahla mühimmatı sevkle yüz bin militanını silâhlandırdığı PYD/YPG'nin Türkiye'nin 911 kilometrelik Suriye sınırında "uydu devlet" emrivakisi küstahlığının sözde itirazlarla geçiştirilmesi oldu... Bu yüzden 1967 "Altı Gün Savaşı"nda İsrail'e karşı Adalet Partisi hükûmetinin Başbakanı merhum Süleyman Demirel'in "Müslüman kardeşlerimize karşı ülkemdeki üsleri kullandırtmam!" reddiyle ABD'nin İncirlik Üssü'nü kullanmasına izin vermemesi gibi İsrail'e istihbarat sağlayan Malatya Kürecik'teki Radar Üssü'nün işlevsiz kılınmasını kimse beklemiyor. Ya da yine Demirel'in Başbakanlığındaki Bakanlar Kurulu'nun 25 Temmuz 1975 tarihli kararıyla, Amerikan füzelerinin, izleme, iletişim, erken uyarı merkezleriyle nükleer silah depolarının yer aldığı İncirlik Üssü'nün yanısıra 21 Amerikan üssünün - tesisinin kapatılması; Amerikan bayraklarının yerine Türk bayraklarının çekilmesi, 5 bin Amerikalı askerle personelin işlevsiz bıraktırılmasıyla Amerikan istihbaratının yüzde 40 köreltilmesi kararlılığı beklenmiyor. Zira düşülen vartada Ankara'dakiler, "en İsrailci Amerikan Başkanı" olmakla övünen Trump'ın Siyonist damadıyla Evangelist stratejistlerin "yüzyıl plânı"yla milyonlarca Filistinliyi vatanlarından sürgünle Gazze'yi kumarhane yapıp hidrokarbon ve doğalgaz kaynaklarına çökerek "arz-ı mev'ud/büyük İsrail hegemonyası"na alan oluşturan ABD/İsrail'in "Siyonist Filistin Eylem Plânı"nda "görev" alıyor. Sonuçta "otoriter rejim"in "tek kişilik Saray hükûmeti"nde Cumhurbaşkanı'nın defalarca "BOP'ta bir görevimiz var, biz BOP'un eşbakanıyız!" ikrarıyla Türkiye, Fas'tan Afganistan'a yirmi iki İslâm ülkesini etnik-mezhebî tefrika ifsadlı "emperyal proje"de resmen yer alıyor.

17 Haziran 2026 00:18

Cevher İlhan

Trump'a Övgüler Neden?

Sadece güçten bahsetmiyor, o gücün bizzat kendisi" paylaşımının Trump tarafından alıntılanıp Truth Social hesabında "Teşekkürler Başkan Erdoğan!" övgüsü tartışmaları tetikledi. (gazeteler. 23.5.26) Faraza bir muhalefet lideri söyleseydi, "yandaş medya"nın üzerinde aylarca tepineceği mâlum tweet, her ne kadar kamuoyundan gelen "utanç verici", "Türkiye Cumhurbaşkanı bu sözleri söylemiş olamaz" tepkilerinin ardından silinse de Ankara'dakilerle Trump yönetimi arasındaki ilişkileri mevzubahis etti. Tweetteki karşılıklı övgülerin ötesinde son dönemde Trump'a ve "bölge valisi" edasıyla ortalıkta gezen ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Trump'un Suriye ve Irak özel temsilcisi "Siyonist Hıristiyan" denilen Evanjelik Tom Barrack'la Amerikalıların Türkiye'yle ilgili pervâsızca küstahça çıkışlarına suskunluğu yeniden gündeme getirdi. Gerçek şu ki Trump bir yana, bölgeyi "denetler" gibi uğradığı yerlerde, en son Antalya Diplomasi Forumu'nda Trump'un "yakışıklı, cesur" dediği geçmişte radikal grupların içinde bulunmuş olan Colanî/Şara için "kararlı ve cesur lider" övgülerini yağdıran, ABD-İngiltere güdümünde İsrail'in yanında yer alan ve her defasında Trump'a yüz milyarlarca, trilyonlarca dolar "bahşeden! Bundadır ki "iktidar cephesi"nce Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını hiçe sayarak yine "tepeden talimatlandırma"yla "siyasetin sopası" haline getirilen yargı üzerinden seçilmiş belediye başkanlarını yargısız infazla görevden alıp tutuklatan 19 Mart (2025) operasyonlarının karşılığı olduğu belirtiliyor. Veya Türkiye'yi âdeta bir siyasî kaosa sürükleyen 21 Mayıs "butlan oldubittisi"yle Trump'un muhalefeti toptan "tasfiye kumpası"na arka çıkmasının karşılığı olduğu yorumları yapılıyor…

16 Haziran 2026 00:16

Cevher İlhan

Demokrasinin Ve Hukukun Tahribi

Belli ki "iktidara iliştirilmiş yandaş yorumcular"ın da ikrarlarıyla, "toplum mühendisliği"yle "siyasallaştırılan yargı" üzerinden muhalefeti hedef alan "siyasî operasyonlar"dan, Silivri soruşturmalarından "istenilen siyasî sonuç" alınmış değil. Önceki Adalet Bakanı'nın ikrarıyla "15 Temmuz" sonrası beş bine yakın hâkim ve savcının ihraç edildiği, yargı teşkilatının yüzde 50'sinin beş yıllık kıdemin altına düştüğü, bir kısmı iktidar partisi teşkilâtlarında çalışmış "partili avukatlar"dan oluşturulan "laf dinleyen" tecrübesiz yargıçların "istenilen kararları" verdiği, vicdanlarıyla karar veren hâkimlerin sürgünlerle cezalandırıldığı kırılganlıkta Türkiye'de yargı krizinde. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Haşim Kılıç'ın, "Anayasal kurum YSK'nın kendi görevine sahip çıkamaması beni üzdü. Anayasa'nın 79. Maddesine göre; seçimlerin başlamasından bitimine kadar bütün olayların çözüm yeri YSK'dır. YSK'nın kararlarına karşı hiçbir mercie başvurulamaz. Ama bir Asliye Hukuk Hâkimliğine bu müracaat yapıldı…" eleştirisi oldukça önemli. (İlke TV, 7.6.26) Neticede, meselenin bir partinin meselesi olmayıp demokrasinin ve hukukun tahribi açısından ehemmiyet taşıdığı, Kılıç'ın "Bir partiyi kapatma kararından çok daha ağır bir kararla karşı karşıya kaldık, demokrasisi adına çok üzücü, bundan sonra hiçbir parti güven içinde faaliyetlerini sürdüremeyecek" hayıflanmasıyla tescilleniyor.

12 Haziran 2026 00:43

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Cevher İlhan

Hukuk Herkes İçin Olmalı…

Kırk bin insanın katlinden müebbede mahkûm terörist başıyla katliamların direktifini veren terör örgütü elebaşları affedilirken, 15 Temmuz Hadisesi bahanesiyle dayatılan "20 Temmuz OHAL darbesi" KHK'larıyla, terörle, şiddetle en ufak bir ilgisi olmayan insanlara çifte standartlı "ayrı hukuk"un uygulanması. Dahası Anayasanın 121. maddesine göre OHAL'in sona ermesiyle sözkonusu KHK'ların "geçersiz" olup idarenin emrivakiyle herhangi bir işlem tesis edemeyeceği hükmüne rağmen, hiçbir hukukî dayanağı bulunmayan hukuksuzluklar dayatılıyor. Bu açıdan 15 Temmuz sonrasındaki OHAL haksızlıklarının toplumsal bir travmaya dönüşmesinden yakınan AKP kurucusu Adalet eski Bakanı Bülent Arınç'ın "Apo'ya umut hakkı' diyenler önce KHK'lıları görsün!" ikazı oldukça anlamlı. (gazeteler, 10.5.26) Terörist başına öngörülen "umut hakkı'nın öncelikle bütün vatandaşlar için uygulanması gerektiği"ni belirten Arınç'ın, "Bugün Apo için statü peşinde koşanlar artık bir çözüm üretsinler. Cezaevinde iyi hali görülen bütün mahkûmların topluma kazandırılması, bütün mağduriyetlerin giderilmesi için herkese bu hak tanınmalı" çağrısı gerçeği ortaya koyuyor.

11 Haziran 2026 09:52

Cevher İlhan

"Süreç" Sarmalı…

(gazeteler, 3.6.26) Aslında DEM'lilerin "özellikle infaz yasasının artık ertelenmemesi, parlamentonun yaz boyunca çalışması" çağrılarına karşı AKP'li Meclis Başkanı'nın "Rapor hazır, yasal adımların hızlanması için terör örgütünün silah bıraktığının güvenlik birimlerince terör riskinin ortadan kalktığını gösteren yeterli ölçülebilir emarelerin görülmesi gerekiyor" cevabı vakıayı ortaya koyuyor. Belli ki Kuzey Irak ve Kandil kamplarındaki PKK ile Trump'un İran'a kalkışma için modern silahlar gönderdiği" tepkisiyle "İran PKK'sı" PJAK, Türkiye'nin dibinde 80 bin silahlandırılmış militanıyla "ikinci İsrail" işlevini görecek taşeron "koridor devlet"in altyapısını oluşturan "SDG" makyajlı "Suriye PKK'sı" PYD/YPG başta olmak üzere terör örgütünün hiçbir unsuru "silâh bırakmış" ya da "kendini feshetmiş" değil. En son PKK elebaşlarından Karayılan'ın 30 Nisan'da örgüte yakın ANF'ye "sürecin dondurulduğun"dan dem vurup, "Yasal güvence olmadan silah bırakmamız akıl dışı olur" hayıflanması vakıanın itirafı. Bu yüzden "yandaş medya"da terör örgütünün silâh depolarının, mağaralarının boşaltılmadığı; dahası silah takviyesi yapıp terör eylemi eğitimi yaptıkları, silâh bırakmaya direnen bazı grupların bile bile problem çıkardığı ihbarları gırla gidiyor. Bundandır ki PKK unsurlarına bağlı 18 bin civarında militanın, 200 üst düzey elebaşının bu yasa kapsamında belli bir takvimle Türkiye'ye gelip demokratik siyasette yer almasının iktidardakileri düşündürdüğü belirtiliyor. (Tansu Çamlıbel, T24, 11.5.26) Bu sebeple "süreç"in "yeni politik ajanda tezgâhları"nın kurulduğu ifade ediliyor. İktidar mahfillerince gündeme getirilmek istenen "yeni anayasa" paravanında "partili Cumhurbaşkanının ömür boyu koltukta kalması, tek kişilik otoriter rejim hesabına süreçin suiistimaliyle terörist başının tâlimatıyla DEM'in cumhur ittifakına devşirilmesi" hararetle tartışılıyor. Özetle, İmralı'dan Kandil'e "süreç'te donma noktası"na gelindiği yorumları yapılıyor. "Süreç"te tıkanmanın ötesinde başarısızlıkla akıbetsizliğin sinyalleri çalıyor. Ana muhalefete bir hâkim üzerinden siyasî operasyonun çekildiği vartada, erken ya da baskın seçimde millet nezdinde itibar görmeyen "süreç"in akametinin sorumluluğunu almama komplosunun tekrarlandığı söyleniyor. Ve "Saray iktidarı, 28 Şubat 2015'te Dolmabahçe masasını devirdiği gibi siyasî hesaplarla son "süreç masası"nı da mı devirmeye hazırlanıyor?" sorusu soruluyor.

09 Haziran 2026 00:11

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha