Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Milyonların Gövde Gösterisi
Nasıl nitelendirilir bilemedim, sanki "mahşeri kalabalık" İran'ın öldürülen dini lideri Ali Hamaney'in özellikle dünkü veda töreni için dile gelmiş bir deyim olabilir: Kelimenin doğru ifadesiyle: milyonlarca... Aslında kalabalıkların üçüncü günüydü dün ve 10 kilometrelik birbirine bağlı büyük bulvarlardan geçirilerek Azadi Meydanı'nda son buldu. Henüz barış anlaşmasının imzalanmadığı, 14 maddelik 60 günlük geçici anlaşma döneminin nasıl sonuçlanacağı belli değil. ABD Başkanı Donald Trump bitirmek istiyor ama tüm dünya İran kazandı inancı içindeyken kendisine bazı payeler verecek nasıl bir bitişi hayal ediyor, bilmiyoruz. Bir meslektaş, "İran'ı güçlendirebilir" dedi. Trump'ın milyonların Hamaney için döktüğü gözyaşlarına ve yas gösterilerine şaşırdığını söylediğine göre, evet, Şii inancı içinde milyonların kararlılığı, direnci, haykırışları, henüz bitmeyen savaşta İran lehine masada bir koz olarak duruyor. Irak'ta da sürecek Hamaney töreninin, İran halkının savaşı sürdürmek için büyük bir kararlılık gösterisi olduğu açık. Fakat öte yandan İran'ın barışa ve yaralarını sarmaya ihtiyacı büyük. Anlaşma ile birlikte İran rejimi kendini güçlendirebilir.
07 Temmuz 2026 04:00

Meşruiyeti Pekiştirmek Nato'ya Kaldıysa?
Dünün hem dünya hem de bu kez Avrupalıların duruş beklentilerini de kapsayan bilgi akışlarının bütünlüğü kapsamında, NATO olarak bilinen savunma sisteminin gelişmeleri üzerinden bilgi akışları, yeni tartışmaları gündeme taşımış oluyor. NATO'nun kuruluşunda ön koşul olarak altı çizilmiş, hiç geçerlilik kazanamamış, eşitlikçi güvenlik, yaşam, insan hakları sorunları yaşanmamışçasına NATO'nun geleceği adına, bugünün koşulları üzerinden eşitlikçi güvenliğin nasıl sağlanabileceğine ilişkin tartışmalar gündeme taşınmış oluyor. *** NATO'nun allanıp pullanmış bugün gerçekleştirlecek zirvesinde tartışılacak gündem konuları üzerinden, dün ülkelerin tek tek sorunları da ele alınarak getirilmiş sorgulamaların başlıklarından nasıl sonuçlar çıkarılabileceği üzerinden dün nerede ise üye ülkelerin tek tek her biri üzerinden yaşanmakta olan sorunlar sayılarak sorgulamaların yapılıyor olması dikkatlerden kaçmadı.
07 Temmuz 2026 04:00

Tüm Ve Bütün
Yılların yazarı Adnan Binyazar bile TÜM ile BÜTÜN sözcüklerinin eşanlamlı olduğunu sanıyor ve 2 Temmuz 2026 günkü Cumhuriyet Kitap Eki'nde yayımlanan "Sait Faik Abasıyanık" başlıklı yazısında "Sait Faik'in tüm hikâyeleri" diye yazıyor. Şimdi Vikipedi'den aldığım bilgiyi ilginize sunuyorum: "Tüm; eksiksiz, bütün, hepsi veya tamamı anlamlarına gelen, bir varlığın veya kavramın parçalara bölünmeden önceki durumunu ya da bir bütünün tamamını ifade eden bir kelimedir. Günlük dilde genellikle bütün kelimesiyle eşanlamlı kullanılır" diyor Vikipedi ama bu bizi ilgilendirmez. Amaç kusursuz dil ise "tüm" ve "bütün" günlük yaşamda da olsa eşanlamlı değildir. Örnek: "Tüm gün seni bekledim." (Ama "Bütün gün seni bekledim" dil açısından daha doğrudur. Örnek: "Tümünü masaya bırak." (Ama "hepsi" ni demek daha doğrudur. Ö. İnce) "Tüm", "bütün" ve "hepsi" arasındaki farklar (Vikipedi'den alıntılar): Kullanıcıların Reddit gibi platformlarda tartıştığı dilbilgisi ayrıntılarına göre bu üç sözcüğün farkları şu şekildedir: Tüm ve bütün: Genellikle birbirinin yerine kullanılabilir. (Ama "bütün insanlar" daha kullanışlıdır. Ö. İ.) Ancak bütün kelimesi, bazen fiziksel olarak bölünmemiş bir nesneyi ("bütün elma" gibi) vurgulamak için daha sık kullanılır. Örneğin "Kitapların hepsini okudum" demek, teker teker hepsinin (tamamının) okunduğunu belirtir. Günümüzde bu yedi temel dala "8. sanat" olarak sinema da eklenmiştir.) tanımlama gereksinim ve tutkusuyla doğdu. "Dil" terimi temel olarak iki farklı gerçekliği kapsar: bir iletişim sistemi ve anatomik bir organ. İşaret dili evrensel değildir; her ülkenin kendine özgü bir işaret dili vardır (örneğin Türkiye'de Türk işaret dili -TİD- kullanılır). Karadeniz Bölgesi'nde, özellikle Giresun'un Çanakçı ilçesine bağlı Kuşköy'de, derin vadiler ve engebeli araziler nedeniyle sözlü iletişimi ıslık sesine dönüştüren "kuş dili" kullanılır. Cumhuriyet'in yazar, muhabir ve düzeltme servisinin dikkatine: 5 Temmuz 2026 günkü gazetemizin 6. sayfasında yer alan "ABD'de 250. yılda göçmen polemiği" başlıklı haberden bir kötü örnek: "Washington DC'de ABD'in TÜM bölgelerini onurlandıran..." Doğrusu: "ABD'nin bütün bölgelerini..."
07 Temmuz 2026 04:00

Nasıl Nitelendirilir Bilemedim, Sanki "Mahşeri Kalabalık" İran'ın Öldürülen Dini Lideri Ali Hamaney'in Özellikle Dünkü Veda Töreni İçin Dile Gelmiş Bir Deyim Olabilir...
Aslında kalabalıkların üçüncü günüydü dün ve 10 kilometrelik birbirine bağlı büyük bulvarlardan geçirilerek Azadi Meydanı'nda son buldu. Henüz barış anlaşmasının imzalanmadığı, 14 maddelik 60 günlük geçici anlaşma döneminin nasıl sonuçlanacağı belli değil. ABD Başkanı Donald Trump bitirmek istiyor ama tüm dünya İran kazandı inancı içindeyken kendisine bazı payeler verecek nasıl bir bitişi hayal ediyor, bilmiyoruz. Dünkü kortej içinde kaybolmaktan zor kurtulduktan sonra (Kırmızı renkli, İsrail'e ve Trump'a ölüm yazılı intikam bayrakları, siyah yas ve deniz dolusu Hamaney bayrakları arasından), sohbette bu muazzam gösterinin askeri yönü gündeme geldi. Bir meslektaş, "İran'ı güçlendirebilir" dedi. Trump'ın milyonların Hamaney için döktüğü gözyaşlarına ve yas gösterilerine şaşırdığını söylediğine göre, evet, Şii inancı içinde milyonların kararlılığı, direnci, haykırışları, henüz bitmeyen savaşta İran lehine masada bir koz olarak duruyor. Yaralı ama galip Irak'ta da sürecek Hamaney töreninin, İran halkının savaşı sürdürmek için büyük bir kararlılık gösterisi olduğu açık. İran yönetimi tabii ki bunu istiyordu. Anlaşma ile birlikte İran rejimi kendini güçlendirebilir. Ekonomisi yeniden sisteme entegre olabilir.
07 Temmuz 2026 04:00

Yeni Nato Ve Türkiye - Nejat Eslen
NATO, II. Dünya Savaşı sonrasında, ABD'nin liderliğinde kurulan yeni dünya düzeninin siyasi-askeri unsuru olarak ve öncelikle ABD çıkarlarına hizmet etmek amacı ile kurulmuştur. Yeni koşullar, ABD'nin, angaje olduğu Avrupa ve Ortadoğu cephelerindeki sorumluluklarını bölgesel güçlere devretmesini ve gücünü yükselen güç Çin'e karşı Hint-Pasifik cephesinde yoğunlaştırmasını gerektirmektedir. ABD, küresel jeopolitiğin ağırlık merkezi HintPasifik bölgesine yoğunlaşırken Avrupa'da oluşacak güç boşluğunu Avrupalı müttefikleri ile, kaos içindeki Ortadoğu'da oluşacak güç boşluğunu ise NATO'nun etki alanını güneydoğu kanadında genişleterek ve Türkiye'nin merkez ülke rolünü üstleneceği yeni bir güvenlik yapısı inşa ederek doldurmak istemektedir. Bir başka ifade ile ABD, NATO'nun etki alanını, Ortadoğu'ya genişleterek Türkiye'nin yeteneklerini bu coğrafyada bölgesel çıkarları için kullanmak istemektedir. Kaos içindeki Ortadoğu'da NATO kapsamında kurulacak yeni güvenlik yapısında merkez cephe ülkesi görevini üstlenmek, ittifak içindeki jeopolitik konumunu ve kimliğini sabitlemek, bölgesel istikrarın sağlanmasında öncü rol oynamak, sınır güvenliği ve terörle mücadele kapasitesini geliştirmek, terörle mücadelede öncü olmak, Karadeniz'de ve Güney Kafkasya'da Rusya'yı, doğuda İran'ı dengelemek, NATO'nun nüfuz alanını Ortadoğu'da yaymak, Ortadoğu'dan Avrupa'ya uzanan göç yollarını tıkamak, Avrupa'ya enerji akışında hatların güvenliğini sağlamak, Orta Kuşak üzerinde Avrupa ve ABD'nin çıkarlarını Çin'e karşı dengelemek, savunma sanayisi alanındaki yeteneklerini yeni NATO vizyonuna entegre etmek... NATO'nun Türkiye'den beklentilerini oluşturmaktadır. NATO'nun yeni vizyonunun Ortadoğu'da Türkiye-İsrail, Ege ve Doğu Akdeniz'de ise Türkiye-Yunanistan, GKRY rekabetini nasıl etkileyeceği de hesaplanmalıdır. Türkiye'nin önceliği ABD'nin jeopolitik, Avrupa'nın güvenlik gereksinimleri olmamalıdır.
07 Temmuz 2026 04:00

Yapay Zekâ Çağında 'Entelektüel Operatör' - Serkan Fırtına
Yakın geçmişin en büyük ezberlerinden biri hızla geçerliliğini yitiriyor: Her eğitim kurumunu bir STEM merkezine dönüştüren o mekanik "kodlama çılgınlığı" ve felsefesiz düz teknik bilgi rüyası bitiyor. Bu belleği dijital imkânlarla evlendirebilen yeni özneye ise "entelektüel operatör" deniyor. Aynı veri seti karşısında iki farklı kullanıcının sisteme verdiği komut tasarımı, geleceğin anlam savaşını özetliyor: Düz araçsal akılla hareket eden biri makineye, "Kentsel göç verilerini analiz et ve bana çubuk grafik göster" dediğinde sistem bu somut talebi saniyeler içinde yerine getirir. Sosyal bilimler ve sanat eğitimi almış bir entelektüel operatör ise makineye aynı veri için şu yönlendirmeyi yapar: "Aynı verileri, Karl Marx'ın yabancılaşma kuramı ve metropol yaşamının insan zihninde yarattığı kayıtsız tutum üzerinden oku; bana Bertolt Brecht'in epik tiyatrosunu andıran bir sahne tasarımı betimle." Bu iki yönlendirme arasındaki fark, makinelerin işlemci gücünde değil, sorunun epistemolojik niteliğindedir. Gelecek, formülleri mekanik biçimde ezbere bilenlerin değil; insani hikâyeleri felsefi bir derinlikle sisteme fısıldayabilen "entelektüel operatörler"in olacaktır.
07 Temmuz 2026 04:00

Kahkahalarda Boğulmak!
Deniz Göktaş, göktaşı gibi düştü gündeme! Mizah böyle bir şeydir. Anadolu insanının Nasrettin Hoca fıkraları için "güldüşün" derken kastettiği budur! *** Mizah uzun lafı sevmez, peşrevi burada keselim... Cumhur İttifakı sürecinde kara mizahın yerini şu aldı: Para mizah! Deniz Göktaş, bütün bunları yırttı attı! O da bize, zaman ayırmamayı önermiş, programının adını "Deniz Göktaş'a ayıracak zamanım yok" demiş. Deniz Göktaş'la önceki gün görüşen CHP İstanbul Milletvekili Ali Gökçek'le konuştuk. Bize göre sürecin en acı, en cesurca, en devrimci, içinden geçtiğimiz dönemi en çarpıcı anlatan yanı şu: Hakkında soruşturma başlatıldığını duyunca "Zaten dönecektim, son temiz tişörtümü giyip geliyorum" diyen Deniz Göktaş'ı havaalanında apar topar yakalayıp derdest ettiler. Olmaz ki, bundan maksat, "Biz güldürme adı altında toplumu bir araya getiren kişinin iki kolunu arkadan bir araya getirip kelepçe takarız, sonra da suratına bakarız" demek! Deniz Göktaş'ın Kemal Kılıçdaroğlu'na söyledikleri ise gündemin daha da siyasallaşmasına neden oldu. Deniz Göktaş milyonları kahkahaya boğarken... Aşk olsun sana Deniz!
07 Temmuz 2026 04:00

Gözaltı, Gözaltı, Gözaltı... Adaletsizlik Ekiyoruz
Bahsettiğim kesim ülkenin yüzde 80'i zaten. Böyle deyince iktidar kanadı hemen, "Savunma sanayimiz güçleniyor, dünya devleti olduk, oyunu biz kuruyoruz" gibi hamasi laflar söylüyor. Keza "dalgıçlar" ve "dördüncü kitap" ifadelerine de Anadolu'da bir tane alınan Müslüman göremezsiniz. Daha gık demeden yüzlerce insan tutuklandı. İnanabiliyor musunuz, TEMA Vakfı üyeleri NATO karşıtı diye IŞİD üyeleri ile beraber tutuklandı. Gözaltına alınanlar arasında meslektaşlarım Odatv editörü Ceren Erdoğdu ve T24 editörü Buse Söğütlü de var. Dahası, gazetecilerin neden gözaltına alındığına dair bir bilgi bile verilmiyor. Semra Demir, gözaltına alındı, ardından tutuklandı. Kürşat Bafra, gözaltına alındı, ardından tutuklandı. Çok sayıda TEMA Vakfı gönüllüsü, özellikle Nallıhan Kuş Cenneti gezisine katılan gönüllülerden onlarcası operasyon kapsamında gözaltına alındı; bunların bir kısmı tutuklandı. Gözaltına alınan kişiler hakkında TKP/ML, DHKP-C, MLKP, TKİ ve IŞİD üyeliği iddiaları yöneltiliyor. Keza gazeteci Fatma Sibel Gürcihan, Berat Albayrak hakkındaki paylaşımının ardından tutuklandı. Gazetem Cumhuriyet'in muhabiri Gülnur Saydam da sırf yaptığı haber nedeniyle gözaltına alınıp serbest bırakıldı.
07 Temmuz 2026 04:00

Kızılçullu'nun Anlattığı...
Toplumca neredeyse "NATO'kolik" olduk! Tek başına "Kızılçullu örneği", bütün bunları en özlü ve çarpıcı biçimde bize anlatıyor. İzmir'in Buca Kızılçullu'sunda (bugünkü Şirinyer) 1937'de "Köy Öğretmen Okulu" adıyla kurulan ve 1940'ta Köy Enstitüleri yasasının çıkışıyla birlikte "Kızılçullu Köy Enstitüsü" olan eğitim kurumu; Türkiye'nin Aydınlanma projesinin en başarılı örneklerindendir. Diğer Köy Enstitüleri gibi Kızılçullu Köy Enstitüsü de İsmail Hakkı Tonguç'un ve Hasan Âli Yücel'in öncülüğündeki Aydınlanma seferberliğinin meşalelerindendir. Yaşananlar, o dönemlerde topluma şırınga edilen "küçük Amerika olma" hayallerinin, Amerikancılığın ve NATO'culuğun bir bakıma günümüze yansıyan aynasıdır. Aslında İzmir-Kızılçullu örneği, 1950'lerden itibaren ülkemize rota olarak çizilen emperyalist politikaların ve dayatmaların en çarpıcı örneğidir. Önce bu savaşları çıkaranlar sonra da "güvenlik" politikaları ve önlemleri diyerek kendi hedeflerini ve araçlarını halklara-ülkelere dayatıyorlar. Birçok yurttaşımıza "potansiyel suçlu" muamelesi yapılıyor. 6. Filo'ya yönelik eylemler ve yakın geçmişte düzenlenen "NATO'ya hayır" kampanyaları unutulmaz. Bizim ışıldağımız NATO karargâhları değil, Kızılçullu Köy Enstitüleri'dir!
07 Temmuz 2026 04:00

'Derin Devlet'ten 'Derin Nato'ya
Türkiye'nin başvuruları Mayıs 1950'de ve Eylül 1950'de geri çevrildi. 1950'de Kore Savaşı'na gönderilen Türk askerinin gösterdiği yararlılık üzerine Türkiye, 21 Eylül 1951'de Yunanistan'la birlikte NATO'ya davet edildi. 29 Ocak 1952'de ABD Senatosu bu iki ülkenin üyelik başvurusunu onayladı; Türkiye Büyük Millet Meclisi de 18 Şubat 1952'de Türkiye'nin NATO'ya katılmasına karar verdi. *** Emperyalizm ve NATO, Türkiye'deki dincileri ve ırkçıları, hem siyasal hem kültürel yaşamda, "Anti-Komünizm" ideolojisi ile örgütledi. Ülkemizi bugünlere taşıyan 12 Mart 1971 Askeri Müdahalesi de 1975 Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti'nin kuruluşu da 1980 Askeri Darbesi de doğrudan doğruya Emperyalizmin yönlendirmeleri ve destekleriyle gerçekleştirildi. *** Soğuk Savaş döneminde NATO üyesi devletlerde, gizli (stay-behind) "cephe gerisi direniş ağları" kurulmuştu. İtalya'daki kod adı Gladio olduğu için tüm ağlar "Gladio" veya "NATO'nun gizli orduları" olarak anılırlar. Hollanda: I (veya NATO Command). Türkiye'ye ilişkin süreçleri, "21. Yüzyılda Türkiye", "Küresel Terör ve Türkiye", "ABD'nin Siyasal İslam'la Dansı" ve "Tarihimizle Yüzleşmek" adlı kitaplarımda bulabilirsiniz!
07 Temmuz 2026 04:00