×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Resul Kurt

Kıdem Tazminatı Tavanında Artış Ve Yasal Kesintiler

07 Temmuz 2026 06:02

Kıdem tazminatı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 80'inci maddesi uyarınca sosyal güvenlik priminden; 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 25'inci maddesi uyarınca ise gelir vergisinden istisnadır. Sosyal güvenlik primi ve gelir vergisi istisnalarına rağmen, kıdem tazminatı damga vergisine tabidir. Diğer bir ifadeyle, kıdem tazminatı niteliğinde yapılan ödemenin, sosyal güvenlik primi ve gelir vergisinden istisna tutulabilmesi için her yıl ocak ve temmuz aylarında belirlenen kıdem tazminatı tavanına kadar ödeme yapılması gerekir. Hazine ve Maliye Bakanlığı Kamu Mali Yönetim ve Dönüşüm Genel Müdürlüğü'nün 03.07.2026 tarih ve 5 Sıra No'lu Genelgesi kapsamında açıklanan katsayılar doğrultusunda 01.07.2026 – 31.12.2026 dönemi için kıdem tazminatı tavanı tutarı brüt 73.729,87 TL; damga vergisi kesintisi sonrası net 73.170,26 TL'dir. Bu bağlamda, 01.07.2026 – 31.12.2026 tarihleri arasında yapılan kıdem tazminatı ödemesinin, brüt 73.729,87 TL'yi aşması halinde sosyal güvenlik primi, gelir vergisi ve damga vergisi kesintilerinin uygulanması gerekmektedir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İstisnalar" başlıklı 4'üncü maddesinde İş Kanunu hükümlerinin uygulanmayacağı iş ve iş ilişkileri hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla ev hizmetlerinde çalışan bir kişiye kıdem tazminatı niteliğinde ödeme yapılması mümkün olmayacak, yapılan ödeme "ek ödeme" mahiyetinde olacak ve tutarın tamamı tüm yasal kesintilere (sosyal güvenlik primi, gelir vergisi ve damga vergisi) tabi olacaktır.

Soner Yalçın

Deniz Göktaş'ın Tutuklanması: Kanunun Ölçüsü Duygu Olmaz... Yasa Değişti Yorum Değişmedi

07 Temmuz 2026 05:55

Bugün yürürlükte bulunan TCK 216'nın hem 1'inci hem de 3'üncü fıkrası, cezalandırma için ortak ölçüt öngörüyor: -Fiilin kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike yaratması. Osmanlı'nın kutsalı koruyan hukuk anlayışından Tanzimat'ın Napolyon etkisindeki ceza kanununa, Cumhuriyet' in laik hukuk reformuna, 1987 değişikliğine ve Avrupa Birliği uyum sürecinde kabul edilen 2005 Türk Ceza Kanunu'na uzanan uzun dönüşümün bugün nasıl yorumlandığıdır… 1789 Fransız Devrimi ardından Napolyon Bonapart, 1810 tarihli Ceza Kanunu ile modern ceza hukukunun en etkili metinlerinden birini hazırladı. 1926 tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, laik ceza hukukunu benimsedi. Ancak laik Cumhuriyet, 765 sayılı Kanun'un 175. maddesi, dini değerlere yönelik tahkir fiillerini suç olarak düzenlemeye devam etti... ERDOĞAN'IN DEĞİŞTİRDİĞİ YASA AKP hükümeti, Avrupa Birliği uyum süreci kapsamında 2005 yılında hazırladığı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile ceza hukukunda önemli değişikliğe gitti. Ancak bu kez eski sistemden ayrılan kritik ölçüt getirdi: "Fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması." Yani, iki kanun arasında temel bir fark oldu: 1987 düzenlemesinde ağırlık, dini değerin korunması; 2005 reformu ise dini duyguların incinmesi değil, fiilin kamu barışını bozabilecek nitelikte olmasıydı. Deniz Göktaş tutuklandıktan sonra dendi ki; 216/3'ten değil, 216/1'den tutukladık: Halkı kin ve düşmanlığa tahrik yani... Ama TCK 216/3 veya 216/1 açısından kamu güvenliği-barışını tehdit edebilecek fiil bulamazsınız. Deniz Göktaş ve benzeri ceza dosyalar, Türkiye'nin 1987'de mi, 2005'te mi kaldığını gösteriyor!

Özge Güneş

Güvensizlik, Kâr Ve Refah Talebi Arasında

07 Temmuz 2026 05:00

Washington'ın taahhütlerine dair derin güvensizlikler ve üye ülkelerin nerede duracağına dair soru işaretleri "ittifak yolda nasıl devam edecek, bir kopuş mu yaşanacak?" sorusunu kamuoyu tartışmalarının merkezine yerleştirmiş görünüyor. Financial Times'ın analizine göre NATO'nun asıl kırılganlığı bütçe rakamlarından çok siyasi güvendeki çöküşte: ABD'nin müttefiklerini koruyacağına dair inanç büyük ölçüde sarsılmış durumda. FT'ye göre Fransa ve İngiltere gibi ülkeler ilan edilen yüzde 3,5'lik savunma harcaması hedefine güvenilir bir yol bulamadıkça ittifak içindeki ağırlıkları küçülecek. Vankovska'ya göre, NATO'nun "NATO 3.0" olarak pazarladığı bu yeni evre, Rutte'nin "daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa" formülü aslında iflasın gerektirdiği bir mutabakatı işaret ediyor. NATO 3.0'ı öncekilerden ayıran şey, kalıcı kapitalizm uğruna kamu kaynaklarının doğrudan özel şirketlere aktarılması; güvenlik, sanayi, teknoloji ve sermaye birikiminin tek potada eridiği bu yapı, Batı ekonomilerini kalıcı bir savaş sanayisine hapseden, Rusya ile yeni bir çatışmayı adeta tarihî misyon edinmiş bir "Askeri-Endüstriyel Yatırım Fonu"nu temsil ediyor. ABD'de yeniden hortlayan "komünizm" korkusu bu açıdan çarpıcı bir başka örnek. Trump son olarak Bağımsızlık Günü kutlamalarında komünizmi yeniden Amerikan özgürlüğüne yönelik en ölümcül tehdit ilan etti. Dışarıda büyük bir düşman algısı yaratıp trilyonluk askerî bütçeleri savunmak, içeride büyüyen ilerici muhalefetleri "ulusal güvenlik" kılıfı altında bastırmanın bir yolu haline geliyor.

Fikri Sağlar

Nato: Güvenlik Kalkanı Mı, Kapitalizmin Bekçisi Mi?

07 Temmuz 2026 05:00

Bugünden itibaren Ankara, iktidara göre çok kritik(!) bir NATO toplantısına ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor... Siyasal yönetim ise, 12 Eylül hukukuna geri döndüğünü gösteren bir davranış sergiliyor... Oysa; "SSCB'nin dağılmasıyla" birlikte kuruluş gerekçesini kaybeden savunma paktı NATO, bugün artık üye ülkelerin güvenliğini sağlamaktan ziyade, küresel emperyalizmin ve kapitalist sistemin çıkarlarını koruyan bir kalkana dönüşmüş durumda... Yani; "Emperyalizmin taşeronluğuna" soyunmak! Bu durum, "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesini şiar edinmiş, tam bağımsızlığı savunan Atatürk Türkiye'sinin ilkeleriyle kökten çelişmektedir... Bilinçli yapılan bu toplum mühendisliğinin planlayıcısı, NATO'nun merkez karargâhı "Pentagon" olduğu artık bir iddiadan da ötedir! İttifakın Türkiye'den temel beklentisi; "Karadeniz, Akdeniz, Orta Doğu ve Kafkasya'nın kesişim noktasında olma özellikleri sayesinde Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne göre Karadeniz'in giriş-çıkışlarını kontrol edebilmesidir... Bu durum Türkiye sayesinde NATO'ya hayati bir güvenlik kalkanı sağlamaktadır... Ayrıca Türkiye, NATO'nun ABD'den sonraki en büyük ikinci kara ordusuna sahiptir... Kosova'dan Afganistan'a, Baltık hava savunmasından insani misyonlara kadar, ittifakın operasyonel yükünü en çok sırtlayan ülkelerden biri yapılmak istenmektedir... İncirlik ve Kürecik gibi kritik üslere ev sahipliği yapması, NATO'nun Orta Doğu ve Avrasya operasyonları için vazgeçilmez bir güç olması ve hem Ukrayna'nın hem Rusya'nın zorunlu olarak ortaklaştığı çıkış yolunda bulunması, Türkiye'ye NATO'nun diplomatik açılım kapısı olma şansını vermektedir ve NATO bu nedenle "Türkiye'yi kullanmak" istemektedir... Ankara'daki kritik toplantının gizli ajandası, "NATO'nun artık sadece sınırları koruyan bir güç olmadığını, yayılmacılığın ve vahşi kapitalizmin muhafızı olacağını" dünyaya bir kez daha duyurmaktır... İzlenecek yöntem ise, askeri iş birlikleri maskesi altında, bölge ülkelerini baskılamak ve sömürü düzenine karşı çıkabilecek her türlü odağı, "terör" veya "güvenlik tehdidi" potasında eritmektir... Hal böyleyken, NATO'nun gerçek hedeflerinin bizim aleyhimize olmasına rağmen iktidarın inatla NATO'nun tüm isteklerini tartışmadan hatta düşünmeden kabul etmeye hazır olması, ülke çıkarlarını gözetmediğini göstermektedir... Sömürülmeye hazır bir ülke olmaya aday görüntüsünü saklamak, politika için yüz karasıdır... İktidarın dış politikadaki savrulmaları tam bir çelişkiler yumağına dönüşmüştür... Bir yandan "Taliban'la ters bir yanımız yok" diyerek yönünü, Orta Doğu'nun karanlığına çeviren zihniyet, diğer yandan Avrupa'nın küresel askeri gücü içinde yer almak için can atmaktadır... Bu denli karışık ve omurgasız bir dış politika izleyen Türkiye'den NATO'nun beklentisi ise nettir: "Sorgulamayan, jeopolitik konumunu emperyalizmin hizmetine sunan ve ucuz askeri güç sağlayan bir sadakat..." Türkiye, bu emperyalist oyuna alet olmamalı, kuruluş ayarlarına dönerek Atatürk'ün bağımsızlık çizgisini yeniden kuşanmalıdır...

Filtreleme Haberleri

Orhan Bursalı

Milyonların Gövde Gösterisi

Nasıl nitelendirilir bilemedim, sanki "mahşeri kalabalık" İran'ın öldürülen dini lideri Ali Hamaney'in özellikle dünkü veda töreni için dile gelmiş bir deyim olabilir: Kelimenin doğru ifadesiyle: milyonlarca... Aslında kalabalıkların üçüncü günüydü dün ve 10 kilometrelik birbirine bağlı büyük bulvarlardan geçirilerek Azadi Meydanı'nda son buldu. Henüz barış anlaşmasının imzalanmadığı, 14 maddelik 60 günlük geçici anlaşma döneminin nasıl sonuçlanacağı belli değil. ABD Başkanı Donald Trump bitirmek istiyor ama tüm dünya İran kazandı inancı içindeyken kendisine bazı payeler verecek nasıl bir bitişi hayal ediyor, bilmiyoruz. Bir meslektaş, "İran'ı güçlendirebilir" dedi. Trump'ın milyonların Hamaney için döktüğü gözyaşlarına ve yas gösterilerine şaşırdığını söylediğine göre, evet, Şii inancı içinde milyonların kararlılığı, direnci, haykırışları, henüz bitmeyen savaşta İran lehine masada bir koz olarak duruyor. Irak'ta da sürecek Hamaney töreninin, İran halkının savaşı sürdürmek için büyük bir kararlılık gösterisi olduğu açık. Fakat öte yandan İran'ın barışa ve yaralarını sarmaya ihtiyacı büyük. Anlaşma ile birlikte İran rejimi kendini güçlendirebilir.

07 Temmuz 2026 04:00

Şükran Soner

Meşruiyeti Pekiştirmek Nato'ya Kaldıysa?

Dünün hem dünya hem de bu kez Avrupalıların duruş beklentilerini de kapsayan bilgi akışlarının bütünlüğü kapsamında, NATO olarak bilinen savunma sisteminin gelişmeleri üzerinden bilgi akışları, yeni tartışmaları gündeme taşımış oluyor. NATO'nun kuruluşunda ön koşul olarak altı çizilmiş, hiç geçerlilik kazanamamış, eşitlikçi güvenlik, yaşam, insan hakları sorunları yaşanmamışçasına NATO'nun geleceği adına, bugünün koşulları üzerinden eşitlikçi güvenliğin nasıl sağlanabileceğine ilişkin tartışmalar gündeme taşınmış oluyor. *** NATO'nun allanıp pullanmış bugün gerçekleştirlecek zirvesinde tartışılacak gündem konuları üzerinden, dün ülkelerin tek tek sorunları da ele alınarak getirilmiş sorgulamaların başlıklarından nasıl sonuçlar çıkarılabileceği üzerinden dün nerede ise üye ülkelerin tek tek her biri üzerinden yaşanmakta olan sorunlar sayılarak sorgulamaların yapılıyor olması dikkatlerden kaçmadı.

07 Temmuz 2026 04:00

Özdemir İnce

Tüm Ve Bütün

Yılların yazarı Adnan Binyazar bile TÜM ile BÜTÜN sözcüklerinin eşanlamlı olduğunu sanıyor ve 2 Temmuz 2026 günkü Cumhuriyet Kitap Eki'nde yayımlanan "Sait Faik Abasıyanık" başlıklı yazısında "Sait Faik'in tüm hikâyeleri" diye yazıyor. Şimdi Vikipedi'den aldığım bilgiyi ilginize sunuyorum: "Tüm; eksiksiz, bütün, hepsi veya tamamı anlamlarına gelen, bir varlığın veya kavramın parçalara bölünmeden önceki durumunu ya da bir bütünün tamamını ifade eden bir kelimedir. Günlük dilde genellikle bütün kelimesiyle eşanlamlı kullanılır" diyor Vikipedi ama bu bizi ilgilendirmez. Amaç kusursuz dil ise "tüm" ve "bütün" günlük yaşamda da olsa eşanlamlı değildir. Örnek: "Tüm gün seni bekledim." (Ama "Bütün gün seni bekledim" dil açısından daha doğrudur. Örnek: "Tümünü masaya bırak." (Ama "hepsi" ni demek daha doğrudur. Ö. İnce) "Tüm", "bütün" ve "hepsi" arasındaki farklar (Vikipedi'den alıntılar): Kullanıcıların Reddit gibi platformlarda tartıştığı dilbilgisi ayrıntılarına göre bu üç sözcüğün farkları şu şekildedir: Tüm ve bütün: Genellikle birbirinin yerine kullanılabilir. (Ama "bütün insanlar" daha kullanışlıdır. Ö. İ.) Ancak bütün kelimesi, bazen fiziksel olarak bölünmemiş bir nesneyi ("bütün elma" gibi) vurgulamak için daha sık kullanılır. Örneğin "Kitapların hepsini okudum" demek, teker teker hepsinin (tamamının) okunduğunu belirtir. Günümüzde bu yedi temel dala "8. sanat" olarak sinema da eklenmiştir.) tanımlama gereksinim ve tutkusuyla doğdu. "Dil" terimi temel olarak iki farklı gerçekliği kapsar: bir iletişim sistemi ve anatomik bir organ. İşaret dili evrensel değildir; her ülkenin kendine özgü bir işaret dili vardır (örneğin Türkiye'de Türk işaret dili -TİD- kullanılır). Karadeniz Bölgesi'nde, özellikle Giresun'un Çanakçı ilçesine bağlı Kuşköy'de, derin vadiler ve engebeli araziler nedeniyle sözlü iletişimi ıslık sesine dönüştüren "kuş dili" kullanılır. Cumhuriyet'in yazar, muhabir ve düzeltme servisinin dikkatine: 5 Temmuz 2026 günkü gazetemizin 6. sayfasında yer alan "ABD'de 250. yılda göçmen polemiği" başlıklı haberden bir kötü örnek: "Washington DC'de ABD'in TÜM bölgelerini onurlandıran..." Doğrusu: "ABD'nin bütün bölgelerini..."

07 Temmuz 2026 04:00

Orhan Bursalı

Nasıl Nitelendirilir Bilemedim, Sanki "Mahşeri Kalabalık" İran'ın Öldürülen Dini Lideri Ali Hamaney'in Özellikle Dünkü Veda Töreni İçin Dile Gelmiş Bir Deyim Olabilir...

Aslında kalabalıkların üçüncü günüydü dün ve 10 kilometrelik birbirine bağlı büyük bulvarlardan geçirilerek Azadi Meydanı'nda son buldu. Henüz barış anlaşmasının imzalanmadığı, 14 maddelik 60 günlük geçici anlaşma döneminin nasıl sonuçlanacağı belli değil. ABD Başkanı Donald Trump bitirmek istiyor ama tüm dünya İran kazandı inancı içindeyken kendisine bazı payeler verecek nasıl bir bitişi hayal ediyor, bilmiyoruz. Dünkü kortej içinde kaybolmaktan zor kurtulduktan sonra (Kırmızı renkli, İsrail'e ve Trump'a ölüm yazılı intikam bayrakları, siyah yas ve deniz dolusu Hamaney bayrakları arasından), sohbette bu muazzam gösterinin askeri yönü gündeme geldi. Bir meslektaş, "İran'ı güçlendirebilir" dedi. Trump'ın milyonların Hamaney için döktüğü gözyaşlarına ve yas gösterilerine şaşırdığını söylediğine göre, evet, Şii inancı içinde milyonların kararlılığı, direnci, haykırışları, henüz bitmeyen savaşta İran lehine masada bir koz olarak duruyor. Yaralı ama galip Irak'ta da sürecek Hamaney töreninin, İran halkının savaşı sürdürmek için büyük bir kararlılık gösterisi olduğu açık. İran yönetimi tabii ki bunu istiyordu. Anlaşma ile birlikte İran rejimi kendini güçlendirebilir. Ekonomisi yeniden sisteme entegre olabilir.

07 Temmuz 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Yeni Nato Ve Türkiye - Nejat Eslen

NATO, II. Dünya Savaşı sonrasında, ABD'nin liderliğinde kurulan yeni dünya düzeninin siyasi-askeri unsuru olarak ve öncelikle ABD çıkarlarına hizmet etmek amacı ile kurulmuştur. Yeni koşullar, ABD'nin, angaje olduğu Avrupa ve Ortadoğu cephelerindeki sorumluluklarını bölgesel güçlere devretmesini ve gücünü yükselen güç Çin'e karşı Hint-Pasifik cephesinde yoğunlaştırmasını gerektirmektedir. ABD, küresel jeopolitiğin ağırlık merkezi HintPasifik bölgesine yoğunlaşırken Avrupa'da oluşacak güç boşluğunu Avrupalı müttefikleri ile, kaos içindeki Ortadoğu'da oluşacak güç boşluğunu ise NATO'nun etki alanını güneydoğu kanadında genişleterek ve Türkiye'nin merkez ülke rolünü üstleneceği yeni bir güvenlik yapısı inşa ederek doldurmak istemektedir. Bir başka ifade ile ABD, NATO'nun etki alanını, Ortadoğu'ya genişleterek Türkiye'nin yeteneklerini bu coğrafyada bölgesel çıkarları için kullanmak istemektedir. Kaos içindeki Ortadoğu'da NATO kapsamında kurulacak yeni güvenlik yapısında merkez cephe ülkesi görevini üstlenmek, ittifak içindeki jeopolitik konumunu ve kimliğini sabitlemek, bölgesel istikrarın sağlanmasında öncü rol oynamak, sınır güvenliği ve terörle mücadele kapasitesini geliştirmek, terörle mücadelede öncü olmak, Karadeniz'de ve Güney Kafkasya'da Rusya'yı, doğuda İran'ı dengelemek, NATO'nun nüfuz alanını Ortadoğu'da yaymak, Ortadoğu'dan Avrupa'ya uzanan göç yollarını tıkamak, Avrupa'ya enerji akışında hatların güvenliğini sağlamak, Orta Kuşak üzerinde Avrupa ve ABD'nin çıkarlarını Çin'e karşı dengelemek, savunma sanayisi alanındaki yeteneklerini yeni NATO vizyonuna entegre etmek... NATO'nun Türkiye'den beklentilerini oluşturmaktadır. NATO'nun yeni vizyonunun Ortadoğu'da Türkiye-İsrail, Ege ve Doğu Akdeniz'de ise Türkiye-Yunanistan, GKRY rekabetini nasıl etkileyeceği de hesaplanmalıdır. Türkiye'nin önceliği ABD'nin jeopolitik, Avrupa'nın güvenlik gereksinimleri olmamalıdır.

07 Temmuz 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Yapay Zekâ Çağında 'Entelektüel Operatör' - Serkan Fırtına

Yakın geçmişin en büyük ezberlerinden biri hızla geçerliliğini yitiriyor: Her eğitim kurumunu bir STEM merkezine dönüştüren o mekanik "kodlama çılgınlığı" ve felsefesiz düz teknik bilgi rüyası bitiyor. Bu belleği dijital imkânlarla evlendirebilen yeni özneye ise "entelektüel operatör" deniyor. Aynı veri seti karşısında iki farklı kullanıcının sisteme verdiği komut tasarımı, geleceğin anlam savaşını özetliyor: Düz araçsal akılla hareket eden biri makineye, "Kentsel göç verilerini analiz et ve bana çubuk grafik göster" dediğinde sistem bu somut talebi saniyeler içinde yerine getirir. Sosyal bilimler ve sanat eğitimi almış bir entelektüel operatör ise makineye aynı veri için şu yönlendirmeyi yapar: "Aynı verileri, Karl Marx'ın yabancılaşma kuramı ve metropol yaşamının insan zihninde yarattığı kayıtsız tutum üzerinden oku; bana Bertolt Brecht'in epik tiyatrosunu andıran bir sahne tasarımı betimle." Bu iki yönlendirme arasındaki fark, makinelerin işlemci gücünde değil, sorunun epistemolojik niteliğindedir. Gelecek, formülleri mekanik biçimde ezbere bilenlerin değil; insani hikâyeleri felsefi bir derinlikle sisteme fısıldayabilen "entelektüel operatörler"in olacaktır.

07 Temmuz 2026 04:00

Mustafa Balbay

Kahkahalarda Boğulmak!

Deniz Göktaş, göktaşı gibi düştü gündeme! Mizah böyle bir şeydir. Anadolu insanının Nasrettin Hoca fıkraları için "güldüşün" derken kastettiği budur! *** Mizah uzun lafı sevmez, peşrevi burada keselim... Cumhur İttifakı sürecinde kara mizahın yerini şu aldı: Para mizah! Deniz Göktaş, bütün bunları yırttı attı! O da bize, zaman ayırmamayı önermiş, programının adını "Deniz Göktaş'a ayıracak zamanım yok" demiş. Deniz Göktaş'la önceki gün görüşen CHP İstanbul Milletvekili Ali Gökçek'le konuştuk. Bize göre sürecin en acı, en cesurca, en devrimci, içinden geçtiğimiz dönemi en çarpıcı anlatan yanı şu: Hakkında soruşturma başlatıldığını duyunca "Zaten dönecektim, son temiz tişörtümü giyip geliyorum" diyen Deniz Göktaş'ı havaalanında apar topar yakalayıp derdest ettiler. Olmaz ki, bundan maksat, "Biz güldürme adı altında toplumu bir araya getiren kişinin iki kolunu arkadan bir araya getirip kelepçe takarız, sonra da suratına bakarız" demek! Deniz Göktaş'ın Kemal Kılıçdaroğlu'na söyledikleri ise gündemin daha da siyasallaşmasına neden oldu. Deniz Göktaş milyonları kahkahaya boğarken... Aşk olsun sana Deniz!

07 Temmuz 2026 04:00

Murat Ağırel

Gözaltı, Gözaltı, Gözaltı... Adaletsizlik Ekiyoruz

Bahsettiğim kesim ülkenin yüzde 80'i zaten. Böyle deyince iktidar kanadı hemen, "Savunma sanayimiz güçleniyor, dünya devleti olduk, oyunu biz kuruyoruz" gibi hamasi laflar söylüyor. Keza "dalgıçlar" ve "dördüncü kitap" ifadelerine de Anadolu'da bir tane alınan Müslüman göremezsiniz. Daha gık demeden yüzlerce insan tutuklandı. İnanabiliyor musunuz, TEMA Vakfı üyeleri NATO karşıtı diye IŞİD üyeleri ile beraber tutuklandı. Gözaltına alınanlar arasında meslektaşlarım Odatv editörü Ceren Erdoğdu ve T24 editörü Buse Söğütlü de var. Dahası, gazetecilerin neden gözaltına alındığına dair bir bilgi bile verilmiyor. Semra Demir, gözaltına alındı, ardından tutuklandı. Kürşat Bafra, gözaltına alındı, ardından tutuklandı. Çok sayıda TEMA Vakfı gönüllüsü, özellikle Nallıhan Kuş Cenneti gezisine katılan gönüllülerden onlarcası operasyon kapsamında gözaltına alındı; bunların bir kısmı tutuklandı. Gözaltına alınan kişiler hakkında TKP/ML, DHKP-C, MLKP, TKİ ve IŞİD üyeliği iddiaları yöneltiliyor. Keza gazeteci Fatma Sibel Gürcihan, Berat Albayrak hakkındaki paylaşımının ardından tutuklandı. Gazetem Cumhuriyet'in muhabiri Gülnur Saydam da sırf yaptığı haber nedeniyle gözaltına alınıp serbest bırakıldı.

07 Temmuz 2026 04:00

Mehmet Şakir Örs

Kızılçullu'nun Anlattığı...

Toplumca neredeyse "NATO'kolik" olduk! Tek başına "Kızılçullu örneği", bütün bunları en özlü ve çarpıcı biçimde bize anlatıyor. İzmir'in Buca Kızılçullu'sunda (bugünkü Şirinyer) 1937'de "Köy Öğretmen Okulu" adıyla kurulan ve 1940'ta Köy Enstitüleri yasasının çıkışıyla birlikte "Kızılçullu Köy Enstitüsü" olan eğitim kurumu; Türkiye'nin Aydınlanma projesinin en başarılı örneklerindendir. Diğer Köy Enstitüleri gibi Kızılçullu Köy Enstitüsü de İsmail Hakkı Tonguç'un ve Hasan Âli Yücel'in öncülüğündeki Aydınlanma seferberliğinin meşalelerindendir. Yaşananlar, o dönemlerde topluma şırınga edilen "küçük Amerika olma" hayallerinin, Amerikancılığın ve NATO'culuğun bir bakıma günümüze yansıyan aynasıdır. Aslında İzmir-Kızılçullu örneği, 1950'lerden itibaren ülkemize rota olarak çizilen emperyalist politikaların ve dayatmaların en çarpıcı örneğidir. Önce bu savaşları çıkaranlar sonra da "güvenlik" politikaları ve önlemleri diyerek kendi hedeflerini ve araçlarını halklara-ülkelere dayatıyorlar. Birçok yurttaşımıza "potansiyel suçlu" muamelesi yapılıyor. 6. Filo'ya yönelik eylemler ve yakın geçmişte düzenlenen "NATO'ya hayır" kampanyaları unutulmaz. Bizim ışıldağımız NATO karargâhları değil, Kızılçullu Köy Enstitüleri'dir!

07 Temmuz 2026 04:00

Emre Kongar

'Derin Devlet'ten 'Derin Nato'ya

Türkiye'nin başvuruları Mayıs 1950'de ve Eylül 1950'de geri çevrildi. 1950'de Kore Savaşı'na gönderilen Türk askerinin gösterdiği yararlılık üzerine Türkiye, 21 Eylül 1951'de Yunanistan'la birlikte NATO'ya davet edildi. 29 Ocak 1952'de ABD Senatosu bu iki ülkenin üyelik başvurusunu onayladı; Türkiye Büyük Millet Meclisi de 18 Şubat 1952'de Türkiye'nin NATO'ya katılmasına karar verdi. *** Emperyalizm ve NATO, Türkiye'deki dincileri ve ırkçıları, hem siyasal hem kültürel yaşamda, "Anti-Komünizm" ideolojisi ile örgütledi. Ülkemizi bugünlere taşıyan 12 Mart 1971 Askeri Müdahalesi de 1975 Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti'nin kuruluşu da 1980 Askeri Darbesi de doğrudan doğruya Emperyalizmin yönlendirmeleri ve destekleriyle gerçekleştirildi. *** Soğuk Savaş döneminde NATO üyesi devletlerde, gizli (stay-behind) "cephe gerisi direniş ağları" kurulmuştu. İtalya'daki kod adı Gladio olduğu için tüm ağlar "Gladio" veya "NATO'nun gizli orduları" olarak anılırlar. Hollanda: I (veya NATO Command). Türkiye'ye ilişkin süreçleri, "21. Yüzyılda Türkiye", "Küresel Terör ve Türkiye", "ABD'nin Siyasal İslam'la Dansı" ve "Tarihimizle Yüzleşmek" adlı kitaplarımda bulabilirsiniz!

07 Temmuz 2026 04:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.