×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Nato: Güvenlik Kalkanı Mı, Kapitalizmin Bekçisi Mi?

Bugünden itibaren Ankara, iktidara göre çok kritik(!) bir NATO toplantısına ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor... Siyasal yönetim ise, 12 Eylül hukukuna geri döndüğünü gösteren bir davranış sergiliyor... Oysa; "SSCB'nin dağılmasıyla" birlikte kuruluş gerekçesini kaybeden savunma paktı NATO, bugün artık üye ülkelerin güvenliğini sağlamaktan ziyade, küresel emperyalizmin ve kapitalist sistemin çıkarlarını koruyan bir kalkana dönüşmüş durumda... Yani; "Emperyalizmin taşeronluğuna" soyunmak! Bu durum, "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesini şiar edinmiş, tam bağımsızlığı savunan Atatürk Türkiye'sinin ilkeleriyle kökten çelişmektedir... Bilinçli yapılan bu toplum mühendisliğinin planlayıcısı, NATO'nun merkez karargâhı "Pentagon" olduğu artık bir iddiadan da ötedir! İttifakın Türkiye'den temel beklentisi; "Karadeniz, Akdeniz, Orta Doğu ve Kafkasya'nın kesişim noktasında olma özellikleri sayesinde Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne göre Karadeniz'in giriş-çıkışlarını kontrol edebilmesidir... Bu durum Türkiye sayesinde NATO'ya hayati bir güvenlik kalkanı sağlamaktadır... Ayrıca Türkiye, NATO'nun ABD'den sonraki en büyük ikinci kara ordusuna sahiptir... Kosova'dan Afganistan'a, Baltık hava savunmasından insani misyonlara kadar, ittifakın operasyonel yükünü en çok sırtlayan ülkelerden biri yapılmak istenmektedir... İncirlik ve Kürecik gibi kritik üslere ev sahipliği yapması, NATO'nun Orta Doğu ve Avrasya operasyonları için vazgeçilmez bir güç olması ve hem Ukrayna'nın hem Rusya'nın zorunlu olarak ortaklaştığı çıkış yolunda bulunması, Türkiye'ye NATO'nun diplomatik açılım kapısı olma şansını vermektedir ve NATO bu nedenle "Türkiye'yi kullanmak" istemektedir... Ankara'daki kritik toplantının gizli ajandası, "NATO'nun artık sadece sınırları koruyan bir güç olmadığını, yayılmacılığın ve vahşi kapitalizmin muhafızı olacağını" dünyaya bir kez daha duyurmaktır... İzlenecek yöntem ise, askeri iş birlikleri maskesi altında, bölge ülkelerini baskılamak ve sömürü düzenine karşı çıkabilecek her türlü odağı, "terör" veya "güvenlik tehdidi" potasında eritmektir... Hal böyleyken, NATO'nun gerçek hedeflerinin bizim aleyhimize olmasına rağmen iktidarın inatla NATO'nun tüm isteklerini tartışmadan hatta düşünmeden kabul etmeye hazır olması, ülke çıkarlarını gözetmediğini göstermektedir... Sömürülmeye hazır bir ülke olmaya aday görüntüsünü saklamak, politika için yüz karasıdır... İktidarın dış politikadaki savrulmaları tam bir çelişkiler yumağına dönüşmüştür... Bir yandan "Taliban'la ters bir yanımız yok" diyerek yönünü, Orta Doğu'nun karanlığına çeviren zihniyet, diğer yandan Avrupa'nın küresel askeri gücü içinde yer almak için can atmaktadır... Bu denli karışık ve omurgasız bir dış politika izleyen Türkiye'den NATO'nun beklentisi ise nettir: "Sorgulamayan, jeopolitik konumunu emperyalizmin hizmetine sunan ve ucuz askeri güç sağlayan bir sadakat..." Türkiye, bu emperyalist oyuna alet olmamalı, kuruluş ayarlarına dönerek Atatürk'ün bağımsızlık çizgisini yeniden kuşanmalıdır...

Fikri Sağlar

Kaynak: Birgün

07 Temmuz 2026 05:00

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Fikri Sağlar

Trump'ın Alkışı Türkiye'nin Kaybı Mıdır!

Trump, NATO zirvesinde Türkiye için "CAATSA yaptırımlarını kaldıracağız" dedi. Oysa alkışlamadan önce şu soruyu sormak gerekir! Türkiye, S-400 kararı nedeniyle CAATSA yaptırımlarıyla karşı karşıya kaldı. Bir başka örnek; Irak'ın işgaline Türkiye'nin katılmaması adına Sıhhıye Meydanı'nda toplanan 100 binlerce yurttaşın tepkisi nedeniyle 1 Mart Tezkeresi Meclis'ten geçmemişti… ca O olay sonrası; CIA Türkiye eski şefi Paul Henze, Beyaz Saray'a sunduğu Türkiye raporunda; " Türkiye'nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız. Ülkeyi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde Meclis, Meclis'i ikna ettiğimizde ordu, orduyu ikna ettiğimizde yargı karşımıza geçebiliyor. Eğer Amerika'nın çıkarı Türkiye'de bir federal devlet kurulması ise, mutlaka ve öncelikle yargı, ordu, Meclis ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir! Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten daha kolay olacaktır. Eğer o kişi Amerikan çıkarlarına yardım etmek konusunda tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak, Amerika için sorun olmaz" demişti… Dönemin ABD Başkanı Bush/Erdoğan görüşmesi sonrası Türkiye'de FETÖ'nün kurguladığı, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını, aydınları, gazetecileri ve siyasileri tasfiye etmek için açılan " Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davalarını yaşadık… Ardından ABD, Başbakan Erdoğan'ı BOP eş başkanlığını ilan etti! Sonrasında Süleymaniye'de Türk askerlerinin başına çuval geçirildi… Her olaydan sonra "stratejik ortaklık" denildi ama faturayı her zaman Türkiye ödedi… Ne tesadüftür ki Trump Türkiye'ye gelmeden önce, mahkeme yapay suçlar üreterek, "Mutlak Butlan" kararıyla CHP'nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel yerine Kemal Kılıçdaroğlu'nu " Kayyum" olarak atadı… Böylece "Görev" yerine getirildi… Yani; Türkiye Cumhuriyeti'nin laik demokratik sosyal hukuk Devletini koruyan, tam bağımsız Türkiye adına, yurttaşlarımızın Refah, Huzur ve Güveni için mücadele eden son kale CHP'yi ele geçirmiş oldu… Bugün yine aynı övücü cümleleri duyuyoruz! Trump'ın sözleri, havuz medyasında büyük manşetler oluyor… Ancak Trump başkanlık döneminde kaç sözü eksiksiz yerine getirdi? NATO'dan çekilmeyi söyledi, çekilemedi… Ukrayna savaşını kısa sürede bitireceğini söyledi, gerçekleşmedi… Orta Doğu'da kalıcı barış vaat etti, bölgedeki gerilimler daha da arttı… Kısaca demem o ki; "Siyasette şov ile devlet yönetimi aynı şey değildir!" Asıl sorgulanması gereken ise Türkiye'nin dış politika anlayışıdır… Washington ne hakla 85 milyonluk bir ülkenin geleceğiyle ilgili açıklama yapabiliyor? Demek ki bugünkü yöneticiler ülke çıkarlarını korumada zayıf kalmışlar… Yani, CIA şefi Paul Henze'nin raporu işlevini sürdürüyor… Bu ülke için yüz karası bir durum… Oysa, "Güçlü devletler, başka başkentlerden gelecek haberlere göre rota çizmezler..". İç politikada ise cevap bekleyen sorular giderek büyüyor… Kamuoyunda iktidar çevrelerinin yurt dışındaki mal varlıkları, uluslararası ticari ilişkiler ve bazı iş insanlarına yönelik adli süreçlerle ilgili çeşitli iddialar uzun süredir tartışılıyor… Bu iddiaların önemli bölümü bağımsız mahkemelerce kesinleşmiş değildir! Yapılması gereken, bu konuların üzerini örtmek değil; tam şeffaflıkla araştırılmasını sağlamaktır… Demokratik ülkelerde hesap vermek zayıflık değil, meşruiyetin temelidir! NATO üyeliği, duygularla değil, ülke çıkarı hesabıyla değerlendirilmelidir! Türkiye, en büyük ordulardan birine sahip olmasına rağmen, ülke olarak beklediği desteği görememektedir… Halkıyla paylaşacağı kaynağı NATO'ya harcaması adil değildir… Aslında NATO'nun Türkiye ile ilgili samimiyetsiz duruşu, ülke çıkarlarına da ters düşmektedir… Bu konunun artık, kamuoyu önünde açıkça tartışılması gerekir! Bugün ihtiyaç duyulan şey, Trump'ın övgüsü ya da başka bir liderin tebessümü değildir! Türkiye'nin ihtiyacı; hukukun üstünlüğü, güçlü kurumlar, hesap verebilir yönetim, üretim ekonomisi, adil paylaşım ve bağımsız bir dış politikadır… Yani tam bağımsız Türkiye'dir! Çünkü tarih bize şunu öğretiyor: "Dışarıdan gelen alkışlar geçicidir.

09 Temmuz 2026 05:00

Fikri Sağlar

Özgür Chp, Bağımsız Türkiye İçin Güvencedir…

CHP'nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel'in "Salı grup toplantısındaki" konuşması, son derece anlamlı, kararlı ve cesur bir liderin topluma umut veren çok kıymetli sözleriydi… Özel;" CHP'ye mutlaka sahip çıkacağız. Partimizi yeniden ele alacağız. Milletimizin iktidara ulaşması engellenirse son çare olarak ya bir yol bulacağız ya da yeni bir yol açacağız …"dedi! "2004 yılındaki 28 Mart yerel seçimlerinde alınan yenilgi, CHP içinde Deniz Baykal yönetiminin "merkeziyetçi ve elitist" politikalarına karşı ilk organize kitlesel başkaldırıyı tetiklemişti… Oluşturduğumuz " İktidara Yürüyüş Hareketi ", sadece bir liderlik değişimi değil; parti içi demokrasinin yok oluşuna, tüzüğün anti-demokratik yapısına ve sol değerlerden uzaklaşılmasına karşı çekilen bir bayraktı. Mehmet Tomanbay, Yakup Kepenek ve Hasan Aydın gibi entelektüel ve örgütçü isimlerin öncülük ettiği bu hareket, o dönem Türk siyasetine yeni giren bir ismin Kemal Kılıçdaroğlu'nun, turnusol kâğıdı olacaktı… 19 Mayıs 2004'te TBMM'de okunan bildiriye ilk başta imza veren 31 milletvekili arasında yer alan Kemal Kılıçdaroğlu'nun, genel merkezin Deniz Baykal'ın baskısıyla imzasını geri çekmesi, onun siyasi kariyerindeki kırılma noktalarından biriydi… Bu geri adım, Kılıçdaroğlu'nun siyasi genetiğindeki iki temel özelliği erkenden ifşa etmişti: "Sistem içi kalma refleksini, bürokratik tedbir ve güç dengelerini gözetme stratejisi…" Kılıçdaroğlu bu hareketin içinde olmasına, hatta açıklanan bildirilere katkı sunmasına karşın, Baykal'ın isteğiyle Mehmet Tomanbay, Yakup Kepenek ve Hasan Aydın'ın Yüksek Disiplin Kuruluna sevkine ilk onay veren kişi olmuştu… Onayın sonunda, CHP Grup Başkanvekili yapılarak taltif edilmişti… İran ABD ateşkes anlaşması ve Trump'ın "artık savaş bitti" sözlerinin bir anlamı olmadığı, yeniden bombardımanlarla görüldü… Kim caydı? Neden anlaşmayı bozup bombalamaya devam etti? gibi soruların yanıtlanması da artık önem taşımıyor… Çünkü "akli denge konusunda" tartışmalı siyasetçiler, sadece ülkelerinin değil, dünyanın da sabrını taşırır hale getirdiler… Biliyoruz ki, Emperyal aklın tek hedefi, kendi çıkarını güçlendirmektir… Trump NATO'yu, ABD'nin ekonomik ve stratejik çıkarları doğrultusunda kullanmak istiyor... Ancak NATO kararları tek bir lider tarafından alınamaz; ittifaktaki diğer üyelerin de onayı gerekir! ABD'nin ittifak içindeki ağırlığı nedeniyle politik yaklaşımı, NATO'nun yönünü belirliyor... Bu nedenle, Trump gibi öngörülemez bir liderin NATO üzerindeki etkisi, dünya güvenliği açısından tartışma yaratıyor! NATO nedeniyle Ankara'da alınan yoğun güvenlik önlemlerinin yetkilerce, "uluslararası toplantılar ve kamu düzeni gerekçesiyle normal olduğu" bildiriliyor… Ancak, ölçüsü olmayan bu önlemlerin vatandaşların günlük yaşamına ağır sekte vurduğu, adeta işkence yaparak çile çektiren bir konuma geldiği de bir gerçek… Demokratik hukuk devletlerinde, güvenlik ile temel hak ve özgürlükler arasında denge mutlaka kurulmalı… Şimdiden Ankara'da sıkıyönetim ilan edilmiş gibi… "TEMA grubunun" doğa gezisinin bile "örgütsel eylem" olarak değerlendirilmesi, ipin ucunun kaçtığının göstergesidir… Bu trajikomik tutuklama," hukuk devletinin" iktidar tarafından tamamen yok sayıldığının somut örneğidir… Şimdiden 200'e yakın kişinin gözaltına alınması, Kenan Evren zamanındaki gibi "önlem tutuklamaları" anlayışının hala sürdüğünü gösteriyor… İktidar, gelen egemenler için;" Meclisi tatile çıkarıyor, bakanlıkların çalışmasını durduruyor, kamu personeline izin veriyor ve sokakları kapatıyor… Hani, Tom Barrack bize demokrasi yerine "merhametli monarşiye" geçin demişti ya, iktidarda panolarla merhametli olduğunu onlara gösteriyor(!)… Eğer Türkiye ile Avrupa arasında güvenlik iş birliği güçlenirse, savunma sanayii ve diplomasi açısından yararlar sağlayabilir. Ancak, "Tam bağımsız Türkiye'ye sadık, koltuk peşinde koşmayan, ülke sevdalılarıyla" çözülür…

02 Temmuz 2026 05:00

Fikri Sağlar

Ankara'daki Nato Zirvesi Türkiye'ye Ne Kazandıracak?

7/8 Temmuz günlerinde Ankara'da yapılacak NATO Liderler Zirvesi, yalnızca diplomatik bir organizasyon değildir... İktidar hedefi, Türkiye'nin hem Karadeniz'de hem Orta Doğu'da hem de Kafkasya'da kilit ülke olduğunu yeniden NATO'ya hatırlatmaktır! Üstelik gösterişli ağırlama ve liderlerin gönlünü çelmek adına geçilen yolların yamanması, evlerin boyanması, Trump'ın uçağı için uzatılan pistlere harcanan milyarlar nedeniyle" ekonomik sorunların derinleştiği, yurttaşın özgürlüğünün kısıtladığı, Ankara'nın felç edildiği, insanlarının eve tıkıldığı, kent yaşamının kısıtladığı, hukuk ve demokrasinin tartışıldığı bir ortam yaşanacaktır... Yani, Türkiye'nin yoksulluğunun artık başkentinde bile gördüğü, yurttaşlarının huzur ve güveni olmadığı bir ortamda, uluslararası prestij elde etmeyi beklemek mümkün olmayacaktır… Oysa NATO bugün, tarihinin en kritik dönemlerinden birini yaşıyor. Bir tarafta Rusya'nın güvenlik tehdidi, diğer tarafta Avrupa'nın daha fazla sorumluluk üstlenme arayışı ve ABD'nin müttefiklerinden daha fazla savunma harcaması istemesi, ittifakı yeniden şekillendiriyor… NATO'nun dağılması beklenmese de önümüzdeki yıllarda görev tanımı ve güç dengesi önemli ölçüde değişecektir… Bu tabloda dikkat çeken gelişme ise ülkemizde dile getirilen çok yönlü dış politika arayışıdır… Türkiye'nin yalnızca Batı ile değil, Rusya ve Çin gibi güçlerle de dengeli ilişkiler kurması gerektiği yönündeki siyasal değerlendirmeler, CHP'nin son yıllarda izlediği stratejik denge politikasıyla örtüşmektedir… Çünkü ülkemiz için en temel konu, "NATO'nun güvence mi yoksa yük mü? Sorusuna alınacak yanıttır… Çünkü NATO'nun son stratejik konseptlerinde: "Rusya açık hedef, Çin ise yeni tehdit olarak" gösterildi… Kısaca "bir savunma örgütü, şimdi ülkeleri kendi çıkarı tehdit eden" bir konuma evrilmiştir… Trump'ın bu anlayışla NATO'ya bakışı, "ittifak hukukundan çok ticaret pazarlığına" dayanıyor… "Müttefiklik" onun için ortak değer değil, ucuza kapatılan malın ödenecek düşük faturasıdır…" Üye ülkelerine, "Savunma harcamasını arttır, Amerikan silahını al, Amerikan politikasına uy; sonra "iyi müttefik" sayıl!.. Türkiye bunun acısını yaşadı. Güney Kıbrıs'taki "Rus S-300 "geçmişi yok sayıldı. Bu durumda,her türlü baskıyı yapan, Gladio'yla siyasal yönetimleri düşüren, yurttaşları öldüren, yaptırımlarla devletlerin bağımsızlığını yok eden, ülkelerin kaynak ve değerlerini soyan NATO'dan çıkmayı istemek, milli bir görev olmalıdır.

30 Haziran 2026 05:00

Fikri Sağlar

Kayyum Ve İş Bankası 2…

Konuşmasında doğrudan Kılıçdaroğlu'na seslenen Özel, "kurultay" çağrısı yaparak, "Bu ülkeye sandığı, demokrasiyi getirmiş bir partinin bu ayıptan derhal ama derhal kurtulması lazım. Kemal Bey'e partimiz adına bu tarihi çağrıyı yapıyorum" ifadelerini kullandı… Bu sözlerin söylenmesinin nedeni, SONAR'ın 29 ilde 2 bin 80 kişiyle gerçekleştirdiği "Türkiye'nin Tercihleri" araştırmasıydı… Araştırmada; butlan kararıyla CHP'ye atanan Kemal Kılıçdaroğlu'nu CHP seçmeninin yüzde 89,7'si desteklemiyordu… Dahası, Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığında yapılacak olası bir genel seçimde CHP'nin oy oranı yüzde 9,1 olurken, Özgür Özel'in liderliğinde bu oran yüzde 29,8'e yükseliyor… Kayyum Kılıçdaroğlu, Atatürk ve arkadaşlarının emperyalistlere karşı kazandığı "Kurtuluş Savaşı" sonrası kurulan barış temelli, demokratik parlamenter sistem yerine Siyasal İslamcıların, "Türkiye'nin laik demokratik sosyal hukuk devletinin yok edilmesini sağlayan, ucube tek adam" rejimine katkı sundu… Üstelik kayyum Kılıçdaroğlu, milletin vergileriyle kurulma cüretine kalkışılan, başkenti İstanbul olan ASRİKA adlı bir devleti var etme çalışmalarına göz yumdu ve böylece, "Büyük Ortadoğu Projesine" destek verdi… Kaldı ki, "Atanmış Kılıçdaroğlu'nun" ABD'nin Ankara Büyükelçisi Barrack'la aynı düşüncede olması ve CHP'nin temel ilkelerine karşı duruşu, BOP'un destekçisi olduğunu gösterir… Dokunulmazlıkların "TBMM de kaldırılması" sonrası, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 10 yıldır haksız yere hapis yatmaktadır… AYM'ye başvurmak için imza toplayanları "kulağından tutup atarım "tehdidiyle engelleyen Kılıçdaroğlu'nun, "pişkince Demirtaş'ı ziyaret edeceğim" açıklamasına, Demirtaş'ın "gelme" diyerek reddetmesi, umarım Kılıçdaroğlu'nun onurunu zedelemiştir… Hatta Atatürk'ün hisselerinin "mutlak Butlan'la" yönetilen CHP tarafından hazineye bırakılacağı iddiaları da ortaya atılıyor… Bu anlamlı görevi yerine getirmek için hemen " CHP Kurultayı" yapılmalıdır …

25 Haziran 2026 05:00

Fikri Sağlar

Chp'deki Kriz Kimin İşine Yarıyor?

Bugün Türkiye'nin gündeminde hayat pahalılığı, yargı tarafsızlığının askıya alınması, gençlerin geleceği, dış politikadaki kırılganlıklar ve demokrasi sorunu dururken, kamuoyu, Kılıçdaroğlu'nun AKP adına başlattığı "CHP'nin iç kavgasını" konuşuyor… Kılıçdaroğlu sadece koltuk hırsı için değil, arkasındaki "üst aklın" verdiği görevi gereği, yaptığı yasa ve ahlak dışı işlemler sonucunda hem CHP'yi hem de yurttaşları çaresiz bırakıyor… **** İktidarın millet üstündeki baskı ve sindirme planına katkı sunan bir çizgi izleyen Kılıçdaroğlu, CHP'nin "iktidarı denetlemek, yurttaşların sorunlarını çözmek ve iktidar yolundaki hızlı yürüyüşüne devam etmek yerine" kendi içinde yeni çatışmalar çıkararak, kardeşi kardeşe kırdırıyor. Herhalde CHP'ye yaptığı her kötülük için İktidardan da kocaman bir "aferin" alıyordur… Hele hele 15,5 milyon yurttaşın yapılan ön seçimde bizzat sandığa giderek, Ekrem İmamoğlu' nu, CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlemesi, halkın " yeter artık" çığlıkları, AKP'nin Kılıçdaroğlu'na dört elle sarılmasına neden oldu… **** Milyonlarca yurttaşın, AKP iktidarını sandığa gömme kararlılığını gösteriyor olması "Cumhur İttifakını "korkutmaktadır… Üstlenilen görev;" CHP'de iç çatışma çıkarıp, iktidar yürüyüşünü engelleyerek iktidarın elini rahatlatmaktır… Tüm yapılanlar ülke üzerinde oynana oyunun ne denli ahlak ve kural dışı olduğunun somut bir göstergesidir… **** Bu nedenle CHP içindeki her gerilim, sadece parti meselesi olmaktan çıkmakta, ülkenin geleceğini de ilgilendirmektedir… Çünkü muhalefetin zayıflaması, ipi azıya almış siyasal İslamcıların "cihat" adına Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkma hayallerine su taşımaktadır… Toplumsal Muhalefetin parçalanarak zayıflatılması, "Talibanvari niyet taşıyanların" üzerindeki denetim ve frenleme mekanizmalarını da yok etmektedir… Şu gerçeği de görmek gerekir, "ağacın kurdu kendindendir!" Her toplumun bir haini vardır… Önemli olan o hainleri bulup ifşa etmektir… **** Çözüm, kişisel hesaplarda değil, ortak akıldadır… CHP'nin tarihi, bireylerden daha büyüktür! CHP'nin yöneticileri de eski genel başkanları da bu gerçeği görmek zorundadır… Eğer tartışmalar yeni bir parti oluşumuna kadar giderse, bunun kısa vadede bazı isimlere hareket alanı açması mümkündür… Ancak, Türkiye siyasi tarihinin gösterdiği bir gerçek vardır ki: Muhalefetin parçalanması çoğu zaman iktidarı güçlendirir! **** Özgür Özel'in önündeki en önemli görev, örgütü ve seçmeni aynı hedef etrafında toplamaktır… Nitekim yeni uyguladığı halkla kucaklaşma politikasının geri dönüşleri bu yolun başarılı olduğunu gösteriyor… Siyaset yapma biçimi değiştikçe, toplumla ittifak daha da gelişir, siyasi özgüven artar, hedefe ulaşmak kolaylaşır… Başarı, yeni ayrışmalar üretmekte değil, kırgınlıkları azaltmakta yatmaktadır!.. Bugün ihtiyaç duyulan şey, yeni kavgalar değil; demokrasi, hukuk ve Cumhuriyet değerleri etrafında birleşen güçlü bir toplumsal iradenin oluşturulmasıdır… CHP'nin tarihi sorumluluğu tam da budur… Kılıçdaroğlu marifetiyle ve devlet gücüyle AKP, kurguladığı oyunda başarılı olur, seçim yolunda CHP'yi saf dışı bırakırsa,o zaman yeni bir partide dahil olmak üzere bir yol bulunur… İktidarın yaydığı;" bunlar seçim yapmaz, yapsa da oyları çalarlar," anlayışı, CHP ve muhalefetin hızını düşürmek için kullandıkları bir algı yöntemidir… Hoş, Akıldane Trump AKP için " seçim hilelerini iyi bilirler " sözünü etsede, çöken ekonomide aç, işsiz kalan, tüm değerlerinin ellerinden alındığını, emeklerinin sömürüldüğünü ve çocuklarının geleceğinin olmadığını bilen halkımız, iktidarı yıkmaya kararlıdır...

23 Haziran 2026 05:00

Fikri Sağlar

Chp, Emperyalistlerin Oyununu Bozuyor…

Oysa, 16 Nisan 2017 de yapılan hileli referandumla rejimi değişen Türkiye'nin ucube sisteminde, tek adama verilen hak ve yetkiler, Osmanlı Padişahlarında bile yoktur… Ancak, "Kuvayi Milliye Kültüründen" gelen ve "hak, hukuk, özgürlük ve adalet için" laik demokratik" yaşamı şiar edinen bir partinin üyeleri, korkutulamaz ve de sindirilemez!! ***** CHP açısından en büyük sorun, parti içindeki ayrışmanın kamuoyu önünde daha görünür hale gelmesidir. İstenilen de budur… Seçmenler genellikle uzun süren iç çatışmalardan rahatsız olur. Özellikle iktidara alternatif olmayı hedefleyen bir partinin, kendi sorunlarıyla gündeme gelmesi, muhalefetin toplumsal desteğini zayıflatabilir… İhraç edilen milletvekillerinin yeni bir siyasi hareket başlatması veya başka partilere geçmesi de ihtimaller arasında olduğu iddiası var… Bu adım, Özgür Özer'e göre haklı olarak " kıyamet Projesi " içinde ancak gerçekleşebilir… Yeni Parti, CHP'nin oy tabanında bölünme yaşatabilir… Tüm CHP'liler ihraç edilmedikçe, böyle bir girişimin başarısı gölgede kalır… Zamanında bu gibi eylemlerin içinde olan birinin deneyimiyle yazıyorum ki, CHP kurumsal varlığını sürdürdüğü sürece, yeni parti başarılı olamaz… Türkiye siyasetinde geçmişte yaşanan parti bölünmelerinin çoğu, muhalefetin toplamdaki gücünü azaltmış ve iktidar partilerinin işini kolaylaştırmıştır… **** Bugünkü CHP tartışmaları düşünüldüğünde, olası ihraçların, grup toplama yarışmalarının, kayyumların seçilmişlerle olan çatışmalarının, yandaşların boş laf düellosunun Kılıçdaroğlu'nun sağduyusunu kaybettiğini göstermektedir… Bu görüntü, gelecek için büyük risktir ve bugün için emperyalist oyun kurucularını sevindirmekten öte bir işe yaramaz… " Üst Akıl'ın " görevlendirdiklerinden istediği, tartışmalı hale gelen CHP'nin parti içi kutuplaşmanın derinleşmesidir. Çünkü, "Gerilim büyürse", CHP'nin yerel seçimlerde elde ettiği siyasi avantajı korumasını zorlaşacaktır… Seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel'in sağduyulu yönetim biçimi, toplum tarafından destek görmektedir… 40 yılı aşkın siyaset deneyim ile şu gerçeğin altını çizmek isterim… "Bir siyasetçi, mizahın ağına takılmış, karikatürlerle karartılmış, alay konusu haline gelmiş hatta, hakaret edilen bir aşağılamayla karşı karşıya bırakılmışsa, o siyasetçi toplum tarafından gözden çıkarılmıştır, oysa mizahla "Destek verilen" siyasi lider ise, toplum tarafında sahiplenilmiştir… " Kemal Kılıçdaroğlu için söylenenleri ve çizilenleri gördükçe, 13 yıl boyunca CHP'ye Genel Başkanlık yapmış bir kişinin düştüğü bu durum, "bir utanç kaynağıdır"… Ve "işbirlikçi aparat" olarak kendilerini kullandıranlar ise, tarihe "ülkeye ihanet edenler " olarak yazılacaklardır… Oynanan oyun belli… Bir yandan, Cumhuriyet'in ilkelerini koruyan, yurttaşların huzur ve refah içinde bir ülkede yaşaması için siyaset yapan, laik, demokrat, sosyal hukuk devletinin güvencesi olan CHP'yi, güçlü siyasi bir örgüt olmaktan çıkarmak… Diğer yandan, 103 yıllık Koca Türkiye'nin, ekonomisini çökerten, esnafını, işçisi, emeklisini aç, gencini umutsuz, kadınıysa can korkusu içinde bırakan bir anlayıştan kurtulmak isteyenlerin, seçim taleplerini, iktidarla birlikte el ele vermiş olan aparatlar aracılıyla "yok sayılmaktadır"… Ne var ki, CHP'nin seçilmiş kadroları, deneyimli ağabeylerinin desteğiyle, bu oyunu bozmak için çalışıyor… AKP koltuğu bırakmamak için devletin tüm olanaklarını kullanıyor… Meydanlarda dertlerini anlatan, haklarını arayan yurttaşlara insafsızca saldırıyor.. İktidar "Öyle bir noktaya geldi ki; "bunlar seçim yapmaz, yapsa bile oyları çalar," algısı yaratarak, kendisi için " negatif propaganda " bile yapıyor… Ve ilk seçimde CHP iktidar olur!

16 Haziran 2026 05:00

Fikri Sağlar

Kurultay Kararı Chp'liliğin Onurudur…

Çünkü CHP için verilen "Mutlak Butlan" kararı için uydurulan yaygın yalan, "devlet aklıyla bu karar alındı! "söylemiydi. Dolayısıyla bugün "Devlet aklı" yoktur… Mutlak Butlan" kararına neden olanlar, saltanat sürenlerin koltuklarını kaybetmemek için halkı yanıltarak aslında ülke ve insanlarımıza zarar verenlerdir… Bu kişiler sadece "Mutlak Butlanı "kullanmıyorlar, aynı zamanda "Bunlar seçim yapmaz, yapsa bile oyları çalar, iktidarı devretmez!" algısını yayarak negatif propaganda yaparak toplumdaki "AKP yeter artık" çığlığını dindirmeye çalışıyorlar… Bu hazin tabloyu tekrar etmekte ki muradım, CHP'nin çok güçlü bir halk desteğiyle alanları doldurması… CHP'nin, özellikle yargı taarruzu altında olduğu, yargılama dosyalarında öne sürülen iddiaların, toplumu ikna edici delillerle güçlendirilemediği açıkça ortadır… Neden CHP'nin üzerine AKP'nin gittiğini uzun uzun anlatmaya gerek yok… Çünkü ne yaparlarsa yapsınlar "Gelecek İlk Seçimde," sandıktan AKP'nin çıkamayacağı çok kesin... Devletin tüm gücü ve olanaklarını kullanmalarına rağmen halk, büyük bir coşkuyla Özgür Özel'in yaptığı eylemelere katılıyor… 6 yeni belde seçimlerinde görüldü ki, devlet millete zorla ve şantajla oy verdiriyor, oysa millet, Özgür Özel'in etrafında onu desteklemek istiyor… Görülen o ki, Meydanları dolduranlarının büyük bir çoğunluğu daha önce AKP ve diğer partilere 'ye oy verenler… Kısaca, İktidara Yeter diyenlerin Türkiye İttifakını kendiliğinden oluşturduğu belli oluyor… CHP, Türkiye Cumhuriyeti'ni," laik demokratik sosyal hukuk Devletini" koruyan 103 yıllık güçlü bir kurumdur… CHP var oldukça, Türkiye Cumhuriyeti bir İslam ülkesine dönüştürülemez. Türkiye, Taliban'la aynı düşünenlerin yönettiği, emperyalistlerin işgal ettiği, hilafetin yer tuttuğu, hanedanlığın tekrar kurulduğu, çağdaşlığın unutulduğu, bir yer de olamaz… 2010 yılın da devletin tüm kurumlarını dağıtan, hukuk düzenini yok eden, anayasa değişliğiyle görev alan ve 13 yıl boyunca bırakın seçim kazanmayı, meydanlara çıkmaktan tedirgin olan Kemal Kılıçlaroğlu'yla CHP, işlevsiz hale getirildi … Önce partinin ilkeleri değiştirildi, genleriyle oynandı, örgüt yapısı sosyal demokrasi dışından oluşturuldu, 6 oklu amblemi bile "filiz veren çınara" dönüştürüldü… Yani daha o yıllardan demokrasi, hak ve özgürlükler adına Cumhuriyet ilkelerini savunan Atatürk'ün Kurduğu CHP'ye saldırlar başladı… Şimdi "Mutlak Butlanla "iktidar yürüyüşünün önü kesilmeye çalışılıyor… Alenen bugünkü iktidar, AKP, devletin Beşbin polisiyle önce CHP İstanbul il binasını, sonrasında hem de Kurban Bayramı'nda CHP Genel Merkezini polislerle ele geçirdi… 4 Kez seçilmiş Genel Başkan olan Özgür Özel, partililerle birlikte önce Meclis'e, ardından Güvenpark'ta yaptığı "Bayramlaşma sonrası" yüz bine yakın yurttaşla birlikte Anıtkabir'e tarihi bir yürüyüş yaptı… CHP gibi 103 yıllık kurucu bir partiyi, baskınlarla, kayyumlarla, yandaşlarla ele geçirmeye çalışmak mümkün değildir… Koltukta oturmak adına, Türkiye Cumhuriyet'inin rejimnii değiştirmeye çalışanlara, gerçek CHP'liler müsaade etmedi ve etmeyecektir… Bu "Demokrasi ve etik dışı" davranış, Özel'i şimdi CHP'nin lideri yaptı… Bugün Kılıçdaroğlu ve ekibi şayet," CHP grubunda tüzük ve ahlak dışı bir durumda bulunur, kürsüden konuşma yapmayı zorlarsa, CHP tarihinde kara bir günü yaşatan lanetlenmiş kadrolar olarak tarihe geçerler… Onurlu insanlara yakışan," 45 gün içinde CHP Kurultayını yapıyoruz " açıklamasıdır…

09 Haziran 2026 06:00

Fikri Sağlar

Chp Bu Oyunu Bozar!

Bir tarafta, parti yönetiminin meşruiyetini savunan ve 3 kez Kılıçdaroğlu zamanında seçilen delegelerle genel başkan olan Özgür Özel, diğer tarafta, yargı kararlarının arkasına sığınan ve "atanmış Kayyum olan ", gelişiyle CHP'yi karalayan, iktidar ağzıyla konuşan ve yeniden partinin genleriyle, ilkelerini değiştirmeye çalışacağı belli olan Kemal Kılıçdaroğlu … Şimdi, "FETÖ'den ve hırsızlardan partiyi arındırmak" için geldik diyebiliyor… Sosyal demokrat ilkelere sahip olan CHP, Kılıçdaroğlu'na uyup tekrar "kimlik siyasetine" döner ve reel siyasetten uzaklaşırsa, ortaya çıkacak çelişki CHP'nin enerjisini tüketir, iktidar yürüyüşüne sekte vurur… "CHP'yi olmayan bir hukuk maddesine sokarak, Anayasanın YSK'na verdiği yetkiyi de yok sayarak, siyasi partileri ve siyaseti karıştırma oyununa şiddetle muhalefet etmeleri, çoğulcu demokrasi kültürüne uygun bir karşı duruştur… Yargıtay'a ve yargı kurumlarına yönelik çağrıları, özünde hukuki sürecin netleşmesi ve ortaya çıkan belirsizliğin sona erdirilmesi isteğidir… *** Bu çağrılar, bir kesim tarafından "hukukun işlemesi" talebi olarak görülürken, diğer bir kesim tarafından ise siyasi alanın yargı yoluyla şekillendirilmeye çalışılması olarak değerlendirilmektedir… Bu nedenle tartışma yalnızca CHP'nin değil, Türkiye'de siyaset-yargı ilişkilerinin de merkezine oturmuştur… Ve AKP tarafından uygulanan ucube rejimin sonucudur… Yani, laik demokratik sosyal hukuk devleti bu rejimle yok edilmiş, 86 milyon aç ve açıkta kalmıştır… Yoksulluk kalıcı hale gelmiştir… *** Demokratik sistemlerde siyasi mücadelelerin adresi mahkemeler değil, siyaset meydanlarıdır… Elbette hukukun incelemesi gereken konular olabilir. Ancak siyasetin sürekli yargı koridorlarına taşınması, seçmenin iradesinin gölgelenmesine yol açar! Bu durum yalnızca CHP'nin değil, tüm siyasi partilerin sorunu olmalıdır… Üstelik, halkın iradesini yok sayarak ele geçirilen yargı sistemiyle, hak, özgürlük ve adaletin oluşmasının engellendiğinin ve Türkiye'nin hukuk devleti olmaktan çıkarıldığının da göstergesi sayılmalıdır… *** Cumhur İttifakının iktidar olma erki bitmiştir... Güven kalmamıştır çünkü, yurttaşın "can ve mal güvencesi yok olmuştur." Bugünkü iktidar anlayışı, emperyalist yandaşları için her an yurttaşın "hak ve özgürlüklerini" ellerinden alabilir… *** Öte yandan Emperyalist ABD'nin Başkanı Donald Trump, zaman zaman Türkiye'yi, Irak ve Suriye ile aynı bağlam içinde değerlendiren açıklamalar yapıyor… Türkiye, tarihsel, ekonomik, askeri ve kurumsal açıdan bu ülkelerden farklı özelliklere sahip bir devlettir! Ancak büyük güçler, kendi stratejik çıkarları doğrultusunda bölge ve ülkelerin niteliğine bakmadan bu değerlendirmeleri yaparlar, önemli olan" Bizim zorlamalara nasıl tepki vereceğimizdir…" *** Bu tür söylemler, Türkiye'nin bağımsız dış politika kapasitesini sınırlamaya yönelik bir algı oluşturma çabası olarak yorumlanırsa, "Dış politikamızın zayıflığı" bir kez daha anlaşılır! Büyük güçler, çoğu zaman güçlü ve istikrarlı ülkelerden değil, iç tartışmalarla meşgul olan ülkelerden beslenir ve çıkar sağlarlar. Bu nedenle Türkiye'deki siyasi kutuplaşmanın ve muhalefet içindeki çatışmaların uzaması, ülkenin uluslararası alandaki hareket kabiliyetini de etkilemektedir… *** Bu noktada CHP'de yaşanan karışıklığın Türkiye'nin genel siyasi gücü ve saygınlığını zedelediği açıktır… CHP gibi güçlü ve kurumsal bir partinin zayıflatılması, ülke ve bölgedeki demokratik denge mekanizmalarını da etkiyecektir… Çünkü demokrasilerde iktidarın varlığı kadar güçlü bir muhalefette şarttır… *** Ne yazık ki, ülkemizdeki "ucube rejimle" demokrasi askıya alınmıştır… Asıl cevap bekleyen soru budur! Bilinmeli ki, üst akıl "Pentagonun isteğiyle CHP Üzerinden yapılan Kavga," aslında Türkiye'ye verilmek istenen yeni rolün dışa vurumudur…

04 Haziran 2026 05:00

Fikri Sağlar

Chp Ve Türkiye'nin Geleceği…

*** Aslında Onur Öymen'in kamuoyunda en çok tartışılan açıklaması, 2008 yılında ABD-İsveç bağlantılı bir düşünce kuruluşunun hazırladığı raporda, Deniz Baykal'ın görevden ayrılacağı ve yerine Kemal Kılıçdaroğlu'nun geçeceği yönünde öngörülerin yer aldığını söylemesidir… Öymen, bu raporu hem Baykal'a hem de Kılıçdaroğlu'na gösterdiğini iddia etmiştir. *** 13 yıllık Başkanlığı döneminde hiçbir seçimi kazanmayan, CHP'nin ilkelerine sahip çıkmayan, örgütü küçümseyen, il, ilçe başkanlıklarını tek adayla belirleyen, PM listesini kendisi yapan bir yönetim anlayışıyla Kılıçdaroğlu, CHP'nin kurumsal kimliğini yitirmesine, genlerinin değişmesine, Cumhuriyetin diğer kurumları gibi kimliğini kaybetmesine neden oldu… *** Şimdi, Cumhuriyete ihanet eden "kifayetsiz muhterisler," AKP'nin oynadığı oyunu başarmak için yeniden CHP'nin başına getirildiler… AKP ile anlaşan ve garip bir hukuk mantığı olan " Mutlak Butlan'a sığınan ve meşru olmayan zorlama yolla CHP Genel Başkanlığına çöken birinin, CHP Genel Merkezi önünde toplananlara partiyi kötüleyen sözler söylemesi de akıllara ziyan, açınası bir durumdu… AKP oyununda figüran olanların açıklaması, yalnızca CHP'yi değil, Türkiye'nin siyasal geleceğini de ilgilendiren bir mesele haline gelmiştir… *** Bu ne ego ki, alenen iktidarın kovasına su doldurmayı büyük bir kahramanlık olarak değerlendiriyorlar… Dün birlikte çalıştıklarını karalayan ama kendi yaptıklarını saklayan ve seçtiği çalışma arkadaşlarını bugün tehdit eden, ayar veren bir konuma gelmiş olması, "aslının ifşası" olarak değerlendirilmeli… *** Bayram günlerinde yapılan farklı kutlamalar, Kılıçdaroğlu'nun partide ayrılık yarattığının göstergesidir… Derhal Kurultay çağrısı yaparak, nedeni olduğu bölünmüşlüğe son vermelidir… *** 4 kez parti tabanı tarafından seçilen Özgür Özel yönetimi, meydanda toplanan, değişim isteyen gönüllü kitle tarafından kucaklanarak, büyük destek almıştır… Özelikle Anıtkabir'deki müthiş kalabalık, CHP'nin bugünkü liderinin Özgür Özel olduğunu teyit etmiştir… Kemal Kılıçdaroğlu'na bağlı olanlar ve dış destekle toplananların CHP'yi iktidara taşıyamayacağı ortadadır… İktidar olma niyeti olan, CHP'nin önünü açar! *** Türkiye'de uzun yıllardır iktidar ve muhalefet arasındaki güç mücadelesi devam etmektedir. İktidar koltuğu bırakmamak için Muhalefetin bölünmüş görünmesini istemektedir… Yaşatılan bu görüntü, iktidarın elini güçlendiren hak edilmemiş bir durumdur... Kılıçdaroğlu böyle bir görüntüyü vermekle, Ülkemizin umudu olan CHP'nin önünü AKP adına kesmektedir… Çünkü sürekli iç tartışmaların yaşandığı bir parti topluma güven veremez… Oynadığı figüran rolü, en azından sorumlu olduğu ailesine de çok zarar verecektir… *** Kılıçdaroğlu'nun başkanlık iddiası, ülke için risk yaratacak, demokratik denetim mekanizmalarının zayıflatacaktır… AKP'nin oyunu belli! Demokrasinin temel şartı olan güçlü muhalefeti yok etmektir. CHP'nin iktidar yükselişini engellemektir… Bu sonuç, muhalefetin etkisizleşmesine, siyasi kutuplaşmanın artmasına, farklı görüşlerin temsil edilme imkânının yok edilmesine ve toplumsal gerilimin derinleşmesine neden olacaktır… *** Her ne kadar Kılıçdaroğlu, AKP'nin oyununu içtenlikle oynasa da "Demokrasi; siyasi partiler, sivil toplum, basın, hukuk sistemi ve vatandaşların katılımıyla ayakta duran bir bütündür…

02 Haziran 2026 05:00

Fikri Sağlar

İhanet!

Mustafa Kemal Atatürk, "Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi'dir " derken, yalnızca bir siyasi partiyi değil, aynı zamanda çağdaşlaşma, laik demokrasi ve hukukun üstünlüğü idealine işaret ediyordu… Çünkü Cumhuriyet'in temelinde kadim bir kültür, insan emeğine saygı, hukuk devleti, laiklik, bilim, dayanışma, halk iradesi, örgütlenme ve kurumların bağımsızlığı vardı... Dahası; "Yurttaş hakları, yargının tarafsızlığı, basının özgürlüğü, üniversitelerin özerkliği, toplumsal barışın oluşturulması ve Meclis'in etkinliği gibi, temel demokratik alanlarda yaşanan tartışmalar, Türkiye'nin uluslararası itibarını yok ediyor… **** Demokrasi, yalnızca sandık koyarak seçim yapmak değildir… Demokrasi, "d evlet gücünü kullanan iktidar karşısında, sandığın ve muhalefetin güvencede olduğu, hak ve özgürlüklerine sahip yurttaşlar ve partilerin yaptığı eleştirinin suç sayılmadığı ve hukuk kurallarının herkese eşit uygulandığı bir sistemdir." **** Ülkede İnsanlar, yalnızca geçim derdi değil, adalet ve gelecek kaygısı da taşıyor… Yaşanan ekonomik sıkıntılar, kadın ve gençlerin umutsuzluğu ve kutuplaşmanın derinleşmesi, tabloyu daha da ağırlaştırıyor… Bu durum, devlete ve partilere olan toplumsal güven duygusunu zedeliyor... Güvenin olmadığı yerde ne barış gerçekleşir ne ekonomi düzelir ne de toplumsal huzur sağlanır… **** Tam bu sırada CHP'ye yapılan saldırı ve yaratılan kaosun sahipleri, ne yazık ki CHP içindeki kullanışlı aparatlardır… CHP'ye ihanet edenler, şimdi ülkeyi yok edenlerin yanındadır… AKP iktidarının çok partili demokratik düzene karşı duruşunu güçlendirenlerdir… Kemal Kılıçdaroğlu AKP adına, CHP'nin iktidar olmasını engelleyecek bu oyunu hakkıyla gerçekleştiriyor… Üstelik AKP'nin hedefinin sonunda, tabii becerebilirse, CHP'yi kapattırmak olduğunu bilerek, 13 yıl başkanlığı yaptığı partinin yok olmasını umursamıyor… En hafif deyimle; bu ne vefasızlık! Bu ne hırs! Bu ne ahlak dışı kişiliktir! **** Toplum tarafından Kemal Kılıçdaroğlu'na yapılan eleştirilerin merkezinde; " Cumhuriyeti yok etmek " çabası içinde olan bir iktidarla iş birliğinde bulunması var… Türkiye'nin temel ilkelerine, insanların inançlarını kullanarak saldıran bir anlayışla yan yana durabilmesi ve 2023 de Erdoğan'ın en zayıf olduğu dönemde aday olmasının nedeni ise hala bilinmiyor… **** 2023 CB. Seçimi öncesi Gazeteci Levent Gültekin'e söylediği sözler çok ilginç… Gültekin; Kılıçdaroğlu bana, "'Ülke bitti hiçbirimizin kurtarma şansı yok' dedi." 'Kemal Bey o zaman aday olma" dedim, 'Adaylığımı engelleme şansım yok'" dedi" Bilmesine rağmen," adaylığını engellemesini engelleyenlerin elinde ne vardı ki, adaylığına engel olmasına engel oldular!" Hala açıklamadı… Yani, 16 Nisan 2017 de hileli bir referandumla değişen ve dünyada bir benzeri olamayan, Osmanlı Padişahlarına bile verilmeyen yetkilerle donatılan " bu ucube rejimden Türkiye kurtarılmalı ", yeniden güçlü demokrasiye dönülmelidir… Dönüş, " çok partili Parlamenter sistemle mümkündür "… **** Cumhuriyet'in kuruluş felsefesi krizlerden çıkışın en önemli yol haritasıdır yani: "akıl, bilim, örgütlenme, laik demokrasi, hukuk ve ulusal egemenlik… Türkiye ancak bu değerlere yeniden sarılarak demokrasiye olan inancını güçlendirebilir ve içinde bulunduğu karanlık atmosferden çıkabilir… **** Altını çizerek söylemek gerekir ki Özgür Özel, CHP'nin 4 kurultayından da Genel Başkan olarak seçilmiştir! Özgür Özel'in duruşu, kararlılığı, söylem ve eylemleri, CHP'ye ve Cumhuriyet'e sahip çıkması, onun "devlet adamı" olduğunu göstermektedir…

26 Mayıs 2026 05:00

Fikri Sağlar

Aşık Mahsuni Şerif…

Önceki gün, her türlü engele rağmen Türkiye, "19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik Bayramını" büyük bir coşkuyla kutladı… 17 Mayıs 2022'de Hakka yürüyen, Atatürk'e duyduğu hayranlığı ve sevgisiyle milyonların kalbinde hala yaşayan Aşık Mahsuni Şerif'i, " Aşıkça dergisi", iki gün önce görkemli bir toplantıyla andı… Seyircilerin hep bir ağızdan katıldığı bu eser, yalnızca belli bir dönemin siyasetçilerine değil; "adaletsizliğe, çıkarcılığa, halkı sömüren düzene ve vicdansızlığa yöneltilmiş" sert bir halk eleştirisiydi... Mahsuni Şerif, " Haksızlığı teşhir etmek, iktidar sahiplerinin veya güçlü çevrelerin halktan kopmasını eleştirmek ve yoksulluk içinde yaşayan insanların emeğinin sömürülmesine karşı çıkmak için bu türküyü yaratmıştı… Amacı, toplumsal vicdanı uyandırmak, insanları sessiz kalmamaya çağırmaktı… Mahsuni Şerif çok iyi biliyordu ki, toplum, yanlışları görüp susarsa çürüme büyür... Bu Türkü yalnızca siyaset eleştirisi değildir... Rüşvet, ikiyüzlülük, ahlaki yozlaşma, insanın insana yabancılaşması gibi konular da eleştirilir… Mahsuni Şerif'in temel mesajı şudur: İnsanlık kaybolursa toplum da çöker… "Yuh Yuh"un yıllarca unutulmamasının nedeni, yalnızca melodisi değil; her dönemde geçerli olabilecek bir vicdan çağrısı taşımasıdır... Bu yüzden bu eser, farklı kuşaklar tarafından yeniden keşfedilmiş ve protest halk müziğinin simgelerinden biri hâline gelmiştir… Mahsuni Şerif, yalnızca bir türkücü değil; Anadolu'nun vicdanını sazıyla dile getiren bir halk filozofuydu… Onun hayat felsefesinin merkezinde üç temel düşünce vardı: " adalet, insan sevgisi ve halkın sesi olmak..." Bu nedenle türküleri yalnızca müzik değil; aynı zamanda toplumsal hafıza, isyan ve vicdan çağrısıydı… Mahsuni Şerif'in türkülerindeki derinlik, halkın günlük yaşamını yalın ama etkili bir dille anlatmasından kaynaklanıyordu... Köylünün yoksulluğunu, işçinin çaresizliğini, gurbetçinin yalnızlığını, siyasi baskıları ve toplumsal eşitsizlikleri dile getirirken halkın kendi diliyle konuşuyordu... Onun eserlerinde süslü bir edebiyat değil, yaşanmışlığın samimiyeti vardı!. Bu yüzden insanlar, onun türkülerinde kendilerinden yaşanmışlıklar buldular... Türkülerinde korkmadan konuşmuş, halk adına iktidarı sorgulamıştır… İktidarlara karşı muhalefetindeki temel özellik, cesaretiydi... O dönem birçok sanatçı susmayı tercih ederken Mahsuni Şerif, doğrudan konuştu. Baskılar gördü, yasaklandı, hapse girdi; fakat geri adım atmadı. Çünkü onun gözünde sanatçı, yalnızca eğlendiren biri değil; " toplum adına konuşan bir vicdandı." Muhalefeti, ideolojik bir körlükten değil, adalet arayışından besleniyordu… Hangi görüşten olursa olsun, ezilen insanın yanında durmaya çalıştı. Örneğin; " Dom Dom Kurşunu ", yalnızca bir ağıt değildir; Anadolu insanının acıya karşı direncini anlatır… " Sarı Saçlı Mavi Gözlü nerde? " Türküsünde, Emperyalistlere karşı Atatürk'ün halkla birlikte verdiği kurtuluş mücadelesini ve Cumhuriyetin kuruluş sürecine olan saygısını dile getirir… Cumhuriyet ilkelerine karşı yıkma mücadelesi veren hainlere olan duruşunu da ortaya koyar… Acı, özlem, özgürlük, eşitlik ve direniş… Bunlar yalnızca Türkiye'ye özgü temalar değildir… Latin Amerika'daki protest müzik geleneğiyle, Amerika'daki halk müziğiyle ve Ortadoğu'daki direniş ezgileriyle aynı evrensel insanlık duygusu taşıması, Mahsuni Şerif'in dünya çapında tanınmasının nedenidir… Bu nedenle Mahsuni Şerif yalnızca Anadolu'nun değil, dünyadaki halk müziği geleneğinin de önemli temsilcilerinden biri olarak görülmektedir… Onu farklı kılan en büyük yetenek ise, sazını bir düşünce aracına dönüştürmesidir… Mahsuni Şerif, düşünceyi türküyle birleştiren bir ozandır… O hem şair hem yorumcu hem de halkın sözcüsüdür... Kısaca, Türkülerinde felsefe ile halk dilini buluşturan dünya çapında bir sanatçıdır…. Toplumun onu sahiplenmesinin temel nedeni düşüncelerindeki samimiyetti… Halk, Mahsuni Şerif'in "kendilerinden biri" olduğuna inandı…

21 Mayıs 2026 05:00

Fikri Sağlar

Turgut Karadeniz'in Düşündürdükleri…

Geçtiğimiz hafta, " Gönülden Gönül'e " Türk Müziği Grubunun yıl sonu konserine, eşimle birlikte gittik… Turgut Karadeniz;" grubun tamamının amatör olduğu, ev kadını, doktor, avukat hemşire, esnaf, iş adamı gibi çeşitli meslekten gelen emekli ve halen aktif insanlardan kurulu bulunduğu " aktardı ve ekledi… En genci 20 yaşında Şimal Sevgili, en büyüğü 95 yaşındaki Orhan Kaçmaz'ın yer aldığı tamamen amatör olan bu grup, değme profesyonellere taş çıkardı… Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, "Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür " derken yalnızca sanatı, edebiyatı ya da folkloru kastetmiyordu… İktidarın söylediği "Kültür program ve kadromuzu oluşturamadık" sözü de bu nedenle çok tartışılmıştı... Bu ifade aslında yalnızca bir kültür politikası eksikliğini değil, aynı zamanda yeni bir toplumsal kimlik inşa etme isteğini de ortaya koyuyordu… Gerçek kültür politikası; "sanatçıyı özgür bırakan, gençleri bilimle buluşturan, düşünceyi baskılamayan ve toplumun tüm renklerini koruyan bir anlayışla" mümkündür… Bugün, 19 Mayıs, Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı! 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkarak Kurtuluş Mücadelesini başlatan Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin emperyalist işgale karşı bağımsızlık iradesini ortaya koyduğu en önemli dönüm noktası olan bu tarihi Gençlere emanet etmiştir…

19 Mayıs 2026 05:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha