×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Deniz'de Bir Burun Ve Aşk Olsun

O yüzden, kupanın destekleyeceğim diğer garibanları arasında Yeşil Burun Adaları da vardı. Can Yücel "En uzun koşuysa elbet Türkiye'de de Devrim, / O, onun en güzel yüz metresini koştu" deyip " Aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!" diye ekledikten sonra, " Mare Nostrum " Roma İmparatorluğu ya da İtalyan faşizmi ne ait olmaktan çıktı, " Bizim Deniz " oldu. Ben de elleri arkada kelepçeli ama gülerek giden Deniz'e " Aşk olsun sana çocuk!" dedim. Ve ben tıpkı ona dediğim gibi, kalecisinden golcüsüne tüm Yeşil Burunlular'a " aşk olsun " diyorum. Messi'nin golüyle " Eyvah, fark yiyeceğiz!" dedim. Arjantin karşısında uzatmada, turnuvanın en güzel gollerinden birini atarak 2-2' yi getiren Trabzonlu Sindy Lopes Cabral da ülkesinin bağımsızlık mücadelesi kahramanı Amílcar Lopes Cabral'ın adını taşıyor. 20 Ocak 1973'te öldürüldü.

L. Doğan Tılıç

Kaynak: Birgün

07 Temmuz 2026 05:00

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

L. Doğan Tılıç

Deniz'ler… Burada Ve Diri!

İnsanlar Deniz Göktaş'a destek için mahkeme önüne gelirken, onun kellesini bir koltukta sahneye çıkardığı " Ölü Deniz " gösterisini izleyenlerin sayısı da 10 milyon u bulmuştu. Komedyen Deniz'in adını aldığı Deniz ondan 7 yaş gençken asıldı. Ben Deniz Göktaş'la geç tanıştım, 1 hafta kadar önce, Ölü Deniz gösterisini YouTube'dan izleyerek. Çocukluğunu Apartheid döneminde Güney Afrika'da yaşayan, ABD'ye geldikten sonra uluslararası üne kavuşan, gösterilerinde ırkçılığı, eşitsizliği ve otoriter eğilimleri mizahla ele alan Trevor'a benzetilmeyi de kendisine dönük her övgü gibi mahcubiyetle karşılamıştı Deniz. Bıyıklarını gözümde Chaplin'inki gibi " diş fırçası " halinde canlandırınca, Deniz de o narin, kırılgan ve mahcup haliyle tam bir Chaplin oluverdi. Deniz'in bugün yaşadıklarını Chaplin de 40'larda yaşadı. 1940 yapımı The Great Dictator ile Adolf Hitler ve faşizmi birçok ülke bunu açıkça yapmaya cesaret edemezken alaya aldı. McCarthy ciliğin hışmına uğradı ve 1952'de ABD'yi terk edip İsviçre 'ye yerleşmek zorunda kaldı. Milyonlar Deniz Göktaş'ı Ölü Deniz'le tanıdı.

04 Temmuz 2026 09:38

L. Doğan Tılıç

İtibar Ve Nato

NATO Zirvesi için Ankara hummalı bir şekilde makyaj yapıyor. Mavi zemin üzerine NATO yazıları, " Barışın Anahtarı " ibareleri falan gider ama o panolara başka hoş görüntüler, reklamlar, ilanlar yapıştırılır. Pazar günü bir cadde üzerindeki hummalı çalışmaya bizzat tanık oldum. İfrat ve tefrit dengesini (neyse ki Attila Aşut Abi tatilde, yoksa "Bunun Türkçesi yok mu?" diye fırçayı yerdim) kaçırmamak şartıyla bunlar itibarınıza katkıda da bulunabilir! O yüzden olsa gerek, bir taraftan A nkara 'ya makyaj yaparken öte yandan " 80'lerindeki teyzeleri " bile suç işleme olasılığına dayanarak gözaltına aldık, potansiyel protestocuları tutukladık, makbul olmayan gazetecilerin NATO Zirvesi'ni izlemelerine engel olduk. 40 yıl dır çalıştığım İspanyol Haber Ajansı için yaptığım başvuru açıklanamayan nedenle reddedildi. Daha önce onlarca NATO zirvesi izlemiş Diplomasi Muhabirleri Derneği Başkanı Duygu Güvenç, Deniz Zeyrek ya da diğer benzer CV sahibi meslektaşlar gibi biri değilim diye dert etmeyebilirim. 1998'de Polonya'da yapılan Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ) kongresinde dönemin NATO Genel Sekreteri Javier Solana ile röportaj yapmıştım. Gazze ve Filistin için konuştuğunda alkışladığımız Uluslararası Af Örgütü bizdeki yasakları " barışçıl toplanma ve ifade özgürlüğü haklarına yönelik aşırı ve meşru gösterilemez bir saldırı " olarak niteliyor.

30 Haziran 2026 05:00

L. Doğan Tılıç

Futbol Asla Sadece Futbol Değildir!

Kaybedilen ilk iki maç sonrası " kader, nasip, şans " deyip kazanılan son maçın ardından bu sözcükleri hiç kullanmaması, " Türkten çok Türk " olduğunun kanıtı sayılabilir. Simon Kuper'in Football Against the Enemy (Düşmana Karşı Futbol) kitabının Türkçe baskısı 'Futbol Asla Sadece Futbol Değildir' adıyla yayımlandı. Kitap, futbolun hiçbir zaman siyasetten ve toplumdan bağımsız olmadığını; sahadaki mücadelenin çoğu zaman ülkelerin, kimliklerin, tarihlerin ve ideolojilerin daha geniş çatışmalarını yansıttığını anlattığı için Eduardo Galeano da Türkçe'ye aslına uygun olarak Gölgede ve Güneşte Futbol adıyla çevrilen kitabında futbolun yalnızca bir oyun olmadığını; tarih, sınıf, siyaset, tutku ve insan hikâyeleriyle iç içe olduğunu anlatır. Galeano'nun kitabı, " Futbol asla sadece futbol değildir " düşüncesinin şiirsel bir anlatısı gibidir. Siyasetle ilişkisini kuracaksak, her ikisini de " skor merkezli " yapmanın kalıcı başarılar sağlamayacağını söylemeliyiz. Böylece sona eren NATO zirvesi ardından skor tabelasında " zafer " (mi) yazacak Türkiye için! " Kader bizden yana değildi. Nasipten öte yol yok! " dememek için…

27 Haziran 2026 05:00

L. Doğan Tılıç

Kılıçdaroğlu Röportajı Ve "Içinden Geçilenler"

" Taraf " olanlar röportajı pozisyonlarına göre değerlendirdiler. Bir tarafa göre, gazeteciler, sosyal medyadaki ifadeyle Kılıçdaroğlu'nun " içinden geçmişti "! Tam karşı taraf da Kılıçdaroğlu'nun üç gazetecinin " içinden geçtiğini " söylüyordu! Duyduğum şu cümle çarpıcıydı: " Röportajdan önce ona kızgındım. Üç kişi karşısında tek başına o kadar zavallı duruma düştü ki, röportajı izlerken acıdım! " Bu " taraf " değerlendirmelerini bırakıp gazetecilik açısından bakarsak, Kılıçdaroğlu gibi günlerdir tartışmaların merkezindeki biriyle röportaj yapılması yanlış olamaz. Orada olsam şunu sorardım: " Sosyal demokrat bir partinin başkanı ve bir demokratsınız! Her ikisinin de ilke ve değerleri var. Nasıl oldu da MYK, PM gibi kurullarınızda konuşmadan, üstelik tam da bir başka ismi cumhurbaşkanı adayı gösterecekken, İhsanoğlu'nu aday yaptınız? Yine kimseyle konuşmadan, Zafer Partisi lideriyle gizli bir sözleşmeyi nasıl imzaladınız? Bunlar demokratlığın ilke ve değerleriyle bağdaşır mı? " Ben orada değildim, oradakiler " içinden geçmek " - " geçilmek " gibi dertleri olmadan, soru sormanın ve sorularda ısrarcı olmanın değerini hatırlattılar. " Siyasetçiye zor soru nasıl sorulur? " derslerinin klasik örneklerinden biri de BBC'nin 1977'de başlayıp 2025'te sona erdirilen HARDtalk programıdır. J. Swan da 2020'de Trump'la COVID-19 yönetimi hakkında röportaj yaparken, ülkelerin pandemi performansıyla ilgili bir grafiği göstererek " Avrupa'dan daha iyi durumda olduğunuzu söylüyorsunuz. Hangi açıdan? " diye sormuştu. Kılıçdaroğlu da " Erdoğan'a soramıyorsunuz " dediği sorularla test edildi.

23 Haziran 2026 05:00

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

L. Doğan Tılıç

Yeni Parti

" Yeni parti " tartışması her geçen gün biraz daha yüksek sesle yapılıyor. Tarihini ister 1919'daki Sivas Kongresi ile ister 9 Eylül 1923'te Halk Fırkası'nın kuruluşu ile başlatın, CHP ülkenin hâlâ aktif en eski partisi. CHP'nin kuruluşundan itibaren " sosyal demokrat " sayılıp sayılmayacağı ayrı konu. Soldan bir örnek olarak Yunanistan'da Syriza, sağdan bir örnek olarak İtalya 'da 5 Yıldız Hareketi ülkelerin özgün kriz koşullarında hızlı başarılar yakalayan " yeni parti "ler oldular. Köklü bir partiden ayrılan " yeni parti "nin başarılı olabilmesi her şeyden önce; 1) parti tabanının " ayrılığın kaçınılmaz " olduğuna, eski partinin artık " kendilerini temsil etmediğine " ikna olmasından geçiyor. Sonra; 2) çok geniş bir seçmen kitlesinin " yeni parti " yanında yer almasına, 3) güvenilir bir liderlik ve ekip olmasına, 4) eski partinin olanaklarından yoksun olsa da geniş bir örgütlenme kapasitesine, 5) buna paralel olarak eski partinin iyice zayıf ve umut vadetmez görünmesine, 6) nihayet eski parti tabanının ötesinde çok daha geniş bir kesime dokunan mesajlar verebilmesine bağlı. Eski parti toplumla bağını koparmışsa, içinden çıkan " yeni parti " yükselen bir toplumsal/siyasal güce dönüşüyor. " Yeni parti "nin başarı formülünde " doğru zamanlama " kritik. Dilinden hiç düşürmediği şu beş sözcükle: "Unutma! Devrim, Bir gün mutlaka..."

20 Haziran 2026 05:00

L. Doğan Tılıç

Cop, Tabut Ve 15-16 Haziran

Dünkü BirGün'ün üçüncü sayfasında " Hak arayan öğretmene cop! " haberinin içinde fotoğraflar vardı. Cop sözcüğünün altında bir kadın öğretmenin ileriye uzanmış ve açılmış kanlı avuçlarını görmek beni 12 Eylül'ün Mamak'ına götürdü. Oraya da, Özşen Madencilik'in yeraltında açlık grevinde olan işçilerinden İbrahim Basatlı'nın eşine söyledikleri aldı götürdü: " 24 tane tabut hazırlayın! Buradan ölmeden çıkmak yok! " 24 işçinin açlık grevi yaptığı yeraltındaki havasız ve karanlık maden ocağı Mamak'ın tabutluklarından geniştir. Hepsi aynı şeyi çağırıyor: Yeraltında " tabut hazırlayın " diyen madencinin de yer üstünde coplanıp avuçları kanatılan ve gözaltına alınan öğretmenin de kararlılığı, 15-16 Haziran'ı tarihte durduğu yerden alıp bugünlere taşıma daveti. 15-16 Haziran 1970'te, DİSK öncülüğünde, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını, grev ve toplu iş sözleşmesi hakkını hedef alan düzenlemelere karşı ülke tarihinin en büyük işçi direnişlerinden biri yaşandı. Bağımsız Maden-İş 'in, 1970 Haziran'ındaki DİSK'in ve 70'lerin ikinci yarısındaki Yeraltı Maden-İş 'in duruşuyla direnişlere öncülük eden hali var! Bütün bunlar olurken butlanla şutlanla yatıp kalkmak, 15-16 Haziran'ın " birleş ve diren " çağrısını duymamak çok yazık.

16 Haziran 2026 05:00

L. Doğan Tılıç

Sarı Zarf!

Tüm güçleriyle, gazeteciliği soru soran değil, kendilerini onaylayan bir mekanizmaya dönüştürmeye çalışırlar. CHP Genel Merkezi'nde düzenlenen basın toplantısında soru soran arkadaşımız Yıldız Yazıcıoğlu'na " Sarı zarf alıyorsunuz " diyen " danışman "ı tanımıyorum. " Sarı zarf " ithamına muhatap olan gazeteciler kulaklarına inanamadılar ve " Burası CHP mi? " diye sordular. Soru sorulmasından rahatsız olunan ve soru soran gazeteciye iktidar çevrelerinin dillendirdiği çirkin ithamın yöneltildiği yer demokrasi peşinde koşan bir parti olamaz! Aksi halde, her soruda akıllarına " sarı zarf " gelen, işleri " zarfla " yapmaya alışmış ve basın özgürlüğünü hedefe koymuş otoriterlik sevdalısı yapılar olarak tarihe geçerler. Soru soran gazetecileri " sarı zarf "la itham edip cevabını alınca da ağzını açamadan asansöre kaçanları demokratik siyaset açısından ölü sayarım! Bizde " Ölünün arkasından konuşulmaz " diye bir söz vardır ama doğru değil. Bazen içinizden söylediğiniz ağzınızdan çıkan farklıdır.

13 Haziran 2026 05:00

L. Doğan Tılıç

Devlet Aklı Mı Halkın Aklı Mı?

II. Dünya Savaşı sonrası, BM gibi kurumların da doğmasına paralel olarak yerleşen geleneksel demokrasi anlayışı seçimlerle somutlanan bir "halk aklı"nın "devlet aklı"na üstün olduğunu, yön vermesi gerektiğini kabul eder. 2025 sonunda, 34 ülkede 36 bin 405 kişiyle yapılan bir araştırma dünya genelinde insanların yüzde 55'inin "ülkelerinin ulusal çıkarlarından ödün vermek anlamına gelse bile küresel zorluklarda iş birliği yapması gerektiğine inandığını" ortaya koydu. Trump'ta somutlanan ve çok az itiraz edebilenin olduğu bir "devlet aklı" BM'yi ve Dünya Sağlık Örgütü'nü yok sayarken küresel düzeyde halkların bu kurumlara desteği yüzde 60 civarında. Eylül 2025'te, 25 ülkede 31 bin 938 yetişkinin katıldığı bir Pew Araştırma Merkezi anketi, yetişkinlerin ortalama yüzde 61'inin bir dünya örgütüne olumlu baktığını ortaya koydu. "Halkların aklı"nı bastıran "devlet aklı" İsrail'de, ABD'de, İran'da hükmederken insanlık ölüyor! Küresel hali bu olan "devlet aklı" bizde de gündemde. Onun karşısında sokakta uç veren "halk aklı" var. O akıl, "küresel devlet aklı"nın bize dayattığı etnik ve dini temelde bölünmüş, monarşilerce yönetilen ülkelere dönüştürülme tehlikesini görüyor.

09 Haziran 2026 06:00

L. Doğan Tılıç

Çanlar Çalarken İsmail Arı…

52 gün sonra kabul edilen iddianamede, " yanıltıcı bilgiyi yayma " ve " gizliliğin ihlali " suçlamalarıyla 2 yıl 3 aydan 8 yıl 3 aya kadar ceza istendi. Tam 6 yıl önce, burada " Çanlar çalarken gazetecilik " diye yazmış ve " Bizim mesleğin ölümünün 7'si, 40'ı, 52'si çıkalı çok oldu! " demiştim. Bizim neslin " rol modelleri "nin başında Uğur Mumcu geliyordu. Gencecik yaşlarında " rol modeli " oldular. 2020'de kaybettiğimiz uluslararası gazeteciliğin rol modellerinden Robert Fisk, " Gazetecilik tarafsız ve önyargısız olmayı gerektirir, ama acı çekenlerin safında! " demişti. İsmail için " O bizim sesimiz oldu. Gazeteci İsmail Arı serbest bırakılana kadar her gün ona dua edeceğim " dedi. Siz bu soruları düşünürken, ben 6 yıl önce bu köşede yazdığım " Çanlar kimin için çalıyor? "un hikâyesini anımsatayım: " Kralı da hâkimi-hukuku da olan bir ülkede, çan ölümü haber vermek için çalınırmış. Kentin merkezindeki dev çan, sıradan bir vatandaş öldüğünde 1; esnaftan biri öldüğünde 2; önemli bir devlet adamı öldüğünde 3; kral öldüğünde de 4 kez çalarmış. Bir gün, masumiyeti herkes tarafından bilinen bir vatandaş, beraat etmesi gereken bir davada ceza alınca da çan sesleri duyulmuş. 1, 2, 3, 4… 5'inci çan sesi duyulduğunda, kraldan daha büyük birinin öldüğünü anlamış ve 'Eyvah' demişler, 'Adalet öldü!' " İsmail 'in duruşmasına gidiyorum ama çanlar sadece o ve gazeteciler için değil; madenciler, işsizler, yoksullar, söz hakkı verilmeyenler için, senin için, hepimiz için, kısacası acı çekenler için çalıyor!

06 Haziran 2026 05:00

L. Doğan Tılıç

Gezi Parkı'ndan Güvenpark'a…

Tam da Gezi'nin yıldönümünde, Ankara'da iki farklı mekânda kritik iki toplantı vardı. Gezi'nin " çocukları " büyüdü. Her ikisinde de bir başka gelecek inşa etme amacı, öfke, inanç, umut ve kararlılık vardı. Gezi'nin yıldönümünde Ankara'daki iki " bayramlaşma "ya bakanlar, hangisinin Gezi'yi andırdığını, hangisinin Gezi'yle bir benzerliği olmadığını hemen fark etmiştir. CHP Genel Merkezi önündeki " kalabalık " epeyce " organize "ydi. Her şey bir parti, bir örgüt, dahası onun " yasa l" fakat toplumsal karşılığı küçük bir parçasıyla sınırlıydı. Güvenpark, bir çağrıcının ve kürsünün olması, o kürsüden tanıdık siyasi figürlerin seslenmesi açısından Gezi'den farklıydı. Ancak, bu fark dışında sayılabilecek çok da benzerliği vardı Güvenpark'ın Gezi Parkı'yla. Daha da genişleme potansiyeli ve arzusu olan bir kitle " Birleşe birleşe kazanacağız " diye haykırıyor, kürsüden de yaşananın bir parti meselesi ya da iki kişi arasında bir çatışma değil, demokrasi ve otoriterlik arasında bir ayrışma olduğu mesajı veriliyordu. Gezi'de " ben " diye öne çıkan biri yoktu!

02 Haziran 2026 05:00

L. Doğan Tılıç

Eyvah! Bölündük, Bittik!

Erdoğan'ın Meclis'te ayakta, Genel Merkez'de cumhurbaşkanlığı forsuyla karşılanmasına ve " normalleşme "ye itiraz ediyordu. Bunlar çok değil 3-5 güne, belki de bugün halk buluşmasında netleşir! En acı örnek İspanya İç Savaşı sırasında, Franco'nun işini kolaylaştırarak 36 yıl lık diktatörlüğünün yolunu açan Cumhuriyetçi cephedeki bölünmedir. Hindistan Ulusal Kongresi içinde 1969'da yaşanan büyük bölünmede, İndira Gandhi de eski parti elitlerinden kopmuş ve zayıflayacağı düşünülürken tersine çok daha güçlenerek yıllarca Hindistan siyasetine hâkim olmuştu. Tarih, " bölündük-öldük-bittik " demeyi reddeder! Bölünme ya da ayrılıkların küçültmediği, tersine bir " yeniden kuruluş " etkisiyse büyük bir enerji ürettiği durumlar, eski yapının artık değişemez ve değiştiremez olduğuna inanılmasıyla oluşur. Eski yapı tıkanmış ve bir liderlik kriziyle malul olarak algılanıyorsa, daha net bir kimlik ve hedef koyan, toplumdaki değişim talebini doğru okuyan ve ayrılığın " kişisel kavga " değil " ilkesel " olduğuna kitleleri ikna eden taraf büyür. Kayahan " Yolu sevgiden geçen herkesle bir gün bir yerde buluşuruz... " diyordu.

30 Mayıs 2026 05:00

L. Doğan Tılıç

Bundan Ötesi…

Artık bu paragrafı ne kadar uzatırsanız uzatın, bu olanlar karşısında "Bundan ötesi olur mu?" diye çok soruldu. " Mutlak butlan " bu soruyu zihinlerden sildiyse, "bundan ötesi" diye bir sınır olmadığını gösterdiyse hayırlı da olmuştur! "Tek rejim ya, tek rejim! Hep beraber olmak lazım değil mi?" "Tek adam rejimi" yerine "tek rejim" diyor; amcaoğlu ne derse desin birlikte mücadele dışında hiçbir şey aklına yatmıyordu. "Okumuşlara saygım büyük. Amcaoğlu okumuş; nasıl böyle yapıyor, anlamıyorum." Kendisine bir ölçü tutturmuş; "Ben okumamışım ama Selahattin Abi olsa ne yapardı diye düşünürüm" diyor. "Selahattin Abi" dediği Demirtaş, "Başkan" ya da "Selo" falan demiyor; kafasında bir abi-kardeş ilişkisi kurmuş, o yakınlıkla konuşuyor. "Bir de son zamanlarda Özgür Özel 'i seviyorum!" diyor. Okumuşlar "Ben okumadım" diyen boyacı arkadaşın "birlikte mücadele" bilincine ulaştığında çok partili parlamenter demokrasi de el uzattığımızda tutulacak yakına gelir. Çok partili bir parlamenter sistemde, rakibiyle adil ve eşit koşullarda yarışmak ve iktidar olmak gibi bir niyeti olanlar "bundan ötesi olmaz" la avunmasın. Amcaoğlu dinlemese de, daha geç olmadan, umarım tüm muhalefet partileri ve kesimleri "Tek rejim ya, tek rejim! Hep beraber olmak lazım değil mi?" diyen Vanlı boyacı arkadaşı dinlerler!

26 Mayıs 2026 05:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha