
NATO, II. Dünya Savaşı sonrasında, ABD'nin liderliğinde kurulan yeni dünya düzeninin siyasi-askeri unsuru olarak ve öncelikle ABD çıkarlarına hizmet etmek amacı ile kurulmuştur. Yeni koşullar, ABD'nin, angaje olduğu Avrupa ve Ortadoğu cephelerindeki sorumluluklarını bölgesel güçlere devretmesini ve gücünü yükselen güç Çin'e karşı Hint-Pasifik cephesinde yoğunlaştırmasını gerektirmektedir. ABD, küresel jeopolitiğin ağırlık merkezi HintPasifik bölgesine yoğunlaşırken Avrupa'da oluşacak güç boşluğunu Avrupalı müttefikleri ile, kaos içindeki Ortadoğu'da oluşacak güç boşluğunu ise NATO'nun etki alanını güneydoğu kanadında genişleterek ve Türkiye'nin merkez ülke rolünü üstleneceği yeni bir güvenlik yapısı inşa ederek doldurmak istemektedir. Bir başka ifade ile ABD, NATO'nun etki alanını, Ortadoğu'ya genişleterek Türkiye'nin yeteneklerini bu coğrafyada bölgesel çıkarları için kullanmak istemektedir. Kaos içindeki Ortadoğu'da NATO kapsamında kurulacak yeni güvenlik yapısında merkez cephe ülkesi görevini üstlenmek, ittifak içindeki jeopolitik konumunu ve kimliğini sabitlemek, bölgesel istikrarın sağlanmasında öncü rol oynamak, sınır güvenliği ve terörle mücadele kapasitesini geliştirmek, terörle mücadelede öncü olmak, Karadeniz'de ve Güney Kafkasya'da Rusya'yı, doğuda İran'ı dengelemek, NATO'nun nüfuz alanını Ortadoğu'da yaymak, Ortadoğu'dan Avrupa'ya uzanan göç yollarını tıkamak, Avrupa'ya enerji akışında hatların güvenliğini sağlamak, Orta Kuşak üzerinde Avrupa ve ABD'nin çıkarlarını Çin'e karşı dengelemek, savunma sanayisi alanındaki yeteneklerini yeni NATO vizyonuna entegre etmek... NATO'nun Türkiye'den beklentilerini oluşturmaktadır. NATO'nun yeni vizyonunun Ortadoğu'da Türkiye-İsrail, Ege ve Doğu Akdeniz'de ise Türkiye-Yunanistan, GKRY rekabetini nasıl etkileyeceği de hesaplanmalıdır. Türkiye'nin önceliği ABD'nin jeopolitik, Avrupa'nın güvenlik gereksinimleri olmamalıdır.
Kaynak: Cumhuriyet
07 Temmuz 2026 04:00
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Nato Zirvesi, Abd Ve Ab - Cihangir Dumanlı
Soğuk Savaş'ı 16 üye ile tamamlayan örgüt Doğu Avrupa'da oluşan stratejik güç boşluğunu hızla doldurmuş, SSCB'den ve Yugoslavya'dan ayrılan devletleri üye yaparak üye sayısını 32'ye çıkarmış ve Doğu Avrupa'ya yayılmıştır. NATO yeni üyelerle yetinmeyerek Barış İçin Ortaklık, Akdeniz Diyalogu, İstanbul İşbirliği Girişimi ve Küresel Ortaklar adı altında dünya çapında 29 devlet ile özel ilişkiler geliştirmiş üyelerle birlikte 61 ülkeyi kapsayarak etki alanını dünyaya yaymıştır. Bu değişimler sonucunda NATO 1949'daki Kuzey Atlantik ortak güvenlik örgütü olmaktan çıkmış, başat gücü ABD'nin küresel emperyalist çıkarları için dünyanın her bölgesinde kullanılabilen araç durumuna gelmiştir. NATO'nun başat gücü ABD ittifak kavramına aykırı olarak CAATSA yaptırımları ile ülkemizi düşman gibi görmekte; parasını ödediğimiz F-35'lere el koymakta; F-16 modernizasyon kiti ve jet motoru almamıza zorluk çıkarmakta; güneyimizde bir Kürt devleti kurmaya çalışmakta; bu amaçla bölücü terör örgütünü silahlandırmakta; Türk-Yunan askeri dengesini Yunanistan lehine değiştirmekte, Türkiye'nin haklarını hiçe sayarak Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail ile Doğu Akdeniz'de hidrokarbon kaynaklarını sahiplenmektedir. 1952'de ulusal güvenliğimiz için girdiğimiz NATO ve başat gücü ABD, ulusal güvenliğimizi güçlendirmek bir yana tehdit eder duruma gelmiştir.
08 Temmuz 2026 04:00

Mutlak Butlan Ve Yargıtay - Mustafa Kıcalıoğlu
Ana muhalefet partisi CHP'nin seçilmiş yönetimini görevden alan, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi'nin "mutlak butlan" olarak açıklanan kararı, kamuoyunda çok büyük tartışmalara yol açtı. Bazı delegelerin, seçimlerde yarar sağlandığı iddiasıyla açtıkları davalar birleştirilerek Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde karara bağlanmıştır. "Delegelerin iradelerinin fesada uğratıldığından söz edilemeyeceği ve eldeki delillere göre karar verilemeyeceğine ve asıl davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına" hüküm verilmiştir. İstinaf başvurusu üzerine BAM 36. Hukuk Dairesi, görevli ve yetkili olmadığı halde, hukuk tarihimizde örneğine rastlanmayan bir karar vermiştir. Kararda; ihraç edilen iki üyenin, dava ehliyeti yokluğundan başvurularının reddine, diğer davacıların davasının kabulüyle 42. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının kaldırılmasına, CHP 38. Kurultayı'nın, mutlak butlanla malul olduğunun tespitine ve iptaline, sonrasında yapılan kurultayların ve alınan kararların iptaline, Özgür Özel yönetiminin görevden uzaklaştırılmasına, önceki Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin tedbiren göreve iadelerine karar verilmiştir. Kararda, "Dernek genel kurulu kararının iptali" olarak yazılmışsa da olayın dernekle ilişkisi yoktur. Sözü edilen yargı organı "seçim yargısı"dır. "Taleple bağlılık" (Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 26) kuralına uyulmamıştır. Davacılar CHP'nin 38.kurultayının iptalini istedikleri halde, 39. kurultayın da iptaline karar verilmiştir. Hüküm fıkrası olarak yazılmadan "38. kurultayın iptaline karar verildiğinden, daha sonra yapılan tüm kurultayların iptaline" gibi dolaylı ifade ve toptancı bir yaklaşımla karar verilemez. (HMK m. 297/2) Taraflara yüklenen borçlar ve tanınan haklar tek tek açıklanmış değildir. "Kanunun emredici hükümlerine aykırı olması nedeniyle" klişe deyimi ve "Dosyalardan anlaşılmaktadır" sözleri, kararın gerekçesi olamaz. (AY m. 38/4, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi m. 11). BAM yönetimi görevden almak için "mutlak butlan" kavramına sığınmış, TMK 427 /4 maddesindeki "bir tüzel kişi gerekli organlarından yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa" hükmüne göre "yönetim kayyımı" ataması yapmıştır. "İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce işin esası hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilir" (HMK m. 390/1). Davanın asıl mahkemesi Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'dir. Görevden alınan parti yönetiminin, aradan geçen 2.5 yıllık zaman içinde partiye ya da topluma telafisi mümkün olmayacak hangi zararları verdikleri, görevde kalmaları halinde hangi tehlikelerin doğabileceği konularındaki delil ve belgeler kararda açıklanmamıştır. Tedbir isteyen, haklılığını yaklaşık olarak ispatlamak zorundadır (HMK m. 390/3). Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mallarla ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez (HMK m. 350/2). BAM kararı öne sürülerek, "Mahkeme kararı uygulanıyor" denilerek, haksız ve hukuksuz olarak zorla genel merkez binasının, kapılarının demir testereyle kesilmesi, balyozla kırılması, çevik kuvvet polislerince gaz bombası, bibergazı ve plastik mermiler atılarak savaş alanına çevrilmesi, partili olsun olmasın izleyen herkesi ürküten, korkutan; onlara travmalar yaşatan görüntüler, kanunlarla ve mahkeme kararıyla açıklanamaz. Hukuk devletinde hiçbir dayanağı olmayan, kesinleşmemiş bir karar gerekçe gösterilerek "birilerinin isteğiyle" kararın infazı yapılamaz. Kimse, kendisi yoklukla malul olan bu kararı öne sürerek "Ortada bir mahkeme kararı var, herkes buna uymalı" gibi sözler etmemelidir. Kurulması aşamasında, Adalet Bakanlığı "BAM Kanun Tasarısı" alt komisyonunda görev yapmış, ömrünün 40 yılını hukukçu olarak devlet hizmetinde geçirmiş ve yaşını almış bir yurttaş olarak uyarıda bulunmak istiyorum.
08 Temmuz 2026 04:00

Yapay Zekâ Çağında 'Entelektüel Operatör' - Serkan Fırtına
Yakın geçmişin en büyük ezberlerinden biri hızla geçerliliğini yitiriyor: Her eğitim kurumunu bir STEM merkezine dönüştüren o mekanik "kodlama çılgınlığı" ve felsefesiz düz teknik bilgi rüyası bitiyor. Bu belleği dijital imkânlarla evlendirebilen yeni özneye ise "entelektüel operatör" deniyor. Aynı veri seti karşısında iki farklı kullanıcının sisteme verdiği komut tasarımı, geleceğin anlam savaşını özetliyor: Düz araçsal akılla hareket eden biri makineye, "Kentsel göç verilerini analiz et ve bana çubuk grafik göster" dediğinde sistem bu somut talebi saniyeler içinde yerine getirir. Sosyal bilimler ve sanat eğitimi almış bir entelektüel operatör ise makineye aynı veri için şu yönlendirmeyi yapar: "Aynı verileri, Karl Marx'ın yabancılaşma kuramı ve metropol yaşamının insan zihninde yarattığı kayıtsız tutum üzerinden oku; bana Bertolt Brecht'in epik tiyatrosunu andıran bir sahne tasarımı betimle." Bu iki yönlendirme arasındaki fark, makinelerin işlemci gücünde değil, sorunun epistemolojik niteliğindedir. Gelecek, formülleri mekanik biçimde ezbere bilenlerin değil; insani hikâyeleri felsefi bir derinlikle sisteme fısıldayabilen "entelektüel operatörler"in olacaktır.
07 Temmuz 2026 04:00

Nato Kafa! - Çiğdem Bayraktar Ör
1949'da kurulan, 1952'de dahil olduğumuz Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı yani kısa adıyla "NATO" halkın kıvrak zekâsında bu eski deyişle birleştirildi. Soğuk Savaş'ın ortasında SSCB'ye karşı mermer gibi kaskatı duran NATO'yu benzer bir yaklaşımla sert ve ödünsüz bir biçimde savunanlar halkın gözündeki "mermer kafa" imajıyla kusursuz bir şekilde örtüştü. NATO'nun kuruluşunda misyonunu oluşturan üç temel eksen vardı: Sovyet yayılmacılığıyla, Avrupa'da dolaştığı söylenen komünizm hayaletiyle ve tehdidiyle başa çıkmak; ABD, Kanada, Birleşik Krallık ve Fransa'nın öncülüğünde Kuzey Atlantik bölgesinde güvenlik ve istikrarı korumak, "Birimiz hepimiz için!" mottosuyla üye ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelebilecek herhangi bir tehlikeyi ve somut bir saldırıyı kendine yapılmış sayıp harekete geçmek. NATO'nun ünlü 5. maddesi, 11 Eylül sonrası işletildi ve tüm üyeler Afganistan'a yapılacak operasyonda ABD'nin yanında yer almaya çağrıldı. 3.5 milyon civarında NATO askeri gücünün 1.3 milyonunu Amerikalıların oluşturduğu düşünülürse NATO'nun askeri bünyesinden de zaten amaçlananın ne olduğu anlaşılabilir. O nedenle, üye ülkelerden daha çok ilgi ve mali destek bekleyen Trump, açıkça ABD politikalarına göre yönlenen NATO'ya hâlâ öfkeyle seslenebiliyor: "Biz aptal değiliz! En çok biz para ödüyoruz!" Söylemini o kadar ileri götürdü ki ABD'nin NATO'dan çekilebileceği tehdidini bile savurdu. "NATO üsleri"nin, "ABD üsleri" olarak değerlendirilmesi boşuna değil. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte taze yaptığı açıklamayla "resmen" bunu doğruladı da. Bununla da kalmadı: "İran'a saldırılar sırasında İtalya'daki üslerden 500 ABD uçağı kalktı" dedi. İtirafıyla İtalyan muhalefetini ayaklandıran Rutte, "Bence başkan, tam olarak yapılması gerekeni yapıyor" diye vurgulamaktan çekinmedi ve el yükseltti: "Avrupa, Birleşik Devletler için bir güç yansıtma platformudur" diyerek NATO gerçeğini ortaya koydu. "Belki artık SSCB ve komünizm yok ama terörizm, siber saldırılar, balistik füzeler ve hibrit savaş var, yani NATO gerekli" diyenlere sormalı: "Terörizmi en çok kim yaratıyor, kim destekliyor?"
06 Temmuz 2026 04:00

Yürüyelim Arkadaşlar! - Ülkü Sarıtaş
Gençliğimizde her 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'nda gururla söylediğimiz, gençliğe atfedilen "Gençlik Marşı" (Gençlik ve Spor Bayramı Marşı) yukarıdaki dizelerle başlar. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktıktan sonra yolda okudukları söylenen "Dağ Başını Duman Almış" marşı, 20 Haziran 1938'de "Gençlik ve Spor Bayramı Marşı" olarak kabul edilmiştir. Selim Sırrı Tarcan İsveç Kraliyet Okulu Gymnastiska Central İnstitutet'te eğitimini tamamlayarak mezun olmuş, ülkeye dönüşünde de İsveçli besteci Felix Körling'in Tre Trallande Jäntor (Üç Şarkı Söyleyen Kız) şarkısını getirmiş ve Ali Ulvi Elöve tarafından Türkçe söz yazılan bu marş "Gençlik Marşı" adıyla 1915- 1916 akademik yılından itibaren spor etkinliklerinde söylenmeye başlanmıştır. Bir diğeri Atatürk'ün 22 Haziran 1919 Amasya Genelgesi'nde söylediği "Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" sözüdür. Ulu önderin Kurtuluş Savaşı'nın son günlerinde Başkomutanlık Meydan Muharebesi sırasında, 1 Eylül 1922 tarihinde yorgun orduyu, askerleri harekete geçirmek, direnç ve kararlılıklarını artırmak için söylediği bir diğer tarihi söz, birliklere gönderdiği bildiride yer alan "Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir, ileri" sözüdür; sözün gereği yapılmış, Ulusal Kurtuluş Savaşı zaferle sonuçlanmıştır.
06 Temmuz 2026 04:00

Madımak'tan Başbağlar'a: 33 Yıl, 33 İnsan... - Yüksel Işık
33 yıl oldu. 33 yıl önce 33'ü aydın ve sanatçıyı diri diri yakmışlardı, Sivas Madımak'ta. Bir rakam değil, 33... Doğrudan doğruya 33 ayrı noktaya düşen ateşin alazıdır. 33 yıldır, 33 ayrı noktada yanmayı sürdürüyor. Ne zaman Madımak'ı yahut Başbağlar'ı hatırlasam, şu Meksika atasözü gelir aklıma: "Biri size parmağıyla güneşi gösterdiğinde, parmağa odaklanmayın; gerçeği göremezsiniz. Güneşe odaklanmayın, gözlerinizi alır; gerçeği göremezsiniz. Gerçek, parmak ile güneş arasındadır." Farklı inanç ve etnisiteler arasına nefret tohumları ekerek küresel hükümdara bağımlı hale getirmek; yani ülkemizi modern sömürge, insanımızı da modern köle yapmak için bizi birbirimize düşman etmek... Görüyor musun?" Gerçeği görelim. O nedenle aparatların yargılanmasından, aldıkları cezaların ağırlığına bakıp, üstünü kapatıp zamanın nankör çarkının arasında unutulup gitmesine rıza göstermeyelim. Unutursak, aynı acıları yeniden yaşamamız kaçınılmaz olur. O aparatları kışkırtan, o senaryoları yazan ve içinde nefes aldığımız iklimi bozmak için her yolu deneyen toplumsal mühendislik çalışmasını kimlerin yaptığına odaklanalım ki yeniden aynı acılara gark olmayalım. Katiller, elbette cezalandırılsın ama bilin ki her biri birbirinden farklı, her biri bir diğerini tamamlayan ve kuş uçumu bile birbirinden uzak iki ayrı yerde, iki ayrı günde, katledilen iki ayrı 33 canın gerçek katilleri, ucu uluslararası güçlere uzanan karanlık odaklardır. Onların amacı, bu toprakların direniş simgelerinden biri olan Pir Sultan Abdal adına düzenlenen şenlikleri yaptırmamak değildi; onların amacı, Pir Sultan Abdal şenliklerini bahane ederek toplumu terörize etmek, kardeşlik iklimini bozmaktı. O kadar gözleri dönmüştü ki bu kez Kahramanmaraş veya Çorum'da olduğu gibi yarım bırakmamak için benzerini Başbağlar'da yapıp güya "kanı kanla yıkamak" kinini ekmekti amaçları. Şöyle diyor ya Hasan Hüseyin: Yok elbette; onanmasın da... Hepimiz biliyoruz; bu topraklarda farklı inanç ve etnisiteler yaşıyor. Her iki katliam da bu farklılıkları kanatmak için yapılmıştı. Başaramadılar. Bugün, benzer senaryoların başka versiyonlarıyla karşı karşıyayız. Kardeşlik iklimini "bildik" yöntemlerle bozamayan uluslararası güçler, bu kez, Cumhuriyeti kuran kadroların oluşturduğu, Cumhuriyetin kuruluş sürecinin her anına tanıklık eden ve bugün toplumsal muhalefetin odaklandığı Cumhuriyet Halk Partisi'ni etkisizleştirmek için "butlan" dahil her yola başvurmuş durumdalar. O halde başa dönelim: 33 yıl önce, bu güzel Anadolu'nun iki ayrı noktasında, iki ayrı 33 canımıza kıyanlar bilsinler ki var olduğumuz sürece işbirlikçilerin karşısında, bağımsızlık ateşinin yanında olacağız.
04 Temmuz 2026 04:00

Kültürel Belleğin Sessiz Çöküşü - Deniz Öztürk
"Sanat halk için mi, sanat için mi?" sorusu, yalnızca estetik bir tartışma değildir. Bu soru, aynı zamanda bir toplumun kendisini nasıl tanımladığı, hangi değerler etrafında birleştiği ve ortak belleğini hangi araçlarla koruduğuyla ilgilidir. Çünkü milletler yalnızca ortak bir coğrafyada yaşamazlar; ortak hikâyeler, ortak kahramanlar ve ortak duygular etrafında da var olurlar. Aradan yarım asır geçmesine karşın hâlâ izlenmesi tesadüften öte bir ortak değer göstergesidir. "Burası okul, ticarethane değil" sözü bugün eğitim sistemine yöneltilmiş en güçlü eleştirilerden biri olmayı sürdürüyor. Rutkay Aziz ile sanatın vicdan ve toplumsal sorumluluk olduğunu, Ediz Hun ile zarafetin ve beyefendiliğin değerini, Kartal Tibet ile tarihsel kahramanlığı, Müjdat Gezen ile sanatın muhalif bir vicdan olduğunu öğrendik. Kitle iletişim araçları artık bizi ortak duygularda buluşturmuyor, aynı evde farklı dünyalar yaşatıyor. Çünkü ortak belleğini yitiren toplumlar, ortak gelecek tasavvurunu da yitirmeye başlar. Sanatın çoraklaştığı toplumlarda siyaset sertleşir, çünkü insanların birbirini anlayacağı ortak dil yok olur.
03 Temmuz 2026 04:00

Mavi Vatan'ın Gri Suları - Şafak Mert
Bir açık deniz platformundasınız. Bu bir arıza değil, bir risk. Türkiye'de deniz emniyeti alanında Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü gibi kurumsal kapasite mevcuttur. Ancak bu kapasite, açık deniz enerji varlıklarına yönelik güvenlik tehditlerini yönetmeye yönelik değildir. Bir başka ifadeyle KEGM olay sonrası müdahalede güçlüdür; fakat tehdit yönetimi, caydırıcılık ve güvenlik koordinasyonu onun görev alanında değildir ve bu boşluk başka bir yapı tarafından da doldurulmuş değildir. Benzer şekilde Deniz Kuvvetleri, Sahil Güvenlik ve operatör kuruluşlar (örneğin TPAO) kendi alanlarında yetkindir. Açık deniz platformlarının güvenliği bir şirket meselesi değil, bir ulusal güvenlik meselesidir. İlki risk üretir, ikincisi güvenlik sağlar.
03 Temmuz 2026 04:00

Diş Hekimliğinde Kaosun Nedeni- Prof. Dr. Taner Yücel
2010 yılında 35 olan diş hekimliği fakültesi sayısı bugün 105'e ulaşmış, bu durum başta eğitim olmak üzere çok ciddi sorunlara yol açmıştır. Önümüzdeki beş sene içinde diş hekimi sayısında ciddi artış beklense de bugün için 45 bin civarında olan diş hekimi sayısı ile ülkemizde 1500 kişiye bir diş hekimi düşmektedir ki bu oran, AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında sayısal olarak diş hekimi eksikliğinden bahsedilebilecek bir istihdam sorunu olarak görmek için henüz vakit erkendir. Buna ilave olarak Sağlık Bakanlığı'nın diş hekimliği sağlık hizmetlerini "uzmanlık" ve "hastane" temelli politikalar üzerinden ve tıp sağlık hizmetlerine eşdeğer bir anlayış ile yapılandırma çalışmaları, aslında bugün yaşanmaya başlanan kaosun ana nedenini oluşturmaktadır. Bu temeli olmayan politikaya bir de Sağlık Bakanlığı ve YÖK'ün uluslararası standartları yok sayarak yüksek lisans programı olan "doktora" eğitimini diş hekimliği fakültelerinden kaldırması eklenmiş ve "uzmanlık" eğitimini akademik yükseltmenin temeline alarak bir büyük yanlışa daha imza atmıştır. Sağlık Bakanlığı "uzmanlık" ve "hastane" temelli diş hekimliği hizmet politikasında ciddi değişikliğe gitmeli.
02 Temmuz 2026 17:49

Yaşam Pahalılığı Oranı - Erden Kınayiğit
Belli bir zaman aralığı için (ay, yıl gibi) belirlenen mal ve hizmetlerin oluşturduğu sepetteki fiyat değişimidir enflasyon. Bilindiği gibi, enflasyon ile yaşam pahalılığı aynı şey değildir. Ama çoğu zaman, özellikle de "az geliştirilmiş" ülkelerde enflasyon yüksek, yaşam da pahalı oluyor. Nümerik bir örnek verirsek: Gelir/harcama: 100 40 x 1.30 + 30 x 1.25 + 30 x 1.15 = 124 Yaşam pahalılığı oranı yüzde 24. Görüldüğü gibi HPO (yüzde 24), enflasyon oranından (yüzde 15) daha büyüktür. HPO'ya enflasyondan arındırılmış ekonomik büyüme oranını (yüzde 3 gibi) eklemek de (yüzde 24 + yüzde 3 = yüzde 27) sosyoekonomik bir karar olacaktır. Enflasyon yerine "yaşam pahalılığı oranı"nı kullanmak, giderek refahı daha çağdaş bir düzeye getirecektir.
02 Temmuz 2026 04:00

'Vasata Alışmak' - Buğra Gökçe
66'ncı pazarın kahvaltısı bana vasata alışma meselesini düşündürdü. Anlatayım; 16 ay öncesini ve ilk geldiğimiz günleri hatırlıyorum. 16 ay önce alışık olduğum, özlediğim ve bayılarak yediğim peynirler yerine önüme konulan, bana bir kireç kaymağını andıran beyaz peynir parçasının artık ilk günlerdeki gibi hiç tadı tuzu olmayan, adeta saman gibi gelen bir peynir olmadığını fark ettim. Kantinden aldığım aynı marka beyaz peynir... 16 ay önce kerhen yediğim o beyaz peyniri bugün iştahla yediğimi fark ettim. Bir zamanlar damağımdaki rafine tatlardan çok uzak olan, haz vermeden yediğim o beyaz peynir artık ağzımın tadı olmuştu. Sanırım vasata alışmıştım. 25 yıllık "vasatın iktidarı" artık yalnızca koca bir ülkeye vasatı yaşatmakla kalmıyor, aynı zamanda o vasatın seçeneksiz olduğuna da insanları ikna etmeye çalışıyordu.
01 Temmuz 2026 04:00

Chp Kuvayı Milliye'dir - Gani Aşık
CHP (O zamanki kısaltmasıyla "CHF") 1930'lar boyunca Halk Kürsüsü gibi birçok ulus inşası projesini gerçekleştirmiştir. Bandırma Vapuru 16 Mayıs 1919'da Galata rıhtımından Samsun'a hareket ettiğinde ne vapurda ne de Türkiye genelinde Mustafa Kemal'den başka hiç ama hiç kimsenin aklında bir kurtuluş alazı yakma düşüncesi yoktu. Bu kararın kan ve barut ortamında berraklaşması ile "halk fırkası" düşüncesi bir mucize bebek olarak Kuvayı Milliye'nin ana rahmine düştü. Ya da Kurtuluş Savaşı CHP'nin mübarek anası, CHP de onun has evladıdır. Neşet Ertaş'ın bir türküsünde "Ana deyip de geçilmez" dediği gibi, CHP deyip de geçilmez. Batı Sevr'in diriltilmesini, cumhuriyetten vazgeçilmesini ve "merhametli monarşi" öneriyor. Kemal Kılıçdaroğlu, CHP genel başkanı (!) olarak 13 yıl örtülü destek verdiği siyasal İslama eksik kalan borçlarını da ödeyecek.
01 Temmuz 2026 04:00