×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Yürüyelim Arkadaşlar! - Ülkü Sarıtaş

Gençliğimizde her 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'nda gururla söylediğimiz, gençliğe atfedilen "Gençlik Marşı" (Gençlik ve Spor Bayramı Marşı) yukarıdaki dizelerle başlar. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktıktan sonra yolda okudukları söylenen "Dağ Başını Duman Almış" marşı, 20 Haziran 1938'de "Gençlik ve Spor Bayramı Marşı" olarak kabul edilmiştir. Selim Sırrı Tarcan İsveç Kraliyet Okulu Gymnastiska Central İnstitutet'te eğitimini tamamlayarak mezun olmuş, ülkeye dönüşünde de İsveçli besteci Felix Körling'in Tre Trallande Jäntor (Üç Şarkı Söyleyen Kız) şarkısını getirmiş ve Ali Ulvi Elöve tarafından Türkçe söz yazılan bu marş "Gençlik Marşı" adıyla 1915- 1916 akademik yılından itibaren spor etkinliklerinde söylenmeye başlanmıştır. Bir diğeri Atatürk'ün 22 Haziran 1919 Amasya Genelgesi'nde söylediği "Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" sözüdür. Ulu önderin Kurtuluş Savaşı'nın son günlerinde Başkomutanlık Meydan Muharebesi sırasında, 1 Eylül 1922 tarihinde yorgun orduyu, askerleri harekete geçirmek, direnç ve kararlılıklarını artırmak için söylediği bir diğer tarihi söz, birliklere gönderdiği bildiride yer alan "Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir, ileri" sözüdür; sözün gereği yapılmış, Ulusal Kurtuluş Savaşı zaferle sonuçlanmıştır.

Olaylar Ve Görüşler

Kaynak: Cumhuriyet

06 Temmuz 2026 04:00

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Olaylar Ve Görüşler

Üretim-bölüşüm Paradoksu - Sıtkı Ergüney

İktisat öğretisinin, kapitalist sistem ve serbest piyasa ekonomisi bağlamında "makro" ve "mikro" ekonomi başlıkları altında yapılan iki tanımlaması vardır. Makro iktisat; toplumda sonsuz sayıdaki gereksinimlerin, sınırlı sayıdaki kaynakların "belirlenmiş öncelikler" doğrultusunda optimum kullanılmasıyla karşılanmasını öngörür. Bu tanımlamadaki "öncelikler" -doğal olarak- ekonomiyi yöneten siyasi kadrolarca belirlenerek tercih edilen, çoğu kez çoğunluğun çıkarları ile örtüşmeyen önceliklerdir. Adam Smith bu çelişkiyi "Milletlerin Refahı" (Wealth of Nations) adlı kitabında uluslararası (sömürgecilik) boyutu ile ortaya koymuştur. Üretim, dört üretim faktörünün (emek/ücret, sermaye/faiz, toprak/ rant, girişim/kâr) toplam maliyetinden oluşur.

13 Temmuz 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Bunca Yoksulluk Varken - Mahmut Aslan

NATO zirvesi için Ankara'da kurulan o devasa sahne, bana Romain Gary'nin "Onca Yoksulluk Varken" romanını hatırlattı. Bugün bu ülkenin "Memo"ları aynı görünmezliği Ankara'nın gösterişli sokaklarında, Beştepe'nin ihtişamlı salonlarında yaşıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dünyanın gözü Ankara'da" dedi. TÜRKİŞ'in Haziran 2026 verilerine göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 35 bin 759 lirayı, yoksulluk sınırı 116 bin 478 lirayı aştı. Trump, yemeği "10 üzerinden 12'lik" diye övdü. Zirvenin yapıldığı "Beştepe Külliyesi" (muhalefetin deyimi ile "kaçak Saray") bu hikâyenin güncel simgesidir. Batılı liderlere "güçlü ve istikrarlı Türkiye" fotoğrafı sunulurken aynı gün gazeteciler gözaltına alınıyor, toplantı ve gösteri hakkı askıya alınıyordu. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin "Demokrasi sadece seçim yapmak değildir" sözü zirvenin en isabetli cümlesiydi. Erdoğan'ın ifadesiyle "Beş adet F-35'in sözünü aldık"; kendi parasıyla aldığı onlarca uçaktan yalnızca beşinin teslim edilme olasılığı diplomatik başarı gibi sunuluyor. Atatürk'ün sözleriyle: "Hangi istiklâl vardır ki, yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir." Tam bağımsız Türkiye, hakkını pazarlık konusu yapmaz; alacağını egemenlik hakkına dayanarak alır. Ne yazık ki bugün bu ülkenin "Memo"ları vitrin ışığında hâlâ görünmez.

13 Temmuz 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

'Özgürlük Tam Olmalıdır, Her Alanda Ve Herkes İçin' - Cevat Bayrak

Felsefeci, dilbilimci, eleştirmen, şair ve sanat tarihçisi Doç. Dr. Mustafa Bedrettin Cömert bundan 48 yıl önce, 11 Temmuz 1978'de Ankara'da sabah saatlerinde alçakça düzenlenen silahlı saldırı sonucu öldürülmüş; eşi Maria ise ağır yaralanmıştı. "Bir yazarı, bir sorunu açarak; anlayışımıza, beğenimize ışık tutan, yazı ve yapıtlarıyla bilgilerimize yeni şeyler ekleyen değerli eleştirmenlerimiz var. Ama hemen hepsinde çok önemli bir de eksik görülüyor: Eleştiri sorunları bakımından çağdışı kalmış olmaları... Evet, eleştiri gerçekçi olmalıdır ama kaba ve kolaycı bir gerçekçilik, toplumcu eleştiriye ancak zarar verir. Toplumcu eleştiri, hiçbir güçlükten kaçmayan, önüne çıkan her sorunu, her ayrıntıyı ciddi bir sorun kabul edip onu çözecek en sağlam ve gelişmiş araştırma yollarını arayan, amacına ulaşmak için hiçbir yolu ve aracı küçümsemeyen eleştiridir... Eleştirinin geleceğinin gerçekçi ve diyalektik görüş ve uygulamada olduğu kesindir artık. Bir yapıtı anlamak için tek başına araştırma yeter mi acaba? Öyle olsaydı, iyi eleştirmen olmak için akademik olmak yeterdi. Eleştirmenin, eleştirmen olmadan önce iddiasız, alçakgönüllü, sevgi ve coşku dolu bir okur olmasını bilmesi gerekir... Çağdışılık, hepimizi yutmak için pusuda bekliyor. Kişisel kurtuluş yok bunda." (s.223-228) Cömert, devrimci sözcüğünün kapsamının kolayca belirlenememesi, her yana çekilebilen bir etiket olma durumu, eylemin gerçek içeriğini ve bu eylemin kaçınılmaz tabanını sınıfsallıktan uzaklaştırma ve sanatın kendisinin unutulmasına yol açma tehlikesi nedeniyle "devrimci sanat" nitelemesine katılmadığını belirtir: "Bu nedenle, daha köklü bir ayrımdan yola çıkarak devrimci sözcüğünü başka bir nitelemeyle değiştirmenin zorunluluğuna inanıyorum. Böyle bir değiştirme hem sanatın özgüllüğüne hem de sınıfsallığına daha uygun düşecek." Cömert'e göre sanatçılık bilgi ve bilinçten önce bir yetenek (işçilik) sorunudur ve şöyle der: "Yaşadığımız sınıflı toplumlarda ancak şu iki sanatsal ayrımı yapabiliriz: 1- Kentsoylu gerçekçi sanat görüşü (kapitalist azınlığın görüşü). 2- Toplumcu gerçekçi sanat görüşü (toplumcu ideolojinin sanatı). Toplumculuk, toplumsal nitelikli sorunların yapıta sokulması değildir, bireysel sorunların işlenmemesi de değildir. Gerçek toplumcu sanat insanı, birey-toplum bütünlüğü içinde görüp yansıtabilen sanattır. Toplumculuğun özü içerik değil yöntemdir. Toplumcu gerçekçi sanat ilericidir, iyimserdir, iç açıcıdır, umutlandırıcıdır, atılgandır, araştırıcıdır. Ama her şeyden önce kolay değildir." (s.351,353) Özellikle plastik sanatlar ve edebiyat eserleri üzerine yaptığı nesnel değerlendirmeleriyle toplumcu gerçekçi eleştiri geleneğimizin (bazı konularda farklı değerlendirmeler yapsalar da yakın arkadaşı Asım Bezirci ile birlikte) önemli temsilcilerinden birisi olan Bedrettin Cömert'e göre sanat ve düşünce tek başına devrim yapamaz, devrime ortam hazırlar. KAYNAKÇA: 1- Bedrettin Cömert, Eleştiriye Beş Kala, Deki Yay., 2007. 2- Bedrettin Cömert, Kalmasın Ellerim Sizlerden Uzak, Deki Yay., 2007.

11 Temmuz 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Kütahya- Eskişehir Muharebeleri: 105. Yıl - Hüner Tuncer

Mustafa Kemal, Kütahya- Eskişehir Savaşı sürerken 15-21 Temmuz 1921'de Ankara'da Maarif Kongresi düzenlemişti. Bundan başka, "Kocaeli Grubu" adı altında Geyve çevresinde bir kısım Türk kuvvetleri, Menderes dolaylarında da bir Türk tümeni vardı. 8 Temmuz 1921'de 3. Yunan Kolordusu yeniden taarruz için Bursa bölgesinden ileri yürüyüşe geçmiş ve 10 Temmuz'da Kütahya-Eskişehir muharebeleri başlamıştı. 10 Temmuz 1921 günü Yunan ordusu, Söğüt-Afyon arasındaki 170 km uzunluğundaki Türk cephesine doğru beş kol halinde harekete geçti. 13 Temmuz'da Afyon yeniden, 15 Temmuz'da da Bilecik Yunan güçleri tarafından işgal edildi. 16 Temmuz'da Kütahya önünde şiddetli çarpışmalar oldu; Kütahya cephesi yarıldı ve 4. Tümen'in kahraman Komutanı Yarbay Nâzım Bey şehit oldu. 21 Temmuz'da Eskişehir'i geri almak için gerçekleştirilen Türk karşı taarruzu ise başarılı olamadı. Bu bozgunda Türk ordusu 1.522 şehit ile 4 bin 714 yaralı vermişti. 10-25 Temmuz 1921 tarihlerinde yapılan Kütahya-Eskişehir muharebeleri, 25 Temmuz'da Batı Cephesi birliklerinin Sakarya gerisine çekilmesi ile sona ermiş bulunuyordu. Kütahya-Eskişehir yenilgisi üzerine 32 bin 122 erin silahlarıyla birlikte kaçtığını öğrenen Mustafa Kemal, şöyle demekteydi: "Anadolu'yu yüzlerce yıl yalnızca kanına ve canına ihtiyacın olduğu zaman hatırlarsan, onun dışında kaderine terk ve cehalete teslim edersen, sonuç tabii böyle olur. Vatanı köyünden ibaret sanabilir. İstiklal için dövüşenlere karşı da durabilir. Çünkü insanımızın kafasını milli bir terbiyeden geçirmemişiz ki! Çok şükür ki halkın çoğunluğu sağduyusu ile doğruyu görüyor." Kütahya-Eskişehir muharebelerinde uğranılan yenilgiye karşın, Türk ordusu Mustafa Kemal'in başkomutanlığı altında kısa sürede toparlanmış ve 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihlerinde yapılan Sakarya Meydan Muharebesi, Türk ordusunun zaferiyle sona ermişti.

10 Temmuz 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Şeyh Sait İsyanı Ve Ümit Özdağ'a Açılan Dava - Hakkı Keskin

Geçen günlerde "Şeyh Sait'in hatırasına hakaret" iddiasıyla Erzurum Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanan Zafer Partisi Genel Başkanı Dr. Ümit Özdağ'a, 87 gün hapis cezası karşılığı olarak 8 bin 700 TL para cezası verildi. Henüz 16 ay önce kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı İngiliz emperyalizminin desteğiyle başlatılan ve yüzlerce kişinin öldürülmesine neden olan Şeyh Sait isyanı, Bitlis, Siirt, Siverek, Bingöl, Elazığ, Mardin, Midyat, Diyarbakır, Urfa`ya kadar geniş bir alana yayılmış, 14-15 Nisan 1925'te Şeyh Sait ve arkadaşlarının yakalanmasıyla son bulmuştur. 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Anlaşması'nda (madde 3/2), Türkiye ile Irak arasındaki sınır dostça bir çözümle saptanacaktı. Merkezi İstanbul'da, Diyarbakır, Elazığ ve Bitlis'te şubeleri bulunan "Kürt Teali Cemiyeti" adıyla örgütlenen ve başkanı Vanlı Seyid Abdulkadir olan Kürt aydınları, kurulacak Kürt devletinin bağımsızlığı için, Büyük Britanya Dışişleri Bakanlığı'yla 1924'te irtibata geçerek Kürt devletinin kurulmasını, silah, cephane ve para yardımıyla desteklemelerini istemektedir. Şeyh Sait 13 Şubat 1925'te 300 kadar atlıyla Dicle'ye gelerek burada yaptığı konuşmada, "Medreseler kapandı, Din ve Vakıflar Bakanlığı kaldırıldı. Din okulları Milli Eğitim'e bağlandı. Gazetelerde birtakım dinsiz yazarlar dine hakaret etmeye, peygamberlerimize dil uzatmaya cüret ediyorlar" diyordu. Çarpışmalar Bitlis, Siirt, Siverek, Bingöl, Elazığ, Mardin, Midyat, Diyarbakır, Urfa'ya kadar geniş bir alana yayılma eğilimini gösterince, Büyük Millet Meclisi kararıyla 24 Şubat 1925'te; Muş, Ergani, Dersim, Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siverek, Siirt, Bitlis ve Van illeri ile Erzurum'un Kiğı ve Hınıs ilçelerinde bir ay süreyle sıkıyönetim ilan edildi. Şeyh Sait ve isyancılardan çoğunun bulunduğu Varto şehri ordu birlikleri tarafından kuşatılınca Şeyh Sait, Şeyh Abdullah ve 25'e yakın destekçisi, 14-15 Nisan 1925'te Çarpuh Köprüsü civarında, teslim oldular. Şeyh Sait ve arkadaşlarının mahkemesi, 26 Mayıstan 27 Haziran'a kadar sürdü ve 28 Haziran'da verilen karar açıklandı.

10 Temmuz 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

1961 Anayasası 65 Yaşında - Kemal Anadol

9 Temmuz 1961 günü, kurucu Meclis'in hazırlayıp kabul ettiği 1961 Anayasası halkoylamasına sunulmuştu ve yurttaşlar sandık başındaydılar. 27 Mayıs 1960 devriminden sonra oldukça demokratik biçimde sivil toplum ve meslek örgütleri tarafından seçimle oluşturulan kurucu Meclis, en yaşlı üye Atatürk'ün Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk tarafından açılmış ve başkanlığa Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Kâzım Orbay seçilmişti. Kıvançlıydık çünkü CHP'nin 1959 kurultayında açıklanan "İlk Hedefler Beyannamesi"ndeki yargı bağımsızlığı, üniversite özerliği, yansız radyo, Anayasa Mahkemesi, Senato, Basın İlan Kurumu gerçek oluyor, "sosyal devlet" kavramı ilk kez Anayasaya giriyor ve yine ilk kez sendikal hak ve özgürlükler, grevli toplusözleşmeli işçi hakları çalışma yaşamını taçlandırıyordu. Bugün de dünyadaki değeri tartışmasız kabul edilen 1961 Anayasası 27 Mayıs'ın ulusumuza armağanıydı. Kanımca Köy Enstitüleri kapatılmasa ve 1961 Anayasası tastamam uygulansa, ulusal kalkınmamız ve uluslararası saygınlığımız bugünkünden çok farklı olurdu. Anayasaya yüzde 61.7 oranında evet, yüzde 38.3 oranında hayır oyu çıkmıştı. Aradan 65 yıl geçti. Üstüne üstlük Demokrat Parti'ye oy verenler basında ve kamuoyunda "Düşükler, kuyruklar" sıfatıyla aşağılanıyorlardı! 65 yıl sonra Kocaeli, Sakarya ve Zonguldak işçilerinin grevli toplusözleşmeye değil Yassıada mahkemelerine hayır dediklerini yorumlamak daha isabetli olur kanısındayım. Hele son derece kutuplaşmış bir topluma, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını yok sayan bir iktidar tarafından, hangi gerekçeyle olursa olsun dayatılacak bir metnin "mutlak butlanla" sonuçlanması kaçınılmazdır!

09 Temmuz 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Gülüşü Kaybolmayan Halk Yenilmez - Cem Alptekin

Deniz Göktaş'ın "Ölü Deniz" adlı stand-up gösterisinde geçen "600'lü yıllarda dördüncü kitaba son kitap demek iddialı bir çıkış" şakası, tam da felsefi ve sosyolojik anlamda dinsel bir dogmanın insan zihni ve zaman algısı üzerindeki etkisiyle oynayan bir kara mizah örneğidir. Bu doğrultuda söz konusu şakanın ceza hukukundaki karşılığı TCK 216/3. madde ile hükme bağlanan "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçudur. - "Kamu barışını bozmaya elverişlilik" şartı (En Kritik Eşik): Burada TCK md. 216/3'ün uygulanabilmesi için ifadenin sadece toplumu rahatsız etmesi yetmez; kamu barışını bozmaya elverişli somut bir tehlike yaratması gerekir. Bu bağlamda espride: - Şiddete teşvik veya nefret söylemi yoktur (Bu nedenle TCK md. 216/1 - Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu oluşmaz). Hukuken bazı kesimlerin espriden hoşnut kalmaması, kırılması veya bunu "saygısızlık" olarak nitelendirmesi, o ifadenin ceza hukuku anlamında bir "suç" olduğu anlamına gelmez. Umberto Eco'nun Gülün Adı romanındaki o gizemli, sayfaları zehirli kitap, aslında insanlık tarihinin en büyük kayıplarından birine yapılan muazzam bir kurgusal atıftır: Aristo'nun Poetika eserinin kayıp olan "Komedi" (İkinci) kitabı. William, Jorge'yi köşeye sıkıştırdığında aralarında şu sarsıcı diyalog (ve felsefi düello) yaşanır: Jorge: "Gülme, köylünün eğlencesidir, şarapla sarhoş olanın hakkıdır... Ama burada, bu kitapta (Aristo'yu kastederek) gülme bir sanat haline getiriliyor, felsefenin kapıları ona açılıyor!.. Eğer bu kitap serbest kalırsa, insanlar tanrı korkusu olmadan da gülebileceklerini görecekler. Korkunun olmadığı yerde ise kiliseye ihtiyaç kalmaz." Mizah güldürür; gülmek devrimci bir eylemdir.

09 Temmuz 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Nato Zirvesi, Abd Ve Ab - Cihangir Dumanlı

Soğuk Savaş'ı 16 üye ile tamamlayan örgüt Doğu Avrupa'da oluşan stratejik güç boşluğunu hızla doldurmuş, SSCB'den ve Yugoslavya'dan ayrılan devletleri üye yaparak üye sayısını 32'ye çıkarmış ve Doğu Avrupa'ya yayılmıştır. NATO yeni üyelerle yetinmeyerek Barış İçin Ortaklık, Akdeniz Diyalogu, İstanbul İşbirliği Girişimi ve Küresel Ortaklar adı altında dünya çapında 29 devlet ile özel ilişkiler geliştirmiş üyelerle birlikte 61 ülkeyi kapsayarak etki alanını dünyaya yaymıştır. Bu değişimler sonucunda NATO 1949'daki Kuzey Atlantik ortak güvenlik örgütü olmaktan çıkmış, başat gücü ABD'nin küresel emperyalist çıkarları için dünyanın her bölgesinde kullanılabilen araç durumuna gelmiştir. NATO'nun başat gücü ABD ittifak kavramına aykırı olarak CAATSA yaptırımları ile ülkemizi düşman gibi görmekte; parasını ödediğimiz F-35'lere el koymakta; F-16 modernizasyon kiti ve jet motoru almamıza zorluk çıkarmakta; güneyimizde bir Kürt devleti kurmaya çalışmakta; bu amaçla bölücü terör örgütünü silahlandırmakta; Türk-Yunan askeri dengesini Yunanistan lehine değiştirmekte, Türkiye'nin haklarını hiçe sayarak Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail ile Doğu Akdeniz'de hidrokarbon kaynaklarını sahiplenmektedir. 1952'de ulusal güvenliğimiz için girdiğimiz NATO ve başat gücü ABD, ulusal güvenliğimizi güçlendirmek bir yana tehdit eder duruma gelmiştir.

08 Temmuz 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Mutlak Butlan Ve Yargıtay - Mustafa Kıcalıoğlu

Ana muhalefet partisi CHP'nin seçilmiş yönetimini görevden alan, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi'nin "mutlak butlan" olarak açıklanan kararı, kamuoyunda çok büyük tartışmalara yol açtı. Bazı delegelerin, seçimlerde yarar sağlandığı iddiasıyla açtıkları davalar birleştirilerek Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde karara bağlanmıştır. "Delegelerin iradelerinin fesada uğratıldığından söz edilemeyeceği ve eldeki delillere göre karar verilemeyeceğine ve asıl davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına" hüküm verilmiştir. İstinaf başvurusu üzerine BAM 36. Hukuk Dairesi, görevli ve yetkili olmadığı halde, hukuk tarihimizde örneğine rastlanmayan bir karar vermiştir. Kararda; ihraç edilen iki üyenin, dava ehliyeti yokluğundan başvurularının reddine, diğer davacıların davasının kabulüyle 42. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının kaldırılmasına, CHP 38. Kurultayı'nın, mutlak butlanla malul olduğunun tespitine ve iptaline, sonrasında yapılan kurultayların ve alınan kararların iptaline, Özgür Özel yönetiminin görevden uzaklaştırılmasına, önceki Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin tedbiren göreve iadelerine karar verilmiştir. Kararda, "Dernek genel kurulu kararının iptali" olarak yazılmışsa da olayın dernekle ilişkisi yoktur. Sözü edilen yargı organı "seçim yargısı"dır. "Taleple bağlılık" (Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 26) kuralına uyulmamıştır. Davacılar CHP'nin 38.kurultayının iptalini istedikleri halde, 39. kurultayın da iptaline karar verilmiştir. Hüküm fıkrası olarak yazılmadan "38. kurultayın iptaline karar verildiğinden, daha sonra yapılan tüm kurultayların iptaline" gibi dolaylı ifade ve toptancı bir yaklaşımla karar verilemez. (HMK m. 297/2) Taraflara yüklenen borçlar ve tanınan haklar tek tek açıklanmış değildir. "Kanunun emredici hükümlerine aykırı olması nedeniyle" klişe deyimi ve "Dosyalardan anlaşılmaktadır" sözleri, kararın gerekçesi olamaz. (AY m. 38/4, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi m. 11). BAM yönetimi görevden almak için "mutlak butlan" kavramına sığınmış, TMK 427 /4 maddesindeki "bir tüzel kişi gerekli organlarından yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa" hükmüne göre "yönetim kayyımı" ataması yapmıştır. "İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce işin esası hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilir" (HMK m. 390/1). Davanın asıl mahkemesi Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'dir. Görevden alınan parti yönetiminin, aradan geçen 2.5 yıllık zaman içinde partiye ya da topluma telafisi mümkün olmayacak hangi zararları verdikleri, görevde kalmaları halinde hangi tehlikelerin doğabileceği konularındaki delil ve belgeler kararda açıklanmamıştır. Tedbir isteyen, haklılığını yaklaşık olarak ispatlamak zorundadır (HMK m. 390/3). Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mallarla ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez (HMK m. 350/2). BAM kararı öne sürülerek, "Mahkeme kararı uygulanıyor" denilerek, haksız ve hukuksuz olarak zorla genel merkez binasının, kapılarının demir testereyle kesilmesi, balyozla kırılması, çevik kuvvet polislerince gaz bombası, bibergazı ve plastik mermiler atılarak savaş alanına çevrilmesi, partili olsun olmasın izleyen herkesi ürküten, korkutan; onlara travmalar yaşatan görüntüler, kanunlarla ve mahkeme kararıyla açıklanamaz. Hukuk devletinde hiçbir dayanağı olmayan, kesinleşmemiş bir karar gerekçe gösterilerek "birilerinin isteğiyle" kararın infazı yapılamaz. Kimse, kendisi yoklukla malul olan bu kararı öne sürerek "Ortada bir mahkeme kararı var, herkes buna uymalı" gibi sözler etmemelidir. Kurulması aşamasında, Adalet Bakanlığı "BAM Kanun Tasarısı" alt komisyonunda görev yapmış, ömrünün 40 yılını hukukçu olarak devlet hizmetinde geçirmiş ve yaşını almış bir yurttaş olarak uyarıda bulunmak istiyorum.

08 Temmuz 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Yapay Zekâ Çağında 'Entelektüel Operatör' - Serkan Fırtına

Yakın geçmişin en büyük ezberlerinden biri hızla geçerliliğini yitiriyor: Her eğitim kurumunu bir STEM merkezine dönüştüren o mekanik "kodlama çılgınlığı" ve felsefesiz düz teknik bilgi rüyası bitiyor. Bu belleği dijital imkânlarla evlendirebilen yeni özneye ise "entelektüel operatör" deniyor. Aynı veri seti karşısında iki farklı kullanıcının sisteme verdiği komut tasarımı, geleceğin anlam savaşını özetliyor: Düz araçsal akılla hareket eden biri makineye, "Kentsel göç verilerini analiz et ve bana çubuk grafik göster" dediğinde sistem bu somut talebi saniyeler içinde yerine getirir. Sosyal bilimler ve sanat eğitimi almış bir entelektüel operatör ise makineye aynı veri için şu yönlendirmeyi yapar: "Aynı verileri, Karl Marx'ın yabancılaşma kuramı ve metropol yaşamının insan zihninde yarattığı kayıtsız tutum üzerinden oku; bana Bertolt Brecht'in epik tiyatrosunu andıran bir sahne tasarımı betimle." Bu iki yönlendirme arasındaki fark, makinelerin işlemci gücünde değil, sorunun epistemolojik niteliğindedir. Gelecek, formülleri mekanik biçimde ezbere bilenlerin değil; insani hikâyeleri felsefi bir derinlikle sisteme fısıldayabilen "entelektüel operatörler"in olacaktır.

07 Temmuz 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Yeni Nato Ve Türkiye - Nejat Eslen

NATO, II. Dünya Savaşı sonrasında, ABD'nin liderliğinde kurulan yeni dünya düzeninin siyasi-askeri unsuru olarak ve öncelikle ABD çıkarlarına hizmet etmek amacı ile kurulmuştur. Yeni koşullar, ABD'nin, angaje olduğu Avrupa ve Ortadoğu cephelerindeki sorumluluklarını bölgesel güçlere devretmesini ve gücünü yükselen güç Çin'e karşı Hint-Pasifik cephesinde yoğunlaştırmasını gerektirmektedir. ABD, küresel jeopolitiğin ağırlık merkezi HintPasifik bölgesine yoğunlaşırken Avrupa'da oluşacak güç boşluğunu Avrupalı müttefikleri ile, kaos içindeki Ortadoğu'da oluşacak güç boşluğunu ise NATO'nun etki alanını güneydoğu kanadında genişleterek ve Türkiye'nin merkez ülke rolünü üstleneceği yeni bir güvenlik yapısı inşa ederek doldurmak istemektedir. Bir başka ifade ile ABD, NATO'nun etki alanını, Ortadoğu'ya genişleterek Türkiye'nin yeteneklerini bu coğrafyada bölgesel çıkarları için kullanmak istemektedir. Kaos içindeki Ortadoğu'da NATO kapsamında kurulacak yeni güvenlik yapısında merkez cephe ülkesi görevini üstlenmek, ittifak içindeki jeopolitik konumunu ve kimliğini sabitlemek, bölgesel istikrarın sağlanmasında öncü rol oynamak, sınır güvenliği ve terörle mücadele kapasitesini geliştirmek, terörle mücadelede öncü olmak, Karadeniz'de ve Güney Kafkasya'da Rusya'yı, doğuda İran'ı dengelemek, NATO'nun nüfuz alanını Ortadoğu'da yaymak, Ortadoğu'dan Avrupa'ya uzanan göç yollarını tıkamak, Avrupa'ya enerji akışında hatların güvenliğini sağlamak, Orta Kuşak üzerinde Avrupa ve ABD'nin çıkarlarını Çin'e karşı dengelemek, savunma sanayisi alanındaki yeteneklerini yeni NATO vizyonuna entegre etmek... NATO'nun Türkiye'den beklentilerini oluşturmaktadır. NATO'nun yeni vizyonunun Ortadoğu'da Türkiye-İsrail, Ege ve Doğu Akdeniz'de ise Türkiye-Yunanistan, GKRY rekabetini nasıl etkileyeceği de hesaplanmalıdır. Türkiye'nin önceliği ABD'nin jeopolitik, Avrupa'nın güvenlik gereksinimleri olmamalıdır.

07 Temmuz 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Nato Kafa! - Çiğdem Bayraktar Ör

1949'da kurulan, 1952'de dahil olduğumuz Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı yani kısa adıyla "NATO" halkın kıvrak zekâsında bu eski deyişle birleştirildi. Soğuk Savaş'ın ortasında SSCB'ye karşı mermer gibi kaskatı duran NATO'yu benzer bir yaklaşımla sert ve ödünsüz bir biçimde savunanlar halkın gözündeki "mermer kafa" imajıyla kusursuz bir şekilde örtüştü. NATO'nun kuruluşunda misyonunu oluşturan üç temel eksen vardı: Sovyet yayılmacılığıyla, Avrupa'da dolaştığı söylenen komünizm hayaletiyle ve tehdidiyle başa çıkmak; ABD, Kanada, Birleşik Krallık ve Fransa'nın öncülüğünde Kuzey Atlantik bölgesinde güvenlik ve istikrarı korumak, "Birimiz hepimiz için!" mottosuyla üye ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelebilecek herhangi bir tehlikeyi ve somut bir saldırıyı kendine yapılmış sayıp harekete geçmek. NATO'nun ünlü 5. maddesi, 11 Eylül sonrası işletildi ve tüm üyeler Afganistan'a yapılacak operasyonda ABD'nin yanında yer almaya çağrıldı. 3.5 milyon civarında NATO askeri gücünün 1.3 milyonunu Amerikalıların oluşturduğu düşünülürse NATO'nun askeri bünyesinden de zaten amaçlananın ne olduğu anlaşılabilir. O nedenle, üye ülkelerden daha çok ilgi ve mali destek bekleyen Trump, açıkça ABD politikalarına göre yönlenen NATO'ya hâlâ öfkeyle seslenebiliyor: "Biz aptal değiliz! En çok biz para ödüyoruz!" Söylemini o kadar ileri götürdü ki ABD'nin NATO'dan çekilebileceği tehdidini bile savurdu. "NATO üsleri"nin, "ABD üsleri" olarak değerlendirilmesi boşuna değil. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte taze yaptığı açıklamayla "resmen" bunu doğruladı da. Bununla da kalmadı: "İran'a saldırılar sırasında İtalya'daki üslerden 500 ABD uçağı kalktı" dedi. İtirafıyla İtalyan muhalefetini ayaklandıran Rutte, "Bence başkan, tam olarak yapılması gerekeni yapıyor" diye vurgulamaktan çekinmedi ve el yükseltti: "Avrupa, Birleşik Devletler için bir güç yansıtma platformudur" diyerek NATO gerçeğini ortaya koydu. "Belki artık SSCB ve komünizm yok ama terörizm, siber saldırılar, balistik füzeler ve hibrit savaş var, yani NATO gerekli" diyenlere sormalı: "Terörizmi en çok kim yaratıyor, kim destekliyor?"

06 Temmuz 2026 04:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha