
Deniz Göktaş'ın "Ölü Deniz" adlı stand-up gösterisinde geçen "600'lü yıllarda dördüncü kitaba son kitap demek iddialı bir çıkış" şakası, tam da felsefi ve sosyolojik anlamda dinsel bir dogmanın insan zihni ve zaman algısı üzerindeki etkisiyle oynayan bir kara mizah örneğidir. Bu doğrultuda söz konusu şakanın ceza hukukundaki karşılığı TCK 216/3. madde ile hükme bağlanan "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçudur. - "Kamu barışını bozmaya elverişlilik" şartı (En Kritik Eşik): Burada TCK md. 216/3'ün uygulanabilmesi için ifadenin sadece toplumu rahatsız etmesi yetmez; kamu barışını bozmaya elverişli somut bir tehlike yaratması gerekir. Bu bağlamda espride: - Şiddete teşvik veya nefret söylemi yoktur (Bu nedenle TCK md. 216/1 - Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu oluşmaz). Hukuken bazı kesimlerin espriden hoşnut kalmaması, kırılması veya bunu "saygısızlık" olarak nitelendirmesi, o ifadenin ceza hukuku anlamında bir "suç" olduğu anlamına gelmez. Umberto Eco'nun Gülün Adı romanındaki o gizemli, sayfaları zehirli kitap, aslında insanlık tarihinin en büyük kayıplarından birine yapılan muazzam bir kurgusal atıftır: Aristo'nun Poetika eserinin kayıp olan "Komedi" (İkinci) kitabı. William, Jorge'yi köşeye sıkıştırdığında aralarında şu sarsıcı diyalog (ve felsefi düello) yaşanır: Jorge: "Gülme, köylünün eğlencesidir, şarapla sarhoş olanın hakkıdır... Ama burada, bu kitapta (Aristo'yu kastederek) gülme bir sanat haline getiriliyor, felsefenin kapıları ona açılıyor!.. Eğer bu kitap serbest kalırsa, insanlar tanrı korkusu olmadan da gülebileceklerini görecekler. Korkunun olmadığı yerde ise kiliseye ihtiyaç kalmaz." Mizah güldürür; gülmek devrimci bir eylemdir.
Kaynak: Cumhuriyet
09 Temmuz 2026 04:00
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Sonuçsuz Kalan İşbirliği Çabaları - Erol Tuncer
Partilerin bu dönemdeki oy oranları ve seçim sonuçları aşağıdaki gibidir: - 1950 Milletvekili Genel Seçimleri'nde DP, yüzde 52.68 oy oranı ile 416 milletvekili; CHP, yüzde 39.45 oy oranı ile 69 milletvekili, diğer partiler ve bağımsızlar yüzde 7.87 oy oranı ile dört milletvekili ile Meclis'te yer aldı. - 1954 Milletvekili Genel Seçimleri'nde DP, oylarını artırarak yüzde 57.61 oranına ulaştı ve 503 milletvekili ile Meclis'te yer aldı. (2) CHP, yüzde 35.36 oy oranı (31 milletvekili), CMP (Cumhuriyetçi Millet Partisi) yüzde 4.8 oy oranı (beş milletvekili), bağımsızlar ise yüzde 1.54 oy oranı (iki milletvekili) ile Meclis'te yer aldı. - 1957 Milletvekili Genel Seçimleri'nde DP, yüzde 47.88 oy oranına geriledi, ancak 424 milletvekili ile Meclis'temi çoğunluğunu korudu. CHP, yüzde 41.09 oy oranıyla Meclis'te 178 sandalye elde etti. CMP yüzde 7.14 oy oranıyla dört milletvekili çıkardı. 1954 seçimleri öncesinde CHP ile CMP arasında başlatılmış olan işbirliği girişimleri, HP'nin de katılımıyla, 1956-1957 yıllarında CHP, CMP ve HP arasında yürütülmüştür. 1957 seçiminde DP iktidarı yüzde 47.88 oy oranıyla, muhalefet partilerinin toplam 186 milletvekiline karşılık 424 milletvekili çıkararak ezici bir çoğunlukla iktidarını korumuştur. 1957 seçimlerine eğer bu üç parti ortak listelerle girebilselerdi, seçim sonucu şöyle olacaktı: DP 23 ilde 245 milletvekili, işbirliği listesi 43 ilde 365 milletvekili çıkaracaktı. 1. Erol Tuncer, 1957 Seçimleri, Ankara, 2012, s.53-62. 2. DP'nin bu oy oranı Meclis tarihinde alınmış olan en yüksek oy oranıdır. 1965 seçiminde Demirel'in başkanlığındaki AP'nin almış olduğu yüzde 52.8 oranındaki oy oranı 2. sıradadır.
16 Temmuz 2026 04:00

Kemalizm; Abd Ve İran'a Nasıl Bakıyor? - Mehmet Emin Elmacı
(1934) ABD'nin İran'a saldırı başlatması sonrasında dünya kamuoyunda olduğu gibi Türkiye'de de taraflar seçilmeye başlandı. Atatürk önderliğinde Türkiye; ülkesine gelen "yedi düvel" denen emperyalist devletlere karşı, ordumillet işbirliği ile büyük bir direniş göstermiş ve zafer kazanmıştır. Emperyalizme karşı bu duruşu; "milli mücadeleyi", "milli bir hareketi" ve sonunda da "milli bir misakı" ortaya çıkarmış ve doğru hamlelerin sonunda her zaman olduğu gibi emperyalizm, Türkiye'de yenilmiştir. Hatta bu yönüyle Türk Kurtuluş Savaşı, Gandhi önderliğindeki Hindistan'dan, sömürge karşıtı Afrika ve Ortadoğu hareketlerine kadar pek çok mazlum coğrafyada devletlere "esin kaynağı" olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, 1922'de, "Türkiye'nin bugünkü mücadelesi, yalnız kendi ad ve hesabına değildir. Eğer Türkiye'nin mücadelesi yalnız Türkiye'ye ait olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye, büyük ve önemli bir çaba harcıyor. Çünkü savunduğu, bütün mazlum milletlerin, bütün doğunun davasıdır ve bunu sonuna getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan doğu milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir" demişti. Atatürk'ün de dediği gibi bizim dış politikamız da "bütün mazlum milletlerin davası" olmalıdır.
15 Temmuz 2026 04:00

Sendikacılığımızda Amerikan Yanlışı - Engin Ünsal
NATO toplantısı 8 Temmuz'da Ankara'da üye devlet liderlerinin Beştepe'ye gelişlerinde mehter marşlarının sonrasında çoğunun gümrüklerde bıraktıkları isimlerine özel hazırlanan tabanca hediyesinin gölgesinde yapıldı. NATO 1949'da ABD'nin öncülüğünde Rusya'nın yayılmasını engellemek için caydırıcı bir güç olarak kuruldu. Amerikan istihbarat örgütü CIA, Türk işçi sınıfının komünizm ile temasını önlemek ve komünizmin en kolay işçi sınıfı aracılığı ile bir topluma girişini engellemek için AID (Aid for Industrial Development) adlı kuruluşu Türkiye'ye sokmuş ve bu kuruluş Türk işçi hareketinin yanlış yönlenmesinin mimarı olmuştur. O zamanlarda tek işçi konfederasyonu olan ve 1952 yılında kurulan Türk-İş'i hedef almıştı. Türk-İş'in bugünkü genel merkezini finanse etmiş, 1000'e yakın sendika yöneticisine ABD'de haftalık ve aylık sendikal kurslar ayarlayarak onlara şunu öğretmiştir: Sakın politika ile uğraşmayın sizin göreviniz üyenizin ekmeğine yağ sürmektir. 1967 yılında beni CHP'ye katılmaya davet eden sayın Ecevit'in sözleri belleğime mıh gibi çakılmıştı: Ben partiyi demokratik sol bir çizgiye çekip işçi sınıfını bilinçlendirmek istiyorum. Partiye katıldım, İstanbul il yönetim kurulu üyesi olarak İşçi Komiteleri kurup partinin işçi tabanını genişlettik ve ödülünü de CHP 1973 seçimlerinde birinci parti olarak kazandı.
15 Temmuz 2026 04:00

Milli Eğitim Bakanı'neyden' Yerinde Oturuyor? - Mustafa Gazalcı
"Neyden kurtuluyoruz ki arkasında koskocaman Osmanlı İmparatorluğu vardı" diyerek sözde Kurtuluş Savaşı'nı küçümsemiş. Her şeye karşın neyden, kimden kurtulduğumuzu belirten çok güzel yanıtlar verildi kendisine. Laik Cumhuriyete, onun kurucusu Atatürk'e bağlı olmayan birinin milli eğitim bakanı olmasıdır. Yusuf Tekin'in çoktan görevden alınması ya da ayrılması gerekirdi. Ancak kutuplaşmadan, gerginlikten medet uman iktidar onu "neyden" ısrarla tutuyor, anlamıyoruz.
14 Temmuz 2026 04:00

Düşmanımın Düşmanı... - Çiğdem Bayraktar Ör
Bunu Erdoğan'ın bilinen sözüyle ironiye bağlayalım: "Kimler, kimlerle beraber!" Bölgemizin Arap olmayan Müslüman ülkelerinden Azerbaycan'ın nüfuz ve etkilenim bakımından önemi büyüktür. Azerbaycan ve İsrail arasındaki hava lojistik hareketliliği, İsrail'den gönderilen silahları taşıyan kargo uçaklarının radar kayıtları, Azerbaycan'ın 24 saatte düzenlediği "yıldırım operasyonu"yla Dağlık Karabağ'da kontrolü ele geçirmesinde İsrail'in yardımı ve etkisi uluslararası haber ajanslarına yansıdı; Ermenistan medyasında tartışıldı. İran ile 700 km'den uzun sınırı olan Azerbaycan, İsrail için kritik önemde. Azerbaycan'ın ithal ettiği askeri teçhizatın yüzde 69'unun İsrail kökenli olduğu, Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (SIPRI) raporlarına ve Wikileaks belgelerine yansıdı. İsrail'in en modern askeri teknolojilerini, İHA'larını, hassas güdümlü füze sistemlerini edinerek özellikle Ermenistan'ın karşısında ciddiye alınması gereken askeri bir üstünlük kuran Azerbaycan, iddialar doğruysa Karabağ zaferiyle "gülü" aldı ama İsrail'e sağladığı olanaklarla bölgeye de "sivriltilmiş dikenler" bıraktı. Nitekim; Netanyahu kabinesi, bölgede stratejik rakip olarak görülen Türkiye'ye karşı "Düşmanımın düşmanı dostumdur" politikasını benimsedi. Çeşitli analistler, İsrail ve Azerbaycan arasındaki ilişkiyi "satın alınan dostluk" olarak yorumluyorsa da iki ülke arasında neredeyse yirmi yıldır süregelen ve 7 milyar doları aştığı düşünülen silah ticareti var. Buna rağmen İsrail, Ermenistan ile ilişkileri geliştirmeye yönelik "özel bir çaba dönemini" araladı. Üç dinin de kutsal saydığı, uluslararası statüsünün korunması gereken Kudüs'te İsrail yönetiminin; kimi zaman beliren mülkiyet tartışmalarına karşın tarihi Ermeni mahallesine ve kültürüne, otonom kişiliğine sert müdahalede bulunmaması, Azerbaycan'a yapılan silah yardımı nedeniyle kısa zamanda geri çekse de Ermenistan'ın Tel Aviv'de büyükelçilik açmasını desteklemesi, Ermeni doktorların eğitilmesi, üniversitelerinde "Ermeni çalışmaları" kürsüsü kurması iki ülke ve halk arasında iletişimi kolaylaştırıcı adımlardı. Nitekim; savaşın bittiği 1945'ten sadece üç yıl sonra İsrail Devleti kurulduğunda onu sadece 12 dakika sonra tanıyan da ABD oldu. Böylece Filistin daha Osmanlı toprağıyken İngiliz Dış İşleri Bakanı Balfour'un, hadsiz ve hukuksuz bir biçimde kraliçeden edindiği "Yahudilere yurt" sözü gerçek oldu. Çünkü hâlâ İsrail, Azerbaycan ile iyi ilişkiler içinde. İsrail, insanlığa karşı bu saldırgan tutumunu sürdürürse "düşmanın düşmanı" bile Türkiye'ye dost, İsrail'e düşman olabilir.
14 Temmuz 2026 04:00

Üretim-bölüşüm Paradoksu - Sıtkı Ergüney
İktisat öğretisinin, kapitalist sistem ve serbest piyasa ekonomisi bağlamında "makro" ve "mikro" ekonomi başlıkları altında yapılan iki tanımlaması vardır. Makro iktisat; toplumda sonsuz sayıdaki gereksinimlerin, sınırlı sayıdaki kaynakların "belirlenmiş öncelikler" doğrultusunda optimum kullanılmasıyla karşılanmasını öngörür. Bu tanımlamadaki "öncelikler" -doğal olarak- ekonomiyi yöneten siyasi kadrolarca belirlenerek tercih edilen, çoğu kez çoğunluğun çıkarları ile örtüşmeyen önceliklerdir. Adam Smith bu çelişkiyi "Milletlerin Refahı" (Wealth of Nations) adlı kitabında uluslararası (sömürgecilik) boyutu ile ortaya koymuştur. Üretim, dört üretim faktörünün (emek/ücret, sermaye/faiz, toprak/ rant, girişim/kâr) toplam maliyetinden oluşur.
13 Temmuz 2026 04:00

Bunca Yoksulluk Varken - Mahmut Aslan
NATO zirvesi için Ankara'da kurulan o devasa sahne, bana Romain Gary'nin "Onca Yoksulluk Varken" romanını hatırlattı. Bugün bu ülkenin "Memo"ları aynı görünmezliği Ankara'nın gösterişli sokaklarında, Beştepe'nin ihtişamlı salonlarında yaşıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dünyanın gözü Ankara'da" dedi. TÜRKİŞ'in Haziran 2026 verilerine göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 35 bin 759 lirayı, yoksulluk sınırı 116 bin 478 lirayı aştı. Trump, yemeği "10 üzerinden 12'lik" diye övdü. Zirvenin yapıldığı "Beştepe Külliyesi" (muhalefetin deyimi ile "kaçak Saray") bu hikâyenin güncel simgesidir. Batılı liderlere "güçlü ve istikrarlı Türkiye" fotoğrafı sunulurken aynı gün gazeteciler gözaltına alınıyor, toplantı ve gösteri hakkı askıya alınıyordu. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin "Demokrasi sadece seçim yapmak değildir" sözü zirvenin en isabetli cümlesiydi. Erdoğan'ın ifadesiyle "Beş adet F-35'in sözünü aldık"; kendi parasıyla aldığı onlarca uçaktan yalnızca beşinin teslim edilme olasılığı diplomatik başarı gibi sunuluyor. Atatürk'ün sözleriyle: "Hangi istiklâl vardır ki, yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir." Tam bağımsız Türkiye, hakkını pazarlık konusu yapmaz; alacağını egemenlik hakkına dayanarak alır. Ne yazık ki bugün bu ülkenin "Memo"ları vitrin ışığında hâlâ görünmez.
13 Temmuz 2026 04:00

'Özgürlük Tam Olmalıdır, Her Alanda Ve Herkes İçin' - Cevat Bayrak
Felsefeci, dilbilimci, eleştirmen, şair ve sanat tarihçisi Doç. Dr. Mustafa Bedrettin Cömert bundan 48 yıl önce, 11 Temmuz 1978'de Ankara'da sabah saatlerinde alçakça düzenlenen silahlı saldırı sonucu öldürülmüş; eşi Maria ise ağır yaralanmıştı. "Bir yazarı, bir sorunu açarak; anlayışımıza, beğenimize ışık tutan, yazı ve yapıtlarıyla bilgilerimize yeni şeyler ekleyen değerli eleştirmenlerimiz var. Ama hemen hepsinde çok önemli bir de eksik görülüyor: Eleştiri sorunları bakımından çağdışı kalmış olmaları... Evet, eleştiri gerçekçi olmalıdır ama kaba ve kolaycı bir gerçekçilik, toplumcu eleştiriye ancak zarar verir. Toplumcu eleştiri, hiçbir güçlükten kaçmayan, önüne çıkan her sorunu, her ayrıntıyı ciddi bir sorun kabul edip onu çözecek en sağlam ve gelişmiş araştırma yollarını arayan, amacına ulaşmak için hiçbir yolu ve aracı küçümsemeyen eleştiridir... Eleştirinin geleceğinin gerçekçi ve diyalektik görüş ve uygulamada olduğu kesindir artık. Bir yapıtı anlamak için tek başına araştırma yeter mi acaba? Öyle olsaydı, iyi eleştirmen olmak için akademik olmak yeterdi. Eleştirmenin, eleştirmen olmadan önce iddiasız, alçakgönüllü, sevgi ve coşku dolu bir okur olmasını bilmesi gerekir... Çağdışılık, hepimizi yutmak için pusuda bekliyor. Kişisel kurtuluş yok bunda." (s.223-228) Cömert, devrimci sözcüğünün kapsamının kolayca belirlenememesi, her yana çekilebilen bir etiket olma durumu, eylemin gerçek içeriğini ve bu eylemin kaçınılmaz tabanını sınıfsallıktan uzaklaştırma ve sanatın kendisinin unutulmasına yol açma tehlikesi nedeniyle "devrimci sanat" nitelemesine katılmadığını belirtir: "Bu nedenle, daha köklü bir ayrımdan yola çıkarak devrimci sözcüğünü başka bir nitelemeyle değiştirmenin zorunluluğuna inanıyorum. Böyle bir değiştirme hem sanatın özgüllüğüne hem de sınıfsallığına daha uygun düşecek." Cömert'e göre sanatçılık bilgi ve bilinçten önce bir yetenek (işçilik) sorunudur ve şöyle der: "Yaşadığımız sınıflı toplumlarda ancak şu iki sanatsal ayrımı yapabiliriz: 1- Kentsoylu gerçekçi sanat görüşü (kapitalist azınlığın görüşü). 2- Toplumcu gerçekçi sanat görüşü (toplumcu ideolojinin sanatı). Toplumculuk, toplumsal nitelikli sorunların yapıta sokulması değildir, bireysel sorunların işlenmemesi de değildir. Gerçek toplumcu sanat insanı, birey-toplum bütünlüğü içinde görüp yansıtabilen sanattır. Toplumculuğun özü içerik değil yöntemdir. Toplumcu gerçekçi sanat ilericidir, iyimserdir, iç açıcıdır, umutlandırıcıdır, atılgandır, araştırıcıdır. Ama her şeyden önce kolay değildir." (s.351,353) Özellikle plastik sanatlar ve edebiyat eserleri üzerine yaptığı nesnel değerlendirmeleriyle toplumcu gerçekçi eleştiri geleneğimizin (bazı konularda farklı değerlendirmeler yapsalar da yakın arkadaşı Asım Bezirci ile birlikte) önemli temsilcilerinden birisi olan Bedrettin Cömert'e göre sanat ve düşünce tek başına devrim yapamaz, devrime ortam hazırlar. KAYNAKÇA: 1- Bedrettin Cömert, Eleştiriye Beş Kala, Deki Yay., 2007. 2- Bedrettin Cömert, Kalmasın Ellerim Sizlerden Uzak, Deki Yay., 2007.
11 Temmuz 2026 04:00

Kütahya- Eskişehir Muharebeleri: 105. Yıl - Hüner Tuncer
Mustafa Kemal, Kütahya- Eskişehir Savaşı sürerken 15-21 Temmuz 1921'de Ankara'da Maarif Kongresi düzenlemişti. Bundan başka, "Kocaeli Grubu" adı altında Geyve çevresinde bir kısım Türk kuvvetleri, Menderes dolaylarında da bir Türk tümeni vardı. 8 Temmuz 1921'de 3. Yunan Kolordusu yeniden taarruz için Bursa bölgesinden ileri yürüyüşe geçmiş ve 10 Temmuz'da Kütahya-Eskişehir muharebeleri başlamıştı. 10 Temmuz 1921 günü Yunan ordusu, Söğüt-Afyon arasındaki 170 km uzunluğundaki Türk cephesine doğru beş kol halinde harekete geçti. 13 Temmuz'da Afyon yeniden, 15 Temmuz'da da Bilecik Yunan güçleri tarafından işgal edildi. 16 Temmuz'da Kütahya önünde şiddetli çarpışmalar oldu; Kütahya cephesi yarıldı ve 4. Tümen'in kahraman Komutanı Yarbay Nâzım Bey şehit oldu. 21 Temmuz'da Eskişehir'i geri almak için gerçekleştirilen Türk karşı taarruzu ise başarılı olamadı. Bu bozgunda Türk ordusu 1.522 şehit ile 4 bin 714 yaralı vermişti. 10-25 Temmuz 1921 tarihlerinde yapılan Kütahya-Eskişehir muharebeleri, 25 Temmuz'da Batı Cephesi birliklerinin Sakarya gerisine çekilmesi ile sona ermiş bulunuyordu. Kütahya-Eskişehir yenilgisi üzerine 32 bin 122 erin silahlarıyla birlikte kaçtığını öğrenen Mustafa Kemal, şöyle demekteydi: "Anadolu'yu yüzlerce yıl yalnızca kanına ve canına ihtiyacın olduğu zaman hatırlarsan, onun dışında kaderine terk ve cehalete teslim edersen, sonuç tabii böyle olur. Vatanı köyünden ibaret sanabilir. İstiklal için dövüşenlere karşı da durabilir. Çünkü insanımızın kafasını milli bir terbiyeden geçirmemişiz ki! Çok şükür ki halkın çoğunluğu sağduyusu ile doğruyu görüyor." Kütahya-Eskişehir muharebelerinde uğranılan yenilgiye karşın, Türk ordusu Mustafa Kemal'in başkomutanlığı altında kısa sürede toparlanmış ve 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihlerinde yapılan Sakarya Meydan Muharebesi, Türk ordusunun zaferiyle sona ermişti.
10 Temmuz 2026 04:00

Şeyh Sait İsyanı Ve Ümit Özdağ'a Açılan Dava - Hakkı Keskin
Geçen günlerde "Şeyh Sait'in hatırasına hakaret" iddiasıyla Erzurum Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanan Zafer Partisi Genel Başkanı Dr. Ümit Özdağ'a, 87 gün hapis cezası karşılığı olarak 8 bin 700 TL para cezası verildi. Henüz 16 ay önce kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı İngiliz emperyalizminin desteğiyle başlatılan ve yüzlerce kişinin öldürülmesine neden olan Şeyh Sait isyanı, Bitlis, Siirt, Siverek, Bingöl, Elazığ, Mardin, Midyat, Diyarbakır, Urfa`ya kadar geniş bir alana yayılmış, 14-15 Nisan 1925'te Şeyh Sait ve arkadaşlarının yakalanmasıyla son bulmuştur. 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Anlaşması'nda (madde 3/2), Türkiye ile Irak arasındaki sınır dostça bir çözümle saptanacaktı. Merkezi İstanbul'da, Diyarbakır, Elazığ ve Bitlis'te şubeleri bulunan "Kürt Teali Cemiyeti" adıyla örgütlenen ve başkanı Vanlı Seyid Abdulkadir olan Kürt aydınları, kurulacak Kürt devletinin bağımsızlığı için, Büyük Britanya Dışişleri Bakanlığı'yla 1924'te irtibata geçerek Kürt devletinin kurulmasını, silah, cephane ve para yardımıyla desteklemelerini istemektedir. Şeyh Sait 13 Şubat 1925'te 300 kadar atlıyla Dicle'ye gelerek burada yaptığı konuşmada, "Medreseler kapandı, Din ve Vakıflar Bakanlığı kaldırıldı. Din okulları Milli Eğitim'e bağlandı. Gazetelerde birtakım dinsiz yazarlar dine hakaret etmeye, peygamberlerimize dil uzatmaya cüret ediyorlar" diyordu. Çarpışmalar Bitlis, Siirt, Siverek, Bingöl, Elazığ, Mardin, Midyat, Diyarbakır, Urfa'ya kadar geniş bir alana yayılma eğilimini gösterince, Büyük Millet Meclisi kararıyla 24 Şubat 1925'te; Muş, Ergani, Dersim, Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siverek, Siirt, Bitlis ve Van illeri ile Erzurum'un Kiğı ve Hınıs ilçelerinde bir ay süreyle sıkıyönetim ilan edildi. Şeyh Sait ve isyancılardan çoğunun bulunduğu Varto şehri ordu birlikleri tarafından kuşatılınca Şeyh Sait, Şeyh Abdullah ve 25'e yakın destekçisi, 14-15 Nisan 1925'te Çarpuh Köprüsü civarında, teslim oldular. Şeyh Sait ve arkadaşlarının mahkemesi, 26 Mayıstan 27 Haziran'a kadar sürdü ve 28 Haziran'da verilen karar açıklandı.
10 Temmuz 2026 04:00

1961 Anayasası 65 Yaşında - Kemal Anadol
9 Temmuz 1961 günü, kurucu Meclis'in hazırlayıp kabul ettiği 1961 Anayasası halkoylamasına sunulmuştu ve yurttaşlar sandık başındaydılar. 27 Mayıs 1960 devriminden sonra oldukça demokratik biçimde sivil toplum ve meslek örgütleri tarafından seçimle oluşturulan kurucu Meclis, en yaşlı üye Atatürk'ün Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk tarafından açılmış ve başkanlığa Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Kâzım Orbay seçilmişti. Kıvançlıydık çünkü CHP'nin 1959 kurultayında açıklanan "İlk Hedefler Beyannamesi"ndeki yargı bağımsızlığı, üniversite özerliği, yansız radyo, Anayasa Mahkemesi, Senato, Basın İlan Kurumu gerçek oluyor, "sosyal devlet" kavramı ilk kez Anayasaya giriyor ve yine ilk kez sendikal hak ve özgürlükler, grevli toplusözleşmeli işçi hakları çalışma yaşamını taçlandırıyordu. Bugün de dünyadaki değeri tartışmasız kabul edilen 1961 Anayasası 27 Mayıs'ın ulusumuza armağanıydı. Kanımca Köy Enstitüleri kapatılmasa ve 1961 Anayasası tastamam uygulansa, ulusal kalkınmamız ve uluslararası saygınlığımız bugünkünden çok farklı olurdu. Anayasaya yüzde 61.7 oranında evet, yüzde 38.3 oranında hayır oyu çıkmıştı. Aradan 65 yıl geçti. Üstüne üstlük Demokrat Parti'ye oy verenler basında ve kamuoyunda "Düşükler, kuyruklar" sıfatıyla aşağılanıyorlardı! 65 yıl sonra Kocaeli, Sakarya ve Zonguldak işçilerinin grevli toplusözleşmeye değil Yassıada mahkemelerine hayır dediklerini yorumlamak daha isabetli olur kanısındayım. Hele son derece kutuplaşmış bir topluma, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını yok sayan bir iktidar tarafından, hangi gerekçeyle olursa olsun dayatılacak bir metnin "mutlak butlanla" sonuçlanması kaçınılmazdır!
09 Temmuz 2026 04:00

Mutlak Butlan Ve Yargıtay - Mustafa Kıcalıoğlu
Ana muhalefet partisi CHP'nin seçilmiş yönetimini görevden alan, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi'nin "mutlak butlan" olarak açıklanan kararı, kamuoyunda çok büyük tartışmalara yol açtı. Bazı delegelerin, seçimlerde yarar sağlandığı iddiasıyla açtıkları davalar birleştirilerek Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde karara bağlanmıştır. "Delegelerin iradelerinin fesada uğratıldığından söz edilemeyeceği ve eldeki delillere göre karar verilemeyeceğine ve asıl davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına" hüküm verilmiştir. İstinaf başvurusu üzerine BAM 36. Hukuk Dairesi, görevli ve yetkili olmadığı halde, hukuk tarihimizde örneğine rastlanmayan bir karar vermiştir. Kararda; ihraç edilen iki üyenin, dava ehliyeti yokluğundan başvurularının reddine, diğer davacıların davasının kabulüyle 42. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının kaldırılmasına, CHP 38. Kurultayı'nın, mutlak butlanla malul olduğunun tespitine ve iptaline, sonrasında yapılan kurultayların ve alınan kararların iptaline, Özgür Özel yönetiminin görevden uzaklaştırılmasına, önceki Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin tedbiren göreve iadelerine karar verilmiştir. Kararda, "Dernek genel kurulu kararının iptali" olarak yazılmışsa da olayın dernekle ilişkisi yoktur. Sözü edilen yargı organı "seçim yargısı"dır. "Taleple bağlılık" (Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 26) kuralına uyulmamıştır. Davacılar CHP'nin 38.kurultayının iptalini istedikleri halde, 39. kurultayın da iptaline karar verilmiştir. Hüküm fıkrası olarak yazılmadan "38. kurultayın iptaline karar verildiğinden, daha sonra yapılan tüm kurultayların iptaline" gibi dolaylı ifade ve toptancı bir yaklaşımla karar verilemez. (HMK m. 297/2) Taraflara yüklenen borçlar ve tanınan haklar tek tek açıklanmış değildir. "Kanunun emredici hükümlerine aykırı olması nedeniyle" klişe deyimi ve "Dosyalardan anlaşılmaktadır" sözleri, kararın gerekçesi olamaz. (AY m. 38/4, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi m. 11). BAM yönetimi görevden almak için "mutlak butlan" kavramına sığınmış, TMK 427 /4 maddesindeki "bir tüzel kişi gerekli organlarından yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa" hükmüne göre "yönetim kayyımı" ataması yapmıştır. "İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce işin esası hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilir" (HMK m. 390/1). Davanın asıl mahkemesi Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'dir. Görevden alınan parti yönetiminin, aradan geçen 2.5 yıllık zaman içinde partiye ya da topluma telafisi mümkün olmayacak hangi zararları verdikleri, görevde kalmaları halinde hangi tehlikelerin doğabileceği konularındaki delil ve belgeler kararda açıklanmamıştır. Tedbir isteyen, haklılığını yaklaşık olarak ispatlamak zorundadır (HMK m. 390/3). Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mallarla ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez (HMK m. 350/2). BAM kararı öne sürülerek, "Mahkeme kararı uygulanıyor" denilerek, haksız ve hukuksuz olarak zorla genel merkez binasının, kapılarının demir testereyle kesilmesi, balyozla kırılması, çevik kuvvet polislerince gaz bombası, bibergazı ve plastik mermiler atılarak savaş alanına çevrilmesi, partili olsun olmasın izleyen herkesi ürküten, korkutan; onlara travmalar yaşatan görüntüler, kanunlarla ve mahkeme kararıyla açıklanamaz. Hukuk devletinde hiçbir dayanağı olmayan, kesinleşmemiş bir karar gerekçe gösterilerek "birilerinin isteğiyle" kararın infazı yapılamaz. Kimse, kendisi yoklukla malul olan bu kararı öne sürerek "Ortada bir mahkeme kararı var, herkes buna uymalı" gibi sözler etmemelidir. Kurulması aşamasında, Adalet Bakanlığı "BAM Kanun Tasarısı" alt komisyonunda görev yapmış, ömrünün 40 yılını hukukçu olarak devlet hizmetinde geçirmiş ve yaşını almış bir yurttaş olarak uyarıda bulunmak istiyorum.
08 Temmuz 2026 04:00