×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Resul Kurt

İşçinin Telafi Çalışması

03 Temmuz 2026 18:02

4857 sayılı İş Kanunu uyarınca, belirli şartların bulunması halinde işçinin talebi üzerine verilen izinler için telafi çalışması yaptırılması mümkündür. 4857 sayılı İş Kanunu'nun "Telafi çalışması" başlıklı 64'üncü maddesinde aşağıdaki hüküm yer almaktadır: "Zorunlu nedenlerle işin durması, ulusal bayram ve genel tatillerden önce veya sonra işyerinin tatil edilmesi veya benzer nedenlerle işyerinde normal çalışma sürelerinin önemli ölçüde altında çalışılması veya tamamen tatil edilmesi ya da işçinin talebi ile kendisine izin verilmesi hallerinde, işveren dört ay içinde çalışılmayan süreler için telafi çalışması yaptırabilir. Cumhurbaşkanı bu süreyi iki katına kadar artırmaya yetkilidir. Bu çalışmalar fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma sayılmaz. Telafi çalışmaları, günlük en çok çalışma süresini aşmamak koşulu ile günde üç saatten fazla olamaz. Tatil günlerinde telafi çalışması yaptırılamaz." Buna göre işçinin kişisel bir ihtiyacı nedeniyle işverenden izin talep etmesi ve işverenin bu talebi kabul etmesi halinde, izin verilen süreler daha sonra telafi çalışmasıyla karşılanabilir. İş Kanununa İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliği'nin 7'nci maddesine göre telafi çalışması, İş Kanunu, iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesiyle tanınan yasal izinlerin dışında verilen izinler bakımından uygulanabilir. Normal çalışma süresi 7,5 saat olan bir işçiye ise günlük 11 saatlik sınır aşılmamak kaydıyla en fazla 3 saat telafi çalışması yaptırılabilir. Telafi çalışması tatil günlerinde yaptırılamaz. 2026 yılında telafi çalışması usullerine aykırı davranılması halinde, bu durumda olan her işçi için 4.815 TL idari para cezası söz konusu olacaktır.

Kamil Tekin Sürek

Deniz Göktaş'ın Babası

03 Temmuz 2026 17:22

İstihbari bilgi şöyle: "Ölü Deniz adlı bir buçuk saatlik şovunda tam 26 kez bahsettiği ve 'Giderek benziyorum' dediği babasının, 57 kişinin hayatını kaybettiği 'Çorum Olayları'nda sahada olduğu ve terör örgütüne yardım ve yataklıktan yıllarca hapiste yattığı öğrenildi. Deniz Göktaş'ın, 'İşçi memur eylemlerinde hak arayan bir devrimci' olarak lanse ettiği babası Kemal Göktaş'ın, 1980'li yıllarda, Marksist-Leninist çizgide olan, Che Guevara tarzı silahlı mücadele ve gerilla savaşını benimseyen marjinal sol terör örgütü THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) içerisinde faaliyet gösterdiği belirtildi." İmran Deniz isminden Deniz'in babasının siyasi düşüncelerini tahmin etmek zor değil. Yalnız Deniz olsa belki biraz zordur ama bir diğer isim de İmran ise baba bir dönem "Halkın Kurtuluşu" olarak da bilinen işçi sınıfının devrimci partisinin taraftarı olduğu anlaşılır. Gelelim "Çorum Olayları"na. Askeri istihbaratçılar sık sık Çorum'a gelmeye başladı. 19 Mayıs törenlerinde kızların kıyafetlerinden ötürü bildirilerle halk kışkırtılmaya çalışıldı. 29 Mayıs'ta faşistler Çorum'da Alevi ve solcu olarak bilinen kişilerin evlerine ve iş yerlerine saldırmaya başladı. 27 Mayıs'tan 6 Temmuz'a kadar faşistlerin saldırısı ve devrimcilerin savunması devam etti. 40 günün sonunda 57 Alevi, solcu, demokrat Çorumlu öldü, 200'den fazlası yaralandı. Zaten 2 ay sonra da 12 Eylül Faşist Darbesi gerçekleştirilir. İmran Aydın da Ankara' da polis işkencesi ile 1991 yılında öldürülen TDKP taraftarı işçidir.

Esra Elönü

İnandıklarımı Ve Gazze'yi Hor Göreni Asla Hoş Görmeyeceğim

03 Temmuz 2026 15:09

Annem yanımdaydı ben ve ikiz kardeşim bir de ev sahibi hanımefendi o bahçede geziniyoruz ortak alan. Küçük bir havuz var ev sahibi hanımefendi elini arada suya dokunduruyor konuşuyoruz.. Hanımefendi çarşaflı.. Karşı evden bir kadın hışımla bağırmaya başladı "Defolun buradan sizin o havuza el sürmeye hakkınız yok".. Annem sessiz, çarşaflı hanımefendi sessiz ama şaşkınlığını mırıldandığı kelimelerden anlıyorum.. Bu aptalca ahkam karşısında sorduğum tek soru "Neden".. Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa kitabında batıya olan özentimizi muhteşem bir cümleyle özetliyor "En rezil çocuğuna düşkün anne".. *** Efendiler, bizi unuttunuz! Hesap lütfen diye bağırdığınızı biliyorum ama zalimlere değil, kürdan eskittiğiniz lüks masaların garsonlarına. Üzülüyorsunuz biliyorum ama bedenlerimize kaç kurşunun girdiğine değil, büyük protokoller için sakladığınız elbiselere giremeyen bedenlerinize. Ne büyük gam, ne büyük keder! Bu zalimler beni değil, Mescidi Aksâ'da secdeye gidecek olan bin başı vurdular. Biliyorum ki siz sıklaştırıyorsunuz evet ama safları değil dünya ile muhabbeti. Biliyorum ki dolduruyorsunuz evet ama kardeşinizin yerini değil, Pazar bulmacalarını ve riyanın boşluklarını. Kayıtlara geçerken bir Filistinli... Bana şans dile ey unutan! Bize şans dile, ey rehavetin, ey sefaletin sahibi! Yorgun ve durgun en azından nazlı bir toprak çalındı ihtirasla kesildi kör makasla kanım aksa vurulup da ölmeyen şehit yüzlü mabedim Mescidi Aksa.

Filtreleme Haberleri

Köşe Yazarı

Liyakat Kaybolursa Devlet De Kaybeder – Iı

Çünkü tarih, sadece savaşların ve zaferlerin kronolojisi değildir. Eski Türklerde "töre", yalnızca örf ve gelenek değil; devlet düzenini, adaleti ve yönetim anlayışını belirleyen temel hukuk düzeniydi. Komutan büyük zaferler kazanabilirdi. Orhun kitabeleri yalnızca Türk tarihinin ilk yazılı belgeleri değildir. Aynı zamanda bir devlet muhasebesidir. Türk-İslam devlet geleneğinde bu anlayış daha da sistemli bir hâl aldı. Nizamülmülk yalnızca büyük bir devlet adamı değil, kurumsal yönetim düşüncesinin öncülerinden biriydi. Kaleme aldığı Siyasetnâme'de devletin ayakta kalmasının temel şartlarını sıralarken; adaleti, ehliyeti, istişareyi ve görevlerin ehil kişilere verilmesini merkeze koydu. Çünkü ona göre devleti ayakta tutan şey, yalnızca güçlü bir hükümdar değil; doğru işleyen bir yönetim düzeniydi. Tarihte birçok devlet büyük komutanlar yetiştirmiştir. Bu nedenle askerî başarı ile devletin kalıcılığı aynı şey değildir. Osmanlı Devleti'nin son yüzyılına gelindiğinde ise tarih bize önemli bir ders verir. Geçmişi kutsamak da değildir. Türk devlet geleneği bize şunu öğretmiştir: Devletin ömrü, yöneticilerin ömründen uzundur. Ve Türk devlet geleneğinin yüzyıllar boyunca taşıdığı en önemli miras şudur: Hükümdarlar gelir, hükümdarlar gider.

03 Temmuz 2026 14:37

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Bayazıt İlhan

Hastaların Değerlendirmesiyle Sağlık Hizmetleri

Dikkat çekici bir yanı da hastalardan aldığı geribildirimlerle hem birinci basamak sağlık hizmetlerindeki durumu ortaya koyması hem de politika geliştirmeye yarayan uluslararası nitelikte bir çalışma olması. Böylece birinci basamak sağlık hizmetlerinin performansını ve insan odaklılığını iyileştirebilmek için politika yapıcılar, sağlık hizmeti sunucuları ve hastalar arasında bir diyalog ortamı oluşturmak hedefleniyor. Geçtiğimiz yıl çalışmanın birinci tur sonuçları, geçen hafta da OECD tarafından "sağlık politikasını desteklemek için hasta bildirimli verilerin kullanılması" alt başlıklı politika belgesi yayımlandı. Araştırma kronik sağlık sorunları olan ve sayıları giderek artan bireylerin ihtiyaçlarını daha iyi karşılayabilmesi için sağlık sistemlerinin uyarlanmasına acil ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Çalışmada 19 ülkede 45 yaş ve üzeri 107 bin hastadan ve bin 800 birinci basamak sağlık hizmeti merkezinden veri toplanmış. Yaşı 45 ve üzerinde birinci basamak sağlık hizmeti kullanıcılarının yüzde 82'si en az bir, yüzde 52'si en az iki, yüzde %27'si ise üç veya daha fazla kronik hastalıkla yaşıyor. Çalışma her on hastadan dördünün kendi sağlığını yönetme konusunda kendine güvenmediğini, yine her on hastadan dördünün sağlık sistemine güvenmediğini gösteriyor. Kendilerine yeterli zaman ayrıldığını düşünen hastaların yüzde 64'ü sağlık sistemine güvenirken yeterli zaman ayrılmadığını düşünenlerin yüzde 34'ü güveniyor. İhtiyaç duyduğunda randevu alamama, geç veya yanlış tanı alma gibi olumsuz deneyimler güveni yüzde 70'lerden 30'lara düşürüyor. Doğru sağlık sistemi hekimlerin, sağlık emekçilerinin, yurttaşların ve yöneticilerin bir arada karar alabildikleri modellerle geliştirilebilir.

03 Temmuz 2026 13:49

İbrahim Varlı

Yas İçinde Yas, Bir Ülke Dini Liderini Uğurluyor

İran, İsrail - ABD saldırısıyla 40 günlük savaşın ilk gününde öldürülen dini lider Ayetullah Ali Hamaney'in bir hafta sürecek cenaze töreninin Tahran ayağı başladı. Dört bir yanda siyah "yas" ve kırmızı "intikam" bayrakları yan yana sallanıyor. Onlarca ülke lideri ile 600'den fazla gazetecinin davet edildiği törenlerin Tahran bölümü dört gün sürecek, ardından salı günü Kum sonra da Şiiler için "kutsal" olan Irak'ın Kerbela ve Necef kentlerine götürülecek. Rusya'dan Hindistan'a, Pakistan'dan Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden de bir hayli gazeteci gelişmeleri yerinde izlemek için İran'a bulunuyor. OLASI SALDIRILARA KARŞI TÜM ÜLKE TEYAKKUZ HALİNDE Sadece 90 milyonluk İran değil, tüm Şii dünyası için Hamaney'in töreni büyük bir öneme sahip. Pakistan'dan Lübnan'a, Afganistan'dan Yemen'e, Hindistan'tan Türkiye'ye, İngiltere'den Suriye'ye geniş bir coğrafyaya yayılan Şii dünyasından Hamaney'in cenaze tören için İran'a gelenler var. Hamaney'in töreni olağan bir tören değil 90 milyonluk ülkenin kaderine bundan sonra kimlerin, nasıl hükmedeceğinin de göstergesi olarak okunuyor. 40 GÜNLÜK SAVAŞIN İZLERİ HER YERDE Gülistan Saray'ının yanında burulan Adalet Sarayı 28 Şubat'da İsrail-ABD saldırılarıyla başlayan 40 günlük savaşın izleri kentin her tarafında görülüyor.

03 Temmuz 2026 12:51

Köşe Yazarı

Her Şey İnsanlar İçin

Gayet insani birçok sebebi olabilir. "Dostça ayrılıklar" ne güzel. Zira boşanma; başlı başına bir negatiflik olarak görüldüğünden, "dostça" kısmına inanamıyorum. Boşanınca kadın, yüzde doksan çocukları alıyor. Kurallar sende, doğal olarak "kötü adam" da sensin. "İyi adam" var. Tatiller dışında baba "özgür". Çocuklar yokken özel hayatı tam gaz devam ediyor. Kadın için yeniden evlenmek çok daha zor. Çocukları olan bir kadın, evlilik için iyi bir "seçenek" olarak görülmüyor. Sanırım sebebi, kadın çocuklar için bile olsa eski kocasıyla görüşecek diye bir kıskançlık olabilir. Adamla sürekli muhatap olunacak, ne gerek var diye düşünülüyor olabilir. Biraz da baba "kötü adam" olsa.

03 Temmuz 2026 12:30

Mustafa Sabri Beşer

İt İti Neden Isırmaz?

Anadolu irfanının dili kısadır, lafı süslemez, insanı soyar bırakır. Bu söz, aynı kokunun, aynı yolun, aynı niyetin, aynı çıkarın birbirini uzaktan tanımasını anlatır. "Karga karganın gözünü oymaz" der. "Kurt kurdu yemez" der. "İt ulur, birbirini bulur" der. Der de der... Sadece görünmez yakınlıkları, ortak refleksleri, aynı anda beliren telaşları gösterir. Deniz Göktaş isminde biri elinde mikrofonla mizah yapıyor görünürken kutsalın eşiğine ayakkabıyla girdi. Biri "siyasi mizahçı" der, biri espri yapanın soruşturulmasına veryansın eder, biri "mizahtan, kahkahadan korkuyorlar" diye hürriyet kürsüsü kurar. Biri "yanındayız" nöbetine geçer, biri kodesten zarf yollar, birileri meseleyi Meclis sıralarına taşır, bir başkası iktidarın özgüveninden girip mizahın dokunulmazlığından çıkar. Derken gazeteciler de aynı refleksle saf tutar. Belki de fazla kolay olduğu için söylemesi ayıp kaçıyor. Aynı kitabı okumaz, ama aynı kitaptan rahatsız olur.

03 Temmuz 2026 11:38

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Fatih Ergin

Ahmet Hakan'a Gereğini Yaptıran Akp'li

Araştır MAMA cı, soruştur MAMA cı, dümen suyunda gitmeci ve en meşhur özelliği ile "gereğini yapmacı" gazetecilik ekolünün duayen isimlerinden Ahmet Hakan, temsil ettiği ekole nadide bir eseri daha kazandırdı. Çünkü Ahmet Hakan'ın söz konusu yeni eserine, skandalda sınır tanımayan Şırnak Üniversitesi Rektörü Abdurrahim Alkış'ın akrabalarını üniversiteye doldurmasını "inancımın gereği" diye savunmasını haberleştirmemle büyük bir katkıda bulundum… Fakat bildiğim bir şey var: Bu rektörle ilgili dönem dönem palavra haber yapıyorlar. Mesela son palavraya göre Şırnak Üniversitesi Rektörü, "Ben buranın emiriyim. Ben ne dersem o olur. Akrabalarımı üniversiteye tabii ki doldururum" falan demiş. "Böyle bir şey söylemedim" demiş. "Bu tamamen palavra" demiş. Minnacık bir araştırma yapma zahmetine girmiyorlar. Ondan sonra da "dezenformasyon yasası, özgür basın bla bla bla" diye ağlaşmalar falan. Zaten Ahmet Hakan'a talimatla yazdırılan ifadelere konu olan haberimden sonra, aynı açıklamayı yapacağını bildiğim için, o rektör açıklama yapmadan "Beni mahkemeye ver. En yüklü tazminatı iste" şeklinde çağrı da yaptım.. Ahmet Hakan rektörün açıklamasına yer verirken benim açıklamama yer vermedi ama. Neymiş, "minnacık araştırma zahmetine" girmiyormuşuz, "suçlanan kişiye alo" demiyormuşuz. Bir de kalkıp, mesleğine yeni bir ihaneti eklercesine konuyu "Ondan sonra da "dezenformasyon yasası, özgür basın bla bla bla" diye ağlaşmalar falan" demişsin ya… Meslektaşlarım, yalnız senin değil Ahmet, benim meslektaşlarım olan İsmail Arı, Alican Uludağ ise yine doğrulanmış haberlerden hapis yatıp özgürlüklerinden mahrum kaldılar. Utan be! "Ağlaşmalar" falan ha! Şimdi şu diyeceklerimden sonra da sen ağlaşmayacaksın, tamam mı Ahmet! Sen talimatla yazı yazdın! Hadi çık "yazmadım" de! Sen rektöre "Alo" deyip demediğimizi sorgulayacağına, köşeni bir halkla ilişkiler bürosuna çeviren o üst düzey siyasi iradeye bir kez olsun "Hayır, hayırdır" diyebilir misin, onu sorgula! Olana "olmadı", olmayana "oldu" diyemezler.

03 Temmuz 2026 10:55

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Ali Öncü

Hadi Gayri Cennete Gidelim

2-3 km'nin üzerinde bir araç kuyruğu var. Şeyhimizin kutsal nefesinin peşinde. El pençe divan şeyhimizin huzuruna çıktık. "Bir ay boyunca size hizmet ettik. Bunun bize faydası ne olacak?". Oradaki hurilere teslim edeceğim." Erkek taşıyor. Bulvar Gazetesi de baskı sayısı olarak bir milyona dayanmıştı. Röportaj yayınlandı. Çok ses getirdi. Ama şeyhimize yaramadı. İkinci gün kendini Zincirbozan'da buldu. Ne hikmettir... Fotoları görememiş, bizim kim olduğumuzu anlayamamıştı! Yazlık mekânı Gümüldür'deyiz. Köy semt pazarı kurulmuş. Ellerinde pazar arabaları, pazara doğru ilerliyorlar. Bir taraftan da o güzelim Ege şivesi ile laflıyorlar: "Cennet'e gidelim gari kız. Adını Cennet koyalım." der. Ve adı Cennet olur. Cennet annemiz espri de kaldıran türden. Yardımcı olursun diye takılıyorum. "Ben oranın işine karışmam." diyor. Cennet annemizin şimdilerde tek derdi torun. Ha, bu arada pazardan kârlı çıktık.

03 Temmuz 2026 10:52

Köşe Yazarı

Yabancı Futbolcu Meselesine Bakışım!

Türkiye Futbol Federasyonu, yabancı oyuncu kuralında geri adım atmadı ve 10+4 sisteminin yeni sezonda da devam edeceğini bir kez daha açıkladı. Ancak genel tabloya bakıldığında, kulüplerin büyük bölümü 10+4 yerine 12+2 ya da 12+4 gibi daha esnek bir modelin uygulanmasını talep ediyordu. Kararın ardından en sert tepki Fenerbahçe'den geldi. Bu iki kulübü özellikle anıyorum çünkü yabancı oyuncu kuralının değiştirilmesini en çok isteyen kulüplerin başında onlar geliyor. Özellikle Fenerbahçe'nin kadrosunda 21 yabancı futbolcu bulunuyor ve bu nedenle ciddi bir planlama sorunu yaşıyor. Türk futbolunun kronik sorunlarından biri hâline gelen yabancı oyuncu meselesi yıllardır tartışılıyor. Sonuç olarak, kararın içeriğinden bağımsız şekilde, Türkiye Futbol Federasyonu'nun belirlediği kuralın arkasında durmasını doğru buluyorum. Yeni sezonun başlamasına daha zaman var ama görünen o ki Türk futbolunu yine saha içinden çok saha dışının konuşulacağı, tartışmaların eksik olmayacağı sıcak bir sezon bekliyor.

03 Temmuz 2026 10:20

Köşe Yazarı

Şirketleri Rakipleri Değil, Suskunluk Batırır

Aradan geçen bunca yılın sonunda fark ettim ki şirketler de insanlar gibi... Kimse "Bu yatırım yanlış." demiyor. "Biraz daha izleyelim." deniliyor. Kimse "Buraya gömdüğümüz para geri dönmeyecek." diyemiyor. Onun yerine, "Beklentimizin altında kaldı." ifadesi tercih ediliyor. Oysa çoğu zaman öyle olmuyor. Etrafını sadece "Her şey yolunda." diyen insanlarla dolduran bir lider, uçuruma yürüdüğünü fark edemez. Bana göre iş dünyasının en büyük maliyeti yanlış yatırım değildir. "İyi de efendim ciromuz artıyor!" E artabilir. "Yeni şubeler açıyoruz." Açabilirsiniz. Fakat insanlar birbirine gerçeği söylemekten çekiniyor, korkuyorsa büyüyen şirket değil elbette o duvara astığınız tabelanızdır.

03 Temmuz 2026 09:45

M. Yahya Efe

Yoksulluğu Nasıl Önleriz?

Ülkemizde 3 milyon 454 bin işsiz, 17 milyon yoksulumuz var. (Gizli yoksullar hariç) Yoksulluğu önlemek için, hükümetlerin yanında toplumun tümünün seferber olması gerekir. Bunun için de insanlar arasında yardımlaşma şarttır. Allah: "İyilikte ve kötülükten sakınmakta birbirinizle yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın." buyuruyor. Ancak maddî olarak yardım edilecek kişilerin gerçekten yoksul olmaları gerekir. Yardım yapacakların, bunlar gibilerini bulup, haysiyetlerini rencide etmeden yardım etmelidirler. Yardım Allah rızası için yapılır. Yapılan yardım hiç bir zaman başa kakılmamalıdır, aksi takdirde yapılan yardımın sevabı olmaz. Yardım yapmakla yoksullar korunur. Yoksulluğu önlemek için, yardımlaşma şarttır.

03 Temmuz 2026 09:10

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.