
İran, İsrail - ABD saldırısıyla 40 günlük savaşın ilk gününde öldürülen dini lider Ayetullah Ali Hamaney'in bir hafta sürecek cenaze töreninin Tahran ayağı başladı. Dört bir yanda siyah "yas" ve kırmızı "intikam" bayrakları yan yana sallanıyor. Onlarca ülke lideri ile 600'den fazla gazetecinin davet edildiği törenlerin Tahran bölümü dört gün sürecek, ardından salı günü Kum sonra da Şiiler için "kutsal" olan Irak'ın Kerbela ve Necef kentlerine götürülecek. Rusya'dan Hindistan'a, Pakistan'dan Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden de bir hayli gazeteci gelişmeleri yerinde izlemek için İran'a bulunuyor. OLASI SALDIRILARA KARŞI TÜM ÜLKE TEYAKKUZ HALİNDE Sadece 90 milyonluk İran değil, tüm Şii dünyası için Hamaney'in töreni büyük bir öneme sahip. Pakistan'dan Lübnan'a, Afganistan'dan Yemen'e, Hindistan'tan Türkiye'ye, İngiltere'den Suriye'ye geniş bir coğrafyaya yayılan Şii dünyasından Hamaney'in cenaze tören için İran'a gelenler var. Hamaney'in töreni olağan bir tören değil 90 milyonluk ülkenin kaderine bundan sonra kimlerin, nasıl hükmedeceğinin de göstergesi olarak okunuyor. 40 GÜNLÜK SAVAŞIN İZLERİ HER YERDE Gülistan Saray'ının yanında burulan Adalet Sarayı 28 Şubat'da İsrail-ABD saldırılarıyla başlayan 40 günlük savaşın izleri kentin her tarafında görülüyor.
Kaynak: Birgün
03 Temmuz 2026 12:51
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

İranlı General Moghaddam: Bir Daha Gelecekler, Sonraki Savaşa Hazırız
"12 Gün Savaşı'nın ardından düşmanın geri döneceğini biliyorduk. Amerika başkanı biz İsrail'i kurtardık dedi. Biz gerekli dersleri çıkardık o savaştan, bir sonraki savaşı bekliyorduk, her türlü hazırlıklarımızı yapmıştık." Tahran'da Esteghlal Otel'de uluslararası medyanın karşısına çıkan İranlı Tuğgeneral Esmail Ahmadi-Moghaddam, 12 Gün ve 40 Gün Savaşları'na dair yukarıdaki değerlendirmelerde bulunurken çarpıcı ifadeler kullanıyor: "Onları çok iyi tanıyoruz. Durmayacaklar, yine gelecekler, kendimizin ve düşmanın güçlü ve zayıf yönlerini çok iyi analiz ettik. ABD'nin saldırılarına karşı farklı senaryolar üzerinde çalışıyoruz." İran 'ın savaş stratejilerini şekillendiren çekirdek kadronun içinde yer alan ve aynı zamanda Yüksek Millî Savunma Üniversitesi Başkanlığı'nı da yapan Ahmadi-Moghaddam, bu sözlerle ABD ve İsrail'in durmayacağının farkında olduklarını dile getiriyor. HER TÜRLÜ SENARYOYU BAŞINDAN İTİBAREN DETAYLICA ÇALIŞTIK Savaşın askerî, siyasi ve stratejik sonuçlarını kapsamlı şekilde analiz ettiklerini belirten General Ahmadi-Moghaddam, "düşman" olarak nitelendirdiği İsrail ve ABD'nin uzun yıllardır bu savaşları planladıklarını, bunun da farkında olduklarını kaydederek "Birinci savaşın aksine ikinci savaş bölgesel olacaktı, bunu da başından itibaren hesaplamıştık" ifadelerini kullanıyor. Birinci savaşın (12 Gün Savaşı) aksine ikinci savaşta (40 Gün Savaşı) ABD-İsrail'e karşı "göze göz, dişe diş" stratejisi uyguladıklarını şu sözlerle aktarıyor: "Onlar bizim altyapımızı, enerji hatlarımızı, sanayimizi vurduğunda biz de onların altyapısını, yatırım yaptıkları yerleri vurduk. Onlar bizim rafinelerimizi vurduklarında biz de onların müttefiklerinin enerji hatlarını bombaladık. Amerika ve Siyonistlerin saldırıları karşısında biz her iki ülkenin hedeflerine misilleme yaptık. ABD'nin bölgedeki 880 farklı noktası vuruldu. İsrail içlerine füzeler, İHA'lar, SİHA'lar gönderdik." MOZAİK DOKTRİNİ: GÖZE GÖZ, DİŞE DİŞ STRATEJİ İran'ın savaş kapasitesinin İsrail ve ABD'yi şaşkına uğrattığını, "mozaik savunma" doktrininin düşmanın tüm hesaplarını bozduğunu ifade eden General, bu kapsamda uygulanan "göze göz, dişe diş" stratejisini ne İsrail'in ne de Amerika'nın hesaplayamadığını kaydederek ülkesinin stratejik ve askeri kurmay aklına vurgu yapıyor. ÇİN'İ ABD KARŞISINDA 10 YIL ÖNE GEÇİRDİK İranlı general ülkesinin tek başına ABD ve İsrail'e kafa tutmasının tüm dünyayı da şaşkınlığa ittiğini belirterek Çin elçisinin kendisine "ABD'nin zaaflarını gördünüz, muazzam işler yaptınız" dediğini, kendisinin de elçiye "Sizi ABD karşısında 10 yıl öne geçirdik" dediğini aktarıyor. Amerika'nın "yenilgiyi" kabul ettiğini, 14 maddelik İran taleplerini kabul etmek zorunda kaldığını, üstüne de savaşın zararını karşılayacağını belirten General, Amerika halkının üçte ikisinin de savaşa karşı olduğunu söylüyor. Ağırlıklı olarak Türkiyeli öğrencilerin olduğu kalabalık bir amfide kapsamlı bir sunum hazırlayan Profesör, "Amerika'nın 85.410 günlük savaş kışkırtıcılığı" başlıklı sunumunda kurulduğu günden bu yana ABD'nin sadece 16 yıl savaşsız kaldığını onun dışında sürekli bir savaş halinde olduğunu savaş halinin sürekliliğini aktarıyor.
06 Temmuz 2026 17:15

Meydanlar Meydan Okuyor: Havada Hem Matem Hem De Öfke Var
İran 'da 40 günlük savaş bitse de herkesin ortak kaygısı İsrail - ABD'ye güven olmayacağı, tetikte olunması ve her an her şeyin olabileceği yönünde. Tüm ülke İsrail-ABD'nin 40 günlük savaşının ilk gününde öldürülen dini lider Ayetullah Ali Hamaney'in bir haftalık cenaze merasimlerine kilitlenirken gözler Tahran'da. Cuma günkü yabancı devlet temsilcilerinin de katıldığı resmi protokol törenlerinin ardından başkent Tahran'da beklenen üç günlük halk törenlerinin ilki başladı. Genç yaşlı, kadın erkek yediden yetmişe İranlılar akın akın "rehber" Humeyni'nin naaşının tutulduğu "musalla"ya geliyor. Alanda İran bayraklarının yanında "direniş ekseni" bayrak ve flamaları özellikle de Hizbullah bayrağı oldukça fazla. Siyah "yas" bayrakları ve kırmızı "intikam" bayrakları aynı ellerde yükseliyor. On yıllar süren Amerikan yaptırımları ve sonrasında gelen 12 gün ve 40 gün savaşları krizdeki ekonomiyi derinleştirmiş. 28 Şubat savaşı öncesi Tahran'da başlayan ve ülke geneline yayılan esnaf protestoları savaşla birlikte dursa da işler iyice kötüye gitmiş durumda. İranlı gazetecilere göre müzakerelerde bahsi geçen 300 milyar dolar gelmezse sıkıntı büyür, halkın öfkesi artar. HAYAT AKŞAMLARI AKIYOR İran'da hayat akşamları akıyor, tüm Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi.
05 Temmuz 2026 05:00

Uç Beyliğinden Cepheye İktidar Jeopolitik Satıyor
Gelecek haftaki NATO Zirvesi öncesi Ankara'ya gelen Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas, Türkiye'nin güvenlik, göç ve enerji konularında kilit olduğunu, NATO'nun "Doğu Kanadı"nı korumaya da önemli katkı sağladığını söyledi. Bu ithal "meşruiyet"in bir faturası var. Türkiye'yi sadece NATO'nun güney (doğu) kanadını koruyan bir sınır ülkesi değil, Baltıklar'dan Karadeniz'e, Kafkasya'dan Ortadoğu'ya dört bir yanda kullanılacak bir "cephe ülkesi" yapmak istiyorlar. 360 DERECE NATO Geçen hafta NATO Zirvesi kapsamında medya temsilcileriyle buluşan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Türkiye'nin NATO'daki yeni konumlanışına dair şu ifadeleri kullanacaktı: " Türkiye artık sadece NATO sınırlarını koruyan bir ülke değil, merkezi konumda bir müttefik. Türkiye NATO'nun 360 derece güvenlik anlayışının merkezinde. NATO'nun yalnızca doğudan gelen tehditlere odaklanması bir eksiklik. Zira tehditler artık tek yönden gelmiyor." Zirve pek çok yönüyle önemli. ABD Savaş Bakanı Peter Brian Hegseth bunu "NATO 3.0" olarak duyurdu. Hegseth'in "Soğuk Savaş'ı kazanan NATO 1.0 modelini esas alan bir NATO 3.0 inşa ediyoruz" sözleri ittifakın kanlı pençelerini keskinleştireceğinin göstergesi. Türkiye'yi "ileri karakol"luktan merkeze çekerek daha fazla yük ve görev üstlenmek. Duran "Türkiye artık NATO'nun merkezinde" derken Ankara'nın pozisyonunu işaret ediyor. ZİRVEDE ALINACAK KARARLAR "3.0 vizyonu"nun temelinde Avrupa ülkelerinin daha fazla sorumluluk üstlenmesinin bulunduğunu belirten NATO Genel Sekreteri Mark Rutte Ankara zirvesinde bu taksimatın yapılacağını söyledi. Türkiye yüzde 3,5+1,5 hedefine 2030 sonunda ulaşmayı hedefliyor. Bu alt yapı Rusya ile kapışmaya hazırlanan "ittifak" için kritik önemde. Saray Sözcüsü, "NATO'nun güvenlik haritası yalnızca Batı Avrupa merkezli değil, Güney ve Doğu Avrupa, Karadeniz ve Ortadoğu bağlantılı düşünülmelidir" derken Trump ile işbirliği içindeki rejimin Türkiye'yi NATO'nun merkezine yerleştirecek olmasının faturası tüm ülkeye çıkacaktır.
02 Temmuz 2026 05:00

Abd Emperyalizmi-akp İşbirliğinin İtirafı: Şimdiye Kadar Her Denileni Yaptı
Erdoğan ve siyasal İslamcı rejimin zirveye bu derece önem vermesinin nedeni "savaş ittifakı"ndaki pozisyonu üzerinden içeride kaybedilen "meşruiyet"i "dışarı"dan sağlama isteği. Beyaz Saray'da konuşan Trump, şunları söyledi: "Kendisi harika bir lider, çok güçlü bir kişi. Büyük bir ordusu var. Erdoğan benim dostum. İran'la savaşa girmeye en güçlü aday oydu. İsrail'in büyük bir hayranı olmadığını biliniyor, İran'ın yanında bile yer alabilirdi. Ondan bu savaşa girmemesini rica ettim, o da dışarıda kaldı. Şimdiye kadar kendisinden istediğim her şeyi yaptı." AKP lideri için "O biraz tartışmalı bir isim ama ben de öyleyim. Ama onu tanıyorum" diyen ABD Başkanı, Erdoğan'ın kendilerine "çok yardımcı olduğunu" dile getirerek, "Onu seviyorum. NATO'dakiler Erdoğan'la bir sorun yaşadığında çoğu zaman beni arıyorlar ve 'Onunla konuşur musun?' diyorlar. Beni arayıp 'Bize bir iyilik yapıp onunla konuşabilir misin?' diyorlar" dedi. MUTLU EDECEKLER Trump, Türkiye'nin F-35 savaş uçakları ve yerli muharip uçağı için ihtiyaç duyduğu motorları alma isteğine ilişkin soruya, "Muhtemelen Türkiye'yi mutlu edecek bir şey yapacağım" yanıtını verdi. Başkan Yardımcısı JD Vance ise Türkiye'nin 2019'da Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerini satın almasının ardından askıya alınan F-35 programına ilişkin değerlendirme sürecinin sürdüğünü söyledi. BUGÜNE KADAR NE VERİLDİ Ülke tarihinin en Amerikancı yönetimi olan AKP iktidarı 2002'de işbaşına gelmesinden bu yana Washington'ın kendisinden istediği her şeyi yaptı. Belli başlı örnekler şöyle: 1 Mart Tezkeresi: Erdoğan ve AKP ülkeyi Irak işgalinin merkez üssüne dönüştürecek tezkerenin geçmesi için her şeyi yaptı. 7 Ekim Saldırıları: Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırıları üzerinden girişilen Ortadoğu'nun bir bütün olarak kanlı şekilde dönüştürülmesi politikalarına destek sunuldu. NATO'ya katkı: Türkiye 32 üyesi bulunan ittifakta en büyük ikinci ordusuyla NATO harekâtlarına en çok katkı veren ilk beş ülke arasında yer alıyor. Şimdi NATO'nun yeni konsepti içerisinde daha büyük görevler üstlenmeye aday olan iktidar, ülkeyi Trump'a ve NATO'ya teslim etmek için her şeyi yapıyor.
26 Haziran 2026 05:00

Nato 3.0 Formatında Türkiye'ye Bekçilik Rolü
Münih Güvenlik Konferansı'nın "Yıkım Altında" başlıklı raporunda savaş sonrası inşa edilen uluslararası düzenin "yıkım sürecine" girdiği, bugüne kadar küresel sistemin gardiyanlığını yapan ABD'nin artık mevcut düzeni kendi çıkarlarına aykırı bularak yıkım sürecini başlattığı belirtiliyordu. NATO'YA YENİ FORMAT: 3.0 Trump'ın ABD'nin küresel çıkarları doğrultusunda yeniden biçimlendirmek istediği kurumların başında ise bugüne kadar Amerikan düzeninin silahlı gardiyanlığını yapan savaş örgütü NATO geliyor. Bu yeni dönüşümü ABD Savaş Bakanı Hegseth, "NATO 3.0" olarak duyurdu. Müttefiklerin daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda olduğunu söyleyen Hegseth, amaçlarının "NATO'yu yeniden gerçek askeri güce odaklanan bir ittifaka dönüştürmek" olduğunu şu sözlerle açıklıyor: "Soğuk Savaş'ı kazanan NATO 1.0 modelini esas alan bir NATO 3.0 inşa ediyoruz. Avrupa'nın konvansiyonel savunmasında müttefiklerimizin öncü rol üstlenmesi gerekiyor. Avrupa'nın, güçlü bir Amerika ile müttefik olan askeri bir güç olması gerekiyordu. NATO 1.0'ın özü buydu. Avrupa'yı savunmaya odaklanmayan NATO 2.0, bölge dışı operasyonlara ve savaşmakla hiçbir ilgisi olmayan konulara doğru kaydı." Ajanslardan aktaracak olursak Amerikalı Bakan NATO 2.0 döneminde ittifakın yönünü kaybettiğini savunarak bu dönemi "kayıp yıllar" olarak tanımladı. 7-8 Temmuz tarihlerindeki buluşmada NATO 3.0'a karar verilecek. Temel kuruluş gerekçesi "kapitalizmin" bekçiliği ve kapitalizmin ihtiyaçları olduğu için de Sovyetler Birliği dağılsa da genişleyerek varlığını kalıcılaştırmaya devam etti. Zirvenin bir diğer çarpıcı yanı da bugün "düşman" ilan edilen Rusya'nın Devlet Başkanı Dimitri Medvedev'in zirveye katılmasıydı. NATO'nun savaşmakla ilgisi olmayan gündemlerden uzaklaşıp yeniden "sert güç"e dönmesi amaçlanırken aralarında Türkiye'nin de olduğu müttefiklere yeni roller, görevler, ödevler biçiliyor. 12 Şubat'ta, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Eldridge Colby tarafından Brüksel'deki NATO savunma bakanları zirvesinde "İhtiyaç duyulan şey bir 'NATO 3.0'dır" sözleriyle de dile getirilmişti. Emperyalizmin yeni yönelimleri doğrultusunda NATO'ya şekil verilirken Türkiye'nin "ittifak"ın ileri karakoluna dönüştürülmesi karşılığında sağlanan "Amerikalardan alınan meşruiyet"in ağır bir bedeli olacaktır.
20 Haziran 2026 05:00


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Cepeda'nın Zaferi Tüm Latin Amerika'yı Etkiler
Yüz yıl sonra ilk kez solun geçen seçimde yönetime geldiği ülkede 21 Haziran'da kritik bir seçim var. Trump yönetiminin açık destek sunduğu Espriella devlet başkanlığı seçiminin ilk turunda oyların yüzde 43,7'sini Cepeda ise yüzde 40,9'unu almıştı. MERKEZ SAĞIN OYLARI HEDEF Birkaç unsuru göz önünde bulundurmak önemli diyen Capote, şunları söylüyor: "Birincisi, oy kullanma yerlerine gidemeyen kişiler. Buralar zaten Cepeda'nın kazandığı bölgeler. Bunlar, iç kesimlerde yer alan ve coğrafi özellikleri, siyasi yapısı ya da silahlı çatışma dinamikleri nedeniyle bazı toplulukların oy kullanma merkezlerine ulaşmasının oldukça zor olduğu bölgeler. Bu nedenle, şu anda Cepeda'nın kampanyasının önceliklerinden biri, insanların oy kullanma haklarını yerine getirebilmelerini sağlamak. Bu çok önemli bir unsur, çünkü ilk turda Cepeda'nın kazandığı birçok yerde sandığa gitmeme oranı oldukça yüksekti." Ülkede başkanlık yarışı kıyasıya sürerken aradaki oy farkı azalıyor. Sınıfsal farkın kampanyalara da yansıdığına işaret eden Capode şöyle diyor: "Espriella'nın destekçileri büyük lüks araçlarla konvoy yaparken —aralarında daha mütevazı olanlar olsa da— genel olarak ülkenin önde gelen ekonomik çevrelerini arkasına alan, çok para harcanan kampanyalar yürütüyorlar. Cepeda'nın kampanyasında ise toplumun genelini oluşturan sıradan insanların, kazanmak için kampanyayı bizzat sahiplendiği bir süreç yaşanıyor." Kolombiya'yı gelecekte nelerin beklediğine yönelik soruya ise şöyle yanıt veriyor capote: "Bir yanda aşırı sağ seçeneği var. Ülkemiz tarih boyunca her ne kadar egemen sınıflar, sağcılar, ulusal burjuvazi ve oligarşi tarafından yönetilmiş olsa da Pacto Histórico'nun ve Cumhurbaşkanı Gustavo Petro'nun zaferinden bu yana geçen son 4 yılda dengelerde bir değişim yaşandı. Önceliğin halk kesimlerine verildiği bir gerçek. Mevcut veriler de bunu kanıtlıyor. Asgari ücretteki artış, açlık, yoksulluk, eşitsizlik ve işsizlik rakamlarındaki önemli düşüşler, halk kesimlerinin ve en çok ihmal edilmiş olanların hükümetin önceliği olduğunu gösteriyor." KOLOMBİYA YOL AYRIMINDA Aşırı sağcı Espriella'nın saldırdığı ve tam olarak yıkmak istediği şeyin bu durum olduğunun altını çizen Laura Capote sözlerini şöyle sürdürüyor: "Tarihsel Pakt'ın değişim projesini destekleyen halk sınıflarını cezalandırarak egemen sınıflara ayrıcalık tanımak istiyor. Ayrıca bununla bağlantılı olarak, ideolojik olarak ABD dış politikasıyla tam bir uyum içinde. Trump'a açık bir hayranlık besliyor ve hatta Benjamin Netanyahu'ya da hayranlık duyuyor. Netanyahu'nun İsrail'de yaptıklarını, kendi ifadesiyle Kolombiya'da yapmak istedikleriyle bağdaştırma niyetinde. 'Düşman' olarak gördüğü unsurlara karşı bir yok etme politikası geliştirmek istiyor. Çeşitli fırsatlarda solun kökünü kazımayı ve kendi hükümetine muhalif olan kesimleri bir şekilde ortadan kaldırmayı amaçladığını belirtti. Konuşurken "destripar" kelimesini kullanıyor —bu "içini deşmek" yani "katletmek" anlamına geliyor." Seçim sonuçlarının bölgesel etkilerine dair ise Capote şunları ifade ediyor: "Kolombiya şüphesiz tüm bölge ve bölgenin genel siyasi dinamikleri için çok önemli. Bugün ilerici bir hükümete sahip olmamız, bölgesel tabloyu büyük ölçüde değiştiriyor. Kıtanın en büyük üçüncü ekonomisiyiz ve bu durum şüphesiz ülkemizin bölgesel düzeydeki siyasi yönelimlerini de etkiliyor. Bu çerçevede, bu ilerici hükümetin devam etmesi durumunda, kıta genelindeki alternatif kesimlerin güçlenmesi önemli olacak. Kolombiya'nın da dahil olduğu, Meksika ve Brezilya'nın liderlik ettiği bu bloğun güçlenmesi, Kolombiya özelinde ABD'nin emirlerini takip etmenin ötesine geçen bir egemenlik ve bölgesel entegrasyon vizyonunun güçlenmesini sağlayacak. Espriella'nın seçilmesi durumunda, Iván Duque ve öncesinden bu yana ülkemizdeki eski yönetimlerin yaptığı gibi, tamamen ABD dış politikasının takipçisi olan bir çizgiye dönüş yapılacaktır. İlerici ittifakın adayı Haliyle ilerici ittifakın ve Cepeda'nın kazanması bölge için kritik bir öneme sahip." *** HABERLER YALAN, PETRO GÖREVİNİN BAŞINDA Gazeteci Monica Valdes ise solcu devlet başkanı Gustavo Petro'nun görevden alındığına ilişkin geçen günlerde yayılan haberlerin gerçeği yansıtmadığını kaydetti. Bu, sadece bir milletvekilinin Petro'yu 21 Haziran saat 16:00'ya kadar, yani cumhurbaşkanlığı ikinci tur oylamasının sona ermesine kadar, görevden uzaklaştırmaya yönelik başarısız bir talebiydi. Suçlama Komisyonu bu talebi görüşmedi ve nihai kararı da vermedi."
18 Haziran 2026 05:00

Tukidides Tuzağı Mı Yeni Paradigma Mı?
Öyle ki Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in 14 Mayıs'ta Pekin'de ağırladığı ABD Başkanı Trump'a " İki ülke Tukidides Tuzağı'nı aşarak büyük güç ilişkileri için yeni bir paradigma oluşturabilir mi? " uyarısı bu kaygının açık bir dışa vurumuydu. Şi, iki tarafın " rakip değil ortak olması gerektiğini " vurgulayarak olası bir "kazan-kazan" durumunun yaratılması gerektiğini ifade ediyor. Kaynaklardan aktaralım: " Thucydides, Antik Yunan'da Atina ile Sparta arasında 2500 yıl önce, (M.Ö. 431) yaşanan ve 27 yıl süren Peloponez Savaşı'nı anlatırken dile getirir. Sparta ve müttefikleri savaşı kazansa da sadece Atina değil herkes kaybeder. " Şi'nin "Tukidides Tuzağı" vurgusu tesadüf değil. Çin lideri "Tukidides Tuzağı"ndan kaçınılması gerektiğini ifade ederken büyük güçler arasındaki rekabetin her zaman savaşla sonuçlanmayabileceğini vurguluyor. 16 KAPIŞMADAN 12'Sİ SAVAŞLA SONUÇLANDI BBC Türkçe'deki Graham Allison'ın uygulamalı tarih projesi üzerinden Tukidides'in tuzağına ilişkin çarpıcı analizinden aktaracak olursak; " Son 500 yılda 16 büyük 'yükselen güç-yerleşik güç' kapışması vuku buldu. Bunların 12'si savaşla sonuçlandı. Ancak istisnalar da yok değil. 1490'larda İber Yarımadası'nın iki büyük gücü İspanya ve Portekiz savaşın eşiğine geldi. 1494'teki Tordesillas Antlaşması büyük çatışmayı önledi. 19. yüzyılın sonlarında ABD, İngiltere'yi yakaladı ve geçti, süreç çatışmasız sona erdi. Yine 20. yüzyılın ikinci yarısında ABD ve Sovyetler Birliği karşı karşıya geldi. Soğuk Savaş, Tukidides Tuzağı'ndan kurtulma anlamında tarihin en büyük başarılarından biriydi. Son olarak, 1990'lardan günümüze kadar İngiltere ve Fransa bloğu ile Almanya arasındaki rekabet de savaşla neticelenemedi. Almanya yükselse de başka bir paradigma geliştirildi." ABD İLE 19. YÜZYIL EMPERYALİZMİNE DÖNÜŞ! Büyük güç rekabetinde 21. yüzyılla birlikte karşı karşıya gelen Çin ve ABD, Şi'nin vurguladığı üzere " yeni bir paradigma oluşturabilir mi? " Jeopolitiğin yeniden geri döndüğü, güç merkezleri arasındaki rekabetin şiddetlendiği Hayri Kozanoğlu hocadan aktarırsak " ABD'nin 19. yüzyıl emperyalizmine geri döndüğü " mevcut siyasal iklimde dünya keskin bir yol ayrımında. Foreign Affairs'de çıkan "G -2 Gerçeği, Amerika ve Çin birbirini domine edemez veya dışlayamaz " başlıklı yazısında Zheng Wang, Trump'ın Pekin ziyaretine ilişkin "zirvenin daha derin anlamı, Washington ve Pekin'in birbirini boyun eğmeye zorlayamayacağını kabul etmeye başlamasıdır. İki ülke de zorlamanın sınırlarını keşfediyor" diyor. Yazıda ziyaretin yeni bir " G-2 dünyası "nın başlangıcı anlamına geldiği iddia edilirken " ABD ve Çin'in birbirlerini kısıtlayabileceği, cezalandırabileceği ve bozabileceği, ancak birbirlerine hükmedemeyecekleri veya birbirlerini dışlayamayacakları bir dünya "dan bahsediyor.
12 Haziran 2026 05:00

Mutlak Butlan, Muhalefetin Tasfiyesi, Abraham Anlaşması
Türkiye, Irak, Lübnan, Suriye, İran vb… Muhalefet "uyumlu" hale getirilmeden dayatılan yeni düzenin işlemesi, ayakta kalması mümkün değil. Pek çok yerde "ince işler"e girişildi, halen de bu çalışmalar sürüyor. İçeride tek adam rejiminin işbirlikçileri ve yargı eliyle kalkıştığı "kontrollü muhalefet" planı bölgedeki bütünlüklü dönüşümle doğrudan bağlantılı. Sürecin Barrack'ların, Witkoff'ların, Powell'ların istediği istikamette ilerlemesi için "çimlerin biçilmesi" gerekiyor, ya da ayrıksı otların temizlenmesi. MUHALEFETİN TASFİYESİNİN ŞİFRELERİ CHP'ye yönelik " mutlak butlan" darbesi Türkiye'nin 1990'lı yıllardan itibaren tabi tutulduğu siyasal İslamcı dönüşüm sürecinin bir sonucu. Ana muhalefet partisini hedefe koyan da bu "gereklilik"ti. Amerikan emperyalizmi bölge ülkelerini kendi emperyalist planlarına eklemlemenin peşinde koşarken "dikensiz gül bahçesi" için hiçbir gücün, aktörün, dinamiğin bu süreci baltalamaması gerek. ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın "Hazar Denizi'nden Akdeniz'e kadar bir iş birliği göreceksiniz" sözlerinde vücut bulan bölgesel dönüşüm Türkiye'yi de içeriyor. CIA eski Türkiye şefi Paul Henze, 2006'da Beyaz Saray'a sunduğu "Türkiye Raporu"nda şunları kaydeder: "Türkiye'nin mevcut haliyle Amerikan politikalarına destek vereceğinden emin olamayız. Ülkenin kurucuları kontrol mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde, parlamento önümüze çıkar; parlamentoyu ikna ettiğimizde, ordu önümüze çıkar; orduyu ikna ettiğimizde, yargı önümüze çıkar. Amerika'nın Türkiye'de federal bir devlet kurması çıkarınaysa, yargıyı, orduyu, parlamentoyu ve hükümeti tek bir otorite altında toplayan bir başkanlık sistemi, mutlaka ve öncelikli olarak benimsenmelidir. Bir kişiyi ikna etmek, kendi kendini denetleyen ve dengeleyen bir yapıyı ikna etmekten daha kolay olacaktır. Eğer o kişi Amerikan çıkarlarına hizmet etmekten çekiniyorsa, tek bir kişi etrafında inşa edilmiş bir yapıyı sökmek Amerika için sorun olmayacaktır. " Henze'nin de önerdiği şekliyle bugünkü "başkanlık rejimi"nin tohumları o günden itibaren ekilmeye başlandı. Bu karar Amerikan menşeli "güçlü rejim", "hayırsever monarşi" planının ve bu senaryo doğrultusunda Erdoğan'ın fiilen tek aday olduğu bir sandık kurgusunun parçasıdır.
28 Mayıs 2026 05:00

Bolivyalı Protestocular, Sendikacılar, Yerli Halkların Temsilcileri Birgün'e Konuştu: Bolivya'daki Ayaklanma Sadece Bugünün Değil Yarının Kavgasıdır
Latin Amerika ülkesi Bolivya'da pahalılık, neoliberal dayatmalar ve derinleşen kriz toplumsal patlamaya neden olurken sağcı Devlet Başkanı Rodrigo Paz'ın istifasını isteyen hükümet karşıtlarının protestoları devam ediyor. Enflasyonun yüzde 14'e çıktığı ülkede yakıt sübvansiyonlarının kaldırılmasının tetiklediği gösteriler 32 noktada sürerken protestoların arkasında eski Devlet Başkanı Evo Morales'in olduğunu ileri süren hükümet isyanı şiddetle bastırmaya çalışıyor. Ülkenin en büyük sendika liderlerinden Mario Argello hakkında "terörizm" suçlamasıyla gözaltı kararı çıkarıldı. BOLİVYA'DA YAŞANANLAR HALKÇI BİR AYAKLANMA René Soliz VILLCA, Bolivya Yerli Kültürlerarası Topluluklar Konfederasyonu (CSCIOB) Örgütlenme Sekreteri: Bolivya'da şu an yaşananlar halkçı bir ayaklanmadır. Bu kararname ulusal ve ulusötesi özel yatırımları kayırıyor; lityum, madenler, hidrokarbonlar gibi doğal kaynakların satılmasını, stratejik şirketlerin özel sermayeye devredilmesini ve işveren lehine esnek çalışma modellerini öngörüyordu. Diğer önlemlerin yanı sıra bu 5503 sayılı kararname, sokaklarda ve otoyollardaki toplumsal protestolar ve ulusal yol kapatma eylemleri sayesinde yürürlükten kaldırıldı. Bu kabul edilemez durum toplum genelinde büyük bir infiale yol açtı. Oysa anayasamızın 394. maddesinin II. fıkrası uyarınca, küçük mülkler aile mirası olarak korunmakta olup bölünemez ve haczedilemez niteliktedir. NE VAR NE YOK SATMAYI PLANLIYORLAR Nisan ayına gelindiğinde, farklı sektörlerden spesifik taleplerle protestolar başladı. En kötüsü de eğitim, sağlık, su ve La Paz şehrindeki teleferik hattı ile devlet hava yolu şirketi BoA (Boliviana de Aviación) gibi kamu toplu taşıma hizmetlerini özelleştirmek istiyorlar; en büyük 15 kamu şirketini satmak niyetindeler. DİYALOG YOLU KALMADI BAŞKAN PAZ'IN SÜRESİ DOLDU Bugün Bolivya'da yaşanan son kitlesel eylemlerin ve toplumsal protestoların fitilini ateşleyen şey bu oldu. Başlangıçta eylemlerin odağı hükümet merkezi olan La Paz'dı. Ancak bugün 18-19 Mayıs itibarıyla, yolların %80'i kapatılmış durumda. Tek bir talep var: Başkan Rodrigo Paz'ın istifası. Bolivya'da tam olarak yaşanan budur. Tüm kitlesel eylemler ve toplumsal protestolar ülkenin siyasi ve idari merkezi olan La Paz'a ulaşmakta ve başkanın istifasında somutlaşmaktadır. Bu başarı, ABD'den dikte edilen neoliberal politikalar yüzünden acı çeken Ekvador, Arjantin ve Şili'deki "Büyük Vatan" (Patria Grande) kardeşlerimize göstereceğimiz bir yol olacaktır. *** BU BOLİVYA'NIN NASIL BİR ÜLKE OLACAĞININ KAVGASIDIR Evo Pueblo Hareketi'nden Av. Canela CRESPO: Bolivya, Rodrigo Paz'ın göreve gelmesinden yalnızca altı ay sonra son derece derin bir siyasi ve toplumsal krizden geçiyor. Haftalardır La Paz bölgesi başta olmak üzere ülkenin dört bir yanında yerli örgütleri, köylüler, sendikalar, madenciler, öğretmenler, nakliyeciler ve farklı halk kesimlerinin öncülük ettiği kitlesel protestolar, yürüyüşler ve yol kapatma eylemleri yaşanıyor. Bu tepkiyle birlikte, Pando'dan La Paz'a doğru neredeyse bir ay süren ve yüzlerce kilometre kat edilen büyük bir yerli yürüyüşü başladı. Bunu somutlaştıran çarpıcı bir veriyi paylaşayım: 2025 seçimlerinin ilk turunda Rodrigo Paz sadece 97 belediyede kazanabilmişken, ikinci turda 285 belediyeye ulaştı. Hükümet, seçim zaferini, "halk bloğunun" artık yok olduğunu ya da Bolivya siyasi hayatından tamamen silinebileceğini sandı. Hükümetin en büyük hatası da muhtemelen burada yatıyor: Bolivya'nın artık eski Bolivya olmadığını anlayamamak. Bolivya'daki krizin etkileri siyasi, toplumsal, tarihi ve bölgesel düzeyde çok boyutlu bir şekilde kendini gösteriyor. Siyasi Meşruiyet Kaybı: Kısa vadeli siyasi düzlemde en belirgin etki, Rodrigo Paz hükümetinin meşruiyetinin hızla içinin boşalmasıdır. GÖSTERİLER MORALES'İ DE AŞAN TÜRDEN Aynı zamanda hükümet, bu eylemlerin esas olarak Evo Morales tarafından organize edilen bir "istikrarsızlaştırma manevrası" olduğu algısını yaratmaya çalıştı. Resmi olarak "insani yardım" şeklinde sunulsa da, 2019'daki darbeden sonra dönemin Arjantin Başkanı Mauricio Macri'nin Jeanine Áñez hükümetine protesto bastırma malzemeleri gönderdiği hafızalardadır. Daha derin bir açıdan bakarsak kriz, Bolivya'nın onlarca yıldır gösterdiği tarihi bir sınırı yeniden teyit ediyor: Hiçbir siyasi proje; yerli-halk hareketlerinin, sendikal ve köylü örgütlerinin ağırlığını ve Çokuluslu Devlet etrafında inşa edilen siyasi hafızayı yok sayarak ülkede kalıcı bir istikrar sağlayamaz. Başkanın istifa edip etmeyeceğinden bağımsız olarak, şu an asıl risk altında olan ve sahada mücadele veren şey, bir daha asla "hiç kimse" konumuna geri dönmek istemeyen bir halkın iradesidir.
20 Mayıs 2026 05:00


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Nato Neden Popüler Kültüre Ve Sinema Endüstrisine El Atar!
Geçen günlerde, 3 Mayıs, İngiliz The Guardian gazetesi batı emperyalizminin savaş örgütü NATO'nun Avrupa ve ABD'deki sinema-film endüstrisinin temsilcileriyle gizli toplantılar düzenlediğini yazdı. EMPERYALİZMİN YENİ YÖNELİMLERİ Benzer bir stratejinin bu kez de Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) üzerinden devreye sokulması "savaş örgütü"ne biçilen rolle ilintili. Yakın bir tarihe kadar transatlantik ittifakın Avrupa kanadı tarafından "beyin ölümü"nün gerçekleştiği belirtilen NATO'ya ABD eliyle yeni bir format atılmaya çalışılıyor. 3 Mayıs tarihli Guardian haberinde Brüksel, Los Angeles, Paris toplantılarının NATO'nun mesajlarını sinema ve televizyon aracılığıyla yayma girişimi olduğu yer alıyor. İrlandalı ödüllü senarist Alan O'Gorman, planlanan toplantıyı "skandal" olarak nitelendirerek şu ifadeleri kullanıyor: "Şu anda Avrupa genelinde savunma sistemlerimizin zayıfladığına dair bir korku yayılmaya çalışılıyor. Bunu İrlanda bağlamında görüyorum; burada bazı medya kuruluşları ve hükümet, NATO'yu olumlu bir şekilde sunmak ve kendimizi onlarla daha yakından uyumlu hale getirmek için baskı yapıyor." O'Gorman toplantıya davet edilen diğer senaristlerin "sanatın savaşı destekleyecek şekilde kullanılacak olmasından oldukça rahatsız olduklarını" ve kendilerinden "NATO propagandasına katkıda bulunmalarının" istendiğini hissettiklerini söyledi. SENARİSTLER, YÖNETMENLER NATO KARARGAHINDA Haberden öğreniyoruz ki; NATO'nun eğlence sektörüyle teması yeni değil. SAVAŞ ÖRGÜTÜNÜN PR'I YAPILIYOR Amerikan-Batı emperyalizminin silahlı kolu NATO yeni savaşlara, müdahalelere hazırlanırken bir "meşruiyet" peşinde. 4 Nisan'da 77'inci kuruluş yıldönümünü kutlayan Kuzey Atlantik İttifakı-NATO'ya yeni format atılmaya çalışılırken ittifakın gelecek zirvesi Ankara'da. 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da Saray'da düzenlenecek zirve birçok şeyi anlatıyor.
16 Mayıs 2026 05:00

Rejimin Elindeki Rehine: Süreç
PKK yöneticilerinden Murat Karayılan geçen günlerde "Şu an itibarıyla süreç dondurulmuştur. Bize yansıyan ve bizim gördüğümüz budur" sözleriyle gelinen aşamayı tarif edecekti. Sürecin başladığın günden bu yana neredeyse 20 ay geçti. 2010 referandumu bu taktik hayata geçirildi. Ortadoğu'daki siyasal gelişmeler üzerine "zoraki" başlatılan süreç, başından itibaren iç dinamikler üzerinden değil dışsal faktörler üzerinden yürüdü, yürütülmeye de devam ediliyor. Herhangi bir sıkıntı yok" yanıtını veriyordu. Erdoğan haksız da sayılmazdı, süreç tam da iktidarın istediği gibi gidiyor! Süreçte ciddi bir tıkanmanın yaşandığı, rölantiye girdiği gizlenemiyor. PKK tarafından gelen "süreç tıkandı" çıkışının benzeri DEM Parti tarafından da sıklıkla dile getiriliyor. Eş Başkanlardan Tülay Hatimoğulları yine geçtiğimiz günlerde süreçte tıkanmalar yaşandığını çok açık şekilde belirtmişti. Meclis Komisyonu raporuna rağmen iktidar cephesi meseleyi "güvenlik "parantezine kilitlerken gerekli koşulların oluşmadığını savlıyor. Karayılan, "Kürt hareketi adım atmıyor" eleştirilerine "örgütün üzerine düşen sorumlulukları eksiksiz yerine getirdiği" sözleriyle yanıt verdi. 42 yıldır sürdürülen silahlı mücadelenin sona erdirilmesi, örgütün kendini feshetmesi, yeni bir adlandırmaya gidilmesi olağan durumlar değil. Tüm bu stratejik kararlara rağmen süreç tam da iktidarın istediği gibi gidiyor. Ancak süreci olumluya dönük pratik hiçbir adım henüz yok. Kürt kanadı "Her şeyi tek taraflı karşıdan bekleme yaklaşımı adil değil, bu tutum işi yokuşa sürmedir, teslimiyeti dayatmadır" derken "iç cephe konsolidasyonu" adı altında kendi rejimini pekiştirmek isteyen iktidarın niyetleri esasında okunuyor. Sürecin ilerlemesi için atılmayan hukuki-yasal adımlara rağmen basınca devam ediliyor. Rejimin bu meseleyi kendi ikbali uğruna kullanarak siyasi bir rehineye çevirdiğinin herkes farkında. Ortadoğu'daki mevcut kaotik durumun uzun bir süre daha bu minvalde ilerleyeceği yönündeki öngörüler çerçevesinde "adı konmamış süreç"in de zamana yayılacağı, bölge endeksli şekilleneceği rahatlıkla söylenebilir. Meclis komisyonu raporu, tek taraflı adımlar, müzakereler ve beyanlara rağmen sürecin ilerletilmemesinin bir izahı var elbette. Rejim sorunun demokratik, halkçı bir çözümünün peşinde değil. İktidarın sorundan, çözümden anladığı farklı. Rejimin beklenilen olası ilk adımları atacak olması da –kayyumlara son verilmesi, siyasi af, Öcalan'a statü vs- sorunun kalıcı çözümüne yönelik olmayacaktır. İktidar bloğunun başlattığı süreç ABD'nin Ortadoğu yönelimlerinden, emperyalist planlardan, rejimin bölgesel tahayyüllerinden ayrı ele alınamaz. Sürece dair atılacak adımlar da haliyle bölge eksenli oluyor. Bunu yaparken de "iç cephenin güçlendirilmesi" adı altında iktidar gücünü yeniden tahkim etmeyi hesaplıyor. Ancak ne yaparsa yapsın "karanlık" hesapları tutmayacaktır. ABD emperyalizmiyle bağımlılık ilişkisini derinleştiren, NATO içindeki pozisyonunu güçlendiren AKP-MHP rejimi Kürt sorununun demokratik, halkçı çözümünü değil, kendi rejiminin kalıcılaştırılmasını hedefliyor. Attıkları her adım da buna yönelik. Haliyle süreçte bir tıkanmadan ziyade "kontrollü" bir durum var.
11 Mayıs 2026 05:00

İran Savaşının Gölgesinde Irak'ta Siyasi Mühendislik
100 yıl sonra Kerkük'e Türkmen vali: 16 Nisan'da Kerkük valiliğine Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Muhammed Seman Ağa seçildi. KDP-KYB Cumhurbaşkanlığı krizi: 2003'teki Amerikan işgali sonrasında çizilen siyasi haritada Irak Cumhurbaşkanlığı'nın verildiği Kürtler arasında ilk kez bu çapta bir kriz çıktı. Aylar süren kriz sonrasında 11 Nisan'da parlamento KDP'nin boykotuna rağmen KYB adayı Nizar Amedi'yi Cumhurbaşkanı olarak seçti. KDP bu durumu "Kürt ulusal birliğine darbe" olarak nitelendirdi. Şiilerin Başbakan adayı Maliki'ye ABD engeli: Kasım ayındaki seçimden zaferle çıkan Şii koalisyonunun ortak adayı Nuri El Maliki'nin başbakanlığı ABD'ye takıldı. Irak Türkmen Cephesi Siyasi Büro Üyesi Emir İzzet Kerkük'teki siyasi kördüğümün çözümünde dış aktörlerin etkili olduğunu şu sözlerle aktarıyor: "Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve ABD'nin bu süreçte etkisi var. Irak'ta yaşanan olaylar dış etkilerden bağımsız değil." Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin (KYB) bu konuda büyük esneklik gösterdiğini kaydeden Türkmen lidere göre Kerkük Valiliği'nin bu kez Türkmenlere verilmesi tüm tarafların çıkarına. Türkiye Kerkük seçimini "tarihsel bir dönüm noktası" olarak kutladı. Kürtler ise kendi aralarında bir bölüşüme giderek Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi KDP'ye verilirken karşılığında ise Irak Cumhurbaşkanlığı KYB'ye bırakıldı. Cumhurbaşkanı seçiminde Sünni Araplar ve Ankara desteğindeki Türkmenlerle anlaşan KYB, kendi adayını seçtirirken karşılığında Kerkük'te "taviz" verdi. Rudaw'da dün çıkan, "KDP ve KYB arasında ipler kopma noktasında: Makam kavgası koltuk savaşına dönüştü" haberde Bağdat'taki Cumhurbaşkanlığı seçiminden Erbil'deki yeni hükümetin kurulamamasına kadar pek çok konuda KDP-KYB kavgasının arka planına vurgu yapılıyordu.
29 Nisan 2026 05:00