×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Abdülbakî Çimiç

Meşveret, Şûrâ Ve Şahs-ı Manevî-3 - Hac'da İhmal Edilen Hikmetler

06 Temmuz 2026 00:23

Şöyle: "Rüya hacda sükût etti. Çünkü, haccın ve ondaki hikmetin ihmali, musibeti değil, gazap ve kahrı celb etti. Cezası da keffâretü'z-zünub değil, kessâretü'z-zünub oldu. Haccın bahusus taarüfle tevhid-i efkârı, teavünle teşrik-i mesâiyi tazammun eden içindeki siyaset-i âliye-i İslâmiye ve maslahat-ı vâsia-i içtimaiyenin ihmalidir ki, düşmana milyonlarla İslâmı, İslâm aleyhinde istihdama zemin ihzar etti." (ESDE, Sünûhat, s. 360.) Hac ibadeti İslâm'ın beş rüknünden mal ve beden ile yapılan bir ibadettir. Bu sorumluluk bütün İslâm âlemini alâkadar eden bir vazifedir. Bediüzzaman'ın "Rüya hacda sükût etti." sözü, İslâm dünyasının yeniden ittihad, uhuvvet ve kuvvet kazanma gayesinin, haccın hakikî hikmetlerinin ihmal edilmesi sebebiyle gerçekleşemediğini ifade eder. Hac, İslâm'ın beş temel esasından biri olmasının yanında, sadece ferdî bir ibadet mahiyetini taşımaz. Bediüzzaman, bu hakikati şu çarpıcı ifadeyle dile getirir: "Haccın ve ondaki hikmetin ihmali, musibeti değil, gazap ve kahrı celb etti." Bediüzzaman'a göre haccın asıl hikmetlerinden biri, dünyanın dört bir yanından gelen Müslümanların birbirlerini tanımaları (taârüf), ümmetin meseleleri üzerinde fikir birliğine varmaları (tevhid-i efkâr) ve ortak gayeler doğrultusunda yardımlaşmaları (teavün) ile birlikte çalışmalarıdır (teşrik-i mesaî). Bediüzzaman, bu ihmalin ağır neticelerini, "Keffâretü'z-zünûb değil, kessâretü'z-zünûb oldu." sözüyle ifade eder.

Ahmet Yabuloğlu

Türklüğün Şifrelerinin Muhafızı Hoca Yesevî

06 Temmuz 2026 00:19

Neredeyse bin yıl önce yaşamış (1093 doğumlu) Hoca Ahmed Yesevî'nin birleştirici ruhu, yeryüzünde bütün Türklerin yüreğinde ayrı yer tutar. Yahya Kemal'in, Hoca Ahmed Yesevî hakkındaki tespitine de dikkat çeken Arslan Tekin değerlendirmesi şöyle sürdürüyor: "Ahmed Yesevî, "Türk" demiş, Türk'ü öne çıkarmıştır. Yahya Kemal, " Ahmed Yesevi'yi iyi incelemek lazım. Bizim milliyetimiz onda gizlidir" der. Bu söz boşuna söylenmiş değildir. Çünkü Ahmed Yesevî'yi anlamak, Türk'ün kendini bulduğu kaynağa inmektir. Türkistan'ı anlamak, Türk milletinin ruh köküne dokunmaktır. Türk'ün Kalbi Yesevî'nin Türkistan'ı, adlı çalışmamız Hoca Ahmed Yesevî'yi kuru bir tarih anlatısı içinde değil; Türk'ün iman, irfan ve kimlik mücadelesinin merkezinde ele alıyor. Bu kitapta hem Ahmed Yesevî'nin asırlara hükmeden manevi mirasını hem de bizzat Yesi/Türkistan'da gördüklerimi, yaşadıklarımı bulacaksınız.Bu eser, Türk'ün kalbine, Türkistan'ın ruhuna ve Yesevî ocağının sönmeyen ışığına doğru yapılmış güçlü bir yolculuktur. Çünkü Ahmed Yesevi'yi bilmeden Türk'ün gönül haritası tamamlanmaz." Arslan Tekin 2 bölüm halinde hazırladığı kitabın birinci bölümünde Ahmed Yesevi'nin Türklük ve Türk dünyası üzerindeki önemi üzerinde dururken, ikinci bölümünde ise Kazakistan'da Yesevi Üniversitesi'nde görev yaptığı yıllardaki izlenimlerini okura aktarıyor. Denktaş, 1958'de devrin Türkiye Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'ya şöyle dedi: "Kıbrıs Türkleri uydurma bir bayrak için çarpışmadı. Devletin resmi bir bayrağı olacaksa bile Türk Cemaati, Türk Bayrağından kat'iyyetle vazgeçemez! Türkiye ve Yunanistan'ın statümüzü beynelmilel anlaşmalarla garanti altına almasına gelince, biz yazılı taahhütlere itimat edemeyiz. Fiilî garanti isteriz." Fatin Rüştü Zorlu, "fiilî garantiden maksadını" sordu, Denktaş, "Türk askerînin Kıbrıs'a gelmesi" dedi. Denktaş'ın vizyonu: "Türk askeri Kıbrıs'a gelmeli ve bir daha gitmemeli!" Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesini ve Rauf Denktaş'ın liderlik vizyonu ile Türk askerinin yeniden Kıbrıs'a gelmesi için verdiği mücadeleyi konu alan, "Türk Askerinin Kıbrıs'a Gelmesini Sağlayan Adam" konuya ilgi duyanların okuması gereken bir kitap.

Prof. Dr. Vişne Korkmaz

Ankara Zirvesi Öncesi Ukrayna Meselesi

06 Temmuz 2026 00:15

Son yıllarda NATO zirvelerinden önce Ukrayna Savaşı ne alemde ve NATO, Ukrayna ile ilgili ne söyleyecek diye bakmak adet oldu. Yaklaşan NATO zirvesinin birinci öncelliği Ukrayna Savaşı olmayacak. Bu NATO'nun en önemli gündem maddesi Transatlantik ilişkilerdeki yarığın NATO birlik, beraberlik ve caydırıcılığına zarar vermediğini göstermek, bunu yaparken de 2014 sonrası başlayan yeni dönüşümü, NATO 3.0'ı tasdiklemek, gereğinin yapılacağını ilan etmek. Bu sorular elbette Ukrayna Savaşı ile bir şekilde ilgili, çünkü NATO güçlendirilmiş savunma ve caydırıcılığı algılanan Rus tehdidine karşı istiyor. Ayrıca NATO'nun Avrupalı müttefikleri Rusya'nın Ukrayna Savaşını kazanmasını kesinlikle istemiyorlar. Bu NATO zirvesi, bu açıdan büyük bir kırılma vaat etmiyor Ukrayna için. NATO 3.0'ın sınırda savunma adına bekleyen hazır bir ordu kadar modern savaş için gerekli hem stratejik hem taktik seviye çatışmalarda kullanılabilecek teçhizat ve savunma sistemlerinin üretilmesi olduğunu daha önceki bir yazımızda söylemiştik. Nitekim NATO zirvesinden hemen önce bir araya gelerek- nihai karar Ankara'da liderler bir araya geldiğinde alınacak tabi- 70 milyar Euroluk bir Ukrayna yardım paketi üzerinde uzlaştılar. NATO 3.0, Avrupa savunmasının yeniden yapılanması ve Ukrayna'nın savunma kabiliyetlerinin bir arada çalışabilir olması bu nedenle doğal bir akış içerisinde önümüze çıkıyor. Ukrayna savunma kabiliyetleri, Ukrayna ve Avrupalıların- büyük kısmı ile NATO üyelerinin- kısıtlanmasını isteyeceklerinden daha güçlü ve başarılı. Maalesef bu sonuç Ukrayna için tam anlamı ile iyi bir haber değil. Kiev'in Kremlin'e derin vuruş gücünü karşılıklı sınırlamakla ilgili teklifi de bizzat Putin tarafından "avantajlıyız, hayır" keskinliği ile reddedildi. Kısaca, bu sefer NATO'daki Ukrayna mevzusu sadece Kiev'e destek vermek vermemek, kimin bütçesinden destek verilecek mesellerinin ötesinde bir anlama sahip.

Fatih Polat

Menocchio Ölümsüzdür, Dik Duranlar Yalnız Değildir!

06 Temmuz 2026 00:12

17 Haziran 2026 günü yitirdiğimiz İtalyan Tarihçi Carlo Ginzburg, makro tarih yazımının görmezden geldiği sıradan insanları tarih yazımının merkezine oturtmayı önceleyen mikro tarihçiliğin önemli temsilcilerindendi. Ginzburg, 'Peynir ve Kurtlar' adlı kitabının ön sözüne şöyle başlar: "Geçmişte tarihçiler yalnızca 'kralların büyük işleriyle' ilgilenmekle suçlanabilirlerdi, ama günümüzde bu artık doğru değil. Artık tarihçiler, gittikçe daha yoğun bir biçimde, seleflerinin es geçtikleri, bir kenara attıkları ya da yalnızca bilmezden geldikleri şeylere dönüyorlar. Brecht'in 'okumuş işçisi' daha o zamanlar bile 'Yedi kapılı Thebai'yi kim inşa etti?' diye soruyordu. Kaynaklar, bu isimsiz duvarcılar konusunda bize hiçbir bilgi vermiyor, ama soru bütün anlamını koruyor." Ginzburg, 16. yüzyılın sonlarında, İtalya'nın bir dağ köyünde yaşayan Değirmenci Menocchio'nun engizisyona meydan okumasının serüvenini anlatıyor kitabında. Kiliseyi ve onun koyduğu kanunları bir çıkar ilişkileri sitemi olarak sorgulayan Değirmenci Menocchio'nun söyledikleri dönemine göre bir "delilik"tir. 427 yıl sonra Türkiye'de komedyen Deniz Göktaş, diktatörlüğü sorgulayan şakası nedeniyle cumhurbaşkanına hakaretten ve ek olarak dini temalı şakası gerekçe gösterilerek 3 Temmuz 2026 günü tutuklandı. Aynı gün Ginzburg gibi, tarihte ve günümüzde 'isimsiz duvarcıların' izlerine, emeklerine, acılarına, trajedilerine odaklanan İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümünün 21 yıllık Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Bilmez'in görevine üniversite yönetimi tarafından son verildi. Bülent Bilmez, yaptığı açıklamada, üniversitedeki görevine bir yıllık kayyım yönetimi tarafından son verildiğini belirterek, "Bu kararın, yıllardır Kürtler, Aleviler, dil hakları ve azınlıklar üzerine yürüttüğüm çalışmalarla; özellikle bu yıl İletişim Yayınları tarafından yayımlanan Dersim Kırımı hakkındaki kitabım ve söyleşilerimle bağlantılı olduğunu düşünmem için güçlü nedenler bulunmaktadır. Bir akademisyenin araştırma alanı nedeniyle hedef alınması, akademik özgürlüğe açık bir müdahaledir" dedi. Berlin'de sürgündeki Rap Sanatçısı Ezhel'in, Deniz Göktaş'a destek için gerçekleştirilen önceki günkü eylemde, "Bugün çok sevgili arkadaşım Deniz Göktaş için buradayız." dedikten sonra, "Ben de 2018 yılında şarkılarım yüzünden bir ay Maltepe Cezaevinde tutuklu kaldım. Sonra Almanya'ya geldim ve şu anda da üç tane dava olduğu için hakkımda, yedi yıldır ülkeme dönemiyorum" diye devam etmesi, içinden geçtiğimiz döneme damgasını vuran rejimin bir özeti gibi.

Zeki Gül

Güvenlik Zirveleri: Yarının Tıbbını Okumak

06 Temmuz 2026 00:08

Bu yaklaşımın önemli temsilcilerinden Mark Harrison, bu karşılıklı etkileşimi "tıbbın militarizasyonu" ve "savaşın tıbbileştirilmesi" olarak kavramsallaştırır. Harrison'a göre modern savaş, "Yalnızca silahların değil, insan bedeninin de bilimsel olarak yönetildiği bir organizasyon modelidir." Özellikle 19. yüzyılın sonlarından itibaren ordular, askerlerin beslenmesi, hijyeni, bulaşıcı hastalıklardan korunması, psikolojik dayanıklılığı ve fiziksel yeterliliği konusunda tıp biliminin bilgi ve yöntemlerinden sistematik biçimde yararlanmaya başlamıştır. Modern tıbbın klinik dilinin azımsanamayacak bir bölümü askeri kökenlidir: "Hastalıkla savaş", "bağışıklık sistemi savunması", "hedefe yönelik tedavi", "agresif tedavi", "terapötik silahlar", "cerrahi operasyon" gibi ifadeler yalnızca mecazi anlatımlar değildir; bunlar hastalığı bir düşman, bedeni ise bir savaş alanı olarak düşünmeye yönelten bilişsel çerçevelerdir. NATO gibi kurumlar tıbbı "savaş kapasitesinin ve küresel güvenliğin asıl unsurlarından biri", yani biyopolitik bir organizasyon modeli olarak görmektedir. Geçtiğimiz şubat ayında Münih Güvenlik Konferansı bağlamında yazdığım "Tıp ve savaş arasında bilim" başlıklı yazımda da belirttiğim üzere; bu platformlar yalnızca savaşın ve diplomasinin konuşulduğu alanlar varsayılır, oysa burada gelecekte nasıl yaşayacağımız ve kimin daha sağlıklı kalacağının ipuçları da gizlidir. Ve bir dipnot: 21. yüzyılda sağlık, ulusal güvenliğin bir bileşeni haline gelmiştir; fakat bu durum, hekimliğin güvenlik siyasetinin bir aracına dönüşmesini değil, tam tersine insan hakları, bilimsel özerklik ve etik sorumluluk temelinde daha güçlü korunmasını zorunlu kılmaktadır.

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Sedat Başkavak

Tarlada Ucuz, Tezgahta Pahalı

06 Temmuz 2026 00:05

Antalya Manavgat'ta birinci kalite muz için 20-25 lira ikinci kalite içinde 10 lira fiyat veriyorlar. Aynı muz pazarda 70, markette 120 lira. Üreticinin elinde para etmeyen muz, markette 4 katı fiyata satılınca "Emek bizim, kazanç başkasının" diyerek ellerinden ucuz alınan muzun markette pahalıya satılmasına tepki gösteriyorlar. Muz maliyetli bir üretim çünkü ülkemizde ağırlıkla seralarda üretiliyor ve 1 dekar muz serasının maliyeti 1 milyon 300 bin lira. En iyimser hesapla 5 yıl boyunca sadece sera kurulumunu karşılamak üzere üretim yapılıyor. Ülkemizde yaklaşık 900 bin ton muz üretimi yapılıyor. Eskiden 8 ay muz üretimi yapılırken şimdilerde yılın 12 ayında muz üretimi yapılıyor. Muz üreticileri, "Üretim artarsa ithalat düşer'' diyerek sürekli üretimin artırılması istediler, "Üretim arttı ithalat yine düşmüyor" diyerek artan muz ithalatına da tepki gösteriyorlar. 2016 yılda 305 bin ton olan muz üretimi, 2022 yılında 997 bin tona ulaştı ama ithalat hız kesmedi. 2021 yılında 883 bin 500 ton üretime karşılık, 238 bin 800 ton muz ithalatı yapıldı. 2025 yılında 864 bin ton üretme karşılık 213 bin 500 ton ithalat yapıldı. Yerli muzun, (kaliteli bir tüketim için) dalından koparıldıktan sonra sarartma süresi de dahil 15 gün raf ömrü var. Türkiye muz ithalatının yüzde 95'i Ekvador'dan yapılırken, kalan küçük kısım ise Kosta Rika ve Kolombiya'dan yapılıyor. İthal muz, Ekvador'dan Türkiye'ye 20-25 günde geliyor ve 40-45 gün raf ömrü var. Zincir marketler yerli muza göre daha fazla raf ömrü olması nedeniyle ithal muzu tercih ediyorlar. Bu da yerli muzun üretimi ve fiyatı üzerinde baskı oluşturuyor. Buna bir de tüccarların "Yaz meyveleri çıktı, muz sevkiyatı azaldı" diyerek düşük fiyat dayatmaları eklenince muz üreticisi ürününü, maliyetin altında satmaya zorlanıyor. Oysaki, yaz meyveleri çıkınca da market raflarında ithal muz eksik olmuyor. Muz üreticileri yaz meyvelerinin çıktığı dönemde muz ithalatının durdurulmasını diğer zamanlarda da muz ithalatında 2021 öncesinde olduğu gibi yüzde 145.8 gümrük vergisi getirilmesini istiyorlar. Zincir marketlerin etiket belirleyiciliğine son verilmesini ve reyonlarına da yerli muz kotası getirilmesini istiyorlar. Tarımda yine pembe tablolar çizmeye devam eden Erdoğan ise "Ziraat Bankası 5. tarım ekosistemi buluşması''nda üretici köylünün muzdarip olduğu hiçbir konuda bir cümle etmedi. Havuz medyası "Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan müjde başlıklarıyla, kadın ve genç çiftçilere kredi limitini 3 milyondan 5 milyon liraya çıkarıyoruz ve 2 yıl ödemesiz 10 yıllık taksitli kredi finansman imkanı vereceğiz. Süt hayvancılığı yatırımlarına 60 milyon liraya kadar, besi hayvancılık yatırımlarına da 40 milyon liraya kadar kredi sağlayacağız." sözlerini habere ve manşete çektiler. Fethiye'de domates üreticisi "Benden 5 liraya alıp 40 liraya satacaklar" dediği domatesi, orakla biçti.

Filtreleme Haberleri

Fatih Kuşçu

Dünya Kupası Ve Kısmetsizleri

TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, "nasip/kısmet" düzeyindeki savunmasının dışına çıkmadı. "Daha Türk" tanımlı Montella, ABD galibiyetini "1000 galibiyetten değerli" gördü. Son 16'ya gidemeden kupaya veda eden diğer ülkelerdeyse bakın neler oldu: Almanya: Teknik direktör istifa etti. Uruguay: Teknik direktör istifa etti. *** 100.Gazi Koşusu'nu Bay Nalçakan ile Halis Karataş kazandı. O tutku, unutulmaz cümleyi getirdi: "100 değil, 1000 yıl geçse de bitmeyecek bu heyecan. Ebediyete kadar Gazi için koşmaya devam." Halis Karataş, 7. kez Gazi Koşusunu kazandı. Bold Pilot, Popular Demand, Hızel Beyi, Anatoly, Matador Yaşar, Blaze To Win, Bay Nalçakan, onunla potayı buldu. Öncelik elbette "iklim" başlığı altındaki maddeler ile genişliyor. Ancak kapsam güçlü: 1. Uygulama COP'u: Taahhütten sonuca geçiş 2. İklim finansmanı ve kurumsal mekanizmalar 3. Adil geçiş ve iklim adaleti 4. Temiz enerji dönüşümünün hızlandırılması 5. Yeşil ve düşük karbonlu sanayileşme 6. Sıfır Atık ve döngüsel ekonomi 7. İklime dayanıklı ve sürdürülebilir şehirler 8. Gıda güvenliği, su ve sürdürülebilir tarım 9. Kırılgan bölgeler, okyanuslar ve denizlerin dayanıklılığı 10. Rio sözleşmeleri sinerjisi: iklim, biyoçeşitlilik ve arazi bozunumu 11. Gençlik, devlet dışı aktörler ve ortaklıklar Hem 4. hem de 5. madde, temiz enerji alanını adresliyor. Ana odak "uygulama, finansman ve adil geçiş" olarak anlatılıyor. Böylece, gerek temiz enerji gerekse yeşil hidrojen alanları güçleniyor. Çünkü, temiz enerjinin her adımı ülke faydasını büyütüyor. *** Yeşil hidrojen, gerek molekül olarak gerekse türevleri (yeşil amonyak/ yeşil metanol) ile güçlü bir pazara dönüşüyor. Almanya, Türk – Alman Enerji İşbirliği çerçevesinde, Hidrojen Görev Gücü oluşumuyla bu alanda önemli çalışmalar yapıyor. Avrupa Komisyonu'nun derneği Hydrogen Europe, Şubat ayında Net-Sıfır Görev Gücü toplantısında önemli tahliller sunmuştu. İstanbul Sanayi Odası (İSO) iş birliğiyle düzenlenen "Almanya'nın Sanayi Kalbinde Sürdürülebilir Ekonomi ve Yatırım Fırsatları" semineri, bu vizyonu ortaya koydu.

06 Temmuz 2026 00:05

Özer Akdemir

İklim Değişir Akdeniz Ölür!

Kemal Burkay'ın yazıp Arto Tunçboyacıyan'ın bestelediği ve Sezen Aksu'nun o müthiş yorumuyla seslendirdiği "Gülümse" şarkısındaki hepimizin hafızasında yer eden o mısrayı anımsarsınız; "İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse." Hüznü, yalnızlığı, kimsesizliği, "Bir kedim bile yok anlıyor musun?" sözcükleriyle anlatan o güzel şiir, "Belki kente bir film gelir, bir güzel orman olur anılarda, iklim değişir, Akdeniz olur, gülümse..." diye devam eder ve her şeye rağmen umutla biter. Her ne kadar bizde, yanlış bir özne seçiminden öte, alttan alta reformlarla-iyileştirmelerle, fosil yakıtları yasaklamakla vs. bu sistemin (kapitalizmin) ilelebet devam edeceğine olan inanç ya da başka bir dünyaya inançsızlıkla iklimi değiştirenlere sistemlerini de değiştirmeleri için yapılan "İklimi değil sistemi değiştir" çağrısının o cenahta hiçbir karşılığı yok! Ülke olarak içinde yer aldığımız Akdeniz Havzası iklim değişikliğinin en yoğun hissedildiği yerlerin başında geliyor. Sadece 22-28 Haziran 2026 haftasında Avrupa genelinde aşırı sıcaklara bağlı olarak tam 20 bin 390 kişinin yaşamını kaybettiği kayıtlara geçti. Daha öncesinde, mayıs ayında da normallerin 10 derece üzerine çıkan ani "ısı sıçramaları" yaşandı ve insanların bu duruma bedensel uyum sağlamasına fırsat tanımadan ölümlere yol açtı. Krizin merkez üssü: Can çekişen Akdeniz Havzası Avrupa'daki bu ölümcül sıcakların asıl kalıcı yankısını "iklim değişikliğinin sıcak noktası" olarak tanımlanan Akdeniz Havzası'nda hissediyoruz. Deniz suları ise 1980'lerden bu yana her on yılda ortalama 0.29 ile 0.44 derece gibi korkutucu bir hızla ısınıyor. Meteoroloji verilerine baktığımızda, 2025 yılının 15.1 derece ortalamayla son 55 yılın en sıcak beşinci yılı olarak kayıtlara geçtiğini görüyoruz. Eğer termometrede bir bozukluk yoksa aslında bu sayı Silopi'de ölçülen ve kayıtlara "Türkiye rekoru" olarak geçen 50.5 dereceden 0.5 derece daha yüksek! Eğer iklim değişikliğine karşı çok acil, "radikal" ve somut adımlar atmazsak, "İklim değişir Akdeniz olur" dizesindeki o tatlı umut, yerini tamamen "İklim değişir Akdeniz ölür" hüznüne bırakacak.

06 Temmuz 2026 00:04

İsmail Öz

Nato Zirvesi: Yeniden Bir Keşif

Ankara'da yapılacak olan NATO Zirvesini bir yeniden keşif olarak görüyorum. Tarih, "Muhammed'den önce ve Muhammed'den sonra" olarak tasnif edildi. Osmanlı kıyafetleri ve yaşam tarzları bir taklit meselesiydi; Donald George Quataert ifade ettiği gibi bir "Türkomanyak" ameliyesi olarak. Onlara göre Hristiyan Batı'nın değerleri tehdit altındaydı: "Ya kitlesel hareketlerle Avrupalılar İslâm'ı seçerse!" diye. Fakat ilmi tedbirlerden önce, korkuların ürettiği "İslamofobi" gelişti. Keşfeden Batı, keşfedilen Türkiye…

06 Temmuz 2026 00:02

Sinan Civriz

Deniz Göktaş Kanunlardan Muaf Mıdır?

Tüm Türkiye tek yürek oldu. 29 Haziran 2013 İstanbul... Ermeni kökenli Türkiye vatandaşı Levon Balcıoğlu ile oğlu Artun Balcıoğlu'na 'Ermeni gâvurları' diyen Yusuf Polat, İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi'nde yargılandı ve hapis cezası aldı. 15 Ekim 2018 Kocaeli, 2 Mart 2026 Eskişehir, 30 Haziran 2025 İzmit, 20 Eylül 2023 İstanbul. 15 Mayıs 2026 İstanbul, İsrail'in insanlık dışı katliamları karşısında tepkisini dile getiren ünlü Şarkıcı Yaşar İpek, tepkisinde Yahudileri hedef aldığı gerekçesi ile hapis cezası aldı. 1 Haziran 2026 İstanbul. Başta Türk milleti olmak üzere, dünya üzerinde milyarlarca insanın en kutsal değeri, imanının kaynağı, dünyevi ve uhrevi hayat rehberi olan Kuran ı Kerim'i, alay, dalga, hakaret ve aşağılama malzemesi yapmaya kalktı. Olayın kanuni boyutunda, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 299'uncu maddesinde düzenlenen "Cumhurbaşkanına hakaret" ile 216'ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama suçlarının işlendiği açıkça ortada. Ancak sıra İslami değerlere saldırı olduğunda, bu aşağılık saldırı, muhalefet partilerinden, birtakım sivil toplum kuruluşlarından, sözde sanatçı ve komedyenlerden, şahsi ve kurumsal destek alıyor. Ancak desteği ile bu güruhun aferinini alma çabasına giren Saadet Partisi Genel Başkanı'na tek bir laf edemiyorum.

06 Temmuz 2026 00:02

Mustafa Süs

Ak Partililer De Akp'liler De Yanlış Yapıyor -2

Ben bu her iki kitleden de rahatsız olanlara öteden beri "Millî Görüşçüler" diyorum. Erdoğan'ın sırtından kendilerine konum elde edenlerden ve bu konumu da suistimal edenlerden rahatsız olurlar. "Bunun yüzünden Erdoğan'a oy vermiyorum" dedirtenlerden; AK Parti'ye yaslanarak göreve gelen ve işini hakkıyla yapmayanlardan rahatsız olurlar. Bunlar 15 Temmuz olunca meydanlara çıkar ama bunun edebiyatını yapmaktan hoşlanmazlar; sorulursa utanarak cevap verirler. AK Parti'yi de, Erdoğan'ı da, Erdoğan'ın o kutlu davasını da ayakta tutan direklerdir bu Millî Görüşçüler. İki yazıdır sözünü ettiğimiz Ak Partililer de AKP'liler de Reisçiler olarak nitelendirilen Millî Görüşçülerin eşi benzeri görülmemiş bu teslimiyetinden rahatsız olurlar.

06 Temmuz 2026 00:02

İnanç Uysal

"Tek Millet Tek Hikâye"

Her yıl 4 Temmuz'da Amerika Birleşik Devletleri yalnızca bağımsızlığını kutlamaz. Bu yıl Türkiye'deki ABD Büyükelçiliğinin 4 Temmuz dolayısıyla yayımladığı mesaj da tam bu çerçevede dikkat çekiciydi. Paylaşımın ana sloganı oldukça netti: "One Nation. One Story. 250 Years." (Tek Ulus. 250 Yıl.) Bu ifade, ABD'nin 250. kuruluş yıl dönümü kutlamalarının temel söylemi olarak öne çıkarıldı. Ama filmin sonunda hepsi "Amerikan hikâyesinin" parçasıdır. 2025 yılının Mart ayında Başkan Donald Trump tarafından imzalanan başkanlık kararnamesiyle İngilizce ilk kez federal düzeyde Amerika'nın resmî dili olarak ilan edildi. Ortak dil vurgusu yapıyor, ortak tarih anlatısı oluşturuyor, bayrağı öne çıkarıyor, ortak kahramanlar üretiyor, ve "Tek Ulus, Tek Hikâye" sloganını resmî söylem haline getiriyor. Bunların hiçbiri Washington'da "asimilasyon", "çoğulculuğa aykırılık" veya "kimlik inkârı" olarak tartışılmıyor. Elbette burada şu ayrımı yapmak gerekir: ABD'nin Türkiye için resmî politikası "Türkiye bölünsün" şeklinde değildir. Amerika için ortak İngilizce ulusal birlik aracıdır. Türkiye için ortak Türkçe de aynı işlevi görmektedir. Asıl mesele ortak aidiyet oluşturabilmektir. Bağımsızlık Bildirgesi, George Washington, Abraham Lincoln, İç Savaş, Normandiya Çıkarması, Ay'a iniş, 11 Eylül... Hepsi tek bir ulusal anlatının parçaları hâline getiriliyor. Dolayısıyla "Tek Hikâye" yalnızca bir slogan değildir. Ve görünen o ki, Amerika 250. yaşını kutlarken dünyaya hâlâ aynı cümleyi söylemektedir: Türkiye'nin ise kendi ortak hikâyesini nasıl güçlendireceği, önümüzdeki yılların en önemli siyasal tartışmalarından biri olmaya aday görünüyor.

06 Temmuz 2026 00:01

Mehmet Şahincileroğlu

'Gelinim Mutfakta'dan Sezona Mola

Aslı Hünel'in sunumuyla izleyici karşısına çıkan program, büyük bir reyting başarısı elde ederek ilk 3'e girmeyi başardı. Yarışma, Total'de aldığı 2.23 reytingle 3., AB'de aldığı 1.07 reytingle 13. ve ABC1'de aldığı 1.16 reytingle 15. sırada kendine yer buldu. Sevdiği kadına seslenen bir erkeğin iç konuşması gibi ilerleyen şarkı, karşılıksız veya bitmiş bir aşkın ardından yaşanan özlem ve pişmanlığı anlatıyor. Bugüne kadar onlarca filmde, dizide ve skeçte yüzlerce karaktere hayat veren Aziz Aslan, Onur Buldu ve Uğur Bilgin, bu kez sahnede kendi hikâyelerini anlatıyor. Oyun, 19 Temmuz'da Muğla Telmessos Açıkhava'da, 21 Temmuz'da İzmir Kültürpark Açıkhava'da, 26 Temmuz'da Ayvalık Amfi Tiyatro'da, 27 Temmuz'da Datça Açıkhava Tiyatrosu'nda, 19 Ağustos'ta İzmir Urladam Ağaçlı Sahne'de, 3 Eylül'de Antalya Açıkhava Tiyatrosu'nda ve 4 Eylül'de ise Alanya Açıkhava Tiyatrosu'nda tiyatroseverlerle buluşacak.

06 Temmuz 2026 00:01

Mehtap Yılmaz

Bul Karayı, Al Parayı / İran'ın Devlet Dili

Alkole, fuhşa "yeşil" yakacaksın. "Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş özgür kalsın" diye yırtınacaksın. "Ah o IMF'li günler" diye ağıt yakacaksın. İsrail ve ABD Lübran'a saldıracak, sen "bana necilik" oynayacaksın. CIA -Amerika, 15 Temmuz'da FETÖ ajanlarıyla Türkiye'yi işgale kalkışacak, TBMM'yi bombalayacak, sen "kontrollü darbeydi cınıııım" diye fitne fücur yayacaksın. FETÖ'cü "KHK'lılar için cüppemi giyerim" diye ağlayacaksın. "Osman Kavala, Selahattin Demirtaş sertbest bırakılsın" deyip demediklerine bakacaksın. ABD-İsrail'in Ortadoğu işgal hamleleri için ne dediklerine bakacaksın. "MI6, CIA, MOSSAD vs… ağızlarını açıp açmadıklarına bakacaksın… Türkiye'ye göz diken İsrail'e karşı ne dediklerine bakacaksın… CIA'nın tasmalı FETÖ'ye ve FETÖ'cülerle kol kola girip girmediklerine bakacaksın! Yani özetle "bul karayı, al parayı!" olayı… Gördünüz mü? Bu gözle bakınca ne kadar azınlıkta kaldık şimdi. Ali Hamaney'in cenazesi… ABD ve İsrail'in Venezuela'yı işgal girişiminin hedefinde Çin vardı bana göre. İran'ı işgal girişiminin hedefinde de Çin var. Çin'i sütten kesip, petrolsüz koymak… Hastanede yattığım dönemde, yani kefenim koltuğumda ışığa doğru yürürken, "ABD-İsrail, İran'ı vuracak mı vurmayacak mı?" diye tartışıyorduk. Ben "vuracağına" neredeyse kesin gözüyle bakıyordum. Çoğunluk yüzüme kuşkuyla bakıyordu… Acaba stratejik basiretimden mi böyle konuşuyorum yoksa ağır ilaçların etkisiyle mi diye… Çünkü İran'ın Suriye politikasını, Vatikan'la ilişkilerini çok sertçe eleştirdiğim biliniyordu. Ancak burada durum farklı… Bir işgal girişimi söz konusu. Yani "İran ettiğini buldu" diyerek, emperyalizme karşı durmak gereken yerde, sorumluluktan sıyrılamazsınız. Görüldüğü gibi Trump blöf falan yapmıyordu. İsrail ve ABD, İran'ın kurmaylarını tek saldırıda vurdu. Evet, işgal girişiminin ilk günlerinden itibaren tarafım bellidir. Elbette ki emperyalizme düşman biri olarak işgalcileri haklı çıkaracak değildim! İran üzerinden Asya'ya göz dikenleri "cıs" yapan İran'ı destekledim. Bu süreçte ABD ve İsrail işgaline karşı, bizim 15 Temmuz'dan mülhem tek yürek olan İran halkını da takdirle izledim. Hollywood etkisiyle gözleri kamaştıran ABD silahlı güçlerinin "fos" çıkması dünyadaki algıları değiştirdi. İstedikleri kadar gövde göstersinler bundan böyle, alayı Türkü diliyle "vıttırı vızzık adamlar". Ali Hamaney'in cenaze töreninde İran sustu, Ayetler konuştu: Suud-i Arabistan'a, Ali İmran Suresi 13. yani Mekke müşrikleri ayeti… Katar heyeti için Fetih Suresi 2. Ayeti… Iraklı Aşiret Şeyhleri heyeti için Ahzâb Suresi 1. Ayeti… Türk heyet için Nisâ Suresi 95. Ayeti… Lübnan hükûmet heyeti için Nisâ Suresi 66. Ayeti… Hizbullah heyeti için Âl-i İmrân 139. Ayeti… Hamas heyeti için de Ahzâb Suresi'nden "Ahitlerine sadık kalan mümin erkekler" ayeti okundu.

06 Temmuz 2026 00:01

Bilal Özbilge

Tiktok, Uyuşturucu Ve Kaybolan Değerler... Asıl Sorunu Konuşmayı Ne Zaman Başaracağız?

Türk sanat müziğinin sevilen isimlerinden Umut Akyürek ile pop müziğin ünlü ismi Hadise arasında yaşanan gerilim, bu kez mahkeme salonlarına taşındı. Hadise, kendisi hakkında yaptığı açıklamalar nedeniyle Umut Akyürek'e 60 bin TL'lik manevi tazminat davası açtı. Acılı bir cenazede çekilen ve büyük tepki toplayan görüntülerin ardından Umut Akyürek yaptığı açıklamada sadece yaşadığı aile dramını anlatmakla kalmadı, gençlerin sürüklendiği tehlikeler konusunda da dikkat çekmeye çalıştı. "Ben Hadise'yi de onun gibi popüler kültür figürlerini de ölene kadar eleştireceğim" diyen sanatçı, "Donla sahneye çıkanlar, Gülşen gibiler, sanat adı altında kepazelik sergileyenler yüzünden bu haldeyiz" sözleriyle büyük tartışma başlattı. Bu açıklamaların ardından gözler Hadise'ye çevrildi ve ünlü şarkıcının yargı yoluna başvurduğu ortaya çıktı. Ancak görünen o ki Umut Akyürek geri adım atmaya niyetli değil. Akyürek açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Hayat acılarla, ihanetlerle, nankörlüklerle, doğru söylerseniz dokuz köyden kovulmakla geçen gizemli bir maraton diyelim. Olsun, ben yine de girdiğim yoldan şaşmayacağım ve ortalığı bu üç kuruşluk, çapsız, vasıfsız, tek sermayesi cinselliği olan insanlara bırakmayacağım." Bu sözler yeni bir tartışmayı daha beraberinde getirdi. Kimileri Umut Akyürek'in toplumsal değerler adına konuştuğunu savunuyor. Fakat benim dikkat çekmek istediğim konu ne dava süreci ne de magazin polemikleri... Binlerce anne ve baba evladını uyuşturucudan kurtarmak için mücadele ediyor. Sosyal medya kavgalarını... Bu nedenle yıllardır söylenen "Sanatçı topluma örnek olmalıdır" sözü hâlâ önemini koruyor. Bu mesele yalnızca Hadise ya da Gülşen üzerinden tartışılamaz. Sorun çok daha büyük. Ve en önemlisi de uyuşturucu gerçeği...

06 Temmuz 2026 00:01

Selçuk Geçer

Boş Yapma Mehmet Bey…

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek sonunda sözümüze geldi. "Gıda enflasyonunu sadece para ve maliye politikasıyla çözemeyeceğimiz ortada. O nedenle kalıcı çözüm arz yönlü, yani yapısal dönüşümden geçiyor. Tarımın desteklenmesinden, üretimin artırılmasından geçiyor." dedi… "Faiz artacak..." "Talep düşecek..." "Enflasyon gerileyecek..." İşin daha kötü tarafı ise olaylara bu kadar sığ bakan Mehmet Bey ve şürekasının yıllardır iş başında olması. Ve ne yazık ki bu uzun süreler boyunca Mehmet Bey, hep üretimi yok sayıp finans monşerlerine çalışmış. Dolayısıyla "aynı kafa, aynı tavırla" devam edecek. daha ötesi vatandaş olduğunu ısrarla göz ardı edip, para ve faiz politikalarıyla "Londralı tefecilere" kıyak yapmaya devam edecek. Tarımı yok saymaya devam edecek. Nitekim Mehmet Bey'in bu söylemi bile niyetini ayan beyan ortaya koyuyor. "2026 yılında tarıma 938 milyar liralık destek verdik." diyor. Oysa destek belli: Yıl toplamında sadece 168 milyar lira. Dolayısıyla açıklanan rakamın "gerçekten ihtiyacı olan çiftçi" ile hiçbir alakası yok. Bir tarafta domatesi tarlada zararına satan çiftçi... Diğer tarafta aynı domatesi markette kilosu katlanmış fiyatlarla almak zorunda kalan vatandaş.

06 Temmuz 2026 00:01

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.