
Neredeyse bin yıl önce yaşamış (1093 doğumlu) Hoca Ahmed Yesevî'nin birleştirici ruhu, yeryüzünde bütün Türklerin yüreğinde ayrı yer tutar. Yahya Kemal'in, Hoca Ahmed Yesevî hakkındaki tespitine de dikkat çeken Arslan Tekin değerlendirmesi şöyle sürdürüyor: "Ahmed Yesevî, "Türk" demiş, Türk'ü öne çıkarmıştır. Yahya Kemal, " Ahmed Yesevi'yi iyi incelemek lazım. Bizim milliyetimiz onda gizlidir" der. Bu söz boşuna söylenmiş değildir. Çünkü Ahmed Yesevî'yi anlamak, Türk'ün kendini bulduğu kaynağa inmektir. Türkistan'ı anlamak, Türk milletinin ruh köküne dokunmaktır. Türk'ün Kalbi Yesevî'nin Türkistan'ı, adlı çalışmamız Hoca Ahmed Yesevî'yi kuru bir tarih anlatısı içinde değil; Türk'ün iman, irfan ve kimlik mücadelesinin merkezinde ele alıyor. Bu kitapta hem Ahmed Yesevî'nin asırlara hükmeden manevi mirasını hem de bizzat Yesi/Türkistan'da gördüklerimi, yaşadıklarımı bulacaksınız.Bu eser, Türk'ün kalbine, Türkistan'ın ruhuna ve Yesevî ocağının sönmeyen ışığına doğru yapılmış güçlü bir yolculuktur. Çünkü Ahmed Yesevi'yi bilmeden Türk'ün gönül haritası tamamlanmaz." Arslan Tekin 2 bölüm halinde hazırladığı kitabın birinci bölümünde Ahmed Yesevi'nin Türklük ve Türk dünyası üzerindeki önemi üzerinde dururken, ikinci bölümünde ise Kazakistan'da Yesevi Üniversitesi'nde görev yaptığı yıllardaki izlenimlerini okura aktarıyor. Denktaş, 1958'de devrin Türkiye Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'ya şöyle dedi: "Kıbrıs Türkleri uydurma bir bayrak için çarpışmadı. Devletin resmi bir bayrağı olacaksa bile Türk Cemaati, Türk Bayrağından kat'iyyetle vazgeçemez! Türkiye ve Yunanistan'ın statümüzü beynelmilel anlaşmalarla garanti altına almasına gelince, biz yazılı taahhütlere itimat edemeyiz. Fiilî garanti isteriz." Fatin Rüştü Zorlu, "fiilî garantiden maksadını" sordu, Denktaş, "Türk askerînin Kıbrıs'a gelmesi" dedi. Denktaş'ın vizyonu: "Türk askeri Kıbrıs'a gelmeli ve bir daha gitmemeli!" Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesini ve Rauf Denktaş'ın liderlik vizyonu ile Türk askerinin yeniden Kıbrıs'a gelmesi için verdiği mücadeleyi konu alan, "Türk Askerinin Kıbrıs'a Gelmesini Sağlayan Adam" konuya ilgi duyanların okuması gereken bir kitap.
Kaynak: Yeni Çağ
06 Temmuz 2026 00:19
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Mutluluğun Kitabını Yazmak Ve Okumak
Bugüne kadar yayınlanmış 14 kitabına 2 eser daha ekleyen Mecit Ömür Öztürk, "Kitaplarıyla okurunu insanın iç dünyasında yolculuğa çıkaran" bir yazar olarak biliniyor. Bu kitabıyla hayat sahnelerinin anlamını doğru yorumlayıp teselli bulmak isteyenlere rehberlik etmeyi amaçlayan Öztürk şu değerlendirmeyi yapıyor: "Çocuklar, sürekli yeni bir nesnenin adını ve farklı bir olayın anlamını öğrenerek büyür. Karşılaştıkları her nesnenin isminin farklı, yaşadıkları her olayın diğerlerinden ayrı olması, onlara her seferinde heyecan verir. Yetişkinlere gelince, onlar tıpkı eşyaların isimlerinin sabit olması gibi, hadiselerin manalarının da sabit olduğu yanılgısına kapılmışlardır. Başlarından geçen bir olayın, önceki yaşadıklarından bağımsız, özel bir anlam taşıdığını unutmuşlardır. Oysa tecrübe ettiğimiz her hadiseyle, zihnimize yeni bir bilinç durumu ekleriz. Bu sayede dünyamız, başka bir dünyaya dönüşür. İçinde bulunduğumuz âlemden çıkıp, yaşadığımız yeni ruh hâli sayesinde başka bir âleme geçiş yaparız. Musibetlerin sebep ve hikmetleri hakkında bilgi sahibi olmak, karşılaştığımız zorluklar karşısında daha dayanıklı olmayı beraberinde getirir. Yaşadığı sıkıntının bir hikmeti, kendisine özel bir mesajı olduğunu düşünen biri, daha mukavemetli olur. Yüce Allah'a daha çok sığınmak ister. Kusur ve eksiklerini fark edip onları düzeltme yolunda daha büyük bir gayret gösterir. Anlamsız ve tesadüfi görülen bir acı, hafif bile olsa, insanı derinden sarsabilir. Şüphe yok ki insan, anlam yükleyemediği bir acıya daha zor dayanır. Ney kamışı, vaktiyle yemyeşildi. Sulak toprakta dipdiri bir hâlde yaşardı. Derken, başından bazı maceralar geçmeye başladı. Biçilerek götürüldüğü kuru bir yerde, güneş altında bütün rutubetini kaybetti. Başı ve ayağı kesildi, içi oyuldu. Bu olanlar yetmezmiş gibi, bir de kızgın demirle birçok yerinden delindi. Nihayetinde, gönüllere ulaşan manevi sedaların merkezlerinden biri oldu. inleyen neylerden çıkan hikmetli nefesler gönülleri doyuruyor, kalpleri aydınlatıyor." Kitap kurtları için çok ilginç bir çalışma Melce Selime Öztürk'ün, "Kehanete Uğrayan Okur" adlı yeni kitabı.
29 Haziran 2026 00:01

Mamak Cehenneminden Tarihe Düşülen Notlar
Milliyetçi cenahın araştırmacı yazarlarından Recep Küçükizsiz yeni kitabı "Askerlerin Anlatımı ile Mamak'ta İşkence" de tarihe not düşüyor. Küçükizsiz, bu çalışmasında Mamak Askeri Cezaevi'ni odak noktası olarak alma gerekçesini şöyle açıklıyor: " 27 Mayıs 1960'tan beri Türk siyasi hayatında çok önemli bir yeri olan ve askeri darbe dönemleriyle özdeşleşen Mamak Askeri Cezaevi, her karanlık devirde insanlık onurunun çiğnendiği, insanlık dışı uygulamaların yapıldığı bir işkence ve zulüm merkezi olmuştur. Onlarca siyasi tutuklunun öldüğü/öldürüldüğü, fiziken ve psikolojik olarak on binlercesinin sakat edildiği; mağdurları hala aramızda yaşayan, her yerinden kan, irin ve vahşet fışkıran bu cezaevi ile ilgili bugüne kadar pek araştırma/çalışmanın yapılmamış; yazılanların da birkaç anı, birkaç inceleme, birkaç roman ve niteliksiz birkaç filmden ibaret olması düşündürücüdür." Bu araştırmada Mamak gerçeğini, cezaevinde görev yapan askerlerin şahitlikleri ile tespit etmeye çalıştığını belirten Recep Küçükizsiz 12 Eylül darbe ortamı ve şartları göz önünde tutularak değerlendirildiğinde bu anlatımların Mamak'ta olup bitenleri, hiçbir resmî belgenin açıklayamayacağı gerçekliği ile gözler önüne serdiğine dikkat çekiyor. Mamak'ta yatan her kesimden insanın, yıllardır "Mamak eşittir İşkence" imgesini kullanmakla beraber bugüne kadar hiç kimsenin orada olan bitenlerle ilgili açıklama yapmamış olmalarını da tuhaf bulan Recep Küçükizsiz şu değerlendirmeyi yapıyor: "Mamak Askeri Cezaevi'nde yedi yıldan fazla A blokta yattım. Bu süre içerisinde cezaevinde uygulanan her türlü işkenceyi bizzat yaşadığım gibi o dönemde görev yapan yüzlerce askerle de muhatap oldum. Bunlardan ülkücü fikre mensup bazıları ile gizlice irtibat kurdum. Mamak cehenneminde ilişki kurduğum kişilerle irtibatımı hapis hayatımdan sonra da sürdürdüm. Ülkücü askerlerin Mamak'ta her şeyi göze alarak yaptıkları fedakârlıkları hiçbir zaman unutmadım. Yıllar sonra onların bu acı döneme ait hatıralarını kaydetmek ve kitap olarak yayınlamak üzere dört yıl önce rızalarını alıp çalışmaya başladım. Bu çalışma, aynı zamanda zulmün en koyu anında Mamak'ta askerlik yapan ülkücülerin en olmazı, imkânsızı yapmak için gösterdikleri gayreti, neleri göze aldıklarını dolayısıyla inanmışlıklarını da sergiliyor. Yine bu kitap, ülkücülerin tarihinin bilinmeyen bir köşesini yazmak görevi olduğu kadar, ülkücü askerlere vefa borcumuzdu." Düzenlediği tarih ve kültür turlarıyla ve kitaplarındaki akıcı anlatımıyla geniş kitlelere tarihi sevdiren Talha Uğurluel, "Fatih'in Evi" adlı yeni kitabında okuyucusunu Has Bahçe'nin avlularında, Topkapı Sarayı'nın en özel dairelerinde ve mekânlarında gezdiriyor.
22 Haziran 2026 00:01

Düşünce Hayatımızın Kısır Kalma Sebepleri
Uzun zamandır konuyu araştıran ve bu durumu geviş getirmeye benzeten Nizamettin Biber çalışmalarını, "Ruminasyon Toplumu / Düşünsel Üretimsizliğin Anatomisi" adıyla kitaplaştırdı. Nizamettin Biber; çok okuyan, düşünen ve aynı zamanda yazan bir entelektüel... Biber, "Ruminasyon Toplumu / Düşünsel Üretimsizliğin Anatomisi"nde, modern toplumun görünmeyen bir zihinsel döngüsünü inceliyor: Tekrar eden zihin. Biber'in aynı anda okurla buluşan diğer kitabı ise, "Oy Dere İkizdere" adını taşıyor. Mayıs deresinin coşkulu akışından, köy yollarındaki çocukluk anılarına, unutulmayacak tatlardan yarım kalan sevdalara kadar uzanarak geçmişle bugün arasında duygusal bir bağ kuruyor. Nûrî Emîn Efendi, 19. asrın ilk çeyreğinde yazdığı " Nasriyye " adlı eserinde toplam 141 adet Nasreddin Hoca menkıbe, hikâye ve fıkrasına yer vermiş, bunların her birine birer kıta eklemiştir.
16 Haziran 2026 00:01

Sorunlar Çözülmeye Mahkum Olunca…
Kamu yönetimi uzmanı Andrew Wear'ın yeni kitabı "Halloldu" ile dünyada en yaygın görülen sosyal, ekonomik ve siyasal sorunların çözümlerine ışık tutuyor. "Krizden Sonra Nasıl Daha İyi ve Daha Parlak Bir Gelecek Yaratabiliriz" adlı kitabıyla dikkatleri üzerine çeken Avustralyalı siyaset bilimci ve kamu yönetimi uzmanı Andrew Wear dünyada en çok karşılaşılan sosyal, ekonomik, siyasal sorunların çözümünün nasıl mümkün olabileceğini on farklı ülke ve on ayrı konu üzerinden irdeliyor. NOUS Kitap Tel:(0 530) 384 55 34 Ötüken Neşriyat'ın büyük ilgi gören Sermet Muhtar Alus eserleri dizisi yeni bir kitapla devam ediyor. Yakup Öztürk tarafından yayına hazarlanan, "Eski Defterdekiler / Akşam Yazıları 2" okurla buluştu. Bu faaliyetlerinden biri de 3 Mart 1932-26 Nisan 1932 tarihleri arasında yayımlanan "Eski Defterdekiler" başlıklı küçük tefrikadır. Sermet Muhtar Alus'un bir cümlesi dahi zayi edilemeyecek yazılarının yer aldığı "Eski Defterdekiler", geçmiş zaman İstanbul'unun seslerini, mekânlarını, insanlarını, en renkli simalarının gözünden bugüne taşıyor.
01 Haziran 2026 00:01

Kızının Kaleminden Başbuğ'un Hikayesi
Bunun son örneği, Alparslan Türkeş'in kızı Selcen Türkeş Horiş'in "Kader Sokak: Türkeş Ailesi" adlı kitabı... Asırlar boyunca sarayda biriken binlerce kitabı 18. yüzyılda Topkapı Sarayı'nda yeni inşa ettirdiği kütüphanede toplayan III. Ahmed, payitahtta açtığı Ayasofya, Fatih ve Galatasaray gibi üç büyük kütüphane ile kütüphanecilik tarihinde özel bir yer edinen I. Mahmud, abisinin kitaplardaki mührünü kazıtarak kendi mührünü koydurtan III. Osman... Başlıca görevleri saraya ait bağ ve bahçelerle padişaha mahsus kayıklarda çalışmak olan Bostancılar Ocağı'nda bir kütüphane kuran III. Mustafa, Medine'de kendi adıyla bir kütüphane açan II. Mahmud, İstanbul'daki kütüphanelerin kataloglarını 40 cilt halinde bastıran II. Abdülhamid...
25 Mayıs 2026 00:12

Eşi Benzeri Olmayan Bir Hayat Hikayesi...
İbrahim Horuz'un, "Acıyı Bal Yapan Adam" adıyla hayatını kitaplaştırdığı kişi Türkiye'de sağcısından solcusuna herkesin saygı duyduğu ünlü yazar, düşünür, aktivist Lütfü Oflaz... "Derin Devlet" kavramının ve "Susma! Sustukça sıra sana gelecek" sloganının "mucidi" Lütfü Oflaz gerçekten de entelektüel cenahın renkli ve çok yönlü bir ismi... Aziz Nesin'in, "Güneşi görmek için göğe bakacaksın, yaşayan efsaneyi görmek için Lütfü Oflaz'a bakacaksın" diyerek övdüğü Lütfü Oflaz kaleminin yanı sıra topluma yön verici eylemleriyle de yankı yaratmıştı. 2000'li yıllarda "Cumhurbaşkanını halk seçsin" tartışmalarının öncülüğünü yaparken Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Benim de gönlümdeki cumhurbaşkanı adayı" dediği Lütfü Oflaz'ın hayatı gerçekten de acılarla dolu bir roman... Öyle ki, bir zamanlar gişe rekorları kıran Yeşilçam filmindeki "Acıların Çocuğu Küçük Emrah" ın acıları Lütfü Oflaz'ın yaşadıklarının yanında çerez bile olmaz... 12 Eylül askeri darbesi döneminde hukuksuz yargılamaları, işkenceleri protesto etmek için insan hakları kampanyası başlattı. Doç. Dr. Fatih Köse'nin yayına hazırladığı, Alman yayıncı Leo Woerl'in İstanbul Rehberi, Sultan 2. Abdülhamid döneminde Almanca'dan Osmanlı Türkçesine çevrilen ve yaklaşık 130 sene önce, yabancı seyyahlar için hazırlanan bir eser.
18 Mayıs 2026 00:16

Kaybedilen Vatan Yok Olan Hayatlar
Romanın adı; "Son Talika" … Onun tavsiyesi ile okumaya başladığım "Son Talika" tertemiz ve sade Türkçesiyle su gibi akıp giderken Sabriye Cemboluk'un sürükleyici üslubu kitabı elden bırakmaya imkan tanımıyor. "Son Talika" hacim olarak da "kallavi" bir roman, tam 692 sayfa… Bu arada kitabın Türkiye'de 6. baskısını yapan ve Sakine hocam sayesinde tanıştığım Edirne merkezli Ceren Yayıncılık'ın sahibi Şeref Kurtiş'den de bahsetmem lazım. 2000 yılından bu yana Edirne'de 400'ü aşkın kitap yayınlamış olan Şeref Bey kültür hayatımıza bu önemli katkısı dolayısıyla her türlü takdiri hak ediyor. Değerli çalışmalarıyla Türk ve dünya tarih literatürüne önemli eserler kazandıran Prof. Dr. Ali Akyıldız, "Abdülkadir" adlı yeni kitabında, Sultan II. Abdülhamid'in ele avuca sığmaz, kural tanımaz, isyankâr, ahlakî açıdan sıkıntılı, haşarı, çapkın ve aile sorumluluğundan uzak oğlu Abdülkadir Efendi'nin ilginç ve sıra dışı hayat hikayesini anlatıyor. Prof. Dr. Ali Akyıldız, kitabın konusunu oluşturan II. Abdülhamid'in oğlu Abdülkadir Efendi'nin tahta geçme ihtimali bulunan her bir şehzadede ve padişah adayında olması muhtemel siyasî hırsların yerine kadın ve eğlenceyi oturtan ve kadın düşkünlüğü ile ön plana çıkan ilginç bir şehzade olduğunun da altını çiziyor, Şehzade Abdülkadir'in skandallarla dolu öyküsünü, hanedan ve saray kuralları ve biyografi bütünlüğü çerçevesinde dönemin birinci el kaynaklarına dayalı olarak ele alıp inceleyen kitap, bütün bu konuları ve şehzadenin hayatının bilinmeyen pek çok ayrıntısını anlatarak okura, Sultan II. Abdülhamid dönemine farklı bir pencereden bakma imkanı sunuyor.
04 Mayıs 2026 00:01

Türkiye'de Yeni Bir Hayata Tutunmak…
Hem Yunanistan'daki hem de Türkiye'deki azınlıkların sorunlarının daha da artması üzerine Lozan şehrinde barış antlaşmasının hazırlığı için görüşmelerin başladığı dönemde 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ile Yunanistan arasında mübadeleyi öngören sözleşme imzalandı. 30 Ocak 1923 yılında Yunanistan ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri arasında imzalanan antlaşma ile Yunan topraklarında yaşayan Müslümanların (Batı Trakya'dakiler hariç) ve Türk topraklarında yaşayan Rumların (İstanbul'daki Rumlar hariç) karşılıklı olarak yer değiştirmeleri kararlaştırıldı. Türkiye'ye de ağırlıklı olarak Selanik, Girit ve Yanya'dan yaklaşık 463 bin Türk göç etti. Ülkemizin değerli ilim insanlarından Prof. Dr. Sakine Esen Eruz, bu mübadiller arasında yer alan anneannesinin Türkiye'ye göç serüvenini ve sonrasını, "Mükerrem Hanım" adıyla kitaplaştırdı. 1908 -1978 yılları arasında yaşamış olan Mükerrem Hanım'la ilgili araştırmalarını uzun yıllardır aile büyüklerinden ve onun yakın çevresindeki insanlarla görüşerek yaptığını belirten Prof. Dr. Sakine Esen Eruz çalışmasını şu sözlerle takdim ediyor: "Anneannemin çocukluğu ve genç kızlığı Beylerbeyi yamaçlarındaki köşklerde ve kitapta 'yalı köşk' diye de nitelendirilen, bizim 'yalı' dediğimiz konakta geçmiştir. Mükerrem Hanım eşi vefat ettikten sonra Beylerbeyi'nde yalının bir odasında ve Beyoğlu'nda Nevizâde sokakta dedesinden intikal eden binanın bir katında kalmıştır. Bu kitapta, rengarenk bir yaşantısı olan Mükerrem Hanım sizi elinizden tutacak ve Türkiye'nin yirminci yüzyılında kendi yaşadığı maceraların içine çekecek. Kâh Selanik'te çiftliklerde kâh kendine has kokusu ile Beyoğlu'ndaki tarihi Rum evinde kâh Beylerbeyi'nde yalıda, yalının mis gibi reçel gülleriyle bezeli bahçesinde kâh Kastamonu'da buram buram tarih tüten konaklarda ve köylerde kâh Almanya'da Kara Ormanlar'da soluklanacaksınız." Kitabın konusunun, Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti'nin hamuruyla yoğrulmuş yaşanmışlıkların tanığı Selanikli anneannesi Mükerrem Esen'in gerçek hayat hikayesi ekseninde şekillendiğini kaydeden Prof. Dr. Sakine Esen Eruz devamla şu bilgileri veriyor: "Anneannem size kâh Selanik'ten, kâh ikinci vatanı Beylerbeyi'nden, kâh Beyoğlu'ndan, kâh Kastamonu'dan seslenecek. Ailesiyle birlikte büyük bir değişimi yaşamıştır Mükerrem Hanım. Devasa bir imparatorluk sona ermiş ve büyük bir asker ve devlet adamı olan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları sayesinde Osmanlı Devleti'nin küllerinden özgür bir ulus doğmuştur. Kolay olmamıştır aslında dünya tarihinde tek olan bu geçiş süreci. Birinci Dünya Savaşı'nda yenilen bir ülke ayağa kalkmış, emperyalist güçlere unutamayacakları bir ders vermiş ve bağımsız bir Cumhuriyet kurulmuştur. Bir dedesi Ağrıboz müdafisi, öteki dedesi Selanik belediye başkanı, büyük dayısı Beyoğlu belediye başkanı, eşi Milli Müdafaa'da yararlıklar gösteren anneannem bütün bu gel-gitler içinde bir peri kızı misali, sarı saçları ve masmavi gözleriyle zamana ayak uydurmaya çalışmıştır. Selanik'in yitimi ile birlikte yaşadıkları o şaşalı hayat sona erdikten sonra da yokluklarla baş etmeyi başarmış, iki çocuk yetiştirmiştir. 1908 doğumlu Mükerrem Hanım 1978'de hayata gözlerini yumduğunda ardında onun anılarıyla yaşayan nice insanlar bırakmıştır. Ben de bu mirası devralarak size anneannemi anlatıyorum. O sizi elinizden tutacak, kendi yaşanmışlıklarına çekecek ve unutulmaması gereken kocaman bir dönemi anlatacaktır." Basra Körfezi yalnızca petrolün, krizlerin ve jeopolitiğin sahnesi değildir.
20 Nisan 2026 00:01

Savaş Kazanmak İçin Top Ve Tüfek Yetmez
Milli Mücadele'ye katılmak için Anadolu'ya geçmekte olan Halide Edip ve Yunus Nadi'nin Geyve istasyonundaki sohbetiyle gündeme gelen, "Ankara'ya varır varmaz bir ajans kurmalıyız" fikri Anadolu Ajansı'nın 106 yıllık hikayesinin de başlangıcı olmuştur. Deneyimli gazeteci Atakan Çelik, 26 yıldır görev yaptığı Anadolu Ajansı'nın asırlık öyküsünü konu alan "Yüzyılın Tanığı" adlı yeni kitabında gelişen süreci şöyle anlatıyor: "Bazı kurumlar vardır ki tarihleri yalnızca olaylar kronolojisiyle değil; bir milletin değerleriyle, kimliğiyle ve hafızasıyla birlikte yazılır. Anadolu Ajansı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş fikriyle örtüşen ve onunla yükselen bir medya yapısı olarak, haber veren bir ajans olmaktan daha fazlasını temsil eder. 1919'un karanlık günlerinde, işgal altındaki İstanbul'un boğucu sessizliği içinde Anadolu'nun bağrından yükselecek bir ses gerekiyordu. Çünkü Türk milletinin kaderini değiştirecek olan mücadele yalnızca cephede süngüyle değil; bilgiyle, kelimeyle ve hakikatin izini süren kalemlerle de verilecekti. Bu dönemde iletişim, en stratejik cephane; doğru bilgi en keskin silahtı. Havas ve Reuters ajanslarının Türkiye'deki büroları, işgalci güçlerin çıkarlarına hizmet ederek Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini dünyaya taraflı, çarpıtılmış bir dille sunuyorlardı. Nitekim Mustafa Kemal Paşa bu durumun ciddiyetini çok önceden kavramış ve Nutuk'ta da Havas ve Reuters'in asılsız haberlerine duyduğu tepkileri dile getirmiştir. Halide Edip ve Yunus Nadi'nin Ankara'ya ulaşmasının ardından 4 veya 5 Nisan gecesi karargah olarak kullanılan Ziraat Mektebi'nde yenilen yemek sırasında Mustafa Kemal Paşa'ya ajans kurulması fikrinin arz edilmesinin akabinde, 6 Nisan 1920'de yayımlanan bir genelge ile Anadolu Ajansı resmen kuruldu." Anadolu Ajansı'nın hikâyesi, kelimenin ve adanmışlığın silahtan güçlü olduğuna inananların hikâyesi… Atakan Çelik "Yüzyılın Tanığı" kitabında Anadolu Ajansı'nın bu büyük yürüyüşünü yalnızca bir kurum tarihi olarak değil; savaşların, krizlerin ve dönüşümlerin içinden geçen bir gazetecilik tanıklığı olarak aktarıyor.
13 Nisan 2026 00:01

Geçen Asrın İzini Dergi Sayfalarında Sürmek…
TTK, ilk adımı 2017'de yayımlanan 3 cilt ile atılan "Resimli Kitap" dergisini günümüz okurlarına kazandırma projesine 3 cilt daha ekledi. Bu çalışmanın önemi ve Resimli Dergi hakkında Dr. Arslan Tekin şu bilgiyi veriyor: "Resimli Kitap, 2. Meşrutiyet'in ilânının hemen ardından çıkmaya başlayan, dönemin aynası diyebileceğimiz bir periyodik yayındır. 2. Meşrutiyetin ilk günlerinin "sansürsüz" hürriyet havasında yayınlanmaya başlamış ve ilk sayılarında coşkuyla inkılâbı sahiplenmiş, adeta 2. Meşrutiyet'in sözcüsü olmuştur. Resimli Kitap, İstanbul'da, Eylül 1324 (Eylül 1908) - Şubat 1329 (Şubat 1913) tarihleri arasında, aylık olarak 51 sayı çıkmıştır. Toplam 9 cilttir. Derginin çıkmasında Ubeydullah Esad ve Faik Sabri (Duran) önemli bir paya sahiptir. Resimli Kitap'ın, fikir ve aktüalite dergisi olarak Türk dergiciliğinde yeri tartışılmaz. En önemli özelliği hemen her sayfasında resim bulunmasıdır. Resimli Kitap devrin özelliklerini tahlilî yönüyle aksettiren zengin birer arşiv hüviyetiyle Türk kültür tarihinin çok önemli bir merhalesini teşkil eder. Derginin yazarları, daha sonra ilim, edebiyat ve siyaset hayatımızda adlarından sık bahsettirmişlerdir. Resimli Kitap'ta, dil, edebiyat, kültür, tarih, sanat, fen, iç ve dış politikaya dair makaleler yer alır. Dergi sayfalarında edebiyat, fikir ve magazin yazı ve haberleri iç içedir. Tercüme ve telif şiirler verildiği gibi, yine bazı telif ve tercüme hikâye ve romanlar da birkaç sayı devam etmiştir." Dr. Arslan Tekin, günümüz okur ve araştırmacıları için bir kaynak olması amaçlanan Resimli Kitap projesinin yayımlanacak son 3 cilt ile 9 cilt halinde tamamlanacağını söyledi.
06 Nisan 2026 00:01

Herkesin Konuştuğu Bir İstanbul Kitabı
KETEBE Yayınları tarafından "Revnakoğlu'nun İstanbul'u Suriçi'nden Boğaziçi'ne" adıyla okurla buluşturulan 4 bin 160 sayfalık bu kültür hazinesi tam 8 cilt. İlk 5 cildi 2021 yılında Fatih Belediyesi tarafından yayımlanan külliyatın tamamlanması, İstanbul'un şehir hafızasına paha biçilmez bir kaynak kazandırdı. İstanbul'un tarihî ve kültürel birikimini çok yönlü biçimde kayıt altına alan merhum Cemaleddin Server Revnakoğlu'nun arşivinden Prof. Dr. Mustafa Koç tarafından hazırlanan "Revnakoğlu'nun İstanbul'u: Suriçi'nden Boğaziçi'ne" adlı eserin eski İstanbul'un kültür hayatını araştıracaklar için temel kaynaklardan biri olacağı şüphesiz. Fiyatını 18 bin 500 TL olarak belirlediği kitabı şimdilik indirimli olarak 11 bin 100 TL karşılığında okurlarıyla buluşturuyor. *** Benim asıl üzerinde durmak istediğim, İstanbul ile ilgili böyle değerli bir eseri yayımlama fırsatını İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş'nin kaçırmış olmasıdır. İlçe belediyesi olmasına rağmen Fatih Belediyesi 2021 yılında bu eserin önemini idrak edip Fatih'le ilgili bölümlerini 5 cilt halinde basarken bile İBB Kültür A.Ş. uyanmamıştır. Eğer İstanbul için bu kadar önemli bir eseri İBB Kültür A.Ş. Fatih Belediyesi'ni örnek alıp ticari kaygıdan uzak, bir kültür hizmeti olarak yayımlasaydı tartışma konusu yapılan fiyatı çok daha uygun olabilirdi. İBB Kültür A.Ş. acilen vizyonunu ve yayın planlarını gözden geçirmelidir. Bu tür değerli eserleri İstanbullulara ve kitap severlere kazandırmak Belediye Başkanı kim olursa olsun, en çok İBB Kültür A.Ş'ye yakışır.
30 Mart 2026 00:01

"Bugün Türklük İçin Ne Yaptık?"
1.Dünya Savaşı'nda çeşitli cephelerde esir düşen Türk askerleri 1919'da İngilizler tarafından Mısır'da esir tutuldukları Kuvesyna kampında vatanlarına kavuşacakları günü beklerken çıkardıkları bir dergi ile hayata tutunmaya çalışmışlardır. Badiye adlı bu derginin hemen başlık altındaki, "Bugün Türklük İçin Ne Yaptık?" ibaresi bu askerlerin o şartlar altında bile Türklük şuurunu yansıtması bakımından çok dikkat çekicidir. Bu bilgileri genç araştırmacı yazar Ahmet Şahin'in editörlüğünde hazırlanan "Milliyetçi Fikir Dergiciliği" adlı kitapta yer alan Sena Baykal'ın yazısından öğreniyoruz. Ahmet Şahin'in öncülüğündeki vatan sever genç akademisyen ve araştırmacılarımızın hazırladığı "Milliyetçi Fikir Dergiciliği" kitabı günümüzde Türklük için yapılan güzel bir çalışma ve gayret örneği… Bu çalışmamız, "Milliyetçi Fikir Dergiciliği Serisi"nin ilk halkasını teşkil etmektedir. Daha önce yayımlanan, " Milliyetçi Fikrin Sesi: Türkçü Dergiler" başlıklı çalışmayla temelleri atılan bu uzun soluklu proje, Türkçü düşünce geleneği içinde yayımlanmış dergilerin eleştirel analizini merkeze almaktadır.
23 Mart 2026 02:01