×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Ankara Zirvesi Öncesi Ukrayna Meselesi

Son yıllarda NATO zirvelerinden önce Ukrayna Savaşı ne alemde ve NATO, Ukrayna ile ilgili ne söyleyecek diye bakmak adet oldu. Yaklaşan NATO zirvesinin birinci öncelliği Ukrayna Savaşı olmayacak. Bu NATO'nun en önemli gündem maddesi Transatlantik ilişkilerdeki yarığın NATO birlik, beraberlik ve caydırıcılığına zarar vermediğini göstermek, bunu yaparken de 2014 sonrası başlayan yeni dönüşümü, NATO 3.0'ı tasdiklemek, gereğinin yapılacağını ilan etmek. Bu sorular elbette Ukrayna Savaşı ile bir şekilde ilgili, çünkü NATO güçlendirilmiş savunma ve caydırıcılığı algılanan Rus tehdidine karşı istiyor. Ayrıca NATO'nun Avrupalı müttefikleri Rusya'nın Ukrayna Savaşını kazanmasını kesinlikle istemiyorlar. Bu NATO zirvesi, bu açıdan büyük bir kırılma vaat etmiyor Ukrayna için. NATO 3.0'ın sınırda savunma adına bekleyen hazır bir ordu kadar modern savaş için gerekli hem stratejik hem taktik seviye çatışmalarda kullanılabilecek teçhizat ve savunma sistemlerinin üretilmesi olduğunu daha önceki bir yazımızda söylemiştik. Nitekim NATO zirvesinden hemen önce bir araya gelerek- nihai karar Ankara'da liderler bir araya geldiğinde alınacak tabi- 70 milyar Euroluk bir Ukrayna yardım paketi üzerinde uzlaştılar. NATO 3.0, Avrupa savunmasının yeniden yapılanması ve Ukrayna'nın savunma kabiliyetlerinin bir arada çalışabilir olması bu nedenle doğal bir akış içerisinde önümüze çıkıyor. Ukrayna savunma kabiliyetleri, Ukrayna ve Avrupalıların- büyük kısmı ile NATO üyelerinin- kısıtlanmasını isteyeceklerinden daha güçlü ve başarılı. Maalesef bu sonuç Ukrayna için tam anlamı ile iyi bir haber değil. Kiev'in Kremlin'e derin vuruş gücünü karşılıklı sınırlamakla ilgili teklifi de bizzat Putin tarafından "avantajlıyız, hayır" keskinliği ile reddedildi. Kısaca, bu sefer NATO'daki Ukrayna mevzusu sadece Kiev'e destek vermek vermemek, kimin bütçesinden destek verilecek mesellerinin ötesinde bir anlama sahip.

Prof. Dr. Vişne Korkmaz

Kaynak: Yeni Birlik

06 Temmuz 2026 00:15

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. Vişne Korkmaz

Abd-iran Yeniden Birbirini Neden Vurdu?

Daha İran-ABD mutabakatında ön görülen 60 günlük müzakere takvimi asık ve endişeli suratlarla Bürgenstok'ta işlemeye yeni başlamıştı ki taraflar birbirini vurdu. Beklediğimiz gibi taraflar arasında ateş tekrar başladığı andan itibaren İran, Hürmüz'ün tamamen kendi kontrolünde olduğunu ve gelecek 30 gün kendi kontrolünde kalacağını ilan etti. Bu mesaj şunu da içeriyor: "ABD'nin Tahran'ı vurması pazarlık gücünde büyük bir değişiklik yapmadı. Rejimin bekası sağlandığı andan itibaren İran müzakerelerdeki kartları elinde tutuyor, belli bir eşiği aşmayı başaramayan hiçbir saldırı İran'ın pazarlık gücünü kıramaz. İran, kendisine yapılan saldırıya aynen cevap verecektir." Nitekim İran, kendisine yönelik ABD misillemesine Kuveyt ve Bahreyn'deki ABD hedeflerini vurarak karşılık verdi. Böylelikle de Körfez'e zaten bildikleri bir gerçek hatırlatırdı: "öyle veya böyle daha güçlü bir İran ile baş başa kalacaksınız. Bölgesel baş etme yollarını – ki bu yollar muhtemelen İran'ın bazı kazanç alanlarının daha görünür kılınması demek olmalı Tahran'ın gözünde- düşünseniz iyi olur". Perşembe akşamı Singapur bandıralı Ever Lovely isimli tankerin vurulması ABD tarafından derhal İran'ın sorumlu olduğu bir hadise olarak değerlendirildi ve cezalandırıcı misilleme yapıldı. Anlaşma, güya, İsrail ve Lübnan arasında kalıcı barışa ve Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik – ki böylece İsrail'in işgalinin sona ermesi öngörülüyor- bir ilk adım. Ayrıca ABD, İsrail'i İran ve veyahut İran gibi olabilecek aktörler varsa hala bir denge unsuru olarak elde tutmak istiyor. Bu savaş başlamadan ve 7 Ekim gerçekleşmeden önce de nükleer müzakereler çok zorluydu ama en azından bir yandan Hürmüz'e diğer yandan İran'ın kırmızı çizgisiymiş gibi görünen cephelerin birliği fikrine bağlanmamıştı. Eğer çözülmezse ABD, İran'ı yine yeniden vurabilir. Fakat Hizbullah'ın çerçeve anlaşmasını ret etmesinden de anladığımız üzere Hizbullah'a İran desteği ve Hizbullah'ın İsrail savaşı devam edecek. Eğer ABD, çerçeve anlaşması ile İran'ın Lübnan'dan vazgeçip geçmeyeceğini denediyse (Trump'ın dilini kullanalım aptalca bir deneme) son 3-4 gündür süren hadiseler İran'ın cephelerin birliğini büyük bir kazanç olarak gördüğü ve kolay kolay geri adım atmayacağı yönünde.

29 Haziran 2026 00:10

Prof. Dr. Vişne Korkmaz

Abd-iran Müzakereleri Başlarken Savaşın Tarafları Ne Alemde?

Geçtiğimiz hafta yazımızı "eğer" ile açmıştık. Bugün bu yazı kaleme alınırken İsviçre'de ABD ve İran arasında mutabakatta 60 gün sürmesi öngörülen müzakereler başlamıştı. Hatırlayacaksınız aslında müzakerelerin Cuma başlaması gerekiyordu ama İsrail'in Lübnan'a gerçekleştirdiği Cuma sabahki saldırının ardından İran, müzakereleri durduğunu ve Hürmüz Boğazı'nı geçişlere kapattığını duyurmuştu. Şu ana kadar bildiklerimiz bize İsrail'in neden çok memnuniyetsiz olduğunu da gösteriyor. Bu açıklamalar bize şunları söylüyor: 1)- ABD, bir karar verdi ve artık bu savaştan çıkmak istiyor. 7 Ekim sonrası oluşan bölgesel atmosferin (İran ve İsrail'in el yükselterek birbirini vurmasının) Tahran'da birilerini nükleer silahlanma konusunda ikna edebileceği riski vardı. Daha önemlisi İran'ın nükleer kapasitesini pazarlık kozu yaptığı bir müzakere stratejisinin işe yaraması (nükleer eşikte bir ülke ile müzakere etme durumu) Batının/ABD'nin İran'ı sınırlandırmakta ne kadar başarısız olduğunu gözler önüne serecekti. 12 Gün Savaşı öncesinde ABD, bu iki baskı unsuru altında bir karar verdi ve İran'ın gelişmiş nükleer programını vurdu. 106 Gün Savaşına girerken yarım kalmış işi bitirmek ve İran'ın nükleer iradesini tamamıyla kırmak için harekete geçtiler. Buna rağmen esas olan ABD'nin ne istediği elbette. Bu müzakereler 2025 öncesindeki müzakere sürecine benzemeyecek çünkü artık İran, ABD'nin Tahran'ın nükleer tesislerini vurmaya cesaret edeceğini biliyor; ABD de İran'da rejimin vurarak devrilmeyeceğini, her yanı vurulmuş İran'ın Hürmüz'ü yine de kapatabileceğini biliyor. İran Hürmüz kartını, ABD vururum tehdidini müzakereler esnasında da kullanmaya devam edeceklerdir. Hatta Tahran, ABD'nin kendisini çıkmazdan kurtaracak bir anlaşmayı çok istediğini ve bu uğurdu "çıkmaz" hissiyatını İsrail'in sırtına yüklemeye hazır olduğunu biliyor. 2)-ABD, bu çıkmazdan kurtulmak adına İran'ın belirli kapasiteleri elinde tutacağını kabul etmiş görünüyor. Dolayısıyla düne kadar İran'ın nükleer kapasitesinden endişe eden İsrail için endişe edecek çok şey var. Öfkeli ve yaralı bir İran bırakacak ABD geride. 3)- İsrail öfke ve yarasını yanlış yollarla tedavi etmeye devam edebilir. İsrail, İran'ın işini bitiremedi, Ortadoğu'yu istediği gibi dönüştüremedi ve ABD'nin kendi üzerine attığı çıkmazı kabul etmek zorunda. Bu çıkmaza göre ya sorun çıkartıp ABD-İran müzakere sürecini sabote etmeye devam edecek, bu Trump Yönetimi ile arasını açacağı gibi ABD'nin çıkmaza saplanmayı kabul etmesini de gerektiren bir yol bu. Ya da İsrail ABD-İran anlaşmasının İsrail'i sahada sınırladığını kabul edecek.

22 Haziran 2026 00:05

Prof. Dr. Vişne Korkmaz

"Eğer" Olursa, Eğer Varsa; Olası Abd-iran Anlaşması Üzerine Düşünceler

Malumunuz, ABD-İran Anlaşmasının imzalanması bekleniyor. Trump, 80. yaş gününü Washington'da sadece kafes dövüşü ile kutlamak ile yetinmek istemiyor. Şöyle bir "barış getiren başkan" olma halini yücelten ve ABD'yi İran'da girdiği çıkmazdan çıkaracak anlaşma ne güzel olur. Nihayete erinceye kadar hiçbir şey kesin olmadığından, hatta ondan sonra dahi taraflar birbirini aldatabileceğinden, bundan sonra yazımıza "eğer" ifadesiyle devam ediyoruz. Bu anlaşma "eğer" uluslararası basına yansıyanlar doğruysa nükleer sınırlandırmaları kapsıyor. 1)-Trump, İran'ın nükleer silah elde etmeme, geliştirmeme, satın almama sözü verdiğini duyuruyor. 2)-İran'ın elindeki yüksek derecede uranyumun İran'da seyreltilmesi kabul edilmiş görünüyor. Bu süreçte seyreltilmeyi denetleyecek mekanizmanın ne olacağı ilerisi için bir örnek teşkil edecektir, ABD'nin 2015 İran Nükleer Anlaşmasının kısıtlama ruhunun ötesinde zor kullanarak neyi başarıp, başaramadığını da gösterecektir. Nükleer silah geliştirmeme sözü üzerinden kazanç elde etmek İran stratejisinin temeliydi: Buna göre ABD İran limanları üzerinden yaptırımları kaldırmayı ve İran'ın dondurulmuş varlıklarının bir kısmını (ciddi bir rakam) serbest bırakmayı taahhüt ediyor. Sonrası biraz İran-Körfez, İran-Batı ilişkilerine bağlı. ABD ise tehdit ve kuvvet kullanma yolu ile gelişmiş nükleer programa sahip, nükleer eşikte bir ülkeyi nükleer eşikten geriye dönmeye (0 noktasına olmasa da) ve süresiz nükleer silah elde etmeme sözü vermeye ikna etmiş olacak. Çünkü artık İran'ın altyapısını filan da inşa etmesi, ekonomisini ayağa kaldırması gerekiyor; İran, Körfez'i vurduğundan hedging stratejisi güvenilir ayaklara oturmayacak, ABD'nin İran'ı vurabildiğini ve vurmasına rağmen İran ile anlaşma yapabildiğini bileceğiz. İran'ı bu çerçevede daha kazançlı hale getirebilecek iki "eğer" var. 1)- Eğer anlaşmada ABD, İran'ı bir daha tehdit etmemeyi ve İran'a karşı güç kullanmama sözü verirse, bu İran'ın nükleer eşik üzerinden yarattığı pazarlık aracılığı ile vurulmasına rağmen caydırıcılık sağladığı anlamına gelir. 2)- eğer ABD, İran ile ateşkesin Ortadoğu'daki tüm cephelerde ateşkes olarak yorumlanacağını kabul ederse, bu İsrail'in Lübnan'daki saldırı kağıt üzerinde gücü kısıtlanacaktır demek. İsrail ise Lübnan'da, Gazze ve Batı Şeria'da başarıp başaramadıkları ile hesaplaşıp, İran bombasını ABD eliyle durdurmakla övünebilir. Geçtiğimiz hafta İran, Lübnan meselesi üzerinden İsrail'i vururken, ABD de Hürmüz meselesi üzerinden İran'ı vurdu. Yine de Tahran'da birilerinin sadece yaptırımlar ve dondurulmuş varlıkların serbest kalması ile yetinmeyeceğini, yukarıda bahsettiğimiz iki "eğer" üzerinden kazanç elde etmeyi önemseyeceğini düşünüyorum.

15 Haziran 2026 00:20

Prof. Dr. Vişne Korkmaz

Çin, Kuzey Kore'nin Kapısını Niye Çalıyor?

Okuyucularımız bu yazıya göz gezdirirken Çin Devlet başkanı Xi ve Kuzey Kore Lideri Kim bir araya gelecekler. Kaşlar kalkarken ziyaretin IISS Shangri-La Güvenlik Diyaloğu toplantısından hemen sonra yapılmış olduğu akıllara geldi. Ama daha önemlisi 20 yıldan fazla süredir yapılan bir toplantıdan bahsediyoruz. Tabi Shangri La, küçük ve orta büyüklükteki güçlerin güvenlik tesisindeki başarısını temsil eden "ASEAN barışının" bir uzantısı olduğundan diyalog kelimesinin üstünün böyle çizilmesine itirazlar yükseldi. Asya ülkeleri kurallara, ilkelere ve diyaloğa ihtiyacımız olduğunu düşünüyor ama anladığımız kadar kimsenin "daha fazla savaş gemisi ve denizaltı" elde etmeye/geliştirmeye itirazı olmamış. Hegseth, ABD caydırıcılığının Pasifik'te "güçlü, açık ve sessiz" olduğunu ifade etmiş. ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi (2026) içerisinde anılan "model müttefik" kavramına atıf yapıyor Hegseth. Düne kadar sadece "balıkçı savaşlarına" duhul olmuş ülkeler için başka bir boyut bu aciliyet hissi. ABD, bunun farkında. Güney Kore, ABD'nin neyin farkında olduğunun farkında. Bu gürültü içerisinde Washington, Tokyo'nun ABD'nin merkezi konumu etrafında ona koşut bir merkezi halka çizmesine, Seul ve Manila'yı, Asya Pasifik Dörtlüsünün ABD dışındaki ayaklarını (Hindistan ve Avusturalya), mümkünse Endonezya ve Malezya'yı birbirlerine savunma ve güvenlik işbirlikleri içerisinde ilintili hale getirmesine göz yumuyor. Süreç bitmedi ama isteklilerin arasında en isteklisi Tokyo olduğundan, ABD'nin onayını almış göründüğünden (bu onay gelecekte geri de çekilebilir) Kuzey Kore ve Çin ile ilişkilerinde kendilerini hedef tahtasında gören Güney Kore ve Filipler, Japonya'nın yükselişine destek çıkabilirler. Kuzey Kore mühendislerinin mahareti ciddi teknolojik bilgi ve kaynakla beslenirse Beijing'in istediğinden daha güçlü, kendi pazarlık gücünü göstermekten çok hoşlanan bir Kuzey Kore ile karşılaşabilir. Böylece Kuzey Kore ABD'ye hem Rus hem de Çin desteğine sahip olduğunu gösterebilecek. Bu gelişmeler yaşanırken İran nükleer programını radikal bir biçimde sınırlamak için başlatılan savaşın 100. Gününe girdik.

08 Haziran 2026 00:01

Prof. Dr. Vişne Korkmaz

Trump, İbrahim Anlaşmalarını Neden Şimdi Andı?

Unutulmamalı, bu savaşın öncesinde 12 Gün savaşına girerken ABD daha önce vermediği bir kararı verdiğini İran'a ve tüm bölgeye söylüyordu. 28 Şubat Savaşından önce bu güçler dengesinin birkaç odağı vardı. Ayrıca ABD yönetiminin İsrail'in ordu sahibi olup savaşa girebilme yetisini övdüğünü 2026 Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi'nden biliyoruz. Washington için "kendi savunmanı, özellikle ileride unsurlarla kendi başına sağlaman" son derece değerli bir artıdır. Yani Şubat savaşı öncesi ABD, tercihini İsrail için güvenlik riski oluşturmayan ama İsrail için rakiplerin var olduğu bir güçler dengesi modelinden yana kullanmak istiyor gibi görünüyordu. ABD ise İsrail'in varlığının ve güvenliğinin garantileneceği (bu arada Filistin davasının da hiç umursanmayacağı) ama mevzunun İsrail düzeni değil ABD'nin müttefiklerinin düzeni yani ABD düzeni olan bir bölgesel vizyonla ilgileniyor gibiydi. İşi neredeyse olur hale getirdiği noktada iki temel zorluğu vardı: 12 Gün Savaşı sonrasında İran ile İran'ı kısıtlayacak koşullar üzerinden anlaşmak ve İsrail'i sınırlandırmak. 12 Gün Savaşı ile ABD'nin verdiği mesaj dışında başardığı ve başaramadığı şeyler vardı. Başaramadığı şeylerin (İran'ın nükleer kabiliyetini yok etmek- ki bu çok zor başarılabilecek bir şey) ne kadar ciddi olduğunun farkındaydı, İran'ın ABD'nin istediği kadar kısıtlayıcı bir anlaşmaya yanaşmayacağının da farkındaydı, hatta 12 Gün Savaşı ile İran'ı nükleer silah üretmeye daha yakınlaştırmış da olabilirdi. Bu noktada Washington müzakere-sınırlı güç kullanımı hattından zorlamaya devam edebilir, bölge üzerinden de "bölgesel düzen oluşuyor, sona kalana hiçbir şey kalmaz" baskısı oluşturabilirdi. Yapmadı, çünkü İsrail ve ABD'den kimi isimler muhtemelen Beyaz Saray'ın kulağına, "İran'ın belki de en yaralı zamanında olduğunu, ABD'nin de konvansiyonel olarak en güçlü" anında olduğunu fısıldadılar. Eğer İran'da kolay bir zafer kazanılsaydı, İsrail eliyle ABD düzeni bölgeye geliyordu zaten. Ha ABD'nin biçtiği anlamıyla İbrahim Anlaşmaları, ha Washington'un biçtiği anlamıyla İbrahim Anlaşmaları. Eğer ABD, İran riskinden kurtulsaydı, bu iki anlam arasındaki farkı hiç dert etmeyecek, ikinci için birinciyi gayet rahat feda edecekti, tıpkı İsrail için Körfez'i feda ettiği gibi. Burada Washington iki mesaj veriyor: İlk mesaj ABD'nin içine düştüğü çıkmaza rağmen ABD ve müttefikleri arasında bölgesel düzen konusunda içerisinde İsrail'in güvenliğini de garantileyen bir uzlaşma olacağı/ABD'nin böyle bir uzlaşmayı zorlayacağı mesajı. ABD, Körfez içerisindeki bölünme eğiliminin farkında. Trump'ın ya da ABD'nin Körfez'i ilk tehdit edişi değil bu.

01 Haziran 2026 00:10

Prof. Dr. Vişne Korkmaz

Abd'nin İran Ve Küba Mesajları: Ne Beklemeliyiz?

Trump ve Yönetimi Çin'den döndükten sonra iki mesaj verdi: İlki klasik "İran ile anlaşma yolundayız", "neredeyse anlaştık" mesajı. Gerçi mesaj "anlaşamazsak vuruyoruz" sinyalinden sonra geldi ama biz bu paterne alışığız artık. Anlaşıyoruz, ciddi ciddi görüşüyoruz mesajının, İran'dan çıt çıkmazken, verilmesinin temel bir sebebi var bence: ABD gerçekten anlaşmak istiyor. Köprünün altından o kadar çok su aktı, farklı hedefler açıklanıp o kadar çok başarısız olundu ki Washington'da bile "biz savaşa niye girmiştik" kafa karışıklığı yaşanıyordur. Oysa bu savaşa girip, Hürmüz'de kuyruğu kaptırmadan önce ABD 12 Gün Savaşına girmişti. 12 Gün ve Şubat 2026 savaşı arasında bağlantı nükleer mevzu üzerinden kuruluyor. Aslında iş esas üzerinden karıştı çünkü ABD ne 12 Gün savaşında ne de Şubat 2026'da İran'ın elindeki 400 kg zenginleştirilmiş uranyumu kendi kontrolü altına alamadı. Washington, sanki, ABD'den kalkıp İran'daki gelişmiş nükleer tesisleri vurabilme başarısına (bu arada sahada İsrail de İran'ı vurup duruyorken) odaklanmış görünüyor. Bu sarpa sarma halinin Trump ile ilgili, İsrail'le ilgili, istihbarat zafiyeti ile ilgili, Körfez'in zayıflığı ile ilgili pek çok kısmı var ama sonuçta İran ile anlaşmak demek, 2015 şartlarına üç aşağı beş yukarı dönmek ise, ABD savaş amacının (İran'ın stratejisinin işe yaramadığını göstermek) başarılamayacağının da farkında. ABD'nin en büyük şansı, İran'ın da hala anlaşmak istemesi (belki ABD'den biraz daha az istiyor ama istiyor). Tabi İsrail ve Körfez'in eli boş durmayacak ama İran'ın elindeki kozlar üzerinden pazarlık yapacak yegâne güç ABD gibi görünüyor. Küba, Trump Yönetimi için kolay bir zafer imkanı gibi görünse de bir yandan da "Altın Elma'yı" temsil ediyor. Çarşamba günü Florida'da Özgürlük Kulesi'nde (-ki Küba'dan, Devrimden kaçanların mücadelesini simgeler) ihtiraslı savcılar Raul Kastro'yu suçlayan bir iddianame açıkladılar. Olay 30 küsür yıl önce olmuş, Kastro 90 küsur yaşında, kurbanların yakınları ve sağ kurtulanlar 80 küsur yaşında, olayın tekrar açılmasına neden olan geçen sene "ele geçirilen" pilot (Küba'da askeri pilotken sonra ABD'ye kaçmış, sahte belgelerle Florida'da emekli hayatı yaşıyormuş) 60 küsur yaşında. CIA direktörü aynı günlerde torun Kastro ile görüştü ve tüm bunlar olurken sembolik olarak çok şey ifade eden uçak gemisi USS Nimitz Güney Karayiplerden Küba'ya yakın pozisyona geldi. ABD, Raul Kastro'nun ABD adaletine teslim edilmesini ve Küba ile dönüştürücü bir anlaşma yapmayı bekliyormuş. Elbette ABD tarafından yakından izleniyor. Axios'da geçtiğimiz hafta çıkan ve büyük ihtimalle bilinçli yayınlanan bir haber Küba'nın Rusya ve Çin'den 300 dron aldığı, İranlı danışmanların Ada'ya geldiğini ve Havana'nın Key west ile Guatanamo'yu vurma ihtimali olduğunu yazıyordu. Yani ABD'nin amaçları için aslında Küba ile anlaşıp, ABD kapitalizminin kanatları altına almak yeterince karlı. Ama dahası var: Trump Yönetiminin Venezuela ve İran operasyonlarında beklediği özel çıkarlar bir yana bu operasyonlar "güç aracılığı ile caydırıcılık" stratejisinin bir parçasıydı.

25 Mayıs 2026 00:02

Prof. Dr. Vişne Korkmaz

Abd'nin Çin Çıkartması: Ne Gördük?

Trump Yönetiminin Çin çıkartması bitti, ABD Başkanı evine döndü ve sinirle İran'ın Hürmüz'de geçiş sistemi düzenlemeleri ile ilgili kararlarını öfkelenerek okudu. Eminim, Rusya'da Moskova-Beijing ilişkilerinin ne kadar özel olduğu konusunda temin edilecek, belki de Putin, Trump'ın huşu içerisinde gezdiği ve "dünyanın en güzel gülleri bunlar" mealinde iltifatlar savurduğu aynı gül bahçesinden gül koklama şansına erişecektir. Çin devlet başkanı büyük bir tecrübe ile çok az kişinin ziyaretine izin verildiği, güllerin arasında gezme şansına çok az liderin, örneğin Putin'in, mazhar olduğunu söyledi. ABD heyetinin "çocuklar gibi şen" Tiananmen'in kıyıcığında bekleyiş hallerinin ABD Kongresinde biraz buruk karşılanmasının nedeni bu. ABD'nin eski Çin büyükelçisi, tabi Biden zamanı sertlik politikasının bir neferiydi kendisi, Nicholas Burns şöyle ifade etmiş: "Biraz zayıf göründük sanki". Dünya "kim kimin önünde daha çok selam durdu" tartışadursun, her iki ülkenin de karşısındakinin statüsü ile ilgili bir şey söyleyebilme alanını birbirine tanıdığı bir ziyaret oldu. Bu bakımdan, 2015 sonrası sıklıkla tartışılan "sert mi yumuşak mı decoupling" olacak sorusu farklı bir cevaba ulaşmış oluyor. ABD ve Çin'in arasında müthiş bir karşılıklı bağımlılık var. Bu tür bir karşılıklılık esasen ABD'nin kararı ile inşa edildi çünkü (ve bence 2010'larda ABD zamanında aldığı bu karardan- Çin'e kucak açayım kararından çok pişman oldu-). ABD, Çin'deki ekonomik açılış başladığında bunu bir dönüşüm hamlesi olarak yorumladı, zaten Soğuk Savaş'ın sonu ve hemen sonrasında ABD çok çok güçlüydü. Dedi ki; Çin büyük bir pazar olarak hem bölgesel hem de küresel ekonominin parçası olsun-ki o zaman ABD'nin Asya-Pasifik'te teknolojik atılım konusunda gerçekten korktuğu odak Japonya idi- böylece ben kendi pazarımın kendi ulaşım hattını büyütürüm ve birileri de Japonlara Asya'daki tek mucize olmadıklarını gösterir. Hatırlarsınız iktidara tekrar geldiğinde Trump, hemen hemen herkesle bir ticaret savaşı başlatmış, Çin ile de gümrük vergilerini yüzde 149'a çıkarmıştı. Son görüşmede ABD, Çin'in Dünya'nın büyük güçlerinden biri olduğunu, ABD'ye yaklaşan, ABD'yi yakalaması mümkün en büyük güç olduğunu, kabul ettiğini Çin'e bir kere daha gösterdi. ABD'nin son Ulusal Güvenlik Strateji belgesinde Çin, stratejik bir ortak olarak geçiyor, Çin ile yan yana barış içerisinde yaşanabileceği vurgulanıyordu. Beijing'in elde ettiği bu "couple" statüsünden memnun olduğunu ama bunu yine de düne kadar (ve muhtemelen yarın da) dünyaya satacağı çok kutuplulukla nasıl bağdaştıracağını düşündüğünü söyleyebilirim. Kısaca Çin diplomasisinin inceliğine ve gücüne şapka çıkartıyorum ama "imparator çıplak" diyecekler de vardır- eğer sesleri duyulursa. Çin için hem İran hem körfez çok önemli çünkü. ABD, Çin ile ilişkisini "yapıcı stratejik ortaklık" olarak tanımlamış. Yalnız, Çin ABD'yi esnek olmayacağı tek konuda uyardı. Uyarı Tayvan'daki mevcut statükonun (Tayvan bağımsız olmaya çalışmıyor, Çin de orayı işgal etmiyor) bozulduğu anlamına da gelmiyor zaten Trump, Çin ziyaretinde Tayvan konusunda ağzını dahi açmadı- ki bu da ABD'nin stratejik belirsizlik politikasına uygun. İlkesel bir strateji de yok ortada (zaten Trump, Çin'in kısa dönemde Tayvan'ı işgal edeceğini düşünmüyor). Trump, Tayvan'a satmayı düşündüğümüz silahlar iyi bir pazarlık kozu, Çin akıllıca karar verirse, silah-milah satmayabiliriz, dedi.

18 Mayıs 2026 00:06

Prof. Dr. Vişne Korkmaz

9 Mayıs Zafer Gününe Düşen Gölge: Ukrayna Savaşında Neredeyiz?

9 Mayıs Zafer Günü Töreni haberleri basına düşmeseydi, Ukrayna Savaşına bakmak aklımıza gelecek miydi bilmiyorum. Ukrayna çok üşüdüğü bir kış geçirdi, Rusya'da ekonomik zorlukları halk iliklerine kadar hissediyor. Kısaca Kiev'in dron gücü ve Rusya'ya sızabilme olasılığı Moskova'yı tedirgin ediyor. Yine de kimse hayal kurmasın; Rusya, Ukrayna büyük Rus kentlerini -o kapasite ile bu kapasite ile- hedef alabilme imkanına sahip olmuşken, ama savaştaki el yükseltme riski/stratejik nükleer caydırıcılık nedeniyle eli kimi zaman tutuluyorken ve benzeri bir tehdit oluşturma kapasitesi büyük Avrupa şehirleri için Rusya'nın elindeyken Putin sonrası stratejik duruşunu kolay kolay değiştirmez, değiştiremez. Üç gün öncesinde hem Ukrayna hem Moskova karşılıklı rakip ateşkesler ilan ettiler, hatta Zelenski bir karar yayınlayarak, Kızıl Meydan'da kutlamalara izin verdiğini duyurdu. Konuşmasında Ukrayna savaşında zafer vaat etti. Bu kördüğüm belki Rusya'nın avantajına olan saha gerçekliğini reddedemiyor, ama Rusya'nın savaş amaçlarını gerçekleştirmeye yakınlaşmadığı da açık. Önümüzdeki 3-4 yıl, yani 2029-2030'a kadar geçecek süre Rusya için de kritik. Savaşın şu anki çıkmazı, Rusya Azak Denizi, Kırım ve Donbass'ı kontrol ettiği müddetçe Rusya için kazanç vaat ediyor ancak bu çok maliyetli bir kazanç. İlki Ukrayna çabalıyor, çabalarının meyvelerinin bir kısmı savaş maliyeti altında eziliyor, ama bir kısmı Ukrayna'ya kabiliyet ve stratejik derinlik- belki bizim anladığımızdan daha farklı bir stratejik derinlik- olarak dönebilir. ABD şimdilik Rusya ile doğrudan karşılaşmamaya karar verdi zaten son Ulusal Güvenlik Strateji belgesine göre de Rusya'nın bölgesel gücüne (ama kesinlikle hakimiyetine değil) Washington izin verebilir. Kiev, Ukrayna ve Türkiye'nin Avrupa güvenlik mimarisine entegre olduğu yeni bir Avrupa savunma anlayışı önerip duruyor. Tüm bunlar sanki Ukrayna'nın çabalarını güçleştiren bir şeyler söylüyormuş izlenimi veriyor, fakat Kiev çabalamak için yeterli motivasyona sahip zira çizdiği çerçeve Ukrayna'nın Ankara ile iş birliği üzerinden Akdeniz'e doğru uzanması (bu arada da savaş tecrübesini dron ve dron karşıtı savaş tecrübesini Ortadoğu'da çeşitli aktörlerle paylaşması- ki Kiev Suriye ve BAE gibi çok farklı aktörlerin kapısını tıngırdattı) Almanya ve İngiltere gibi ilgili aktörlerin stratejik tercihleri ile uyumlu. Bu Rusya için şu demek, Ukrayna bir yanda savaşla yıpranıyor ama bir başka yanda yeni bir stratejik varoluş hattı inşa etmeye çalışıyor. Bu hat, bir gün Rusya ve Avrupa arasındaki soğuk savaşın netleştiği hat olabilir. Rusya'yı tehdit olarak görüyorlar. Küresel bir aktör olma uğruna Avrupa'dan boşanan İngiltere ve "Deutschland über Alles" ruhuna çaktırmadan geri dönme sinyalleri veren -zira tabi Rusya'ya karşı örgütlenmek için bir motivasyon lazım- Almanya son derece iddialı kapasite inşası ve modernleşme stratejilerine başladılar. Almanya Avrupa'nın Rusya'ya ulaşabilir ama Rusya tarafından kolay ulaşılamaz konvansiyonel lider gücü olmak istiyor. Trump dönemi Rusya'ya avantajlar vaat etmişti-ki ABD büyük stratejisinde neredeyse Rusya'ya bir at oynatma alanı verdi. At oynatırken Rusya başarılı ya da başarısız olabilir, artık bu Moskova'nın ve Avrupalıların sorunu Washington'a göre.

11 Mayıs 2026 00:15

Prof. Dr. Vişne Korkmaz

Körfez'in Zor Yılı: Bae'nin Opec Kararı Bu Zorluğa Ne Ekledi?

Körfez İşbirliği Konsey'i (KİK) tarihinin en büyük krizlerinden birini 2017'de Katar ambargosu sırasında yaşamış, bölünmeye yaklaşmış ve 2021'de işi zar zor toparlamışlardı. Bahreyn ve BAE gibi küçük aktörler Katar ambargosunu (Katar'ın Türkiye, İran, Hamas ve Müslüman Kardeşler ile yakınlığını sebep olarak göstererek) çokça İsrail'in yararına desteklerken, aslında ambargonun yönü konusunda sürücü koltuğunda Riyad oturuyordu. OPEC Plus'ın kurulma ve Suudi Arabistan- Rusya iş birliğinin kurumsallaşması, İran ile ilişkilerin (Çin aracılığı ile) normalleşmesi, Pakistan ile savunma anlaşması, Yemen'de BAE'nin desteklediği güçlerin -hatta BAE'nin- vurulması Riyad'ın ihtiraslarını gösterdiği böyle anlardandı. Riyad'ın fonlar üzerinden Batılı/küresel aktörlerle iş tutma ve ABD ile iş birliğini sağlamlaştırma arzusu, ABD'yi 2035 vizyonuna ikna etme hayali bakiydi. Eksenleşme değil ama rekabet çok ciddiydi Riyad için ve Riyad rekabet alanları ne olursa olsun, hangi yeni alanlar açılırsa açılsın kendi güç unsurları açısından iki hattı çok değerli gördüğünü dost, düşman herkese hissettiriyordu: 1)- Körfez birliği ve Suudi Arabistan'ın Körfez liderliği; 2)- Petrol piyasaları üzerindeki etkisi. BAE'nin son hamlesi OPEC ve OPEC Plus'tan çekilmek, her iki hattı da kalbinden vuruyor. Ekonomik etkisi kısa dönemde muhtemelen sınırlı olacak (çünkü Hürmüz kapalı ve BAE'nin üretimi şimdiki seviyenin biraz üstüne değil çok üstüne çıkarması savaş koşullarında hemen mümkün olmayacak gibi) ve uzun dönemdeki etkisi de İran-ABD mücadelesinin nasıl biteceği, Riyad'ın BAE'ni cezalandırmak için hangi ekonomik araçları seçeceği sorusuyla yakından ilişkili. Fakat BAE, sembolik bir torpido gönderdi, vermek istediği mesajları verdi, topu da yaralı Riyad'ın ve BAE ile zamanında Afrika'da çok iş pişirmiş -şimdilerde muhtemelen Dubai'nin gelecek seçimlerinin radikalliğinden endişeli Rusya'nın sahasına yuvarladı. OPEC ve OPEC plus içerisinde Riyad-Moskova tekelinden/uyumundan rahatsız olan sadece BAE de değil. Yine de Riyad'ın petrol piyasalarını dengeleyici bir arz gücüne sahip olması (ki bu gücün fiyatlandırmada nasıl bir etki yarattığını 2018 krizinde hatırlıyoruz. 1)- BAE için piyasalardaki denge (fonlar ile küresel piyasaya katılım, yatırımcı ile para ve küresel piyasayı Dubai başta olmak üzere Körfez'in bu bıdık ülkesine çekmek) petrol piyasalarında varil başına kazanacağı ekstra dolardan daha önemli. Kısaca şu anki öncelliği BAE'ni cezalandırmak değil. 2)- ABD, Riyad'ın cezalandırma kuvvetinin kısıldığının ve Rusya'nın sadece petrol gelirlerine odaklandığının farkında. ABD, Riyad ve Moskova'nın direneceğini biliyor ama İran konusunda ne işe yaradığı belli olmayan Hürmüz'deki ABD ablukasının verdiği mesajı bir kez daha düşünmek gerek. Bunun üzerinden Kasım seçimleri kaybedilirse Trump ve yönetimi için ancak romanlarda görebileceğimiz bir ironi gerçekleşir. BAE, Dubai modeli- hatta BAE modeli- çökmüşken varoluş mücadelesini Körfez'deki kardeşlerinden, Arap ortaklarından ayrı kendisi vermek istiyor.

04 Mayıs 2026 00:06

Prof. Dr. Vişne Korkmaz

Almanya'nın Yeni Askeri Stratejik Belgesi

Oysa Almanya'da çok ilginç bir gelişme yaşandı ve Berlin ilk askeri strateji belgesini 23 Nisan'da yayımladı. Şu an için doğru düzgün bir orduya sahip olup olmadığı tartışmalı bir aktör için çıtayı çok yukarıya koyuyor; hem Almanya'nın stratejik özerkliğe sahip olabileceği, hem NATO'nun daha fazla Avrupa/Almanya konvansiyonel gücüne dayanağı bir gelecek çiziyor. Fakat yine de Almanya'nın ne demek istediğini çok net bir biçimde anlıyoruz: Almanya, yükseleceğini ve stratejik bir aktör haline geleceğini söylüyor. Hedef 2035'e kadar 460 bin kişilik aktif ve rezerv göreve hazır bir kuvvete sahip olmak. 2)-Almanya yeni savaşlarda hâkim olan iki ayrı trendi tespit etmiş. 3)- Almanya'nın geliştireceği kuvvet Avrupa ve NATO'nun caydırıcılığından bağımsız düşünülemez. Almanya, ABD'nin NATO'da var olmaya devam etmesinin yegâne şartının Avrupa ve Almanya'nın savunma kapasitelerinin artması olduğuna inanmaktadır. Üstelik bu tehdit Almanya'yı hedef alabilecek stratejik silah kapasitesine de sahip. Ekonomik güç, teknolojik potansiyel siyasi irade ile birleştiğinde 2035'te başka bir Alman stratejik zihniyetinin görülebileceğini söylüyor Berlin. 4)-Alman stratejik belgesi savunma ve saldırı stratejilerinin artık bir arada göründüğü karmaşık bir stratejik tablo karşısında olduğumuzu söylüyor. Almanya'ya göre Rusya, bir gün NATO'ya doğrudan askeri olarak meydan okuyacak. 5)- Almanya'nın stratejik bakışı çevresinden başlar. Kuzey ve Batı Afrika, Sahel ve Ortadoğu Almanya stratejik zihniyetinin yeni ortaklıklar geliştireceği alan olacak.

27 Nisan 2026 00:08

Prof. Dr. Vişne Korkmaz

Ateşkesler Ve Ablukalar Ortasında Kartlar Kimin Elinde?

Lübnan'da İsrail ve Lübnan Hükümeti arasında ABD'ce kotarılmış 10 günlük ateşkes ilan edilirken cuma akşamı yaptığı sosyal medya paylaşımı üzerinden Trump, İsrail'e bu sürede Lübnan'a saldırmayı "yasakladı". Lübnan ile "barış" anlaşması ya da barış olmadan anlaşabilmek daha önce denenmişti, dolayısıyla İsrail için önemsiz ya da İsrail'in hiç çıkarına olmayan bir adım değil atılan. Ama 28 Şubat öncesinden farklı bir atmosfer ve bölgesel konjonktür var. Bu konjonktürde, daha İsrail hedeflerine ulaşamamışken (Güney Lübnan'ı tam anlamı ile kontrol etmek, Hizbullah'ın unsurlarının Lübnan'ı terk etmesini sağlamak ve Hizbullah'ı silahsızlandırmak gibi yakın amaçlar kadar Hazar'dan Afrika Boynuzu'na bir stratejik derinlik-dostluk/ittifak kontrolü hattı oluşturmak, diğer herkesi de burada sınırlamak gibi uzak amaçları da hesaba katıyoruz) birilerinin "yeter artık" demesi ve İsrail'in – ki Hizbullah masada değildi ve onu bağlayan bir şart yok- durmak zorunda kalması Tel Aviv için bir zorluk yaratıyor tabi. ABD, İran'ın kazançlı görülebileceği, bölgesel mega-anlatı kurabileceği bir alanı (Lübnan-Direniş Ekseni) ABD-İran müzakerelerinden ayırmış, İsrail'in saldırganlığı üzerinden İran'a akıllı ol mesajı çakarken, İsrail'e de İran cephesindeki savaşı şimdilik bulandırma sinyali vermişti. Bu aslında akıllıca ama insan hayatını hiçe sayan stratejide şimdi tuhaf bir "u dönüşü" gerçekleşti. Üstelik hala Hürmüz İran'ın kontrolünde kapalı. Şimdi hatırlayamadığım bir İran büyükelçiliğinin savaşın ilerleyen günlerinde Trump'a verdiği yanıtı hatırlamadan edemiyoruz: "İran ile iş çevirmek acemilere göre değil." Lübnan-İsrail ateşkes sürecinde ABD'nin İsrail ve Lübnan arasında savaş olmadığını kabul etmesi önemli. Daha da ileri gitti, Lübnan-İsrail ateşkesinin İran'ın baskısı sonucu ulaşıldığını, İran'ın ABD'ye bu savaşı kazanmasının ne kadar zor olduğunu gösterdiğini söyledi. Burada eğer Trump'a "bir zafer ilan etme şansı" tanınırsa ABD, savaştan çekilmenin yollarını arayacaktır. Tablonun, bu yansıtılan kadar basit olduğunu düşünmemekle beraber ABD için "zafer" ilan etmenin önemini yadsımıyorum. İsrail, sahada İran savaşının kazanılamayabileceği gerçeği üzerinden (ve İran savaşı ile ilintili hale gelirse Lübnan'da nihai zaferi kazanamayacağı gerçeği üzerinden sıkışırken) masada Türkiye ve Pakistan'ın görünürlüğü üzerinden, Körfez'in başka arayışlara girme zorunda kalacağı gerçeği üzerinden sıkışıyor. İsrail istediği için değil ABD istediği için, ama olsun sonuçta Tel Aviv ve Washington, hem Haziran 2025, hem Şubat 2026 savaşında İran'ın durdurulması ve kapasitelerinden arındırılması gerektiği konusunda anlaştılar. İsrail, Washington'un gözlerinin içine "savaşa devam etmesine izin vermesi için bakarken", Trump yönetimi Hürmüz'e bakıp duruyor. ABD, "ablukaya karşı abluka" kararını iki nedenle aldı: İlki abluka Hürmüz'ü açmak için bir operasyon yapmaktan çok daha az maliyetli bir seçenek. ABD'nin vereceği ciddi güvenceler karşılığı (ve elbette İran'ın dondurulmuş varlıkları üzerinden bazı jestler ve İsrail'in tasmasının tutulması üzerinden inşa edilecek güven karşılığı) burada İran bazı tavizler verebilir ve ABD'de Haziran 2025'deki amacı "İran'ın nükleer silah geliştiremeyeceği" iddiası üzerinden zafer ilan edebilir. İsrail de İran gibi kolay kolay teslim olmaz, İran güvence ve güven konusunda tatmin olmazsa nükleer opsiyonlarını (Hürmüz'ü de) elinden çıkartmaz, ABD gibi bir dev, daracık bir boğazda boğulduğunu kolay kolay kabul etmez.

20 Nisan 2026 00:10

Prof. Dr. Vişne Korkmaz

Ortadoğu'nun Papatya Falı: Anlaşılıyor, Anlaşılmıyor…

Demek ki teklifin İran tarafından değerlendirilmesini ve bir karşı yanıtın hazırlanmasını bekleyecekler. Zaten ateşkes 15 günlük geçici bir ateşkesti; uzatılabilir, bozulup- bozulma ile birlikte taraflar birbirine sıkı bir yumruk atar- tekrar ilan edilebilir. Ayrıca masadaki konular İran'ın bölgesel düzendeki yeni konumunun ve gücünün sınırlarını belirleyeceğinden ABD'nin kafasındaki bölgesel düzen için de çok önemli. İran, gemilerin Hürmüz'den geçişine izin vermemiş, ABD de durumu zorlamamış görünüyor. Bu arada İran'ın da boş durmadığı duyuyoruz. Ateşkesten önce ABD ve İran el yükselterek savaş amaçlarına ulaşacaklarını düşünüyorlardı. ABD açısından, "medeniyeti silme" tehdidi yapılabilir ama çok büyük komplikasyonlar getirecek bir güç uygulama biçimi olur. ABD'nin kafasındaki "İran sorunu" çözüp çözemeyeceği de muallak. Cenevre dahil başarısız olmuş tüm görüşme dinamiklerinde (özellikle Trump yönetimi altında) ABD İran'a karşı güç kullanmanın başarılı bir sonuç getireceğini düşünüyordu. Güç kullanıldı, İran'a çok zarar verildi ama İran'ın direnme kabiliyeti yok edilemedi. Bugün ABD de İran da sahadaki bu gerçekliğin tetiklediği bir görüşme süreci içindeler. Örneğin ABD, İran'ın dondurulmuş varlıklarının bir kısmının serbest bırakılması konusunda bir iyilik düşünebilir, ayrıca İran üzerinde pek çok yaptırım var. ABD'nin 400 kg yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyumu elde etmek istediğini biliyoruz. İran'ın bu konuda yapabileceği ve yapamayacağı şeyler var. Hürmüz'ün yeni statüsü ve İran'ın bu statüde nerede duracağı mevzusunda da İran ilk adımı atmayacaktır. Ayrıca İran, güvence almak zorunda. Şu ana kadar ABD'nin başarabildiği tek şey, Lübnan görüşmelerini İran görüşmelerinden ayırmak oldu. İran, ABD'nin ne yapmak istediğini bildiğinden (İran'ın bölgesel etki gücünün geleceği konusunda Lübnan ayrıca sembolik önemde olduğundan) Lübnan hükümetini suçluyor.

13 Nisan 2026 00:02

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha