×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Risale-i Nur'dan

Her Fen, Allah'tan Bahsediyor

07 Temmuz 2026 00:39

Risale-i Nur'un çok yerlerinde izahı ve kat'î hadsiz hüccetleri bulunan "iman-ı billâh" rüknünün binler küllî bürhanlarından bir tek bürhana kısaca bir işarettir. "Bize Hâlık'ımızı tanıttır; muallimlerimiz Allah'tan bahsetmiyorlar," dediler. Öyle de, küre-i arz eczahanesinde bulunan dört yüz bin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlarındaki zîhayat macunlar ve tiryaklar cihetiyle, bu çarşıdaki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nisbetinde, okuduğunuz fenn-i tıp mikyasıyla küre-i arz eczahane-i kübrasının eczacısı olan Hakîm-i Zülcelâl'i, hatta kör gözlere de gösterir, tanıttırır. Öyle de, küre-i arz denilen yüz binler başlı, her başında yüz binler mükemmel fabrika bulunan bu seyyar makine-i Rabbaniye, ne derece bu insan fabrikasından büyükse, mükemmelse, o derecede, okuduğunuz fenn-i makine mikyasıyla, küre-i arzın ustasını ve sahibini bildirir ve tanıttırır. Öyle de, bir senede, yirmi dört bin senelik bir dairede muntazaman seyahat eden ve yüz binler ve ayrı ayrı erzak isteyen taifeleri içine alan ve seyahatiyle mevsimlere uğrayıp, baharı bir büyük vagon gibi, binler ayrı ayrı taamlarla doldurarak, kışta erzakı tükenen bîçare zîhayatlara getiren ve küre-i arz denilen bu Rahmanî iaşe ambarı ve bu sefine-i Sübhaniye ve bin bir çeşit cihazatı ve malları ve konserve paketleri taşıyan bu depo ve dükkân-ı Rabbanî, ne derece o fabrikadan büyük ve mükemmel ise, okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i iaşe mikyasıyla, o kat'iyette ve o derecede, küre-i arz deposunun sahibini, mutasarrıfını, müdebbirini bildirir, tanıttırır, sevdirir. iman-ı billâh: Allah'a iman.

Muzaffer Karahisar

Nur Mevsimi

07 Temmuz 2026 00:36

Hasat mevsimi, çiçek, çilek, kiraz sezonu gibi nimetlerin zaman dilimleri bolluk ve bereketi ifade ettiği gibi Bediüzzaman Said Nursî'nin Medresetüzzehra'nın yerine "her yerde küçük bir dershane-i nuriye açmak" tavsiyesi üzerinde günümüzdeki Risale-i Nur eserlerinin okunduğu ilim, irfan mektepleri, her mevsim muhtaç gönüllere, genç kuşaklara iman ve Kur'ân hakikatlerini aşkla şevkle ulalaştırdığı nurlu mevsimler vardır. Risale-i Nurlar, inkârcı fikir karanlıklarına karşı, Kur'ân-ı Kerîm'in ulvî hakikatlerini günümüzün pozitif ilimlerine nazar ile akıl-mantık ölçüleri içinde insanlara tefekkür zenginliğiyle güçlü iman dersleri vermektedir... Konya'dan Afyonkarahisar'da okuma programına katılan liseli gençlerin Nur mevsimi daha farklıydı. Bir haftalık programda okudukları derslerde Kur'ân da hatmettiler. Gençler, serbest zamanda Afyonkarahisar'ın tarihî ve turistik yerlerini, Ulucamii, İmaret Camii, Mevlevî Camii, Bediüzzaman'ın kaldığı ev, Eski Afyon evleri, Karahisar Kalesi, Konaklar, Taşhan, Bedesten gibi şehir merkezindeki tarihî mekanları gezdiler... Bediüzzaman'dan ilham alan gençlerin sayesinde, güzel hasletlerin, kardeşlik duygularının sıcak samimî sohbetlerin, iman hakikatlerinin gönüllere serptiği nur haleleriyle bir mevsim yaşadık. fikir, düşünce, ideal sahibi gençler, İslâm davasının inançlı, imanlı, ihlâslı şahsiyetlerini uğurlarken ecdamızın onları teşci ettiği Fetih Marşı'nı hatırladım: "Elde sensin, dilde sen/ Gönüldesin, baştasın. Fatih'in İstanbul'u/ Fethettiği yaştasın..."

Köşe Yazarı

Hafıza Suikastı (1)

07 Temmuz 2026 00:33

Türkiye Cumhuriyeti kurulurken en köklü temel tasavvurunu ortadan kaldıran hadise, şüphesiz 3 Kasım 1928 tarihli Harf İnkılâbı'dır. İnönü, okuma-yazma kolaylığının yalnızca Enver Paşa'yı tahrik eden bir sebep olabileceğini söylerken, asıl niyeti şu sözleriyle beyan ediyor: "Ama harf inkılâbının bizde tesiri ve büyük faydası kültür değişmesini kolaylaştırmıştır. İster istemez Arap kültüründen koptuk."¹ Bu sözler, harf değişikliğinin teknik sebeplerden değil, milletin inancıyla bağını zorla koparma arzusundan doğduğunu ispatlamaktadır. M. Kemal'in, Harf İnkılâbı'nı gerekçelendirirken halkın okuma-yazma bilmeyişini "Türk'ün kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır."² diyerek ecdada fatura etmesi ve maziye "...hataları kökünden temizlemek zamanındayız."² diyerek savaş açması, bu yönelimin en net itiraflarıdır. Yakup Kadri'nin ifadesiyle; "Batı camiasına arka kapıdan değil, doğrudan ön kapıdan girmeyi hedeflemek..."³ uğruna, bir milletin bin yıllık tarihi tek bir kanunla imha edilmiştir. "Milletimin şerefine içiyorum."² denilen şey, aslında milletin inancı, hafızası ve mukaddesatıdır. 1. İ. İnönü, Hatıralar, C.II, Ankara,1987, s.223. 2. A. S. D., A. Araştırma Merkezi – Türk İ. Tarihi Enstitüsü, C.III, Ankara, 2024, s.109-110 3.Y. K. Karaosmanoğlu, Politikada 45 Yıl, İletişim Yayınevi, İstanbul, 1984, s.127.

Cevher İlhan

Savaşta Ve Masada Zafer Kimin?

07 Temmuz 2026 00:26

28 Şubat'ta tam da "on iki gün savaşı" anlaşmasına varıldığı günde ABD ile İsrail'in İran'da 180 ilkokul çocuğunu, dinî lider Hamaney'le aralarında 14 aylık torununun da bulunduğu ailesini bombalayıp kalleşçe katletmesiyle ateşlediği "kırk gün savaşı"nın galibinin İran olduğu konunun uzmanlarınca tescil ediliyor. "Mutabakat"ta öncelikle "ABD ile İran'ın birbirlerinin egemenliğine, toprak bütünlüğüne saygıyı, iç işlerine karışmamayı, en fazla 60 gün içinde -bağlayıcı BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanacak- "nihaî anlaşma"yla sonuçlandırmaları ve ABD'yle savaş müttefiklerinin tüm cephelerde savaşı kalıcı olarak sona erdirmeleri taahhüdü büyük bir başarı olarak okunuyor. "Mutabakat"ta toprak bütünlüğüyle egemenliği güvence altına alınan Lübnan dahil tüm cephelerde askerî operasyonların derhal-kalıcı olarak sona erdirilmesi, ABD'nin bir savaş veya askerî operasyon başlatılmaması; yeni hiçbir yaptırım uygulamaması, bölgeye ek kuvvet konuşlandırmaması İran'ın ve bölgenin kazançların başında geliyor. Bu hususta soykırımcı Netanyahu'nun defalarca Lübnan'da sivilleri katleden bombalamalarla "mutâbakat"ı ıskartaya çıkarma kanlı saldırılarına rağmen "işgalci İsrail'e en fazla arka çıkıp kendisini Siyonizme hizmete adamış Evanjelik Amerikan Başkanı" olmakla övünen Trump'ın "patron benim!" uyarıları dikkat çekici. Keza "mutâbakat"la ABD'nin İran'a deniz ablukasını, her türlü engellemeyi derhal kaldırıp 30 günde sona erdirilmesi, "nihaî anlaşma"dan sonraki 30 günde bütün kuvvetlerini İran'ın yakın çevresinden çekme taahhüdüyle gemi trafiğinin İran tarafından savaş öncesi seviyelere yeniden tesisi, de oldukça ehemmiyetli. Basra Körfezi'nden Umman Denizi'ne ticarî gemilerin güvenli geçişi için teknik ve askerî engellerin kaldırılması, mayın tarama işinin İran tarafından yapılmasının yanısıra Hürmüz Boğazı'nın, Basra Körfezinin idaresinin, egemenlik haklarının uluslararası hukukla İran'la Umman ve diğer kıyıdaş ülkelerle diyalogla yürütülmesinde savaş öncesine dönülmesiyle bölgede kontrol hakkının teyidi İran'ın büyük bir barış zaferi olarak yorumlanıyor. Yine İran yeniden inşası ve ekonomik kalkınması için en az 300 milyar dolar tutarında fonun sağlanması planının geliştirmesi, İran'a yönelik her türlü yaptırımların kaldırılması, çeşitli ükelerdeki dondurulmuş milyarlarca dolarlık fonların serbest bırakılması düzenlemeleri büyük önem taşıyor. Bu arada "nihaî anlaşma"ya kadar mevcut nükleer programını sürdürecek İran'ın nükleer silah geliştirmemesini, zenginleştirilmiş malzemenin elden çıkarılmasını, bir mekânizma ve takvimle Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) gözetiminde seyreltmeyi kabul etmesini her ne kadar Trump "büyük bir zafer" olarak çarpıtsa da, İran'ın baştan beri uranyum zenginleştirmede IAEA ile uluslararası denetimi kabul ettiği, bunda da bir kaybının olmadığı belirtiliyor.

Filtreleme Haberleri

Köşe Yazarı

Hz. Ali'den (Ra) Bediüzzaman'a Cellelûtiye Ve Ercûze (1)

Aslı Peygamber Efendimiz'e (asm) gelen bir vahyin ifadesine dayanan Celcelûtiye adlı kasidesinde Risale-i Nur'dan verdiği haberleri, Bediüzzaman 28. Lem'a'da ve 8 Şua'da izah etmiştir. Hazret-i Ali (ra) demiştir ki: "Ben Cebrail'in şahsını gök kuşağı sûretinde gördüm. Sesini işittim. Sahifeyi aldım. Bu isimleri içinde buldum!" (18. Lem'a, s. 240.) İmam-ı Ali Radıyallahu Anhın en mühim ve en müdakkik üveysî bir talebesi olan ve İslâmiyetin en meşhur ve parlak bir hücceti olan Hüccetü'l-İslâm İmam-ı Gazâlî (ra) hazretlerinin naklettiğine göre, Celcelûtiyenin aslı vahiyle Peygamberimize (asm) nazil olduğunda, Hz. Ali'ye (ra) "Yaz" diye emretmiş ve O'da yazmış, sonrada nazmetmiş, şiir şeklinde tanzim etmiş. Ayrıca Gazalî Hazretleri, kıymetli bir dua, dünya ve ahiret hazineleriyle İsm-i A'zam'ın gizli hazinelerini ihtiva ettiğini belirttiği ve geniş manalar içerdiğini söylediği Celcelûtiye hakkında "Hiç şüphesiz bu kıymetli münacat ve muazzam dua ve geniş manalar ihtivâ eden kasem ve İsm-i A'zam ve bu büyük gizli sır, dünya ve âhiret hazinelerinden bir hazinedir." şeklinde ifade etmektedir." Said Nursî Hazretlerinin Celcelûtiyeyi okuduğunu anladığımız Sekizinci Şua-Sekizinci Remiz'den iktibas edilen pasajdan, Celcelûtiye okunurken takındığı ve hissettiği duyguların, Celcelûtiyedeki Risale-i Nur'a olan gaybî işaretler olduğunu şöyle ifade etmiştir: Ben Celcelûtiye'yi okuduğum vakit, sair münâcâtlara muhalif olarak, kendim bizzat hissiyatımla münâcât ediyorum diye hissederdim. Ve başkasının lisanıyla taklitkârâne olmuyordu. Benim için gayet fıtrî ve dertlerime alâkadar ve tefekkürat-ı ruhiyeme hoş bir zemin oluyordu. Birkaç sene sonra kerametini ve Risale-i Nur ile münasebetini gördüm ve anladım ki, o hâlet, bu münasebetten ileri gelmiş."

07 Temmuz 2026 00:17

Micheal Kuyucu

48 Takımla Uzun Turnuva

Bu yıl FIFA Dünya Kupası 48 takımla yapılıyor samimi söylemek istiyorum ki futbol izlemeyi seven biri olarak ara ara bu kadar çok maçın olmasından sıkıldım. Avustralya maçından sonra kestiği "ben sizden daha Türküm" raconu herkesin nefretini kazandı. TFF Başkanı futbolseverden bahsederken "bunlar" ifadesini kullanması, bir türlü bitmek bitmeyen villa meselesinin hala devam etmesi, Arda Güler dışında hiçbir futbolcunun, Montella'nın ve TFF başkanının bir "ÖZÜR" bile dilememesi Türkiye'yi bu dünya kupasında farklı bir yere konumlandırdı. Başarısız olan ülkelerin büyük bir bölümünün teknik direktörleri hemen istifa etti. Mesela bunlar arasında Hollanda'nın efsanevi eski futbolcusu ve şu an ki teknik direktörü Ronald Koeman elendikten bir gün sonra "Dün gece, Hollanda Mili Takımı'nın teknik direktörlüğü görevini bırakma kararı aldım. Hollanda ile çalışmamın sona ermesi acı verici." dedi ve görevi bıraktı. Suudi Arabistan Futbol Federasyonu alınan başarısız sonuçların ardından ülkede sadece teknik ekip bazında değil, futbol federasyonu başkanının da istifa ettiği duyurdu. Kupanın iddialı ülkesi Almanya'nın iddialı ve burnu kaf dağında teknik direktörü Nagelsmann bile istifa etti. İnanılmaz sayıda istifa yaşandı bu turnuvada ilk 16'ya girerken tam dokuz istifa yaşandı. Montella sustu, TFF sustu futbolcular sustu ve Türkiye'de en iyi işleyen mekanizma olan "zaman aşımı" mekanizmasının işlemesini beklemeye koyuldu. Toplum ve medya buna karşı da olsa TFF oralı bile olmadı ve milli takıma "aslanlar, kaplanlar" gibi davrandı. Montella "kendimi Türk hissediyorum" demişti ya adam vallahi de billahi de haklıymış, çünkü Türk olmanın en önemli kuralı ne olursa olsun istifa etmemektir. Adam efendi bir adam olabilir ama kim ne derse desin adam sonuçta 2. sınıf bir teknik direktör. ABD- Türkiye maçında Brad Pitt, Paris Hilton, Lenorado di Caprio maçı izledi.

07 Temmuz 2026 00:15

Ahmet Said Aydil

Nurcular Ve Rusya

2008 yılında Rusya, Risale-i Nur Külliyatı'ndan bazı eserleri "aşırılık yanlısı materyal" ilan ederek yayımlanmasını ve dağıtılmasını yasakladı. Rusya Müftüler Konseyi, Tataristan ve Mısır Müftülükleri, El-Ezher çevresinden dinî otoriteler, bazı Katolik din adamları, Malezya İslâm Üniversitesi ve İngiltere Durham Üniversitesi gibi saygın akademik çevreler, Risale-i Nur'un şiddeti reddeden, klasik Sünnî geleneğe ait bir tefsir olduğunu ve dinler arası nefreti teşvik etmediğini açıkça ifade etmişti. 2018 yılında verdiği kararda AİHM bir dinin kendi inancını "hakikat" olarak sunması, tek başına nefret söylemi ya da aşırılık sayılamaz dedi. Şunu da eklemek gerekir: Rusya Yüksek Mahkemesi, Nisan 2008'de "Nurcular" adı altında bir yapıyı aşırılıkçı örgüt ilan ederek yasaklamıştır. Rusya'daki Müslümanlar, bu şekilde bir örgütün var olmadığını savunsa da, o tarihten bu yana, bir araya gelip Risale-i Nur okuyan çok sayıda kişi, bu "yasaklı örgütün faaliyetlerini sürdürmek" suçlamasıyla yargılanmış; kimileri hapis cezasına çarptırılmıştır. AİHM Kararı: https://hudoc.echr.coe.int/eng?i= 001-185293 https://www.saidnursi.de/rusyada-nurculuk-yasaklandi/ https://www.yeniasya.com.tr/gundem/aihm-den-risale-i-nur-lari-yasaklayan-rusya-ya-ceza_471523 https://www.cnnturk.com/dunya/rusyada-nur-cemaati-operasyonu-336497 https://www.risalehaber.com/nur-talebeleri-rus-mahkemesinde-risale-i-nuru-anlatiyor-221193h.htm

07 Temmuz 2026 00:15

Kamil Tekin Sürek

Nato Ve Gladyo

Türkiye'de de benzer örgüt kurulmuştur. İsmi kontrgerilla, Özel Kuvvetler Komutanlığı, Seferberlik Tetkik Kurulu, Özel Harekat Dairesi, Ergenekon vb. olan bu örgüt de 74-84 arası öldürülen çok sayıda gencin katilidir. Türkiye'de NATO yönlendirmesi ile kontrgerilla çeşitli dernekler kurmuştur sola karşı. 12 Mart ve sonrası kontrgerilla üzerine sözlü yazılı çokça konuşulunca Zamanın Başbakanı bu örgütü soruşturmak istemiş fakat genelkurmay başkanı ve askeri yetkililer bu örgütü Başbakandan gizlemiştir. Ecevit Hükümeti zamanında Genelkurmay Başkanı Semih Sancar Ecevit' ten örtülü ödenek hesabından para istemiştir. Ecevit o zaman kontrgerilla yı resmen öğrenmiştir. Ecevit yanında Ecevit' e yakın bir general ile Erzurum' da iken kontrgerilla örgütü hakkında kaygılarını generale iletirken "Mesela ya buradaki MHP ilçe başkanı bu örgütün üyesi olsa… derken general zaten öyledir ve çok milliyetçi sağlam biridir" demiştir. 77 1 Mayıs, 16 Mart Katliamı, Maraş, Sivas, Çorum Katliamları, yüzlerce akademisyen, gazeteci, aydının ve binlerce gencin katili bir örgüttür.

07 Temmuz 2026 00:13

Mustafa Yalçıner

Nato: Güvenlik Değil Saldırı Örgütü

Gerçekte NATO'ya yönelik eleştirileri olmayıp tersine onu gerekli görenler "zirve"yi sadece bir iç politika sorununa dönüştürüp abartılı önlemleri eleştirme yolunu tuttu. Üstelik çoğu durumda "Tabii ki önlem gerek", "Kaç ülkenin başkan ve başbakanı geliyor, güvenlik önlemleri doğal" denerek önlemler, abartılması bir yana, olumlandı da. "Güvenlik önlemleri" gerçekte onlardan gelecek saldırılara karşı gerekli. Geri kalan 800-900'ü zaten CIA, FBI, özel kuvvetler vb. mensubu "güvenlikçiler"! Sorun, gerçekte, "güvenlik" tartışmasının derinleştirilmesinden de anlaşılacağı gibi, NATO ve zirvesinin "güvensizliği" örgütlemesi ve bunu ilerletecek oluşu. NATO ve toplanmakta olan zirvesini olumlamak amacıyla ileri sürülen bir argüman "Türkiye'nin güvenliği"ne katkısı. NATO Yugoslavya'yı bombalayarak yaktı yıktı ve geriye parça parça olmuş 7-8 ülke bıraktı. Hangi "güvenlik"ten söz ediliyor?! "Ama İran savaşı sürerken örneğin NATO Türkiye'ye yerden havaya savunma sistemi olarak Patriotları göndererek ülke savunmasına katkıda bulundu" deniyor. Türkiye'yi örneğin Ortadoğu'ya egemen olmak için kendi saldırganlık ve savaşlarına alet etmeye çalışan ve emekçilerle emeklilere "Kaynak yok" derken ülke egemenlerini silahlanmaya devasa kaynaklar ayırmaya yönelten de en başta Trump ve ABD olmak üzere emperyalistler.

07 Temmuz 2026 00:09

Nuray Sancar

Carlo Ginzburg'un Ardından…

Bu yazar, yaptığı işe mikro tarihçiliğin yakıştırıldığı, bir keresinde kendisi de bu kavramı kullanan tarihçi Carlo Ginzburg'dur. Gerçekte egemen tarih yazımında yer almayan, projeksiyon tutulduğu zaman bile, o aynı egemen sınıfın 'tabi sınıflar' için ürettiği kültürel ürünler üzerinden analiz edilmeye çalışılan halkın düşünce dünyasını onların kendi eylem ve sözlerinden anlamaya çalışan bir tarihçiydi Ginzburg. Ginzburg 16. Yüzyılda yaşamış, kent merkezlerinden uzak ve izole kırsal yerleşim bölgelerinde içselleştirilmiş egemen kültürün; çağlar boyunca dayanıklı sözlü kültürden o güne kadar taşınan değerlerin, doğanın döngüsüne ve mahsul bereketine odaklanan yerleşik ritüellerin ve köylü mitolojisinin katmanlarını ayrıştırmadan bu karmaşanın altından kalkılamayacağını kanıtlayan kitaplar yazdı. Adı Domenico Scandella olan ama Menocchio alarak bilinen 1532'de "dağların eteğinde Firuili'ye bağlı tepede küçük bir kasaba olan Montraale'de" doğan bir değirmencinin tanrı, din, dünyanın yaratılışı, rahipler hakkında söylediklerine tanıklık edenler ve bizzat Mennochio'nun sözleri… Gece Savaşları'nda ise Ginzburg, içinde yine Firuili'nin de yer aldığı bir kırsal bölgedeki cadı avlarını işler. Bu çılgın çağda Mennochio'nun sonu kazığa oturtulmak olur. Evinde Boccacio'nun Decamaron kitabının yanı sıra Kur'an, bir gezi kitabı bir vakayiname ile birlikte 9 kitap bulunan köylü Mennochio'nun bilincini bu kitaplarla girdiği diyalog nasıl şekillendirmiştir. "Ve, halk kültürü hangi ölçüde kısmi olarak bağımsız bir içeriğe sahiptir? İki kültür düzlemi arasında karşılıklı bir hareketten söz edilebilir miydi?' gibi başlıca soruları sorar. Yanı sıra bugün bilinçte ve eylemde dönüşmüş olarak yaşayan, nesnel koşullarını yitirmiş bile olsa yeni koşullarda kendisini aynen ya da anlam değiştirerek koruyan unsurların kalıcılığının koşullarını ve bunların direnç kaynaklarına odaklanır. 16. yüzyıl muhteşem yüzyıl diye bilinir. Deniz aşırı ticaretin ve ticaret sermayesi birikiminin arttığı, dünya düzenine ilişkin dini ya da seküler içerikli arayışların çoğaldığı bir çağ dönümüdür bu yüzyıl. Avrupa yeni bir dünya düzeninin eşiğindedir. Katolik kilisesinin ve gelmekte olan yeni dünya için bütün kurulu düzenin temellerinin sorgulanmaya başladığı bir dönüm noktası. Bu yüzden tartışılmaz dogmalar da sarsılacak, açılan yarıklardan tarihin, kendi özgül zemininden kopmuş serbest elementleri ile yakın geleceğin beklentileri de girecektir. Reformasyon sancısı birkaç yüzyıldan beri süren teolojik tartışmaların içinde artacaktır. Kralın İki Bedeni adlı, 1957 tarihli kitabında Ernst H. Kantorowicz seküler düşüncenin gerçekte kilise içindeki tartışmalardan nasıl ağır adımlarla doğduğunu gösterir. Kralın dünyevi ve tanrısal iki bedeni olduğunu gösteren iki ayrı cenaze töreninin düzenlendiği Roma İmparatorluğunda önemli bir teolojik sorunla karşı karşıya gelen ruhban sınıfının dünyevi ve uhrevi olan arasındaki sınırları belirlemek için girdiği tartışmalar günün birinde Lutherciliği bir yandan Kalvinizmi, başka hiçbir yerden değil dini dogmanın bizzat kendi tutarsızlıklarından çıkaracaktı. Para ya da sermaye, coğrafi keşifler kadar teolojik kaleden gedikler açarak da büyümekteydi. Elbette ardına yoksul emekçileri de takarak. Ancak bu ilişkinin planlı programlı gelişmediğini söylemek gerekir. Ama sonuçta Fruili köylülerinin zihnine çarpık yansımalar gönderecek kadar çağın ruhunu şekillendirir. Sermaye olarak beliren gücün biraz serpilince yıkacağı dünyanın her yerinde uyuyan güçler uyanmakta, geçmişin hayaletleriyle yeninin silüetini şimdiki zamana karşı seferber etmektedir. 300 yıl sonra, devrimler çağında yaşamış Marx bunu görmüştür ve 18 Brumaire'de şöyle yazar: "Burjuva toplumu, servet üretimiyle ve barışçıl rekabetle o denli meşguldü ki, beşiğini Roma döneminin hayaletlerinin korumuş olmasını artık anlayamıyordu. Dolayısıyla, söz konusu devrimlerde, ölülerin canlandırılması, eski mücadelelerin parodisini yapmaya değil, yeni mücadeleleri yüceltmeye; verili problemin gerçek yaşamdaki çözümünden kaçmaya değil, bu problemi hayal dünyasında abartmaya; devrimin hayaletini yeniden dolaştırmaya değil, onun ruhunu yeniden bulmaya yaramıştı." Halk kültüründe de eski değerler mezarlarından çıkıp yeniyi karşılamanın, kurulu düzenin tahtını sarsmanın silahlarına eklenir. Köylünün yatağında uyur haldeki bedeninden ayrılan ruhu çağın ruhuna kapılır. O halde 16. yüzyıl köylüsünün, kendisine yardım etmesi için geçmişin hayaletlerini yanına çağırması ya da onun için törenler düzenlemesindeki 'kendiliğinden' kaçış, o bunun niteliğini anlamasa da yaşanamaz bir dünyaya ait fantazidir. Köylüler bu kitlesel düşü görmektedir. Kurulu düzeni savunan ilahiyat ve engizisyon ise dünyanın insan kılığına girmiş şeytanlar tarafından fethedilmeye çalışıldığına iman ediyordu. Bağımlı sınıflar, günlük hayatı dini baskılarla boğucu hale getiren, muhbirleriyle gözetleyen, ekinine el koyan düzenin engizisyonla maddi varlık kazanmış uhreviliğine karşı ötekilerin yine şeytanla özdeşleştirdiği eski dinlerine ait tanrıçaları yardıma çağırmışlardı. Sapkınlık alt üst olan dünyada köylülerin suç hanesine yazıldı, ne var ki yaşanan çağ, sapkınlığın üst sınıfları da teğet geçemediği bir çağdı. Halk için "hem bir tür mevcudiyet olan hem de mevcut olmayanın yerine geçebilen" imgeler, fantazyalar, ritüeller sadece hatırlamayı değil katlanmayı da kolaylaştırıyordu. Carlo Ginzburg sadece sıradan köylünün bilincinin katmanlarını tek tek kaldırarak halk kültürünün devindirici bileşenlerine odaklanmadı. Bu çalışmadan halk dini diye kavramlaştırılan ve resmi ve törensel dinden ayrışan inanma biçiminin, gündelik hayata ve siyasetin ortalama değerlerine hem uyum sağlayan hem de ona karşı yıkıcı güçleri harekete geçiren kendiliğindenlik potansiyelini Ginzburg yakalamıştır. Yazar Tahta Gözler ve Güç ilişkileri kitabında ise simgeler, ritüeller ve söylemleri çözümlemeye yönelerek bunların analizin verisi ve kanıtı olarak nasıl kullanılabileceğine dair teorik çıkarsamalarda da bulunur. Kişisel hayatındaki trajedinin Ginzburg'un yolunu seçmesinde muhakkak rolü vardır: babası İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından öldürülen bir komünist, annesi yazar Natila Ginzburg'du. Savaş dönemini annesiyle kaçıp saklanarak yaşamak zorunda kalan Ginzburg, " On yaşındayken… Sonra yakın çekim üzerine yazdığı metni okudum ve bu benim için çok önemli hale geldi " diye anlatıyor. Ginzburg bu olasılıkların peşine düşmüştü.

07 Temmuz 2026 00:06

Köşe Yazarı

Silivri'den Gelen Mektup

Yaklaşık 6 aydır Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan iş insanı Murat Osman Özdemir'in bana gönderdiği mektup, dün Diriliş Postası'nda manşetlere taşınmış, haberimiz kısa sürede tüm ulusal basında kaynak gösterilerek yayınlanmıştı. Murat Osman Özdemir'i çok uzun yıllardır tanırım. Hatta birçok kişinin onu Ebru Gündeş ile yaptığı evlilikle tanımasından çok daha öncesine dayanan bir dostluğumuz vardır. Cezaevi süreci boyunca zaman zaman mektuplaştık. Ayrıca kendisine, "Köşemde seni yazmak istiyorum. Cezaevi sürecinle ilgili kamuoyuna ne söylemek istersin?" diye sordum. Bilindiği gibi kamuoyu Murat Osman Özdemir'i daha çok sanatçı Ebru Gündeş'in eski eşi olarak tanıdı. Taraflar 1,5 yıl süren evliliklerini karşılıklı anlaşarak sonlandırdı. Daha sonra iş insanı Özdemir hakkında ortaya atılan çeşitli iddialar nedeniyle başlayan hukuki süreç sonucunda tutuklandı ve Silivri Cezaevi'ne gönderildi. "Öncelikle Silivri Cezaevi'nden selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum. Bir soruşturma kapsamında yaklaşık 6 aydır tutuklu bulunmaktayım. Ben de gazetecilik sorumluluğum gereği Murat Osman Özdemir'in cezaevinden gönderdiği bu açıklamayı sizlere ulaştırmış oldum.

07 Temmuz 2026 00:05

Devrim Avcı

'Iş Az' Denilerek Yarım Maaşla Zorunlu İzne Çıkarılabilir Miyiz?

Çalıştığınız iş yerinin sizleri 25 gün izne çıkarması ancak bu durumu işçilerin kabul etmesi ile yasal olarak olanaklı olabilmektedir. İş Kanunu'nun 22. maddesinin ilk cümlesinde de bu husus açıkça düzenlenmektedir: "İşveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da iş yeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir." Çalışma koşullarında 'esaslı değişiklik' ise, Yargıtay kararları doğrultusunda, işçinin aleyhine olan değişiklikler olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla İş Kanunu'nun 22. madde kapsamında çalışma koşullarında esaslı değişiklik olacaktır ve işçinin yazılı onayı olmadan böyle bir değişiklik yapılması da işçiyi bağlamamaktadır. Ayrıca, sizi 25 gün izne çıkarması uygulamada iş sözleşmesinin askıya alınması olarak ele alınmaktadır ve İş Kanunu'nda mevsimlik ve kampanya ile çağrı usulü çalışma uygulanan işler dışında iş sözleşmesinin askıya alınması haline yer verilmemiştir. İş Kanunu'nda ücretsiz izin uygulaması sadece Kanun'un 'Analık halinde çalışma ve süt izni başlıklı' 74. maddesinde "İsteği halinde kadın işçiye, 16 haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde 18 haftalık süreden sonra altı aya kadar ücretsiz izin verilir..." şeklinde düzenlenmiştir. Yazılı şekle uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı iş günü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen esaslı değişiklikler de işçiyi bağlamayacağı gibi, ayrıca, işçinin isteği dışında, ücretsiz izin uygulanması da işin niteliğinden veya yukarıda belirttiğimiz gibi yasadan kaynaklanmıyorsa iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiği kabul edilmektedir.

07 Temmuz 2026 00:05

Alper Kaya

Gitti İzmir, Geldi Uşak!

Geçtiğimiz aylarda (şu sıralar tutuklu yargılanan) Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın kardeşi Mustafa Yalım'ın yöneticisi olduğu takımda Teknik Direktör Ergün Penbe'ye fiziksel şiddet uygulama vakasıyla gündeme gelen Uşakspor'da çalkantılı günler (şimdilik) geride kalmışa benziyor. 2025'te yaşanan bu bayrak tesliminin ardından kulüp sezona çok iyi başlamış ancak kısa süre sonra iddialara göre Mustafa Yalım'ın kulüp içinde yürüttüğü yönetim faaliyetleri nedeniyle baş gösteren huzursuzluklar en nihayetinde teknik direktörün darbedilerek adeta istifaya zorlanmasına kadar ulaşmıştı. O süreci ben de bu satırlarda, 10 Şubat 2026 tarihinde "Uşakspor'da isim sorunsalı" başlıklı yazımda detaylı olarak ele almıştım. Uşakspor artık el değiştirdi.

07 Temmuz 2026 00:05

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Yeni Dünyanın Merkezi Türkiye Kimleri Korkutuyor

Nato 3.0 hedefi ile yeni rotasını Türkiye'de, ülkemiz liderliğinde çizme iradesinde. Öncelikle Hollanda Genelkurmay Başkanı Onno Eichelshe'in dün yaptığı açıklamada, ABD'nin bazı askeri kabiliyetlerini geri çekmesiyle Türkiye'nin NATO içindeki rolünün daha da artacağını belirterek, Türk savunma sanayisinin ulaştığı kabiliyet seviyesinden etkilendiği ve bu alanda iki ülke arasında güçlü bir iş birliği potansiyeli gördüğü beyanatı çok şey anlatıyor. Kuantum teknolojilerine yönelik SSB tarafından 2020 yılında oluşturulan yol haritası doğrultusunda 4 ARGE projesi hızla tamamlanıyor. Türkiye Dünya'nın sayılı savunma üslerinden biri oluyor. CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, Financial Times'a verdiği mülakatta, ülkemiz ve cumhurbaşkanımızı kötüleyip, uluslararası arenaya şikayet ediyor. Yeni Türkiye'nin en önemli mimarlarından Adalet Bakanı Akın Gürlek'î yalan, tehdit, hakaret ve iftiralarla hedefe almasının altında, kendisine zımnen ya da doğrudan verilen bir dış talimatın olduğu ortada. Ve o güçlerin Türkiye'deki seslerinin kim olduğunu artık biliyoruz.

07 Temmuz 2026 00:05

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.