
Bu yıl FIFA Dünya Kupası 48 takımla yapılıyor samimi söylemek istiyorum ki futbol izlemeyi seven biri olarak ara ara bu kadar çok maçın olmasından sıkıldım. Avustralya maçından sonra kestiği "ben sizden daha Türküm" raconu herkesin nefretini kazandı. TFF Başkanı futbolseverden bahsederken "bunlar" ifadesini kullanması, bir türlü bitmek bitmeyen villa meselesinin hala devam etmesi, Arda Güler dışında hiçbir futbolcunun, Montella'nın ve TFF başkanının bir "ÖZÜR" bile dilememesi Türkiye'yi bu dünya kupasında farklı bir yere konumlandırdı. Başarısız olan ülkelerin büyük bir bölümünün teknik direktörleri hemen istifa etti. Mesela bunlar arasında Hollanda'nın efsanevi eski futbolcusu ve şu an ki teknik direktörü Ronald Koeman elendikten bir gün sonra "Dün gece, Hollanda Mili Takımı'nın teknik direktörlüğü görevini bırakma kararı aldım. Hollanda ile çalışmamın sona ermesi acı verici." dedi ve görevi bıraktı. Suudi Arabistan Futbol Federasyonu alınan başarısız sonuçların ardından ülkede sadece teknik ekip bazında değil, futbol federasyonu başkanının da istifa ettiği duyurdu. Kupanın iddialı ülkesi Almanya'nın iddialı ve burnu kaf dağında teknik direktörü Nagelsmann bile istifa etti. İnanılmaz sayıda istifa yaşandı bu turnuvada ilk 16'ya girerken tam dokuz istifa yaşandı. Montella sustu, TFF sustu futbolcular sustu ve Türkiye'de en iyi işleyen mekanizma olan "zaman aşımı" mekanizmasının işlemesini beklemeye koyuldu. Toplum ve medya buna karşı da olsa TFF oralı bile olmadı ve milli takıma "aslanlar, kaplanlar" gibi davrandı. Montella "kendimi Türk hissediyorum" demişti ya adam vallahi de billahi de haklıymış, çünkü Türk olmanın en önemli kuralı ne olursa olsun istifa etmemektir. Adam efendi bir adam olabilir ama kim ne derse desin adam sonuçta 2. sınıf bir teknik direktör. ABD- Türkiye maçında Brad Pitt, Paris Hilton, Lenorado di Caprio maçı izledi.
Kaynak: Yeni Birlik
07 Temmuz 2026 00:15
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Müyorbir'e Darbe Girişimi Mi Var?
Türkiye'de sanatçıların telif gelirlerini toplayan ve hukuki yollarla yaptırımlar uygulayarak bu hakları koruyan dört tane temel müzik meslek birliği var. MSG 2000'lerin başında MESAM'dan memnun olmayan bir grup müzisyen tarafından kurulmuştu ve bir meslek birliğinden bir başka meslek birliği doğmuştu. MÜYOBİR Türkiye'de müzik solistlerinin yani şarkıcı ve grupların telif haklarını takip eden meslek birliği. Bu meslek birliği de son yirmi, yirmi beş yılda dağılma tehlikeleri ile karşı karşıya kaldı ama yeni oluşumların hiçbiri MÜYOBİR'i dağıtamadı. Tüm meslek birlikleri içinde en güçlü olan ve yaşanan kavgaları bile kol kırılır yen içinde kalır hesabı ile idare eden ve nerdeyse sıfır sorun yaşayan tek meslek birliği MÜYAP oldu. MÜYAP Türkiye'deki sermaye kesimini temsil eden yani müzik şirketlerini temsil eden meslek birliği. Son bir iki aydır dikkat ediyorum birileri MÜYOBİR adlı müzik meslek birliği üzerinde oyunlar çevirerek bu meslek birliğini dağıtmaya çalışıyor. Bu meslek birliği duruş olarak diğer meslek birliklerinden daha ciddi ve daha katı bir meslek birliği duruşuna sahip. Önce MÜYOBİR'de yer alan bazı sanatçılar "daha adil bir telif bir telif sistemi" getireceklerini iddia ederek MÜYOBİR'e alternatif bir meslek birliği kuracaklarını açıkladılar. MÜYOBİR'i bölerek yeni bir meslek birliği kurmak isteyenler "telif gelirlerinin daha adil dağıtılması için çalışmalar yapmak ve sektördeki temsil sorunlarını çözüm üretmek" amacıyla bu isyana pardon bu yapılanmaya girdiklerini söylüyorlar. Açılımı Müzik Yorumcuları Grubu Meslek Birliği. Adları meslek birliği ama meslek birliklerinin sadece adları "birlik" gerçek hayatta ise zerre bir birlik yok! Bu darbeyi hazırlayanlar işlerini sistematik bir biçimde yapıyor ve darbe öncesi uygulanan "fısıltı yarat" ve "gündem yarat" taktiğini güzel uyguluyor. 12 Eylül Darbesinden önce olduğu gibi, darbeden önce halka "askeri darbe gerek" masalı anlatanların yaptığı basit bir taktik bu. İddiaya göre MÜYOBİR Başkanı Burhan Şeşen ve yönetimden Sümer Ezgü ile bazı meslek birliği çalışanları alkollü içeceklerin de olduğu bir masa da bulunmuşlar ve Sümer Ezgü Harmandalı'yı oynamış. Neymiş efendim bu masa güya meslek birliği ile bağlantılı bir yerdeymiş. Bu ucuz darbe numaraları Evren Paşa döneminde FETÖ döneminde kaldı. Biz bu taktikleri bu stratejileri 12 Eylül Darbesinde gördük, 28 Şubat'ta gördük, 15 Temmuz darbe girişiminde gördük. Hemen "şunu indirelim, bunu devirelim" muhabbetleri başlar ve bazen şirketlerde hatta bazen çok ufak bir organizasyonda bile darbe girişimlerinde bulunur. Bu ucuz eylem girişimlerine ben çok şahit oldum. Hatta ve hatta bence Kültür ve Turizm Bakanlığı "dört tane müzik mesleği piyasa koşullarında kafidir" deyip yeni bir müzik meslek birliğini akredite etmeyeceğini de açıklasın. Benim hassas konum "DARBECİLİK"!
28 Haziran 2026 01:02

Popüler Kültürün Rüzgârlarına Direnen Bir Sanatçı
Cenk Eren de bu isimlerden biridir. 1990'lı yıllarda Türk pop müziğinin yükselişe geçtiği dönemde adını özellikle sahnelerde geniş kitlelere duyuran Cenk Eren, güçlü yorumu ve sahne enerjisiyle kısa sürede kendine özgü bir dinleyici kitlesi oluşturdu. Kasetlerden CD'lere, televizyonlardan dijital platformlara uzanan süreçte birçok isim zamana yenik düşerken, Cenk Eren sahnelerden kopmamayı başardı. Elbette her sanatçı gibi Cenk Eren de zaman zaman tartışmaların ve magazin gündeminin içinde yer aldı. Bugün Cenk Eren'i değerlendirirken, onu sadece bir pop müzik sanatçısı olarak görmek eksik kalır. Cenk Eren'in kariyeri de tam olarak bunu anlatır. Cenk sahnesini her daim zirvede tutmayı başarırken özellikle 2010'lu yıllardan sonra yayınladığı tematik albümler ve single'lar sahnenin yanında albüm dünyasında da zirveye çıkmasına neden oldu. Cenk Eren aslında bir "adult singer"dır. Adult pop singer hedef kitlesi yetişkinler olan, çoluk çocuğu hedef kitlesinin kapsamının dışında bırakan yaşı 30+ olan bir sanatçıdır. Cenk Eren ise bu trendin tam tersi hareket etti ve ısrarla yetişkin müziği yaptı. Hazırladığı "Tanju Okan", "Ferdi Özbeğen", "Selda Bağcan" proje albümleri olsun yayınladığı "Hayat", "Zaman Öpünce Geçer", " Sar be", "Yılların Ağacı" ve "Kopsun Kıyamet" bu söylediğime tipik örnekler. Cenk'in haziran ayında yayınlanan "Kopsun Kıyamet". "Çok mu gördün bana bir avuç sevgiyi?" sorusu, yalnızca terk edilmiş bir âşığın serzenişi değil; aynı zamanda emek verdiği bir ilişkinin karşılığını alamayan bir insanın iç isyanı olarak da okunabilir. Bu yönüyle "Kopsun Kıyamet", dramatik bir ayrılık şarkısından çok, duygusal bir hesaplaşmanın müzikal ifadesi haline gelmiştir. Nakaratta yer alan "Al benden emanet, istersen ziyan et, göğsümde durmasın bu kalp, kopsun kıyamet" sözleri, eserin dramatik zirvesini oluşturuyor. Burada "kıyamet" kavramı gerçek anlamından uzaklaşarak, kişinin kendi iç dünyasında yaşadığı yıkımı temsil eden metaforik bir anlam kazanıyor diyebiliriz. Bu nedenle "Kopsun Kıyamet", sadece sözleriyle değil, yorumuyla da dinleyicinin duygusal belleğinde yer edinmeyi başardı. "Kopsun Kıyamet", yüzeyde hareketli bir pop-fantezi şarkısı gibi görünse de özünde kırılmış bir kalbin isyanını anlatıyor.
21 Haziran 2026 00:30

Milli Takım Marş Enflasyonu Patladı
Herkesin marş tutkusu depreşti ve nerdeyse her müzisyen 24 yıl sonra dünya kupasına katılan milli takımımız için marş yapmaya başladı. Dünya kupasına katılan 48 ülke içinde adım gibi eminim en çok milli takım marşı Türkiye için yapıldı. İlk marşı Rafet El Roman yayınladı "Doldizgin" adlı şarkı ilk yayınlanan milli takım marşı oldu. Tarkan önce "belki" der gibi bir havadaydı ama hemen sonrasında "Yeni bir marş yazmak gibi bir düşüncem yok" açıklamasını yaptı ve marş konusunu kapattı. "Bir Oluruz Yolunda" marşı bu yıl da pek çok yer de kullanıldı. Mesela Milli Takımın Kuzey Makedonya'yı 4-0 yendiği maçta stadyumda gollerden sonra Tarkan'ın marşı yayınlandı. Bu reklam Tarkan'ın marşının televizyonlarda her akşam reklam kuşaklarında çalınmasına neden oldu ve Tarkan'ın "Bir Oluruz Yolunda"sı bir kez daha gündeme geldi. "Zafer Bizimdir" adlı şarkı milli takım için yapılan ve tek kadın solist tarafından seslendirilen marş oldu. "Let's Hug" adını verdiği şarkısında kaliteli bir iş çıkarttı. Rap ve alternatif müzik yorumcularından KÖK$VL "Milli Mod", Decrat "Bir Deli Fırtına /Milli Takım marşı", Semicenk "Tek Yürek", Cy-Arts "Geliyoruz Amerika", Murda – Mero "Adımız Türkiye", Ahmed Alkeff "Türkiye Song", Sefo "Türkiye'm" adlı milli takım şarkılarını yazdı ve seslendirdi. Semicenk'in popülerliğinin de etkisiyle "Tek Yürek" diğer rapçilerin önüne geçmeyi başardı. Yılmaz Morgül hepimizin bildiği alaturka klasiği "Bahçevan"ı milli takıma uyarladı ve "Milli Takım" adıyla seslendirdi. Edis, Martılar adlı şarkısını "Ölürüz Türkiye'nin Aşkına" adlı şarkıyı yazarken Murat Dalkılıç "Bir" adlı şarkıyı seslendirdi. Sinan Akçıl ise "Türkler Geliyor" adlı şarkıyı yazıp söyledi. Pop – rock yorumcu İlker Özdemir "Türkiye'm" şarkısını yazdı. Pera Grubu "Kalk ayağa Türkiye'm" şarkısını hazırladı. Eurovision Şarkı Yarışmasında 2016 ve 2019 yılında San Marino adına yarışarak adeta müziğin milli takım oyuncusu olan Serhat "Kupa Yakışır Sana" adlı şarkıyı seslendirdi. "Kupa Yakışır Sana" melodik ve armonik olarak en güçlü milli takım şarkısı oldu. Doksanların popüler erkek grubu Birkaç İyi Adam ve Faruk K. bir sürprize imza attı ve yıllar sonra Birkaç İyi Adam'ın müziğe merhaba demesine neden olan "Yazarız Adını Göklere"yi yayınladı. TFF, AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı tarafından hazırlanan "Siz Hepiniz Biz Türkiye" adlı marşı resmi marş ve milli takım turnuva şarkısı olarak sundu. Özetle 2026 Dünya Kupası milli takım için en fazla marş ve şarkı yazılan kupa oldu. "Bir Oluruz Yolunda" yine gündemde kaldı.
14 Haziran 2026 00:20

Türkiye'nin 1.si Dünyada 666 Sırada!
Yani Türkiye'de herhangi bir alanda birinci olan bir marka ilk kez dünya sıralamasında averaj yedi. Bu yıl çok sayıda "en iyi üniversiteler" sıralamasına şahit olduk. Özellikle sosyal medyada çok sayıda "Türkiye'nin en iyi üniversitesi" başlıklı liste görüyoruz. Sözde reklamlarını yapıp kendilerini bir takım "en iyi" başlıklı sıralamalarda gösterip müşteri toplayacaklar. Hem bir medya çalışanı hem de bir akademisyen olarak herkesin aksine Türkiye'deki üniversitelerin özellikle vakıf üniversitelerinin çok kötü durumda olduğunu bildiğim için bu rapora hiç şaşırmadım hatta şaşıran arkadaşlarıma "ne bekliyordunuz?" dedim. Bu yıl 95 ülkeden 21 bin 291 üniversitenin değerlendirildiği ve en iyi 2 bin öğretim kurumunun belirlendiği liste "dünyanın en iyi üniversiteleri" sıralaması başlığı altında açıklandı. Bu raporda yer alan üniversitelerin sıralaması, "eğitim", "istihdam edilebilirlik", "öğretim üyeleri" ve "araştırma" olmak üzere 4 alanda gruplandırıldı ve "araştırma" alanında "araştırma çıktısı", "yüksek kaliteli yayınlar", "etki" ve "atıflar" olmak üzere toplam 7 gösterge baz alınarak oluşturulmuş. Olaya pozitif yönden bakarsanız bu yılki "dünyanın en iyi üniversiteleri" sıralamasında "Türkiye'den 47 üniversite yer aldı" diyebilir ve kendinizi mutlu edebilirsiniz. Ama şunun altının da çizilmesi lazım 2 bin üniversite arasında 47 üniversite yer aldı! Ben kimse kusura bakmasın olaya eleştirel açıdan bakıyorum ve masaya "neden bu prestijli raporda dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında 1 tane bile Türk üniversite yok?" sorusunu düşünüyorum. Hacettepe Üniversitesini ilk 1000'de şu üniversiteler takip etmiş: Dünya Üniversite Sıralaması Merkezinin listesinde ilk binde sadece bir tane vakıf üniversitesi var o da Koç ailesinin finanse ettiği Koç Üniversitesi. Yine ilk binde yedi tane de devlet üniversitesi yer alıyor ki bu üniversitelerin hepsi zaten birer marka ve Türkiye'nin en iyi üniversiteleri. Para ile eğitim veren vakıf üniversiteleri içinde listeye girmeyi başaran üniversiteler içinde Bilkent Üniversitesi 1140. sırada, İstanbul Bilgi Üniversitesi 1378. sırada, İstanbul Aydın Üniversitesi 1438. sırada, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi 1515.sırada, Bahçeşehir Üniversitesi 1553.sırada, Sabancı Üniversitesi 1700. sırada, Özyeğin Üniversitesi 1773. sırada yer aldı. Türkiye'nin en iyi üniversitesi Hacettepe Üniversitesi Dünya Üniversiteler sıralamaması listesinde dünyada 666.sırada yer alıyor. İki tane Nobel aldı, bir tane UEFA Kupası kazandı, futbolda dünya üçüncüsü oldu vs vs vs… Yunanlıların bile National and Kapodistrian University of Athens üniversitesi sıralamada 297 sırada. İsrail'in Hebrew University of Jerusalem üniversitesi 67 sırada. Suudi Arabistan'ın King Abdullah University of Science and Technology üniversite 267 sırada. İran'ın üniversitesi 375, Finlandiya'nın üniversitesi 372 sırada. Bize bakıyorum en iyi üniversitemiz dünyada 666'ıncı sırada! Çünkü akademide ne rekabet var ne de ödüllendirme ve cezalandırma sistemi var herkes otomatiğe bağlamış "akademisyencilik" oyunu oynuyor. "En iyi üniversiteler" sıralamasında tüm göstergelerden tam puan alan Harvard, dünyanın en iyi üniversitesi oldu. Bu üniversitenin ardından 2'nci sırada Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT), 3'üncü sırada Stanford, 4'üncü sırada Cambridge, 5'inci sırada Oxford, 6'ncı sırada Princeton, 7'nci sırada Pensilvanya, 8'inci sırada Columbia, 9'uncu sırada Yale ve 10'uncu sırada Chicago üniversiteleri yer aldı.
07 Haziran 2026 01:00

Kapitalizmin Son Kurbanı: İstanbul Bilgi Üniversitesi
Perşembe gece yarısı yayınlanan Resmi Gazete'de eğitim dünyasını şok eden bir haber yer aldı. İstanbul Bilgi Üniversitesinin faaliyet izni iptal edildi yani bir başka deyişle üniversite kapatıldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi 1996 tarihinde genç bir girişimci olan Oğuz Özerden ve onun etrafından toplanan bazı akademisyenler tarafından kuruldu. O dönem bu üniversite İstanbul'un ikinci Türkiye'nin kurulan dördüncü vakıf üniversitesi olarak faaliyetlerine başlamıştı. O dönemi hiç unutmam gençlik yıllarımdı, en güzel kızlar en yakışıklı çocuklar bu üniversiteye gidiyordu AB Grubuna hitap eden bir üniversiteydi ve kısa bir süre de "Bilgili" olmak toplumda bir statüye dönmüştü. Üniversite 1998 yılında o dönem için ilk sayılabilecek MBA programını açtı. Yani o dönemler fırtına gibi esiyordu Bilgi Üniversitesi. Doksanlı yıllarda Türkiye'de çok popüler olan 900'lü hatların ilk uygulayıcısıydı. Amerikalı yatırımcılar ilk kurulduğunda butik bir üniversite olan Bilgi Üniversitesinin kontenjanlarını arttırdı ve üniversite bir anda bir ana akım üniversitesi oldu. 2019 yılında geldiğimizde bir sabah medyaya bomba gibi bir haber düştü ve Bilgi Üniversitesinin 90 milyon dolara Can Holding'e geçtiği açıklandı. Bilgi Üniversitesi Can Holdingin altında bir şekilde faaliyetlerine devam ederken Can Holding'e yönelik Eylül 2025'te başlatılan mali suçlar ve yolsuzluk soruşturması sonucunda üniversitenin kurucu vakfına kayyım atandı. Bu şirketlerden biri de İstanbul Bilgi Üniversitesiydi. Şirket diyorum aslında bir vakıf ama "sözde vakıf" olan şirket gibi yaşayan bir varlıktı üniversite. TMSF'ye devredildikten sonra YÖK Denetleme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ahmet Ulusoy, Levent Çetin ve Avukat Mehmet Çiçek'ten oluşan İstanbul Bilgi Üniversitesi Kayyım Heyeti oluşturuldu. Küçükçekmece 9. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararı gereği 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun EK-11. Üniversite bir süre TMSF yönetiminde faaliyetlerine devam etti. Yaklaşık yedi ay süren TMSF dönemi 22 Mayıs 2026 tarihinde bitti ve Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararı ile üniversitenin faaliyet izni kaldırılarak üniversite kapatıldı. Hem şaşırdım hem de çok üzüldüm çünkü kuruluşundan beri takip ettiğim kaliteli bir markaydı Bilgi Üniversitesi. Bilgi Üniversitesi statüsü gereği bir vakıf üniversitesi olduğu için kamuya geçmesi imkansızdı usul olarak imkansızdı. Her vakıf üniversitesinin bir garantör devlet üniversitesi var. Bilgi Üniversitesinin garantör üniversitesi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi. Ama burada bir handikap var oda Mimar Sinan daha küçük bir üniversite ve Bilgi Üniversitesinin tüm bölümlerine sahip değil mesela hukuk eğitimi yok. Mesela Mimar Sinan 22 bin civarı öğrencisi olan Bilgi Üniversitesi ile eş değer bir üniversite değil. Bilgi Üniversitesi para ile eğitim veriyor. En acısı akademisyenler. Eğer o akademisyen arkadaşlarımız direkt devlet üniversitelerinde memur statüsünde çalışmaya başlarsa en büyük hayali bir devlet üniversitesinde çalışmak olan benim gibi vakıf üniversitelerinde çalışan gariban akademisyenler "bizim üniversitede kapatılsın da bizde devlete geçelim(!)" diye duaya başlarlar. Latife bir yana Bilgi Üniversitesi vakası bir kez daha Türkiye'de asla "özel üniversite" konusunun gündeme bile gelmemesi gerektiğini, YÖK'ün vakıf üniversitelerini çok sıkı kontrol etmesi gerektiğini ve yapısı birer vakıf olan bu tür üniversitelerin markette satılan yoğurt ve deterjan gibi satılmasının önüne geçilmesi gerektiğini gösterdi.
24 Mayıs 2026 03:06

Son Yıllarda Yapılan En Kaliteli Müzik Etkinliği: Bir Pop Masalı
"70 Yıllık Türk Pop Hafızasına Müzikal Bir Yolculuk" mottosuyla hazırladığı bu müzikale Emre Altuğ Türk pop müziğinin tarihini daha doğrusu aranjman tarihini çeşitli örnekler üzerinden şarkılarla anlatıyor. Müzikal dedim ama bu hem bir mini konser hem de bir mini müzikal olmuş. 14 Mayıs günü dördüncü kez sergilenen oyun bir kez Rusya'da da sergilenmiş. Emre Altuğ Bir Pop Masalında aralarında "Kim Ne Derse Desin", "Son Yolcu", "Bir Günah Gibi", "Memleketim", "Sessiz Gemi", "Haykıracak Nefesim Kalmasa Bile" gibi şarkıların da aralarında bulunduğu toplam 22 şarkı seslendiriyor. O dönemin Türkiye'sinden İlham Gencer'in döneme damgasını vuran Çatı adlı kulübüne uzanıyor ve Türk pop müziğinin ilk Türkçe sözlü aranjman ya da bir diğer deyişle adaptasyon şarkısı "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş"un hikayesi ile devam ediyor. Emre Altuğ çok iyi bir anlatıcı. Emre Altuğ müzikalde "Memleketim" adlı Ayten Alpman klasiğinin nasıl ortaya çıktığını, şarkının plak olarak yayınlandıktan sonra nasıl başarısız olduğunu ve Kıbrıs Barış Harekatı ile birlikte bir anda şarkının yıldızının nasıl parladığını anlatıyor. Fikret Şeneş'in Türk pop müziğindeki rolüne ve onun gizemli aşkı Kemal Beye olan aşkının şarkılara nasıl dönüştüğünü, Ajda Pekkan'ın Fecri Ebcioğlu'ndan Fikret Şeneş'e transfer olmasıyla birlikte Fecri Ebcioğlu'nun Semiramis Pekkan'a "Bu Ne Biçim Hayat" adlı şarkıyı verişi ve Ajda'nın buna verdiği tepki, Yahya Kemal Bayatlı'nın "Sessiz Gemi" şiirini hangi ünlü şairin annesine yazdığının hikayesi gibi müthiş heyecanlı ve romantik hikayeleri anlatıyor. Sezen Aksu'nun "Beni Yak" şarkısı adaptasyon kategorisinde seslendirilmiş. Mesela Nilüfer'in "Hey Gidi Günler" şarkısı cuk otururdu bu müzikale. Emre Altuğ "Bir Pop Masalı" adlı müzikalini izlemeye gelenlere bir de güzel kitapçık hazırlamış. Bir Pop Masalı müzikalini Emre Altuğ pop müziğin önemine vurgu yaparak anlatmış. Emre, "Pop müzik gerçekten hayatın fonunda çalar. İnsan âşık olurken de pop dinler, ayrılırken de. Yola çıkarken de, bir yaz akşamında da, bir düğünde de … Dolayısıyla pop müzik fark ettirmeden bir toplumun duygu arşivini tutar." diyor. Bir Pop Masalı mükemmel bir proje olmuş. Emre Altuğ bu projede kendisini aşmış, bir dönem müzikten uzak kalmış gibi görünse de "ben bomba gibi buradayım" dedi ve en önemlisi VIP bir popçu olduğunu gösterdi.
17 Mayıs 2026 01:02

Bir "Introduction To Michael Jackson" Filmi
Michael Jakcson'un hayatını anlatan "Michael" filmi tüm dünyada gösterime girdi. Film fazla detaylarda boğulmadan Michael Jackson'un hayatını anlatıyor bu detaysızlık durumu aslında "Michael Jakcson'a Giriş" dersi gibi. Michael Jackson'un hayatını anlatan "Michael" filmi gittiğimde ilk dikkatimi çeken şey en son ne zaman sinemaya gittiğimi hatırlamaya çalışmam oldu. Artık film fragmanlarında "sadece sinemada" ibaresi yer alıyor. Grubun adı "The Jackson 5". Grubun lideri çocukların babası Joe Jackson. Bu büyümede Michael Jackson'ın rolüne de özel vurgu yapılıyor.
09 Mayıs 2026 17:07

Milli Takımın Dünya Kupası Şarkısını Kim Yazacak?
Kupa maçları Haziran'da, Milli Takımın milli şarkısını kim yazacak tartışması ise çok önceden başladı. Son katıldığımız dünya kupasının resmi şarkısı "Bir Oluruz Yoluna" Tarkan tarafından seslendirilmişti. 2026 yılı için ilk şarkı yapacağını söyleyen sanatçılar Sinan Akçıl ve Rafet El Roman oldu. Rafet El Roman A Milli Futbol takımımız için "Dolu Dizgin" adında bir şarkı yazdığını açıkladı. Rafet El Roman ilk albümünde seslendirdiği "Macera Dolu Amerika" adlı şarkısını milli takıma uyarlamış. Rafet El Roman milli takım için yazdığı şarkı ile ilgili "Çok Yakında" içerikli bir notla şarkının bir bölümünü paylaştı. Rafet El Roman "Dolu Dizgin" adlı milli takım şarkısının ilk müjdesini verdikten hemen sonra Sinan Akçıl da sosyal medyadan bir paylaşım yaptı ve "Artık marş savaşları başlasın" diyerek milli takım için şarkı yazma hazırlıklarına başladığını açıkladı. Sinan Akçıl, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu ile görüştüğünü söyledi ve "Federasyon başkanımıza sözüm var. 'Düm Tek Tek' gibi bir şey yazarsam bayrağımızı yine dünyada dalgalandırırız. Ben marşı yazdıktan sonra dinledikçe herkes çok sevecek" dedi. Tarkan Almanya'dan Türkiye'ye döndüğü bir yolculuk sırasında İstanbul Havalimanında karşılaştığı basın mensuplarına "Bir tane milli marşımız var zaten yenisine gerek var mı?" ondan marş bekleyenlere karşılık verdi. Tarkan bunun ardından "…Ama gelirken uçakta bir şeyler oldu. Söz vermiyorum. Yakında sürprizler olabilir" diyerek her an bir marş yazabileceğinin sinyallerini verdi. Sinan Akçıl şarkısı ile ilgili bir açıklama daha yaptı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlamalarında çocuklar tarafından düzenlenen mehter gösterisi sırasında CHP Gaziantep İl Başkanı Vakkas Uçar'a bir mesaj verdi ve "Birileri Gaziantep'te çocuklara mehter söylüyorlar diye sırtını döner. Koca koca, kelli felli adamlar küçük çocukları protesto eder. Bir şey söyleyeceğim ben Dünya Kupası şarkımıza mehteri de koydum bir yerinde var. Şimdi bu şarkıyı yine birileri sırtını mı dönecek? O zaman gollerimizi de görmesinler. Kafam karıştı" açıklamasını yaptı. Bence Tarkan bu maça girmez ve Milli Takım için yeni bir marş hazırlamaz. Zaten 2002'de yapmış marşını ve o hala kullanılıyor çok da başarılı bir şarkı. Yine isteyen onu kullanır ve buraya yazıyorum yeni şarkıyı daha dinlemeden söylüyorum yine en çok Tarkan'ın "Bir Oluruz Yoluna" şarkısı kullanılacak.
03 Mayıs 2026 01:01

Şarkıların Da Kaderi Var Mı?
"Issız Adam" adlı filimde gündeme gelen Ayla Dikmen'in "Anlamazdın" adlı şarkısı, Netflix'te yayınlanan "Bir Başkadır" adlı dizide gündeme gelen Ferdi Özbeğen'in "Aşkımı Bir Sır Gibi" adlı şarkısı bunlara sadece birer örnek. Netflix'te yayınlanan "Masumiyet Müzesi" adlı dizide kullanılan "Seni Bana Katsam" şarkısı yıllar sonra popüler oldu. Öyle bir popülerlik yakaladı ki şarkı ilk yayınladığı dönemde hiç ses getirmeyen köşede kalan bir şarkı iken 49 yıl sonra adeta yeniden doğdu. Şarkıyı Neco seslendirmiş. Neco çok özel bir vokal. Bu adam Türkiye sınırları dışında bir ülkede mesela İtalya'da, İspanya'da filan yaşasaydı ve aynı dönem müzik yapsaydı şu an bir "oldies" dünya starı olarak anılacaktı ama coğrafyanın kaderi diyelim ve geçelim. 1977 yılında yayınlandı bu şarkı. Bir yüzünde bu şarkı yani "Seni Bana Katsam" diğer yüzünde ise "Kıyamet Günü" adlı şarkı yer aldı. Neco bunu anlatırken "…şarkı satmadı, bilinmedi, görülmedi…" ifadelerini kullandı. 1977 yılında yayınlanan ama başarısız olan "Seni Bana Katsam" şarkısı Netflix ve sonrasında Instagram sayesinde tam 49 yıl sonra 2026 yılında hit oldu. 1982 yılında Eurovision Şarkı Yarışmasına katıldı. "Hani" adlı Olcayto Ahmet Tuğsuz bestesini seslendirdi. Selmi Andak bestesi "O Şarkıyı Henüz Yazmadım" şarkısı barok dönemini o döneme taşıyan bir şarkıdır. Onun müziğini anlamak için Spotify'dan "En İyileriyle Neco" albümünü dinlemenizi tavsiye edeceğim. 1991 yılından beri hiçbir albüm ya da şarkı yayınlamadı sadece 2014 yılında kızı Ayşe Özyılmazel ile onun "Hani" teklisinde bir feat yaptı. "Seni Bana Katsam" Nisan ayında bir sürprize daha imza attı ve şarkı yeniden coverlandı. Yetmişlerin önemli yorumcu ve bestecisi Joe Dassin 1976 yılında seslendirmiş bu şarkıyı. Spotify'da 44,8 milyon kez dinleniş. NTV'de yayınlanan "Gece Gündüz", "Söz ve Müzik" ve "B Yüzü Şarkıları" gibi programlarla tanınan Kavukluoğlu, ilk romanı "Son Güzel İstanbul" için yazdığı şarkıları yapay zeka desteğiyle dinleyiciyle buluşturdu. "Son Güzel İstanbul"un soundtrack albümü, dinleyiciyi kitabın dünyasına davet eden ilk kapı niteliği taşıyor. "Son Güzel İstanbul", genç bir gazeteci ile arkadaşlarının, bir döneme iz bırakan şarkıcı Alev'le yollarının kesişmesini ve müzikle örülü bir yolculuğu anlatıyor. Albümde yer alan "Fotoğraf", "Benim İçin Bana Gel" ve "Sonsuz Denizlerde" gibi şarkılar bu romanın karakterlerini, duygularını ve hikâyesini anlatan bir kapı niteliğinde. "Kırık Kalpler 10. Yıl Dönümü" albümü dijital platformlara sunuldu. Sertab Erener, albümle ilgili: "Zaman geçtikçe şarkılar eskimez aslında olgunlaşırlarmış. İnsanlar gibi şarkılar da yaş aldıkça, daha bir derin, daha bir anlamlı… İtiraf etmeliyim söylerken şarkılar eskisinden daha çok canımı yaktı. Siz de umarım dinlerken aynı cümlelerle tarif edersiniz duygularınızı. 10. yılını kutladığım Kırık Kalpler'in yıldönümünde her şarkıya özel hikayesi olan klipleri de size seyrettirebileceğim için çok mutluyum." Albümü dinledim ilk yayınlanan albüme göre kayıtlar bir tık daha güçlendirilmiş daha iyi bir masteringle çıkıyor karşımıza.
26 Nisan 2026 08:53

"Armut Piş Ağzıma Düş! Ama Şimdi Öyle Bir Hayat Yok"
Önce bir yapın ondan sonra üstüne konuşalım" derim. Çünkü benim hiç aklıma gelmeyecek çok uçuk bir fikirle de karşılaşabilirim. Bu albümde Cenk Erdoğan süpervizörü albümün yarenlik ettik. Benim çok eski okul arkadaşım zaten kendisi. Çok da iyi bir müzisyen olduğunu zaten burada ifade etmeme gerek yoktur. Dünya çapında bir müzisyen zaten. Beraber kafa yorduk, kafa patlattık aslında ve genel sound aslında biz belirledik. Dört aranjör var albümde ama ağırlıklı olarak Cenk'in düzenlemeleri var. Onun dışında da garip bir şekilde herkes aynı ateşin etrafında toplandı. Bence bu konuşulmadan bunun bir araya gelmesi de bence çok özel bir durum. Evet hissetti bence herkes şarkıları. Ben hep şey derim. Şarkılara hizmet ediyoruz. Yani şarkı neyse şarkının düzenlemesi de şarkıcılığı da çalınacak enstrüman. Enstrümanın bakış açısı da aslında şarkıya hizmet etmelidir. Her zaman böyle olmalıdır bence. O anlamda iyi kafa kafaya verdik bütün müzisyen arkadaşlarımla. Erol Bey (Erol Evgin) bana bir düet albüm yapmak istediği için telefon açtığında ben Almanya'da turnedeydim ve karayolunu hiç unutmuyorum. Arabadan konuşmuştuk. Ben "Albümde olmaktan tabii ki onur duyarım. Biz bunu hiç düşünmemiştik olur yapalım hadi" falan dedi. İskender'i aradım, İskender Paydaş yaptı onun düzenlemesini. O da çok güzel bir düzenleme yaptı ve şarkının hakkını verdi. Albüm yayınlanınca acayip bir şey oldu bir anda. Bu kadarını inan ben de ummuyordum. Bence Erol Bey de ummuyordu, İskender de ummuyordu, Sezen de ummuyordu. Bence hakikaten şarkı çok başka bir yere taşındı. Yapay zeka bir mesleği tüketmeye çalışan, onlara saldıran bir şey gibi. Ben şöyle değerlendiriyorum. Her şeyi kötüsüyle değerlendirmemek lazım onu. Yani işi bilen biri, onu yönetmeyi bilen biri, iyi bir müzisyen, iyi bir aranjör, iyi bir prodüktör pekala bunu referans olarak kullanarak, demosuyla, maketiyle pekala çok güzel bir iş çıkartabilir. Çıkartabilir ama bilen biri. Yani şundan bahsetmiyorum anahtar sözcüklerle oraya kopyalı şeyler yazan, şurası şöyle olsun, bu bunun yazdığı gibi olsun, öyle olsun falan. O zaman o kötücül bir düşünce olur. Yani oraya sapmazsak yapay zeka bize yardımcı olabilir. Ama ona saptık mı zaten aynılaşıyor bir yerden sonra. Eskiden kulağımıza yapay zeka ile üretilen şarkıları o kadar seçmiyordu ama dinledikçe yapay zekayı anlamaya başlıyorsunuz ve bu yapay zeka diyorsunuz. Bir de insanın yerini tutma ihtimali çok zor. Geçmişte kendimi çok iyi hissetmediğim bir dönem yaşadım. Bir antidepresan kullandım ve antidepresan benim duygularımı kilitledi. Elime kalemi alıyorum, kağıt bana bakıyor, ben kağıda bakıyorum. Diyorum ki ya ben ne yazıyordum acaba? Ya? Hiçbir şey hatırlamıyorum. Sonra doktorumla konuşup dedim ki 'Abi ne olacaksa olsun yani ben bunu bırakacağım yani ben bu işi hallederim'. Kestim antidepresanı gerektiği gibi. Tabii ki azalta azalta. Ve ne oldu biliyor musun? Bir sabah uyandım. Mabel Matiz bana "Muhbir"i göndermişti öncesinde. O sabah kalkıp muhbiri yazdım ve Mabel'e telefon açtım. Hep şarkı yazmak istiyorum, hep şarkı söylemek istiyorum. Konserlerime düzenli devam etmek istiyorum. Dolayısıyla gelecekte mümkün mertebe olabildiğince çalmak, mümkün mertebe üretmek istiyorum. Sokakla ilgisi var. Şimdi öyle bir hayat yok. Oralara kapılmamak lazım.
19 Nisan 2026 01:01


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Örnek Bir Ödül Töreni: Müzikonair Ödül Töreni
En büyük diyorum çünkü Müzikonair'in yaptığı bu ödül töreni özellikle partneri Maltepe Üniversitesinin katkılarıyla eşi benzeri olmayan bir etkinlik dönüştü. 20 bin liradan 100 bin liraya kadardı ödül almak isteyenlerin ödeyeceği tarifeler. Müzikonair Ödül törenleri bir ödül töreninin nasıl yapılması gerektiğini "etik" ve "dürüst" ve en önemlisi "adil" bir ödül töreninin hangi özelliklere sahip olması gerektiğini gösterdi. Orhan Gencebay onur ödülü aldığı törende yaptığı konuşmanın sonunda her zamanki gibi "berhudar olun" dedi. Hande Yener ödülünü aldıktan sonra "Sopa" adlı şarkısını half- playback olarak seslendirdi ve salonu coşturdu. İlyas Yalçıntaş "İncir" adlı onunla klasikleşen şarkısını seslendirdi sonra da yeni yayınlanacak şarkısını seslendirdi. Simge "En İyi Kadın Türkçe Pop Müzik Sanatçısı" ödülünü aldı. Hani derler ya "görmeyenin bir sevgilisi oldu bilmem ne yapmış…" öyle bir şey oldu Simge İlkay aşkı. Bu ödül töreni Simge ve DJ sevgilisinin de yan yana geldiği bir tören oldu. Geçen ay Bağcılar Belediyesi 5. Engelsiz Mikrofon ödül törenini yaptı ama tamamen ahbap çavuş ilişkilerine dayalı ödüllerin dağıtıldığı kalitesiz buram buram kırsallık kokan kamu bütçesinin israfına örnek bir ödül töreni oldu ve hiç de ses getirmedi. Yani işin Türkçesi ödül töreni yapmak kolay iş değil. *** Hadise yeni albümü "H" nin habercisi olan "Labirent"I müzikseverle buluşturdu. Motive ile gerçekleştirdiği "Küçük Bir Yol" iş birliğiyle yine dikkatleri çekmeyi başaran Hadise, bu ortaklığa "Labirent" ile devam etti. "Labirent", hip hop altyapısını Brazilian Funk enerjisi ve pop dokunuşlarıyla buluşturan, yüksek tempolu ve dinamik bir şarkı olarak öne çıkmaya hazırlanıyor. *** Murat Boz ve Melek Mosso,"Kolay Değil" adlı sürpriz düetleriyle müzik dünyasına iddialı bir giriş yaptı. Söz ve müziği Murat Boz'a ait olan "Kolay Değil"in kapak fotoğrafı Mikail Yılmaz'a ait. *** Tuğba Özerk, yeni albümünün ilk şarkısı "Efe"yi piyasaya sundu.
12 Nisan 2026 08:18

Yapay Zekâ Yetkinliği Olmayana Diploma Yok!
Eğitim dünyasında da özellikle dünyada yapay zekâ ile ilgili epey çalışma yapılıyor. Yapay zekâ eğitimini en düşük yaş seviyesine düşürme ve temel eğitim başta olmak üzere yapay zekâ ile ilgili pek çok uygulama üzerinde çalışılıyor. Tüm bunlar yaşanırken MEF üniversitesi Türk yüksek eğitim dünyasında devrim niteliğinde bir ilke imza attı ve 2026–2027 Akademik Yılından itibaren üniversiteye kayıt yaptıran tüm lisans öğrencileri için "Yapay Zekâ Yetkinliği"ni mezuniyet koşulu haline getirdi. Bu hareket yapay zekânın ne kadar önemli olduğunu ve yapay zekâ ile kavga etmek yerine yapay zekâ ile dost olmanın ne kadar önemli olduğunu gösteren bir hareket oldu. MEF üniversitesi rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin bunu "MEF Üniversitesi'nde yapay zekânın eğitime entegrasyonu" olarak tanımladı. Üniversite ve rektörü Şahin bunu şu sözlerle açıkladı: "Bu karar doğrultusunda, Öğrenme ve Öğretme Uygulama ve Araştırma Merkezimiz (CELT) ile MEF Yapay Zekâ Araştırma ve Yetkinlik Belgeleme Uygulama ve Araştırma Merkezimiz üniversite genelinde önemli bir rol üstlenecek. Her iki merkez de bölümlerin kendi ve genel yapay zekâ öğrenme yetkinliklerini ve kriterlerini geliştirmelerine, yapay zekâ becerilerine yönelik ölçme–değerlendirme sistemlerini oluşturmalarına ve yapay zekâ entegrasyonunu sistematik biçimde planlamalarına danışmanlık sağlayacak. Ayrıca tüm personele yönelik çalıştaylar ve seminerler düzenleyerek bu süreci destekleyecek." Aslında riskli bir karar yani halk ağzıyla yürek isteyen bir karar. "Yapay Zekâ Yetkinliği"nin mezuniyet koşulu olması kapsamında: · Öğrencilerin yapay zekâ yetkinliği gelecek yıldan itibaren her yıl ölçülecek ve dört seviyede belgelendirilecek. · Değerlendirmenin yaklaşık yüzde 20'si genel yapay zekâ okuryazarlığını, yüzde 80'i ise öğrencinin kendi bölümüne özgü derinlemesine yapay zekâ uygulama becerilerini kapsayacak. · Önümüzdeki dönemden itibaren bölümler kendi yapay zekâ yetkinlik kriterlerini ve yapay zekâ ders paketlerini oluşturacak. · Mezuniyet aşamasında da öğrencilere ulaştıkları seviyeyi gösteren resmi bir "Yapay Zekâ Yetkinlik Belgesi" verilecek. MEF Üniversitesinin zaten "Yapay Zekâ Mühendisliği" bölümü var. · 2017'den bu yana yapay zekâ destekli uyarlanabilir öğrenme platformlarındaki referans ders kitaplarını satın alarak öğrencilerine ücretsiz sundu. · 2021'de tüm bölümlere uygun "Yapay Zekâ Yan Dal Programını" açtı. · 2023'te Yapay Zekâ Odaklı Teknoloji Merkezini kurdu. 2024'te KOSGEB desteğini aldı. · 2023 Bahar döneminde Mastering AI Chatbots dersini açtı. · 2024'te Türkiye'de ve dünyada ilk örneklerden biri olan AI Café uygulamasını hayata geçirdi. · Türkiye'de üniversite düzeyinde yayımlanan ilk kapsamlı Yapay Zekâ Politika Belgesi'ni 2024 yılında yayımladı ve yapay zekâ uygulamalarını yasaklamak yerine doğru ve etik kullanımını teşvik eden bir yaklaşım benimsedi. · Yapay zekânın yükseköğretim alanında uygulamalarını anlatan ve sonuçlarını ortaya koyan "ChatGPT'nin Yükseköğretime Etkisi: Yapay Zekâ Devrimini Keşfetmek" adlı kitap 2024'te İngiltere'de yayımlandı kitap 2025'te Çinceye çevrildi. Aynı projenin "Hukuk ve Yapay Zekâ" uygulaması üzerinde de çalışmalara başladı. · 2025'te Türkiye'de bir ilk olarak MEF Yapay Zekâ Araştırma ve Yetkinlik Belgeleme Uygulama ve Araştırma Merkezi'ni kurdu.
05 Nisan 2026 09:12