
7 Ekim 2023 tarihinde başlayan "Gazze Savaşı"nın üzerinden 1.000 gün geçti. (6 Temmuz 2026'da 1004 gün) İsrail'in Gazze'yi işgal edip uluslararası hukuku ayaklar altına alması 7 Ekim 2023 tarihinde başlamıştı. (aa.com.tr, 4 Temmuz 2026) Filistin destekçileri, Paris'te Anvers metro durağı önündeki alanda bir araya gelmiş gösteride, Filistinli şair Mahmud Derviş'in "Bu topraklarda yaşamak için sebepler var" şiiri okunmuş. İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik yürüttüğü soykırım 1000. gününe girerken yapılan açıklamada, bölgedeki altyapı, eğitim, sağlık gibi "15 hayatî sektörde" meydana gelen doğrudan maddî zararın bilançosunun toplamda 80 milyar dolara ulaştığı bildirilmiş. "Zengin İslâm ülkeleri" için bu rakam çok anlamlı olmayabilir, ama en temel ihtiyaçlarını karşılamaktan bile uzak olan Gazze ve Filistin için bu büyük bir rakam.
Kaynak: Yeni Asya
07 Temmuz 2026 00:28
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Türkiye'nin Tansiyonu
Yine aynı uzmanların ifadesine göre 5 ya da 10 yıl süren bir "enflasyonla mücadele" olmaz. "Türkiye ekonomisi bir dönüm noktasında. Bazı sektörler güç kaybediyor. Bu dönüşümün sağlıklı olabilmesi için kamunun öncülük etmesi gerekiyor. Bu da yapısal reformlarla olur" diyen Prof. Dr. Alçın, "En büyük risk bir ödemeler bilançosu krizidir. Bu öteleniyor. Sanayide dönüşümü sağlayamazsak şu anda dünyada 20'inci büyük ekonomi iken gelecek 5-10 yılda buradan geriye gideriz. (...) TÜİK'in yüzde 32 enflasyon açıkladığı ortamda otoyol ve köprülere yüzde 57 zam yaparsınız, demek ki enflasyon TÜİK'in açıkladığı enflasyon değil. Bu ne demek TÜİK'in enflasyonuna göre değil kendini güvenceye alacak bir oranda zam yap demek. Bu da önümüzdeki dönemde enflasyonun yüzde 30'un altına inmesini zorlaştıracak" uyarısında bulunmuş.
08 Temmuz 2026 00:50

Keşke Bu Konuşmalar Hayata Geçse...
Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya'nın Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinin 2025-2026 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni'nde yaptığı konuşmayı da "güzel konuşmalar" listesine ekleyebiliriz. Konuşma şöyle özetlenmiş: Özkaya, adalet terazisini doğru tutabilmek için yalnızca kanun bilgisinin yeterli olmadığını, vicdan hassasiyeti ile ahlâkî müktesebatın da hukuk mesleğinin ayrılmaz unsurları olduğunu belirterek, "Hakikati aramayan bilginin, vicdanla buluşmayan hukukun ve insan onurunu merkeze almayan adalet anlayışının kalıcı bir güven inşa etmesi mümkün değildir. İnanıyorum ki sizler bilgiyle vicdanı, özgür düşünceyle sorumluluk duygusunu bir arada taşıyan hukukçular olarak ülkemizin hukuk sistemine önemli katkılar sunacaksınız" değerlendirmesinde bulundu. Yoksa "Bu güzel konuşmalar bizi mahvetti" demeye devam ederiz...
04 Temmuz 2026 00:46


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Pusulamız Hukuk Mu?
Dünyadaki gelişmeler pusula ve hatta parolanın "hukuk" olması gerektiğini gösteriyor. Her ne kadar bir süreliğine "hukuk tanımayan idareciler"in dedikleri hayata geçmiş olsa da uzun dönemde dünya barışının yolu "hak, hukuk ve adalet" yolundan geçer. Kendi içinde tartışmalar yaşanmakla birlikte Avrupa Birliği idarecileri de mecburen "hukuk" hatırlatması yapmak durumunda kalıyorlar. Hatırlanacağı üzere Avrupa Birliği içinde de çok ciddi tartışmalar yaşanıyor. Bunca tartışmaya rağmen birliğin muhafaza edilmesi her halde AB Konseyi Başkanı Antonio Costa'nın ifade ettiği üzere "hukuk temelli bakış açısı" olsa gerek.
03 Temmuz 2026 00:34

Emekli Mi, Dertli Mi?
Türk-İş'in Haziran ayı açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 35 bin liraya, yoksulluk sınırı ise 116 bin liraya yükselmiş durumda. Memur ve emeklileri temsil eden kuruluşlar yaptıkları açıklamada şöyle demişler: "Emeklilere hak ettikleri değeri göstermek toplumun tüm kesimlerinin ve karar alıcıların ahlâkî ve vicdanî sorumluluğudur. Bugün geldiğimiz noktada, hayatın her anında hissedilen ekonomik krizin ve derinleşen gelir adaletsizliğinin en büyük yükünü emeklilerimiz taşımaktadır. Emeklilere ve emeklilik sistemine yönelik atmaktan kaçınılan her adım, izahı mümkün olmayan sorunlar ve adaletsizlikler meydana getirmiştir." Emekliye geçinebileceği "insanî bir maaş" vermekten uzak duran idarecilere göre "bütçe imkanları" maaşlara zam yapmaya müsaade etmiyor. Mesele tercih meselesidir. Emeklilerle ilgili meseleler gündeme geldiğinde hemen "erken emeklilik sistemi"ni suçlayıp sorumluluktan kurtulmak mümkün mü? Tabiî ki "erken emeklilik" olmasın ama mesele sadece bununla sınırlı değil ki! Bunu elbette Türkiye'yi idare edenler de bilir ama faizcilerden kısmak oy getirmediği için bu yol tercih edilmez.
02 Temmuz 2026 02:04

Filistin İçin Birlik Çağrısı
22 Eylül 2025 itibarıyla Birleşmiş Milletler'in 193 üyesinden 157'si Filistin'i devlet olarak tanıyor. Buna rağmen fiili olarak "Bağımsız bir Filistin" hayata geçebilmiş değil. Ulusal birlik ve siyasî ortaklığın, İsrail'in Filistin davasını tasfiye planları ve soykırımla mücadelede tek seçenek olduğu hatırlatılan açıklama eğer hayata geçebilirse muhtemeldir ki İsrail'in "böl, parçala, yut" planı bozulmuş olur ve olacak. Tabiî ki "bir ve beraber olun" demek haklı bir çağrı, ancak bunu temin etmek o kadar kolay değil. Filistin'in bir ve beraber olması sadece onlar için değil, "İslâm âlemi" için de gereklidir.
01 Temmuz 2026 00:34

Çelişkiler Dünyası
(www.aa.com.tr, 25 Haziran 2026) Frazier, "Çocuklar ve silahlı çatışma" gündem maddesi altında, "Silahlı çatışmalarda çocuklar için uluslararası hukukî korumaların yeniden tesis edilmesi: Eğitimin korunmasının güçlendirilmesi ve ağır ihlâllerin önlenmesi" başlığıyla toplanan BM Güvenlik Konseyi'nde konuşmuş. Geçen hafta yayımlanan "2025 Çocuklar ve Silahlı Çatışma Raporu"nun, Güvenlik Konseyinin, üye devletlerin ve uluslararası toplumun vicdanını sarsması gerektiğini belirten Fraizer, "Bu rapor sadece ihlâllerin bir kaydı değildir. Eylemsizliğin bir kınaması ve çocukları korumak için hal-i hazırda mevcut olan araçların kullanılması çağrısıdır" demiş. Frazier, raporun 2025'te 38 bin 558 ağır çocuk ihlalini doğruladığına işaret ederek "Bu her bir sayının ardında bedeni, zihni, ailesi, toplumu, eğitimi ve geleceği savaş tarafından saldırıya uğrayan bir çocuk vardır" ifadesini kullanmış. Frazier, 2025 raporunda, ilk kez hükümet güçlerinin genel olarak çocuklara karşı işlenen ağır ihlâllerde ana fail olarak öne çıktığına dikkati çekerek "Bu, kolektif insanlığımızda tehlikeli bir çöküşe işaret ediyor, gelecek nesiller bizi bunun için yargılayacaktır" tespitinde bulunmuş.
27 Haziran 2026 00:35

Bm, Zulme Engel Olsun
İsrail acımasız bir şekilde Gazze'yi yakıp yıktı, ama netice olarak kendi imajını da yerle bir oldu. Birleşmiş Milletler'in (BM) bağımsız bir soruşturma komisyonunca hazırlanan bir raporla İsrail'in Gazze'de Filistinli çocukları kasıtlı olarak hedef alarak soykırım işlemeyi sürdürdüğünü kaydetmesi İsrail'in imajının yıkıldığını belgelemiş oluyor. BM Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu'nun raporu, Gazze savaşının başlangıcından bu yana Filistinli çocuklara yönelik ihlalleri incelemiş ve İsrail güçleri tarafından öldürülen kişilerin yaklaşık yüzde 30'unun çocuk olduğunu ortaya koymuş. (aa.com.tr, 24 Haziran 2026) Raporu anlatan haberde şu bilgiler de yer almış: "Doğu Kudüs dahil Batı Şeria'da komisyon, Filistinli çocuklara yönelik İsrailli yerleşimci şiddetinde keskin bir artış tespit etti. Ayrıca toplu gözaltılar ve tutuklamalar sırasında cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet de dahil olmak üzere işkenceye ilişkin kanıtlar belgelendi. Rapora göre Filistinli çocuklar, özellikle erkek çocuklar, gözaltında sistematik kötü muameleye maruz kaldı; zorla soyundurulma, dayak ve yiyecekten mahrum bırakılma bunlar arasında yer aldı. Komisyon, söz konusu uygulamaların "işkence" ve "büyük acıya veya ciddi yaralanmaya yol açan diğer insanlık dışı eylemler" şeklindeki insanlığa karşı suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna vardı." Hatırlanacağı üzere İsrail'in Filistin ve Gazze'de yaptığı son saldırılar, işkenceler ve katliamlar dünya nezdindeki desteğini iyice kaybetmesine yol açmış durumda.
26 Haziran 2026 00:14

Keşke Biz Örnek Olabilseydik...
Türkiye'de yaşayanların günde beş defa kınadığı Avrupa'dan gelen bazı haberler, Avrupa'da yaşayan "duyarlı ve insaflı insanlar"ın güzel işler yaptığını ve dolasıyı ile İslâm dünyasında yaşayanlara dahi örnek olduklarını göstermiş oluyorlar. Hollanda kaynaklı "güzel ve örnek haber"de şu bilgiler var: Hollanda'da, mültecilerin yeni bir hayata kavuşma hayaliyle katettikleri uzun mesafelere dikkati çekmek amacıyla "Mültecilerin Gecesi" adıyla destek yürüyüşü düzenlenmiş. Yürüyüşe ilk defa katıldığını ve 50 kilometre parkurda yürüyeceğini belirten Marije Slump isimli katılımcı da "Etrafımızda olup bitenler ve başkalarına yardım etmeye yönelik olumsuz söylemler karşısında artık farklı bir ses yükseltmenin zamanı geldiğini düşünüyorum" değerlendirmesinde bulunmuş. (aa.com.tr, 21 Haziran 2026) Fransa'nın başşehri Paris'te de ırkçılık ve her türlü ayrımcılığa karşı yürüyüş düzenlenmiş. Keşke Türkiye ve İslâm dünyası bu "güzel yürüyüş"lere öncü ve örnek olabilseydi...
25 Haziran 2026 01:01

Çay Var, Dert De Var!
Her ne kadar "sanayi ülkesi" olmak istesek de ülkemiz bir yönüyle de tarım ülkesidir. Bir gün buğday üreticileri, bir gün çay üreticileri, bir başka gün gül üreticileri "hal ve gidiş"ten yana şikayetçi oluyor ve dertlerine çare bulunmasını istiyor. O halde tarım ürünlerine yüzde 30'dan daha düşük fiyat vermek hakkaniyetli olmaz. Türkiye'yi idare edenler "Bu sene yağışlar bol oldu. Buğday rekoltesi, üretimi fazla olacak. O halde düşük fiyat verelim" gibi bir anlayışla hareket ediyorlar. Organik çay üreticilerini ilgilendiren bir mesele daha var: Organik çay için fiyat farkını alabilmek için ÇAYKUR'a dekar başına 500 kg çay satılması isteniyor. Mesela Çayeli'nin Senoz Vadisi köylerindeki çay üreticilerinin çoğu yılda 2 sürgün çay topladığı için bu miktarda çay satma imkanı bulamıyor. Geçen sene de aynı tartışma yaşanmış ve son anda 500 kg olan miktar 350 kg'a düşürülmüştü.
24 Haziran 2026 00:13

Hak, Hukuk Ve Reform Çağrısı
Açılış konuşmasını yapan YİK Başkanı Ömer Aras, dünyada üretim, enerji ve teknoloji haritası değiştiği için çatışma ve belirsizliklerin süreceğini hatırlatıp şunları söylemiş: "Türkiye'nin yeni kalkınma hikâyesi; daha yüksek verimlilik, daha katma değer, daha yüksek teknoloji kapasitesi, daha yetkin insan ve daha dayanıklı bir ekonomi üzerine kurulmalı. Mevcut ekonomik çeşitlilik, bağlantılı olmayan kapasite adacıkları hâlinde kalmaya devam ederse gerçek potansiyelini ortaya koyamaz. Temel mesele, mevcut kapasiteyi birbirine bağlamaktır. En önemli stratejik hedeflerimizden biri AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, Türkiye'nin 'Made in Europe' yaklaşımının doğal bir parçası olması." TÜSİAD Başkanı Ozan Diren de şöyle konuşmuş: "Bugün insanlığın ihtiyacı; insan haklarını, kapsayıcı kurumları ve toplumsal uzlaşıyı güçlendiren daha nitelikli bir demokratik anlayıştır. Daha kapsayıcı kurumlar, daha güçlü ekonomi demektir. Daha öngörülebilir hukuk, daha güçlü yatırım demektir. Daha geniş özgürlük alanı, daha yüksek inovasyon kapasitesi demektir." İş dünyasının "Daha öngörülebilir hukuk" talebini dile getirmesi dikkat çekicidir. Ayrıca "daha yetkin insan ve daha dayanıklı bir ekonomi" de her halde işlerin ehil olanlara verilmesi çağrısıdır. Türkiye'nin ihtiyacının tartışmasız şekilde "hak, hukuk ve adalet yolu"ndan ilerlemek olduğu belli.
23 Haziran 2026 00:47

Korku Nerelere Sindi?
Bir dönem "korku dağlara sindi" denilirdi, şimdi ise korku en başta medya olmak üzere "en çok konuşması gerekenlere" sinmiş durumda. İlgili haberlere göre zirvede, "korkuya karşı küresel dayanışma" mesajı öne çıktı. (/ankahaber.net, 18 Haziran 2026) Dünyada ifade özgürlüğü konusunda ciddi sıkıntılar yaşandığına dikkat çeken Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Gürcanlı, konferansta çatışma bölgelerinde görev yapan (Filistin ve Ukrayna gibi) meslektaşlarıyla da dayanışma içinde olduklarını belirtip şöyle demiş: "Savaş ortamında, o çatışmaların içinde nasıl gazetecilik yapıldığına dair ipuçlarını konuşmak ve onlarla dayanışma göstermek istedik. Çatışma ortamında mesleği icra etmenin ne kadar zor olduğunun farkındayız ve bunu konferansımızda yüksek sesle ifade ediyoruz." Konferansta konuşan Norveç'in Ankara Büyükelçisi Andreas Gaarder de, özgür ve bağımsız basının demokratik toplumların köşe taşı olduğunu belirterek, dünya genelinde baskı altında olan ifade özgürlüğünü korumanın yolunun adil kurumlardan ve güçlü meslekî dayanışmadan geçtiğini söylemiş.
20 Haziran 2026 00:54

Çay Var Mı Çay?
Türkiye kişi başına en çok çay tüketen ülke konumunda. Ülkemizde çay üretimi, Ziraat Mühendisi Zihni Derin'in öncülüğünde 1924 yılında çıkarılan kanunla Rize ve çevresinde başlatılmıştır, ilk yaş çay yaprağı hasadı ve kuru çay üretimi 1938 yılında gerçekleştirilmiştir. Nereden bakılırsa bakılsın Türkiye'nin çay meselesinin 100 yıla dayanan bir geçmişi vardır. Şu anda da ciddi bir çay krizi yaşanıyor. Doğu Karadeniz Bölgesi'nde ağırlıklı olarak Rize olmak üzere Artvin, Trabzon ve Giresun illerinde yaklaşık 205 bin üretici geçimini çay üretimi ile sağlıyor. Çaykur'un 50'ye yakın fabrikası var bunların neredeyse tamamı 1990 öncesi yapılmış fabrikalardır. Bir başka sıkıntı da 'organik çay' konusunda yaşanıyor. Başlangıçta vatandaş organik çaya teşvik edilirken bu kayıplar göze alınarak organik çaya, organik olmayan çay (konvansiyon çay) fiyatının neredeyse iki katı fiyat veriliyordu. Böylece mesela gübre ile üretilen çay 10 TL iken, organik çay 13 TL gibi bir fiyat almış oldu. Bu da organik çay üreticilerini mağdur etti.
19 Haziran 2026 00:37