×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Köşe Yazarı

Evlilik Kader Mi (ı)

03 Temmuz 2026 08:45

"Evlilik kader mi?" Evleneceğim kimse kaderimde yazılmış mı?" şeklindeki soruyu sık sık duyarız. Bu sorunun cevabına geçmeden önce "kader"in ne olduğunu doğru anlamamız gerekiyor. Bizim kafamızda "kader" denildiğinde şöyle bir algı oluşmaktadır: "Allah, bizim başımıza gelecek her şeyi önceden yazmış. Onun için bizim çabalamamızın ve gayret göstermemizin bir anlamı yok." Böyle bir kader inancı kökten yanlıştır. Önce şunu ifade edelim; insanın başına gelen her şey kader midir? Evet! insanın başına gelen her şey kaderdir. Kaderin bir parçasıdır. İnsanın başına gelen her şey kaderdir ama kader denildiğinde tek bir şey anlaşılmamalıdır. Kader kendi içerisinde iki kısma ayrılır. Birincisi insanın iradesine bağlı olan kader, diğeri ise insanın iradesine bağlı olmayan kaderdir. Kader, hiçbir şeye karışmamak ve kişinin hakkında yazılanın gerçekleşmesini beklemek demek değildir. İslam'ın kabul ettiği kader inancı, bu şekildeki bir inanç değildir. Ama kader denildiğinde bizim anladığımız budur. İnsan iradesini tamamen yok sayan bir anlayıştır. Doğan çocuğun cinsiyeti, içerisinde doğduğu aile yapısı, milleti, yaratılıştan sahip olmuş olduğu fiziki özellikler insanın elinde olmayan kader kısmına girer. Bunlardan dolayı kimse hesaba çekilmez. Veya bu özelliklerinden dolayı, Allah katında ayrıcalıklı bir konuma sahip olmadığı gibi bunlardan dolayı eleştirilmez. İnsanın rızkını elde etmesi, çalışması, yemesi -içmesi, ibadetleri, gezmesi….gibi şeyler de iradeye bağlı kader kısmına girer. İnsan bunlardan dolayı hesaba çekilecektir. Hangi yollardan kazandığından, kazandığını nerelere harcadığından, zamanını neler ile geçirdiğinden hesaba çekilecektir. Bunların hepsi de kaderdir ama insanın sorumlu olduğu kaderdir. İnsan yolda giderken bir araba gelip çarpsa ve ölse bu kaderdir. Ama iradesine bağlı kader olmadığı için insan bundan dolayı hesaba çekilmez. Fakat yolda giderken bir arabanın altına atlasa ve araba onu ezip öldürse bu da kaderdir ama insanın iradesine bağlı kaderdir. Ölümü iradesi sonucunda gerçekleştiği için bundan dolayı hesaba çekilecektir. Arabanın çarpması sonucu gerçekleşen ölüm, İrade dışı gerçekleştiği için normal bir ölüm kabul edilirken ikincisi intihar olarak kabul edilmektedir. Hz. Ömer Şam'a gelir ama Şam'da veba salgını olduğunu öğrenince şehre girmekten vazgeçer ve geri dönmek ister. Bunun üzerine Ubeyde bin Cerrah: "Ya Ömer Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun?" demesi üzerine şu tarihi cevabı verir: "Allah'ın kaderinden Allah'ın kaderine kaçıyorum" Burada Ubeyde bin Cerrah'ın kader anlayışı bizdeki yanlış kader anlayışına benzemektedir. "Sen şehre gir. Kaderin de yoksa bulaşmaz" şeklinde anlıyor. Aslında bu yanlış bir anlayıştır. Hz. Ömer'in kader anlayışı ise İslam'ın kabul ettiği kader anlayışıdır. Kader demek hiçbir şeye karışmamak demek değildir. Kader demek sebeplere sarılmamak demek değildir. Kader demek insan iradesini yok saymak demek değildir. Kader demek insanın kendinden istenen her şeyi yerine getirmesi ve iradesini kullanması demektir. Kader demek bir konuda yapılması gerekenleri yapmak demektir. Bütün sebepleri yerine getirdikten sonra sonuç farklı çıkarsa üzülmemektir. Nedense insanlar dünyevi konularda hiç kader inancını gündeme getirmezlerken hep dini konularda kader inancının arkasına sığınmaktadırlar. Kaderimde var ise para kazanırım, kaderim de yoksa kazanmam demiyorlar. Parası çalındığında "ne yapalım kaderimizde bu malın gitmesi varmış. O da kaderine teslim oldu" demiyoruz. Fakat dini konular gündeme geldiğinde hemen kader inancını gündeme getiriyoruz. "Kaderimde olsaydı bunları yapardım" gibi gerekçeler ileri sürüyoruz.

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Küresel Ateş Çemberinde Bir Devlet Aklı Manifestosu: Mit'in Irak Çıkarması, Süleymaniye Dosyası Ve Tarihi Kerkük Hamlesi

03 Temmuz 2026 08:24

Günlerdir bütün dünya nefesini tutmuş, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde başkentimizde düzenlenecek olan tarihi NATO Ankara Zirvesi'ne kilitlenmiş durumda. Hemen sınırımızın ötesinde, ABD/İsrail ve İran arasında patlak veren savaşın yarattığı sarsıntılar tüm bölgeyi bir ateş çemberine çevirmişken, Ankara sessiz ve derinden, Ortadoğu'nun kaderini yeniden yazan o sarsılmaz "Devlet Aklı"nı sahaya sürdü. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın'ın beraberindeki üst düzey heyetle Irak'a gerçekleştirdiği ziyaret, sadece klasik bir istihbarat turu değil; yepyeni bir bölgesel mimarinin, "Terörsüz Türkiye" inşasının ve küresel satrançta mat hamlesinin ta kendisidir. İbrahim Kalın Bağdat'ta o çetin güvenlik dosyalarını açarken, aynı saatlerde Irak'ın farklı masalarında adeta bir "Türkiye fırtınası" esiyordu. Eş zamanlı olarak Ankara'da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Alparslan Bayraktar; Irak Dışişleri Bakan Yardımcısı M. Hussein Bahr Al-Uloom, Petrol Bakan Yardımcısı Naser Azez Jabbar ve Irak'ın Ankara Büyükelçisi Majid Al-Lachmawi ile enerji koridorlarının geleceğini çiziyordu. "Terörsüz Türkiye" hedefinin Suriye ayağından sonra en kritik cephesi şüphesiz Irak'tır. Sincar'dan Kandil'e, Mahmur'dan Süleymaniye'ye uzanan bu şeritte PKK'nın silah bırakması veya imha edilmesi için Ankara, Bağdat hükümetini artık net bir şekilde "sorumluluk almaya" zorluyor. Türkiye, 11 Kasım 2025 seçimlerinden aylar sonra kurulan ancak kendi içindeki Şii-Sünni çatlakları ve eksik kabinesiyle bocalayan Başbakan Ali Zeydi hükümetine şu gerçeği hatırlatıyor: "Silahlı gruplarla kapsamlı bir diyalog süreci yürütülüyor. Devlet kurumları dışında silah bulundurulması kabul edilemeyecek." Ziyaretin kuzey hattı ise başlı başına bir denge siyaseti şaheseridir. Ankara diyor ki: "Kerkük'ün istikrarı, Türkmen'in güvenliği ve bu şehrin asil dokusu benim namusumdur. Gözüm üzerinizde." Ziyaretin son halkasında Takaddüm Partisi Başkanı Muhammed Halbusi ile yapılan temas, Türkiye'nin Irak'taki Sünni bloğu da ne kadar yakından izlediğinin, Bağdat'taki güç paylaşımında hiçbir aktörü göz ardı etmediğinin kanıtıdır. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın aynı zamanda "Irak Özel Temsilcisi" olarak görevlendirilmesi, Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin ABD ziyaretinin hemen ardından Türkiye'ye gelecek olması Türkiye'nin bölgedeki en büyük güç olduğunun göstergesidir. Sonuç olarak Türkiye, istihbaratı, ekonomisi, enerjisi ve diplomasisiyle Irak'ta "Oyun Kurucu" bir devlet aklı işletmektedir.

Zafer Şahin

Seçim Ayarlı Fitne Operasyonu

03 Temmuz 2026 08:15

Bu memlekette kavgasız- dövüşsüz Cumhurbaşkanı seçilmesine izin verilmez.. Halide Edip Adıvar, İzmir'in düşman işgalinden kurtulduğu gün Mustafa Kemal'e bir öneride bulunur: "Paşam çok yoruldunuz, artık biraz dinlenseniz..." Mustafa Kemal, bugün yaşanan kaosa ışık tutan bir cevap verir Halide Edip'e... "Dinlenmek mi? Yunanlılardan sonra daha birbirimizle kavga edeceğiz, birbirimizi yiyeceğiz..." O gün bugündür birbirimizi yemekle meşgulüz... Atatürk'ten beri kavgasız, sorunsuz Cumhurbaşkanı seçemedik. 27 Mayıs darbesinden sonra sivil hayata geçmeye çalışan Türkiye'nin karşısına yine Cumhurbaşkanlığı meselesi çıktı. 12 Eylül darbesinin Türkiye'ye en büyük kötülüğü Kenan Evren'in sınırsız yetkiyle ama sorumsuz bir şekilde cumhurbaşkanlığı makamına oturması oldu. Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in seçimleri siyaset içi ve dışı dengelerin bir çatışma alanı olmadan gerçekleşti. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün seçimi, 367 garabetinin zor da olsa aşılmasıyla mümkün oldu. 2014'teki Cumhurbaşkanlığı seçiminden 1 yıl önce Gezi kalkışması, 8 ay önce 17-25 yargı darbesi yaşandı. 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde 2016 Fetöcü darbe girişimi, seçime 1 yıl kala ekonomiyi hedef alan saldırılar gerçekleştirildi. 2023'teki seçimi ABD basını nedendir bilinmez "Dünyanın gidişatını belirleyecek seçimlerden biri" ilan etti. Dönemin ABD Başkan adayı daha 2019'da Erdoğan'dan hesap soracağını, bunu da "Muhalefeti destekleyerek" yapacağını duyurdu.. MHP lideri Bahçeli de " Cumhur ittifakının adayı Erdoğan'dır" dedi. 2023'te Millet İttifakının "Seçimi neden kaybettik" başlıklı raporlarında ilk maddelerden birinin "İktidar medyasının söylemlerini etkisiz kılamadık" tespiti olduğunu kimse hatırlamıyor...

Özay Şendir

Yunanistan'ın Akbabası Bize Milyar Dolarlar Kazandıracak...

03 Temmuz 2026 08:15

Bu tiplere son örnek Yunanistan'ın eski Başbakanı Samaras. Türkiye ile diyalog politikasına yalanlar üzerinden karşı çıktığı için Başbakan Miçotakis tarafından Yeni Demokrasi'den ihraç edilmiş birisi bu Samaras. İsrail'in Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmesinden Yunanistan'ın faydalanması gerektiği açıklamasını yaptı ve "katledilen" Yunanlılar için benzer bir yasanın çıkarılması çağrısını yaptı. Yunanistan, Akbaba Samaras'ın önerisine uyarsa Türkiye olarak milyar dolarlar kazanabiliriz. Başbakan Rauf Bey, "Gerekirse Yunanla yeniden savaşırız" diyerek Karaağaç'ın tazminat olarak alınmasını kabul etmedi. Yunanistan'dan savaş tazminatı istemek için o kadar çok belge var ki... 26 Ekim 1921'de dönemin Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin'in İtilaf Devletleri'nin dışişleri bakanlarına yolladığı, Yunan ordusunun Sakarya Savaşı'nın ardından çekilirken her yerde yaptığı katliamı anlatan ve protesto eden mektubu mesela. Yunan ordusu, 1922'de Batı Anadolu'dan çekilirken Manisa Yangını'nı çıkarmıştı. En büyük akbaba 150 santim boyunda ve sadece 15 kilogram ağırlığındadır, iyi niyet varsa Samaras'ın gölgesi de en fazla bu kadar etkili olur zaten… Babamın rahatsızlandığı günden başlayarak ilgisini her karşılaşmamızda gösteren, vefat ettiği gün de ailemizin acısını paylaşan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Tufan Erhürman'a, TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'a, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz'a, CHP'nin seçilmiş son Genel Başkanı Sayın Özgür Özel'e, Milli Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler'e, Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Nuri Ersoy'a, Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin'e, DEVA Partisi Genel Başkanı Sayın Ali Babacan'a, İletişim Başkanı Sayın Burhanettin Duran'a, AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir'e, Türkiye'nin Atina Büyükelçisi Sayın Çağatay Erciyes'e, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Sayın Ali Murat Başçeri'ye, eski Meclis Başkanlarımıza, bakanlarımıza, belediye başkanlarımıza, babamın yaptıklarıyla her zaman gurur duyduğu Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Selçuk Bayraktar'a, bu acılı zamanda hiç yalnız hissetmeme izin vermeyen Demirören Ailesi ve Medya Grubu yönetici ve çalışanlarına, önceki gün hem sahada ve yazı işlerinde hem de cenaze sonrası buldukları ilk yerde gazete hazırlamaya dönen yol arkadaşlarıma huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum.

Filtreleme Haberleri

Cem Kılıç

Medyaya Nitelikli İstihdam Hamlesi

Türkiye'de üniversiteden mezun olan birçok genç, iş arama sürecinde aynı engelle karşılaşıyor: "Deneyiminiz var mı?" Oysa deneyim kazanabilmek için önce işe girmek gerekiyor. En dikkat çekici nokta ise program süresinin 9 ay olarak belirlenmesi. Aslında bu iş birliği yeni değil. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Sayın Vedat Işıkhan'ın da ifade ettiği gibi Basın İlan Kurumu ile ilk protokol 2016 yılında imzalanmış, uygulama 2021 yılına kadar başarıyla sürdürülmüştü. Bu süreçte düzenlenen Gazetecilik Eğitim Programı kapsamında 3 bin 635 kişi muhabirlik alanındaki işbaşı eğitim programlarından yararlanmıştı. Ayrıca program düzenleyen işverenlerin katılımcıların en az yüzde 60'ını program süresinin en az iki katı kadar süreyle istihdam etmeleri bekleniyor.

03 Temmuz 2026 08:15

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Düğün Konukları

Tekfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Feyyaz Berker ve eşi Alev Berker'i, Hilton Oteli'nde verilen bir davette görüntülemiştim... Emekliliğinin tadını Manisa bağlarında çıkartan Akın Öngör ve eşi Gülin Öngör'ü, arada sırada geldikleri İstanbul'da baş başa keyif yaparken görüntülemiştim...

03 Temmuz 2026 08:15

Abbas Güçlü

Bitlis'i Kazan İstanbul'da Oku!

Bu yıl ilk öğrencilerini alacak olan Bitlis Eren Üniversitesi Tıp Fakültesi, yeterli altyapı oluşturuluncaya kadar eğitimine 3 yıl boyunca İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yani Çapa Tıp'ta devam edecekmiş. Benzer uygulamalar pek çok üniversitede, çok farklı bölümlerde gerçekleşti. Avrupa'da son 50 yıldır yeni açılan bir üniversite yok gibi. YKS'de ilk 15 bine girip fakülteyi tercih edenlere aylık 50 bin TL burs verilecek. 15 bin sonrası başarı sıralamasıyla yerleşen öğrencilere aylık 30 bin TL burs sağlanacak. 4. sınıftan itibaren eğitimlerine Bitlis'te devam edecekler... Bu arada "Neden İstanbul Üniversitesi ve Çapa?" sorusuna cevap arayanlar için de "Rektörün nereli olduğuna bakın anlarsınız" diyenler var. Aynısı Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesinde oldu; öğrenciler 3 yıl Hacettepe Tıp'ta eğitim aldı. "Bağış mı?" dedim. "Hayır, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı buralı. Sağ olsun, onun desteği ile gerçekleşti" denildi!..

03 Temmuz 2026 08:15

Köşe Yazarı

Anayasamız Ve Kanunlarımız Masumiyet Karinesini Mi, Suçlayıcı Karineyi Mi Düzenliyor?

2)- Masumiyet İlkesi gereğince, İddia makamı (savcılık), kişinin suçu işlediğini her türlü şüpheden uzak şekilde kanıtlamakla yükümlüdür. Türkiye'de masumiyet karinesi, Anayasa'nın 38. maddesinin 4. fıkrasında şu şekilde düzenlenmiştir: "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinin 2. fıkrasına göre de; "Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır." -bu tanımlarda geçen bağımsız ve Tarafsız Mahkeme ya da Mahkemenin tarafsızlığı, eski Türk Hukuk Sisteminde, İslam hukukunda ve Anglo Sakson Yargı hukukunda var. Ama, eski Engizisyon Mahkemelerinin İnquisitor'luğundan kalma olup mevcut Yargı hukukumuza 1879'da ithal edilmiş olan Savcılık kurumu, yargılamada devleti tarafsızlıktan çıkarıp kamu adına şikayetçi olarak şikayetçiden yana taraf yapmıştır. Oysa Türk Töresi, Hoca Ahmet Yesevi'nin ve Şeyh Edebali'nin söyledikleri gibi kişiyi esas almakta olup "kişiyi yaşat ki devlet yaşasın" düsturuna amirdir. Diğer taraftan, masumiyet karinesini düzenleyen "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz" şeklinde ki yasal düzenlemenin ifade şekli de suçluluğun hükmen sabit kılınmasını hedef gösteren, dolayısıyla, masumiyeti değil suçluluğu arayan, suçluluğu iddia eden ve suçluluğu sabit kılmayı amaçlayan bir düzenlemedir. Masumiyet Karinesi hiç değildir. İslam hukukunda da yoktur. Halen İngiliz Anglo Sakson hukukunda da yoktur. 1879 tarihli yasal düzenlemelerle Fransız hukuk sistemi örnek alınarak devlet adına kamu davası açmakla görevli Müddeiumumluk" (savcılık) teşkilatı kurulmuştur. Önceki Şeriye mahkemelerinde davalar, zarar gören gerçek veya tüzel kişi (mağdur veya davacı) tarafından açılıyordu. "Savcı" yoktu. 1879 yılında yayımlanan Mehakim-i Nizamiyye'nin Teşkilat-ı Kanun-ı Muvakkati ile ülke genelinde savcılık teşkilatları resmen kurulmuştur. Yine 1879'da çıkarılan Usul-i Muhakemat-ı Cezaiyye kanunu ile savcıların soruşturma yapma, delil toplama, kamu davası açma ve duruşmalarda iddia makamını (şikayetçi tarafı) temsil etme yetkileri belirlenmiştir. Savcılık kurumu Osmanlı hukukunda, yargılama sistemini "şahsi davadan" "kamu davası" anlayışına geçirmiştir ki bu dönüşüm devleti tarafsız olmaktan çıkarıp devleti taraf yapan otoriter bir dönüşümdür. Artık suç işlendiğinde şahısların şikayeti yanında, devlet de bizzat savcıları aracılığıyla şikayetçiden yana taraf olmuştur. Savcı, Muddei Umumdur yani, umum (kamu) adına şikayetçidir-davacıdır ve kişinin suçu işlediğini her türlü şüpheden uzak şekilde kanıtlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük bir engizisyon kuralıdır. Masumiyet ilkesi iddianame değil bir masumiyet raporu-Masumiyetname düzenlenmesini gerektirir. Devletin ve devlet gücünün şikayetçiden yana taraf olması, suçluluğu ispatla yükümlü olması, şüpheli hakkında iddianame düzenlemesi, şüpheliyi tutuklama adı altında hükmü sabit görülmüş mahkumlarla aynı ceza evinde, hükmü sabit görülmüş mahkumlarla aynı hak ve hürriyet kısıtlamalarına tabi tutulması masumiyet ilkesinin değil suçlayıcı karinenin araçlarıdır, suçlayıcı karineye hizmet eder. Kişinin tutuklu denilerek, suçluluğu hükmen sabit olmuş mahkumlarla aynı hapishanede aynı şartlarda tutulup mahkumlarla aynı hak ve hürriyet kısıtlamalarına tabi tutulması, lehine delilleri arayıp bulmasına izin verilmemesi ama, şikayetçi tarafın serbestçe her türlü delile etki etmesine, devletin de Savcı sıfatıyla şikayetçiyi devlet otoritesi olarak desteklemesi şüphelinin masumiyetine şahit olanları da olumsuz etkileyebilen yani savcıya karşı gelmekten tanıklıktan geri çekilebilecekleri bir yapıda ve sistemde masumiyet ilkesinin geçerliliği yoktur. Bu, düpe düz Fransızların Engizisyon Mahkemelerinden alıp reforme ettik diye dünyaya yaydıkları Engizisyon artığı bir yargı sisteminden başka bir şey değildir. Malesef Osmanlı da bir çok Ülke gibi bu sistemi Fransızlardan almıştır. Ama mesela, İngiltere bunu almamıştır. Onların Anglo Sakson yargı hukuklarında Savcı yoktur. Sadece devlet aleyhine işlenen suçlarda devletin savcısı devletin Avukatı niteliğinde devreye girebilmekte ancak onun da karşı tarafın Avukatından fazla ve farklı hiç bir yetkisi yoktur, kamu otoritesini kullanma yetkisi hiç yoktur. İslam hukukunda da yargı bağımsızdır yargılamada devlet asla taraf olamaz. İmamı Azam Ebu Hanife tüm hayatını ve ilmini bu uğurda feda etmiştir. Tapduk Emre'nin deyişiyle kişi aradığını bulur. O halde Adalet; suçu, suçluyu aramak değil, adalet sonuna kadar masumiyeti aramaktır. Görünen ve duyulan İhya edeni suçlu, suçluyu mağdur gösterebilir. Adalet kadı'nın göremeyebilen gözü, duymayabilen kulağı değildir! Bir başka deyişle, görünen ve duyulan ile kurulan ahkam adalet değildir! Edgar Allan Poe,1845'te yani Fransız ihtilalinden 56 yıl sonra boşuna mı demiş "Gördüklerinin yarısına inan, duyduklarının hiçbirine"!

03 Temmuz 2026 07:27

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Nihat Hatipoğlu

Kutsalların Alaycı Mizahı Olmaz

Bunun fikir hürriyeti, beyan özgürlüğü, kişisel yorumla, tercih ile tarifi, yorumlanması mümkün değildir. Alay, hakaret, hafife almak, aşağılamak, küfretmek bu türden çirkin mizah sayılır. En başta belirtelim; "Suhriyye" olarak Kur'an'da yer alan -alay'ın hiçbir türünün- İslam'da yeri yoktur. Dinle ve kutsallarla alay edenlere neden alay ediyorsunuz diye sorulduğunda "Biz sadece lafa dalmış eğleniyorduk." derler (Tevbe, 65). Esasen Allah onlarla alay etmektedir. "Azgınlıkları içinde kör kör bir şekilde dolaşıp durmalarına mühlet verir" (Bakara, 15). Bizim inancımıza göre hiçbir Peygamber ile istihza -alay- edilemez. Diğer peygamberlerle de alay ettiler. Kur'an-ı Kerim'de onlarca ayette; Kur'an, Peygamber, namaz, ezan ile alay edenler şiddetle kınanmıştır ve bu fiili işleyenin bu ameli dinin dışında sayılmıştır. Kur'an açık söylüyor: Ezan ve namazla alay edenler "Akletmez bir topluluktur" (Maide, 58). Kur'an, "İyilikte, hayırda yarışın." buyuruyor. Biri Kur'an'a mı saldırdı, ötekisi Peygamber'i de ekliyor. Ötekisi ahiretle alay ediyor. Eleştirdiğimiz düzeyli mizah değil elbette. Nisa Suresi'nin 140. ayeti çok manidardır: "O, size Kitap'ta şunu indirmiştir: Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar başka bir söze geçmedikçe onlarla bir arada oturmayın; aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz. Hiç şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin tamamını cehennemde toplayacaktır." (Nisa, 140) Böyle bir ortamda olmak bizlere yakışmaz. Aşağılayan, alay eden ve yalan üzerine kurgulanan mizah haramdır. Bunun -edep ve ölçü dahilinde olanını- sanatın bir dalı saymak garip değildir. İnen ayetlere saldıran, alay eden, aşağılayan, Peygamber'i ve Kur'an'ı aşağılamaya çalışan, Kur'an dinlemeyin, dinletmeyin diyen Ebu Cehil bu çirkin yolun yol mimarıdır. Yok eğer "Müslüman değilim." diyor iseler; o zaman bizim dinimize dokunmasınlar. Not: Bu yazı bir kişiye hitaben yazılmış bir yazı değildir.

03 Temmuz 2026 07:19

Dr. Nafiz Karagözoğlu

Panik Yapma

Sağ mememde 3 hafta önce şişme oldu. Mamografi üç boyutlu meme yapılarının X ışını kullanarak iki boyutlu olarak görüntülenmesidir. Mamografi, yüksek risk taşıyan kadınlarda ve 50 yaşın üstündeki tüm kadınlarda muayeneye ek olarak yılda bir çekilmelidir. 3 aydır idrarımda yanma var.

03 Temmuz 2026 07:19

Lütfi Albayrak

Saçları Kepeklenmiş

Kepek öyle bir şeydir ki, insanın haberi olmadan omzunda basın açıklaması yapar. Sen aynaya bakıp "Bugün iyi olmuşum" dersin, kepek "Ben de geldim" der. Omzuna biri dokunduğunda ilk düşündüğün şey "Kepek fark etti mi?" olur. Berberin "Saçın biraz kurumuş" demesi aslında kibarca "Kar yağıyor" demektir. " Omzunda bir şey var" cümlesi kalp ritmini yükseltir. Bu yüzden kepekli insanların en büyük hayali, siyah tişört giyip gün boyunca omzuna tek bir kez bile bakmamaktır. Haziran 2026'da Brezilya'nın çeşitli eyaletlerinde yaşayan binlerce kişi, cep telefonlarına gelen acil durum uyarı mesajlarıyla paniğe kapıldı. Normalde sel veya fırtına gibi doğal afetler için kullanılan sistem, bu sefer "Kendinizi koruyun: Uzaylı saldırısı. İnsanlar, geldik" gibi tuhaf ve korkutucu mesajlar gönderdi.

03 Temmuz 2026 07:19

Köşe Yazarı

Şahin Kalo

Öyle bir imtihan ki... ** Yüce Rabbimiz buyuruyor ki: "Her nefis ölümü tadacaktır." Kaçış yok... Şahin kardeşimin yüreğine düşen ateş de böyle bir ateştir... ** Ama mümin bilir... Rabbimiz, " Sabredenleri müjdele " buyuruyor. Bugün bizlere düşen; Şahin Kalo'nun acısını paylaşmak, dualarımızı eksik etmemektir. Rabbim başta Şahin Kalo olmak üzere ailesine, yakınlarına ve sevenlerine sabr-ı cemil ihsan eylesin. ** Hazine ve Maliye eski Bakanı Berat Albayrak'ın 350 ton altını getirip Merkez Bankası'nın kasasına koyması ABD menşeli sermaye odaklarını çılgına döndürmüştü. Türkiye'nin ekonomik olarak diz çökeceğini hesaplayanlar vardı. Türkiye, bütün saldırılara rağmen ayakta kaldı. ** Yıllardır Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığını hedef alan uluslararası finans çevreleri ve çeşitli güç odakları var. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da bu yapılara karşı ekonomik ve siyasi bağımsızlık mücadelesi verdiğini biliyoruz. ** İsrail ile Filistin arasındaki çatışmalar, Ortadoğu'daki istikrarsızlığın en önemli sebebidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın izlediği dış politika hem içeride hem dışarıda destekleniyor. İçeride İsrail uşakları yok değil. Eleştirenler ise İsrail farklı değerlendirmelerde bulunuyor. Ve bu millet, istiklalinden de istikbalinden de asla vazgeçmeyecek. Devletimizi ile milletimizi 100 yıllık Siyonist işgalden,hatta esaretinden kurtaran adamın adıdır Recep Tayyip Erdoğan. 5000 civarı vatandaş İsrail'de askerlik yaptı… İşgal bitmeden, İsrail'in artan toprak gaspı bitmeden, bölgemizde barış sağlanamaz. NATO toplantısı sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Erdoğan stratejik dehadır! Erdoğan'ı herkes anlayamaz.

03 Temmuz 2026 07:19

Hakkı Yalçın

Ruh Kuraklığı!

Afrika ülkelerinin Dünya Kupası'nda futbolun önde gelen ülkelerine karşı gösterdiği organik mücadeleyi görünce keyif alıyorum. "Afrikalı gibi çalışıyor, Arap gibi yiyor" sözünün açılımına bakarsanız, Afrika'nın verdiği mücadelenin değeri de ortaya çıkar. Afrika'da her 10 saniyede bir çocuk ölürken Dünya Sağlık Örgütü yıllık 7 milyar dolarlık bütçenin binde birini bile Afrika için harcamaz. Afrikalı çocuklar hayırsever insanların açtığı kuyulardan su çekiyor da Dünya Sağlık Örgütü için Afrika denince paralar suyunu çekiyorsa, orada insanlığın kanı çekilmiş demektir ama kimsenin umurunda değil. Afrikalı babalar taşı sıkıp suyunu çıkarır, Afrikalı anneler ağızlarına çektikleri suyla çocuklarını yıkar. Afrika ve Ortadoğu insanı; yaşlanmayı reddeden Bill Gates ve Elon Musk gibi şeytanlar için, dünya nüfusunun dizayn edilmesi gereken kesimini temsil eder. Hayatın da kendine göre sihri var! Gerçekten sıkıntılı bir kış mevsimi geçirdim.

03 Temmuz 2026 07:19

Bekir Hazar

Yeni Nato

Zirve; Rusya- Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki savaşlar, savunma harcamalarının artırılması ve NATO'nun caydırıcılığının güçlendirilmesi gibi başlıkların ele alınacağı bir döneme denk geliyor. Türkiye, 32 NATO üyesinin liderlerini ve çeşitli ortak ülkelerin temsilcilerini, binlerce yabancı misafiri ağırlayarak önemli bir diplomatik platform sunmuş oluyor. Türkiye, NATO içinde savunma sanayii alanındaki iş birliklerinin önündeki kısıtlamaların kaldırılmasını ve Avrupa güvenlik projelerinde daha fazla yer almayı savunuyor. ABD Başkanı Trump ise " Savunmaya daha fazla harcamalısınız. Bizim sırtımızda asalak olmaktan çıkın " diyerek AB'ye sopa gösteriyor. Yankısı ise İsrail'den geldi; " Trump bu zirveye Erdoğan'a duyduğu saygıdan dolayı katılacak " diye haber yaptılar. Türkiye tarihi zirvede NATO içinde daha etkin bir rol üstlenmek, Avrupa güvenlik mimarisindeki konumunu güçlendirmek, savunma sanayii alanındaki iş birliklerini geliştirmek, bölgesel krizlerde diplomatik ağırlığını daha da artırmak için ev sahipliği avantajını sonuna kadar kullanacak. Bazı ülkeler yalnızca GSYH'nin %2'si hedefini değil, bunun da üzerine çıkmayı tartışıyor. İsrail ve Yunan medyasının bu bağlamda NATO zirvesinin Türkiye'de yapılmasına " Eyvahlar olsun " diye çığlık atması boşuna değil. İsrail'in Haaretz gazetesi analizinde " Ankara'daki NATO zirvesi İHA imparatorluğu kuran Türkiye'nin bölgesel güç iddiasını pekiştirdi. Ankara bölgenin lideri. Trump'ın Erdoğan hakkında kullandığı özenli dil tesadüf değil " diyerek ağlıyor. Bu, NATO'nun küresel güvenlik konularına daha fazla ilgi göstermesi anlamına geliyor.

03 Temmuz 2026 07:19

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.