
2)- Masumiyet İlkesi gereğince, İddia makamı (savcılık), kişinin suçu işlediğini her türlü şüpheden uzak şekilde kanıtlamakla yükümlüdür. Türkiye'de masumiyet karinesi, Anayasa'nın 38. maddesinin 4. fıkrasında şu şekilde düzenlenmiştir: "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinin 2. fıkrasına göre de; "Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır." -bu tanımlarda geçen bağımsız ve Tarafsız Mahkeme ya da Mahkemenin tarafsızlığı, eski Türk Hukuk Sisteminde, İslam hukukunda ve Anglo Sakson Yargı hukukunda var. Ama, eski Engizisyon Mahkemelerinin İnquisitor'luğundan kalma olup mevcut Yargı hukukumuza 1879'da ithal edilmiş olan Savcılık kurumu, yargılamada devleti tarafsızlıktan çıkarıp kamu adına şikayetçi olarak şikayetçiden yana taraf yapmıştır. Oysa Türk Töresi, Hoca Ahmet Yesevi'nin ve Şeyh Edebali'nin söyledikleri gibi kişiyi esas almakta olup "kişiyi yaşat ki devlet yaşasın" düsturuna amirdir. Diğer taraftan, masumiyet karinesini düzenleyen "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz" şeklinde ki yasal düzenlemenin ifade şekli de suçluluğun hükmen sabit kılınmasını hedef gösteren, dolayısıyla, masumiyeti değil suçluluğu arayan, suçluluğu iddia eden ve suçluluğu sabit kılmayı amaçlayan bir düzenlemedir. Masumiyet Karinesi hiç değildir. İslam hukukunda da yoktur. Halen İngiliz Anglo Sakson hukukunda da yoktur. 1879 tarihli yasal düzenlemelerle Fransız hukuk sistemi örnek alınarak devlet adına kamu davası açmakla görevli Müddeiumumluk" (savcılık) teşkilatı kurulmuştur. Önceki Şeriye mahkemelerinde davalar, zarar gören gerçek veya tüzel kişi (mağdur veya davacı) tarafından açılıyordu. "Savcı" yoktu. 1879 yılında yayımlanan Mehakim-i Nizamiyye'nin Teşkilat-ı Kanun-ı Muvakkati ile ülke genelinde savcılık teşkilatları resmen kurulmuştur. Yine 1879'da çıkarılan Usul-i Muhakemat-ı Cezaiyye kanunu ile savcıların soruşturma yapma, delil toplama, kamu davası açma ve duruşmalarda iddia makamını (şikayetçi tarafı) temsil etme yetkileri belirlenmiştir. Savcılık kurumu Osmanlı hukukunda, yargılama sistemini "şahsi davadan" "kamu davası" anlayışına geçirmiştir ki bu dönüşüm devleti tarafsız olmaktan çıkarıp devleti taraf yapan otoriter bir dönüşümdür. Artık suç işlendiğinde şahısların şikayeti yanında, devlet de bizzat savcıları aracılığıyla şikayetçiden yana taraf olmuştur. Savcı, Muddei Umumdur yani, umum (kamu) adına şikayetçidir-davacıdır ve kişinin suçu işlediğini her türlü şüpheden uzak şekilde kanıtlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük bir engizisyon kuralıdır. Masumiyet ilkesi iddianame değil bir masumiyet raporu-Masumiyetname düzenlenmesini gerektirir. Devletin ve devlet gücünün şikayetçiden yana taraf olması, suçluluğu ispatla yükümlü olması, şüpheli hakkında iddianame düzenlemesi, şüpheliyi tutuklama adı altında hükmü sabit görülmüş mahkumlarla aynı ceza evinde, hükmü sabit görülmüş mahkumlarla aynı hak ve hürriyet kısıtlamalarına tabi tutulması masumiyet ilkesinin değil suçlayıcı karinenin araçlarıdır, suçlayıcı karineye hizmet eder. Kişinin tutuklu denilerek, suçluluğu hükmen sabit olmuş mahkumlarla aynı hapishanede aynı şartlarda tutulup mahkumlarla aynı hak ve hürriyet kısıtlamalarına tabi tutulması, lehine delilleri arayıp bulmasına izin verilmemesi ama, şikayetçi tarafın serbestçe her türlü delile etki etmesine, devletin de Savcı sıfatıyla şikayetçiyi devlet otoritesi olarak desteklemesi şüphelinin masumiyetine şahit olanları da olumsuz etkileyebilen yani savcıya karşı gelmekten tanıklıktan geri çekilebilecekleri bir yapıda ve sistemde masumiyet ilkesinin geçerliliği yoktur. Bu, düpe düz Fransızların Engizisyon Mahkemelerinden alıp reforme ettik diye dünyaya yaydıkları Engizisyon artığı bir yargı sisteminden başka bir şey değildir. Malesef Osmanlı da bir çok Ülke gibi bu sistemi Fransızlardan almıştır. Ama mesela, İngiltere bunu almamıştır. Onların Anglo Sakson yargı hukuklarında Savcı yoktur. Sadece devlet aleyhine işlenen suçlarda devletin savcısı devletin Avukatı niteliğinde devreye girebilmekte ancak onun da karşı tarafın Avukatından fazla ve farklı hiç bir yetkisi yoktur, kamu otoritesini kullanma yetkisi hiç yoktur. İslam hukukunda da yargı bağımsızdır yargılamada devlet asla taraf olamaz. İmamı Azam Ebu Hanife tüm hayatını ve ilmini bu uğurda feda etmiştir. Tapduk Emre'nin deyişiyle kişi aradığını bulur. O halde Adalet; suçu, suçluyu aramak değil, adalet sonuna kadar masumiyeti aramaktır. Görünen ve duyulan İhya edeni suçlu, suçluyu mağdur gösterebilir. Adalet kadı'nın göremeyebilen gözü, duymayabilen kulağı değildir! Bir başka deyişle, görünen ve duyulan ile kurulan ahkam adalet değildir! Edgar Allan Poe,1845'te yani Fransız ihtilalinden 56 yıl sonra boşuna mı demiş "Gördüklerinin yarısına inan, duyduklarının hiçbirine"!
Kaynak: Hürses
03 Temmuz 2026 07:27
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Ab Konseyi Başkanlığının Dikkatine Ab Politikası Oluşturulmasına Dair Arzımdır
Askeri-Siyasi Birlik olmak üzere 1948'de Nato'dan önce Avrupa'da "Batı Birliği" kurulmuş ise de ABD bunu önlemek için Avrupa'yla birlikte ABD'nin güdümünde bir askeri birlik olarak NATO'yu kurup Avrupa'nın güvenliğini ABD'nin kontrolüne alarak Avrupalıların kurdukları Batı Birliğini lağvettirmiştir. Avrupalılar 1952'de yeniden bir Avrupa Askeri ve siyasi Birliği oluşturmak üzere Avrupa Savunma Topluluğu adı altında bir örgütlenmeye yönelmiş ancak bu da ABD tarafından aynı akibete uğratılmıştır. İkincisi, bu günkü AB'ı oluşturan üye toplumların Avusturya ve Macaristan dışında hiç biri Roma İmparatorluğunun askeri ve Siyasi kültürü olan Etrüsk kültürünün ve medeniyetinin mirasçıları değildirler ve böyle bir kültüre sahip değildirler. Oysa bilimsel ve tarihi olarak bilinmektedir ki Roma uygarlığı bir Latin veya müstakil bir Avrupa uygarlığı değil tümüyle ve özellikle askeri ve siyasi olarak Etrüsk uygarlığıdır ve bu günkü AB üyelerinin Avusturya ve Macaristan dışında hiç biri kesinlikle Etrüsk uygarlığı mirasının bir parçası değildirler.! Yani Avrupa'da müstakil bir Askeri –Siyasi Birliğin gerçekleştirilebilmesi ancak Türkiye'nin AB üyeliği ile mümkündür.
09 Temmuz 2026 06:10

İslamda Nas Ve İçtihat
Bu fıkıh hükmü diye Osmanlı mecellesine de (14. Oysa nassın da akıl yürütmeye açık olduğu hususu bizzat Kur'anda yüzlerce defa sorulan "hiç akıl etmezmisiniz-hiç akıl yürütmezmisiniz" veya yüzlerce ayette geçen "kur'an akıl sahipleri içindir", "bunda akıl sahipleri için deliller vardır" gibi ifadeler ile bilinmektedir. Kaldı ki Kur'anda (enfal 22'de), ALLAH'ın en sevmediklerinin akıl yürütmeyenler olduğu da ayrıca vurgulanmıştır. Kur'an-ı Kerim'e harekelerin Ebü'l-Esved ed-Düelî (ölümü 688) tarafından monte edildiği rivayet edilmektedir. Örneğin, Sayın Cumhurbaşkanımız 2018 yılındaki bir Dünya Kadınlar Günü konuşmasında, İslam'ın 14-15 asır önceki hükümleriyle günümüzde uygulanamayacağını belirtmiş ve İslam'ın güncellenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu tartışmaların büyümesi üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dinde reform aramıyoruz" diyerek sözlerinin yanlış anlaşıldığını belirtip geri çekilmiştir. Mesela Kur'anı Kerimde geçen "meleket eymanukum" ifadesi, başlangıçta ve özellikle Muaviye döneminde Arap örf ve adetleriyle yorumlanarak 1365 yıldır bütün İslam aleminde "elinizin altındaki köle ve cariyeler" olarak tercüme edilip ilgili ayet (meariç-30) köle ve cariyelerle her türlü cinsel ilişkinin sahiplerine (patronlarına) nikaha gerek olmaksızın helal olduğu şeklinde açıklanmıştır. (Günümüzde birileri karalanmak istendiğinde rahatlıkla efendim onun annesi Ermeni imiş, Rummuş, şuymuş buymuş diyen Müslümanlar, Muaviyenin annesi de Hz. Hamza'yı öldürtüp, ciğerini sökerek yiyen bir islam düşmanı, peygamberin ve ehli beytinin düşmanı imiş diyorlar mı?) Türkiye'de merhum Yaşar Nuri Öztürk'ün "Kur'anı kendiniz okuyun, üzerinde düşünüp kendiniz öğrenin" diye ısrarlarından sonra, Türk aydınlar Kur'ana eyilip üzerinde durunca Diyanet işleri Başkanlığı da bunu yaptı ve bunun doğrusunu tespit edip son yıllardaki meallerine bir duyuru yapmadan sessizce işledi. 1365 yıl sonra öğrendik ki, "meleket eymanukum" "yeminle nikahlı-malik olduklarınız" demektir. Bizim Osmanlı Mecellemize de 14. Madde olarak giren (görünürde doğru ama hakikatte Arabı ve Arapçayı Kur'ana zincir yapan) şöyle bir kural konulmuş: "Kur'an veya hadis hükümlerinin(Nas'ın) var olduğu konularda akıl yürütmeye, içtihada izin yoktur". (Mecelledeki ifadesi aynen şöyledir: Mevrid-i nassda içtihada mesağ yoktur."). Ne var ki bir konuda var olan Kur'an veya hadis hükümlerinin(Nas'ın) da ilk tefsir ve yorumları Muaviye ve Emevi hanedanı döneminde ve kendi örf adet ve kabullerine göre yapılmıştır. Bu nedenle, belli bir konuda var olan ayet veya hadis, Peygamberden sonra (günümüzden 1365 yıl önce) İslam'a egemen olan Muaviye ve kabilesi tarafından nasıl okunup nasıl yorumlandıysa, bütün İslam alemi kıyamete kadar bunu böyle kabul edip böyle uygulamak zorunda bırakılarak, bu konuda düşünmek ve akıl yürütmek yasaklanmıştır.(Kur'anın kendisi ALLAH'ın en sevmediklerinin akıl yürütmeyenler olduğunu söylediği halde!). Yukarıda örnek verdiğimiz "meleket eymenaküm" Türkiye dışında kalan İslam alemi çoğunluğunda hala elinizin altındaki köle ve cariyeler olarak bilinmekte ve öyle yaşanmaktadır. Arap kültürünün kadınlara olan bu yaklaşımı bu gün arapların işçi-işveren ilişkilerini bile bu yönde etkileyebilmektedir. Bu gün Türkiye'de dahi işçi-işveren tartışmalarında çok yerde bir çok işverenin iççisine sitem olarak söylediği "ekmeğimi yedin", "sana ekmek verdim", ekmeğimi yiyiyorsun",... gibi söylemler İslamla birlikte bize geçmiş Arap kültürünün söylemleridir, islami ve Kur'ani hiç değildir.
25 Haziran 2026 08:45

Toplumsal Çürüme, Siyasal Dağılma Ve Osmanlı
Gücünün zirvesine ulaştığı dönemde Osmanlı'da bozulma Yavuz Sultan Selim'in o güne kadar sürekli batıya ilerleyen gaza ve fütühatı durdurup yüzünü batıdan - fütühat ve gazadan- doğuya dönmesi, mezhepçi eğilimle dinde ve toplumda iç çatışmaları başlatan İran'daki Türk İslam Safavilere ve Mısır'daki Türk İslam Memlüklere saldırıları başlattığı dini ve etnik çatışmalar ile keza, Kanuni'nin önce Fransa'ya sonra bütün Avrupa devletlerine verdiği Kapitülasyonların başlattığı ekonomik yozlaşma ile başlamıştır. Bu başlangıcın devamında, üçüncü Padişah olan 1.Murat döneminde başlatılan Devşirmelerin ve II. Beyazıt sonrası hepsi yabancı olan Cariye Sultanların Saray idaresine tahakkümü ile kurucu Osman Bey'in aşireti Karakeçili Aşireti dahil Türkmen Aşiretleri Payitaht-İstanbul'dan kaçırtılmış, doğu ve güneydoğuya Kürtleşmeye itilmiş, (B Çınar'ın ifadesiyle kendi Padişahından kaçıp kendine yabancılaşmış) keza payitahta eklemlenen Arap alimler her türlü teknolojik ve ilmi girişimi küfürdür addettikleri fetvalarıyla terakkiyi engellemiştir. (Nasa'dan 383 yıl önce 1575 yılında kurulan Rasathane Şeyhülislam Kadızade Ahmed Şemsettin Efendi'nin "Şeytan Yuvasıdır oradan meleklerin bacaklarını gözetliyorlar" şeklindeki fetvası üzerine, rasathane Padişahın emriyle 1580 yılında Kılıç Ali Paşa tarafından denizden top atışlarıyla yerle bir edilmiştir. Matbaa küfürdür fetvasıyla yüz yıllarca geciktirilmiş, En son İngiltere Kraliçesinden Sultan Abdülaziz'e hediye gelen payitahtın ilk otomobili şeytan işidir fetvasıyla Boğazın sularına attırılmış,.....). Zamanla Padişahlık, Saray Entrikalarının, Yeniçeri isyanlarının ve fetva makamlarının oyuncağına dönüşmüş, kalkınma ve terakkiye yönelik her hamle dini fetvalarla engellenmiş, Kanuni'nin kapitülasyonları düyunu umumiyeye ve düyunu umumiye Komisyonlarına dönüşmüş, Kapitülasyoncu devletler Osmanlı devletinin Vergi gelirlerine (egemenliğine) el koymuş, Osmanlı 1.dünya savaşını kaybetmiş, işgal edilip parçalanmıştır! Filhakika, diğer Türk beyliklerini Saltanattan uzak tutmak için 1.Murat döneminde (1326-1389) Pençik sistemi ismiyle başlatılıp 2.Murat döneminde (16 Haziran 1404, - 3 Şubat 1451) kanunlaştırılan Devşirme uygulamasıyla tesis edilen askeri ve siyasi sistemle keza, diğer Türk beyliklerini dünürlük-akrabalık yoluyla Salatanata ortak etmemek için uygulanan milliyeti-dini-ailesi-kimliği yok edilmiş köle cariyelerle evliliklerle yüzyıllar içerisinde Osmanlı ailesinin kendisi devşirilmiş ve imparatorluğu yıkılmıştır! Türk Tarih Kurumu yayınlarında, TDV İslâm Ansiklopedisinde ve tarihsel kayıtlar itibarıyla, Devşirme Sistemi I.Murad zamanında Pençik Kanunu ile başlamış, II.Murad döneminde tam bir kanun halini almış ve kurumsal bir işleyişe dönüşmüştür. Bu sistem, Osmanlı Saray Yönetiminde devşirmelerin çoğunluğu teşkil etmesini sağlamış, Osmanlı'nın 215 sadrazamından sadece 78'i Türk asıllı olabilmiş, 137'si ise farklı Milletlere mensup kişilerden olmuştur. "Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını (asli unsurlarını) uzak tuttular(hatta kimi karındaş ve dindaşlarını - safavi ve memlükleri ezdiler). Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını (hristiyan çocukları, kimliksizleştirilmiş köle cariyeleri ve imanları ve ilimleri kendinden menkul alimleri) yakın tuttular. Lakin yakınlaştırılan düşman dost olmadı ama, uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince de yıkılmaları mukadder oldu."
23 Nisan 2026 10:34


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

İnsanlığın Katli Veya İhyası
Haksız olarak bir kişiyi öldüren tüm insanlığı öldürmüş gibi olur, ihya eden de tüm insanlığı ihya etmiş gibi olur (Mâide Suresi 32. Ayet). Prof. Dr. İlber Ortaylı akademik kariyerinin başında, Güvenlik soruşturmasının umsuzluğu nedeniyle Asistan olmakta ciddi bir engelle karşılaşmış ancak, dönemin SBF Dekanı Prof. Dr. Ruşen Keleş'in inisiyatif kullanarak İlber Ortaylı'yı olumsuz güvenlik soruşturmasına rağmen Asistanlığa ataması, Türk akademisinin geleceğini ihya eden kritik adımlardan biri olmuştur. 03.2026, Karar Gazetesi/ 1saat.com.tr/Akis Haber/ velev. Nitekim 1970'li yıllarda nice solcu idareci nice sağcı personeli, nice sağcı idareci de nice solcu personeli sadece ve sadece siyasi düşünceleri dolayısıyla ekmeğinden etti, ailesini yıktı, toplumda büyük bozgunculuğa ve dahi neticede 12 Eylül ihtilaline sebep ve alet oldular. Bu açıdan bakıldığında Yargı kararına dayanmayan veya hukuki sonuç doğurmamış istihbari bilgilerinin kamu kurum ve kuruluşları ile paylaşılması, esasında masumiyet sahibi kişilerin bir yargılama olmaksızın şüpheli duruma sokulup Mahkemeler ve yargıçlar dışında, dolayısıyla illegal yani yargıç olmayan idare memurları ve kurumlarınca yargılanmalarına ve illegal şekilde cezalandırılmalarına yol açabilen, kişide masumiyetine rağmen karalanma endişesi ve korkusu yaratan hukuksuz ve bu yönüyle gerçeğe aykırı bilgiler olarak yayılması suç teşkil edebilen, halkın ve kişilerin devlete güven ve itibarını zedeleyip kamu barışını bozabilen eylemlerdir. (*):ALLAH, Fitne-fesadın cinayetten daha şiddetli suç olduğunu vahyetmiştir; (vel fitnetu eşeddu minel katli: Bakara Suresi-Ayet 191).
14 Nisan 2026 09:14

Sanayi Devrimi Ve Uygarlık
Doğudan habersiz ve bilgisiz batılı insanlara göre sanayi devrimi 17-18. yüzyılda batıda, İngiltere'de başlamıştır. MÖ 1500-1200 yılları arasında demir teknolojisini geliştiren Hititler, bu sayede askeri üstünlük sağlamıştır. Şöyle ki: Cermenler, İskandinavya ve Kuzey Almanya kökenli, MÖ 3. yüzyıldan itibaren Orta ve Batı Avrupa'ya yayılan Hint-Avrupa dil ailesine mensup savaşçı kavimlerdir. Saksonlar ve Jütlerle birleşerek Anglosaksonları oluşturmuş, günümüz İngiltere'sinin temelini atmış ve "England" (Anglusların ülkesi) ismine köken olmuşlardır. 2- Mardin merkezli Güneydoğu Anadolu'da ve sonra ki tarihlerde kuzeyde Sibirya'ya ismini veren, Kafkaslarda ve Anadol'unun Ankara'ya kadar olan kısmında Mezopotamya ve Dicle'nin yukarısındaki krallığa ve ülkeye de adını vermiş olup Sümerce'de "Subar", Asuricede "Mat Subarri", Amarna yazıtlarında "Subari", Ugarit dilinde "Sbr." Kaşgarlı'da صُڤَر "Suwar", Arapça Suwâr/Sawâr, Latince Saviri, Ermenice Sawir olarak tarihi kayıtlarda görülen ve Tunç Çağı dönemi kaynaklarında geçen Subariler-Sabarlardır. 3- Avrupa'da da Etrüsklerdir. 4- Amerika kıtasında da M.Ö. 3000'deki Caral medeniyetinden itibaren tarım, mimari, astronomi ve matematikte ileri giden Maya, Aztek, İnka, Olmek ve Toltek gibi özgün kültürlerdir.
03 Nisan 2026 07:43

Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü (25 Kasım)!
Bu nedenle Savaş ve toplumsal mücadelelerde "yarını düşünenden kahraman olamaz" deyişi vardır. Bu özelliklere Çocukla ilk fiziki ve duygusal bağ kuruluşunun ve ilk eğitiminin de Anne'ye ait olduğu eklendiğinde Kadının toplumdaki yerinin on adım geride veya toplumsal yaşamın paylaşımında (istihdam ve yönetime katılmada) %15-20'lerde değil, bir adım önde ve toplumsal yaşamın en az %50'sine sahip olması gereği ortaya çıkmaktadır. Ancak İslam'la birlikte Arap olmayan toplumlarda Kur'an yerine Arapçanın ve Arap kültürünün egemen olması ile bu alanda gerileme yaşanmıştır. Bu israili inanç özellikle tarikat, tekke ve zaviyeler aracılığı ile İslami inanca enjekte edilmiştir. Tevrat ve İncil ehlinin kendilerinin artık asla itibar etmedikleri bu tür inançlar ve düşünceler malesef ve malesef İslam aleminde İslami zannedilerek itibar görmektedir!
27 Kasım 2025 06:55

Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma Suçu
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 217'inci Maddesine 13/10/2022 tarih ve 7418 sayılı kanunun 29 maddesiyle eklenen (A) Maddesi aynen şöyledir. Madde 218- (1) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/25 md.) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar artırılır. "Madde; ifade özgürlüğüne müdahale potansiyeli, "gerçeğe aykırılık" ve "kamu barışını bozmaya elverişlilik" gibi muğlak kavramlar, suçun soyut tehlike suçu olarak düzenlenmesi ve cezai yaptırımın "son çare" (ultima ratio) ilkesine aykırı şekilde öne alınması nedeniyle hem iç hukukta hem de uluslararası hukukta eleştirilerin kaynağı olmaya adaydır. Kamuoyunda "dezenformasyonla mücadele yasası" olarak anılmış ve özellikle basın özgürlüğü ile ifade hürriyeti arasındaki denge sorununu Türk hukuk sistemine taşımıştır. Suçun amacı, özellikle sosyal medya ve çevrim içi platformlarda yayılan, kamu düzeni veya genel sağlığı bozma tehlikesi taşıyan asılsız bilgilerin önüne geçmektir. Ancak, "gerçeğe aykırılık", "kamu barışını bozmaya elverişlilik" ve "endişe yaratma saiki" gibi belirsiz kavramların kullanılması nedeniyle, hem öngörülebilirlik hem de ifade özgürlüğünün sınırları bakımından ciddi tartışmalara yol açabilecek niteliktedir." (Bıçak Hukuk Yorumu) "Madde gerekçesine bakıldığında; ifade özgürlüğünün önemine vurgu yapıldığı, demokratik toplum için en temel gerekliliklerin bu özgürlüğün alt yapısını oluşturduğu, sonrasında ifade özgürlüğü kapsamında haber veya bilgiye ulaşma hakkı ile ilgili açıklamaların yapıldığı söylenmiş, ancak bunların yanında internetin sağladığı anonim ortamın yalan, yanlış ve manipülatif içeriklerin yayılmasına yol açtığına vurgu yapılarak, bu durumun demokratik ortamın masumiyetini zedelediği, bu sebeple haber ve bilgi güvenliğini sağlamak ve özgür ve özgün fikirlerin demokratik ortamda çatışmasına veya yarışmasına yönelik tedbirlerinin alınmasının gerektiğine vurgu yapıldığı anlaşılmaktadır. Kanaatimizce gerekçede yer alan bu kısım, yasama organınca ilgili suç tipinin düzenlenmesinin ne amaçla yapıldığına yönelik açıklamasını oluşturmaktadır. Gerekçenin kalan kısmında ise, suç tipine ilişkin açıklamalara yer verildiği görülmekle birlikte, açıklamalar arasında yanıltıcı veya gerçeğe aykırı bilginin ne olduğundan bahsedilmediği ve bu tespitin nasıl yapılacağına dair bir kriterin ortaya koyulmadığı, öngörülebilirliğin ve bilinirliğin eksik bırakıldığı anlaşılmaktadır" (Prof. 1-SIRF sözcüğü lügatte "Yalnızca.Tümüyle, tamamen" anlamına gelmektedir(TDK Sözlük). Düzenlemede tanımlamlanan fiilin "Sırf" sözcüğü ile başlaması FİİLİN, SADECE VE BÜTÜNÜYLE halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle İŞLENMİŞ OLMASINI ve AMACININ DA SADECE VE BÜTÜNÜYLE kamu barışını bozmaya yönelik olmasını, başkaca bir saikle başka amacı olmaması gerektiğini vurgulamaktadır. 2-Düzenlemedeki "kamu barışını bozmaya elverişli" ifadesi sadece hukuka ve adalete değil eşyanın tabiatına da aykırıdır. Binaenaleyh denilebilir ki kamu barışına en faydalı bilgi dahi kamu barışını bozmaya elverişli bilgi olarak görülebilir. Renkler gerçek değil. Gerçek bilgi de gerçeğe aykırı bilgi ifadesi de izafidir. "Hoşunuza gitmese de savaş size yazıldı; mümkündür ki bazen hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayr, hoşunuza giden bir şey de hakkınızda şer olabilir. Allah bilir, siz bilemezsiniz." "Lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olması da ALLAH'ın delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için dersler vardır."
09 Kasım 2025 08:31

Ne Mutlu Türküm Diyene!
Tarih ve tarihçiler, Sumerlerin orta Asya'dan Mezopotamya'ya göç etmiş Türkler olduklarını, keza, Hz. Muhammed'in mensubu olduğu Mekke'deki Haşimoğulları kabilesi ile onu Medine'ye davet eden Medine'deki Evs ve Hazreç kabilelerinin de aynı Türk kolundan olduklarını söylüyor. Orta Asyada Turuk, Turukku, Turku, Türk, Ön Asya'da Sümer, Subar, Kut, Elam, Kas, Hurri, Hatti ve Urartu isimleri, daha batıda Kimmer, Saka (İskit), Etrüsk, Trak, Hun, Sabar, adları ile Türk kültür dairesi içinde yer almışlardır. Türk adının kullanımından sonra da Bulgar, Avar, Türgiş, Uygur, Peçenek, Hazar, Oğuz, Karluk, Kimer, Kıpçak, Yakut (Saha/Saka) adları da aynı çerçevede kullanılmıştır. İslam kaynaklarına dayanan tanımlamada ise "Türk adı, Hazreti Nuh'un oğullarından Yafes'in bir oğlu'nun adı olarak görülmekte ve Tanrı tarafından Nuh'un oğlu Türk'ün oğullarına verilmiş bir isim olarak bilinmektedir". Diğer taraftan Kur'an, İnsan'ın en güzel şekilde güçlendirilmiş olarak (fi ahsenil takvim) yaratıldığını (Tin suresi 4), yaratılanların çoğu üzerine üstün tutulduğunu (isra 70) ve yeryüzüne halife kılındığını (Bakara Suresi 30) belirtiyor. Türklerin yayıldıkları Coğrafyada İslam'a geçen Milletlerin ve İnsanların özellikle de Balkan Milletlerinin iman ettiklerinde Müslüman oldum demeyip Türk oldum demeleri oldukça dikkat çekicidir. Hazreti Muhammedin de "Ne Mutlu Konstantiniyye'yi fethedecek kumandanına ve askerine" hadisi de aynı söyleme çıkıyor, aynı şeyi ifade ediyor! Gerçi araplar bu hadis için sahih değil diyorlar ama, Halid bin Zeyd Ebu Eyyübel Ensari'nin 90 yaşında İstanbul'un fethi için şehit olması böyle bir hadis ve kutsal amacın varlığını teyid etmektedir. Gerçi Medinedeki Evs Oymağı ve Eyyübel Ensari'nin mensubu olduğu Hazreç Oymağı da Sümer Türklerindendir ve peygamberi Medine'ye davet edip onu Medine'nin başına geçirenler de onlardır ki burada da peygamberi ve dini İslam'ı kurtaran olarak Türk unsuru öne çıkmaktadır.
02 Kasım 2025 12:47