×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Dikmen Gürün

Gerçeklerle Yüzleşmek Ve Belgesel Tiyatro

07 Temmuz 2026 04:00

2 Temmuz 1993'te Sivas Madımak Oteli'nde yaşanan şiddet Türkiye tarihinde bir kara lekedir. Bu utanç verici, ibretlik olayın uzantılarını Genco Erkal'ın 2008 yılında yazdığı ve yönettiği belgesel oyun "Sivas 93"t e gözlemliyoruz. O gün de vurguladığım gibi; tarih tiyatro ilişkisi belgesel oyunlarda "kolektif/ toplu şahitlik" olarak belirginleşir. Ve özetle şöyle diyordu Genco Erkal "Sivas 93" e dair Dostlar Tiyatrosu broşüründe ve ardından da Tiyatro Festivali kataloğuna yazdığı yazıda: "Temmuz başında yüreğime bir ateş düştü. O uğursuz günün on dördüncü yıldönümünde, Cumhuriyet gazetesinde Dikmen Gürün'ün bir yazısını okuyordum. Yakın tarihimizde ne kadar önemli olaylar var, neden yazarlarımız bu konularla ilgili belgesel oyunlar yazmaz acaba diye soran bir yazıydı. Örnek olarak da Madımak Otelindeki yangından söz ediyordu...". Kendi sözleriyle; sonrasında Genco Erkal'ın içinde bir şeyler dal budak salıyor ve de uzun, yoğun bir sürecin sonunda ortaya çıkıyor "Sivas 93..." "Biz şenliğe gitmiştik/Onlar öldürmeye gelmişlerdi/Biz devlete güvenmiştik/Devlet onların yanındaydı/Onlar ölüme inanıyorlardı/Biz sevgiye/ Onlar kalabalıktı/Biz bir avuç kadar/ Sivas'ta yaratıcılığın, üretkenliğin, dostluğun, dayanışmanın, yaşama sevincinin coşkusunu gördüm ilk gün. Sonra ateşi gördüm. Yakılışı gördüm. Ölümü sanki ilk kez orada gördüm. Toplu kıyım korkusunu hep duyardım, yobazlığın ne olduğunu, tehlikelerini hep bilirdim ama somut olarak Sivas'ta gördüm. İnsana olan umudum hep diriydi. Sivas'ta bu umudun da yanışını gördüm." Evet, "Sivas 93" bu sözlerle başlıyor...

Köşe Yazarı

Şafak 685..

07 Temmuz 2026 03:17

16 Mayıs 2015 günüydü, Dursun Abi ile birlikte Kuruçeşme'den özel bir tekneyle Kalamış Galatasaray tesislerine gittik. Dursun Özbek ve seçime birlikte gireceği yöneticilerin tanıtımı için 2000 kişilik bir kahvaltı düzenlenmişti. İnsanlar umutla Dursun Özbek'i bağrına basıyordu. O sırada görev süresinin sonunda olan ve Kalamış'a gelip kahvaltıya katılan Galatasaray'ın o günkü başkanı, hocam Prof. Dr. Duygun Yarsuvat tesislerden ayrılıyordu. Galatasaraylı çoğunluğun da mutabık olduğu üzere Dursun Abi'nin bu son dönemi olacak. Yani bu hesaba göre Dursun Özbek için şafak 685. Şimdi başkanın dönemi daha yeni başladı, ne şafağı dediğinizi varsayarak Galatasaray'ın içinden, gündeme çok hakim bir dostumun bana söyledikleri ve benim de hemfikir olduğum bir hipotez üzerinden gideceğim. Dursun Başkan ilk yönetim döneminde Galatasaray'a borç olarak verdiği parayı, seçim kaybedip gidince, geri almak için çok uğraştı ve kulübe karşı İcra takibi yapmak zorunda. Dikkat edilirse Osimhen'in bonservisi için attığı kefalet imzası karşılığı taksit ödemelerini 23 Mayıs seçiminden önce bitirecek şekilde bir takvim işletti. Galatasaray camiasında konuşulan bir başka konu da getirisi olmayan ve tüm Riva ve Mecidiyeköy gelirlerini yutacak olan Aslantepe Vadi projesine yapılacak harcamalar yüzünden Başkan Özbek'in transfer yapmaktan imtina ettiği yönünde. Icardi'nin Galatasaray'ı artık 2. hatta 3. tercih gördüğü gerçeğini bilerek, geçmişin hatırına 5 milyonu sokağa atmaya kimsenin hakkı yok, olmamalı. Taraftarın Icardi diye bir baskısı yok. Neticede; Icardi'nin geçmişine-yaşına bakıp onu transfer ederek mi 5 milyon Euro, John Duran geleceğine-yaşına bakıp 5 milyon Euro kumar mı oynarsınız, durumu var. Tavsiyem; Dursun Özbek de iyi düşünsün.

Vehbi Tülek

"Muhakkak Ki Münâfıklar, Cehennemin Dibindedirler"

07 Temmuz 2026 02:38

"Şefâatim, Kelime-i şehâdeti ihlâs ile söyleyen, dili kalbini, kalbi de dilini tasdîk eden kimse içindir." Fakîh Cebertî hazretleri Şâfiî mezhebi fıkıh âlimi ve büyük velîlerdendir. 1388 (H.791) senesinde orada vefât etti. Derslerinde buyurdu ki: Resûlullah Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Allahü teâlâ, halîfelerime rahmet etsin." Denildi ki: "Yâ Resûlallah! Sizin halîfeleriniz kimlerdir?" "Sünnetimi ihyâ edenler ve onu Allahü teâlânın kullarına öğretenlerdir" buyurdu. Yine buyurdu ki: "Yâ Ebâ Hüreyre! Sen insanlara benim sünnetimi öğret ki, kıyâmet gününde senin için parlak bir nûr olsun. Önce ve sonra gelenler sana gıpta etsin." Yine buyurdu ki: "Ben insanlarla, onlar 'Lâ ilâhe illallah' diyene kadar savaşmakla emrolundum. İnsanlar bunu (Kelime-i tevhîdi) söyleyince, benden kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Ancak İslâmiyetten doğan haklar bundan müstesnâdır. Onların hesapları ise (kalblerindekini bilen) Allahü teâlâya âittir." Yine buyurdu ki: "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunların yalnız biri Cennet'e girecek, ötekilerin hepsi Cehennem'e gidecektir." Yine buyurdu ki: "Şefâatim, Kelime-i şehâdeti ihlâs ile söyleyen, dili kalbini, kalbi de dilini tasdîk eden kimse içindir." Gerek hadîs-i şerîfler ile bildirilen, gerek din imâmlarımız tarafından Ehl-i sünnetin şiârı olarak, Selef-i sâlihînden bize ulaşan bu on haslete sâhip kimsenin, Ehl-i sünnet ve cemâatten olduğu anlaşılır. Şöyle ki, Nisâ sûresinin 145. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Muhakkak ki münâfıklar, Cehennem'in en aşağı tabakasındadırlar) [Cehennem'in dibindedirler]..." buyuruldu.

Köşe Yazarı

Mukaddesatla Alay Etmek Ne Zamandan Beri Mizah Oldu?

07 Temmuz 2026 02:38

Bu çevreler, "Deniz Göktaş'ın İslâm'a yönelik saygısız ifadelerini tasvip etmiyoruz; ancak mizah kapsamında yapılan eleştiriler ifade özgürlüğü çerçevesinde kalmalıdır" gibi asgari bir demokratik duruşu bile sergilemekten imtina ettiler. Türkiye'de sol ve seküler siyasetin yıllardır en iyi bildiği "oyun" bu çünkü... Kendi ideolojik alanlarına, kendi dogmalarına veya siyasi istismar kapılarına en ufak bir dokunuş olduğunda ortalığı ayağa kaldırmak; lakin inancına mesafeli oldukları Müslümanların değerlerine saldırıldığında aniden "özgürlük ve demokrasi" havarisi kesilmek... "Ben de Aleviyim" diyerek stand-up gösterisi yapan Pınar Fidan, Alevilerin yaşadıklarını mizah konusu yaptığında, bugün Deniz Göktaş'a siper olanlar âdeta bir linç korosu oluşturmuştu. Ancak konu yüce kitabımız Kur'ân-ı kerim olunca ve adalet aynı şekilde işleyince, Özgür Özel çıkıp "Şakadan anlamayan, ifade özgürlüğüne tahammül edemeyen bir anlayış var karşımızda" diyebilmektedir. Kendi kutsallarına en küçük bir eleştiriyi dahi linç kampanyasına dönüştürenler, milletin inançlarına, değerlerine ve ortak hafızasına yönelen hakaretleri ise ifade özgürlüğü kisvesi altında meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Cem Yılmaz ise, "Serseri mayın gibi ağzıma geleni söylememi isteyen deliler de dâhil, hakkını isteyen herkese hakkının verilmesini istiyorum. (...) Beni boykot etmek istiyorsanız küçük bir bilgi: Ben bir şey satmıyorum" diyerek 16 milyon takipçili hesabını kapatmak zorunda kalmıştı. Ama en ufak bir sapmada, yahut iş kendi kutsadıkları tabulara gelince anında " rezil, ahlâksız, soytarı" ilan edilirsiniz. İnançlara yönelik saldırıyı özgürlük, buna gösterilen tepkiyi ise baskı olara k sunan bu çifte standart, başlı başına bir kaos fay hattıdır. Velhasıl; terazisi bozuk olanın hükmü de bozuk olur.

Filtreleme Haberleri

Köşe Yazarı

Neden Kırmızı Görmüş Boğa Gibi Saldırıyorlar?

Yıl 1994… Dönemin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Altınpark'a konulan müstehcen "Su Perisi" heykelini ahlâksızlık örneği diye kaldırtarak: "Ahlaksızlığın adını sanat koymuşlar, ben böyle sanatın içine tükürürüm" demişti. Hadi, sanat adı altında heykeller yapıyorsunuz. Çirkin bir sesle: "Buralar bizim, defolun gidin, yallah" diyerek fiili saldırıyla plaj sandalyelerini yerlere fırlatıyor. Sen nasıl istediğin kıyafetle dolaşıp, vücudunun istediğin bölümlerini teşhir ediyorsan, onlar da: "Benim bedenim bana ait" deyip kapanıyorlar. Şimdi durduk yerde, belki de ömründe Kur'an-ı açıp okumamış, okuduysa anlamamış bir palyaço kalkmış, en son ve mükemmel din olan İslâm'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'e dil uzatıyor. Bunu da "özgürlük" kılıfında zehirini kusuyor. Diyor ki: "İlk üç kitap iyiydi, dördüncüde çeviri zayıf... Yazan için de çok zor, aklına yeni bir fikir gelse 'son kitap' dedik." Yazan, yani gönderen Allah… Sözde İyi Parti'nin genel başkanı bile fikir özgürlüğü kılıfına sokarak "davanın takipçisi olacaklarını" söyledi. Kaldı ki; o kitapların yürürlüğü ortadan kaldırılmış, Hristiyan ve Yahudilerce tahrif edilmiş, onların yerine tüm insanlığa rehber olmak üzere Kur'an gönderilmiştir. Elinizi de, yılan dilinizi de İslam'dan uzak tutun.

07 Temmuz 2026 02:23

Süleyman Gülek

Farklı Yaş Gruplarında Dinî Eğitim Stratejileri

Bu hayallerin gerçeğe dönüşmesinde dinî eğitimin yeri tartışılmazdır. Ancak dinî eğitim, tek bir formülle her yaş grubuna uygulanabilecek basit bir süreç değildir. 0–6 Yaş: Temel Sevgi ve Güven Dönemi Çocuk, yaşamının ilk yıllarında dünyayı daha çok duyguları aracılığıyla tanır. Ebeveynin şükür edici bir dil kullanması, "Elhamdülillah", "Bismillah" gibi ifadeleri doğal bir şekilde kullanması, çocuğun ilahi varlığa karşı olumlu bir algı geliştirmesini sağlar. Dinî eğitim, bu yaşta nasihatle değil, yaşanmış sevgiyle öğretilmelidir. 7–12 Yaş: Kurallar, Anlam Arayışı ve İlk Sorular Okul çağı çocukları, soyut düşünme becerilerini geliştirmeye başlarlar. Bu yaş grubunda çocuğun sorularına "büyüyünce anlarsın" demek yerine, onun anlama kapasitesine uygun, sade ve samimi cevaplar vermek önemlidir. 13–18 Yaş: Kimlik İnşası ve Eleştirel Düşünme Dönemi Ergenlik dönemi, bireyin kimlik arayışının en yoğun yaşandığı dönemdir. Bu yaş grubunda dinî eğitim, otoriter bir dil yerine diyaloga dayalı bir yaklaşım gerektirir. Yetişkinlik Dönemi: Sürekli Öğrenme ve İçselleştirme Dinî eğitim, yalnızca çocukluk veya ergenlikle sınırlı değildir. Unutulmamalıdır ki, en etkili dinî eğitim, söylenen sözlerden çok yaşanmış bir hayat örneğidir. Onlar için "eylem," "söz" den çok daha etkilidir.

07 Temmuz 2026 02:21

Köşe Yazarı

Mevzu Bizim Oğlan!

İmam sesini yükselterek, adeta kürsüdeymiş gibi göğsünü gere gere konuşuyormuş: " Ey cemaat! Bir insanın oğlu eğer hırsızlık yaparsa, haram yerse, o babanın imamlığı da namazı da sakatlanır. O haram para o eve asla girmeyecek!" Tam o sırada kahveye köylülerden biri nefes nefese koşarak girmiş: "İmam Efendi, İmam Efendi! Senin oğlan yandaki bahçeden karpuz çalarken yakalanmış!" İmamın birden yüzü düşmüş, sakalını sıvazlamış ve hemen köylüye dönüp şöyle demiş: "Yahu günahını almayın çocuğun. Gençtir, canı çekmiştir. Hem o bahçe sahibiyle hukukumuz var, yabancı sayılmayız. Müslüman Müslümanın malını izinsiz yiyebilir bazen, aramızda lafı mı olur?" Cemaatten biri dayanamamış, imamın omzuna dokunmuş: "Yahu hocam, az önce 'babanın imamlığı sakatlanır' diyordun, ne çabuk kitabına uydurdun?" İmam hiç istifini bozmadan cevap vermiş: "Yahu az önce genel konuşuyorduk, şimdi mevzu bizim oğlan!" Medrese geleneğinde, talebelerin karakter eğitiminde dengeli insanlar olarak yetişmeleri için anlatılan bu fıkra bugün; özgürlük ve insan hakları üzerine mangalda kül bırakmayan çevrelerin içine düştüğü trajikomik durumu o kadar net özetliyor ki... İbre kendi hassasiyetlerine döndüğünde birer aydınlanma despotu kesilen kadroların, mevzu İslam'ın mukaddesatı olduğunda birdenbire "politik mizah özgürlüğü" havarisi kesilmesi ciddi bir ilkesizlik problemidir. Hatırlayalım; daha birkaç hafta önce Rahmi Koç, etnik köken içeren bir fıkra anlattığında kıyameti koparan, "Haddinizi bilin, bu bir ırkçılıktır!" diyerek adliye koridorlarına koşan siyasi yapılar; mevzu Kur'an-ı Kerim ile alay edilmesi olunca birdenbire "politik mizah yargılanamaz, bu iktidar gülmeyi yasaklıyor" diye savunma bayrağı açıyor. Keza komedyen Pınar Fidan çıkıp kendi hassas oldukları toplumsal acılar ve Alevilik üzerinden bir mizah yaptığında ortalığı ayağa kaldıran, "Bunun adı mizah olamaz! Bu utanmazlık, bu rezillik!" diye kükreyen siyasi figürler, bugün Kur'an-ı Kerim tahfif edilmek istendiğinde; "Mizahtan, kahkahadan korkuyorlar!" diyerek adliye kapılarına koşuyorlar. Eskiler boşuna "latife latif gerek" dememişlerdir. Bu yolla elde edilen sabun köpüğü şöhretlere ise "şöhret-i kâzibe" yani "yalancı ve sahte şöhret" adı verilirdi. Milletin inanç değerlerini bir "etkileşim malzemesi" haline getirmek sanatsal bir özgürlük değil, şöhret arsızlığıdır. "Latifeyi latif olmaktan" çıkarıp birer hakaret silahına dönüştüren ve "şöhret-i kâzibe" peşinde koşan bu figürler, gönüllerde kök salamadıkları için sabun köpüğü misali bir süre sonra silinip unutulacaklar.

07 Temmuz 2026 02:19

Yetenekli Kalemler

Hayatı Yaşarken Anlamak

Bazı günler, iç dünyasında dalgalanıp da durulamayan denizler coşar, dalgaların sahile vurduğu gibi yüreğinden diline dökülürdü şu mısralar: Bu mısralar Yahya Kemal söylediği için değil, babam söylediği için bende iz bıraktı. Yoksa onlar da biliyordu elbet Âlemlerin Efendisine, annesi Âmine validemizin Ebva'da vefat ederken dile getirdiği o terennümü: "Eskir yeni olan, ölür yaşayan, / Tükenir çok olan, var mı genç kalan? / Ben de öleceğim, tek farkım şudur: Seni ben doğurdum, şerefim budur. / Geride bıraktım hayırlı evlat, / Gözümü kapadım, içim pek rahat." Ve elbette ki gelmiş geçmiş insanlar içinde o hayırlı evladın ümmeti olmakla şereflendikleri için teselli buluyorlardı... Yazımızı kara yazmasın Allah. ZERDEÇAL: Biz ona zerdeçal diyoruz dünyadaki bilimsel ismi ise "Curcuma longa" olarak geçiyor. İçinde kurkumin maddesi varmış. Bu madde vücuttaki kronik iltihabı azaltmaya yönelik etki edermiş. Bu kurkumin beyinde hücre oluşumuna olumlu etki edermiş. Bu sebeple araştırmacılar zerdeçal bitkisini "acaba demans için Alzheimer için de kullanabilir miyiz?" diye araştırma yapmaktaymış...

07 Temmuz 2026 02:18

Ünal Bolat

İşte O Kişi Bendim

"Çakırkeyif" adam hiç kesmeden efendi ve kibarca dinledikten sonra bana dedi ki: "Evet" dedim. Adam hürmetle ayağa kalktı ve ellerini havaya kaldırarak ceplerini gösterdi ve dedi ki: "Biraderim bir tane alayım çocuklar okur evde. Ama ben alkollüyüm, sen cebimdeki paraları çıkar, ne kadar ise içinden al sonra da o kitabı şu karşıdaki rafa yüksekçe bir yere bırakıver. Ben ayılınca alırım..." Bu hatıramı anlatırken bir baktım ki o en çok müteessir olduğunu düşündüğüm arkadaşımız birden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. "Lisan-ı hâl lisanı kalden entaktır" sözü yani (beden dili konuşmaktan daha etkilidir) böyle olsa gerekti... O gündür bu gündür nerede olsalar onlara iştirak etmeye çalışırım..." O gözyaşlarını silmeye devam ederken ben ne diyeceğimi bilemez hâlde idim.

07 Temmuz 2026 02:18

Rahim Er

Nato'da Yeni Yapılanma

Şu aralar adına "kentsel dönüşüm" dedikleri bir inşaat ve mimârî dönem yaşamaktayız. NATO-Kuzey Atlantik Paktı Teşkilatı, 4 Nisan 1949'da ABD'nin başkenti Washington, DC'de "Washington Antlaşması"nın imzalanmasıyla kuruldu: İzlanda, Lüksemburg, Belçika, Danimarka, Norveç, Portekiz, İngiltere, ABD, Kanada, Fransa, Hollanda, İtalya 12 kurucu devlettir. Ankara, 11 Mayıs 1950'de CHP iktidarının son 3 gününde Şemsettin Günaltay Başvekil iken NATO'ya üye olmak için müracaat etti. Üyeliğe kabulümüz 18 Nisan 1952'dir. 1914'te kopan I. Dünya Harbi felâketi 4 yıl sürmüş, Birleşik Krallık ve Japonya İmparatorluğu gibi bazı devletler dışındaki imparatorluklar tasfiye olunarak onların yerine "küçük olsun, benim olsun!" mantığıyla millî devletler kurulmuştu. Bu güçler, 1 Eylül 1939'da Nazi Almanya'sının Polonya'yı işgal etmesi üzerine kopan II. Dünya Harbiyle birbirleriyle vuruşmaya başladılar. Antikomünist devletlerin, sosyalizm muhaliflerinin NATO çatısı altında güvenlik ve savunma mimarisi ana fikriyle buluşması üzerine, sosyalist dünya da SSCB öncülüğünde 14 Mayıs 1955'te Polonya'nın başşehri Varşova'da Varşova Paktı'nı imzalandı. Dünya, şimdi "Doğu Bloku" ve "Batı Bloku" diye iki kutba ayrılmış, Avrupa Berlin Duvarı, nâm-ı diğer "Utanç Duvarı"yla bölünmüştü. 1950-1990 arası NATO ve Varşova Paktı'nın zaman zaman diğer devletleri işgalleriyle geçti. Sovyetler Birliği dağılırken 11 Mayıs 1991'de imzalanan "Prag Protokolü"yle Varşova Paktı lağvedildi. Varşova Paktı gibi NATO da vazifesini tamamlamıştı. O aralar İslâm âlemine "İslâmî fundamentalizm" diye bir çamur atılıyor, "yeşil tehlike" diye bir tehditten söz ediliyordu. 3 Temmuz 2013'te Mısır'da Abd'ül Fettah es-Sisi eliyle seçimle işbaşına gelmiş ve Ankara ile çok sıcak ilişkiler içindeki Muhammed Mursi'yi devirdi. 15 Temmuz 2016'daki FETÖ Darbe ve İşgal teşebbüsünün arkasında birtakım NATO üs, asker ve beyin faaliyetlerinin olduğu çok yazılıp konuşuldu. "NATO'ya aidat borçlarınızı ödemiyorsunuz! Amerika, Avrupa'yı savunmak zorunda mı?" diye her vesileyle Avrupa liderlerini azarladı… O NATO, Türkiye, 50 yıl boyunca terörle mücadele ederken ne vazifesini hatırladı ve ne de kılını kıpırdattı. Ankara'da toplanan 36. NATO zirvesi, himâyemiz altında yapılmaktadır.

07 Temmuz 2026 02:18

Ragıp Karadayı

Hancı, Dişlerinin Gıcırtısını Duyuyordu Doğan'ın...

Doğan Bey, mânâlı, mânâsız itiraz etti. Kripto, Hurufi, tüccarlar, dilenciler tanınmayacak şekilde tıraş olmuş ve giyinmişlerdi. Doğan, içlerinden birini Bursa'daki dilencilere benzetti. "Lakin burada, bunların içinde ne işi olabilir?" diye söylendi içinden. Doğan Bey, olanları görmezlikten geldi. Sarhoş grup kahkahalarla gülüşürlerken, "lâ havle" çekerek onlara ters ters baktı. İçine soğuk bir ürperti geldi. Doğan'ın da kendisinin de yanında ufak çivi bile yoktu. Hancı sükûtu bozdu; - Yook! Sizin de, diğer misafirlerimin de! Doğan Bey'in tepkisine fırsat vermeden diyeceğini dedi. İçinde her ne varsa. O bakımdan Türklere hayranlık duyar ve onlar gibi olmaya çok itina gösterirdi. DEVAMI YARIN Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

07 Temmuz 2026 02:18

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

Korunması Emredilen Beş Şey

Bütün Peygamberler, emir ve yasaklarında hep 5 şeyin korunmasını gözetmişlerdir: 1- Dînin, 2- Aklın, 3- Nefsin [Canın], 4- Neslin [Irzın, nâmûsun] ve 5- Malın korunması. ] Mukaddes dînimiz İslâmiyet, "silm" kökünden gelmektedir; o da barış demektir. İslâmiyet 2 madde hâlinde özetlenmiştir: "Et-Ta'zîmü li-emrillah ve'ş-Şefekatü li-halkıllah." Yanî Allahü teâlânın emirlerine tazîmde bulunmak, mahlûkâta da şefkat etmek. Medeniyet de: "ta'mîrul-bilâd ve terfîhü'l-ıbâd" şeklinde ta'rîf ediliyor. Şuarâ sûresinde, Peygamberler (5 Peygamber=Hazret-i Nûh, Hazret-i Hûd, Hazret-i Sâlih, Hazret-i Lût ve Hazret-i Şuayb aleyhimüsselam) "Ben, sizden, bir ücret istemiyorum; benim ecrim Allahü teâlâ tarafından verilecektir" diyorlar. Bütün cemiyetlerde arzûlanan, toplumlarda istenen şeyin, "Barış" ve "Huzûr" olduğunu görüyoruz. *** "Müslümânlığın gayesi nedir?" diye bir suâl sorulacak olursa, "insanları İslâm-ı hakîkî üzere yaşatıp îmân-ı kâmil ile bu dünyâdan göçmelerini sağlamak ve Cennet'te ebedî seâdete erişmelerini te'mîn etmektir" şeklinde özet bir cevap verilebilir.

07 Temmuz 2026 02:18

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Osman Ünlü

İlmi, Allah Rızası İçin Öğrenmelidir

Cevap: Bu konuda Süleyman bin Cezâ hazretleri, Eyyühel-veled kitabında buyuruyor ki: "Evine Besmele ile gir! Eğer zamanın müsait ise, İhlâs suresini oku! Peygamberimiz aleyhisselam buyurdu ki: (Eve girerken İhlâs-ı şerifi okuyan, yoksulluk görmez!) Eshabdan Süheyl radıyallahü anh, Peygamberimizin aleyhisselâm bu tavsiyesi üzerine zengin olmuştur. Eve girerken sağ ayağınla içeriye gir ve selam ver! Evde kimse yoksa, şu şeklde selam verebilirsin: (Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhissâlihîn.) Bununla beraber, bir kerre Kulhüvallâhü sûresini ve bir kerre de Âyetelkürsîyi okursan evine şeytan giremez. Her neye başlarsan Besmele ile başla! İşe ve yemeğe sağ elinle başla! Yemeğe hep beraber otur. Yemekten sonra, dua ve Kulhüvallâhü sûresini oku! Yemekten sonra bir saat geçmeyince su içme, vücuda iyi değildir." Osman Ünlü'nün önceki yazıları...

07 Temmuz 2026 02:18

Necmettin Batırel

Resim Böyle Değişti!

2022 yılı haziran ayında yıllık enflasyon yüzde 78,62 ile zirvedeydi. Fiyat artışları alınan tedbirler ve uygulanan sıkı para politikasıyla 4 yılda 46,51 geriledi. Yani şu anda yüzde 37 olan politika faizi kademeli olarak yıl sonuna kadar yüzde 25 düzeyine indirilerek. Hükûmet "parayı ülkeye getir 20 yıl sana vergi yok" diyerek müthiş bir destek açıkladı... 23 milyon ton buğday, 9 milyon ton arpa, 22 milyon ton şeker pancarı, meyve üretimi 34 milyon ton domates üretimi 13,4 milyon ton salatalık üretimi 2 milyon tonu aşacak... Kirazda yüzde 255, Antep fıstığında yüzde 114, nektarinde yüzde 108, cevizde yüzde 95, elmada yüzde 93, portakalda yüzde 64, limonda yüzde 63 ile rekor artışlar bekleniyor... Kadın ve Genç Çiftçi Kredisi: Limit 3 milyon TL'den 5 milyon TL'ye yükseltildi... Küçükbaş Hayvancılık Kredisi: Üst kredi limiti 2 milyon TL'ye çıkarıldı... Süt Hayvancılığı Yatırımları: Atıl durumdaki işletmeleri yeniden üretime kazandırmak amacıyla 60 milyon TL'ye kadar kredi imkânı sağlandı... Özet: Ucuz enerji, bol döviz, düşük maliyetli güçlü üretim, yüksek iş gücü, tarımda rekor=düşük enflasyon!

07 Temmuz 2026 02:18

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.