
Doğan Bey, mânâlı, mânâsız itiraz etti. Kripto, Hurufi, tüccarlar, dilenciler tanınmayacak şekilde tıraş olmuş ve giyinmişlerdi. Doğan, içlerinden birini Bursa'daki dilencilere benzetti. "Lakin burada, bunların içinde ne işi olabilir?" diye söylendi içinden. Doğan Bey, olanları görmezlikten geldi. Sarhoş grup kahkahalarla gülüşürlerken, "lâ havle" çekerek onlara ters ters baktı. İçine soğuk bir ürperti geldi. Doğan'ın da kendisinin de yanında ufak çivi bile yoktu. Hancı sükûtu bozdu; - Yook! Sizin de, diğer misafirlerimin de! Doğan Bey'in tepkisine fırsat vermeden diyeceğini dedi. İçinde her ne varsa. O bakımdan Türklere hayranlık duyar ve onlar gibi olmaya çok itina gösterirdi. DEVAMI YARIN Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...
Kaynak: Türkiye
07 Temmuz 2026 02:18
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

"Nereden Gelir Nereye Gidersin?"
Doğan Bey "Dur!" sesiyle irkildi. Sağına, soluna baktı. Bir müddetten beri dalmış olmalıydı ki, köpek seslerini ancak fark etti Doğan Bey. "Uyudum mu yoksa?" diye kendi kendine söylendi. "Menzilime gelmişim de, haberim yok…" Dedi. Böyle kendi âleminde, hülyalara dalmış ilerlerken; "Dur!" sesiyle irkildi. - Bak hele! Doğan Bey, biraz düşündü. Korktuğunu sanan adam, daha bir şımardı. Küçümser vaziyette, alaylı alaylı baktı. Cümlesini bitirmeye fırsat vermeden adam, kılıcını olanca hızıyla Doğan'a savurdu. Kamasını çekti, gırtlağına dayadı Doğan Bey...
18 Temmuz 2026 02:35


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

İki Ok, Ortalığı Velveleye Vermeye Kâfi Gelmişti!..
"Bir kasırga gibi esti yiğit Doğan'ım" diye söylendi. "Bize hakaret etti!" "Hancı isteseydi yakalardı!" Hancı, kendisine laf atıldığına aldırmadan Doğan Bey'in ardı sıra baktı bir müddet daha. Kaç defa ima etmiş, her defasında; "Ben sabit duran biri değilim Sarıkız'ın yarı yolda kocasız kalmasına dayanamam" demiş, gülerek geçiştirmişti bu tekliflerini. "Hey koca yiğit! Adam sen… Diğerleri çapulcu!" diyerek odasına doğru yürüdü, etrafındakilerin şamatasına aldırmadan... Acı verir ayrı kalmak. Sanma kolay ayrı kalmak! Hep sabırdır ayrı kalmak. Toprak patika yolda can yoldaşı, Kamer tayının ayak sesleri, Güzel Bursa sokaklarında aşina olduğu ipek örme tezgâhlarının çıkardığı ahenkli, "tikitak"larını hatırlatıyordu ona. Doğan Bey, zifiri karanlığın içinde, ha bu avucu gibi bildiği yerlerden, tepeler aşarak, dereler geçerek at koşturdu durdu.
17 Temmuz 2026 02:26

Doğan Bey Dizginleri Çekince Sakinleşmişti Küheylan...
Hancının dizginlerini tuttuğu atını görünce, istemeye istemeye altüst olmuş iç âleminden kopup keyiflendi Doğan Bey. - Hey be yavrum! Sahibini yanında görünce, eşindi. Sevgi reveransları yaptı. Uzaktan sefer hazırlıklarını gören Sarıkız, odasına girdi. Ter içinde, nefes nefese geldiğinde, bir babasına, bir de Doğan'a, baktı dik dik. Sevdiğiniz şeyler var Doğan Bey! Heybesine yerleştirirken, Sarıkız da koşarak uzaklaştı. - Ben de, Sarıkız demeyeceğim bundan sonra. "Delikız," evet "Delikız!" Diyen hancı, kızının hâline katıla katıla güldü, bir müddet. Doğan Bey de gülümsedi elinde olmadan. Canını Canana satmakmış aşk. Buraya gelirken başka iki atın da yola çıkacak şekilde hazırlanmış olduğunu gördü Doğan Bey. "Onlar herhâlde yeni gelen misafirlerin olmalı" diye düşündü. Kendini düşüren sarhoşu yanı başlarında görünce de; "Ben şimdi sana gösteririm pis hınzır!" dedi, dişlerini sıktı. Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...
16 Temmuz 2026 02:15

"Çıkarken Kapıyı Örtersen Makbule Geçer Bacım..."
Sarıkız'ın keyfi kaçmıştı. Doğan Bey "bacım" kelimesinin üstüne öyle basıyordu ki, bütün ümitlerini yıkıp götürüyordu bu kelime... Doğan Bey, kendine karşı masum aşk hisleri besleyen, bu muhabbet ve hürmet gördüğü ailenin biricik kızını kırmak istemiyor, her şeyi açıkça konuşamıyordu da... Eşyalarını toplarken bir taraftan da onun çocukluk hatıralarına döndü. Kolu, kanadı kırılmış olarak odayı terk eden Sarıkız'ın ardı sıra bakan Doğan Bey'in kulaklarında, hocası Emîr Sultan hazretlerinin müşfik sesi, azgın nefsini dizginliyor, gönlüne huzur veriyordu. "Bir kimse kusur günah işlediği zaman utanmıyorsa, yaşlandığı zaman pişmanlık duyup kötü işlerinden vazgeçmiyorsa ve tenha bir yerde olduğu zaman Allahü teâlâdan korkmuyorsa bilsin ki onda hayır yoktur. Bahçıvan, bir gül yetiştirmek için, bin dikene su verir..." Gülüyordu Doğan Bey. "Hey gidi günler hey!.. Mübarek efendim biz aciz, zavallı talebelerini her yerde, her şartlarda, ne olursa olsun hiç unutmuyorlar. Yâ Rabbi, onları incitmekten beni muhafaza buyur. Onların muhabbetini kalbimde o kadar çok eyle ki, başka sevgilere yer kalmasın" daha devam edecekti ki, hancının; - Bey'im, her şey hazır!.. "Ne kadar dalmışım?" diye düşündü. "Fakat ne tatlı, ne hoş, ne ruhani bir yorgunluk bu yâ Rabbî! Mübarek bir dava uğruna yola düşmek, ter dökmek, düşüp, kalkmak, uykusuz kalmak ve icap ederse bu can emanetini vermek ne güzel şey" dedi içinden. Hangisi olsa da umurunda değildi. O korkulan an, nasıl olsa bir gün kapıyı çalacaktı.
15 Temmuz 2026 02:26

Sarıkız'ın Kalbi Duracak Gibi Oldu, Elleri Terledi...
Bir elinde ayran testisi, diğer elinde kocaman bir bardak gülümsedi. Emîr Sultan hazretlerinin bu içten dilek, temenni ve duâsına oradakiler de hep birlikte; "Âmin!" dedi inanarak, aşkla, şevkle ve bütün samimiyetleriyle. *** Doğan Bey yeni bir sefere çıkmak üzere son hazırlıklarını yapıyordu. Ne olur, ne olmaz diye kılıcını yakınına, elinin altına aldı. Yüzü kızararak Doğan'a baktı. Doğan Bey, kendilerine çok şey borçlu olduğu bu insanların kırılmamasına, incinmemesine çok dikkat ederdi. Doğan Bey, ayranı içerken Sarıkız yatağın kenarına ilişti. "Acaba benden ne istiyor olabilirdi?" diye içinden geçirdi. "Belki de ben anlayamıyorum" diye düşünüyor, dikkatli olmaya çalışıyordu. Bu Doğan denilen adam aklını başından alıyordu. DEVAMI YARIN Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...
14 Temmuz 2026 02:17

Emîr Sultan, Sarsılmaz Bir Kaya Gibi Dimdik Duruyordu...
Süleyman Çelebi, misafirlerin bulunduğu odaya geçti. Matlube Hanım, gece yarısından beri ilk defa rahat bir nefes almıştı. Derinden bir "oh" çekti. Matlube Hanım "Yâ Rabbi, sevdiklerini başımızdan eksik eyleme. Sevginle, sevdiklerinin sevgisiyle ve sevgine ve sevdiklerinin sevgisine kavuşturacak amellerin sevgisiyle bizleri dopdolu eyle! Ey, merhametliler merhametlisi!" Diye öyle içten bir duâ etti ki, gözleri yaşardı. Cübbesini sırtına geçirdi. "Şunu çok iyi bilmek lazım; 'Doğru itikad' Allahü teâlânın beğendiği, razı olduğu paha biçilmez bir cevherdir. Cenâb-ı Mevlâ, bu kıymetli mücevheri sevmediği, beğenmediği, razı olmadığı hiçbir kuluna nasip etmez. Böyle bir servete sahip olan, başka hiçbir şeyi olmazsa da dünyanın en zengin, en nasipli, en bahtiyar insanıdır. Paha biçilmez değerlere sahip Allah'ın kuluna, kâinatın bütün kötülüklerini, azaplarını, yaşatsalar, o sahip olduğu kıymetli yanında hiç kalır. Her şeyimizi alsalar, yalnız doğru itikad bizde kalsa yeter, artar bile. O nimetin kıymetini hiçbir şey karşılayamaz. Şükrünü, ne yaparsak yapalım yerine getiremeyiz. Çünkü biri geçici, diğeri ebedî kalıcı. Bugün, yarın bitecekle, hiç sonu gelmeyecek kıyas edilir mi?" Diyen Emîr Sultan, oradakilere bakarak biraz düşündü. Elbette, Allah için yanmak lazımdı. Üzülmek Allahü teâlânın bir lütfu, ihsanıydı. Kızgın sac üzerine düşen her yağmur tanesi nasıl "cıs" diyerek harareti söndürüyorsa, gözden gelen her damla da iç yanıklığını öyle söndürüyordu.
13 Temmuz 2026 02:23

Kalbi Küt Küt Atıyor, Başı Çatlayacak Gibi Ağrıyordu
Horultularla kendine geldi. Tuzak ile kızak, bir olmaz elbet! Kendi kendine; "Ölüyor muyum ne?" Dedi, inledi. Derinden gelen acayip, ne olduğu anlaşılmayan sesleri Matlube Hanım, tâ mutfaktan işitti, koştu. - Efendim kendine gel! Süleyman Çelebi, titriyordu. Kapı aralığından Emîr Sultan ve birkaç saraylı arkadaşını görünce kapıyı açtı. Matlube Hanım, pek genç yaşta Süleyman Çelebi'yle evlenmiş, mümtaz bir hanımcağızdı. DEVAMI YARIN Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...
12 Temmuz 2026 02:35

"Biz Sana Güveniyoruz Dostum"
"Bu cahil insanlar bizim kıymetimizi bilemezler! Bilmeyecekler de! Ama tarih gösterecek her şeyi." Aşır, fazla övünmesine fırsat vermeden lafa girdi. Erkara, Aşır'ın açıklamalarından cesaret almıştı. Sararmış otlara uzattığı ayaklarını karnına doğru çekti. Diyen Palabıyık da Erkara'ya yanında olduğunun işaretini verdi. Bu kadar yorgunluğa ve sıkıntıya rağmen yol ve dava arkadaşlarının desteğinin tam olduğundan iyice emin olan Erkara, dizlerinin üzerine dikildi. Sol elinin işaret parmağıyla Bursa'yı gösterip, yumruk yaptığı sağ elini göğsüne vurarak; - Bu cahil insanlar bizim kıymetimizi bilemezler! Palabıyık, Erkara'ya, Vâiz efendilerle nasıl tanıştığını, nasıl samimiyet kurduğunu, onlardan ne şekilde istifade ettiğini sordu. Biraz nazlandığını hissedince de; - İstemiyorsan anlatma. - Rica ederim dostum. Toprak zeminde uzun zaman kalmasından uyuşan ayaklarını, yüzünü buruştura buruştura birkaç kere çekti uzattı Erkara. İçindekilerden her ikisine de verdi. Bir miktar içine çekti…
11 Temmuz 2026 02:23

Orası, İnsanların Uğramadığı Vahşi Tabiat Parçasıydı...
"Olamaz!" diyerek, Doğan Bey'in arkasından kendi kendine şaşkınca mırıldandı. Doğan Bey, başı önde merdivenlerden çıkarken Sarıkız, ona edalı ve hoş bir ifadeyle hayran hayran bakıyordu. *** Erkara, Aşır ve Palabıyık, Kripto ve arkadaşlarını Karahan'a kadar getirip kapı önünde bırakmış, kimseciklere görünmeden de geri dönüyorlardı. Aşırı yorgunluklarını biraz gidermek ve hayvanların karnını doyurmak için bir göze yakınında durdu, yanlarında getirdikleri yiyecekleri çıkarıp münasip bir yere koydular. Sağ elini bir tarafa, sol elini öbür köşeye, dizlerini de, yarısı suyun içinde, yarısı dışında olan taşların üzerine koydu. Ağzını kabarcıkların üzerine dayayarak kana kana içti. Suyun akarına doğru kötü bir şey varmış gibi tiksinerek tükürdü. - Anladığım kadarıyla seni istikbalin veziri olarak görüyor ve öyle de düşünüyorlardı, dedi Palabıyık. - Saraya yakın olmasaydım. Fakat ben olmasaydım.
10 Temmuz 2026 02:08

Saçlarının Renginden Dolayı Ona "Sarıkız" Diyorlardı...
Narin ayaklarını, yünden örülmüş kendinden desenli çoraplarla örten güzel kız, daha önce başladığı örgüsüyle meşgul olmaya başladı. Beyaz, işlemeli, biri nemlendirilmiş, diğerleri kuru bırakılmış pamuk peçeteleri, masanın münasip yerine yavaşça koyarak müsaade istedi Sarıkız. Hanın karşı köşesinde eğlenen Kripto ve adamlarının önünden geçerken kızıl fırça bıyıklı, sırmalı elbisesinin üzerine demir, çelik zırhlar giymiş iri bir adam, önüne geçti. Kişi sevdikleriyle, elbet beraber olur. Yol yorgunluğundan, Osmanlı baskını korkusundan biraz uzaklaştıklarını hissetmelerinden mi ne uykuları gelmişti. Bulunduğu yerden Doğan Bey'i rahat bir şekilde görebiliyordu. Doğan Bey ise kendi hâlinde yemeğini yemekteydi. Pis pis sırıtarak, çakırkeyif, küstah, tepeden bakan bir edayla; - Mahzuru yoktur değil mi?!.. Bir cevap veya tepki beklemeden de üzüm tanelerini ağzına atmaya başladı. DEVAMI YARIN Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...
09 Temmuz 2026 02:18

İşte, Hayallerini Süsleyen Delikanlı Karşısındaydı...
Hancının dünyalar güzeli kızı, ocakta kızarmakta olan bir tepsi böreği vakit kaybetmeden sıcak sıcak masaya taşıdı... Örnek aldıklarının başında gelenlerinden biri de Doğan Bey'di. Büyük muhabbetinden dolayı, çevre illerde; "Karahan'ın sahibi sünnetli, Muhammedî olmuş…" söylentileri, başını almış gidiyordu. Bu yakıştırmayı ilk duyduğunda çok şaşırmıştı. Yalnız Doğan Bey, kitaplar getirmiş vermiş, temel esasları öğrenmesine yardımcı olmuştu. İç ve dış bütün duvarları kesme kara taşlardan yapılmış olduğundan dolayı olsa gerek "Karahan" adıyla meşhur olmuştu. Masanın her iki tarafında bulunan uzun oturakların birine Doğan Bey, diğerine de Hancı oturdu. Babasının orada olmasından dolayı da rahat hareket edemiyor, iyice utanıyordu. Doğan Bey, mahcubiyetini gidermek ve rahatlatmak için; - Eline sağlık.
08 Temmuz 2026 02:29

"Burasını Babalarının Çiftliği Mi Sanıyorlar? Bu Ne Cüret!.."
Kahvaltısını ve bugünkü yapacağı istirahatini unuttu Doğan Bey. Bir önceki seferinde getirdiği Bursa işi kılıç da duvardaydı. Saçı, sakalı alaca beyaz, yüzü güneş yanığı kırmızımsıydı. Karşısında Doğan Bey'i görünce bir kahkaha patlattı. - Dostum bırak laf atmayı da, işim çok. Siz gençler her şeyin adını "hiç" koydunuz. Hancı, Doğan Bey'in has adamlarındandı. Onu çok sever, her şeyi açıkça konuşur, zaman zaman dertleşirlerdi. Hanın alt katlarından gelen şen şakrak kahkahalara kulak kabarttı Doğan Bey. - Sorma yiğidim! Doğan Bey, hızla hancıyı ayağa kaldırdı. Doğan Bey; "Acayip insanlar!" diye dudaklarını büktü. Canının sıkıldığını hancı da gördü. DEVAMI YARIN Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...
06 Temmuz 2026 02:22