Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Silivri'den Gelen Mektup
Yaklaşık 6 aydır Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan iş insanı Murat Osman Özdemir'in bana gönderdiği mektup, dün Diriliş Postası'nda manşetlere taşınmış, haberimiz kısa sürede tüm ulusal basında kaynak gösterilerek yayınlanmıştı. Murat Osman Özdemir'i çok uzun yıllardır tanırım. Hatta birçok kişinin onu Ebru Gündeş ile yaptığı evlilikle tanımasından çok daha öncesine dayanan bir dostluğumuz vardır. Cezaevi süreci boyunca zaman zaman mektuplaştık. Ayrıca kendisine, "Köşemde seni yazmak istiyorum. Cezaevi sürecinle ilgili kamuoyuna ne söylemek istersin?" diye sordum. Bilindiği gibi kamuoyu Murat Osman Özdemir'i daha çok sanatçı Ebru Gündeş'in eski eşi olarak tanıdı. Taraflar 1,5 yıl süren evliliklerini karşılıklı anlaşarak sonlandırdı. Daha sonra iş insanı Özdemir hakkında ortaya atılan çeşitli iddialar nedeniyle başlayan hukuki süreç sonucunda tutuklandı ve Silivri Cezaevi'ne gönderildi. "Öncelikle Silivri Cezaevi'nden selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum. Bir soruşturma kapsamında yaklaşık 6 aydır tutuklu bulunmaktayım. Ben de gazetecilik sorumluluğum gereği Murat Osman Özdemir'in cezaevinden gönderdiği bu açıklamayı sizlere ulaştırmış oldum.
07 Temmuz 2026 00:05

'Iş Az' Denilerek Yarım Maaşla Zorunlu İzne Çıkarılabilir Miyiz?
Çalıştığınız iş yerinin sizleri 25 gün izne çıkarması ancak bu durumu işçilerin kabul etmesi ile yasal olarak olanaklı olabilmektedir. İş Kanunu'nun 22. maddesinin ilk cümlesinde de bu husus açıkça düzenlenmektedir: "İşveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da iş yeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir." Çalışma koşullarında 'esaslı değişiklik' ise, Yargıtay kararları doğrultusunda, işçinin aleyhine olan değişiklikler olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla İş Kanunu'nun 22. madde kapsamında çalışma koşullarında esaslı değişiklik olacaktır ve işçinin yazılı onayı olmadan böyle bir değişiklik yapılması da işçiyi bağlamamaktadır. Ayrıca, sizi 25 gün izne çıkarması uygulamada iş sözleşmesinin askıya alınması olarak ele alınmaktadır ve İş Kanunu'nda mevsimlik ve kampanya ile çağrı usulü çalışma uygulanan işler dışında iş sözleşmesinin askıya alınması haline yer verilmemiştir. İş Kanunu'nda ücretsiz izin uygulaması sadece Kanun'un 'Analık halinde çalışma ve süt izni başlıklı' 74. maddesinde "İsteği halinde kadın işçiye, 16 haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde 18 haftalık süreden sonra altı aya kadar ücretsiz izin verilir..." şeklinde düzenlenmiştir. Yazılı şekle uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı iş günü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen esaslı değişiklikler de işçiyi bağlamayacağı gibi, ayrıca, işçinin isteği dışında, ücretsiz izin uygulanması da işin niteliğinden veya yukarıda belirttiğimiz gibi yasadan kaynaklanmıyorsa iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiği kabul edilmektedir.
07 Temmuz 2026 00:05


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Gitti İzmir, Geldi Uşak!
Geçtiğimiz aylarda (şu sıralar tutuklu yargılanan) Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın kardeşi Mustafa Yalım'ın yöneticisi olduğu takımda Teknik Direktör Ergün Penbe'ye fiziksel şiddet uygulama vakasıyla gündeme gelen Uşakspor'da çalkantılı günler (şimdilik) geride kalmışa benziyor. 2025'te yaşanan bu bayrak tesliminin ardından kulüp sezona çok iyi başlamış ancak kısa süre sonra iddialara göre Mustafa Yalım'ın kulüp içinde yürüttüğü yönetim faaliyetleri nedeniyle baş gösteren huzursuzluklar en nihayetinde teknik direktörün darbedilerek adeta istifaya zorlanmasına kadar ulaşmıştı. O süreci ben de bu satırlarda, 10 Şubat 2026 tarihinde "Uşakspor'da isim sorunsalı" başlıklı yazımda detaylı olarak ele almıştım. Uşakspor artık el değiştirdi.
07 Temmuz 2026 00:05

Yeni Dünyanın Merkezi Türkiye Kimleri Korkutuyor
Nato 3.0 hedefi ile yeni rotasını Türkiye'de, ülkemiz liderliğinde çizme iradesinde. Öncelikle Hollanda Genelkurmay Başkanı Onno Eichelshe'in dün yaptığı açıklamada, ABD'nin bazı askeri kabiliyetlerini geri çekmesiyle Türkiye'nin NATO içindeki rolünün daha da artacağını belirterek, Türk savunma sanayisinin ulaştığı kabiliyet seviyesinden etkilendiği ve bu alanda iki ülke arasında güçlü bir iş birliği potansiyeli gördüğü beyanatı çok şey anlatıyor. Kuantum teknolojilerine yönelik SSB tarafından 2020 yılında oluşturulan yol haritası doğrultusunda 4 ARGE projesi hızla tamamlanıyor. Türkiye Dünya'nın sayılı savunma üslerinden biri oluyor. CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, Financial Times'a verdiği mülakatta, ülkemiz ve cumhurbaşkanımızı kötüleyip, uluslararası arenaya şikayet ediyor. Yeni Türkiye'nin en önemli mimarlarından Adalet Bakanı Akın Gürlek'î yalan, tehdit, hakaret ve iftiralarla hedefe almasının altında, kendisine zımnen ya da doğrudan verilen bir dış talimatın olduğu ortada. Ve o güçlerin Türkiye'deki seslerinin kim olduğunu artık biliyoruz.
07 Temmuz 2026 00:05

Nato Zirvesi
7-8 Temmuz'da düzenlenecek NATO Zirvesi, liderlerin bir araya geldiği diplomatik bir masanın çok daha fazlasını ifade ediyor. Uzun yıllar boyunca Türkiye'nin NATO için önemi daha çok coğrafi konumuyla açıklandı. Öte yandan NATO da Türkiye açısından hâlâ vazgeçilmez. Her ne kadar zaman zaman S-400 krizi, savunma sanayi ambargoları ya da siyasi gerilimler nedeniyle ilişkiler sorgulansa da, NATO Türkiye'nin güvenlik mimarisinin temel taşı olmaya devam ediyor. Bugün ne eski NATO ne eski Türkiye var. NATO'nun Türkiye üzerinde çok günahı var. 15 Temmuz'da "müttefiklerimiz kaybetti" itirafı bunlardan sadece biri. Bugün NATO bize muhtaç, NATO bizim kapımızda. NATO düşmanlarımızla işbirliği içinde!
07 Temmuz 2026 00:05

Marjinal Müttefikten Kilit Devlete
Şu anda ABD-Türkiye ilişkilerinde gördüğümüz değişim, sadece tesadüfi bir diplomatik şans değil. Washington yıllarca çevreleme politikası veya Ankara'yı mesafeli tutma politikası izledi. Bugün Türkiye, jeopolitikçilerin "kilit güç" olarak adlandırdığı bir ülke olarak tanınıyor. ABD, Türk teknolojisinin Amerikan iznine ihtiyaç duymadan çatışmaları yeniden şekillendirmesini izledi. Washington'ın 2026'da jet motoru satışlarını yeniden başlatmayı ve potansiyel olarak F-35 savaş uçağı programını canlandırmayı görüşmeye yönelik ani istekliliği bir hediye değil, Türkiye'yi küresel savunma tedarik zincirlerinden dışlamanın aslında Batı'nın kendi savunma üretim kapasitesine zarar verdiğinin bir kabulüdür. Bu benzersiz konum, Türkiye'yi ABD'nin düşmanlarına mesaj iletmek için güvenmesi gereken küresel bir diplomatik merkez haline getiriyor. NATO Zirvesini doğrudan Ankara'ya getirerek, ABD ve müttefikleri, küresel güvenliğin yalnızca Washington ve Brüksel'den yönetilemeyeceğini, Ankara üzerinden doğrudan bir eksen gerektirdiğini kamuoyuna açıkça kabul ediyor.
07 Temmuz 2026 00:05

"Made In Chına" Almanya'yı Neden Zorluyor
Küresel imalat sanayi üretiminin yüzde 40'tan fazlasını elinde bulunduran Çin Halk Cumhuriyeti, Çin Komünist Partisi (ÇKP) tarafından yönetiliyor. Satın alma gücüne göre en büyük aktöre dönüşen Çin 24 saat, 7 gün ve bir yıl boyunca kesintisiz üretim yapabiliyor. Çin'in küresel yatırımları 2,5 trilyon doları aşarken enerji, altyapı ve emlak yatırımları hızla global hale geliyor. Almanya dünyanın en büyük üçüncü ihracatçısı ve 2 trilyon doları aşan ihracatıyla Avrupa'nın en büyük ekonomisi. Fakat hükümetin kırılgan yapısı ve hantal bürokrasi "Made in Germany" damgasını zayıflatıyor. "Made in Germany" markası ise rakibi Çin ile yarışmakta eskisi kadar bu nedenle başarı gösteremiyor.
07 Temmuz 2026 00:05

İş Hukuku Ve Mali Hukuk Kıskacında İkale Sözleşmeleri
Bugünkü yazımda, ikale sözleşmelerinin damga vergisi karşısındaki hukuki konumu, Gelir İdaresi Başkanlığı'nın (GİB) güncel yaklaşımı ve bu uyuşmazlıkların şirketlerin %5'lik "Vergiye Uyumlu Mükellef İndirimi" üzerindeki yıkıcı zincirleme etkileri analitik bir perspektifle incelenmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında (örneğin 10.12.2010 tarihli kararında) açıkça ifade edildiği üzere: "İşçi ve işveren iradelerinin fesih konusunda birleşmesi, bir taraf feshi niteliğinde değildir... Bozma sözleşmesinin şekli, yapılması, kapsam ve geçerliliği Borçlar Kanunu hükümlerine göre saptanacaktır. Buna karşılık iş sözleşmesinin bozma sözleşmesi yoluyla sona erdirilmesi, İş Hukuku'nu yakından ilgilendirdiği için ikalenin yorumunda işçi yararına yorum ilkesi göz önünde bulundurulacaktır." Bu tanım, ikalenin tek taraflı bir fesih olmadığını, sözleşmeyi ortadan kaldıran yeni ve bağımsız bir hukuki işlem (akdi ilişkiyi sonlandırma mukavelesi) olduğunu tescillemektedir. Damga Vergisi Kanunu'na ekli (1) sayılı tabloda verginin konusu, "belli bir parayı ihtiva eden" kağıtlar olarak sınırlandırılmıştır. İkale sözleşmesi kapsamında işçiye ödenen ek tazminatların vergilendirilmesinde doktrinde ve uygulamada üç temel iddia karşı karşıya gelmektedir: A. Verginin Konusuna Girmeme ve İstisna İddiası Gelir Vergisi Kanunu'nun (GVK) 61. maddesinde 7103 sayılı Kanun ile yapılan düzenleme doğrultusunda, ikale sözleşmesi kapsamında ödenen tazminatlar "ücret" niteliğinde kabul edilmiştir. B. "Fesihname" Niteliği ve Binde 1,89 Oranı İddiası Mükelleflerin ve vergi yargısının bir kısmının katıldığı en makul savunma hattı, ikalenin fonksiyonel olarak sözleşmeyi sona erdirme aracı olması sebebiyle bir "fesihname" veya "protokol" olarak kabul edilmesidir. Damga Vergisi Kanunu'na ekli (1) sayılı tablonun "I.Akitlerle ilgili kağıtlar" başlıklı bölümünün A/2 fıkrasında kira mukavelenamelerinin mukavele süresine göre kira bedeli üzerinden nispi; A/5 fıkrasında, fesihnamelerin (belli parayı ihtiva eden bir kağıda taalluk edenler dahil) nispi damga vergisine tabi olduğu belirtilmektedir. Damga Vergisi Kanunu (1) sayılı tablonun "I. Akitlerle İlgili Kağıtlar" bölümü uyarınca belli parayı ihtiva eden fesihnameler binde 1,89 oranında nispi damga vergisine tabidir. C. Mali İdarenin Katı Yaklaşımı: "Yeni Bir Mukavelename" ve Binde 9,48 Oranı Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) taşra teşkilatları ve özelge müdürlükleri (örneğin Gelir Kanunları Diğer Vergiler Grup Müdürlüğü'nün yerleşik muktezaları), uyuşmazlığa tamamen farklı bir boyut kazandırmıştır. Bu kabule göre, Damga Vergisi Kanunu (1) sayılı tablonun I/A-1 fıkrası uyarınca sözleşmedeki toplam tutar üzerinden binde 9,48 oranında nispi damga vergisi hesaplanması zorunludur. Bu indirimden yararlanabilmenin en katı şartlarından biri şudur: "İlgili dönemlere ilişkin olarak beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re'sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması." Eğer bir şirket, ikale sözleşmesindeki damga vergisini idarenin istediği binde 9,48 oranından beyan etmez ve Vergi Denetim Kurulu denetimleri veya vergi dairesi tespitleri sonucunda re'sen/idarece bir damga vergisi tarhiyatına maruz kalırsa, bu durum uyumlu mükellef şartlarının ihlali sayılacaktır. Değişen dijital denetim ikliminde ve 2026 yılı mali disiplin süreçlerinde, ikale risklerinin yönetimi için şu proaktif stratejilerin izlenmesi elzemdir: İhtirazi Kayıtla Beyan ve Dava Yolu: İdarenin cezalı tarhiyat riskinden ve dolayısıyla %5'lik uyumlu mükellef indiriminin kaybından korunmak adına en rasyonel yol; damga vergisinin idarenin öngördüğü binde 9,48 oranı üzerinden ihtirazi kayıtla beyan edilmesi ve eş zamanlı olarak 30 gün içinde vergi mahkemesinde "oran uyuşmazlığı ve fesihname mahiyeti" gerekçesiyle dava açılmasıdır.
07 Temmuz 2026 00:05

Dünya Yeniden Ankara'ya Bakıyor Masadaki Ülke Değil, Masayı Kuran Ülke
Dünya liderleri Ankara'ya geliyor. Çünkü dünya artık eski dünya değil. Afganistan'dan Irak'a, Suriye'den Ukrayna'ya kadar bütün krizler gösterdi ki artık hiçbir küresel denklem Türkiye hesaba katılmadan çözülemiyor. Bir zamanlar sadece "cephe ülkesi" olarak görülen Türkiye, bugün krizlerin çözümünde konuşulan merkez ülkelerden biri haline geldi. 1952'de NATO'ya giren Türkiye'den beklenen rol belliydi: Doğu ile Batı arasındaki sınırı tutmak. Türkiye artık sadece güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten bir ülke. Daha birkaç yıl önce Türkiye'ye parmak sallamayı alışkanlık haline getirenlerin bugün Ankara'da aynı masaya oturması tarihin ironisidir. Ama büyük fotoğrafa bakıldığında görünen gerçek şu: Dünyanın ağırlık merkezi değişirken Türkiye artık kenarda bekleyen ülke değil. Bu, Washington'un da Ankara gerçeğini kabul ettiği yeni dönemin göstergesidir. Ve belki de Ankara'daki zirvenin en önemli mesajı bu: Yeni dünya düzeni kurulurken Türkiye artık kapının dışında beklemiyor. Ve bütün bunların üzerinde "devlet tecrübesi" başlığıyla Abdullah Gül ismi… Kâğıt üzerinde bakıldığında bazı çevreler açısından cazip görünen bir tablo. 1950'de Demokrat Parti'yi iktidara taşıyan şey sadece CHP karşıtlığı değildi. 1983'te Turgut Özal'ı yükselten şey sadece dört eğilimi birleştirme iddiası değildi. 2002'de AK Parti'nin çıkışı da sadece eski partilerin dağılmasıyla açıklanamaz. Ankara'daki bazı çevreler Abdullah Gül isminin "makuliyet, diplomasi ve devlet tecrübesi" başlıklarıyla merkez seçmene hitap edebileceğini düşünüyor. Aynı zamanda Türkiye'nin son 10 yıldaki büyük siyasi kırılmalarında aldığı pozisyonlar ya da almadığı pozisyonlarla da değerlendiriliyor. Özellikle dış politika çizgisi, Batı başkentleriyle kurduğu ilişkiler ve İngiltere çevreleriyle yakın temasları nedeniyle Gül ismi bazı kesimlerde "diplomatik tecrübe" olarak görülürken, başka kesimlerde "Batı destekli restorasyon arayışı" eleştirilerinin merkezinde duruyor.
07 Temmuz 2026 00:05

Batı Kendi Kurduğu Fetö Örgütü Üyelerini Şimdi De Teslim Etmiyor
Son yıllarda FETÖ konusunda devletin güvenlik tezlerini sorgulayan, örgüte yönelik yargı süreçlerini bütünüyle itibarsızlaştırmaya çalışan veya örgüt mensuplarına ilişkin uluslararası platformlarda dile getirilen savunma argümanlarıyla benzer söylemler kullanan bazı siyasi ve medya çevreleri, farkında olarak ya da olmayarak Batı'nın elini güçlendiren bir tablo ortaya koymaktadır. Nitekim yabancı başkentler, Türkiye içinde dahi FETÖ konusunda ortak bir siyasi duruşun bulunmadığını gördükçe, iade taleplerini reddetmenin diplomatik maliyetinin sınırlı kalacağını hesaplıyor olabilir. Ankara'nın güvenlik kaygılarının içeride dahi tartışmalı gösterilmesi, dışarıdaki karar vericilere "Türkiye'nin kendi içinde bile uzlaşamadığı bir konuda neden biz risk alalım?" düşüncesini telkin ediyor olabilir. Onlar, Türkiye'de oluşan siyasi tartışmaları da dikkatle izliyor, kendi politikalarını bu tabloya göre şekillendiriyor olabilir.
07 Temmuz 2026 00:05