
Son olarak iş insanı Saadettin Saran ve televizyon sunucusu Ela Rümeysa Cebeci hakkında hazırlanan iddianamede, her iki isim için de "uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama" suçlamasıyla 10 yıldan az olmamak üzere hapis cezası talep edildi. Elbette hukuk devletinde hiç kimse mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilemez. Ancak ortada toplumun üzerinde düşünmesi gereken başka bir gerçek var. Özellikle sosyal medyanın etkisiyle şöhretin adeta kutsandığı bir dönemde, gençlere verilen mesajların ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Toplumun sorgulaması gereken konu tam da budur. Bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru şudur: Çünkü bir toplumun geleceğini belirleyen şey, yalnızca ekonomik gücü değil; örnek aldığı değerlerdir.
Kaynak: Diriliş Postası
13 Temmuz 2026 06:55
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Pişmanlık Açıklamaları Gerçeği Değiştirir Mi?
Günlerdir Türkiye, Ahbap Derneği hakkında ortaya atılan iddiaları konuşuyor. Asıl sorulması gereken soru ise çok başka. 6 Şubat depremlerinin ardından Türkiye tarihinin en büyük felaketlerinden biri yaşandı. Devlet kurumlarını eleştirenler, Kızılay'ı hedef alanlar, insanları Ahbap'a bağış yapmaya çağıranlar ekranlardan ve sosyal medyadan eksik olmadı. Bugün ise aynı isimlerin büyük bölümü ya sessiz ya da "Ben de kandırıldım" demeye başladı. Bugün ise "Devletin resmi kurumları dışında hareket etmemenin önemini görmüş olduk" diyor. Gülben Ergen yıllar önce "Haluk Levent'e bu ülke laf söyletmez.Kendini korumaya ve savunmaya ihtiyacı olmayacak kadar iyilik peşinde bir adam ve koca bir Anadolu yüreği taşır" diyordu. Bugün ise "Ben de güvendim, ben de hayal kırıklığı yaşıyorum" açıklaması yapıyor. Çünkü mesele sadece sanatçılar değil. Bağış çağrıları yapanlar... Devlet kurumlarını hedef alanlar...
17 Temmuz 2026 00:05

"Dilimi Eşek Arısı Soksaydı" Demek Yeterli Mi?
Öncelikle Eda Ece'nin açıklamasına olduğu gibi bir bakalım: "Herkese merhaba, hakkımda çıkan yorumlara cevap vermem gerekiyor. 2 gündür söylenenler doğru değil tam tersine, hayatımda hiçbir zaman Ahbap derneğine bağışta bulunmadım. Hiçbir organizasyonlarında yer almadım. Bağış topladıklarında yardım etmedim. Hiçbir paylaşımda halkı bağış yapmaya yönlendirmedim. Çünkü çok yakınım olan bir arkadaşım kendisinin başına geleni, yıllar öncesine dayanan şahsi olarak yaşadığı bir dolandırıcılığı ve ona yapılan terbiyesizliği bana söylemişti ve bu nedenle hiçbir zaman tam olarak güvenemedim, sevemedim. Uzak durdum. Kimse de bana gel demedi zaten. Ama insanlar değişebilir inancıyla karalayacak bir cümle de sarf etmedim. Amaç çok anlamlıydı ama şahsen katılmadım. Bu konuları zaten adalet inceliyor, umarım doğru değildir, çok üzücü. Söylediklerim yanlış anlaşılmasın. Oraya yardım aracılığı için katılan meslektaşlarımın iyi niyetle gittiğinden ve olanlardan rahatsızlık duyduğundan eminim. Zaten aksi olamaz. Bir tek devletimiz çağırdığı için ATV bağış yayınına katıldım. Ben ve arkadaşlarım, o dönemki dizi ekibimiz bizzat kendimizin aldığı şeyleri bizzat kendimiz götürdük. Hiçbir aracı kurum ya da kuruluşla hiçbir hareket yapmadık. Kendimiz gittik, kendimiz dertlere ortak olmak istedik. Kendimiz ziyaret ettik. Hastaneleri gezdik, ne ihtiyaç varsa karşılamaya çalıştık. Canla başla ne varsa halkla beraber el ele yaptık. Hiçbir aracı kurum yoktu. Böyle olmasını istedik. Bizi izleyen seven insanların yanında olmak istedik. O dönemde yaşadığım üzüntüyü hiç unutmadım. Bir ara o kadar kendimi kaptırmıştım ki 'sen artık git' dediler. Şevval'in bana psikolojik destek al dediğini hatırlıyorum. Gece uyuyamıyordum. Kendimi parçaladım. Yine olsa yine yaparım. Lafını etmişim gibi algılandı. Ben tam tersine hiçbirini paylaşmadım. Hiçbir gittiğimiz yere basın çağırmadık. Aklımıza bile gelmedi. Biz öyle bir ekip değildik. Orada başka dernekler vardı elbet ama biz kendimiz gittik. Ta ki hayatımın hatasını yapana kadar... Şubattan hazirana kadar bu kabusu yaşadıktan sonra, şubat kapağıyla yılın yıldızı ödülü bana verilince, biz kapak çekimini bırakıp yardıma koştuğumuz için insanlığımdan dolayı o ödülü bana verdiklerini düşündüğüm için bu konu açıldı. Yoksa ne alakası var, neden bu konuyu açayım? O güne döndüm. Konuşmama benim tekrar makyaj yapıp bir elbise giyip çıkmam imkansızdı. Ağır bir depresyona girmiştim. Çünkü ben empatiden çok acı çeken bir insanım, bunu beni tanıyanlar bilir. Ama beni buraya davet edip tekrar hayata karışmamı sağladığınız için teşekkür ederim, sayenizde tekrar hayata karıştım deyip yaşadığım acıyı anlatmaya başladım. Konuşmamın sonunda o kadar ağır hissettim ki bir espri yapma gereği duydum. Çünkü ben üzüldüğümde, bir acı yaşadığımda bunu gülerek atlatıyorum. Otomatik çıkıyor ağzımdan. Acılarla böyle baş ediyorum. O an bir espri yaptım. Keşke yapmasaydım. Ve sadece o cümlem paylaşıldı. Dilimi eşek arısı soksaydı. O kadar üzüldüm, o kadar pişman oldum ki böyle bir şey söylememeliydim. Haksızlık ettim. O yüzden bu kadar senedir bana yazılan bütün hakaretleri, çocuğuma kadar edilen küfürleri sadece üzüntüyle okudum. Yıllardır ses çıkaramadım. Bir tek özür diledim, onu da kimse duymadı. Hatamı bildiğim için bana köşesinde resmi bir dev gazetede küfür yazan gazetecilere bile cevap veremedim. İçime attım. Utandım. Beni yerden yere vurmalarını izledim. Tam da peşinden hamile kaldım. Hamileyken de bu kabus devam etti. Çocuğum iki yaşına geldi, hiç bitmedi bu linç. Ama hatalı bendim. Özür diliyorum. Daha önce de diledim, yine diliyorum. Başta depremzede vatandaşlardan ve kırdığım herkesten, devletimizden, oy haklarına karışmak benim haddime değildi. Gerçekten utanç içindeyim. Keşke o şakayı yapmasaydım. Haksızlık ettim. Yürekten özür diliyorum. Herkesi çok seviyorum. Bu ülke için hepimiz canımızı verecek insanlarız. Ayrımcı bir dil kullanmak benim gibi herkesi seven birinin yapacağı iş değildi. Bana yakışmadı. Tekrar özür diliyorum. Ömrümde ne kimsenin kötülüğünü istedim ne bir kimse hakkında kötü söz söyledim. Benim işlerimi izleyip beni sever ya da sevmezsiniz ama yeryüzündeki kimseye zarar verecek yapıda bir insan gerçekten değilim. Benden kötülük kimse göremez. Aklıma iyilikten başka bir şey gelmez. Yüreğim böyle değil. Hamurum böyle kötücül değil. Beni tanıyanların bunu bildiğini biliyorum. Tekrar özür diliyorum. Beni linçlemeyen, beni tanıyan, seven, beni savunmak zorunda hisseden insanlardan da özür diliyorum. Benimle beraber onlara bu stresi yaşattığım için onlardan da özür diliyorum. Lütfen beni affedin. Bir daha böyle bir hadsizlik yapmayacağım. Çünkü ben bu değilim. Hoşça kalın." Evet, Eda Ece'nin açıklaması bu şekilde... Bir yanda "hata yaptım" diyen bir oyuncu, diğer yanda yıllardır süren bir tartışma... Özellikle "oy haklarına karışmak benim haddime değildi" cümlesi, aslında tartışmanın özünü oluşturuyor. Sonuç olarak Eda Ece özür diledi.
16 Temmuz 2026 00:05

Yarım Ekmek Arası Döner 3 Bin Tl! Bu Ticaret Değil, Düpedüz Fırsatçılık
İstanbul'un gözbebeği Kapalıçarşı'da yarım ekmek arası dönerin 3 bin TL'ye satılması, sadece bir fiyat skandalı değil, aynı zamanda Türkiye'nin turizm imajına vurulan büyük bir darbedir. Kapalıçarşı'daki bu olay da maalesef onlardan biri. Bazıları buna "serbest piyasa" diyebilir. Bunun adı fırsatçılıktır. Bugün Türkiye'nin herhangi bir kasabına gidin. En kaliteli eti almaya kalksanız kilosu ortalama 1.200 TL civarında. Ekmek arasına koyulan et miktarı ise yaklaşık 100 gram. Turizm sektörü fırsatçılıkla değil, güvenle ayakta kalır. Üç kişilik bir aile sıradan bir restorana girdiğinde önüne gelen hesap çoğu zaman 10 bin ila 15 bin TL arasında değişiyor. Yarım ekmek arası döner 3 bin TL... Bu fiyatı gören vatandaşın aklına lezzet değil, fırsatçılık geliyor.
15 Temmuz 2026 00:05

Yardım Parasına Uzanan El, Milletin Vicdanına Uzanmış Demektir
Çünkü yardım parası sıradan bir para değildir. Bugün kamuoyunun gündeminde Ahbap Derneği ve derneğin kurucusu Haluk Levent hakkında yürütülen soruşturma bulunuyor. Soruşturma kapsamında Haluk Levent'in de aralarında bulunduğu çok sayıda şüpheli hakkında gözaltı işlemi uygulanırken, savcılık tarafından kamuoyuna yansıyan bilgilerde dikkat çeken rakamlar bulunuyor. İddialara göre Ahbap Derneği hesaplarından yaklaşık 120 milyon liralık para hareketi bazı şahsi hesaplar üzerinden gerçekleştirildi. Yine soruşturma dosyasında, dernek kurucularından birine ait olduğu belirtilen hesaplar üzerinden 2020-2026 yılları arasında toplam 990 milyon liralık yasal bahis oynandığı ve bu işlemler sonucunda yaklaşık 390 milyon lira zarar oluştuğu öne sürülüyor. Soruşturma kapsamında dernek adı ve bağış vaadi kullanılarak bazı gayrimenkul işlemlerinin gerçekleştirildiği, bu işlemler sonucunda yaklaşık 60 milyon dolarlık mağduriyet oluştuğu iddiası da dosyada yer alıyor. Çünkü mesele artık yalnızca Haluk Levent meselesi değildir. 6 Şubat depremlerinde insanlar gözyaşları içinde bağış yaptı. Yardım parası üzerinde oluşan en küçük şaibe bile yalnızca bir kuruma zarar vermez. Bir yardım kuruluşunun kasasından eksilen para belki yerine konabilir. Çünkü yardım parası kutsaldır.
14 Temmuz 2026 00:05

Tatlıses Ailesinde Fırtına Dinmiyor!
İbrahim Tatlıses'in Ankara'da tedavi gördüğü hastanede ziyaretçisinin olmadığı yönündeki iddialar gündemdeki yerini korurken, aile içindeki gerilim her geçen gün daha da büyüyor. Dün oğlu Ahmet Tatlıses'in yaptığı açıklamalar konuşulurken, bugün de kardeşi Hüseyin Tatlı'nın sosyal medyaya yansıyan sözleri magazin dünyasında büyük yankı uyandırdı. Hüseyin Tatlı'nın ağabeyi İbrahim Tatlıses'e yönelik kullandığı sert ifadeler adeta gündeme bomba gibi düştü. "Benim psikolojimi bozdun, hayatımı bitirdin. Çoluk çocuğumdan ayrı kaldım senin yüzünden. Bende anlatılacak çok şey var. İnsanların bilmediği o kadar çok şey var ki..." diyerek yılların birikmiş öfkesini gözler önüne serdi. Tatlıses ailesini yıllardır yakından tanıyan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim; İbrahim Tatlıses'in ailesi, onun var olduğu günden bu yana saygıda ve hürmette hiçbir zaman kusur etmedi. İbrahim Tatlıses'in özellikle büyük oğlu Ahmet Tatlı ile yaşadığı sorunlar uzun yıllardır biliniyor. İbrahim Tatlıses'in mirasıyla ilgili yaptığı açıklamalar, "Mal varlığımı aileme değil devlete bırakacağım" sözleri ve ardından Ahmet Tatlıses hakkında kullandığı ağır ifadeler aile içinde yeni bir kırılma yarattı. Ancak bugün görünen o ki aile fertlerinin önemli bir bölümü İbrahim Tatlıses'e karşı mesafeli bir duruş sergiliyor. Ankara'da tedavisi devam eden İbrahim Tatlıses'in etrafındaki yalnızlık görüntüsü de tam olarak bu nedenle dikkat çekiyor.
12 Temmuz 2026 00:05

Şöhretin Gölgesinde Kalan Gerçekler
İbrahim Tatlıses denildiğinde akla ilk gelen şey şüphesiz başarı hikâyesidir. Son dönemde yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle yeniden gündeme gelen İbrahim Tatlıses, bir yandan tedavi sürecini sürdürürken diğer yandan aile içindeki kırgınlıklarla da konuşulmaya devam ediyor. Özellikle oğlu Ahmet Tatlıses'in yaptığı son açıklamalar, yıllardır süren baba-oğul ilişkisinin yeniden tartışılmasına neden oldu. Aslında bu hikâyeyi yıllardır takip edenler için yaşananlar çok da sürpriz değil. Çünkü İbrahim Tatlıses ile Ahmet Tatlıses arasındaki inişli çıkışlı ilişki uzun yıllardır kamuoyunun gözü önünde yaşanıyor. Zaman zaman sert açıklamalar, zaman zaman küslükler ve zaman zaman da barışma girişimleri gördük. Ne kadar kırgınlık yaşanırsa yaşansın, ne kadar sert sözler söylenirse söylensin, İbrahim Tatlıses'in başına bir sağlık sorunu geldiğinde ya da zor bir süreç yaşandığında Ahmet Tatlıses'in hep yakınında olduğu görülüyor. Ahmet Tatlıses'in, babasını uzun süredir çok az kişinin ziyaret ettiğini söylemesi de aslında üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Ahmet Tatlıses'in bu konudaki sözleri ise bir evladın bakış açısını ortaya koyuyor. İbrahim Tatlıses bugün sadece bir sanatçı değil, yaşayan bir efsane olarak görülüyor.
11 Temmuz 2026 00:05

Terör Örgütü Yalanıyla Kurulan Tuzak Ve Yapay Zeka Çağının Yeni Tehlikesi
Teknoloji geliştikçe hayatımız kolaylaşıyor. Özellikle yapay zekâ destekli dolandırıcılık yöntemleri artık öyle bir noktaya geldi ki, eğitimli, tecrübeli ve hayatın içinden geçmiş insanların bile bu tuzaklara düşmesi mümkün hale geldi. Türk sinemasının usta isimlerinden Halil Ergün'ün yaşadığı olay bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Aslında burada amaç para değildi. Halil Ergün gibi yılların sanatçısının bile üç gün boyunca bu baskı altında kalması, aslında hiç kimsenin bu yöntemlere karşı tamamen bağışık olmadığını gösteriyor. Bugün yapay zekâ ile sesler taklit ediliyor. Olayın en dikkat çekici tarafı ise Halil Ergün'ü kurtaranın teknoloji değil, bir insan olması. Halil Ergün'ün yaşadığı olay sadece bir dolandırıcılık girişimi değildir. Ve görünen o ki teknoloji geliştikçe, bu tuzaklar daha da profesyonel hale geliyor.
10 Temmuz 2026 00:05

Can Polat'ın Kızı Damla Polat'tan Dilan Polat'a Tepki!
Geçtiğimiz ay İzmir'in Çeşme ilçesinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Can Polat'ın ardından yaşanan acı dinmezken, kızı Damla Polat'ın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım dikkat çekti. Damla Polat, Instagram hikâyesinde şu ifadelere yer verdi: "Ölen ardında koca bir enkaz bıraktığını bilse gider miydi. Vah ki ne vah gidene. Yazık ettiler sana. Rabbim mekânını cennet eylesin. CAN POLAT... Ruhuna El Fatiha." Bu paylaşım kısa sürede sosyal medyada gündem olurken, gözler yeniden Dilan Polat'a çevrildi. Ancak bu kez dikkat çeken detay, reklamların kendi hesabından değil, farklı hesaplar üzerinden yapılması oldu. Diğer tarafta ise devam eden reklam çalışmaları... Can Polat'ın vefatının üzerinden daha 35 gün geçmiş. Damla Polat'ın hikâyesinde kullandığı "Ardında koca bir enkaz bıraktı" cümlesi aslında yaşanan acının en net özeti. Çünkü bugün konuşulan şey bir makarna sosu değil. Ve Damla Polat'ın birkaç cümleyle anlattığı o büyük boşluktur.
09 Temmuz 2026 00:05

Turizm Nereye Gidiyor? Esnaf Kendi Kuyusunu Mu Kazıyor?
Yerli turistler Ege ve Akdeniz kıyılarında tatil planları yaparken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de her yıl olduğu gibi bu yıl da tercih edilen rotalar arasında yerini aldı. Ancak geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da birçok vatandaşın yönünü Yunan adalarına ve daha ekonomik olduğunu düşündüğü yurt dışı destinasyonlarına çevirdiğini açıkça görüyoruz. Bu yıl da öyle yaptım. Yerli turistlerin tercih ettiği birçok otelde beklenen doluluk oranları yoktu. Temmuz ayında normal şartlarda doluluk oranı yüzde 100'e yaklaşan uçaklardan birine bindim. Daha birkaç gün önce iki top dondurmanın 700 TL'ye satıldığı haberlerini konuştuk. Bir lahmacunun 1.600 ile 2.000 TL arasında fiyatlandırıldığı işletmeler gündeme geldi. Sonra da turist neden Yunan adalarını tercih ediyor diye soruyoruz. Yerli turist de, yabancı turist de ödediği ücretin karşılığını almak istiyor. Ticaret Bakanlığı'nın fahiş fiyat uygulamalarına karşı yürüttüğü denetimleri önemli buluyorum. Çünkü birkaç fırsatçının kısa vadeli kazanç hırsı, ülkemizin milyarlarca dolarlık turizm gelirine zarar veriyor. Turist bir kez kandırılır, ikinci kez gelmez.
08 Temmuz 2026 00:05

Silivri'den Gelen Mektup
Yaklaşık 6 aydır Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan iş insanı Murat Osman Özdemir'in bana gönderdiği mektup, dün Diriliş Postası'nda manşetlere taşınmış, haberimiz kısa sürede tüm ulusal basında kaynak gösterilerek yayınlanmıştı. Murat Osman Özdemir'i çok uzun yıllardır tanırım. Hatta birçok kişinin onu Ebru Gündeş ile yaptığı evlilikle tanımasından çok daha öncesine dayanan bir dostluğumuz vardır. Cezaevi süreci boyunca zaman zaman mektuplaştık. Ayrıca kendisine, "Köşemde seni yazmak istiyorum. Cezaevi sürecinle ilgili kamuoyuna ne söylemek istersin?" diye sordum. Bilindiği gibi kamuoyu Murat Osman Özdemir'i daha çok sanatçı Ebru Gündeş'in eski eşi olarak tanıdı. Taraflar 1,5 yıl süren evliliklerini karşılıklı anlaşarak sonlandırdı. Daha sonra iş insanı Özdemir hakkında ortaya atılan çeşitli iddialar nedeniyle başlayan hukuki süreç sonucunda tutuklandı ve Silivri Cezaevi'ne gönderildi. "Öncelikle Silivri Cezaevi'nden selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum. Bir soruşturma kapsamında yaklaşık 6 aydır tutuklu bulunmaktayım. Ben de gazetecilik sorumluluğum gereği Murat Osman Özdemir'in cezaevinden gönderdiği bu açıklamayı sizlere ulaştırmış oldum.
07 Temmuz 2026 00:05

Tiktok, Uyuşturucu Ve Kaybolan Değerler... Asıl Sorunu Konuşmayı Ne Zaman Başaracağız?
Türk sanat müziğinin sevilen isimlerinden Umut Akyürek ile pop müziğin ünlü ismi Hadise arasında yaşanan gerilim, bu kez mahkeme salonlarına taşındı. Hadise, kendisi hakkında yaptığı açıklamalar nedeniyle Umut Akyürek'e 60 bin TL'lik manevi tazminat davası açtı. Acılı bir cenazede çekilen ve büyük tepki toplayan görüntülerin ardından Umut Akyürek yaptığı açıklamada sadece yaşadığı aile dramını anlatmakla kalmadı, gençlerin sürüklendiği tehlikeler konusunda da dikkat çekmeye çalıştı. "Ben Hadise'yi de onun gibi popüler kültür figürlerini de ölene kadar eleştireceğim" diyen sanatçı, "Donla sahneye çıkanlar, Gülşen gibiler, sanat adı altında kepazelik sergileyenler yüzünden bu haldeyiz" sözleriyle büyük tartışma başlattı. Bu açıklamaların ardından gözler Hadise'ye çevrildi ve ünlü şarkıcının yargı yoluna başvurduğu ortaya çıktı. Ancak görünen o ki Umut Akyürek geri adım atmaya niyetli değil. Akyürek açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Hayat acılarla, ihanetlerle, nankörlüklerle, doğru söylerseniz dokuz köyden kovulmakla geçen gizemli bir maraton diyelim. Olsun, ben yine de girdiğim yoldan şaşmayacağım ve ortalığı bu üç kuruşluk, çapsız, vasıfsız, tek sermayesi cinselliği olan insanlara bırakmayacağım." Bu sözler yeni bir tartışmayı daha beraberinde getirdi. Kimileri Umut Akyürek'in toplumsal değerler adına konuştuğunu savunuyor. Fakat benim dikkat çekmek istediğim konu ne dava süreci ne de magazin polemikleri... Binlerce anne ve baba evladını uyuşturucudan kurtarmak için mücadele ediyor. Sosyal medya kavgalarını... Bu nedenle yıllardır söylenen "Sanatçı topluma örnek olmalıdır" sözü hâlâ önemini koruyor. Bu mesele yalnızca Hadise ya da Gülşen üzerinden tartışılamaz. Sorun çok daha büyük. Ve en önemlisi de uyuşturucu gerçeği...
06 Temmuz 2026 00:01

Kahraman Yaratma Çabası
Dünkü köşe yazımda Türkiye'de son dönemde peş peşe yaşanan bazı olayların tesadüf olmadığını düşündüğümü ifade etmiştim. Çünkü yaşananlara tek tek baktığınızda sıradan gibi görünen birçok olay, yan yana konulduğunda çok farklı bir tablo ortaya çıkarıyor. Toplumun dini değerleri üzerinden yürütülen tartışmalar... Sosyal medyada servis edilen provokatif görüntüler... İnançlar üzerinden yapılan açıklamalar... Ve son olarak Deniz Göktaş meselesi... Elbette her olay kendi içinde değerlendirilebilir. "Hakaret yok" diyenler olabilir ancak bana göre hem Cumhurbaşkanı'na yönelik ifadeler hem de kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'e yönelik söylemler açıkça saygı sınırlarını aşmaktadır. Ancak gördüğüm şey, mizah üretmekten çok toplumun bazı değerlerini hedef alan bir yaklaşım oldu. Değerlerimiz olan camiye, ezana, Kur'an-ı Kerim'e ve dini hassasiyetlerimize uygun davranmak zorundayız. Sosyal medya günlerce aynı konuyu konuştu. Hakaret başka şeydir. Aşağılama başka şeydir. Ancak toplumun hassasiyetlerini hedef alan olayların peş peşe gündeme taşınması, ister istemez bazı soruları beraberinde getiriyor. Bir yanda dini değerler... Bir yanda sosyal medya operasyonları... Ama gördüğüm tablo bana şunu söylüyor: Ortada sadece bir komedyen meselesi yok. Ortada sadece bir sosyal medya tartışması yok. Ortada sadece birkaç münferit olay da yok. O yüzden dikkatli olmak zorundayız.
05 Temmuz 2026 00:05