×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Köşe Yazarı

Onuncu Yılında 15 Temmuz

12 Temmuz 2026 02:35

Bundan tam dokuz yıl 362 gün önce, 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye Cumhuriyeti; tarihinin en önemli olaylarından birini yaşadı. Evvelindeki dört yıl ve sonrasındaki 10 yıllık iki evrede yaşanan gelişmeleri bütünlüklü biçimde düşündüğümüzde 15 Temmuz 2016; yalnızca FETÖ/PKK/DEAŞ terör örgütleriyle mücadelemizin değil, ülkemizi hedef alan vekâlet savaşlarındaki mutlak galibiyetimizin de miladı olmuştur. Bu yüzden FETÖ'nün 15 Temmuz'da MİT'i de askerî olarak hedef alması hiç şaşırtıcı değildi. Teşkilat'ın hazırladığı 15 Temmuz raporundan kısa bir alıntı yaparsam MİT'in Yenimahalle'deki eski karargâhına yapılan saldırının boyutları daha net anlaşılır: "1 5 Temmuz 2016 tarihinde darbe teşebbüsünün başlamasının ardından, tüm teşkilat personeli ivedilikle teyakkuz durumuna geçirilmiştir. MİT Müsteşarlığına yönelik ilk saldırı, Yenimahalle Yerleşkesi/Site Glincy Nizamiye'ye, Kobra ve Sikorsky helikopterleri ile saat 22.38'de havadan ateş açılması ile başlamıştır. Yerleşke, saat 06.30'a kadar, üç sorti Site Güney Nizamiye, iki sorti Doğu Lojmanları Kuzey Nizamiye'ye olmak üzere, beş defa seri olarak taranmıştır. Helikopter saldırılarında 7,62 mm çapında ağır makinalı silah ve 20 mm çapında top mermisi kullanılmıştır." 15 Temmuz'da MİT, kendi karargâhını füzeler de dâhil çok çeşitli silahlarla savundu. 15 Temmuz ile birlikte 1984-1999 sürecinden sonra 2004-2024 dönemini kapsayan terör parantezi de 2016'dan itibaren kapanmaya başlamıştır. Böylelikle Türkiye, 15 Temmuz 2016'ya dek FETÖ dâhil üçüz sistematik terörle dize getirilmeye çalışıldı, ancak ülkemiz bu üçlü terör cenderesinden çıkmayı başardı. 15 Temmuz'un onuncu yıl dönümünde, kaybettiğimiz 250 insandan tanıma şerefine nail olduğum iki şehit Erol Olçok ve Mustafa Cambaz'ın şahsında tüm 15 Temmuz şehitleri ile önceki ve sonraki cemi cümle şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum.

Mustafa Armağan

Sezai Karakoç'un Karabekir Paşa İle Tanıştığını Biliyor Muydunuz?

12 Temmuz 2026 02:32

1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğan ortaokul talebesi Sezai Karakoç Maraş'ı ilk olarak akarsuyundan tasvir etmeye başlar: "Maraş, o günler, Ahır Dağı'nın yamacına yaslanmış büyükçe bir dağ kasabası görünümündeydi. Tam ortasından akan, derin yataklı bir dere, ismi gibi birçok kanlı olaylara sahne olmuştu geçmişte. " Kanlı Dere "nin iki yakasında bir vakitler bayağı savaşlar olduğu rivayet ediliyordu. Dereye kanlar içinde başlar yuvarlandığı için onun bu ismi aldığı eklenirdi söylenenlere. Beyler ya da derebeyleri arasındaki kavgaların kızıla boyanan şahidi imiş Kanlı Dere." (Hatıralar I, Diriliş: 2023, s. 166.) 2. Dünya Savaşı'nın bitmesiyle birlikte basındaki Yahudi algısında önemli bir değişme olduğuna dikkat çeker yazar. O zaman 12 Şubat 1947 olarak tespit ettiğimiz gündeki vukuata Üstadla beraber âgâh olalım: "Bir 12 Şubat törenine de Kâzım Karabekir geldi. O zaman T(ürkiye) B(üyük) Millet Meclisi başkanıydı. Törende, belediye binasının balkonundan görevlilerle göründüğünde çok az alkışlandı. Halkın bu davranışı, çok sevdikleri Kâzım Karabekir'in Millet Meclisi başkanlığını kabul etmesinden ileri geliyordu. İsmet Paşa, Fevzi Çakmak'ı emekli etmişti (1944). Demokrat Parti yeni kurulmuştu (1946). Kâzım Karabekir'i muhalefete kaptırmamak için onu milletvekili, daha sonra meclis reisi yaptırmıştı İsmet İnönü. Oysa, belki yirmi yıl (1) göz hapsinde kalmıştı Kâzım Karabekir. Bu göz hapsi kalkıyor ve birden Meclis başkanı oluyordu. (2) İsmet Paşa, her halde en çok ondan çekiniyordu. Kâzım Karabekir'in bu teklifi kabul etmesini halk tasvip etmemişti. Bunu o gün çok net şekilde gördük. Kâzım Karabekir, balkondan görününce, meydandaki birkaç memurdan başka kimse alkışlamadı." (s. Bu ilginç gözlemden sonra daha çarpıcı bir detaya yer verir Sezai Karakoç ve Karabekir Paşa'nın okulda verilecek müsamerede bir öğrenci grubuna güftesi ve bestesi kendisine ait olan Türk Yılmaz adlı marşı öğretme çabasını olanca ayrıntısıyla anlatır: "Marşı söylemek için yirmi öğrenci seçmişlerdi. Müzikte parlak bir durumum ve iddiam olmamakla birlikte nedense beni de koroya seçmişlerdi. Prova için Halkevine gittik. Bir müzik hocası bize marşı öğretiyordu. Kâzım Karabekir Paşa geldi o sıra. " Çocuklara ben öğreteceğim. " dedi, marşı. " Paşam, siz zahmet etmeyin, yorulmayın. Paşa cevaben kendisine de bu tür şikâyetler geldiğini, bunları Cumhurbaşkanı İnönü'ye aktardığını ve enstitülerde Komünizm propagandasından haberdar olduğunu yanına gelen kişiye "Haklısınız" diyerek belirtmiştir. Küçük Sezai de "kıstas" kelimesini anlamaması dışında soruların hepsini cevaplandırır ve "Sonra, Paşa memnuniyetini belli etti. Biraz da kendisi konuştu. Başkalarını kaldırarak Fransızca sorular sordu" diyerek devam eder. Sonuç olarak Sezai Karakoç'ta kalan Karabekir Paşa hakkındaki intiba şunlardır: "Karabekir Paşa, bende, temiz yürekli, vakarlı, yurtsever bir insan etkisi bırakmıştı. Ancak fazla bir derinlik ifadesi bulamamıştım." (s. (2) Halbuki Kâzım Karabekir 1939 yılında CHP milletvekili yapılmıştı. Yani "aniden" vuku bulan sürpriz bir hadise değildi TBMM Reisliği.

Ali Karahasanoğlu

Ekrem İzin Versin, Şu Beki'ye..

12 Temmuz 2026 02:27

Şehidlerimizin cenazesinde, öldükten sonra kalbini bir kilisede sakladıkları Fransız Chopin'in cenaze marşının çalındığı günlerden, bugün cenazelerimizde Itri'nin "Segâh Tekbiri" nin okunmasına gelinmiş bir dönemde.. "İlla da illa Fransız Chopin'in cenaze marşını, şehid cenazelerinde dinleyelim" diyenlerimiz ayak sürtmeye devam ederken. Ekrem İmamoğlu'nun bir yerlerde depoladığı milyar milyar dolarlarla finanse edilen Karar Gazetesi'nde yazan Akif Beki, "'Ezik muhafazakarlar' tanımı bana ait değil, iktidar muhafazakarlarına ait." diyerek söze giriyor.. "İktidar muhafazakarı cengaverlere göre Avrupa'nın, Amerika'nın demokrasi, hukuk, insan hakları ve özgürlükler konusunda da bize üstten konuşacak bir durumları yok…" diyerek devam ediyor.. Akif Beki tam da bunu yazdığı gün, Erdoğan düşmanlığında ortaklık ettiği Sözcü Gazetesi manşetten, Avrupa Parlamentosu'nun 1974 Barış Harekatı'na katılan askerlerimize iftira atan oylamasını hatırlatıp, ona karşı çıkmayan Avrupa Konseyi'nde Türkiye'yi temsil eden milletvekillerine, Türk milletinin hakkını haram ediyordu. CHP'li Milletvekili Sözcü'ye isyanları oynamış.. "Türkiye'nin 13 Nisan 1950'de üyesi olduğu Avrupa Konseyi ile Avrupa Birliği'nin bambaşka kurumlar olduğunu bilmeden ülkemizin Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi nezdindeki temsilcilerini, sorumlulukları veya kabahatleri olmadığı bir konuda manşetten hedef göstermek, basit bir cehaletle açıklanamayacak bir çirkinliktir. Bu haberi veren gazeteyi AKPM Türkiye Heyetindeki tüm arkadaşlarımızdan derhal özür dilemeye davet ediyoruz." Olsun canım, iftirayı Avrupa atar. Avrupa Konseyi'nde Türkiye'yi temsil eden milletvekillerine "AP'a sessiz kaldılar" diye iftira atınca.. Akif Beki de çıkar, iktidarı destekleyenlerle alay edip, "cengaverler" olarak tanımlar, ve onlara göre "Avrupa'nın demokrasi, hukuk, insan hakları ve özgürlükler konusunda bize üstten konuşacak bir durumları yok" diyerek dalga geçmeye çalışır.. Şehid cenazesinde bile Fransız Chopin'in cenaze marşını çaldırtmak için çırpınırlarken, 30'dan fazla devlet ve hükümet başkanının geçişi sırasında mehter marşı çaldıranlara, "efendisine yaranmak ve kendini beğendirmek için şirinlikler yapan, bir aferin kapmak için kırk takla atan, aşağılık kompleksini aşamamış ev zencileri" hakareti yapmaya kalkışırlar.. Yalakalığı yapan kendisinin olduğunu hemen ispat edercesine, Beki şu satırları yazmaktan da hiç utanmıyor: "Diyelim, NATO Zirvesi'nden dönüşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hediye ettiği tabancaları Almanya, Hollanda, İngiltere, Kanada liderleri mevzuat yüzünden ülkelerine sokamadı… Onların hukuk düzenine öykünemez, demokrasilerine imrenemezdiniz. Şöyle yorumlayamazdınız: Kuralların kural koyanları da bağladığı düzenlerde böyle oluyor, Başbakan da olsan kafana göre hediye silah bile sokamıyorsun. 'Hukukun üstünlüğü' dediğimiz, üstünlerimizin ulaştırmayı vaat ettiği ama bir türlü ulaşamadığımız kanun önünde eşitlik düzeni buydu…" Bu hokkabaza, hem de şirinlik yaptığımızı iddia ettiği Trump üzerinden sorayım.. Veya Trump, İsrail ile birlikte İran'a saldırdığında, hukukun üstünlüğünü içselleştirmiş, devlet başkanlarına bile havalimanından ruhsatsız silah içeri sokmama kuralını uygulatan o ezik muhafazakarların ağzının suyu akarak övdükleri Avrupa, niçin "Bu kabul edilemez. Burada bir katliam var" diyemediler.. Diyemediler ama.. Sen söyle Beki.. İdealin, Hans ve George'un onaylarını almak mı, Beki.. "Evet" dersen, bizim gururumuz okşanmıyor ama, Trump'ın Erdoğan'ı övmesinden, sen gururlanabilirdin.. "Niye seviniyorsunuz" diyerek, bu taraftaki muhafazakarların iki tanesinin, iş olsun diye sevinme gösterisini hedef tahtasına koyuyorsunuz.. Ve yazının sonuna doğru, yazının başındaki hukuka bağlı Avrupa-Amerika, bizim de eleştirdiğimiz haydutluk örnekleri ile, Akif Beki'nin gündemine girmiş: "Gazze'yle İran'daki haydutlukları yüzünden Trump'ın dünyada sevilen, sayılan biri olduğu pek söylenemez." Kafanız karıştı değil mi. Hele hele, "İspanya Başbakanı Sanchez'i hiç sevmiyor da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı niye çok seviyor? Sebebini Trump'ın kendisi açıklıyor üstelik." diye bir tespiti var ki..

Ali Erkan Kavaklı

15 Temmuz'da Asıl Nato'yu Yendik

12 Temmuz 2026 02:25

Batı'nın Türkiye politikası İngiliz Başbakanı Winston Çörçil'in çizdiği çizgide devam ediyor: "Uzarsa buda, kurursa sula!" 15 Temmuz 2016'da milletimiz, Batı'nın irademize Lozan'da vurduğu zincirleri kırdı. 1960, 1971, 1980, 1997 darbeleri, milletin seçtiği iktidarların yoluna kurulan idam sehpalarıdır. 15 Temmuz'da milletimiz, bütün darbelerin rövanşını aldı. Gece ortasında Marmaris'ten kükredi: "Milletimi meydanlara, havalimanlarına çağırıyorum! Zulme boyun eğmeyeceğiz. Direneceğiz!.. Ölümüne!.. " Tarifeli uçakla Dalaman'dan işgal edilmiş Atatürk Havalimanı'na uçtu, hava limanının darbecilerden temizlenmesi emrini uçakta verdi. Taşı tanka doğru savuran Sabri Ünal şöyle kükrer: " BENİM OLDUĞUM ÜLKEDE DARBE YAPAMAZSIN KOMUTAN!" Birinci tank, Sabri Ünal'ın üstünden geçti. Kahramankazan Ahi Köyü muhtarı, Şehit Ali Anar, Akıncı Hava Üssüne yürümek için köy meydanına halkı toplarken şöyle haykırıyordu: " Yürüyün, cihada gidiyoruz!" Ali Anar ve sekiz demir yürekli yiğit, o gece saat 04'te Beykoz'dan özel uçakla götürülen satılmış SAT komandolarının açtığı ateş sonucu şehit oldu, 89 kişi yaralandı. İstanbul Atatürk Havalimanı'nı işgal eden tankları gören Metin Doğan, tankın karşısına dikildi ve şöyle haykırdı: " Ben Türk askeriyim, siz kimin askerisiniz!" Metin Doğan, halkı harekete geçirmek için iri ve adaleli gövdesiyle tank paletleri önüne yattı. Darbe haberlerini duyan Konyalı Halit Şener'in kafasının tası attı: "Yüz serdengeçti yok bu memlekette!" diye haykırdı. Arabasına atladı, 3.5 saatlik Konya-Ankara yolunu 1.5 saatte aldı, arabayı yol kenarına park etti, genelkurmaya yürüdü. Cumhurbaşkanımız CNN Türk'e bağlanıp "Halkımı meydanlara, hava limanlarına çağırıyorum." deyince sokağa fırlayan Abdülaziz Güven, kardeşine telefon açtı: -Darbeyi durdurmak için çıkıyorum. Çanakkale'de İngiliz ve Fransız ordularına meydan okuyan kahramanların torunları, 15 Temmuz 2016'da CIA'in devşirdiği üniformalı hainleri dize getirdi.

Filtreleme Haberleri

Ahmet Gülümseyen

Sporla Sadece Hayatları Değişmiyor, Yaşantılarıyla Da Örnek Oluyorlar…

18 yaşındayken, yani ampute olduktan 2 sene sonra ampute futbola başladım ve ilk sene Angola Kupası'nda yarı final oynadık." Fungula, Türkiye'de ampute futboldaki kaliteye değinerek, "Başka bir takımda oynamak istemiyorum. Bunun bir sebebi var, burada en iyi ve en kaliteli ampute futbolunu oynuyoruz." ifadelerini kullandı. Trabzon'un hayatında çok önemli bir yere sahip olduğunu dile getiren Fungula, "2022'den beri buradayım, burada yaşamaktan çok memnunum. Çok fazla arkadaşım var, burası benim ikinci memleketim oldu." diye konuştu… Doğuştan serebral palsi rahatsızlığı bulunan Mehmet Akif Altundağ kardeşimiz, yapılan tedavilerle hayatını sürdürüyor. Bu kez o tedavi süreci aksamaya başladı. Nedeni ameliyat sırasının gecikmiş olması. İstanbul Cerrahpaşa'da dalağı alınan, yemek borusu ve midedeki varisleri temizlenen Mehmet Akif iki kez özel hastanede kalça ameliyatı oldu. Babası Yahya bey, çocuğunun tedavisi için devlet hastanesinde devam ettirme çabası, şimdiye kadar karşılık bulmadı. Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesinden çocuk ortopediatri bölümün sıra alınmasından bir buçuk-iki yıl geçmesine rağmen, bugüne kadar ne arayan var ne soran! Alternatif tedavi süreci için dört beş ay önce müracaat edilen Başakşehir Çam ve Sakura Hastanesi çocuk ortopedi bölümünden de henüz daha ses seda yok. Sağlık sektöründe 'çağ' atlamamızla övündüğümüz bir dönemde, Mehmet Akif Altundağ kardeşimizin acil ameliyat olması gereken bir dönemde, tedavi sırası gelmediği için ağrılarıyla gününü geçiriyor olması, bizleri oldukça rahatsız etmektedir. Günümüzde yaşanan böyle bir süreç, Sağlık Bakanımız Kemal Memişoğlu'nun geçtiğimiz günlerde dile getirdiği "Dünyada söz sahibi bir tedavi hizmetleri başarımız var" sözlerini hatırlattı. Allah (cc) devletimiz-hükümetimize güç kuvvet versin. Dünya'da söz sahibi olanlardan olmamızı dileriz. 17 yaşında, hayatın baharında bir genç olan Mehmet Akif Altundağ kardeşimiz ve benzeri, acil durumdaki hastalarımızın aylarca bekleyişlerine son vererek, rahatsızlığından kaynaklı ağrılarının dinmesine sebep olup, Altundağ ailesi, sevenleri ve bizlerin de hayır dualarına nail olurlar…. Sporla sadece hayatları değişmiyor, yaşantılarıyla da örnek oluyorlar… Allah (cc) Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor ki: "Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. Bacağını kaybettikten 2 yıl sonra futbola başladığını ifade eden Fungula, sözlerini şöyle sürdürdü; "Trafik kazasından sonra hemen futbola başlamadım. Arkadaşlarımla oynamak istedim, benimle oynamak istemediler çünkü bana bir zarar gelmesinden korktular. Ben de çok üzülüyordum, hep evde kalıyordum. Bir gün babamın bir arkadaşı eve geldi ve 'Oğlunu neden ampute futbola göndermiyorsunuz?' diye sordu. Angola'da çok fazla ampute futbol takımı olduğunu, milli takımın Afrika Kupası'nda ve Dünya Kupası'nda mücadele ettiğini anlattı. 'Neden evde saklıyorsunuz bu çocuğu?' diye sordu. Babam beni yaşadığımız şehirde bir kulübe götürdü. 18 yaşındayken, yani ampute olduktan 2 sene sonra ampute futbola başladım ve ilk sene Angola Kupası'nda yarı final oynadık." Fungula, Türkiye'de ampute futboldaki kaliteye değinerek, "Başka bir takımda oynamak istemiyorum. Trabzon Büyükşehir Belediyesi benim için en iyi takım. Ampute futbolun en iyi ligi burası, bu ligde çok başarılı takımlar var. Türkiye'deki takımlar hep Avrupa kupalarında oynayıp kazanıyor. Bunun bir sebebi var, burada en iyi ve en kaliteli ampute futbolunu oynuyoruz." ifadelerini kullandı.

12 Temmuz 2026 02:20

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Marmaris'te Foseptiğin İçinde Yüzdüm. Hâlâ Aynı... Can Çekişen Körfeze Acil Müdahale Alarmı

MARMARİS Çevreciler Derneği Başkanı Ahmet Kutengin Körfez'in son halini anlatan bilimsel üç çalışma gönderdi. 1-Sonuna da şu notu eklemiş: "Sizin de temizlenmesi için destek verdiğiniz Marmaris Körfezi ölüyor ve kurtaramıyoruz... Sizin de bizzat dalış yaptığınız Yalancı Boğaz Arıtma sistemlerini hatırlayın. Hala aynı. Ve yenileme projemiz var. O gün dalıştan çıkınca Yalancı Boğaz için (Dünyayı gezdim beni foseptik içinde yüzdürdün Kutengin) sözünüzü hiç unutmadım… Lütfen desteğe devam edin. Kurtaralım körfezimizi..." Gerçekten de yaklaşık 25 metreye daldığımızda feci bir görüntüyle karşılaşıyoruz. Daldığımda boru hattına bakmış ve "Aman Allah'ım bu ne?" diye sormuştum. Marmaris'in bütün atığı borularla Yalancı Boğaz'ın hemen arkasından açık denize doğru veriliyor. Hayatını Marmaris Körfezi'nin ve Marmaris'in korunmasına adayan Ahmet Kutengin mücadeleyi hiç bırakmadı. Projede Marmaris Körfezi'nin her metrekaresindeki çamurlanma miktarları belirlenmiş. Gerçek özetle şöyleydi: "ÇED raporu yeniden istenecek. Ve tonoz sistemi devam edecek. Diğer sahillere yayılacak." Bugün ise "ölümün eşiğindeki körfezlere" bakıyorum. Fethiye ve Marmaris körfezleri. Nihayet iki büyük "temizleme gemisi" Çin'den satın alındı ve montaja başladı. "Çok yakında gemiler göreve başlıyor." Çevre Bakanı Kurum Fethiye ve Marmaris Körfezi'ne geliyor. Umarım, Marmaris Çevre Derneği'nin bu projeleri de dikkate alınır. "Ben reklam izlememek için parayla kanalına abone oldum. Ama sen şimdi her bir oyunun arasında bana reklam dayatıyorsun. Üstelik teniste de oyun araları neredeyse 2 dakikada bir geliyor. İşkence mi bu?" Başka şikâyetler de gelince SSport'u aradık. Şimdi reklam başladı.

12 Temmuz 2026 02:01

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Ankara Devlet Konservatuvarı 90 Yaşında… Türkiye'nin Sanat Fabrikası

Müzikten baleye, tiyatrodan modern dansa bugün kültür sanat dünyamızın en önemli isimlerini yetiştiren Ankara Devlet Konservatuvarı 90. yaşını kutluyor. Musiki Muallim Mektebi, 1936 yılında 'icracı sanatçı'ların yetişmesini sağlayacak Ankara Devlet Konservatuvarı'na dönüşüyor. 26 öğrenciyle başlayan Konservatuvar'ın bugün 700'den fazla öğrencisi var. 1970 yılında subay baba ile öğretmen annenin iki çocuğundan biri olarak Ankara'da doğan Tüzün, "Müzikle ilgili ilk anılarım 4-5 yaşıma ait. Babam Edremit'te kamp komutanıydı" diye anlatıyor: "Orduevlerinde müzik gruplarının yanında vakit geçirmeyi severdim. Bir org vardı. Herkes gittikten sonra kapanan salona gizlice girip o orgda bir şeyler çalmak çok hoşuma giderdi." Beş yaşında kendisine hediye gelen bir blok flütle icra alanı kapalı salondan halka açılıyor. Tüzün, "Müzik öğretmenleri bu kadar önemli" diyor. Öğretmeninin teşhisi doğru çıkıyor, yatılı olarak konservatuvara giriyor: "Cebeci binası bir yıldızlar geçidiydi! En çok Cihan Ünal'a heyecanlanmıştım. Başta aile özlemi sebebiyle zordu. Gizli ağlama köşelerimiz vardı (gülüyor.) Yatılılığın, devletin öğrencisine planlı bir şekilde sahip çıkmasının ne kadar önemli olduğunu sonra anladım; cebimize harçlığımız konulurdu, kıyafetimiz dikilirdi. Bunlar olmasaydı benimki gibi ailelerin çocuklarını konservatuvarda okutmalarının imkânı olmazdı." "Ankara Devlet Konservatuvarlı her zaman kendini okuluna borçlu hisseder. Cebeci'deki ilk konservatuvar binasının zarif ve gizemli yapısında saklı bu genetik duyguyu bugün 10 yaşındaki öğrencimizde de görebiliyor olmak çok güzel." Lisans döneminde ünlü orkestra şefimiz Hikmet Şimşek'in 'asistanı' oluyor: "Hocanın partisyonları ve bageti hep bendeydi. Baka baka partisyonu sökmeye başladım. Orkestral eserlerde söyleyecek sözüm olduğunu hissediyordum. Baget kullanmaya da yatkınlığım vardı. Konservatuvardan sonra Anadolu Üniversitesi Konservatuvarı'nda keman öğretmeni olarak çalışmaya başladım. Çocuk orkestrasını kuran Koral Çalgan'ın asistanlığını yaptım. Onun gelemediği bir konseri yöneterek kariyere adım attım." SENE 1991 - Hacettepe Senfoni Orkestrası I. Keman Grubu Tüzün devlet bursuyla Moskova Konservatuvarı'na gidiyor. Burada altı yıl geçiriyor: "Ayla Erduran ve İsmail Aşan'dan 30 yıl sonra bu okula kabul edilen ilk Türk oldum. Orası ustalık ve disiplinin ne olduğunu öğrendim. Türkiye'de çok iyi sanatçılar çıkarabiliyoruz ama Rusya'daki sistematik eğitimle iyi sanatçıların sayısı ve sürekliliği artıyor. Sadece Moskova'da 30 senfoni orkestrası vardı. Ruslar müzik dünyasına çok büyük sanatçılar kazandırdılar; Çaykovksi, Şostakovic, Prokofyev, Rihter, Oistrakh, Rostropoviç… Bu bir tesadüf değil, sistematik politikanın sonucu…" Tüzün, Moskova dönüşü Anadolu Üniversitesi Konservatuvarı'nda uzun yıllar geçirdi. 2013 yılında mezunu olduğu ve artık müdürlüğünü yaptığı Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı'na geri döndü. Konservatuvarda akran zorbalığı ve kavganın daha az olmasının sebebi de budur." SENE 2000 - Tüzün, Moskova yıllarında tanıştığı Brezilyalı piyanist Lillian Tonella Tüzün ile evli… "Dünyada müzik alanında 'okullu'laşma Fransız Devrimi yıllarına rastlar. Türkiye'de halk için Batılı anlamda profesyonel klasik müzik eğitimi 1936'da başlıyor.

12 Temmuz 2026 01:54

Sebahattin Yaşar

Yurt Dışı Gezilerinde Nelere Dikkat Etmeli?

Yaz aylarında Türkiye'den Avrupa'ya gezi amaçlı seyahat için ciddi bir ilgi var. Bir taraftan aile turları, bir taraftan öğrenci turları derken yaz dönemlerinde Avrupa ülkelerinde, şehirlerde Türkiye'den gelen yoğun topluluklarla karşılaşıyorsunuz. Biz de geçtiğimiz hafta bir haftalık, oldukça verimli bir İtalya aile turuna katıldık. Seyahatimiz kültürel bir gezi mi, eğitim amaçlı mı; ferdi mi gurup gezisi mi belirlenmelidir. Böyle ortamlarda çatışmalar başlar ki gezi sıkıcı, rahatsız edici hale gelir. Ama aynı inançta, aynı hassasiyette insanlarla yapacağınız seyahat daha zevkli ve eğlenceli olacaktır. Mesela muhafazakâr bir aile iseniz bu durumu net olarak ilgili firmaya iletmek gerekir. Onun için Avrupa'yı gezi amaçlı düşünüyorsak yaz dışındaki mevsimleri tercih etmek daha faydalı olacaktır. Hasılı, gezi programları deyip geçmeyin, çalıştığınız kadar netice almanız, bu alanda da İlâhî bir kaidedir.

12 Temmuz 2026 01:07

İbrahim Aktaşcı

Güleyirum Halına "Katıla Katıla"

Kıyafetin fiyatını duyan arkadaşı şaşırır: "Yahu bu para bu elbiseye fazla değil mi? Hem baksana yedi sekiz yerinde yama var." Kadın şöyle der: "Yama var ama yamalara hiç dikkat ettin mi? Hepsi yepyeni kumaştan…" Aile müessesesi tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de kırmızı alarm veriyor. Aile kurumundaki yangına körükle giden bir ideoloji var, Feminizm. Feminizm, Batı'da; yalnızca cinsel bir obje olarak görülen, Sanayi Devrimi sonrasında ise aynı zamanda bir iş gücü haline gelen kadınların, mülkiyet, seçme ve seçilme, hürriyet ve benzeri hakları elde etmesi için bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Böylece, aslında tek bir söküğü dahi bulunmayan kadîm aile elbisemize, Batı'nın feminizm kumaşı yamanmıştır. Oysa İslâmiyet kumaşıyla dokunan kadîm aile kurumumuzda; kadın ve erkek birbirinin rakibi değildir. Yani herkes şikayetçi/ihbarcı olabilir, fakat açılmış bir kamu davasında "katılan" olabilmek ve davayı takip için suçtan zarar görmek gerekir. Sezai Karakoç'la bitirelim: "Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı günlere geldim, bunu bana öğretmediniz…"

12 Temmuz 2026 01:03

Caatsa Kalkıyor Mu F-35 Geliyor Mu

Kongre diye bir şey var ABD'de. Burada iki seçenek de var: Toplumda herkesin bildiğinin aksine S-400'ler elden çıkarılmasa dahi başkanın "ulusal çıkarlar" argümanını kullanarak CAATSA'yı 180 günlüğüne kaldırma yetkisi var. Trump'ın veto kararını aşabilecek ezici 3'te 2 çoğunluğu yakalaması gerekir ki... F-35'lerin satışını engelleyen ve engelin nasıl kaldırılacağını düzenleyen yasa, 2020 Savunma Bütçe Yasası. S-400'leri çalıştırmamak, S-400'leri elden çıkarmak ve benzeri bir alışverişin yapılmayacağını taahhüt etmek. Trump bunun sağlandığını ilgili belgeyle Kongre'ye yolladıktan sonra F-35 satış niyetini resmen Kongre'ye bildirebilir. ABD ile İran arasında 17 Haziran'da imzalanan mutabakattan sonra özellikle üç yazı kaleme almıştım: Bütün bu yazılarda dikkat çekmeye çalıştığım husus... Taraflı tarafsız herkesin " İran kazand ı" dediği mutabakat zaptını sabote etmek için İran rejiminin içindeki, rejimden beslenen, radikal yönetim tarzından, Batı'ya ve dünyaya kapıları kapatmaktan beslenen kliklerin yapacaklarıydı. ABD, İran'a yönelik petrol ihracatı yaptırımlarını kaldırmışken, İran istediği gibi, istediği para biriminde, istediği kadar petrol satmaya başlamışken içeriden bir kesim " yetmez, Hürmüz bizim olacak " dayatmasıyla haftalardır sivil gemilere ve sivil mürettebata saldırıyor. Tüm sac ayaklarını " Amerika'ya ölüm" üzerine kurmuş bir rejim için dış dünyaya açılmak, refah, Batı yatırımları, dünyaya entegrasyon demek rejimin kendi kendini bitirmesi demek. Hamaney'in cenazesinde saldırıya uğrayan Pezeşkiyan'ın da, devlet kanalında yayını kesilen Kalibaf'ın da, taşlı saldırıya uğrayan Arakçi'nin de hedef gösterilmesinin sebebi bu. "Şeytanla iş birliği" diyerek tüm süreci baltalamaya, İran'ı kendi içine hapsolmuş bir döngüye geri döndürmeye çalışıyorlar. * İranlı müzakerecilerin Amerikalılara ilettikleri " Hürmüz saldırısı sistem içindeki bir hatadan kaynaklı" sözleri de fiyaskonun boyutunu ortaya koyuyor. 84 yaşındaki Senatör 14 Haziran'dan beri hastanede deniyor. Fakat hepsinin de " yaklaşık 20 dakika konuştuk" demesi hem şüphelere hem de mizaha sebep oldu. Bir de işin daha da tuhaf yanını söyleyip bırakayım: McConnell'ın eşi Elaine, kocası hastaneye kaldırıldıktan 3 gün sonra Pekin'e gidip Çin Devlet Başkan Yardımcısı ile görüştü.

12 Temmuz 2026 00:58

Köşe Yazarı

'Haysiyet'in Okuma Provası Yapıldı

Dizinin kadrosunda Kerem Alışık, Doğukan Güngör, Reha Özcan, Merih Öztürk, Nergis Öztürk, Gökberk Yıldırım, Orkun Can İzan, Asır Gündoğdu, Aybüke Yılmaz, Elifcan Ongurlar, Burak Çelik, Berfin Kıymaz, Nizam Namidar, Gülçin Hatıhan, Ayça Varlıer, Ceren Kesim, Ecem Koca, Doruk Miraç Günaydın ve Hilal Kuvvet yer alıyor. Türk müziğinin güçlü sesi Sibel Can ile rap müziğin sevilen ismi Eypio, 8 yıl önce yayınladıkları ' Diken mi Gül mü ' düetiyle yakaladıkları başarının ardından yıllar sonra yeniden aynı projede buluştu. Duygusal hikâyesini modern altyapısıyla buluşturan şarkı, Sibel Can'ın güçlü yorumu ile Eypio'nun kendine özgü tarzını etkileyici bir uyum içinde bir araya getirmiş. Çekimlerinin yaz sonunda Antalya ve Alanya'nın birbirinden eşsiz doğal ve tarihi mekânlarında başlaması planlanan film; saf, doğal ve iyi niyetli bir kuryenin kendisini beklenmedik olayların içinde bulmasını konu alıyor. ' Avanak Kurye' filminin 2027 yılının ilk aylarında vizyona girmesi planlanıyor.

12 Temmuz 2026 00:57

Köşe Yazarı

Güvenlik Çağında Demokrasi…

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'ye, Türkiye'de muhalefete ve gazetecilere yönelik uygulamalar ile bu şartlarda NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapılmasının demokrasi açısından nasıl değerlendirildiği soruldu. Rutte ise, "Demokrasi sadece seçimlerden ibaret değildir; özgür medya, gösteri hakkı ve temel özgürlükler de demokrasinin parçasıdır." dedi. Tam da siyaset bilimi kitaplarında yer alacak kadar doğru ve kapsayıcı bir demokrasi tanımı... Fakat asıl dikkat çekici olan, bu soru ve cevap dışında 32 devlet ve hükümet başkanının katıldığı zirvede demokrasinin neredeyse hiç konuşulmamış olmasıydı. Rusya tehdidi, Çin'in yükselişi, yapay zekâ, siber güvenlik, kritik altyapılar ve savunma sanayii vardı. Bugün ise demokrasi, güvenlik gündeminin gölgesinde kalıyor. NATO, 1949'da bir demokrasi kulübü olarak değil, Sovyet yayılmacılığına karşı ortak savunma sağlamak amacıyla kuruldu. Ancak NATO'nun kuruluş felsefesinde demokrasi ile güvenlik birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki değerdir.

12 Temmuz 2026 00:52

Esfender Korkmaz

Kalkınmanın Anahtarı: Demokrasi…

IMF'nin, gelişmekte olan ve yükselen piyasa ekonomilerinin 2026 yılı ortalama büyüme tahmini yüzde 3,9 iken Temmuz 2026 Dünya Ekonomik Görünüm raporunda yüzde 3,8'e düşürdü. Türkiye'nin 2026 büyüme tahminini de yüzde 3,4'ten yüzde 2,9'a indirdi. Dünya Bankasının da Türkiye için 2026 büyüme tahmini yüzde 2,8'dir. Kimse Türkiye'nin orta vadeli programında yüzde 3,8 olan büyüme tahminine bakmıyor, herkesin gözü İMF ve Dünya bankası tahminlerindedir. Yüzde 2,8 ve 2,9 düzeyindeki büyüme, Türkiye'nin nüfus artışı, istihdam ihtiyacı ve kalkınması için yetersizdir. Ayrıca "iktisadi ajanların" "yatırım ve üretim kararları" nı da olumsuz etkiler. İki örnek; Şili – Pinochet (1973–1998) döneminde piyasa reformları, özelleştirmeler ve dışa açılma gerçekleştirildi; fakat ekonomik performans kesintisiz bir kalkınma başarısı değildi. 1976-1981 döneminde ekonomi yılda ortalama yaklaşık yüzde 7 büyüdü ama 1982'de yüzde -11 ve 1982 yılında yüzde 5 oranında daraldı. Güney Kore – Park Chung-hee (1961–1979) döneminde GSYH büyüdü ve fakat aynı ölçüde Güney Kore kalkındı demek mümkün değildir. Kalkınmanın, ekonomik, sosyal, demokratik ve insan hakları boyutu olduğu için, demokrasi ile kalkınma arasında ilişki de karmaşık ve karşılıklıdır. Kalkınma tam demokrasiye geçişi sağlar. Demokrasilerde kurumsal yapı oluşur. Demokrasi ve bağımsız yargı Mülkiyet güvencesi sağlar. Sosyal barış oluşur.

12 Temmuz 2026 00:50

Köşe Yazarı

Arılar Neden Altıgen Petek Yapar?

Bir arkadaşımız "Arıların petekleri neden altıgen?" diye sordu. Yani arı, olabilecek en uygun şekli kullanmaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah (cc), "Rabbin bal arısına vahyetti (ilham etti)..." buyurur. (Nahl Sûresi: 68-69). Demek ki bir bal peteğine baktığımızda yalnızca balı değil, Allah'ın hikmetini ve sanatını da görmeliyiz.

12 Temmuz 2026 00:47

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.