×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Tarihî Dönüm Noktasının Onuncu Yılı…

15 Temmuz ihanet kalkışmasının üzerinden on yıl geçti… 15 Temmuz ihanet kalkışmasından önceki darbelerden sonra da kimi zaman cılız sesle dahi olsa, millî iradeye karşı meydana gelebilecek menfur saldırılara meydan verilmeyeceğini hep tekrarladık. Ne var ki, Sultan Abdülaziz Han'ın katledilmesiyle neticelenen; 150 yıl önceki o hain darbeden itibaren, her beş on yılda bir gizli veya aleni biçimde sahnelenen silahlı müdahalelerin ardı arkası kesilmedi. Geçen bir buçuk asır içinde cereyan eden bu nevi hadiseler, koskoca Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılıp gitmesine sebep olduğu gibi, yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin de belini doğrultmasına bir türlü fırsat vermedi. En son ve en tehlikelisi olarak sahnelenen, 15 Temmuz ihanet kalkışması hep ifade edildiği üzere, yalnızca bir darbe değil, Sayın Cumhurbaşkanımızın dün de Millet Meclisi çatısı altında dile getirdiği üzere bir işgal teşebbüsü idi! Evet, 15 Temmuz 2016 gecesi, Türkiye tam olarak böyle bir felaketle burun buruna idi. Silahlı Kuvvetlerin general kadrosunun yarısından fazlasını ele geçiren, emniyet güçlerinden; yargı mensuplarından, eğitim camiasından, binlerce, on binlerce kişiyi devşirerek devlet teşkilatının temeline dinamit koyan FETÖ terör örgütü, emperyalist güçlerin güdümünde, en ölümcül hamleyi yaparak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ortadan kaldırmak istedi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü liderliğinde, milletimiz topyekûn biçimde dış kaynaklardan beslenen hain ve alçak yaratıklara gerekli dersi verdi... Yeri gelmişken, 15 Temmuz gecesi TGRT ekranlarından Cumhurbaşkanının çağrısını bütün Türkiye'ye duyuran, merhum Batuhan Yaşar kardeşimizi de bir kere daha rahmetle analım. "Öleceksek bu gece ölelim…" diye vatan için can feda etmeye ne derece hazır olduğunu ortaya koymuştu. Ancak bu iş burada bitmedi. Cumhurbaşkanının dün "Mücadeleye aynen devam edeceğiz…" sözünü söylemesi, bu hususta çok kıymetli bir iradenin göstergesidir... Yukarıda işaret ettiğimiz üzere, önceki hiçbir darbe veya darbe teşebbüsü ile kıyaslanmayacak kadar ürkütücü olan bu kalkışma, Türkiye üzerindeki büyük hesapların bir neticesi idi. Tekrar altını çizelim; Şayet milletimizin 15 Temmuz gecesi kazandığı eşsiz zafer olmasaydı, bugün Terörsüz Türkiye yerine hendek-çukur olaylarını konuşuyor olacaktık. Aradan on yıl geçmesine rağmen 15 Temmuz ihanetinin izleri çok belirgin ve her an bir başka şekilde harekete geçilecekmiş gibi hissettiriyor… 15 Temmuz'ları bir daha asla yaşamamak için!..

İsmail Kapan

Kaynak: Türkiye

16 Temmuz 2026 02:15

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

İsmail Kapan

Muhsin Yazıcıoğlu Dosyası…

Kamuoyuna mal olan yeni bilgilerde, 25 Mart 2009 tarihinde Kahramanmaraş'ta gerçekleşen ve Muhsin Yazıcıoğlu ile beraberindeki heyetin ölümüyle sonuçlanan helikopter kazasına ilişkin soruşturma dosyasının, Adli Tıp, sismoloji ve dijital veri incelemeleriyle yeniden şekillendiği bildiriliyor. Zira güvenlik birimlerinin radar ve hava trafiği kayıtları üzerinde yaptığı teknik analizler, kaza anında bölgede üç savaş uçağının uçuş gerçekleştirdiğini ortaya koydu: Amasya 5. Ana Jet Üssü'nden kalkan iki F-16 ile Malatya Erhaç Havalimanı'ndan havalanan bir F-4 uçağının bölgede olduğu tespit edildi. Keza Malatya'dan kalkan F-4 savaş uçağının, kaza anında belirli bir süre radardan kaybolduğu belirlendi. Soruşturma dosyasında, kaza anında bölgede bulunan F-4 uçağının pilotlarından Ali Armağan'a dair önemli bulgular yer alıyor: Şöyle ki, kazadan beş gün önce uçuş saatini doldurmak gerekçesiyle Malatya'ya tayin edilen Armağan'ın, daha sonraki süreçte FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle adli işlem gördüğü ve 2018-2023 yılları arasında cezaevinde kaldığı belirtiliyor. Armağan'ın 2010 yılından itibaren örgütün "operasyonel hat" olarak nitelendirdiği gizli iletişim kanallarını kullandığı ve doğrudan firari mahrem imam Adil Öksüz ile yoğun görüşme trafiğinin olduğu tespit edildi. Dosyada yer alan fiziki ve teknik takip verileri, örgütün Hava Kuvvetleri mahrem yapılanmasının kaza öncesi ve hemen sonrasındaki hareketliliğini gün yüzüne çıkardı: Dönemin İstanbul Hava Mahrem İmamı Erol Sağlam'ın, kazadan 4 gün önce (21 Mart 2009) Malatya'ya giderek Malatya Hava Mahrem İmamı Ali Cingitaş ile yüz yüze görüştüğü belirlendi. Bu iki ismin ortak koordinatörü olan Hava Mahrem İmamı Cağfer Sarıkaya'nın; 15 Temmuz darbe girişiminin kritik faillerinden Harun Biniş ve Adil Öksüz ile birlikte kazadan tam 2 gün önce (23 Mart 2009) ABD'ye uçtuğu tespit edildi. Kazadan 5 gün sonra (30 Mart 2009) ise Malatya İmamı Ali Cingitaş'ın İstanbul'a giderek, daha önce hiçbir iletişim kaydı bulunmayan ve darbe girişiminin sivil yöneticilerinden olan Kemal Batmaz ile ilk kez yüz yüze bir araya geldiği kayıtlara geçirildi. Dönemin Elâzığ İl İmamı Mehmet Durakoğlu ile mülki idare mahrem sorumlusu Ömer Hakan Kısıkkaya arasında geçen bir yazışmada şu ifadelerin yer aldığı belirtiliyor: "Benim başıma Yazıcıoğlu hadisesi gelince hemen İzmir'e gittim. Barbaros abiyle görüştüm. O büyüğümüzle konuştu. Sabah İstanbul'da heyet toplandı. Öğlen El Aziz'e geldim, noktayı koyduk. Tereyağından kıl çeker gibi iş halledildi. Amerika'ya gittiğimde büyüğümüz, sürecin en sıkıntılı hadisesiydi, dedi." Evet, yeniden açılan dosyayla ilgili olarak tespit edilen 29 şüpheliden 19'unun tutuklanmış olması, bu dava için gerekli güçlü iradenin ortaya konduğunu bize anlatıyor.

18 Temmuz 2026 02:34

İsmail Kapan

Ahbap-çavuş İlişkileri Çok Derindir!..

"Asrın Felaketi", 6 Şubat 2023 depreminde, enkaz altından kurtarılmayı bekleyen binlerce felaketzedenin içler acısı durumu, Ahbap Derneğinin gölgesinde kalmıştı!.. Dikkat ediyor musunuz, eskiden her seferinde isminin başında "SANATÇI" sıfatı yerleştirilerek anılan Haluk Levent (Bu arada gerçek soyadının Acil olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz…) artık o şekilde anılmıyor. Haluk Levent adlı kişinin şahsında da bu yaklaşımı en çarpıcı şekilde görmek mümkün. Kumar zaafına rağmen "sanatçı" yönünün bunu kamufle etmesi sebebiyle toplumun bir kesiminde popülaritesi devam etmiş. "Sanatçı" kişiliği yanına bir de yardımseverlik eklenince etkinlik de o oranda artmış. 2023 Şubat'ında ülkemizi korkunç şekilde vuran afet dolayısıyla ortaya çıkıp, vatandaşlardan çok büyük miktarlarda para toplayan ve bunlarla felaketzedelerin derdine derman olduklarını iddia eden Ahbap Derneği ve onunla eklemlenmiş başka yapılar, toplumun merhamet duygularını fena hâlde istismar edebildiler… MASAK raporlarına göre, 990 milyon liralık bahis oynayan ve bunun 390 milyon lirasını kaybeden Haluk Levent, hâlâ meydan okur tarzda konuşuyor ve "bekleyin, asıl bombayı bekleyin!"! Ahbap derneğinin organizasyon sorumlusu Z.Y. isimli şahsın hesabına bir milyar 460 milyon TL girişi olmuş buna karşılık bir milyar 537 milyon TL'lik çıkış olmuş. Aynı şekilde dernekle ilişkili müzisyen A. Ç.'nin aylık geliri 20 bin TL olarak beyan edilmiş. Fakat aynı şahsın hesabına 779 milyon liralık para girmiş, buna karşılık 671 milyon liralık çıkış olmuş. Aksini ispat etmek, Savcılık tarafından hakkında soruşturma başlatılan Haluk Levent'e düşüyor. Deprem sırasında "Afet bölgesine 37 bin tır su gönderdik…" palavrasını sıkan Ahbap Derneği mensupları, halktan topladıkları astronomik rakamların nereden gelip nereye gittiğini açık açık ortaya koymak zorunda…

14 Temmuz 2026 02:17

İsmail Kapan

Avrupa Parlamentosu'nun Siyasi Körlüğü!..

Avrupa Parlamentosu (AP), her zamanki saplantısıyla 8 Temmuz'da yine Türkiye aleyhine saçma sapan bir karar aldı… Bir Yunan parlamenterin (Eleonora Maleti) raportörlüğünde, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı dolayısıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine alçakça iftiralarda bulunan sözde karar tam bir rezalet! "1974 Müdahalesinin Kıbrıslı kadınlar ve kız çocukları üzerindeki etkileri" başlıklı karar, AP'de 33 ret ve 43 çekimser oya karşı, 575 oyla kabul edildi. Dışişleri Bakanlığının tepkisi özetle şöyle: "Avrupa Parlamentosu'nda kabul edilen, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik asılsız ve akıl dışı iddialar içeren karar yok hükmündedir. Alçakça iftiralar barındıran söz konusu karar, Avrupa Birliği'nin (AB) ve özelde Avrupa Parlamentosu'nun, Kıbrıs meselesiyle ilgili olarak belirli çevrelerin güdümüyle benimsediği yanlı ve çarpık yaklaşımın son örneğini teşkil etmektedir…" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da yaptığı açıklamada bahse konu kararın kabul edilmez ve yok hükmünde olduğunu ifade etti. Çelik özetle şunları söyledi: "Avrupa Parlamentosu'nda kabul edilen sözde karar, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik alçakça bir iftiradır. Bu sözde kararı kınıyoruz. Hiçbir temele dayanmayan bu sözde kararların hangi güdümlü ilişkiler yoluyla alındığını çok iyi biliyoruz. Bu alçakça kararı kökten reddediyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yaptığı açıklamaya tarihî dürüstlük adına herkes destek vermelidir. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri'nin şan ve şereflerle dolu tarihi karşısında bu tip alçakça iftiraların hiçbir hükmü yoktur…" Çelik'in işaret ettiği güdümlü ilişkiler en başından beri Kıbrıs Meselesini zehirlemeye devam etmekte. Avrupa Birliği, 2004 yılında kendisinin de desteklediği "Annan Planı" nı referandumda reddeden Güney Kıbrıs Rum Yönetimini ödüllendirerek, bütün uluslararası hukuk kuralları ve teamüllere aykırı biçimde Birliğe tam üye yaptı… Avrupa Birliği'nin tek yaptığı şey oyalamak ve zamana oynamak. Övür'ün ifadesiyle, Avrupa Türkiye'nin reform iradesini sorguladı. Gelinen noktada "Avrupa her fırsatta dünyaya ders verme alışkanlığını dizginlemeli. Çünkü dünya Avrupa'nın eski ezber cümleleriyle artık yönetilmiyor… Avrupa Türkiye ile gerçek bir stratejik ortaklık kurmak istiyorsa, önce o eski öğretmen edasını bırakmalı…" Evet, Ankara'daki NATO zirvesinde Avrupa'nın yeni güvenlik mimarisi ve Türkiye'nin buna yapacağı katkı müzakere edilirken, Avrupa Parlamentosu'nun aldığı bu saçma sapan karar da gösteriyor ki, AB'nin kemikleşmiş zihniyetinin değişmesi pek mümkün değil.

11 Temmuz 2026 02:22

İsmail Kapan

Her Yönüyle Çok Farklı Bir Zirve…

36. NATO Liderler Zirvesi uzun yıllar konuşulacak şüphesiz… ABD Başkanı Donald Trump'ın söylediği her cümle bambaşka bir olumlu veya olumsuz kapı aralıyor… Düşününüz, NATO'nun bir numaralı kurucu ülkesi ve üç çeyrek asırdır teşkilatın mali yükünün aslan payını tek başına yüklenmiş devletin başı olarak Trump, "NATO'dan memnun değilim" diye en üst perdeden sitem ediyor!.. Bazı ülkeleri doğrudan ve alenen hedef alıyor; Mesela İspanya için "Berbat bir ortak" ifadesini kullanmaktan çekinmiyor. Hele hele bugüne kadar ABD'nin en büyük müttefiki olarak zihinlerde yer eden (Belki de hâlâ böyledir…) İngiltere'nin son zamanlardaki tavrı ve Trump'ın tepkisi apayrı bir gelişme. Keir Starmer bir süreden beri Trump'ın sivri laflarına fazlasıyla hedef oluyordu. İkili arasında; "Sahneye en son çıkan assolist ben olayım" havasında, magazin yüklü bir taktik manevra yaşandı. Trump ve Macron arasında her seferinde böyle tuhaflıklar cereyan ediyor. NATO Zirvesi öncesinde ABD ile AB ülkeleri arasında esen soğuk rüzgârlar, Ankara'nın başarılı ev sahipliğinde hayli sakinleşti denilebilir. İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Polonya gibi ülkelere kalırsa çok daha sert ifadelerle Rusya hedef alınabilirdi. Donald Trump'ın bizzat ifadesiyle on numara beş yıldız!.. CAATSA yaptırımları, F-35 uçakları projesine geri dönüş… Türkiye'nin KAAN uçağında kullanmak istediği F-110 motorları vs. Görülüyor ki, zirve öncesinde bu konular iki taraf arasında teknik seviyede iyi çalışılmış ve tartışılmış. Trump dahi açıkça dile getirdi: "Dostlara yaptırım doğru bir şey değil." Türk-Amerikan ilişkileri son üç çeyrek asırda hep inişli çıkışlı biçimde seyretti. Dileriz bu daha da olumlu şekilde devam eder.

09 Temmuz 2026 02:18

İsmail Kapan

Dünya Gündeminin Merkezi Ankara…

NATO 1.0, NATO 2.0, NATO 3.0… Aslında hepsi aynı formattaki bir teşkilatı anlatıyor. Tarihin gördüğü en geniş "savunma paktı", NATO'nun 36. Liderler Zirvesine ev sahipliği yaptığı için! 2004 yılındaki zirveden sonra, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan; Türkiye'nin bu önemli toplantıya yüzünün akıyla ev sahipliği yaptığını ve çok önemli ölçüde prestij kazandığını ifade etmişti. NATO 1.0 olarak ifade edilen soğuk savaş döneminin Kuzey Atlantik Paktı; 1991 yılında Sovyetler Birliği (SSCB) dağılana kadar, iki bloklu dünyanın siyasi ve stratejik dengelerine göre şekillenmiş ve güç-kuvvet yönünden âdeta sürekli bir tırmanma içinde olmuştur. 1991'de SSCB ile birlikte bu "pakt" tarihe karışınca, NATO'nun varlık lüzumu tartışılmaya başlamıştı. Soğuk Savaş sonrası dönemi karşılayan "NATO 2. 0", çok geçmeden bu alanda misyon yüklendi. "Ya bizimlesiniz, ya da bize karşısınız…" 11 Eylül 2001 saldırılarının hemen ertesi günü, NATO'yu, o zamana kadar hiç olmadığı ve görev tanımında da bulunmayan bir coğrafyada, ABD ile omuz omuza savaştığını gördük. Fransa Devlet Başkanı Macron'un "Beyin ölümü gerçekleşti…" dediği, NATO'nun bundan böyle nasıl devam edeceği konusunda kafalar net değil. Dün Ankara'da bir basın toplantısı yapan NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, "Güçlü Avrupa Güçlü NATO demek…" ifadesini kullanırken, NATO içindeki güçlü ABD varlığına işaret etmiyor muydu? "ABD Şemsiyesi Güvenlik Garantörümüz…" cümlesi sadece Trump'ı övmeye dönük bir rüşvet-i kelam olamazdı!.. Velakin "Üzerinde Güneşin Batmadığı İmparatorluk" çoktan tarih oldu... 2004 yılındaki zirvede "İstanbul İşbirliği Girişimi" kararı o gün için, Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri'ni çok ilgilendiriyordu. 2004 Zirvesi, aynı zamanda NATO'nu en büyük genişleme sürecinin sonucunun fiilen hayata geçtiği toplantıydı. Bu arada şu hususun altını çizelim; Sayın Cumhurbaşkanına ve Türkiye'ye yapılan iltifatlar yanında, "Büyüyen ve güçlenen Türkiye" ye karşı içten içe çok farklı düşünce ve duyguların hareket hâlinde olduğunu da unutmayalım. Yani Türkiye büyük savaş tecrübesi kadar, bugünkü NATO 3.0 bünyesinde, "üretici askerî güç" kapasitesi ile kilit bir konuma yükselecek…

07 Temmuz 2026 02:18

İsmail Kapan

İran'da Cenaze Töreni Ve Suikastlar…

Dinî lider Ali Hamaney'in ABD – İsrail saldırısı sonucu öldürülmesinden tam dört ay sonra, bir hafta sürecek ve 20 milyon kişinin katılacağı cenaze töreni başladı. 1979'da Şah Rıza Pehlevî Rejimini deviren İran devrimi lideri Humeyni, 1989 yılında vefat ettiğinde, cenaze töreninden yansıyan görüntüler pek çok yönden hayret uyandırmıştı. 3 Ocak 2024 tarihinde, Kirman şehrinde yine cenaze ve mezarla ilgili çok büyük olaylar yaşandı. Devrim Muhafızlarının en büyük ordusu olan Kudüs Gücünün komutanı Kasım Süleymani, 3 Ocak 2020 yılında, Irak'ta ABD tarafından tertiplenen bir suikastla öldürülmüştü… 28 Şubat 2026 tarihinde Amerika – İsrail ortak saldırısı sonucu, beraberinde yaklaşık kırk kişilik üst seviye yönetici ve komutanla birlikte öldürülen eski dinî lider Ali Hamaney için dört ay sonra bir cenaze töreni tertipleniyor. Bir hafta boyunca yaklaşık 20 milyon kişinin katılacağı söylenen bu cenaze töreninde asayiş meselesi ayrı bir problem teşkil ediyor. İsrail ve ABD cenahından gelen tehditler malum. Bahse konu gazetelerin verdiği bilgiye göre, Kalibaf ve Erakçi'yi taşıyan uçağa dönük suikast ihbarı (İsrail'e ait iki askerî uçağın Irak semalarından İran hava sahasına girdiği yolunda iddialar var…) ABD'li yetkililer tarafından İran cenahına aktarıldı. Evet, İsrail'in başından beri, ABD - İran arasında savaş yerine barış müzakereleri yapılmasından fena hâlde rahatsız olduğu herkesçe biliniyor. Çünkü İsrail'in ve bilhassa insan kasabı Netanyahu'nun ABD'de kuvvetli torpili var. İsrail öyle görünüyor ki, Suriye, Lübnan ve İran konusunda Washington yönetimini baskılamaya devam edecek. Trump'ın İran'a karşı tehditkâr yaklaşımı, eşeğe gücü yetmeyenin semere yüklenmesi gibi bir durum.

04 Temmuz 2026 02:22

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

İsmail Kapan

Sıcaklıklar Ve Orman Yangınları…

Her sene yaz mevsiminde sıcaklıkların artmasıyla birlikte, orman yangınları ve boğulma vakaları gündemin üst sıralarını işgal eder. Bazı yerlerde 40 derecenin altında kalsa bile hissedilen sıcaklık kırk küsur derece olarak ölçülüyor. 28 tane yangın söndürme uçağı, 119 tane yangın söndürme helikopteri ve 14 tane İHA (insansız hava aracı)… Tarım ve Orman Bakanlığının verilerine göre 2024 yılında 3 bin 797 orman yangını ve 4 bin 796 kırsal alan yangını çıkmış. Toplam 8 bin 593 yangında total olarak 27 bin 485 hektar alan yanmış. 2025 yılında çıkan yangın sayısında azalma var. 3 bin 227 orman yangını ve 2007 arazi ve kırsal alan yangını vukua gelmiş. Toplam 5 bin 231 yangında total olarak 81 bin 473 hektarlık alan yanmış. Görüldüğü üzere, 2025 yılında yangın sayısının bariz şekilde azalmasına karşılık, bazı büyük yangınlarda geniş alanların yanması daha ağır hasara sebep olmuştur... Temenni ederiz ki, 2026 yılında, bilhassa yüksek sıcaklıkların hüküm sürdüğü bu mevsimde, orman yangınları en az seviyeye insin ve inşallah can kayıpları yaşanmasın. Çünkü basit dikkatsizliklerden kaynaklanan pek çok yangın olayı yaşanıyor her sene. Her sene yaz mevsiminde, artan sıcaklarla birlikte, toplumu üzüntüye sürükleyen bir diğer mesele de boğulma vakaları… TÜİK verilerine göre, 2024 yılında 577 kişi boğularak hayatını kaybetmiş. 2025 yılında bu rakamın 565'e inmesi sevindirici. Bununla birlikte her sene yaklaşık 900 kişinin boğulma sonucu hayattan koptuğu da bir gerçek. Demek ki, bu konuda da daha yapılması gereken çok şey var.

02 Temmuz 2026 02:20

İsmail Kapan

"Belirsizlik Döneminin Tam Ortasındayız…"

7-8 Temmuz tarihinde Ankara'da toplanacak 36. NATO Zirvesi öncesinde, İstanbul'da önemli bir zirve daha gerçekleşti. NATO Parlamento Başkanları onuruna verilen yemekte konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çok ses getirecek önemli mesajlar verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2014 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 69. Oturumunda ilk defa, "DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR" cümlesini kurmuştu. Başından beri önemi ve muhtemel etkileri tartışılan, bir hafta sonraki Ankara NATO zirvesi öncesinde, Erdoğan'ın verdiği bazı mesajların da aynı şekilde çok büyük yankı yapacağı katidir. Şu tespit başlı başına çok büyük önem arz ediyor; "Eski kalıplar, eski kabuller bir bir yıkılırken yerlerini neyin alacağı, neyin ikame edileceği henüz bilinmiyor. İstikrar yerine gerilimin, düzen yerine kargaşanın arttığı, öngörülebilirliğin azaldığı, sabah neyle karşılaşacağını kimsenin kestiremediği bir belirsizlik döneminin tam ortasındayız…" Şüphesiz bu konuda ve buna benzer değerlendirmeler başkaları tarafından da yapılmıyor değil. Şu cümleye dikkat isterim: "Türkiye bu yeni dönemin ruhunu en iyi okuyan ülkelerin başında geliyor…" Bölgesel ve küresel meselelerin çözümüne dönük gayretlerinde samimiyeti tartışılmayan bir ülke Türkiye… Erdoğan liderliğinde bu seviyede bir uluslararası ilişkiler faaliyetini yürüten Türkiye, beynelmilel zeminde kargaşa ve kavga yerine barış ve huzurun yer alması için saygıdeğer bir tavır sergiliyor. NATO'nun geleceğine dair özellikle Avrupa cenahından yükselen endişe ve tereddütlerin yoğunlaştığı bir dönemde, Türkiye gerçekçi bir savunma anlayışı ve kararlılığını sergiliyor… Bu açıdan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dün dile getirdiği şu fikir önümüzdeki dönemde en çok tartışmaya konu olacak gibi görünüyor: "Teksas'tan Ankara'ya uzanan amasız, fakatsız bir güvenlik ve savunma ağı oluşturmalıyız…" Bu sözleri söyledikten çok kısa bir zaman sonra Almanya Şansölyesi Merz ile bir telefon görüşmesi yaptı. Özellikle AB Çelik Çekirdeğini oluşturan Almanya ve Fransa arasındaki ihtilafın ne kadar ve nasıl aşılacağı başlı başına bir mesele.

30 Haziran 2026 04:47

İsmail Kapan

Ukrayna Savaşı Nereye Gidiyor?

Ukrayna savaşını 24 Şubat 2022'den itibaren başlatmak büyük yanlışlık olur!.. Zira bu savaşın başlangıç tarihi, 6 Ağustos 2014 tarihinde Kırım'ın Rusya tarafından ilhak edilmesi ve Donbas bölgesindeki yoğun çatışmaların başlamasıdır. Gerçi Rusya şimdiye kadar " savaş" kelimesini resmen kullanmadı. Sürekli olarak "Özel askerî operasyon" şeklinde tanımlıyor. Ukrayna'daki kışkırtmalar o kadar ileri gitti ki, eski devlet başkanı Viktor Yanukoviç Kiev'den kaçarak Rusya'ya sığınmak zorunda kaldı. Ukrayna savaşının uzaması ve Rusya'nın daha çok yıpranıp zayıflaması için, Ukrayna'ya çok yüksek miktarda askerî ve lojistik yardımlar yapıyor. 24 Şubat 2022'de Rusya'nın başlattığı "Özel askerî operasyonunun" ilk gününde Rus uçakları Ukrayna semalarında âdeta resmigeçitte bulunur gibi fotoğraflar vermişti. Velakin Batı'nın beklediği ölçekte bir Rusya zayıflaması olmadı. Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelensky, "Ukrayna yanarsa, Moskova da yanar…" şeklinde bir açıklama yaparak, Kiev'in, savaşı daha fazla Rus topraklarına taşımak istediğinin işaretini verdi. Ukrayna 6 Ağustos 2024 tarihinde Rusya'nın Kursk Oblast bölgesine geniş çaplı bir saldırı gerçekleştirdi. Bu Rusya derinliklerindeki ilk ve en büyük saldırı idi. 18 Haziran 2026 günü, Moskova'ya drone sürüsü ile yapılan ve ana rafinerinin isabet aldığı saldırı. Avrupa şimdiden Rusya ile bir büyük savaşın hesaplarını yapıyor. Bu minvalde Rusya tarafı da, bahse konu savaşın 2030'da kopmasından dem vuruyor. Hâl böyle olunca işin içine ABD ve NATO'nun girmemesi mümkün mü? Bu çerçevede 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da yapılacak NATO zirvesinde gündeme gelecek değerlendirme ve yorumlar çok büyük önem arz ediyor…

27 Haziran 2026 02:21

İsmail Kapan

Ana Muhalefetin Ahvali…

Bu gidişle CHP galiba en az üç parçaya ayrılacak gibi görünüyor! Ana muhalefet adına çok üzücü. Hâl böyle iken, zaten bugüne kadar iktidar hazırlığı adına bir türlü ortaya koyamadıkları program için gerekli enerji ve zamanı da parti içi mücadeleye hasretmiş durumda!.. "Kemal Kılıçdaroğlu'nun prensleri" diyebileceğimiz Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ikilisi, bir anda velinimetlerine sırt çevirdi. 2023'te yapılan İstanbul il kongresi ile başlayan, devamında Ankara'da pavyon kapılarına kadar uzanan serüven, 37. CHP Kurultayını mutlak butlan noktasına taşıdı. CHP içinde bulunduğu fevkalade hâlden yekpare çıkamayacak durumda. Bu artık kesinleşmiş gibi görünüyor. Zaten daha ilk günde "Hesap soracağım…" çıkışını yapmıştı. Son bir senesini, yolsuzluk ve rüşvet suçlamalarıyla yargılanan Ekrem İmamoğlu'na destek faaliyetleri ile dolduran Özel, partili milletvekillerin çoğunluğunu ve il başkanlarının önemli bir kısmını arkasına almış olmasına rağmen, CHP tüzel kişiliğini bütünüyle çekip çevirecek fırsatı yakalama şansını artık iyice yitirmiş durumda. En az 25 belediye başkanı şu ana kadar AK Parti saflarına dâhil oldu. CHP fiilen üç parçaya ayrılmış durumda. Sık sık güçlü muhalefet ihtiyacını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünkü AK Parti grup toplantısında, sözü yine CHP'nin durumuna getirip önemli şeyler söyledi: "Muhalefet cephesinde kaos ve kargaşa hâkimken, biz uyum içinde, İttifak (Cumhur) olarak dayanışma içinde 86 milyonun birlik ve dirliği için çalışıyoruz. Sanal ve saçma gerilimlerle vaktimizi ziyan etmiyoruz. Tahriklere rağmen muhalefetin içinde debelendiği çamur güreşine bizi de çekmesine müsaade etmiyoruz. Demokratik olgunluk içinde millete hizmet yolculuğunu kararlılıkla sürdürüyoruz. Biz gereksiz polemiklerin içine girmiyoruz. Birbirlerine çelme takmak için türlü oyunlar çevirenleri mi ararsın, dün kahraman ilan ettiklerini bugün halk düşmanı diyerek linç etmeye çalışanları mı ararsın... Entrika, skandal, ayak oyunu, ihanet, ne ararsan var... Paralel yönetim modeli sadece ana muhalefet partisinin kendisini değil, Türkiye siyasetini de paralize ediyor. Ülke meselelerinin çözümü noktasında muhalefet de iktidar kadar yapıcı davranmalı, yasama süreçlerine olumlu katkıda bulunmalıdır. İster iktidar ister muhalefet hepimiz, iradesini temsil ettiğimiz milletimize karşı sorumluluk taşıyoruz. Birinci görevimiz, ülkeye ve millete hizmet…" Evet, iktidar ile muhalefet arasındaki farklı anlayış ve hizmet sevdası…

25 Haziran 2026 02:20

İsmail Kapan

İsrail'in Cirmi Ve Cürmü!..

"İsrail ateş olsa cirmi kadar yer yakar" klişesi, burada tam olarak yerine oturmuyor… Zira İsrail cirminden yani hacminden daha büyük yakıyor! Hâlihazırda işgal altındaki Filistin'den tutunuz, Lübnan, Suriye, Irak, İran, Doğu Akdeniz, Kafkaslar ve Kuzey Afrika başta olmak üzere, dünyanın çok geniş bir coğrafyasında Siyonist, terörist İsrail'in yıkım; katliam, soykırım ve her türlü insanlık ve savaş suçu hüküm sürüyor. Ve en vahimi de dünya bu canavarlığa karşı fena hâlde pasif ve etkisiz. ABD Başkanı Donald Trump, Amerika olmasa İsrail yok olurdu diye kıtır atıyor, ama beri tarafta İsrail'e, özellikle insan kasabı Binyamin Netanyahu'ya bir türlü söz geçiremiyor!.. Bu tarihten sonra, (İsrail; Küçük Amerika, Amerika; Büyük İsrail hüviyetiyle), her ikisi dünyayı her türlü karıştırmaya hız vermiştir. Ve nihayet bugün İsrail tamamen kontrolden çıkmış, bütünüyle dünya düzenini altüst ediyor. 1960'ların başlarında, özellikle Fransa'nın destekleriyle nükleer programını ilerleten İsrail, on sene sonra 1973 ramazan savaşında bir ara yok olma tehlikesiyle yüz yüze geldiğinde, derhal atomik silah kullanma hazırlığına girebilmiştir. 1973 savaşında ilk başlarda Mısır'ın ortaya koyduğu başarılı harekât karşısında büyük endişeye kapıldı. "Küçük İsrail-Büyük İsrail" tanımı bu olayda net olarak zihinlere yerleşmiştir… Siyonist-terörist İsrail bildiğini okumaya devam ediyor. Velakin Sayın Fidan'ın ifadesiyle, İsrail köşebaşında bekliyor! Bakınız, Haziran 2025 itibarıyla başgösteren gerginlik ve çatışmaların dünya ekonomisine maliyeti en az üç buçuk trilyon dolar…

23 Haziran 2026 02:39

İsmail Kapan

Futbolu Biraz Abartmıyor Muyuz?!.

Evet, "Futbol sadece futbol değil…" klişesi her şeyi net özetliyor aslında. Futbol spordur, futbol ekonomidir, futbol siyasettir ve nüfuz ticaretidir elbette!.. O Uruguay ki, 1930 yılında düzenlenen ilk dünya kupasına ev sahipliği yaptı ve finalde de Arjantin'i 4-2 yenerek, ilk dünya futbol şampiyonu ülke olarak tarihe geçti. Aynı Uruguay 1950'de Brezilya'da düzenlenen dünya kupasında, ev sahibi Brezilya'yı 2-1 yenerek, ikinci defa dünya futbol şampiyonu oldu… Ve yine o aynı Uruguay, 1980 yılında; dünya futbol şampiyonu olmuş ülkelerin iştirakiyle düzenlenen Mini Dünya Kupası müsabakalarına da ev sahipliği yaptı. Turnuva sonunda da Brezilya'yı 2-1 yenerek bu kupayı da millî müzesine götüren ülke oldu. Yani futbol alanında başarı arıyorsanız, bu küçük (Nüfusu üç buçuk milyon) Latin Amerika ülkesi fazlasıyla rüştünü ispatlamıştır. 2026 Dünya Kupası çok yanlış ve irrite edici biçimde başladı öyle de devam ediyor… Afrika'nın en başarılı hakemi seçilen Somalili Omar Abdulkadir Artan ülkeye sokulmadı. 24 yıl aradan sonra, Türk Millî Takımının dünya kupasına katılma başarısını göstermesi bizi milletçe memnun etti elbet. Latin Amerika'da futbol en büyük heyecan sahasıdır. 2002 Dünya Kupasına da mağlubiyetle başlamıştık. Aynı ülke ile yarı finalde karşılaşıp 1-0 mağlup olmuştuk. Ancak üçüncülük maçında ev sahibi Güney Kore'yi 3-2 yenip dünya üçüncülüğünü kazanmayı başarmıştık… Bakınız, koskoca İspanya (2010 yılı dünya şampiyonu), pek çoğumuzun adını ilk defa duyduğu 530 bin nüfuslu YEŞİLBURUN ada ülkesiyle berabere kaldı!.. Keza geçmişinde dünya üçüncülüğü bulunan güçlü takımlardan Portekiz de Demokratik Kongo ile berabere kaldı. Paraguay bizim takımımız yanında çok mütevazı kalır.

20 Haziran 2026 02:08

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha