×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Ayılmadı, Bayılmadı, Hepten Rezil Olmadan Günü Kurtardı!

Geçtiğimiz günlerde, "Silivri duruşmalarında bu hafta, komediye doyacaksınız" diye haber vermiştik. Ekrem İmamoğlu işi başından çözmüş. Diploma yolsuzluğu davasında, sanki 18 yaşındaki Ekrem İmamoğlu ile bugünkü Ekrem İmamoğlu farklı kişilermiş gibi, "siz burada 18 yaşındaki Ekrem İmamoğlu'nu yargılıyorsunuz" diyerek savunma yapmıştı. "Türkiye'de herkes taşınmaz satışında gerçek değeri göstermiyor" diyerek kapatılacak bir konu değil bu. Hayatında bir defa, bilemediniz iki defa taşınmaz alan herhangi bir kişi böyle bir yanlışı yaptığında, " Türkiye şartlarında herkes yapıyor" denilerek usulsüzlük bir anlığına tolere edilmeye çalışılabilir de. Usul kuralları çerçevesinde, ifadeye başlanılırken sorulan, "adın soyadın, annenin adı, babanın adı" sorularına, yargılamayı bir sonraki aşamaya geciktirmemek için cevap vermedi. Biz, "Sarıyer'deki villaları anlatmamak için ayılacak bayılacak" dedik. "İsnat edilen suçlar hakkında işlemediğimi ispat edecek bir savunmam olmadığına göre, en azından kendimi rezil etmeyeyim" diye düşündü ve mahkeme heyetinin, "susma hakkını kullandı" tespitine razı oldu. Hukukçular bilir, susma hakkını kullanan sanık eğer cinayetle suçlanıyorsa, "ben konuştukça aleyhime delil oluştururum. Zaten mahkum olacağım, hiç olmasın mahkumiyet kararında kullanacak gerekçeleri mahkeme heyetinin eline ben vermeyeyim, onlar kendileri o delilleri yazsınlar" diye düşünür ve ifade vermezler.

Ali Karahasanoğlu

Kaynak: Yeni Akit

10 Temmuz 2026 02:20

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Ali Karahasanoğlu

Koç'un Oteli İçin De 'Betonlaşıyoruz' Başlığı Atsanıza!

"Yeşili katlettiler" haberleri ile, Türk turizmine katkı sunacak tesisleri hedef tahtasına koyan. Dünkü Sözcü'den ben başlığı size vereyim, aynı haberin diğer muhalif gazetelerde de yapıldığını siz bilerek okuyun. "Koç Holding 100 milyon dolara yeniledi! Türk turizminin simgesi 13 yıl sonra açılıyor" İş adamlarının isimlerini vermeyeceğim. Ama bir turistik tesis yapılırken, onlarca muhabiri görevlendirip, "yukarıdan çek", "aşağısından çek", "içine gir içinden çek" talimatlarıyla, imara aykırı ne yanlışlık bulabiliriz diyerekten hedef tahtasına koyacak otel arayan Sözcü kafası. Şimdi "imar rantı" derseniz, diğerlerini rakip bile saymayacak kadar büyük metrekarede bir otel. İmara aykırılık derseniz, on tane muhabire gerek yok sadece reklamını yapmak için çektikleri fotoğrafı gözlemleyin, "bu ne?" diyerek küçük dilinizi yutacağınız büyüklükte bir otel. Ama, otel Koç Holding'e ait olunca bakın çevreci sözcü, ne düzenlemeler yapıyor: "Vehbi Koç'un 30 yıl önce yaşamını yitirdiği Antalya'nın ilk 5 yıldızlı oteli Divan Talya, 13 yıllık yeniden yapım sürecinin ardından faaliyete başladı." "Doğanın katledildiği" nden başlayın, "her yer beton her yer beton" sloganları ile devam edin. Sözcü'nün haberi devam ediyor: "Koç ailesi için manevi önemi yüksek olan otel, ilk aşamada 'deneme işletmesi' modeliyle hizmet verecek." Sakın ha yanlış anlamayın arkadaşlar.. Koç ailesinin bu devasa Otel'den para kazanma falan diye bir niyetleri asla yok. Koç Holding'in kurucusu Vehbi Koç var ya. Sözcü, Cumhuriyet, Birgün ekibi, ta ilkbahar aylarından, "Amerika'ya mı yoksa İspanya'ya mı gidelim. İngiltere'ye mi yoksa İsviçre'ye mi kayalım." muhabbetlerine başlarlar. Amerika'yı, Avrupa ülkelerini kıskanmayı bir kenara bırakalım, eğer oteli Koç Holding yapıyorsa, yeşil-çevre-tabiat hassasiyetinin, Sözcü gazetesinde de pek dikkate alınmadığını gösteren cümlelerle devam edelim: "2013 yılında yıkılan ve bulunduğu alana yeniden inşa edilen lüks otel, Antalya'daki ilk 5 yıldızlı otel olması ile tanınıyor. Ayrıca Türk iş dünyasının en önemli simalarından Vehbi Koç'un 1996 yılında hayatını kaybettiği lüks otelin, bu özellikleri nedeniyle aile için son derece hassas manevi öneminin bulunduğu bilinmekte." Antalya'ya hayatımda hiç gitmedim. Sonra bize "imar rant" ne demektir, "yeşile saygı", "tabiata değer vermek" ne demektir, bir anlatsın. Ama bu itiraz, "Türkiye'ye gelecek turist, Koç Holding'e para kazandıracağına, Yunanistan'a kazandırsın" noktasına asla evrilmez. Ama bu görüşüm, asla "Türkiye'de turistik tesisler çoğalmasın, Türkiye cumhuriyeti vatandaşları bile tatillerini Yunan Adaları'na gidecek şekilde planlasın" noktasına evrilmez, evrilmemelidir. Koç Holding otel yaptığında, Sözcü, otelin propagandasını yapıyor: "Tüm odaları deniz manzaralı olarak tasarlanmış Divan Talya Oteli'nin, 5 yıldızlı lüks segmentte uluslararası standartlarda bir şehir-resort oteli olarak konumlandırılması, marka ve konseptin hizmet standartlarının tam olarak sağlanabilmesini teminen, turizm sektöründeki yaygın uygulamalara paralel olarak faaliyetlerin kademeli şekilde genişletilmesi öngörülmektedir." Sözcü'de, "Senin her odan denizi nasıl görür arkadaş" itirazı olmadığı gibi, bir de bu açıdan övgüler düzülüyor.

20 Temmuz 2026 02:13

Ali Karahasanoğlu

"Yazıcıoğlu'nun Size Yaptığı Din Kardeşliğinin Aynısını Sizden Bekliyorum"

Hele hele, 28 Şubat darbe sürecine karşı çıkmış, hiçbir menfaati olmadığı halde, Erbakan hocanın başbakanlığı'na karşılıksız olarak destek vermiş Muhsin Yazıcıoğlu'nun hatırasına, ve onun ailesinden veya sevdiklerinden hiç kimseye saygısızlık etmek istemem. O Muhsin Yazıcıoğlu ki, "namlusunu halka doğrultan tanka selam durmam" diyerek, 28 Şubat darbecilerinin hepsine rest çekmişti. O Muhsin Yazıcıoğlu ki, 28 Şubat 1997 günkü Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, Erbakan Hoca'ya imam hatiplerin orta kısımlarını kapattırma, Kur'an kurslarını kapattırma dayatmasında bulunulduğunda.. Erbakan hocanın, "bunu daha sonra imzalayalım" diyerek, darbeci askerlerin dayatmasını gevşetmeye çalıştığı konjonktürde. Erbakan hocanın, MGK kararlarını anlatıp, hükumete askeri vesayete karşı destek vermelerini istediğinde, "Bu, sizin kendi sorununuz" diyerek darbeci generallere karşı Erbakan Hoca'ya destek vermeyen bu parti başkanlarının aksine.. 17-25 Aralık emniyet-yargı darbesinden sonra, FETÖ'nün televizyon kanallarında yapılan algı operasyonlarını hatırlayalım.. Ali Armağan'ın, FETÖ elemanlarından ve 15 Temmuz hain darbe girişiminde de askeri sahada gözaltına alınan Adil Öksüz ile telefon görüşmeleri var. 253 şehidin verildiği 15 Temmuz darbesini inkar edenler. Darbe gecesi Akıncı Üssü'ndeki askeri sahada yakalanan Adil Öksüz'ler, Kemal Batmaz'lar, "burada ne işiniz var" sorusuna, "arsa bakmaya gelmiştik" diye aklımızla alay eden cevaplar verdiğini biliyorken. Ali Armağan'ın, "evet ben F-4 Savaş uçağıyla, Muhsin Yazıcıoğlu'nun bulunduğu helikopterin düşmesi için yakınından defalarca geçtim. Amacımız kaza süsü vererek, kendisini öldürmekti" diyeceğini hiç kimse tabii ki beklemiyor. 2015 yılındaki bir etkinlikte, Gülefer Yazıcıoğlu'nun yaptığı konuşmadan bazı bölümleri aktarayım: "Ülkeyi yönetenlere sesleniyorum. 'Kardeşim' demekle kardeş olunmuyor. Ben böyle bir kardeşliği asla kabul etmiyorum. Buradan bir an önce, Muhsin Yazıcıoğlu'nun size yaptığı kardeşliğin aynısını sizden bekliyorum. Muhsin Yazıcıoğlu'nun size nasıl din kardeşliği yaptığını, benden çok daha iyi biliyorsunuz. Çünkü bunu siz anlatıyorsunuz. Muhsin Yazıcıoğlu'nun size yaptığı kardeşliğin aynısını, ben sizden bekliyorum." Bugüne gelelim. "Çok uzun sürdü" denilebilir. "17 yıl sürmeli miydi" denilebilir. Hele hele, cinayeti tam da işleyen FETÖ'cülerin medya organlarına çıkıp, "siyasi iktidar, cinayetin üzerini örttükçe örttü" hiç denilmemeliydi. Muhsin başkanın katillerinin bulunamamasının faturasını, tam da cinayeti işleyen FETÖ'nün medya organlarında, siyasi iktidara çıkarma yanlışının da, yeni nesiller için bir ibretlik ders olmasını umut ediyorum.

19 Temmuz 2026 01:35

Ali Karahasanoğlu

Demedi Demeyin, Bu Cumhuriyet'in De Bir Gün Kapısı Çalınır

"Ahbap'a yardım ediniz" demekle yetinseler. "Kepenk indiren şirket sayısı 13.484 oldu." Yıllardır bu tür haberleri takip ederim. Kepenk indiren şirket sayısını yazarlar da, kepenk açan şirket sayısını bir türlü veremezler. Şimdilerde artık, kepenk indiren şirket sayısını da, kepenk açan şirket sayısını da vermeye başladılar. 2026 yılı ilk altı ayında 57.062 şirket açılmış. 2026 yılı bütçesinde, yıl sonunda muhtemel bütçe açığı 2 trilyon 713 milyar TL olarak öngörüldü. İlk altı ayda bütçe açığı 942,8 milyar TL olarak gerçekleşti. +-farklılıkları olabileceğini de düşünerek, "1,3 trilyon TL bütçe açığı" normaldir diyebiliriz. Öngörülenden 350 milyar daha az. Sakın, "hiç haber yapmamışlardır" diye düşünmeyiniz. "Bütçe açığı ilk altı ayda 1 trilyona yaklaştı faiz harcamaları Haziran'da 275 milyar TL'yi aştı." Nurettin Nebati bakanlığı döneminde faizler düşürüldüğünde kıyameti koparanlar ve faizin bir çırpıda %70 % seksen'lere çıkarılması gerektiğini savunanlar, öngörülen bütçe açığının çok daha azı gerçekleştirildiği halde, bize faiz harcamaları üzerinden neredeyse dindarlık taslayacaklar. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, "bize ne oluyor, bu konuda nas var" dediğinde faiz hakkındaki Allah'ın haramlık emriyle alay edenler. 2 trilyon 742 milyar TL. Bütçe rakamlarında yaptığımız gibi, faize giden para konusunda da aynı kıyaslamayı yapalım. İlk altı ayda ne kadar faize para gittiğini hatırlatalım: 1 trilyon 111 milyar 440 milyon TL. Tüm yıl için öngörülen 2 trilyon 742 milyar TL'lik faizin yarısını hesapladığımızda, 1 trilyon 371 milyar TL faize gitmesi gerekirken. Şimdi planlananın da altında miktarlarda bütçe açığı ve faiz gideri gerçekleştiği halde, bu rakamları haber yapmayıp, "kapanan şirket sayısı" diyerek, orada da açılan şirketleri gizleyip algı yaparsanız. "Türkiye ile rekabette olan hangi yabancı devletten fonlanarak bu rakamları çarpıtıyorsunuz" diye soran bir savcı çıkar. Beş ay sonra on ay sonra kapı çalındığında, "eski haberlerimiz için soruşturma açılmış" diyerek şaşırmış numaralarına yatmayın.

18 Temmuz 2026 01:56

Ali Karahasanoğlu

Haluk Levent Olayı Nedir?

Tabii ki olayın vehametine göre, suçu işleyenin kurtarılması için yapılacak operasyonda, her zaman "Onun hiçbir kusuru yok. O tertemiz bir insan" savunması sergilenmez.. Bazen konu sulandırılarak savunma olur.. Bazen dikkatler başka yerlere çekilerek savunma yapılır. Çünkü sanığın kendisi de, "Yanlışlar yaptım" diyor. Sonuçta sanığın bile bir "kabul" ü var.. Cumhuriyet gazetesi hemen devreye giriyor.. Sözcü ile birlikte. Hani olayları takip etmeyenler, İçişleri eski Bakanı Süleyman Soylu'nun, Haluk Levent'in çakallıklarına ilk karşı çıkan bakanlardan birisi olduğunu bilmeyenler.. "Acaba" diyecekler.. "Acaba, Süleyman Soylu'nun, Haluk Levent'in yolsuzluklarında bir ortaklığı, haydi ortaklığı olması mümkün değil de. Bir göz yumması mı var?" diye tereddüt yaşayacaklar. 10. Yıl marşını kemalistlere okuyan Haluk Levent'e sahip çıkmak üzere, olayı yan kollara ayırıp, sulandıralım.. Ahbap Derneği'ne yapılan 125 milyon 765 bin lira bağış, Haluk Levent'in kardeşi Berkant Acil ve bağlantılı olduğu kişilerin hesaplarına mı aktarılmış.. Cumhuriyet size büyük bir ifşaatta bulunacak şimdi.. "Haluk Levent ifade tutanağını paylaştı, 'konuşmama izin vermediler' dedi: 'Süleyman Soylu' ayrıntısı dikkat çekti." Aaaa. O zaman okumaya devam edelim, Cumhuriyet'i: "AHBAP Derneği soruşturmasına gözaltına alınan Haluk Levent, sosyal medya hesabından dikkat çeken bir paylaşım yaptı." Haydi arkadaşlar.. Uzatmayın, Soylu ile ilgi nasıl kurduğunuzu bir anlatın.. Ve Özkan Yalım gibi, Muhittin Böcek gibi, Tanju Özcan gibi, "masumiyet karinesi" nden yararlanma hakkı var.. Var da.. Bu arada Haluk Levent ile ilgili bir haber daha önümüze düşüyor: "900 milyonu kumarda kaybetmiş." Olabilir, para onun değil mi, ister kumarda kaybeder, ister fuhuşta. Belediyenin parasını da yeseler, kendileri zengin işadamları veya hem avukat hem emekli milletvekili diye, "kendi paralarını yiyorlar" diye güzelleme yaparken. Cumhuriyet'ten okumaya devam edelim: "Tutanakta, Levent'in 'Bu konuda az önce tutanağa geçirilmesini istediğim politikacılar, devlet kurumları ile ilgili cevap vermek istediğim konuların soruyla alakalı olmadığı söylendiğinden (benim için konuyla alakası var hem de çok var) ifademi veremiyorum ve bundan sonraki sorulara susma hakkımı kullanıyorum' dediği görüldü. Müdafi avukat da 'Müvekkilin beyanlarına iştirak ediyoruz. Müvekkilimiz soruşturma konusu ile ilgili detaylı ifade verme niyetindedir ancak savunma hakkımız kısıtlanmıştır. İşbu sebeple detaylı savunma verememekteyiz' dedi. Uzattığımın farkındayım.. Heyyy dolandırıcılar. Heeyyy dolandırıcıların medyadaki avukatları.. Heyyy dolandırıcıların,. haram para yiyenlerin, kumarbazların, hokkabazların baro'daki avukatları.. Minnacık namusunuz varsa.. Ahlakınız varsa. O haram paralarda sizin de kursağınızdan geçen paralar yok ise.. Anlatın da öğrenelim. Çünkü hırsızlığın üstünü örtmek için bir hikaye uydurdunuz. Bununla milleti oyalamak istiyorsunuz. Haluk Levent olayı, irdelenmeli. Ama, ondan daha önemlisi, Haluk Levent olayına, şanlı Türk basınının bakış açısı daha fazla irdelenmeli. Bir suç işlenmiştir.. Suçu işleyenin yakasına yapışılır, hesabı sorulur. Şunu peşinen söyleyelim.. Tabii ki olayın vehametine göre, suçu işleyenin kurtarılması için yapılacak operasyonda, her zaman "Onun hiçbir kusuru yok. O tertemiz bir insan" savunması sergilenmez.. Bazen konu sulandırılarak savunma olur.. Bazen dikkatler başka yerlere çekilerek savunma yapılır. Haluk Levent'te, açık bir suçsuzluk savunması yapılmıyor, bu doğru. Çünkü sanığın kendisi de, "Yanlışlar yaptım" diyor. Yaptığı yanlışları, her ne kadar yolsuzluk değil, usulsüzlük olarak nitelendirse de. Sonuçta sanığın bile bir "kabul" ü var.. Cumhuriyet gazetesi hemen devreye giriyor.. Sözcü ile birlikte. Karar ile birlikte.. Üçü de, yolsuzluğu, yolsuzluk olarak vermiyorlar.. Ya nasıl veriyorlar.. Çok ilginç. Hani olayları takip etmeyenler, İçişleri eski Bakanı Süleyman Soylu'nun, Haluk Levent'in çakallıklarına ilk karşı çıkan bakanlardan birisi olduğunu bilmeyenler.. "Acaba" diyecekler.. "Acaba, Süleyman Soylu'nun, Haluk Levent'in yolsuzluklarında bir ortaklığı, haydi ortaklığı olması mümkün değil de. Bir göz yumması mı var?" diye tereddüt yaşayacaklar. Haluk Levent, köşeye sıkıştı ya.. CHP'li Şile Belediyesi'ne yönelik yolsuzluk soruşturmasında tutuklanan kardeşi Berkant Acil'in, 35. Uluslararası Şile Bezi Festivali ihalesini Sur Müzik Yapım Şirketi'ni paravan olarak kullanarak doğrudan temin yöntemiyle almasından başlayın.. Sahte faturalarla harcamaların yüksek gösterilmesine kadar, onlarca yolsuzluk yapılmış ya.. Ne yapalım, ne yapalım.. 10. Yıl marşını kemalistlere okuyan Haluk Levent'e sahip çıkmak üzere, olayı yan kollara ayırıp, sulandıralım.. Ahbap Derneği'ne yapılan 125 milyon 765 bin lira bağış, Haluk Levent'in kardeşi Berkant Acil ve bağlantılı olduğu kişilerin hesaplarına mı aktarılmış.. Durun bir dakika.. Cumhuriyet size büyük bir ifşaatta bulunacak şimdi.. "Haluk Levent ifade tutanağını paylaştı, 'konuşmama izin vermediler' dedi: 'Süleyman Soylu' ayrıntısı dikkat çekti." Aaaa. 125 milyon noldu? Boşver şimdi 125 milyonu.. Süleyman Soylu'yu konuşalım.. Peki, haydi konuşalım.. Okuyoruz Cumhuriyet gazetesinden: "Haluk Levent, söylemek istediği şeylerin tutanağa geçirilmediği gerekçesiyle susma hakkını kullanma kararı aldığını duyurdu.

17 Temmuz 2026 01:15

Ali Karahasanoğlu

Ahbap'ın Sorumlusu Da Biz Mi Olacağız, Şimdi?

Utanıp, "Erdoğan nefretimiz, bizi bu yanlışlara sevketti. Özür dileriz" diyeceklerine. Yazısının başlığı şöyle: Gerekçesine geçmeden, Tayyip Erdoğan düşmanlığını, Ekrem abisine selam çakmak için, "ödediğin maaşları bak nasıl hak ediyorum" dercesine, taa Descartes'lere giderek şu cümlelerle ispatlıyor: "Engizisyonun hala adam yaktığı, insanları kazığa oturttuğu dönemde yaşamış. O yüzden yazdıklarının Engizisyonla başını belaya sokmayacağından emin olmak için yazmadan önce tanıdığı bazı ruhbanlara okuttuğunu, yazdıklarından bazılarını uzun süre yayımlamadığını hatırlıyorum. Nereden hatırlıyorum? Desmond M. Clarke'nin Descartes biyografisinden. (İş Bankası yayınları.)" Anladınız siz onu.. Biz yardım etmenin güzelliğini keşfetmiş bir toplumuz." Yardım konusuna gelince, Descartes yok.. Batı yok. Avrupa yok. Kapitalistler yok.. İş Bankası yok.. İslam'ın bize kazandırdığı "yardım" kavramı anlatılıyor.. Ama İslam'ın "i" si de yok.. Gerçi FETÖ'nün, yardım konusunu nasıl istismar ettiğine bir paragraf ile değinmiş ama.. "Şimdilerde 'Fetö' diye andığımız 'paralel yapı'nın bazı yöntemlerinin insanların şüpheye düşmesinde etkili olduğu söylenebilir. Mazeretleri vardı." diye devam ediyor, kendisi de Kızılay aleyhine yazılar kaleme almış, Ahbap ile ilgili övgüler düzmüş ekibin içindeki Yusuf Ziya. Ve golü şu cümle ile attığını düşünüyor: "Haluk Levent yardım paralarıyla bahis oynadığı suçlamasıyla gözaltına alındı. Hala öyle miyiz?" Erdoğan nefretiniz, devlete düşmanlığa, güzele, doğruya, ahlaka düşmanlığa sizi sevk etmeseydi. İslam'ı istismara sevk etmeseydi.. Erdoğan'a nefretiniz, sabıkalı adamlara bile övgüler düzmeye, yasakçılara, darbecilere, zalimlere övgü düzmenize sebep olmasaydı; Yusuf Ziya.. Şimdi yardım konusunda o tereddüdü yaşamazdınız.. Kendiniz Ahbap'ı önerdiniz. Şimdi diyorsunuz ki, "Artık şüphe ediyoruz ve maalesef şüphe etmekte mazuruz." Oysa bugün dahi, tek bir olumsuzluğunu gösteremediğiniz halde çamur sıçratmaya kalktığınız Kızılay yönetimi, tek kuruş cebine koymadığı halde.. Milletin parası ile de, kendi parası ile de, kumar oynayan Kızılay yöneticisi gösteremediğiniz halde. Şu mankenle, bu fahişe ile bir saatlik ilişki yaşayan Kızılay yöneticisi gösteremediğiniz halde.. Dün, Ahbap'dan yana olmuştunuz. Bugün yine Kızılay'ın karşısında olmaya devam ediyorsunuz. Babanız ömrü boyunca insanlara namaz kıldırdığı halde, siz alnı secdeli insanlara düşmanlıkla ömrünüzü tamamlamaya kendinizi yönlendirdiniz. Ve, Yusuf Ziya yalnız değil.. Bir de tesettürlü Şule Demirtaş var, Karar'da.. O da şöyle yazıyor: Bunu biz sana soralım, Şule hanım.. Bu ülkenin alnı secdeli insanları sorsun. Tesettürlü bacılarımız sorsun.. Boşver hikayeyi.. "6 Şubat depremleri yalnızca şehirleri yıkmadı, devlet ve toplum arasındaki güven ilişkisini de bütün açıklığıyla gözler önüne serdi." masallarını boşver.. Bu ülkenin en az 4 bakanı, 5 bakanı, günlerce evine gitmeden, o deprem bölgesinde, depremzedelerin kurtarılması çalışmalarında fedakarca hizmet etti.. Sen soruyorsun, "O dondurucu günlerde enkaz altında 'Sesimi duyan var mı?' feryatları yükselirken, ilk saatlerde yaşanan koordinasyon eksikliği insanlarda derin bir yalnızlık hissi yarattı." derken.. Süleyman Soylu haftalarca o bölgede yatıp kalktı.. Murat Kurum evinin yolunu unuttu.. Ama siz, "Ahbap" ' dersiniz.. Kumar masasından kalkmayan müzisyeni tercih ettiniz.. Onunla kanka olan Ekrem İmamoğlu'ndan yana tercihde bulundunuz.. "Kızılay'ın Ahbap'a çadır satması ise bu yönelişi haklı çıkaran travmaya dönüştü." derken.. Kızılay'ın ürettiği bir çadırı, Kzıılay'ın kasasına konulacak ve sonra tekrar insanlara yardım için harcanacak bir paraya bile, travma diyorsanız, bana Ahbap isimli kuruluşunun başındaki adamın, 10 yaşındaki çocuğun kumbarasına attığı para ile kumar oynamasının oluşturduğu travmayı anlatın bize.. Burada keseyim.. Çünkü sinirleniyorum.. Kelimelere hakim olamayacağım.. Ahbap'ı göklere çıkartanlar onlar.. Kızılay'ı yerden yere vuranlar onlar.. Hem de Ahbap'ın başında, karşılıksız çek yazdığı için sabıkası bulunan birisi olduğu halde, o derneği övenler bunlar.. Kızılay'da tek bir kuruşluk, kendi cebine para koyma iddiasında bile bulunamadıkları halde, bu derneğe çamur sıçratmaya kalkanlar onlar.. Öyle kindarlar ki, Kızılay'ın başındaki Dr. Kerem Kınık'a, Tayyip Erdoğan nefretlerinden dolayı düşman oldular. Kerem Kınık başkanlığı bıraktıktan sonra da, ona düşmanlık etmeyi sürdürdüler. Şimdi gerçekler ortaya çıkınca.. Ahbap'da milyarlara varan yardım paralarının iç edildiği için gözaltılar başlayınca.. Utanıp, "Erdoğan nefretimiz, bizi bu yanlışlara sevketti. Ve esas meseleye dönüyor: "Yardım etmek güzel bir eylemdir. Yardıma muhtaç olana yardım etmek, insan olmanın anlamıyla uyumlu bir davranıştır. Biz yardım etmenin güzelliğini keşfetmiş bir toplumuz." Yardım konusuna gelince, Descartes yok.. Ve en nihayetinde, Ahbap'a geliyoruz.. "Devlete güvenen insanlar vardı. Sözünü ettiğim 'ekosistem'den dolayı devlete güvenmeyen insanlar da vardı. Bunlara o günlerde ortaya çıkan Kızılay'ın çadır satma skandalını da ilave edin. İnsanlar, Ahbap'a ve Ahbap'ın dışa dönük yüzü, sanatkâr ve bestekar Haluk Levent'e devlete güvendiklerinden daha çok güvendiler. Mazeretleri vardı." diye devam ediyor, kendisi de Kızılay aleyhine yazılar kaleme almış, Ahbap ile ilgili övgüler düzmüş ekibin içindeki Yusuf Ziya. Ve golü şu cümle ile attığını düşünüyor: "Haluk Levent yardım paralarıyla bahis oynadığı suçlamasıyla gözaltına alındı. Biz'yardım etmenin güzelliğini keşfetmiş bir toplum'duk. Hala öyle miyiz?" Erdoğan nefretiniz, devlete düşmanlığa, güzele, doğruya, ahlaka düşmanlığa sizi sevk etmeseydi.

16 Temmuz 2026 04:24

Ali Karahasanoğlu

15 Temmuz Hain Darbe Girişiminin 10. Yılı.. Fetö, Balyoz, Ergenekon

Ve hemen herkesin kabulünü hatırlatalım: "Tayyip Erdoğan olmasaydı, FETÖ devletten tasfiye edilemezdi.." İlk söylememiz gerekeni, şimdi söyleyelim.. FETÖ derin devletin bir versiyonudur.. FETÖ, CIA kuklası bir yapıdır.. "Derin devlet" yapılanmasının, sağ versiyonudur.. FETÖ'yü, Ergenekon'dan ayırmayınız, Balyoz'dan ayırmayınız.. Bunların hepsi kardeştirler.. Bunların her biri, mirasa tek başına konmak isteyen, diğer kardeşleri tasfiye etmek isteyen hayırsız evlatlardır.. 27 Mayıs'taki hayırsız evlatlar, yaptıkları darbenin hesabını vermeden ölüp gittiler.. 12 Eylül'deki hayırsız evlatlar, ömürlerinin ahirinde hesap verdiler, ama cezalarını çekmeden ölüp gittiler. 28 Şubat darbecilerinden hesap soruldu, ama cezalarının tamamını yatmadan, kenara çekilip, en azından hayırsız evlatlığı sürdürmeden, son nefesi doğal yolla vermeyi bekliyorlar.. 15 Temmuz darbecileri hesabı verdiler, cezaevine girdiler, hesabı veriyorlar, vermeye devam ediyorlar.. Tayip Erdoğan'ın iktidara geliş tarihi, 27 Mayıs darbecilerinden hesap sormasına imkan vermedi.. FETÖ'nün, Balyozcuları alt edip, tek başına mirasçı olma girişimine Tayyip Erdoğan'ın engel olmasını, kimse AK Parti+Balyoz ittifakı gibi gösteremez.. Veya; FETÖ'nün Ergenekon'u tasfiye edip, ama kendisini tek mirasçı bırakmak için attığı adımların engellenmesinde, Ergenekoncuların cezaevinden çıkarılmasını, kimse AK Parti+Ergenekon ittifakı olarak tanımlamaya kalkışmamalı.. Emin Çölaşan, Ergenekon'cu kafasına rağmen, Balyozcuları destekleyen zihniyetine rağmen, "Bizim yapamadığımızı, Fetullah Gülen ve ekibi yaptı" diyerek, kirli işbirliklerine soyunmasın.. Balyozcu emekli amiral Türker Ertürk'ler, emekli general Naim Babüroğlu'lar, FETÖ'nün operasyonundaki MİT tırları algılarını dillendirerek, "Erdoğan'ı devirme yolunda, FETÖ'cülerin yalanlarını biz de dillendirerek, çorbaya tuzumuzu atalım" demesin.. Bugün büyük çoğunluğu yurtdışına kaçmış olan FETÖ'cülerin kafasındaki plan şudur: "Ergenekoncuların, Balyozcuların bir içimlik canları var. Bunlar, bizim için rakip bile sayılamazlar. Erdoğan'ı devirene kadar, Ekrem İmamoğlu'na, Özgür Özel'e destek verelim, sonra bu destek verdiklerimizin de icabına bakarız." Mantık budur. Belki yine yeterli olmayabilir.. Dünkü gazetelerden, bu kirli ittifakların ipuçlarını sizlere aktarayım: Sözcü'de Türkiye ile Irak arasındaki petrol ihtilafında tahkime gidilmesindeki süreç ve şimdilik gelinen aşama eleştiriliyor.. Yurtdışından yayın yapan FETÖ'cü internet siteleri ve sosyal medya hesapları da aynı minvalde, aynı bakış açısı ile, aynı konuyu işliyorlar.. Cumhuriyet gazetesinde, CHP'deki yönetim tartışması, kimden yana tavırla ele alınıyorsa, yurtdışındaki FETÖ'cülerin hesaplarına bakın, hepsi tıpkı Cumhuriyet gazetesinin bakış açısı ne ise, o şekilde konuyu gündeme taşıyorlar.. Birgün gazetesinde Ahbap yolsuzluğunu örtmek için, Haluk Levent'in "Bombayı bekleyin, hayretler içinde kalacaksınız" oyalaması nasıl okurla alay edercesine haber yapılıyorsa.. FETÖ'cülere bakınız, hepsi Ahbap yolsuzluğunu, baş aktörün suçunu gözlerden kaçırmak için, "Siyasi iktidar bu suçun ortağı" yalanları ile olayı yorumluyorlar.. Çünkü darbecilerden hesap soran Türkiye Cumhuriyeti'nde bir lider var: Tayyip Erdoğan.. Ergenekon ile Balyoz ile FETÖ'nün savaşı bundandır.. FETÖ'nün Ergenekon ve Balyoz ile savaşı bu sebeptendir..

15 Temmuz 2026 02:02

Ali Karahasanoğlu

Reddi Miras Yapanlar, Vatanına İhanet Edenler!

Tayyip Erdoğan dün konuşuyor: "Özellikle Mehter Marşı'ndan, Yeniçeri'den, merasimlerin tam da tarihimize yaraşır biçimde yapılmasından rahatsız olanlara şunu hatırlatıyorum. İster kabul edin ister etmeyin ama artık reddi miras yapan bir Türkiye yok. Tam tersine medeniyet ve kültür birikimini kucaklayan bir Türkiye var" Cumhur ittifakı üyeleri zaten Tayyip Erdoğan'ın yanında.. Cumhuriyet'in yaşından daha büyük. Reddi miras yapıldı.. "Atamızın mirasını kabul etmiyoruz" denildi.. Böylece Türkiye'nin kazancına kazanç katmak için, her fırsatı değerlendiren bur cumhurbaşkanımız var.. "Sen dedin, ben dedim. Önce ben dedim, sen sonraya kaldın" tartışmasını yapan muhalefet partilerine kıyasla. Ama bu ülkenin insanları, bu haberi adeta davul zurna eşliğinde nasıl verebilirler.. "Acaba gerçekten Türkiye'nin aleyhine mi karar çıktı. Eğer böyle ise, bu kararı nasıl etkisiz hale getirebiliriz? Ne yapabiliriz. En az zararla bu sonucu lehimize çevirmek için nasıl elbirliği ile hareket edebiliriz" noktalarına odaklanması gerekenler.. "Ohhh ohhh. Türkiye 1.5 milyar dolar ödeyecek" diyerek, bayram ediyorlar.. "Gece gündüz çalıştık, Tayyip Erdoğan'ı deviremedik. Şimdi bu karar ile, belki istismar edecek bir konu daha elimize geçti" diye adeta seviniyorlar.. Türkiye ile Irak, bir anlaşma yapmış. Türkiye, Irak ile anlaşmasını yürütürken, Kürt Federe Devleti'nin yetki alanında çıkan petrol için, Irak ile değil de, federe devlet ile anlaşma yaparak, üçüncü devletlere satışında boru hattımızı kullandırmış, bir miktar da kendimiz petrol almış.. Ama nihayetinde, Türkiye'nin ekmeğini yiyen, suyunu için insanların, "Bakın bizi dinlemeyen yöneticilerin yanlıları sebebi ile, 1.5 milyar dolar ceza ödemek zorunda kaldık" diye sevinecekleri türden bir olay değil.. Irak yönetimi.. "Evet davayı kazandık ama.. Sizin ile dostluğumuzun zarar görmesini istemeyiz. Bu ödemeyi, şu yolla tasfiye edebiliriz" diyerek, yeni bir anlaşma ile çözüme kavuşturacaklar.. Tayyip Erdoğan bir telefon ile, Kürt Federe Devleti'ne hatırlatacak, "Sizinle anlaşma yaptığımız için, sizin bağlı olduğunuz devlete tazminat ödememiz gerekiyormuş. Bunun sorumluluğu size ait. Ödemeyi siz yapacaksınız" diyecek.. Ama Erdoğan düşmanlıklarından, kendi ülkelerini zora düşürecek yorumlarla, okurlarının karşısına çıkarlar.. Dün kamu bankasına ABD'nin 20 milyar dolar ceza vereceğini, kararın "azz sonra" açıklanacağını iddia ederek yazanlar.. "FBI elindeki belgeler, Türkiye'yi zora düşürecek. Erdoğan zora düşecek" diye ahkam eksenler.. Türkiye'nin kamu bankasına ABD bile ceza yazmaktan çekindiği aşamaya gelindiğinde.. "Ne verdiniz de ceza yazmıyorlar" diye hayıflanan hainler.. Şimdi "Irak'a tazminat ödenecek" diye seviniyorlar..

14 Temmuz 2026 02:25

Ali Karahasanoğlu

Kızılay'a Saldıran Ahlaksızlar, Şimdi Azıcık Utandılar Mı?

6 Şubat depremlerinde Kızılay'a büyük bir iftira atanlar şimdi suçüstü oldu. O takdirde 6 Şubat depremzedeleri, o çadırlardan hiç yararlanamayacaklardı. Ama bu başarı, adeta çakalların tekerine çomak soktuğu için,cezalandırılmak üzere, harekete geçen medyadaki ahlaksızların işbirliği ile, 6 Şubat depremlerinde " Kızılay depremzedeye çadır sattı" iftirasıyla teslim alınmak istendi. Haluk Levent için yapın. "Haluk Levent üzerinden Kızılay'a iftira attık, pişmanız" deyin. "Kızılay, kimsenin yardımına el uzatmadı. Kızılay yöneticileri kimsenin parasını zimmetlerine geçirmedi, ama bizim göklere çıkarttığımız Ahbap Derneği'nin yöneticileri, depremzedeye yardım diye topladıkları paralarla, kendilerine taşınmaz almışlar. Bu yolsuzlukta bizim de günahımız var" itirafını yapın. Belki de en vahimi, dernek kurucularından Alper Çelik'in hesaplarından 2020-2026 yılları arasında 990 milyon TL yasal bahis oynandığı ve yaklaşık 390 milyon TL para kaybedilmesi. Dindar bir başkana sahip diye, Kızılay'ı bile, Haluk Levent üzerinden iftiralara hedef yaptılar ya. Fatih Altaylı hemen bir yazı kaleme alıyor, muhalif medyanın bütün internet sitelerinde "Fatih Altaylı yazdı" diyerek kendilerini temize çıkartacak algı operasyonu yapıyorlar. Altaylı şimdi şöyle yazmış: "Ahbap, deprem döneminde yaklaşık 158 milyon dolar bağış topladı. Dernek, bu bağışlara ilişkin bağımsız denetim raporlarını ve ayrıntılı mali hesap dökümlerini aradan geçen üç yıla rağmen kamuoyuyla paylaşmadı. Haluk Levent, deprem döneminde 'harcanan her kuruşun hesabını vereceğiz' yönünde şeffaflık sözü vermişti. Söz konusu bağışların nasıl kullanıldığına ilişkin soru işaretlerinin giderilmesi gerekir." Altaylı yazısından sonra, üç yıldır yardım kuruluşunun topladığı paraların hesabını vermeyen Haluk Levent'e torpil geçerek, yeni bir yazı daha kaleme almış ve şöyle demiş: "Yazımın ardından, Haluk Levent mesaj gönderdi. 'Yakında başlayacak denetim sonrası canlı yayında tek tek kuruşuna kadar hesap vereceğim. Sana sözüm söz.' dedi." Yardım kuruluşunun topladığı paraların üç yıldır hesabını vermeyen adamın bile, bu sözde gazeteciler nezdinde "cevap hakları" vardır. Ama dindar bir yönetici söz konusuysa, "git mahkemeye" denilir. Bakın 6 Şubat depremleri sırasında, Haluk Levent ile el ele vererek, Kızılay'ı hedef tahtasına koydukları dönemde, aynı Fatih Altaylı ne yazmıştı: "Elindeki, depolarındaki çadırları hızla deprem bölgesine ulaştırıp, depremzedeler için kurmak yerine, satmış.Kime mi!Depremzedelere yardım için canını dişine takmış koşturan ama birilerinin hedefi olmaktan kurtulamayan sivil toplum girişimi AHBAP'a.AHBAP da Kızılay'dan satın aldığı çadırları götürüp deprem bölgesine kurmuş.Okuyunca utandım." Kızılay'a yapılan yardımların tek kuruşunun çarçur edildiğine dair, bugün hiç kimsenin bir iddiası bile yok.

13 Temmuz 2026 02:10

Ali Karahasanoğlu

Ekrem İzin Versin, Şu Beki'ye..

Şehidlerimizin cenazesinde, öldükten sonra kalbini bir kilisede sakladıkları Fransız Chopin'in cenaze marşının çalındığı günlerden, bugün cenazelerimizde Itri'nin "Segâh Tekbiri" nin okunmasına gelinmiş bir dönemde.. "İlla da illa Fransız Chopin'in cenaze marşını, şehid cenazelerinde dinleyelim" diyenlerimiz ayak sürtmeye devam ederken. Ekrem İmamoğlu'nun bir yerlerde depoladığı milyar milyar dolarlarla finanse edilen Karar Gazetesi'nde yazan Akif Beki, "'Ezik muhafazakarlar' tanımı bana ait değil, iktidar muhafazakarlarına ait." diyerek söze giriyor.. "İktidar muhafazakarı cengaverlere göre Avrupa'nın, Amerika'nın demokrasi, hukuk, insan hakları ve özgürlükler konusunda da bize üstten konuşacak bir durumları yok…" diyerek devam ediyor.. Akif Beki tam da bunu yazdığı gün, Erdoğan düşmanlığında ortaklık ettiği Sözcü Gazetesi manşetten, Avrupa Parlamentosu'nun 1974 Barış Harekatı'na katılan askerlerimize iftira atan oylamasını hatırlatıp, ona karşı çıkmayan Avrupa Konseyi'nde Türkiye'yi temsil eden milletvekillerine, Türk milletinin hakkını haram ediyordu. CHP'li Milletvekili Sözcü'ye isyanları oynamış.. "Türkiye'nin 13 Nisan 1950'de üyesi olduğu Avrupa Konseyi ile Avrupa Birliği'nin bambaşka kurumlar olduğunu bilmeden ülkemizin Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi nezdindeki temsilcilerini, sorumlulukları veya kabahatleri olmadığı bir konuda manşetten hedef göstermek, basit bir cehaletle açıklanamayacak bir çirkinliktir. Bu haberi veren gazeteyi AKPM Türkiye Heyetindeki tüm arkadaşlarımızdan derhal özür dilemeye davet ediyoruz." Olsun canım, iftirayı Avrupa atar. Avrupa Konseyi'nde Türkiye'yi temsil eden milletvekillerine "AP'a sessiz kaldılar" diye iftira atınca.. Akif Beki de çıkar, iktidarı destekleyenlerle alay edip, "cengaverler" olarak tanımlar, ve onlara göre "Avrupa'nın demokrasi, hukuk, insan hakları ve özgürlükler konusunda bize üstten konuşacak bir durumları yok" diyerek dalga geçmeye çalışır.. Şehid cenazesinde bile Fransız Chopin'in cenaze marşını çaldırtmak için çırpınırlarken, 30'dan fazla devlet ve hükümet başkanının geçişi sırasında mehter marşı çaldıranlara, "efendisine yaranmak ve kendini beğendirmek için şirinlikler yapan, bir aferin kapmak için kırk takla atan, aşağılık kompleksini aşamamış ev zencileri" hakareti yapmaya kalkışırlar.. Yalakalığı yapan kendisinin olduğunu hemen ispat edercesine, Beki şu satırları yazmaktan da hiç utanmıyor: "Diyelim, NATO Zirvesi'nden dönüşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hediye ettiği tabancaları Almanya, Hollanda, İngiltere, Kanada liderleri mevzuat yüzünden ülkelerine sokamadı… Onların hukuk düzenine öykünemez, demokrasilerine imrenemezdiniz. Şöyle yorumlayamazdınız: Kuralların kural koyanları da bağladığı düzenlerde böyle oluyor, Başbakan da olsan kafana göre hediye silah bile sokamıyorsun. 'Hukukun üstünlüğü' dediğimiz, üstünlerimizin ulaştırmayı vaat ettiği ama bir türlü ulaşamadığımız kanun önünde eşitlik düzeni buydu…" Bu hokkabaza, hem de şirinlik yaptığımızı iddia ettiği Trump üzerinden sorayım.. Veya Trump, İsrail ile birlikte İran'a saldırdığında, hukukun üstünlüğünü içselleştirmiş, devlet başkanlarına bile havalimanından ruhsatsız silah içeri sokmama kuralını uygulatan o ezik muhafazakarların ağzının suyu akarak övdükleri Avrupa, niçin "Bu kabul edilemez. Burada bir katliam var" diyemediler.. Diyemediler ama.. Sen söyle Beki.. İdealin, Hans ve George'un onaylarını almak mı, Beki.. "Evet" dersen, bizim gururumuz okşanmıyor ama, Trump'ın Erdoğan'ı övmesinden, sen gururlanabilirdin.. "Niye seviniyorsunuz" diyerek, bu taraftaki muhafazakarların iki tanesinin, iş olsun diye sevinme gösterisini hedef tahtasına koyuyorsunuz.. Ve yazının sonuna doğru, yazının başındaki hukuka bağlı Avrupa-Amerika, bizim de eleştirdiğimiz haydutluk örnekleri ile, Akif Beki'nin gündemine girmiş: "Gazze'yle İran'daki haydutlukları yüzünden Trump'ın dünyada sevilen, sayılan biri olduğu pek söylenemez." Kafanız karıştı değil mi. Hele hele, "İspanya Başbakanı Sanchez'i hiç sevmiyor da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı niye çok seviyor? Sebebini Trump'ın kendisi açıklıyor üstelik." diye bir tespiti var ki..

12 Temmuz 2026 02:27

Ali Karahasanoğlu

Şu Rahip Brunson Olayı

"Giderken yine papazı hatırlattı" diye başlık atmış Sözcü gazetesi. Hemen o can simidine yapışıp, "Rahip Brunson" diyerek başlıyorlar konuşmaya, "Bir telefon ile tahliye edilmişti" diye devam ediyorlar.. "Trump, F-35 sorusuna da rahip Brunson'la yanıt verdi: Hiç para ödemedim." Aslında Sözcü şunu önce haber yapmalı idi.. "Kamu bankamıza 20 milyar dolar ceza vereceklerini iddia eden ve bu yönde algı oluşturan ahlaksızlar.. Yıllardır bu haberlerle defalarca o kamu bankasının hisseleri üzerinden spekülasyon yapan namussuzlar.. Rezil oldular. Türk kamu bankası, tek kuruş ödemedi." Evet, önce bunun haberini yapmalı idi, Sözcü gazetesi.. Şimdi Trump'ın "Para ödemedim" açıklamasını yapıyorlar.. Trump demiş ki: "(Brunson) 35 yıl hapse mahkum edilmişti. Milyarlarca dolar ödeme yapmadım, sadece serbest bırakılmasını istedim. Ertesi gün Rahip Brunson oval ofise geldi." Hukukun zirvede olduğu, bizim muhalefet tarafından dillendirilen ABD'de, demek ki işler böyle yürüyormuş.. Yine de benim esas dikkat çekeceğim husus, yerli hainlerle işbirliği yapan Trump'ın, kendisine müthiş bir propaganda aracı bulduğunu ve bu noktada da hiçbir yalandan kaçınmadığını gösteriyor.. "35 yıl hapse mahkum oldu.." Sözcü de bunu aynen alıp, kullanıyor.. "Dur arkadaş, sen ne saçmalıyorsun. Ne 35 yılı? Adamın aldığı ceza 35 yıl değildi. Bu adam hakkında verilen değil, istenilen ceza 35 yıldı" demiyor.. "Trump söylemiş, buradan bizim cumhurbaşkanımıza saldırabilirim, haydi saldıralım" diyorlar.. "3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası" almıştı.. Biliyorum, makineli tüfek gibi, bu hatırlatmama da hemen saldıracaklar: "35 yıl hapis istenen kişi, nasıl olur da 3 yıl ceza ile kurtulur." "Türkiye'de istenilen cezalarla, verilen cezaları karşılaştırın, sadece bu olayda değil, bütün dosyaların ortalamasında benzer oranları görmezseniz, o zaman konuşun" diyor ve bu itirazı geçiyorum. Buyrun Sözcü'nün de yalana ortak olarak aktardığı haberin içinden alıntılayayım: "Sadece serbest bırakılmasını istedim. Ertesi gün Rahip Brunson oval ofise geldi." Sözcü'nün utanmaz muhabirlerine soralım.. Trump telefon etti. Birileri şimdi hemen arama motorlarına sarılıyor.. "Trump o zaman başkan mıydı? Başkan olmadığı dönemde nasıl serbest kalmasını isteyebilir ki? Ali bey olayı çarpıtıyor. Trump başkan olur olmaz istedi ve tahliye odu" diye beni mahcup edecek cevabı vermeyi büyük bir arzu ile dillendirmek için hazırlık yapıyorlar.. Yorulmayın arkadaşlar.. Trump 2016 Kasım ayındaki seçimlerde başkan seçildi. Hani "telefon ettim, ertesi günü Brunson Oval Ofis'e geldi" hikayesi, hani nerede. "Fetullah Gülen ile Brunson'ı takas edelim" teklifi tartışıldı.. Ve en nihayetinde 12 Ekim 2018'de 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ceza verildi, hapiste yattığı süre dikkate alınarak, tahliye oldu.. Kimse, "35 yılla yargılanırken, onda biri oranında cezaya niye inildi" demesin.. Bana, ABD vatandaşı papazlardan bir tanesine, eski yıllarda bir ay hapis cezası verildiği dönemi göstersinler, "AK Parti döneminde az ceza verilmiş" diyeyim.. Diğeri iktidarlar döneminde, papazlar gözaltına bile alınamıyor iken, Brunson bir de 2 yıl hapis yattığı halde, Erdoğan'a saldıracaksanız, bu numara tutmaz beyler.

11 Temmuz 2026 01:34

Ali Karahasanoğlu

Mustafa İslamoğlu Hocamıza

Hâlâ da veremiyorum: "Dün hata ettiğimiz noktaları tespit ediyorum, kendimi sorguluyorum, fikirlerimin kölesi değilim efendisiyim. Yanlış olanları düzelttiğim, yanlış olduğuna inandığım an onu doğrudan her araçla ulaştırabileceğim herkese ulaştırıyorum. Bu benim tövbem, tövbe böyledir. En çok pişman olduğum şey bir dönemimi İslamcı olarak geçirmek. Bu 70-80-90'lı dönemler." Düşünebiliyor musunuz.. Kitaplar yazmışsınız.. Gazetelerde dergilerde sürekli köşe yazılarınız yayınlanıyor.. Ve bugün geldiğiniz nokta, "En çok pişman olduğum şey bir dönemimi İslamcı olarak geçirmek. Bu 70-80-90'lı dönemler." Ve, o tarihlerde yayınlanan yazılarınızda, bir küçük harf hatası olduğunda, "Biz sabahlara kadar düşünerek o yazıyı kaleme alıyoruz. O hata nasıl yapılır" diye, sanki ayeti kerimenin yazılmasında bir hata yapılmışcasına azarlamalarınız aklıma geliyor.. Şimdi siz, hatalısını-hatasızını boşverin, sabahlara kadar düşünerek yazdığınız yazılardan, toptan pişman mısınız, yani.. Mustafa bey, "Paleolitik dönem mağaralarını, animizm ve şamanizmin ruh telakkisi" ni konuştuğunu söylüyor.. "Kadim insan için Mağara ne anlama geliyor" başlığı ile sosyal medyada paylaşmış. Bu konunun uzmanı olmadığını çok iyi biliyoruz, ama öyle ahkam kesiyor ki, size de aktarayım: "Mağarada insanoğlu yaşamıyordu. Mağara kovuğunda yaşıyordu ama mağarada yaşamıyordu. Bu mağaraların çoğunda gaz var. Gaz. Halisinojen gazlar. Özellikle mesela Antalya'daki bir mağarada araştırma yaptılar. Araştırma yapanlar da kafayı bulmuşlar. Efendim gaz çıkarıyor. Mağara gaz çıkarıyor. Bu gaz da halüsinojen. Onun için oraya girince bir şekil oluyor, bir hoş oluyor. Yani geliyorlar efendim. Cinler geliyor, periler geliyor, şeytanlar geliyor, cennet geliyor, cehennem geliyor, iyiler geliyor, kötü ruhlar geliyor, iyi ruhlar geliyor. Her şey geliyor. O da gerçekten geldi zannediyor ve oraları öyle kodluyor. Kadim insan." Bu konuşmayı izleyen bir ateist, sosyal medyada şöyle küstah bir paylaşım (haşa) yapmış: İnternet sitemizde, Mustafa İslamoğlu'nun konuşması ve ateistin yorumu, bir kanaldan haber servisimize ulaştırıldığında, habercilik acelesi ile, başka sitelerdeki karışıklıktan da etkilenerek, sanki konuşma içinde, peygamberimiz de direkt varmış gibi haberleştiriliyor.. Mustafa İslamoğlu açıklama yapıp, "Bırakın peygamberlik asrını İslam ile en ufak bir ilgisi olmayan, 'Paleolitik dönem mağaralarını, animizm ve şamanizmin ruh telakkisi" ni konuştuğum bir felsefi konuşmayı sanki Peygamberimizin vahiy alışıyla ilgili söylemişim gibi göstermeye çalışmışlar. Vah ki ne vah." deyince, bu açıklamayı da yayınlıyoruz. Mustafa İslamoğlu'nun sözlerinin devamında peygamberimize atıf varmış gibi yapılan karışıklığı gideriyoruz.. Ama, sanki durup dururken, Mustafa İslamoğlu'na bir haksız isnat yapılmış. Sanki Mustafa İslamoğlu hiç kusursuz bir anlatım yapmış da, kasten kendisinin sözleri başka paylaşımlarla karıştırılmış gibi, bir tazminat davası, bir tane daha.. Konuyu bir açıdan değerlendiriyoruz. Sonra bir başka açıdan bir daha değerlendiriyoruz. Mustafa İslamoğlu ile, "mağarada gaz" olayını, yanyana bir türlü getiremiyoruz. Ne anlatmak istedi. Ne mesaj vermek istedi.. Mağarada ruh telakkisi ile, ne denilmek istendi.. "Birisi benim yorumlarıma peygamberleri de karıştırsın. Ben de gündem olayım" diye düşünülmedi ise.. "Düşünüldü" demiyorum. Sakın, Yaşar Nuri Öztürk'ün, İlahiyat Fakültesi'ndeki öğrencilerinin eleştirilerine cevap veremediği noktalarda, "Sen ne diyorsun be. Biz bu konuları yedi dilde yazılmış eserlerden takip ediyoruz" kibrine düşmeyin.. "Paleolitik dönemi bilmeyen hukukçu-yazar, bize akıl veriyor" demeye kalkmayın..Yaşar Nuri Öztürk'ün hayat kronolojisi, verdiği o cevaptaki kibrin, kendisini nerelere götürdüğünü ispatlamaktadır.. "Mağara" diyorsunuz. "Gaz" diyorsunuz. "Halüsinasyon" diyorsunuz. "Gelirler", diyorsunuz. "Cennet-cehennem" diyorsunuz.. Sonra, "Ben peygamberlerin mağaradaki inzivaya çekilmelerini kasdetmedim. İnzivada bunların olabilirliğini ima etmedim" diyorsunuz. Peki, kabul ettim.. Deniz Göktaş isimli komedyenlik iddiasındaki kişi, "Bir kere çok iddialı bir çıkış 600'lü yıllarda bu son kitap demek, daha yeni yeni kitaplar çıkıyor zaten ya, ben 1200 yılında bir tane daha çıkar diye düşünürdüm, yazar içinde çok zor, aklına yeni bir fikir gelse son kitap dedik ya domuz da yemeyiversinler" diyerek, Kur'an-ı Kerim'in insan sözü olduğu imasında bulunarak, kendince espiri yaptığının haftasında... Sosyal medyanızda şu içerikli konuşmayı niye koydunuz: "Tebessüm sadakadır diye bir hadis söylenir fakat bu sadakayı ne veren vardır ne alan. Onun için Arap şiirinde hicviye vardır, methiye vardır, mersiye vardır ama mizah yoktur" Anlatımıkesmeden, uzun uzun verdim. Ki, "çarpıtmışsınız" denilmesin.. Bu da, Deniz Göktaş ile ilgili değil mi yoksa.. Peki o zaman hocam, kusura bakmayın. Binlerce özür. Boşverelim NATO'yu.. Boşverelim, gelen liderleri. Boşverelim Ekrem İmamoğlu'nun yolsuzluklarını.. Ama oldu.. Öncesinden başlayayım.. 28 Şubat sürecinde, müstear isimle de yazmışlığı vardır.. Kendi gerçek adı ile de akit'te köşe yazıları çıkmıştır.. Müstear isimle yazdığı dönemde, kaleme aldığı yazı sebebi ile, benim sorumlu müdür olarak sanık sandalyesine oturduğum olmuştur.. Üzülmesin diye kendisine bile haber vermeden, ama asla, savcıya gittiğimde, mahkeme huzuruna çıktığımda, "Bu yazının eser sahibi şu kişidir" diyerek, bana verilecek cezadan kurtulmaya çalışmadan.. Bir mücadele içinde olduk.. Ama ne hikmetse, Karar tv'ye çıkıp, şu sözleri sarf ettiğinde, bir anlam verememiştim.. Hâlâ da veremiyorum: "Dün hata ettiğimiz noktaları tespit ediyorum, kendimi sorguluyorum, fikirlerimin kölesi değilim efendisiyim.

09 Temmuz 2026 02:44

Ali Karahasanoğlu

Ulusalcı Emekli Generaller, Solcu Gazeteciler Utanacaklar Mı?

Emekli maaşı aldığı kendi ülkesini haksız, dünyaya kendi kafasına göre nizamat vermeye kalkışan ABD'yi haklı gören emekli generaller, dün söylediklerini unutup, bugün yeni yalanlarla, kendi ülkelerinin seçilmiş cumhurbaşkanına laf yetiştirmeye çalışıyorlar.. Dünya devletlerinin liderlerini öldüren, kaçıran ABD'ye destek çıkıp, kendi ülkesini kamu bankası üzerinden suçlu ilan etmeye kalkışan gazeteciler, hiç utanmıyorlar, bugün dahi yalan haberlere imza atmaya devam ediyorlar.. "Türkiye'deki yöneticiler hakkında çok önemli belgeler, FBI'ın elindeki dosyada" şeklinde ahlaksızca yaptıkları haberler, bugün arşivlerde yerlerini koruyor.. Bu haber görüntülü algı operasyonları ile, Amerika'nın yalakalığını yapanların kimliklerinde hâlâ Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları yazılı.. "Amerika Birleşik Devletleri'nin elinde, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hakkında, çok önemli malvarlığı bilgileri var. Onun için Tayyip Erdoğan, ABD aleyhine laf edemiyor. Onun için ABD F35'leri vermediği halde, üstüne bir de CAATSA yaptırımlarını getirdiği halde, Erdoğan ABD'ye hiçbir şey diyemiyor" pespaye yalanlarını uyduran muhalif siyasetçilerimiz, bugün hâlâ iktidara alternatif olma iddiasında söylemleri ile gündemi meşgul ediyorlar.. Bu ülkede, kendi cumhurbaşkanı için, "ABD Başkanı'ndan geri dönüş telefonu beklediği için, masa telefonunun başından ayrılmıyor" diyerek ahlaksızca yalanlar savuranlar, hâlâ sosyal medyada gündem oluşturmaya devam ediyorlar, hala başka yalanları ile beyinleri zehirlemeye devam ediyorlar.. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, ABD Başkanı ile görüşmesi için, "Girdisi çıktısı 15 dakika" diye ahlaksızca yorumlarda bulunan sözde gazeteciler, bugün hâlâ ahkam kesmeye devam ediyorlar.. ABD Başkanı Trump, Türkiye'ye geliyor ve yaptığı açıklama şöyle: "Erdoğan olmasaydı zirveye katılmazdım".. Trump'ın, "Erdoğan davet ettiği için katılıyorum" dediği NATO zirvesinde, ABD Başkanı'nın harcadığı süreyi kaç dakika ile değil, kaç saat ile değil, kaç gün ile ölçüyorsunuz.. "ABD haklı. S-400'ü alırsak, onlar da F35'leri vermezler tabii" diyen, çok bilmiş emekli generaller.. Türkiye'nin ekmeğini yiyen, suyunu içen hainler, kendilerine güvenlik uzmanı sıfatı yakıştıran ahlaksızlar, "S-400'leri satın alamayız. ABD izin vermez" demelerinin, sonrasında "S-400'leri alsak da, kuramayız" demelerinin üzerinden, "S-400'leri kursak da, aktif durumda tutamayız" demelerinin üzerinden, "S-400'leri satmak zorunda kalacağız" demelerinin üzerinden, en son olarak da "S-400'leri şu ülkeye satıyoruz" demelerinin üzerinden, henüz aylar geçmiş iken.. Emekli generallerimiz, ilk günden Cumhurbaşkanımızın arkasında durup, "1974 Barış harekatı döneminde de ABD– Türkiye'ye ambargo uygulamıştı.. Biz ABD'den korkmuyoruz.. Biz ABD'ye muhtaç değiliz.. Verecekleri hava savunma sistemini de, zaten bedavaya göndermeyecekler. Parası ile yollayacaklar. Vermezlerse de, biz de tecrübemizle, hava savunma sistemimizi üretir, aktif ederiz. Cumhurbaşkanımız bilsin ki, tüm emekli generaller, kendisi ile beraberdir" deseydiler. Öyle sanıyorum ki, hem Türkiye haklarına daha hızlı kavuşacak, hem de emperyal devletler, kendilerine daha çok çekidüzen verecektir.. "Rusya'dan S-400 alırsak, ABD tabii ki F35'lerden vazgeçer" diyen, bu ülkenin emekli amirali, emekli generali, bugün dahi emekli maaşını almaya devam ediyor..

08 Temmuz 2026 01:46

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha