
2035'e giderken Türkiye medyasının önünde iki seçenek bulunuyor: Ya dünyanın dönüşümünü izleyen bir medya sistemi olacağız... The New York Times, dijital abonelik modeline geçişte dünyanın en başarılı örneklerinden biri oldu. Amerika'da artık şu gerçek kabul edilmiş durumda: Ulusal medya güçlü olabilir. Ancak yerel medya ölürse demokrasi zayıflar. Avrupa'nın Medya Gücü: Kurum Kültürü Avrupa'nın medya başarısının temelinde teknoloji değil, kurumsal yapı bulunuyor. Türkiye'de çok konuşulmasa da dünyanın en etkili medya sistemlerinden biri Japonya'da bulunuyor. Japon modelinin temelinde hız değil güven bulunuyor. China Media Group ise dijital yayıncılık ve uluslararası medya ağları oluşturma konusunda büyük bütçeler kullanıyor. Yerel medya yeniden güçlendirilmelidir. Medya okuryazarlığı ilkokuldan itibaren eğitim sistemine dahil edilmelidir. Bugün dünyanın başarılı medya sistemlerine baktığımızda ortak bir gerçek görüyoruz: Güçlü medya, güçlü teknolojiyle değil; güçlü kurumlarla kuruluyor. Güçlü kurumlar ise ancak güçlü gazeteciler, güçlü yerel medya yapıları ve güven duygusunu koruyan bir meslek kültürüyle ayakta kalabiliyor. 2035'e doğru Türkiye'nin medya vizyonu da ekranlara, algoritmalara ve yapay zekâya odaklanan bir gelecek tasarımından öteye geçmelidir.
Kaynak: İstiklal
19 Haziran 2026 13:20
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

15 Temmuz Ve Medyanın Gücü
Tarihte bazı anlar vardır. 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye açısından böyle bir andı. Krizler aynı zamanda ekranlarda yaşanıyor. Aynı zamanda iletişim kapasitesiyle korunuyor. 15 Temmuz'un Görünmeyen Cephesi: Bilgi Savaşı 15 Temmuz gecesinin en önemli unsurlarından biri, iletişimin kriz yönetimindeki rolüydü. Çünkü kriz anlarında ilk hedeflerden biri iletişim kanallarıdır. 15 Temmuz gecesinde televizyon yayınları, mobil iletişim araçları ve sosyal medya platformları aynı anda devreye girdi. Çünkü kriz anlarında insanlar yalnızca bilgi aramaz. 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 dönemlerinde iletişim araçları daha merkezi bir yapıdaydı. 2016 Türkiye'sinde tablo tamamen değişmişti. 15 Temmuz üzerine yapılan akademik çalışmalar da sosyal medya platformlarının vatandaşlar arasındaki iletişim, koordinasyon ve ortak hareket etme süreçlerinde etkili olduğunu ortaya koyuyor. Dünyadaki kriz iletişimi araştırmaları da kriz dönemlerinde hızlı, güvenilir ve koordineli iletişimin toplumsal davranışları etkilediğini ortaya koymaktadır. Ancak burada medyanın çok hassas bir sınırı vardır. Çünkü kriz anında yanlış yayılan bir bilgi yalnızca bir haber hatası değildir. Onlar aynı zamanda toplumların bilgi güvenliği açısından stratejik kurumlardır. 15 Temmuz'un medya açısından bize gösterdiği en önemli gerçek şudur: Bir ülkenin kaderini bazen yalnızca sokaktaki güç dengeleri belirlemez. Bir cümle... Bir iletişim kanalı...
15 Temmuz 2026 07:00

Medeniyetin Hafızası Iıı
Londra'da bir editör son doğrulamayı bekliyordu. Yıllardır medya üzerine yazıyor, haber merkezlerinin dönüşümünü, mesleğin itibar kaybını, liyakat sorununu ve gazeteciliğin sessiz değişimini tartışıyoruz. Aynı kamerayı satın alabilirsiniz. Aynı yayın yazılımını kullanabilirsiniz. Ama güveni satın alamazsınız. Elbette bu model zaman zaman yoğun eleştiriler alır; ancak eleştiriye açık olmak da güven ilişkisinin önemli parçalarından biridir. Almanya'da kamu yayıncıları ve birçok uluslararası haber kuruluşu ise başka bir gerçeği hatırlatır: Güçlü kurumlar, yalnızca haber üretmez; gazeteci de yetiştirir. Çünkü biz çoğu zaman medya tartışmalarını ekranlar üzerinden yapıyoruz. Dünyanın güçlü medya kurumları bize kusursuz olmayı değil, kurumsallaşmayı öğretiyor. Türkiye'nin de ihtiyacı, başka ülkelerin modelini kopyalamak değil; kendi tarihinden, gazetecilik birikiminden ve yetişmiş insan kaynağından güç alarak evrensel ilkelerle uyumlu, güven üreten bir medya kültürü inşa etmektir. Çünkü teknoloji değişir. Ama bir toplumun gerçeğe duyduğu ihtiyaç hiçbir zaman değişmez. Güven Bir Yayın Politikası Değil, Bir Devlet Meselesidir Medya üzerine yapılan tartışmaların önemli bir bölümü ekranlarda yaşanan günlük polemiklere sıkışıyor. Oysa medya, yalnızca haber üreten bir sektör değildir. Bu nedenle güçlü medya, yalnızca güçlü gazetecilik anlamına gelmez; aynı zamanda güçlü kurumlar ve güçlü toplum anlamına gelir. Bugün Reuters'i Reuters yapan yalnızca haberi ilk geçmesi değildir. Deprem anında vatandaşın ilk beklentisi "en çarpıcı görüntü" değildir. Bu yaklaşım bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Güveni yalnızca gazeteciler üretmez. Toplum da güven kültürünün parçasıdır. Yıllar içinde haber merkezleri değişti. Ancak aynı hızla değişmeyen bir alan vardı: Meslek kültürü. Üniversitede edinilen teorik bilgi ile haber merkezlerinin pratiği çoğu zaman birbirini tamamlayamıyor. Aslında kaybettiğimiz yalnızca insan kaynağı değildir. Belki de artık medya politikalarını yalnızca ekonomik sürdürülebilirlik ya da dijital dönüşüm başlıkları altında konuşmak yeterli değildir. Çünkü güçlü kurumlar tesadüfen ortaya çıkmaz. Teknoloji satın alınabilir. İtibar satın alınamaz. Yapay zekâ haber metni yazabilir.
13 Temmuz 2026 10:22

Haberin Geleceği Mesleğin Geleceğidir... Iı.bölüm
Gece saat 03.18… Şehir çoktan sessizliğe çekilmiş. Sokaklar boşalmış, binaların ışıkları birer birer sönmüş. Yayın yönetmeni kulağındaki kulaklıktan aynı anda üç farklı sesi dinlerken tek bir cümle kurar: Televizyonu evinde izleyen milyonlar için bu yalnızca birkaç saniyedir. Oysa o birkaç saniyenin arkasında yılların biriktirdiği refleks, disiplin, soğukkanlılık ve görünmeyen bir emek vardır. Çünkü haber merkezleri yalnızca haber üreten yerler değildir. Yıllar boyunca aynı ilkeye sadık kalan insanların omuzlarında yükselir. Bir zamanlar haber merkezlerinde genç bir muhabirin yaptığı ilk haber saatlerce konuşulurdu. Bir kameraman yalnızca görüntü çekmeyi değil, olayın ruhunu okumayı öğrenirdi. Reji yönetmeni yalnızca yayını yönetmez, kriz anında onlarca insanın ortak aklını aynı hedefe yönlendirirdi. Bu yüzden haber merkezleri aynı zamanda görünmeyen okullardı. Meslek kazandıran okullar. Birçok Avrupa kamu yayıncısı ve uluslararası haber kuruluşu, teknolojiyi yalnızca ekipman yatırımı olarak görmüyor. Biz ise uzun yıllardır başka bir yanılgının içinde sürükleniyoruz. Bir haber merkezini ayakta tutan şey beton duvarlar değildir. "Bir dakika daha bekleyelim, doğrulayalım" diyebilen muhabirdir. Gazetecilik tam da bu yüzden sıradan bir meslek değildir. Belki de bugün yeniden konuşmamız gereken konu, hangi platformda yayın yaptığımız değildir. Yazılımlar görüntü üretebilir. Haber merkezlerinin ışıkları bugün de yanıyor. Çünkü bir ülkenin medya geleceği, ekranlarının parlaklığıyla değil; haber merkezlerinde yetişen insanların karakteriyle yazılır.
10 Temmuz 2026 16:08

Haberin Geleceği Mesleğin Geleceğidir... Iı.bölüm
Gece saat 03.18… Şehir çoktan sessizliğe çekilmiş. Sokaklar boşalmış, binaların ışıkları birer birer sönmüş. Yayın yönetmeni kulağındaki kulaklıktan aynı anda üç farklı sesi dinlerken tek bir cümle kurar: Televizyonu evinde izleyen milyonlar için bu yalnızca birkaç saniyedir. Oysa o birkaç saniyenin arkasında yılların biriktirdiği refleks, disiplin, soğukkanlılık ve görünmeyen bir emek vardır. Çünkü haber merkezleri yalnızca haber üreten yerler değildir. Yıllar boyunca aynı ilkeye sadık kalan insanların omuzlarında yükselir. Bir zamanlar haber merkezlerinde genç bir muhabirin yaptığı ilk haber saatlerce konuşulurdu. Bir kameraman yalnızca görüntü çekmeyi değil, olayın ruhunu okumayı öğrenirdi. Reji yönetmeni yalnızca yayını yönetmez, kriz anında onlarca insanın ortak aklını aynı hedefe yönlendirirdi. Bu yüzden haber merkezleri aynı zamanda görünmeyen okullardı. Meslek kazandıran okullar. Birçok Avrupa kamu yayıncısı ve uluslararası haber kuruluşu, teknolojiyi yalnızca ekipman yatırımı olarak görmüyor. Biz ise uzun yıllardır başka bir yanılgının içinde sürükleniyoruz. Bir haber merkezini ayakta tutan şey beton duvarlar değildir. "Bir dakika daha bekleyelim, doğrulayalım" diyebilen muhabirdir. Gazetecilik tam da bu yüzden sıradan bir meslek değildir. Belki de bugün yeniden konuşmamız gereken konu, hangi platformda yayın yaptığımız değildir. Yazılımlar görüntü üretebilir. Haber merkezlerinin ışıkları bugün de yanıyor. Çünkü bir ülkenin medya geleceği, ekranlarının parlaklığıyla değil; haber merkezlerinde yetişen insanların karakteriyle yazılır.
10 Temmuz 2026 15:15

Haberin Geleceği, Mesleğin Geleceğidir
Kameralar daha da gelişti. Haber, hiç olmadığı kadar hızlı dolaşmaya başladı. Çünkü teknolojinin yükseldiği yıllarda, mesleğin ruhu aynı hızla güçlenmedi. Tam tersine, görünmeyen bir değer kaybı başladı. Çünkü teknoloji gelişti. Bugün artık birçok genç gazeteci, kameraman, editör ya da yönetmen mesleğe büyük hayallerle başlıyor; fakat birkaç yıl içinde bambaşka kaygılarla baş başa kalıyor. "İyi gazeteci nasıl olur?" sorusundan önce, "Bu meslekte ayakta kalabilir miyim?" sorusu zihinleri meşgul ediyor. Çünkü bir meslek, önce ekonomik olarak yıpranır. Bir ekranın parlaklığıyla değil, o ekranın arkasında çalışan insanların emeği, vicdanı ve meslek ahlakıyla oluşur. Bugün medya sektöründe yaşanan en büyük sorunlardan biri bana göre teknoloji eksikliği değildir. Bir zamanlar haber merkezlerinde genç bir muhabirin yaptığı haber, deneyimli bir editörün süzgecinden geçer; yayın yönetmeni yalnızca dil yanlışına değil, haberin vicdanına da bakardı. Bu değişim yalnızca medya çalışanlarını ilgilendirmiyor. Ortak hafızası zayıflayan toplumların ortak vicdanı da zamanla zayıflar. Çünkü sorun teknoloji değildir. Sorun insanı merkeze almaktan uzaklaşmaktır.
08 Temmuz 2026 15:39

Liyakat Kaybolursa Devlet De Kaybeder – Iıı
İlk iki yazımda, Türk devlet geleneğinin asırlar boyunca ayakta kalmasını sağlayan en önemli gücün, hükümdarlardan daha çok kurumlar ve LİYAKAT anlayışı olduğunu değerlendirdim. Bugün ise aynı soruyu Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı adına yeniden sormamız gerektiğine inanıyorum. Bütün bunların üzerinde yükseldiği görünmeyen temel LİYAKATtir. Cumhuriyet, savaşlarla yorgun düşmüş bir coğrafyada yalnızca yeni bir devlet kurmadı; aynı zamanda yeni bir kurumsal düzen inşa etmeye çalıştı. Çünkü güçlü devletler, yalnızca sınırlarını koruyan ordularla değil; bilgi üreten okullarıyla, tarafsız işleyen adalet sistemiyle, hesap verebilir kamu yönetimiyle ve yetişmiş insan kaynağıyla ayakta kalırlar. Yirmi birinci yüzyılın güç ölçüsü ise bilgi, teknoloji, yapay zekâ, bilimsel üretim ve nitelikli insan kaynağıdır. Tam da bu nedenle LİYAKAT, artık yalnızca bir kamu yönetimi ilkesi değil; millî rekabet gücünün stratejik unsurudur. Kurumların şeffaf, hesap verebilir ve ehliyet esaslı çalışması, yalnızca kamu yönetimini değil; üretim kültürünü, girişimciliği ve toplumsal güveni de besler. Bu nedenle devlet kapasitesinin en önemli göstergesi, insan kaynağının niteliğidir. Bugün artık "beyin göçü" kadar "beyin kazanımı" da konuşuluyor. 2035'e yürürken Türkiye'nin önünde önemli bir fırsat bulunduğunu düşünüyorum. Bana göre bunun için beş temel ilkeye ihtiyaç var: Birincisi; kamu ve özel sektörde objektif meslek standartlarını güçlendirmek. Bugün ise görüyoruz ki Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında en büyük mesele, yeni kurumlar kurmaktan önce mevcut kurumların niteliğini yükseltmektir. Ben, Türkiye'nin bunu başarabilecek tarihî birikime, yetişmiş insan gücüne ve toplumsal potansiyele sahip olduğuna inanıyorum. Yeter ki kişileri değil ilkeleri, günü değil geleceği, sadakati değil LİYAKATi merkeze alan bir kurumsal kültürü hep birlikte güçlendirebilelim. Ama medeniyetler, ancak LİYAKATi bir yönetim ilkesi değil, bir hayat kültürü hâline getirebildikleri ölçüde kalıcı olur.
05 Temmuz 2026 16:49

Liyakat Kaybolursa Devlet De Kaybeder – Iı
Çünkü tarih, sadece savaşların ve zaferlerin kronolojisi değildir. Eski Türklerde "töre", yalnızca örf ve gelenek değil; devlet düzenini, adaleti ve yönetim anlayışını belirleyen temel hukuk düzeniydi. Komutan büyük zaferler kazanabilirdi. Orhun kitabeleri yalnızca Türk tarihinin ilk yazılı belgeleri değildir. Aynı zamanda bir devlet muhasebesidir. Türk-İslam devlet geleneğinde bu anlayış daha da sistemli bir hâl aldı. Nizamülmülk yalnızca büyük bir devlet adamı değil, kurumsal yönetim düşüncesinin öncülerinden biriydi. Kaleme aldığı Siyasetnâme'de devletin ayakta kalmasının temel şartlarını sıralarken; adaleti, ehliyeti, istişareyi ve görevlerin ehil kişilere verilmesini merkeze koydu. Çünkü ona göre devleti ayakta tutan şey, yalnızca güçlü bir hükümdar değil; doğru işleyen bir yönetim düzeniydi. Tarihte birçok devlet büyük komutanlar yetiştirmiştir. Bu nedenle askerî başarı ile devletin kalıcılığı aynı şey değildir. Osmanlı Devleti'nin son yüzyılına gelindiğinde ise tarih bize önemli bir ders verir. Geçmişi kutsamak da değildir. Türk devlet geleneği bize şunu öğretmiştir: Devletin ömrü, yöneticilerin ömründen uzundur. Ve Türk devlet geleneğinin yüzyıllar boyunca taşıdığı en önemli miras şudur: Hükümdarlar gelir, hükümdarlar gider.
03 Temmuz 2026 14:37


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Türkiye'nin Kurumsal Geleceği – I
Güvenin Görünmeyen Temeli: LİYAKAT Geçtiğimiz yazıda Türkiye'nin en büyük sermayesinin ekonomik büyüklükler değil, toplumun birbirine ve kurumlarına duyduğu güven olduğunu ifade etmiştim. Bir ülkeyi ayakta tutan asıl unsur, görünmeyen ama her şeyi belirleyen bir altyapıdır: toplumsal güven. Liyakat, çoğu zaman yalnızca işe alım süreçlerine indirgenir. Siyaset bilimi literatüründe devletin "kurumsal kapasitesi", yalnızca kaynaklarla değil, o kaynakları yöneten insan kalitesiyle ölçülür. Bu nedenle LİYAKAT, bir personel politikası değil; bir devlet aklı meselesidir. Bir toplumda LİYAKAT zayıfladığında ilk bakışta büyük krizler görünmez. Ve en önemlisi: toplumun sisteme olan güveni yavaş yavaş aşınır. Kurumsal güvenin temelinde LİYAKAT vardır. Çünkü liyakat, kararların kişisel değil kurumsal kriterlere dayanmasını sağlar. Adalet, yalnızca doğru karar vermek değildir. Eğitim sistemi üzerinden bakıldığında ise daha derin bir sonuç ortaya çıkar. Bir toplumun eğitim sistemi, yalnızca diploma üreten bir yapı değildir. Nitelik yerine nicelik öne çıkar. Toplum, "çalışmanın karşılığı var mı?" sorusunu sormaya başlarsa, orada sadece ekonomi değil, sosyal yapı da zayıflamaya başlar. LİYAKAT, yalnızca doğru insanı seçmek değildir. Ama sistem doğru kurulmuşsa devlet devam eder. Çünkü güven, yalnızca bir duygu değildir.
02 Temmuz 2026 14:03

Türkiye'nin Kayıp Sermayesi: Güven
Yeni yollar yapılabilir... Ancak bütün bunların üzerinde yükseldiği görünmeyen bir sermaye vardır: Sosyal sermaye. Siyaset bilimci Robert D. Putnam, sosyal sermayeyi insanların birlikte hareket edebilme kapasitesi; Francis Fukuyama ise güveni ekonomik ve toplumsal refahın en önemli üretici güçlerinden biri olarak tanımlar. Bugün OECD de güveni ve sosyal sermayeyi ekonomik büyüme, toplumsal uyum ve kamu yönetiminin etkinliği için temel unsurlardan biri olarak değerlendiriyor. Belki de bu yüzden Türkiye'nin bugün en büyük açığı bütçe açığı değil... Güven açığıdır. Bugün Türkiye'nin en büyük meselelerinden biri, ekonomik sermayeden önce sosyal sermayesini güçlendirebilmektir. Çünkü güven yalnızca ahlaki bir değer değildir. Ekonomik bir değerdir. Bu nedenle güven eksikliği yalnızca psikolojik bir mesele değildir. Güven de sessizce aşınmaya başlar. Güven tek taraflı kurulmaz. Türkiye'nin de 2035 vizyonunda yalnızca ekonomik hedefler değil, toplumsal güven hedefleri de yer almalıdır. Bunun için öncelikle ulusal ölçekte sosyal sermayeyi izleyen göstergeler geliştirilmeli; kurumlara duyulan güven, gönüllülük, yerel katılım ve toplumsal dayanışma düzenli olarak ölçülmelidir. Çünkü sosyal sermaye kanunla emredilemez. Ama güven... Yılların emeğiyle inşa edilir. Çünkü ekonomik kalkınmayı mümkün kılan şey yalnızca sermaye değildir.
01 Temmuz 2026 07:35

Türk Medyası 2035
Eğitim sistemi zayıflarsa geleceği tartışılır. Çünkü medya yalnızca haber üreten bir sektör değildir. Güçlü medya, güçlü toplumun; güçlü gazeteci ise güçlü medyanın temelidir. Türkiye'de haber üretmeye çalışan binlerce gazeteci, editör, kameraman, yönetmen, kurgu operatörü, reji çalışanı, ses ve ışık teknisyeni, grafiker ve dijital içerik üreticisi, kamuoyunun haber alma hakkı için mücadele ederken kendi mesleğinin geleceğinden endişe duyuyor. 2000'li yılların başında bir haber merkezi yalnızca çalışma alanı değildi; aynı zamanda bir okuldu. Bugün ise haber merkezleri hızlandı; ama çoğu yerde öğrenme kültürü yavaşladı. Bir muhabir artık yalnızca haber yapmıyor. Sosyal medya yönetiyor. Sorun teknoloji değildir. Emeğin karşılığı verilmediğinde, fazla mesai olağanlaştırıldığında, hafta sonu ve bayram çalışmaları mesleğin "doğal parçası" sayıldığında, yıllık izin kullanılmasının bile ayrıcalık gibi algılandığı bir düzen oluştuğunda; çalışan yalnızca yorulmaz, mesleğine olan aidiyetini de kaybetmeye başlar. Bu, tek başına olumsuz bir gelişme değildir. Gazetecilik yalnızca teorik bilgiyle yapılabilecek bir meslek değildir. Genç mezunları "niteliksiz" diye suçlamak kolaydır. Asıl soru şudur: Bu soruya dürüstçe "evet" diyemiyorsak, eleştirinin yönünü yalnızca gençlere çevirmek haksızlık olur. Kurumlarımız arasında olduğu kadar, aynı haber merkezinin içinde de dayanışma kültürü zayıfladı. Bir meslek ailesi olduğumuzu unutmaya başlamamızdı.
29 Haziran 2026 11:35

Haberi Yazanların Haberi Yok!
Çünkü gazeteci yalnızca haber yazmaz. Türkiye'de milyonların haber alma hakkını omuzlayan medya emekçileri, yıllardır kendi haklarını konuşamaz hâle geldi. 2000'li yılların başında medya sektöründe çalışmak; yalnızca maaş almak değildi. Bir yönetmenin reji masası yalnızca teknik ekipman değildi; milyonların aynı ana şahit olduğu yerdi. Yapay zekâ haber yazmaya başladı. Ama aynı yıllarda medya çalışanının değeri sessizce küçüldü. Bugün aynı iş bazen tek kişiden bekleniyor. Muhabir haber yapıyor. Editör artık yalnızca editör değil. Sosyal medya editörü... Hepsi aynı kişi... Ama medya çalışanının emeği aynı hızla değer kazanmadı. Gazeteci, haber nöbetinden çıkıp market hesabı yapmaya başladı. Bu kötü bir şey değildi. Gençler bu mesleği sevdiği için geldi. Medya alanına ilişkin çalışmalar da gazetecilerin örgütlenme konusunda ciddi güçlükler yaşadığını vurguluyor. Onuru da yalnız kalır. Bir arkadaşımız haksızlığa uğradığında... "Bugün ona, yarın bana..." diyemedik. Belki de en büyük yenilgimiz düşük maaşlar değildi. Kaybeden yalnızca medya sektörü değildir. Artık yeni bir manşet atmanın zamanı geldi. Gazeteci lütuf istemiyor. Editör ayrıcalık istemiyor. Yönetmen imtiyaz istemiyor. Çünkü gerçeği savunan insanlar, kendi emeklerini savunmaktan vazgeçtiğinde yalnızca bir meslek değil, toplumun hakikate ulaşma umudu da sessizce yıpranır. Belki de artık ilk kez, kendi hikâyemizi yazmanın zamanı geldi.
28 Haziran 2026 11:45

Savaşların Yeni Cephesi: Medya, Algı Ve Toplumsal Direnç
Uluslararası ilişkiler literatüründe bu dönüşüm; "stratejik iletişim", "bilgi savaşı", "hibrit savaş" ve "yumuşak güç" kavramlarıyla inceleniyor. 2003'te Irak işgali yalnızca askerî bir operasyon değildi. Uluslararası medya, 24 saat kesintisiz yayın yapan haber kanalları ve küresel iletişim ağları, savaşın dünya kamuoyunda nasıl algılanacağını da belirleyen önemli aktörler hâline geldi. Libya'da 2011 sürecinde televizyon yayınları, dijital platformlar ve uluslararası haber akışı, sahadaki gelişmeler kadar küresel kamuoyu üzerinde de etkili oldu. Bugün ABD, Rusya, Çin, Avrupa ülkeleri ve diğer büyük aktörler medya ve dijital iletişimi ulusal güçlerinin bir parçası olarak değerlendiriyor. Joseph Nye'ın ortaya koyduğu "yumuşak güç" yaklaşımı, bir ülkenin yalnızca askerî veya ekonomik gücüyle değil; kültürü, değerleri ve iletişim kapasitesiyle de etki oluşturabileceğini savunur. Buradan çıkarılacak sonuç, "tek bir merkez dünyayı yönetiyor" gibi indirgemeci bir yaklaşım değildir. Türkiye; Avrupa, Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'nun kesişim noktasında bulunan, genç nüfusu yüksek ve dijital medya kullanımının yoğun olduğu stratejik bir ülkedir. Bu nedenle medya, yalnızca "haber veren" bir sektör değildir.
27 Haziran 2026 11:22