×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Köşe Yazarı

Kurtuluşun Adı: Nebevî Eğitim

13 Temmuz 2026 02:15

Herkes "başarı"dan söz ediyor; kimse "adamlık"tan bahsetmiyor. Oysa eğitim, sadece ders anlatmak değildir. Çünkü modern eğitim, insanı çoğu zaman "üreten varlık" diye tarif ediyor. Kur'ân'ın ilk emri "Oku!"dur. (Alak, 96/1) Fakat bu okuma, sadece harfleri okumak değildir. Kur'ân buyurur: "Allah, iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir." (Mücâdele, 58/11) Demek ki bilgi, imanla birleşince kıymet kazanır. Bu tablo bize şunu söylüyor: Eğitim, yalnızca beyin işi değildir. Onun eğitim sistemi, bugünün modern kavramlarıyla söylersek, "bütüncül eğitim"dir: Akıl, kalp, ahlâk ve toplum birlikte inşa edilir. Kur'ân, Peygamberimizin görevini şöyle tarif eder: "O, ayetlerini okur, onları arındırır, onlara kitabı ve hikmeti öğretir." (Bakara, 2/151) Bu ayet, eğitimin üç temel direğini gösteriyor: Okutmak, arındırmak, hikmet kazandırmak. Yani sadece anlatmak değil; insanı içten inşa etmek var. Resûlullah (sav) buyurur: "Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." Bu cümle, eğitim sistemlerinin duvarına asılacak bir manifesto gibidir. İnsan, "doğa için" değil, "emanet için" yaşamalıdır. Emanet bilinci olmayan eğitim, hırs üretir. "Ben kazanayım" der, "biz yaşayalım" demez. "Başarı"yı öğretir, "adalet"i unutturur. Kur'ân buyurur: "Kim zerre kadar hayır yaparsa onu görür; kim zerre kadar şer yaparsa onu görür." (Zilzâl, 99/7-8) Bu ayet, insanın ahlâkını ayakta tutan en büyük temeldir: Hesap bilinci. Bugün toplumun en büyük problemi budur: İnsanlar görünürde iyi, gizlide dağınık. Oysa Nebevî eğitim, insanı "insan içinde insan" yapar. İslâmî eğitim, nostalji değildir. İslâmî eğitim demek; matematiği bırakmak, bilimi terk etmek demek değildir. Bunlar yoksa, geriye yalnız "başarılı canavarlar" kalır. Ve insanı yetiştiren en sağlam sistem, Nebevî terbiyedir. Çünkü Nebevî eğitim, insanı sadece dünyaya değil, sonsuzluğa hazırlar.

Köşe Yazarı

Doktorlar Susturulursa İnsanlık Kaybeder

13 Temmuz 2026 02:13

İşgalci İsrail"in hapishanelerinde yaklaşık 100 sağlık çalışanı esir tutuluyor. Esirler arasında yaklaşık 100 kadın da bulunuyor. Toplamda ise 10.000'den fazla Filistinli, soykırımcı İsrail'in elinde esir olarak tutuluyor. Gazze'de yaşananlar aylar boyunca milyonlarca insanın gözleri önünde gerçekleşti. İşgalci İsrail'in acımasız saldırılarında binlerce sivil hayatını kaybetti, hastaneler hedef oldu, sağlık sistemi büyük ölçüde çöktü ve sağlık çalışanları olağanüstü koşullar altında görev yapmaya çalıştı. Böylesine ağır bir insani kriz içerisinde görev yapan doktorlardan biri de Kemal Advan Hastanesi'nin eski müdürü Dr. Hüsam Ebu Safiyye idi. Bugün ise dünyanın gündeminde onun hastaları değil, kendi yaşam mücadelesi var. İnsan Hakları İçin Hekimler Derneği (PHRI), avukatının cezaevindeki görüşmesinden sonra Dr. Ebu Safiyye'nin yaşamının ciddi tehlike altında olduğunu duyurdu. Aktarılan bilgilere göre vücudunda darp izleri bulunuyor, nefes almakta zorlanıyor, defalarca bilincini kaybettiğini söylüyor ve ihtiyaç duyduğu tıbbi tedaviye ulaşamadığını ifade ediyor. Mesele yalnızca bir tutuklunun sağlık durumu değildir. Bu, uluslararası hukukun doğrudan sınandığı bir durumdur. İsrail'in barbarlığıdır. Uluslararası insancıl hukuk, savaş zamanında dahi tutukluların işkenceye, kötü muameleye ve insanlık dışı uygulamalara maruz bırakılmasını kesin biçimde yasaklar. Aynı şekilde her tutuklunun gerekli sağlık hizmetine erişme hakkı vardır. Çünkü hukuk, tam da en zor zamanlar için vardır. Bir doktoru susturmak, aslında hastaları susturmaktır. Bir doktoru cezalandırmak, yalnızca bir bireyi değil, sağlık hizmetinin tarafsızlığını hedef almaktır. Savaşlarda dahi olsa doktorların görevi taraf seçmek değildir; insan hayatını kurtarmaktır. Bu nedenle dünyanın her yerinde sağlık çalışanlarının korunması, uluslararası hukukun en temel ilkelerinden biri olarak kabul edilir. Bugün Gazze'de çok sayıda sağlık çalışanının gözaltında veya tutuklu bulunduğu yönündeki haberler uluslararası kamuoyunda ciddi endişelere neden olmaktadır. Aynı şekilde binlerce Filistinlinin İsrail hapishanelerinde bulunduğu da insan hakları kuruluşlarının sıkça gündeme getirdiği konular arasındadır. Bu kişilerin tamamının hukuki süreçlerinin uluslararası standartlara uygun biçimde yürütülmesi, ve gerekli sağlık hizmetlerinin eksiksiz sağlanması yalnızca hukuki değil, ahlaki bir zorunluluktur. İnsan hakları evrenseldir. Bu haklar; milliyete, dine, etnik kimliğe veya siyasi görüşe göre değişmez. Gazze'de yaşanan trajedi artık yalnızca bölgesel bir mesele değildir. Bu, insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren küresel bir sınavdır. Dr. Hüsam Ebu Safiyye'nin akıbeti de bu sınavın sembollerinden biri haline gelmiştir. Eğer sağlık durumu kritikse, gerekli tedaviye derhâl erişebilmelidir. Çünkü adalet; yalnızca mahkeme salonlarında verilen kararlarla değil, insan onuruna gösterilen saygıyla da ölçülür. Bugün sessiz kalınan her hak ihlali, yarın başka coğrafyalarda başka insanların başına gelebilir. İnsan hakları seçici uygulanamaz. Hukuk, güçlülerin değil herkesin hukukudur. Vicdan da sınırlar çizmez. Dr. Hüsam Ebu Safiyye'nin yaşam hakkının korunması, sağlık hizmetine erişiminin sağlanması yalnızca bir kişinin meselesi değildir. Bu, insanlığın kendisine verdiği değerin sınandığı bir meseledir. Soykırımcı ve işgalci İsrail'e karşı Dr. Hüsam Ebu Safiyye ve diğer esirlerin haklarını savunmak bir insanlık görevidir. Bu görevi yerine getirmek insanım diyen herkes için kaçınılmazdır. Dr. Hüsam Ebu Safiyye'nin suçu sadece doktor olmaktı. Filistinlileri Gazze'de tedavi etmesi rahatsız etti soykırımcı İsrail'i! Yaptığı eziyetler bundan kaynaklanıyor. Çünkü İsrail insanlığa düşman! Bunları bile bile susmak vicdana sığmaz. Vicdanın sustuğu yerde ise insanlık olmaz. "Beni buraya öldürmeleri için getirdiler... Kendimi buradan sağ çıkacak biri olarak görmüyorum...

Ali Karahasanoğlu

Kızılay'a Saldıran Ahlaksızlar, Şimdi Azıcık Utandılar Mı?

13 Temmuz 2026 02:10

6 Şubat depremlerinde Kızılay'a büyük bir iftira atanlar şimdi suçüstü oldu. O takdirde 6 Şubat depremzedeleri, o çadırlardan hiç yararlanamayacaklardı. Ama bu başarı, adeta çakalların tekerine çomak soktuğu için,cezalandırılmak üzere, harekete geçen medyadaki ahlaksızların işbirliği ile, 6 Şubat depremlerinde " Kızılay depremzedeye çadır sattı" iftirasıyla teslim alınmak istendi. Haluk Levent için yapın. "Haluk Levent üzerinden Kızılay'a iftira attık, pişmanız" deyin. "Kızılay, kimsenin yardımına el uzatmadı. Kızılay yöneticileri kimsenin parasını zimmetlerine geçirmedi, ama bizim göklere çıkarttığımız Ahbap Derneği'nin yöneticileri, depremzedeye yardım diye topladıkları paralarla, kendilerine taşınmaz almışlar. Bu yolsuzlukta bizim de günahımız var" itirafını yapın. Belki de en vahimi, dernek kurucularından Alper Çelik'in hesaplarından 2020-2026 yılları arasında 990 milyon TL yasal bahis oynandığı ve yaklaşık 390 milyon TL para kaybedilmesi. Dindar bir başkana sahip diye, Kızılay'ı bile, Haluk Levent üzerinden iftiralara hedef yaptılar ya. Fatih Altaylı hemen bir yazı kaleme alıyor, muhalif medyanın bütün internet sitelerinde "Fatih Altaylı yazdı" diyerek kendilerini temize çıkartacak algı operasyonu yapıyorlar. Altaylı şimdi şöyle yazmış: "Ahbap, deprem döneminde yaklaşık 158 milyon dolar bağış topladı. Dernek, bu bağışlara ilişkin bağımsız denetim raporlarını ve ayrıntılı mali hesap dökümlerini aradan geçen üç yıla rağmen kamuoyuyla paylaşmadı. Haluk Levent, deprem döneminde 'harcanan her kuruşun hesabını vereceğiz' yönünde şeffaflık sözü vermişti. Söz konusu bağışların nasıl kullanıldığına ilişkin soru işaretlerinin giderilmesi gerekir." Altaylı yazısından sonra, üç yıldır yardım kuruluşunun topladığı paraların hesabını vermeyen Haluk Levent'e torpil geçerek, yeni bir yazı daha kaleme almış ve şöyle demiş: "Yazımın ardından, Haluk Levent mesaj gönderdi. 'Yakında başlayacak denetim sonrası canlı yayında tek tek kuruşuna kadar hesap vereceğim. Sana sözüm söz.' dedi." Yardım kuruluşunun topladığı paraların üç yıldır hesabını vermeyen adamın bile, bu sözde gazeteciler nezdinde "cevap hakları" vardır. Ama dindar bir yönetici söz konusuysa, "git mahkemeye" denilir. Bakın 6 Şubat depremleri sırasında, Haluk Levent ile el ele vererek, Kızılay'ı hedef tahtasına koydukları dönemde, aynı Fatih Altaylı ne yazmıştı: "Elindeki, depolarındaki çadırları hızla deprem bölgesine ulaştırıp, depremzedeler için kurmak yerine, satmış.Kime mi!Depremzedelere yardım için canını dişine takmış koşturan ama birilerinin hedefi olmaktan kurtulamayan sivil toplum girişimi AHBAP'a.AHBAP da Kızılay'dan satın aldığı çadırları götürüp deprem bölgesine kurmuş.Okuyunca utandım." Kızılay'a yapılan yardımların tek kuruşunun çarçur edildiğine dair, bugün hiç kimsenin bir iddiası bile yok.

Köşe Yazarı

Bir Milletin Kıyamı Ve Külliye'de Ayağa Kalkan Tarih: Var Olasın Reis!

13 Temmuz 2026 02:08

​Tam 32 ülkenin devlet başkanını ve liderini aynı anda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde ağırlamak, alelade bir organizasyon sahasının çok ötesinde, bu topraklarda uyuyan dev geleneğin, o sarsılmaz devlet hafızasının cihana ilanıdır. Ankara Havalimanı'ndan başlayıp Külliye'nin avlusuna uzanan o muhteşem karşılama, Yeniçeriler ve Mehteran'ın heybetli duruşuyla birleşince, dünyaya verilmiş en net mesaj olmuştur: "Biz buradayız, burası bizim harim-i ismetimiz ve masada biz yoksak oyun kurulamaz!" ​Gökyüzüne nakış gibi işlenen Türk Yıldızları'nın izleri, istikbalin de istiklalin de göklerde olduğunu haykırırken, içeride sarsılmaz bir iradenin sessiz ama derinden zaferleri yaşanıyordu. ​"Heykeli dikilecek adamsın" diyenlerin sığ ufkuna karşı; "Bu işlere biz bakmıyoruz, biz eserlerimizin heykelini yapıyoruz" diyerek havalimanlarıyla, otoyollarla, devasa köprülerle, barajlarla ve en önemlisi dosta güven, düşmana korku salan yerli ve milli savunma sanayimizle bu ülkeyi donatan bir adanmışlık, ancak halis bir imanın tezahürü olabilir. ​15 Temmuz'da vatanı, milleti, devleti ve mukaddesatı uğruna canını feda eden aziz şehitlerimizin hatırasına yükselen anıtı dünya liderlerinin gözleri önüne seren bu duruş, vefanın en ali makamıdır. Reis; hak rızası için, millet rızası için var olasın, sağ olasın!

Ahmet Tâlib Çelen

Faydalı Tâtil: Yaz Kur'an Kursları

13 Temmuz 2026 02:05

Tâtil anlayışımızın da gözden geçirilmesi lâzım aslında. Şu hâlde hepimizin şuur altına işlenen günümüz tâtil anlayışını gözden geçirmekte ve kendimize uygun bir tâtil anlayışı geliştirmekte fayda var. Birçok âile deniz, plaj, müzik, eğlence dolu bir tâtil hayâli kurarken bir kısım âileler de okullarda bir türlü doyurucu bir şekilde verilemeyen dînî bilgileri çocuklarına aldırma derdine düşüyor. Din dersleri hem sayı olarak hem de keyfiyet olarak yetersiz. "Çocuklarımız dinden uzaklaşıyor; ateist, deist oluyor." sızlanmalarının en mühim sebeplerinden birisi budur. Bilhassa çocuklar için. Yukarıda dediğimiz gibi tâtil, mutlak olarak "boş" geçirilmesi gereken bir zaman dilimi değildir. Tâtile faydalı faaliyetler de konulmalıdır. Yaz Kur'an kursları da bunlardan biridir. Yorgunluğun üstüne verilecek dersler ilgi çekici ve dinlendirici olmalıdır. Çocuklarımızı teslîm edeceğimiz eller böyle eller olmalıdır. Aslında en ideali sayı, müfredât ve öğretmen bakımından okullardaki din derslerinin bir Müslümanın dînini sevebileceği ve yaşayabileceği bir hâle getirilmesi ve bu işin de diğer dersler gibi okul mevsiminde bitirilmesidir. En güzeli, vatandaşı, daha yeterli bir din dersi için yaz tatiline mecbûr etmemek, din derslerinin okullardan yaz tâtiline itelenmemesini sağlamaktır. Bütün çocuklarımıza ve âilelerine güzel ve faydalı bir yaz tâtili dilerim. Yaz Kur'an kurslarına gidecek çocuklarımıza da verimli dersler diler bu fedâkârlıklarını tebrîk ederim.

Abdullah Şanlıdağ

Nato Zirvesinin İslami Ve Jeopolitik Açıdan Değerlendirilmesi

13 Temmuz 2026 02:03

Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu'da yaşanan krizler, enerji güvenliği, düzensiz göç ve terör tehdidi, NATO'nun önemini yeniden artırmıştır. Bu konum, Türkiye'yi uluslararası güvenlik denkleminin vazgeçilmez aktörlerinden biri hâline getirmektedir.. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği"nin Türkiye üzerindeki baskıları bunun en önemli örneklerinden biridir. 1945 yılında Sovyet yönetiminin Boğazlar üzerinde ortak savunma talebi ve doğu sınırlarına ilişkin talepleri, Türkiye"nin güvenlik arayışını hızlandırmış ve bu süreç 1952 yılında NATO üyeliğiyle sonuçlanmıştır. Klasik İslam hukukunda "zarurat-ı hamse" olarak ifade edilen bu esaslar, kamu düzeninin temelini oluşturur. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır: "Ey iman edenler! Kuvvetiniz yettiği kadar onlara karşı güç hazırlayın." (Enfâl Suresi, 60) Bu ayet, devletlerin güvenlik tedbirleri almasının meşruiyetine işaret etmektedir. "Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş." (Enfâl Suresi, 61) buyrularak diplomasi ve barış arayışının da İslam'ın temel ilkeleri arasında bulunduğu belirtilmektedir. Son yıllarda yerli savunma sanayindeki gelişmeler, Türkiye"nin NATO içerisindeki teknik katkısını artırmıştır. Üçüncü olarak terörle mücadele konusunda Türkiye"nin tezlerini müttefiklerine daha güçlü biçimde anlatabilmesi açısından önemli bir diplomatik platform oluşmaktadır. Bu nedenle Türkiye'nin hem NATO üyeliğini sürdürmesi hem de İslam dünyasıyla güçlü ilişkilerini koruması hassas bir diplomatik denge gerektirmektedir.

Filtreleme Haberleri

Risale-i Nur'dan

Kabrimi Hiç Kimse Bilmemek Lâzım Geliyor

emvat (HÂŞİYE-2) bââsâm âlâma. Revanım saha-i ukba-i ferdâma. Hem bu sene Said yetmiş dokuz senesindedir. Her bir senede bir Said ölmüş demektir ki, bu tarihe kadar Said yaşayacak. Sözler, s. 778 *** "Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor." Biz de Üstadımızdan sorduk: "Kabri ziyarete gelenler Fatiha okur, hayır kazanır. Acaba siz ne hikmete binaen kabrinizi ziyaret etmeyi men ediyorsunuz?" Cevaben Üstadımız dedi ki: "Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki firavunların dünyevî şan ve şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-ı beşeri kendilerine çevirmeleri gibi, enaniyet ve benlik, verdiği gafletle, heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mana-yı harfîden mana-yı ismî ile tamamen kendilerine çevirtmeleri ve uhrevî istikbâlden ziyade dünyevî istikbâli hayal edinmiş olmaları ile, eski zamandaki lillâh için ziyarete mukabil, ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevî şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir. Öyle ziyaret ediyorlar. Ben de Risale-i Nur'daki a'zamî ihlâsı kırmamak için ve o ihlâsın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum. Hem şarkta, hem garbda, hem kim olursa olsun, okudukları Fatihalar o ruha gider. "Dünyada beni sohbetten men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu suretle beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle men etmeye mecbur edecek" dedi. Emirdağ Lahikası, 345. mektup, s. 533 âlâm: elemler, üzüntüler, sıkıntılar. bââsâm: günahlarıyla, hatalarıyla beraber. bahem: beraberce. eddâî: "dua eden, duacınız" anlamında, eskiden ulemanın imza yerine yazdıkları kelime.

13 Temmuz 2026 01:22

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Abdülbakî Çimiç

Meşveretin Ruhu, Meşveret-i Şer'iyedir - Meşveret, Şûrâ Ve Şahs-ı Manevî-4

Evet, Kur'ân-ı Kerîm'de Rabbimiz, akletmeyi, tefekkür etmeyi, ibret almayı, bilgiyi, hak ve hakikati taharri etmeyi, hakikati taallüm etmeyi, cehâletten kurtulmayı, hususan "Hem âyât-ı Kur'âniye, başlarında ve âhirlerinde, beşeri aklına havale eder, "Aklına bak" der. "Fikrine, kalbine müracaat et, meşveret et, onunla görüş ki, bu hakikati bilesin" diyor."1 ifadeleriyle meşveret etmeyi ve istişareyi emrediyor. Bediüzzaman'ın "Ruh-u meşrutiyet, şeriattandır. Hayatı da ondandır."2 tespiti ehemmiyetlidir. Münazarat'ta meşveret-i şer'iye; "Onların işleri, kendi aralarında şura iledir.3 İşlerinde onlarla istişare et."4 ayet-i kerîmelerinin tecellisi olarak tarif edilir. O vücud-u nuranî olan meşveret-i şer'iyenin, kuvvete bedel, hayatı haktır, kalbi marifettir, lisanı muhabbettir, aklı kanundur, şahıs değildir."5 Nasıl ki, Saadet Asrı'nda ve Selef-i Sâlihîn zamanlarında hükümfermâ hak ve burhan ve akıl ve meşveret olduklarından, şek ve şüphenin hükümleri olmazdı. Hürriyet-i şer'iye ile meşveret-i meşrua Zaman-ı Saadet'te her şeyde hükümfermaydı. Hem de fikir alışverişi ve meşveretin güzelliğindendir ki; maksatlar ve takib edilen yollar, kesin delil üzerine yerleşip, her kemâle uzanan doğruluğu ispat edilmiş hak ile hakikati bağlamasıdır. Bunun neticesi "Batıl, hak suretini giymekle efkârı aldatmaz."6 Eski zamanlarda âlimler, baskıcı yöneticileri taklid ederek kendi fikirlerini kabul ettirmek için bir nevi istibdâd yöntemi uygulayabiliyordu. Meşveret-i umûmiye dahi gözcüdür. 1- ESDE, Hutbe-i Şamiye, s. 240. 2- ESDE, Münazarat, s.168. 4- Âl-i İmran Suresi: 159 5- ESDE, Münazarat, s.209 6- Muhakemat, s. 60.

13 Temmuz 2026 01:19

Cenk Çalık

Üstad İle Hayalî Bir Hasbihâl (1)

CÇ: Selamün aleyküm kıymetli Üstadım. Sizden sonra maatteessüf birçok üzücü hadise yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. BSN: "Elbette nev-i beşer bütün bütün aklını kaybetmezse, maddî veya manevî bir kıyamet başlarına kopmazsa, İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere'nin Kur'ân'ı kabul etmeye çalışan meşhur hatibleri ve Amerika'nın Din-i Hakkı arayan ehemmiyetli cemiyeti gibi, rûy-i zeminin geniş kıt'aları ve büyük hükûmetleri, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan'ı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar. Çünkü bu hakikat noktasında, kat'iyen Kur'ân'ın misli yoktur ve olamaz ve hiçbir şey bu mu'cize-i ekberin yerini tutamaz."1 CÇ: Doğru söze ne denir! BSN: "Kat'î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risaletü'n-Nur'dadır. Evet, on beş sene yerine on beş haftada Risaletü'n-Nur o yolu kestirir, iman-ı hakikîye isal eder."2 CÇ: Toplumdaki ıslahı en zor insanların hapishanedeki kişiler olduğu herkesçe malûmdur. BSN: "Madem nefsim emmaredir. Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez. Öyle ise nefsimden başlarım."3 CÇ: Müthiş bir tespit. Aksi takdirde "Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?"4 hakikatine zıt düşebiliriz… BSN: "Lisan-ı hal, lisan-ı kal'dan daha kuvvetli ve daha tesirli konuşuyor.''5 CÇ: Tam olarak bunu demeye çalışıyordum Üstadım. 1-Sözler, s. 179.; 2- Kastamonu Lâhikası, s. 97.; 3- Sözler, s. 243.; 4- Saff Suresi, 2; 5-Şualar, s. 273.

13 Temmuz 2026 00:49

Köşe Yazarı

Don Korkusuz(!)

Topluluktan birisi diğerine lafın gelişi "Allah'tan kork!" dedi. Cevap, "İnanmıyorum ki. Neden korkayım?" oldu. Konuşmaya şahit olan kişi "Gerçekten inanmayınca korkulmaz mı?" diye düşündü. Şekli belirsiz garip bir gülümsemeyle "Don Korkusuz(!)" diye söylendi. Yılan bulunan bir yerde "Yılana inanmıyorum." diyen, yılan korkusundan emin olur muydu? "Saçma." dedi. Tabiri caizse "İnanmıyorum ki. Neden korkayım?" repliği nefsin kendini aldatma kamuflajıydı. Zihninde "Don Korkusuz(!)" olarak şekillenen "Bay Korkusuz" üzerinden düşünceleri devam etti. "Don" kelimesi İspanyolcada efendi, bey anlamında kullanılmaktaydı. "Nitekim onlardan birine ölüm gelip çattığında, 'Rabbim! Beni dünyaya geri gönder ki, boşa geçirdiğim ömrümde iyi işler yapayım' der. Hayır! Onun söylediği bu söz boş bir laftan ibarettir."1 ayetinde belirtildiği gibi, dünyaya dönüp iyi bir kul olmak için yalvaracak, ancak bu istekleri reddedilecekti. "Evet! Bu Don Korkusuzların(!) sözleri boş bir laftan ibaretti. Allah bizleri onların boş laflarına ve vaadlerine muhatap Sançho Panza yapmasın. Böyle cahiller için Shakespeare ne güzel demiş: Düşüncesiz kelimeler asla gidemez Cennet'e… Bilgiden kanatlar tak uçmak için Cennete." Böylelere söylenecek tek söz: Ey Don Korkusuz(!) "Senin o ömr-ü bâkîden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!"2 olacaktır. 1- Mü'minûn Suresi: 99-100. 2- Mesnevî-i Nuriye, s. 145.

13 Temmuz 2026 00:26

Köşe Yazarı

Milyarlarca Dolarlık Satış İçin Formül Masada: Trump F-35 İçin O İmzayı Atacak Mı?

NATO Zirvesi boyunca, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi'nde kurulan basın merkezinde yerli ve yabancı gazetecilerle yaptığımız sohbetlerin neredeyse tamamı aynı iki soruda düğümleniyordu: "CAATSA gerçekten kalkıyor mu?" ve "F-35'ler Türkiye'ye geri dönüyor mu?" İlk yaygın yanılgı, CAATSA yaptırımları kalktığı an F-35'lerin otomatik olarak Ankara'ya teslim edileceği yönünde. Türkiye'ye Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi aldığı gerekçesiyle uygulanan yaptırımlar CAATSA (Amerika'nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası) kapsamında yürütülürken, F-35 süreci tamamen ayrı bir yasal mevzuata dayanıyor. Kulislerde sıkça duyduğumuz "Trump istese de kaldıramaz, Kongre izin vermez" tezi de tam olarak gerçeği yansıtmıyor. Türkiye'ye 2020 yılında uygulanan yaptırımlar, ABD Kongresi tarafından kabul edilen Countering America's Adversaries Through Sanctions Act (CAATSA) yasasının 231. maddesi (Section 231) kapsamında yürürlüğe girdi. CAATSA'nın "ulusal güvenlik" istisnaları çerçevesinde Başkan, ABD'nin stratejik çıkarlarını gerekçe göstererek yaptırımları 180 günlük sürelerle askıya alma (waiver) yetkisine sahip. Kongre'nin vetoyu aşabilmesi için ise 435 üyeli Temsilciler Meclisi'nde en az 290, 100 üyeli Senato'da ise en az 67 üyenin aynı yönde oy kullanması gerekiyor. ABD'nin temel tezi, F-35'lerin gizlilik (stealth) özelliklerinin aynı hava sahasındaki S-400 radarları tarafından analiz edilmesi riskine dayanıyor. Eğer Ankara ve Washington, S-400'lerin operasyonel olarak kullanılmayacağı, depoya kaldırılacağı ya da bir üçüncü ülkeye devredileceği somut bir formül üzerinde uzlaşırsa, Trump yönetimi Kongre'ye "Yaptırımı doğuran risk ortadan kalkmıştır" raporunu sunabilir.

13 Temmuz 2026 00:22

Köşe Yazarı

İstiğna Mesleği

Bazılarının, İslâm'dan bahsettiğini, Kur'ân okuduğunu görünce tedirgin oluyorsun. Çünkü, İslâm hayata geçirmek için konuşulur, Kur'ân yanlışlardan kurtulmak için okunur; yanlışların üzerini örtmek için değildir. İslâm'dan bahsetmek, Kur'ân okumak önemlidir. Bunun zor olduğunu anlarız; fakat Kur'ân okuyup da tam tersini yapanları anlamak zordur. Yine, Hz. Ömer'i (ra) konuşmak kolaydır; zor olan, Hz. Ömer gibi yaşamaktır. Hz. Ömer gibi yaşamanın zor olduğunu anlarız; fakat Hz. Ömer'i konuşup tam tersini yaşamanın izahı yoktur. Anlatılan İslâm, okunan Kur'ân yaşanılırsa topluma etki eder. Geçmişte büyük bir âlim, bir şeyler almak için bir dükkâna girdiğinde, onu tanıyan, dükkân sahibine, "Bu büyük âlim falancadır, ona alacağını ucuza ver." der. Bunu duyan âlim zat, "Ben buraya paramla alışverişe geldim, dinimle değil." der. Menfaati için, yapılan yanlışları örtmek için dinden bahsedenler, sorgulamayan toplumlarda taraftar toplasa da bunları gören birçok kişi ise, "Din buysa..." diyerek dinden uzaklaşmakta.

13 Temmuz 2026 00:22

Yeni Asya'dan Size

Makale Tetkik Esaslarımız Güncellendi

Yeni Asya'nın yarım asrı aşan yayın hayatı, yalnızca günlük hadiseleri okuyucuya aktaran bir gazetecilik faaliyeti değildir. Gazetemiz, Risale-i Nur'un iman, hürriyet, adalet, meşveret ve müsbet hareket ölçülerini "matbuat lisanıyla konuşturma" vazifesini üstlenmiş bir neşriyat müessesesidir. Bu sebeple Yeni Asya'da yayımlanan her yazı, yazarının şahsî görüşünü ifade etmekle birlikte, gazetenin fikrî çizgisi, yayın sorumluluğu ve şahs-ı manevîsiyle de doğrudan irtibatlıdır. Bu mesuliyetin bir gereği olarak yürütülen "Makale Tetkik" çalışması, uygulamada elde edilen tecrübeler, karşılaşılan aksaklıklar ve günümüz yayıncılığının ihtiyaçları dikkate alınarak güncellenmiştir. Bu açıdan Yeni Asya Yayın Esasları, sadece teknik bir kontrol listesi değildir. Sistemin başarısı, yazarından tetkik heyetine, koordinatörden yazı işlerine kadar herkesin usule riayetiyle mümkündür. Ortak ölçümüz Yayın Esasları, ortak hedefimiz ise hakikati daha doğru, daha güçlü ve daha tesirli bir şekilde okuyucuya ulaştırmaktır. WhatsApp İletişim Hattı: 0546 539 13 69 Yeni Asya ailesi olarak hepinize bereketi ve feyizli bir hafta diliyoruz.

13 Temmuz 2026 00:20

Özer Akdemir

'Doktor, Yaram Derinde!'

Türk Toraks Derneği, Aydın Tabip Odası ve Çine Yaşam Platformu tarafından Aydın'da, 5 Haziran 2026 tarihinde, Nevzat Biçer Konferans salonunda gerçekleştirilen sempozyumda Çine ve çevresinin kanayan yarası silikozis hastalığı tartışılmıştı. Alanlarında uzman birçok bilim insanı. maden işçileri ve yaşam hakkı savunucularının katıldığı sempozyumda "Çine'nin çilesi: Silikozis" başlıklı bir sunum yapan Düzce Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Peri Arbak, Çine'deki kuvars ve feldspat madenciliği tehlikesinin, bölgeyi geri dönülmez bir yıkıma sürüklediğinin altını çizmişti. Sunumunuzda Çine'deki kuvars ve feldspat madenciliğinin kırma, eleme, flotasyon ve kompozit levha üretimi gibi tüm aşamalarına yer verdiniz. Çine Çevre ve Yaşam Platformu da bu işletmelerin kimyasallarını Çine Çayı ve Menderes Nehri'ne akıttığını, bölgede kanser, guatr ve hayvan hastalıklarının arttığını ileri sürüyor. Söyleşimizin yapıldığı 30 Haziran 2026 tarihli AccuWeather portalının Çine, Aydın uydu verilerinde PM2.5 düzeyinin 106 µg/m³ (sağlık açısından sakıncalı düzey), PM10 düzeyinin ise 57 µg/m³ (kötü düzey) gibi yüksek düzeylerde seyrettiği gözlenmektedir (https://www.accuweather.com/tr/tr/cine/317045/air-quality-index/317045). Komşu il Denizli'de aynı gün veriler PM2.5 için 71 µg/m³ (kötü düzey), PM10 için ise 45 µg/m³ (orta düzey) idi (https://www.accuweather.com/tr/tr/denizli/317679/air-quality-index/317679). PM2.5, küçük solunabilir kirletici partiküllerdir. TÜİK'in 2025 yılı verilerine bakıldığında iki komşu ilin ölüm sayıları Aydın'da 9293, Denizli'de 7425 idi. Aydın'da dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle ölen sayısı toplam ölümlerin %33'ü iken Denizli'de %21'i, iyi ve kötü huylu tümörlerden ölümlerin oranı Aydın'da %11 iken Denizli'de %15, solunum hastalıklarından ölenlerin oranı Aydın'da %9 iken Denizli'de %10 idi. Nedeni bilinmeyen ölüm oranı Aydın'da toplam ölümlerin %28'i iken, Denizli'de %9'u idi. Aydın Çine'de kuvars ve feldspat madenciliğinin ağırlıkla katkıda bulunduğu hava kirliliği, komşu il Denizli'den daha fazla sayıda kalp hastalıkları nedenli ve nedeni bilinmeyen ölümlere yol açmıştır. Kuvars madenciliği Çine-Aydın halkını kalp nedenli başta olmak üzere daha yüksek bir ölüm hızına mahkum etmiştir. Köylüler 12 gün maden işçisi, 12 gün köylerinde ikili yaşam sürmekteydiler. Çine için tarımsal etkinlikler kuvars madenciliği ilişkisine baktığımızda farklı bir tablo görüyoruz. Sunumunuzda atıf yaptığınız 2012 tarihli yerel bir çalışmada, kuvars ve feldspat değirmenlerinde silikozis sıklığı %23 gibi çok yüksek bir oranda bulunmuş. Buna karşın, Türkiye genelinde 2024 yılı SGK verilerine bakıldığında 57 binden fazla sigortalı işçinin çalıştığı kum, çakıl ve kil iş kollarında sadece 7 meslek hastalığı vakası kaydedildiği görülüyor. Silikoz olgularının az gelişmiş ülkelerde resmi kayıtlarda "yok denecek kadar az" çıkması, silikozun dünya ölçeğinde yaygınlığını, yıllık görülme hızını tartışan yayınlarda açıkça ortaya konulmuştur. Bir işçinin resmi olarak "meslek hastası" sayılabilmesi için öncelikle SGK sistemine kayıtlı olması gerekmektedir. Kayıt dışı çalışan binlerce işçi hastalandığında resmi meslek hastalığı istatistiklerine girememektedirler. Solunabilir silika için yasal eşik değer ABD'de 50 µgr/m3 (8 saatlik vardiya için) iken, ülkemizde Çalışma Bakanlığı'nın toz kontrolu yönetmeliğine göre 10 mg/m3/%SiO2+2 (8 saatlik vardiya için) formülüyle hesaplanmaktadır. Silikoz tanılı işçi Sayım Ünal; "Tozdan göz gözü görmeyen çalışma koşullarında günde yaklaşık 70 çuval bağladıkları bir elek sistemine çuvallarla sırtımda taş taşıdım" derken toz ölçümünün var olan Toz Kontrol Yönetmeliğine göre bile yapılmadığını açıkça ortaya koyuyordu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın 2025 Maden Teftiş Raporu'nun işgücünün kıdeme göre sınıflandırılmasını özetleyen grafiğinde "İşyerlerinde işçilerin kıdemlerine göre dağılımı incelendiğinde, 1,5 yıl ve daha az kıdemi olan işçi sayısının işyerlerinde çalışan işçilerin yaklaşık %47'lik oranını oluşturduğu, 5 yıl ve üzeri kıdeme sahip olan işçi sayısının ise %14'lük oranını oluşturduğu görülmektedir. Söz konusu verilere göre işyerlerindeki işgücü devir oranının yüksek olduğu anlaşılmaktadır." görülmektedir. Ancak ülkemizde silikozis üreten madencilik, taş kırma, eleme, seramik vd. leri ile ilgili kayıtlar yok hükmünde sayılacağı için halen az gelişmiş ülkelerdeki seyirin ön planda olduğunu düşünüyorum. Dr Özlem Kar Kurt'un 12 merkezden 1393 hastayı içeren farklı bir çalışmasında seramik sektöründen gelen hastalar en büyük oranı oluşturuyordu (%36.8). Maden işletmeciliğinden gelen hasta oranı %8.3 idi. Hindistan örneği üzerinden paylaştığınız "silikozisi azaltmaktaki engeller" aslında Türkiye'nin de aynası gibi.

13 Temmuz 2026 00:19

Köşe Yazarı

Kalpteki Şüphe İmanı Giderir Mi?-3

Program 9:00-10:00 arası kahvaltıyla başlar. 10:00-11:00 arası, erken iştirak edemeyecek kardeşlere ilk müzâkereli derse yetişebilme fırsatı vermek için şahsî okumaya ayrılır. 15 dakikalık aradan sonra 90 dakikalık müzâkereli ders başlar. Öğle namazına hazırlık ve namaz molası, sonra ikinci müzâkereli ders, 15 dakikalık ara, tekrar müzâkereli ders, ikindi namazı hazırlığı, namazdan sonra tekrar müzâkereli ders… Şâir ağabeyimin, şiirinde ifade ettiği "kalbî şüphenin, yakîn-i îmanîye halel verdiği" hususunu ilk müzâkerede teklif ettim. -İlâhiyatçı bir şâirimiz, şiirinde "İmanda şüphe ise yakîn ifade eder / Cenâb-ı Hak korusun imanın çıkıp gider." diye yazmıştı. Bunu imanın diğer rükünlerine de tatbik edebiliriz." İlahiyatçı bir ağabeyimizin böyle düşünmesi, konunun ehemmiyetini ortaya çıkardığı için bu teklifi yaptım. Kendisine 14 Mayıs'ta en son şu mesajı çekmiştim: "Düzce'de her ayın 3. pazarı yaptığımız müzâkereli okuma programımız için bir konu çıkmış oldu. Fî emânillah!" Bir akademisyen kardeşimiz sordu: -Yakında değil kardeşim, ırakta. Gerekçelerin izahından sonraki oylamada teklifimiz kabul gördü, "Vesvese Bahsi" başta olmak üzere alakalı bahisler müzâkere edildi, mevzu neticeye bağlandı.

13 Temmuz 2026 00:17

Fatih Polat

Silah İmha Töreninin Yıl Dönümünde Neredeyiz?

Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısına bağlı olarak PKK'nin fesih kongresini gerçekleştirmesinin ardından 11 Temmuz 2025'te Süleymaniye yakınlarındaki sembolik önemi olan Casena Mağarası önünde düzenlenen törende, KCK Eş Başkanı Bese Hozat liderliğindeki 30 kişilik gerilla grubunun silahlarını büyük bir kazanda yakmalarının üzerinden bir yıl geçti. Bu sürecin öncesinde, TBMM'nin 1 Ekim 2024'teki yasama yılı açılışında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin DEM Parti sıralarına giderek partinin Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve milletvekilleriyle el sıkışması ve ardından Öcalan'a çağrı yapması, bir süredir devlet kurumlarının yetkilileriyle Öcalan arasında İmralı'da gerçekleştirilen temasların, görünür hale geldiği bir tabloyu ortaya koymuştu. Öcalan, sürecin bu sefer akamete uğramaması için, 27 Şubat 2025 tarihli 'barış ve demokratik toplum çağrısı'nda "Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır" gibi, bir önceki sürece kıyasla daha da geriye çekilmiş olduğunu gösteren bir çağrı yapıyordu. Ardından, önce Suriye'de Ankara'nın diplomatik baskısıyla ABD'nin Şara karşısında SDG'ye desteğini çektiğine tanıklık ettik ve Türkiye'nin desteklediği, eğitip donattığı gruplar ve TSK'nin sağladığı askeri, teknik destekle birlikte Kürt güçlerinin Suriye'de Kürt nüfusun yoğunlukta bulunduğu ilk kanton bölgesine doğru itildiğine tanıklık ettik. Bu operasyonda, hisselerinin yüzde 50.1'i Tosyalı Holdinge, yüzde 49.9'u Katar silahlı kuvvetlerine ait olan BMC tarafından üretilen AMAZON 4x4 taktik tekerlekli zırhlı araçları, Suriye ordusunun Rakka operasyonunda aktif olarak kullanılırken görüntülendi. Diğer taraftan Türkiye, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar arasında, 2024 yılı Nisan ayında Kalkınma Yolu projesi için ortak iş birliği mutabakatı imzalandığını, bu projenin, Basra Körfezi'ni Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlamayı amaçlayan büyük ölçekli bir ulaştırma ve lojistik koridoru olduğunu hatırlatalım. Omurgasını Irak'taki Büyük Fav Limanından başlayıp Türkiye sınırına ulaşacak 1200 kilometrelik demir yolu ve otoyol ağı oluşturan proje, yalnızca bir ulaştırma hattı değil; Türkiye'nin Irak ve Körfez ülkeleriyle ticaret, yatırım ve enerji alanlarındaki ilişkilerini geliştirecek bir platform olarak görülüyor. 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara'da yapılan NATO zirvesinde Türkiye'nin Ortadoğu'daki ve bölgesindeki rolünün artırılması, ABD'nin, NATO dışı kritik ittifak gücü İsrail ile birlikte Türkiye'ye yeni görevler biçtiği ve Şara yönetimindeki Suriye'nin bu görev haritasına bir ucundan teyellendiğini gördük. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un AA Analiz için kaleme aldığı ve 5 Temmuz 2026 tarihinde "Terörsüz Türkiye'ye geçiş sürecinde son durum" başlığıyla yayımlanan yazısındaki şu bölüm, Saray açısından sürecin bundan sonrasına dair yol haritasının ritmi, teknikleri ve ölçüleri bağlamında işaretler barındırıyor: "Diyalog, terörün kesin ve devamlı surette her mecradan tasfiyesi için terörle ilgili muhataplar ve bağlantılı legal yapılarla yürütülen temastır. Diyalog, müzakere değildir. Müzakere, demokrasiyi ve özgürlükleri geliştirmek için Türkiye toplumunun tüm kesimlerinin doğrudan veya temsilcileri vasıtasıyla demokratik siyaset zemininde içinde olduğu ve Türkiye'nin tamamına ait bir siyaset tarzıdır ancak terörsüz Türkiye'ye geçiş sürecinin tamamlanmasıyla geçiş sürecinde diyalog yürütülen muhataplar vesayetsiz demokratik siyaseti benimseyerek kademeli bir şekilde müzakere süreçlerinin olağan meşru aktörleri arasına katılır." Bahçeli'nin Öcalan'a 'umut hakkı'ndan, İmralı'da bir statü verilmesi talebine doğru geri çekilmesine giden süreci, yine bu bölgesel güç dengeleri ve dinamiklerinin seyriyle birlikte okumak gerekiyor.

13 Temmuz 2026 00:15

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.