×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Yarın 14 Mart, Sağlığınız Nasıl?

Son yayımlanan 2024 Sağlık İstatistikleri Yıllığı'na göre; Türkiye'de bir yılda 1 milyar 48 milyon kez hekime başvuru yapılmış. Kişi başı ortalama yıllık hekime başvuru 12,2 olmuş. Yeni yayımlanan Sağlık Bakanlığı 2025 Faaliyet Raporu olumlu veriler sunmuyor. Sağlık Bakanlığı'na 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu'nda ayrılan kaynak bir trilyon 20 milyar TL. Yıl içinde yapılan aktarmalar da dâhil edildiğinde toplam ödenek bir trilyon 138 milyar TL olmuş. Bu paranın 279 milyar 780 milyon TL'si koruyucu sağlık hizmetlerine giderken, sıkı durun, 834 milyar 722 milyon TL'si tedavi edici sağlık hizmetlerine gitmiş. Sağlık Bakanlığı'nın sağlık hizmetleri için ayırdığı paranın yüzde 33'ü koruyucu hizmetlere giderken yüzde 67'si tedavi edici hizmetlere gidiyor. Bir de Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) sağlık harcamaları var. SGK 2025 Faaliyet Raporu'na bakalım. Orada da SGK'nin neredeyse tamamı tedavi gideri olan 2025 sağlık harcamasının bir trilyon 353 milyar TL olduğunu görüyoruz. Bunun 926 milyar 250 milyon TL'si hastane ödemeleri (özeller de var), 411 milyar 640 milyon TL'si ilaç ödemeleridir. Hep tartışılan, kamu özel işbirliği (KÖİ) ile yapılmış 18 şehir hastanesi var ya, onlara 2025 yılında 111 milyar 100 milyon TL kira ve hizmet alım ödemesi yapılmış. Bu giderlerin içinde Türkiye genelindeki diğer 923 devlet hastanesi, 43 ağız diş sağlığı hastanesi ve 135 ağız diş sağlığı merkezinin bakım, onarım, tefrişat işleri var. 2025 yılında geçici kabulü yapılan ve halen yapımı devam eden, içinde genel bütçeden yapılan 13 şehir hastanesi, 76 devlet hastanesi, dört eğitim ve araştırma hastanesi, 49 ek bina dâhil olmak üzere 139 projenin yapım ve tefrişat harcamaları var. Aklınızda bulunsun, Ankara Tabip Odası ve TTB sizi yarın 10:30'da Anıtkabir'e, 13:00'da da Hacettepe'den Sıhhiye meydanına yapılacak yürüyüşe çağırıyor.

Bayazıt İlhan

Kaynak: Birgün

13 Mart 2026 05:00

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Bayazıt İlhan

Hastaların Değerlendirmesiyle Sağlık Hizmetleri

Dikkat çekici bir yanı da hastalardan aldığı geribildirimlerle hem birinci basamak sağlık hizmetlerindeki durumu ortaya koyması hem de politika geliştirmeye yarayan uluslararası nitelikte bir çalışma olması. Böylece birinci basamak sağlık hizmetlerinin performansını ve insan odaklılığını iyileştirebilmek için politika yapıcılar, sağlık hizmeti sunucuları ve hastalar arasında bir diyalog ortamı oluşturmak hedefleniyor. Geçtiğimiz yıl çalışmanın birinci tur sonuçları, geçen hafta da OECD tarafından "sağlık politikasını desteklemek için hasta bildirimli verilerin kullanılması" alt başlıklı politika belgesi yayımlandı. Araştırma kronik sağlık sorunları olan ve sayıları giderek artan bireylerin ihtiyaçlarını daha iyi karşılayabilmesi için sağlık sistemlerinin uyarlanmasına acil ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Çalışmada 19 ülkede 45 yaş ve üzeri 107 bin hastadan ve bin 800 birinci basamak sağlık hizmeti merkezinden veri toplanmış. Yaşı 45 ve üzerinde birinci basamak sağlık hizmeti kullanıcılarının yüzde 82'si en az bir, yüzde 52'si en az iki, yüzde %27'si ise üç veya daha fazla kronik hastalıkla yaşıyor. Çalışma her on hastadan dördünün kendi sağlığını yönetme konusunda kendine güvenmediğini, yine her on hastadan dördünün sağlık sistemine güvenmediğini gösteriyor. Kendilerine yeterli zaman ayrıldığını düşünen hastaların yüzde 64'ü sağlık sistemine güvenirken yeterli zaman ayrılmadığını düşünenlerin yüzde 34'ü güveniyor. İhtiyaç duyduğunda randevu alamama, geç veya yanlış tanı alma gibi olumsuz deneyimler güveni yüzde 70'lerden 30'lara düşürüyor. Doğru sağlık sistemi hekimlerin, sağlık emekçilerinin, yurttaşların ve yöneticilerin bir arada karar alabildikleri modellerle geliştirilebilir.

03 Temmuz 2026 13:49

Bayazıt İlhan

Atom Bombalarında Ölümcül Yarış

Saniyede 3 bin 768 dolar. Bir önceki yıla göre artış yüzde 19 (16,8 milyar dolar). Raporun başlığı "Taammüden: 2025 Küresel Nükleer Silah Harcamaları". ABD'nin 2025 yılı nükleer silah harcaması 69,2 milyar dolar. İkinci sırada yıllık 13,5 milyar dolar harcamayla Çin, üçüncü sırada 12,6 milyar dolarla Birleşik Krallık, dördüncü sırada 9,5 milyar dolarla Rusya geliyor. Raporun yazarlarından Susi Snyder açık biçimde dünyanın efendileri eliyle sürüklendiğimiz felaketi anlatıyor: "Hayat pahalılığının hızla arttığı, yiyecek ve yakıtın bu kadar çok insan için karşılanamaz olduğu bir dönemde, bu dokuz ülkenin sahte bir güvenlik vaadiyle milyarlarca dolar harcaması kabul edilemez. Nükleer silahlar felakete yol açmadan kullanılamaz. Nükleer caydırıcılık tümden yanlış bir mantığa dayanır ve hayatta kalmamız konusunda düşmanlarımıza güvenmemizi gerektirir." Yine raporun yazarlarından, ICAN politika direktörü Alicia Sanders-Zakre de bu dokuz ülkenin nükleer güçlerini önümüzdeki on yıllar boyunca korumayı ve modernize etmeyi planladıklarını, milyarlarca doların insanların iyiliği için değil ölüm araçlarına aktarıldığını anlatıyor. "Güvenliğimiz ve caydırıcı olmamız için daha çok atom bombası gerekir" propagandasıyla pompaladıkları nükleer silahlanma yarışından bir grup şirket iyi para kazanıyor. Bu şirketler ABD'de seçim kampanyalarına da katkı veriyor, böylece "çağdaş demokrasinin" yaşamasını sağlıyor. Birinci Honeywell (5,27 milyar dolar), ikinci Lockheed Martin (4,5 milyar dolar), üçüncü Fluor (3,84 milyar dolar). Aşağıdaki 19 şirketin ABD'de nükleer silahlarla ilgili işler için en az 375 milyar dolar değerinde devam eden sözleşmeleri bulunuyor: Amentum, BAE Systems, Bechtel, Boeing, BWX Technologies, Fluor, General Dynamics, Huntington Ingalls Industries, Honeywell International, L3 Harris, Leidos, Leonardo, Lockheed Martin, Northrop Grumman, Peraton, Rolls Royce, RTX (Raytheon), SPAInc ve Textron. Yalnızca ABD'nin 2025 yılında nükleer silahlara harcadığı para, BM'nin yıllık bütçesinin tamamının 19 katı.

03 Temmuz 2026 05:00

Bayazıt İlhan

Atom Bombalarında Ölümcül Yarış

Bir önceki yıla göre artış yüzde 19 (16,8 milyar dolar). Raporun başlığı "Taammüden: 2025 Küresel Nükleer Silah Harcamaları" ATOM BOMBALARINA DÖKÜLEN MİLYARLAR ABD atom bombasına yatırımda dünya şampiyonu, diğer sekiz ülkenin tamamından daha fazla kaynak ayırıyor. ABD'nin 2025 yılı nükleer silah harcaması 69,2 milyar dolar. İkinci sırada yıllık 13,5 milyar dolar harcamayla Çin, üçüncü sırada 12,6 milyar dolarla Birleşik Krallık, dördüncü sırada 9,5 milyar dolarla Rusya geliyor. Raporun yazarlarından Susi Snyder açık biçimde dünyanın efendileri eliyle sürüklendiğimiz felaketi anlatıyor: "Hayat pahalılığının hızla arttığı, yiyecek ve yakıtın bu kadar çok insan için karşılanamaz olduğu bir dönemde, bu dokuz ülkenin sahte bir güvenlik vaadiyle milyarlarca dolar harcaması kabul edilemez. Nükleer silahlar felakete yol açmadan kullanılamaz. Nükleer caydırıcılık tümden yanlış bir mantığa dayanır ve hayatta kalmamız konusunda düşmanlarımıza güvenmemizi gerektirir." Yine raporun yazarlarından, ICAN politika direktörü Alicia Sanders-Zakre de bu dokuz ülkenin nükleer güçlerini önümüzdeki on yıllar boyunca korumayı ve modernize etmeyi planladıklarını, milyarlarca doların insanların iyiliği için değil ölüm araçlarına aktarıldığını anlatıyor. "Güvenliğimiz ve caydırıcı olmamız için daha çok atom bombası gerekir" propagandasıyla pompaladıkları nükleer silahlanma yarışından bir grup şirket iyi para kazanıyor. Bu şirketler ABD'de seçim kampanyalarına da katkı veriyor, böylece "çağdaş demokrasinin" yaşamasını sağlıyor. Birinci Honeywell (5,27 milyar dolar), ikinci Lockheed Martin (4,5 milyar dolar), üçüncü Fluor (3,84 milyar dolar). ABD, nükleer silahlarla ilgili en fazla şirkete sahip ülke. Aşağıdaki 19 şirketin ABD'de nükleer silahlarla ilgili işler için en az 375 milyar dolar değerinde devam eden sözleşmeleri bulunuyor: Amentum, BAE Systems, Bechtel, Boeing, BWX Technologies, Fluor, General Dynamics, Huntington Ingalls Industries, Honeywell International, L3 Harris, Leidos, Leonardo, Lockheed Martin, Northrop Grumman, Peraton, Rolls Royce, RTX (Raytheon), SPAInc ve Textron. Yalnızca ABD'nin 2025 yılında nükleer silahlara harcadığı para, BM'nin yıllık bütçesinin tamamının 19 katı.

19 Haziran 2026 05:00

Bayazıt İlhan

Tıpta Uzmanlık Eğitimi Ve Tercihler

Türkiye'de sağlığın ve hekimlik mesleğinin geleceği açısından çok önemli olan bu sınavın, uzmanlık eğitimi yapılan yerlerin, eğitim kalitesinin ve tercihlerin dikkatle incelenmesi gerekiyor. Eylül 2021 TUS'unda 5 bin 655 olan asistan hekim kontenjanı Mart 2022'de bir anda 12 bin 233'e çıkmıştı. Bir süre 12 bin dolayında giden alımlar 2024'te bir azalma eğilimine girip Ağustos 2024'te 8 bin 114'e kadar düştü, sonrasındaki artışlarla 10 binin üzerine çıktı. Türkiye'de tıpta uzmanlık eğitiminde 42 ana dal 46 yan dal olmak üzere toplam 88 uzmanlık alanı mevcut. Tıpta Uzmanlık Kurulu'nun sitesine göre çeşitli eğitim kurumlarında 5 bin 576 tıpta uzmanlık programı var. Özellikle yeni kurulan tıp fakültelerinde ve köklü geçmişi olmayan Sağlık Bakanlığı (SB) Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde (EAH) uzmanlık eğitiminde ciddi sorunlar dikkat çekiyor. Öncelikle iç hastalıkları, genel cerrahi, kadın hastalıkları ve doğum ile çocuk sağlığı ve hastalıkları eğitim klinikleri kurulması gerekirken bunlar olmadan diğer branşlarda eğitim kliniği kurulduğu hatta ana dal olmadan yan dal eğitim klinikleri kurulduğu görülüyor. Örneğin Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi EAH, yoğun bakım yan dal uzmanlık eğitimi veriyor. Örnek olsun, İstanbul Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde göğüs hastalıkları eğitim kliniği olmadan göğüs cerrahisinin eğitim kliniği olması gerek uzmanlık eğitimi gerekse hasta takibi açısından tartışmalı bir durum yaratıyor. Ya da bakıyorsunuz Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde olduğu pek çok ana cerrahi branşın eğitim kliniği olmadığı hastanede anestezi ve reanimasyon uzmanlık eğitimi veriliyor. Uzmanlık programlarının ve kontenjanların çoğu oraya ait. Haseki EAH'de açılan 25 kontenjanın tamamı, Bakırköy Dr. Sadi Konuk EAH'de 25 kontenjanın 24'ü, İstanbul Kanuni Sultan Süleyman EAH'de 25 kontenjandan 23'ü, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nde ise 25 kontenjandan 17'si boş kalmış. Haseki EAH'de genel cerrahide altı kontenjanın tamamı, Bakırköy Dr. Sadi Konuk EAH'de acil tıpta sekiz kontenjanın tamamı, Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi EAH'de göğüs cerrahisi branşında 10 kontenjanın tamamı, Haseki EAH'de 35 aile hekimliği kontenjanının 34'ü boş kalmış.

05 Haziran 2026 05:00

Bayazıt İlhan

Dünya Sağlık İstatistikleri 2026

Belgenin alt başlığında "Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri için sağlığın izlenmesi" yazıyor. DSÖ de bu çerçevede 2030 yılında Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı ve Herkese Sağlık hedeflerini tarif etti. 1978 Alma Ata Bildirisi'ne giren "2000 Yılında Herkese Sağlık" metninde de benzer hedefler oraya konmuştu, olmadı. 2026 yılı Dünya Sağlık İstatistikleri Raporu'nun önsözünde DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus'un yazdıklarına baktığımızda 2030 hedeflerinin de çok uzağında olduğumuz, hatta son yıllarda daha da uzaklaştığımız anlaşılıyor. Tarihsel eğilimlere göre beklenen ölümlerin üzerindekileri tanımlayan bu veri COVID-19 pandemisi gibi krizlerin tam ölüm etkisini değerlendirmek için önemli bir ölçüt. DSÖ raporuna göre 2020-2023 yılları arasında küresel çapta tahmini 22,1 milyon fazladan ölüm gerçekleşti. Oysa aynı dönemde COVID-19 nedeniyle olduğu bildirilen ölüm sayısı yedi milyon idi. Fazladan ölümlerin en fazla olduğu yıl 2021. Fazladan ölümlerin COVID-19 nedeniyle rapor edilenlere oranının en yüksek olduğu yıl ise dokuz kat ile 2023 yılı. 2020 ve 2021 yıllarında toplam fazladan ölüm sayısı 201 bin 650 iken, COVID-19'a bağlı toplam ölüm sayısı 87 bin 334 olarak verilmişti. SAĞLIKTA KAZANIMLAR AŞINDI DSÖ raporu son 25 yılda dünyada sağlık verilerinde gerçekleşen iyileşmelerin COVID-19 pandemisi ile tersine döndüğünü, pandemiden sonraki dönemde de önceki seviyesine gelemediğini bildiriyor. Dünya genelinde her iki cinsiyet için 2023 yılı doğumda beklenen yaşam süresi 73 yıl, sağlıklı yaşam beklentisi 63 yıl. Sağlık alanındaki resmi kalkınma yardımları 2025 yılında 2023 yılına göre %30-40 daha az ölçülüyor.

22 Mayıs 2026 05:00

Bayazıt İlhan

Bakın Şu Hastanelerin Başına Gelenlere

17 Mart ve 24 Nisan 2026 tarihlerinde yayımlanan iki Cumhurbaşkanlığı kararı ile 43 ildeki 126 taşınmaz değişik yöntemlerle özelleştirilecek. İki Resmi Gazete yayını olarak karşımıza çıkan bu kararlar bizi 26 Ocak 2005 tarihli Radikal Gazetesi'nin şu haberine götürmeli: "Acıbadem Kozyatağı Hastanesi`nin açılışında konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan hastane sahibi Mehmet Ali Aydınlar`a seslenerek 'Şişli Etfal`i verelim, bir de yer gösterelim. Orada modern bir hastane yap. Etfal`i de ister hastane yap, ister alışveriş merkezi' dedi." Aradan 21 yıldan fazla zaman geçti. Özelleştirilecek 126 taşınmazın 66'sının bu 17 ilde olduğunu görüyoruz. Bursa'da tarihi Memleket Hastanesi Bursa Şehir Hastanesi nedeniyle kapatılmıştı, yedi yıldır boş yatıyordu, özelleştirme kararı çıkmış. Başlangıçta kapatılacaklar arasında sayılan, çabalarla açık tutulan Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi ve kapatılan Göğüs Hastalıkları Hastanesi de özelleştirme listesinde yer alıyor. Bir de Bursa Ağız ve Diş Hastanesi var. Eskişehir'de Şehir Hastanesi nedeniyle kapatılan 950 yataklı Devlet Hastanesi yıkılmıştı, şimdi arazinin özelleştirileceği görülüyor. Ankara'da Topraklık Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi ile son olarak adı Beştepe Devlet Hastanesi olan eski Fatih Üniversitesi Hastanesi özelleştiriliyor. Elazığ'da Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi ile Eğitim ve Araştırma Hastanesi Rızaiye Ek Hizmet Binası özelleştirme listesinde. Mersin'de şehir hastanesi açılırken kapatılan Devlet Hastanesi ile eski SSK hastanesi olan Tarsus Devlet Hastanesi özelleştiriliyor. Devlet hastanesi, Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Hastanesi, sağlık koleji, spor salonu ve doğum evinin de bulunduğu 52,5 dönümlük arazi özelleştiriliyor. "Acınası köksüzlüğümüz" başlığıyla yazmıştım, gelişmiş ülkeler bin 400 yıllık hastaneleri korurken bizim aklımız satıp savmaya çalışıyor.

08 Mayıs 2026 05:00

Bayazıt İlhan

40. Yılında Çernobil Ve Nükleer Meselesi

Yaşanan en büyük nükleer felaket olan Çernobil Nükleer Güç Santrali kazasının üzerinden tam 40 yıl geçti. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2006 ve 2016'da felaketin 20. ve 30. 2011 yılında Birleşmiş Milletler Atom Radyasyonunun Etkileri Bilimsel Komitesi (UNSCEAR) tarafından yayımlanan "Çernobil kazasından kaynaklanan radyasyonun sağlık üzerindeki etkileri" raporu en önemli kaynaklardan biri. Çernobil ve sonrasında 2011 yılında gerçekleşen Fukuşima nükleer santral felaketlerinin yarattığı psikososyal etkiye ve ruh sağlığı sorunlarına da vurgu yapılıyor. Bu çevreler nükleer ile enerji elde etmenin nasıl "yeşil", temiz ve zararsız, nükleer kazaların da seyrek olduğunu anlatıyor. Dubai'de 2023 COP28 toplantısında ABD'nin başını çektiği, Fransa, Japonya, Güney Kore'nin katıldığı nükleer enerji üretimini 2050 yılında üç katına çıkarmayı hedefleyen "Declaration to Triple Nuclear Energy" girişiminin imzacıları artıyor. Oysa bilimsel çalışmalar nükleer santrallerin kaza olmadan da sağlığa zararlı olduğunu göstermeye devam ediyor. Yakın zamanda yayımlanan 17 ülkeden 175 nükleer santralın etkilerini değerlendiren bir meta-analiz raporu çalışanlarda artan mezoteliyoma riskine ve biriken dozla doğrudan ilişkili olarak artan kalp damar hastalıklarına dikkat çekiyor. Genel olarak 2000 ile 2018 yılları arasında nükleer santrallara yakınlıkla ilişkili biçimde 65 yaş ve üzeri bireylerde kanser kaynaklı yılda ortalama 4266 ölüm gerçekleştiği hesaplanıyor. Nükleer santrallar çok tehlikeli. Ülkemizde inşaatı devam eden Akkuyu nükleer santralı yanında Sinop'ta ve Trakya'da Kırklareli İğneada-Kıyıköy hattında yapımı planlanan nükleer santrallar var. Bugün Sinop'ta, Sinop Belediyesi Yuvam Tesisleri'nde "Çernobil'in 40. Yılında Felaketi Unutmuyoruz Paneli" var. Toplanma saat 11.00'de eski otogar/Diyojen heykeli yanı.

24 Nisan 2026 05:00

Bayazıt İlhan

Ankara Tabip Odası Seçimleri

Birilerinin "artık doktor dövebiliyoruz" diye övündüğü, ülkenin en yetkililerinin "giderlerse gitsinler" dediği, yurt dışına gitmek durumunda kalanların Sağlık Bakanınca para işareti ile aşağılandığı bir ülkede hekimlerin huzur içinde mesleğini yapması mümkün mü? DÜNYA SAĞLIK GÜNÜ'NDE TÜRKİYE'NİN SAĞLIĞI Türkiye'de sağlığın güncel durumuna dair önemli bir yayın TTB ve alanın bilgisine sahip uzman kuruluşlarından oluşan TTB Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu tarafından yapıldı. 7 Nisan Dünya Sağlık Günü'nde yapılan açıklama tabloyu gözler önüne seriyor. OECD ülkeleri gayrisafi yurtiçi hasılanın ortalama yüzde 9,3'ünü sağlık hizmetlerine ayırırken, ülkemiz yüzde 4,7'sini ayırıyor. Türkiye'de yapılan sağlık harcamasının yüzde 30'u merkezi bütçeden karşılanırken, OECD ortalaması yüzde 36. Önlenebilir ölümlerin engellenmesinde olumsuz gelişme dikkat çekiyor. Aşılama hizmetlerinde yaşanan aksama ve aşı tereddüdü nedeniyle ülkemizde 2023 yılında 3 bin 571'i yerli vaka olmak üzere toplam 5 bin 88 kızamık olgusu bildirildi ve en az 4 çocuk boğmacadan hayatını kaybetti. Sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranı OECD ülkelerinde ortalama yüzde 64 iken, ülkemizde yüzde 41. OECD raporları, memnuniyet oranındaki en çarpıcı düşüşün ülkemizde yaşandığını gösteriyor. Hekimliği itibarsızlaştıran, sağlığı alınıp satılan bir nesne haline getiren, bizleri güvencesiz gelir ve çalışma koşullarına mahkûm eden, hekimleri kalabalık acillerde, aile sağlığı merkezlerinde, polikliniklerde nitelikli sağlık hizmeti veremez halde çalıştıran bu bozuk sağlık sistemini yaratan siyasal iktidar bir de Ankara Tabip Odası'nı ele geçirmek istiyor. Hastanelerimizi kapatıp bizleri birbirimizi dahi görüp tanıyamadığımız dev şehir hastanelerine mecbur edenler bir yandan da bürokratları, siyasetçileri aracılığıyla "Beyaz Önlük Dayanışması" diye liste yapıp tüm bunların sorumlusu değillermiş gibi hekimlerin meslek örgütünü de yönetmeye niyetleniyor. Erdal Atabek'ten, Nusret Fişek'ten, Füsun Sayek'ten bu yana, 60 yıldır yaşattığımız değerlere sahip çıkıyoruz. 12 Nisan Pazar günü yapılacak Ankara Tabip Odası seçimlerinde güzel günler hayallerimizi yıpratacak tartışmalardan uzak duracak, ayrışmayacak, tabip odalarını ve Türk Tabipleri Birliği'ni bu değerleri savunan hekimlerin tamamıyla birlikte yöneteceğiz.

10 Nisan 2026 05:00

Bayazıt İlhan

Hekim Profili Ve Mesleki Eğilimler

Hem 2002 hem de 2025 araştırmasında yer alan ODTÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Besim Can Zırh kaleme aldığı girişte şöyle yazıyor: "Aradan geçen 22 yılda Türkiye'nin, dünyanın geçirdiği dönüşüm zemininde Türkiye sağlık sistemi açısından oldukça önemli bir merkez olan Ankara'da, bu sistemin en önemli aktörü olan hekimlerle yeniden bir araştırma yapabilme fırsatı oldukça heyecan vericiydi." HEKİMLERİ ZORLAYAN KOŞULLAR Araştırma dokuz temel bölümden ve 100 sorudan oluşan kapsamlı bir anket çalışması. Hekimlerin yüzde 71'i sözlü, yüzde 64'ü psikolojik, yüzde 17'si fiziksel şiddete uğradığını bildiriyor. Çok çarpıcı, 2002 çalışmasında Türkiye'de böyle bir gündem olmadığı, ülkeyi yönetenler "varsın gitsinler" demediği için hekim göçü konu bile olmamış. Hekimlerin yüzde 64'ü kendi tercihiyle, yüzde 28'i de ailesinin yönlendirmesiyle mesleği seçtiğini bildiriyor. Her üç hekimden biri, "Bugün olsa üniversite eğitimi için tıp alanını seçmezdim" diyor. Fiziksel şiddete uğramadığını belirten hekimlerde bir daha bu mesleği seçmem diyenlerin oranı yüzde 28,5 iken fiziksel şiddet görenlerde bu oran yüzde 43,3'e çıkıyor. "Artık doktor dövebiliyoruz" diyenlerin ülkesi, hekimleri mesleğinden nasıl soğutuyor! SAĞLIK VE HEKİMLİK ORTAMI Hekimlerin sadece yüzde 28'i Türkiye'de nitelikli hekim yetiştirildiğini, yüzde 33'ü nitelikli uzmanlık eğitimi verildiğini düşünüyor. Hekimlerin yüzde 89'u mesleğe başlamasından bu yana sağlık alanını düzenleyen politikaların, yüzde 84'ü çalışma koşullarının, yüzde 83'ü hekim ücretlerinin, yüzde 86'sı toplumun hekimlere olan güveninin, yüzde 77'si tıp eğitiminin, yüzde 78'i klinik özerkliğin, yüzde 78'i hekimler arasındaki mesleki ilişkilerin, yüzde 62'si çalışma süresinin, yüzde 75'i mesleki gelişimine vakit ayırmakla ilgili olanakların, yüzde 59'u sağlık ekibinin diğer üyeleriyle ilişkilerin olumsuz yönde değiştiğini düşünüyor. Hekimlerin yüzde 92'si mevcut politikalar devam ettiği sürece beş yıl içinde sağlık sisteminin iyiye gitmeyeceğini, yüzde 91'i hekimlik mesleği ile ilgili olumlu gelişmeler olmayacağını, yüzde 91'i sayıları hızla artan tıp fakültelerinin nitelikli sağlık hizmeti verilmesine katkı vermediğini, yüzde 87'si şehir hastaneleri modelinin sağlık hizmetlerine erişim ve hizmet sunumu ile hekimlerin ve sağlık çalışanlarının çalışma koşulları açısından uygun bir sistem olmadığını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 80'i toplumun sağlık hizmetlerine gereğinden fazla başvurduğunu söylüyor. Hekimlerin sadece yüzde 40'ı kendisinin nitelikli sağlık hizmetine erişebildiğini söylüyor.

27 Mart 2026 05:00

Bayazıt İlhan

Betonlar Arasında Ankara Hastaneleri

KAPATILANLAR SADECE BİNA DEĞİL Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) ile yapılan şehir hastanelerinin hikâyesi 2005 yılına kadar gitse de Ankara'da yapılacak iki dev "entegre sağlık kampüsünün" müjdesi 2011 seçimlerine giderken Ankara'nın Çılgın Projeleri olarak verilmişti. Ancak Ankara'nın yeri ayrıdır. Bugün her biri 4050 yataklı birer dev kampüs olan Etlik ve Bilkent Şehir Hastaneleri için şu 13 hastanenin kapatılacağı duyurulmuştu: Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Zekai Tahir Burak Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Cebeci Doğumevi), Sami Ulus Eğitim ve Araştırma (Doğum ve Çocuk) Hastanesi, Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Etlik Zübeyde Hanım Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Etlik Doğumevi), Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi, Ulus (Rüzgarlı) Devlet Hastanesi, Ankara (Altındağ) Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Dışkapı Çocuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Bir de Etlik Şehir Hastanesi inşaat alanının yuttuğu Etlik İhtisas Hastanesi var, onunla beraber 14 hastane oluyor. Yönetmen Alper Şen "Zor Zamanlarda Toplumsal Mücadeleye Dair Film Yapmak Üzerine" değerlendirmelerde bulunuyor. Şöyle diyor yönetmen Şen: "Hep daha büyük, daha şatafatlı inşa edilmeye çalışılan Şehir Hastaneleri binalarının gölgesinde solmaya yüz tutan geçmiş, kolektif mücadelelerin ve hak arayışlarının bir arada olması, bu mücadele içindeki insanların birbirini anlaması, empati kurarak verilen her emeğin önemsendiği zamanların birbirine bağlanması ile direniyor ya da var oluyor. Bu belgeseldeki anlatılardan çağrışımla, sağlık çalışanları 1970'lerde, 80'lerde, 90'larda, 2000'lerde haklarını aramak için Numune Hastanesi'nin avlusunda toplanıyordu. Şimdi ise her yaştan sağlık çalışanları Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Doğum Binası önünde asistan hekimlerin hak mücadelesi için bir arada olabiliyor. Biraz da bu nedenle 50 sene önce Numune Hastanesi'ndeki hak arayışı nostaljiye dönüşmüyor, bugüne bağlandıkça direnmeye devam ediyor. Böylesi zamanlara dair film yapmanın bendeki en büyük kazanımı da her şeye rağmen hiyerarşi üretmeden bir arada olabilmenin hafızayı tedavi edici gücünü anlayabilmek oldu." Fazla uzatmayıp bir müjdeyle tamamlayayım. Betonlar Arasında Ankara Hastaneleri Belgeseli'nin ilk gösterimi yarın (28 Şubat Cumartesi) saat 15:00'da, Ankara'da Makina Mühendisleri Odası Eğitim ve Kültür Merkezi'nde.

27 Şubat 2026 05:00

Bayazıt İlhan

Yenidoğan Ölümleri Tbmm Raporu

Dünyada hekimlik ve sağlık hizmetleri tarihine geçecek büyük skandalı araştırmak üzere 20 Kasım 2024'te kurulan Meclis Araştırma Komisyonu raporu geçtiğimiz hafta yayımlandı. Raporun adı uzun, yine de yazayım: "Bazı Özel Sağlık Kuruluşlarında Yaşanan Bebek Ölümlerinin Tüm Yönleriyle Araştırılması, Özel Sağlık Kuruluşlarının Yenidoğan, Çocuk, Engelli ve Yaşlılarla İlgili Bakım Servislerindeki Uygulamalarının ve Mevzuatın İncelenerek Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu". İstanbul'da ileri düzey (seviye 3) yenidoğan yoğun bakım yatak sayısı bin 580, bunların bin 139 tanesi özel sektörde (yüzde 72). Türkiye genelinde ise bu oran yüzde 52,7. Yenidoğan yoğun bakım işi büyük oranda özel sektöre devredilmiş durumda. Rapordan alıntı: "2022 yılında OECD ülkelerinde 100.000 kişiye düşen yoğun bakım yatağı 3,8 iken ülkemizde 16,1'dir. Bir başka deyişle ülkemizde OECD ortalamasının yaklaşık 4,2 katı kadar yenidoğan yoğun bakım yatağı bulunmaktadır." Gelişmiş ülkelere fark atmışız. Nüfusa göre ABD'nin 2,3, Japonya'nın 3,15, Almanya'nın 7,7 katı yenidoğan yoğun bakım yatağımız var. Raporun tespit ve öneriler bölümünde kamusal hizmetlerin güçlendirilmesi ihtiyacına şöyle değinilmiş: "Özellikle kamu ve üniversite hastanelerinde yoğun bakım yatak sayılarının artırılması ve nitelikli personel istihdamı ile birlikte kamu hizmet gücünün etkinliği daha da artırılmalıdır." Rapor özellikle İstanbul, İzmir, Gaziantep ve Şanlıurfa'daki özel sektör ağırlığına dikkat çekiyor ve "bu gibi illerde" kamu ve üniversite hastanelerinin kapasitesinin artırılmasını öneriyor. "SGK ödeme sistemlerinin güncellenmesi" başlıklı bir bölüm var. Bölüm esas olarak Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) fiyatlarının yoğun bakım hizmetleri için "teknolojik gelişmeleri ve güncel maliyetleri karşılamaktan uzak" olduğunu söyleyip periyodik olarak güncellenmesini, sizin anlayacağınız, düzenli olarak artırılmasını öneriyor. Rapor haklı olarak buradaki sorunlara değiniyor: "Hekimlerin, sağlık hizmet sunucusuyla iş sözleşmesine dayanmaksızın ve bağımsız şirket yapıları aracılığıyla hizmet sunmaları iş güvencesi ve sosyal güvenlik haklarının zayıflaması, sağlık hizmetinin kurumsal bütünlüğünün zedelenmesi, tıbbi uygulamalarda denetim, kalite güvence sistemleri ve mesleki sorumluluk ilişkisinin muğlaklaşması gibi sorunlara neden olmaktadır".

13 Şubat 2026 05:00

Bayazıt İlhan

Türkiye Sağlık Raporu 2025

HASUDER'in yayımladığı dördüncü Türkiye Sağlık Raporu olan kitap 2020- 2025 döneminde yaşanan gelişmeleri halk sağlığı bakış açısıyla analiz ediyor. Kitapta 14 bölüm içinde yapılandırılmış 134 makalede 145 yazarın emeği var. Bölüm başlıkları: Sağlık Politikası ve Yönetimi, Sağlığın Sosyal Belirleyicileri, Bulaşıcı Hastalıklar, Çocuk ve Ergen Sağlığı, Kadın ve Üreme Sağlığı, Yaşlı Sağlığı, Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar, Toplum Ruh Sağlığı, İş Sağlığı, Çevre ve Sağlık, Afetler, Göç ve Göçmen Sağlığı, Engelsiz Toplum ve Sağlığı Geliştirme. Emek verenlerin aklına sağlık. 2020-2025 DÖNEMİ SAĞLIK POLİTİKALARININ ANALİZİ Kitap geniş bir çerçeve yazı özelliği de taşıyan bir makaleyle başlıyor. Resmi politika haline gelen doğurganlığı artırmaya yönelik çabaların uygun sağlık hizmetleri, bakım altyapısı ve sosyal destek mekanizmalarıyla desteklenmediği takdirde, özellikle kadınlar üzerinde artan bakım yükü ve sağlık riskleri yaratabileceği belirtiliyor. Dünya suç ve sağlık literatürüne giren "Yenidoğan çetesine" özel vurgu var. Türkiye sağlık sisteminin en önemli yapısal sorunlarından birinin, aile hekimliği sistemi ile halk sağlığı hizmetleri arasındaki entegrasyonun yetersizliği olduğu belirtiliyor. Sonuç değerlendirmesi çarpıcı: "Türkiye'de sağlık politikalarının son beş yıllık performansı; aşırı merkeziyetçilik, kötü yönetim, denetimsizlik/cezasızlık, koruyucu sağlık hizmetlerinin ikinci planda kalması ve toplum katılımının zayıflığı gibi çok katmanlı yapısal sorunlar içermektedir." Önerilen ise "çok sektörlü iş birliğini güçlendiren, liyakat temelli yönetimi esas alan, halk sağlığı perspektifini merkeze koyan ve toplumun aktif katılımını teşvik eden bir sağlık politikası yaklaşımının benimsenmesi".

30 Ocak 2026 05:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha