
Felsefeci ve siyaset bilimci Hannah Arendt, 1961 yılında The New Yorker dergisinin muhabiri olarak Kudüs'e gidip Nazi savaş suçlusu Otto Adolf Eichmann'ın duruşmasını izlemiş ve Türkiyeli okurlarıyla da, "Kötülüğün Sıradanlığı, Adolf Eichmann Kudüs'te" adıyla buluşan kitap, bu gözlemlerin sonucu oluşmuştu. Eichmann, Hitler'e sunduğu "Yahudi Sorununun Nihai Çözümü" önerisiyle Holokost'un (Yahudi Soykırımı) en büyük organizatörlerindendi. Çünkü diyordu, 'tehlike asıl olarak, insanların yaptıklarının sonuçlarını ahlaki açıdan değerlendirmeyi bıraktığında başlar.' İlk duruşması 2 Temmuz 2012 tarihinde Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki görülmeye başlanan İstanbul KCK Ana Davsı ile yine ilk duruşması 10 Eylül 2012'e Silivri'de görüşmeye başlanan KCK Basın Davası'nı izlemiştik. Bu yazı yazıldığında soruşturma aşaması devam eden, gözaltındaki Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik aracılığıyla ilettiği mesajında, "Bana oy verenlerin başını eğecek bir şey yapmadım, yapmam" ifadelerini kullandı. İBB Davası'nda tahliye edilen son dokuz isim arasında bulunan Muhtarlık İşleri Daire Başkanı Yavuz Saltık da, 4 Haziran günü yaptığı savunmasında "Biz kimsenin başını öne eğdirecek insanlar değiliz. Arınacak, temizlenecek bir suçumuz hiç olmadı" ifadelerini kullanmıştı. Gözaltıların ardından Adalar Belediyesi tarafından yapılan açıklamadaki şu vurgu da CHP davalarının gelmiş olduğu aşamadan duyulan rahatsızlığı doğal bir ifadesi: "Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan masumiyet karinesinin esas olduğunu kamuoyuna önemle hatırlatmak isteriz. Yargı makamlarının görev alanına ve bağımsızlığına saygı duymakla birlikte, sürecin adil, şeffaf ve hukukun evrensel ilkelerine uygun şekilde yürütülmesi en büyük beklentimizdir." Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu'nda 17 Haziran 2026'da 107'ye karşı 381 oyla kabul edilen ve Adalet Bakanı Akın Gürlek için yaptırım talebi de içeren 2025 Yılı Türkiye Raporu, İBB davaları bağlamında, iktidarın yargı eliyle siyaseti dizayn hedefine dikkat çekiyor.
Kaynak: Evrensel
22 Haziran 2026 00:15
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Menocchio Ölümsüzdür, Dik Duranlar Yalnız Değildir!
17 Haziran 2026 günü yitirdiğimiz İtalyan Tarihçi Carlo Ginzburg, makro tarih yazımının görmezden geldiği sıradan insanları tarih yazımının merkezine oturtmayı önceleyen mikro tarihçiliğin önemli temsilcilerindendi. Ginzburg, 'Peynir ve Kurtlar' adlı kitabının ön sözüne şöyle başlar: "Geçmişte tarihçiler yalnızca 'kralların büyük işleriyle' ilgilenmekle suçlanabilirlerdi, ama günümüzde bu artık doğru değil. Artık tarihçiler, gittikçe daha yoğun bir biçimde, seleflerinin es geçtikleri, bir kenara attıkları ya da yalnızca bilmezden geldikleri şeylere dönüyorlar. Brecht'in 'okumuş işçisi' daha o zamanlar bile 'Yedi kapılı Thebai'yi kim inşa etti?' diye soruyordu. Kaynaklar, bu isimsiz duvarcılar konusunda bize hiçbir bilgi vermiyor, ama soru bütün anlamını koruyor." Ginzburg, 16. yüzyılın sonlarında, İtalya'nın bir dağ köyünde yaşayan Değirmenci Menocchio'nun engizisyona meydan okumasının serüvenini anlatıyor kitabında. Kiliseyi ve onun koyduğu kanunları bir çıkar ilişkileri sitemi olarak sorgulayan Değirmenci Menocchio'nun söyledikleri dönemine göre bir "delilik"tir. 427 yıl sonra Türkiye'de komedyen Deniz Göktaş, diktatörlüğü sorgulayan şakası nedeniyle cumhurbaşkanına hakaretten ve ek olarak dini temalı şakası gerekçe gösterilerek 3 Temmuz 2026 günü tutuklandı. Aynı gün Ginzburg gibi, tarihte ve günümüzde 'isimsiz duvarcıların' izlerine, emeklerine, acılarına, trajedilerine odaklanan İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümünün 21 yıllık Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Bilmez'in görevine üniversite yönetimi tarafından son verildi. Bülent Bilmez, yaptığı açıklamada, üniversitedeki görevine bir yıllık kayyım yönetimi tarafından son verildiğini belirterek, "Bu kararın, yıllardır Kürtler, Aleviler, dil hakları ve azınlıklar üzerine yürüttüğüm çalışmalarla; özellikle bu yıl İletişim Yayınları tarafından yayımlanan Dersim Kırımı hakkındaki kitabım ve söyleşilerimle bağlantılı olduğunu düşünmem için güçlü nedenler bulunmaktadır. Bir akademisyenin araştırma alanı nedeniyle hedef alınması, akademik özgürlüğe açık bir müdahaledir" dedi. Berlin'de sürgündeki Rap Sanatçısı Ezhel'in, Deniz Göktaş'a destek için gerçekleştirilen önceki günkü eylemde, "Bugün çok sevgili arkadaşım Deniz Göktaş için buradayız." dedikten sonra, "Ben de 2018 yılında şarkılarım yüzünden bir ay Maltepe Cezaevinde tutuklu kaldım. Sonra Almanya'ya geldim ve şu anda da üç tane dava olduğu için hakkımda, yedi yıldır ülkeme dönemiyorum" diye devam etmesi, içinden geçtiğimiz döneme damgasını vuran rejimin bir özeti gibi.
06 Temmuz 2026 00:12

'Büyük Barışı Hep Birlikte Kuracağız'
Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla, bir grup PKK'linin 11 Temmuz 2025 günü, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ndeki Süleymaniye şehrinin 50 kilometre batısındaki Dukan ilçesine bağlı Casene Mağarası'nda düzenlediği sembolik silah imha töreninden bir yıl sonra, silah bırakanların geldikleri yere dönmek zorunda kalmayacakları yasa nihayet uç vermeye başladı. (…) NATO toplantısı sonrası Türkiye bir parantezi kapatma noktasında yasal zemini konuşuyor olacak. AK Parti tarafından hazırlanan taslağın kamuoyu ile paylaşılması ve yasallaşmasıyla birlikte ilk tahliye edilecek ismin Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının olması büyük beklenti olarak dillendiriliyor." Demirtaş'ın uzun bir aradan sonra, "Az kaldı" başlığıyla 24 Haziran 2026 günü yayımlanan yazısı da, şu ifadelerle son buluyor: "Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Bahçeli, Sayın Özel başta olmak üzere Yeni Yol Grubu dahil tüm siyasi liderlerin artık çok daha geniş, çok daha kapsayıcı, çok daha kazandırıcı bir iş birliği zeminini zorlaması herkesin yararına olacaktır. Ona da az kaldı." Yansıyan tüm bu bilgiler, sürecin 'negatif barış' adımları bağlamındaki, silah bırakan PKK'lilerin entegrasyonuna dair yasal çerçeveye ilişkin adımların dört ay içinde belirli bir ritmle devreye gireceğine işaret ediyor. Kuşkusuz AKP'nin seçim hesapları bu sürece monte edilecektir. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları içinde farklı rakamlarla ifade edilen çok sayıda askeri üs, kalekol ve yerleşkeye sahip olan TSK'nin, PKK'nin fesih kongresine rağmen, o bölgedeki varlığını sürdürme eğilimi içinde olduğu ve Ankara'nın, Suriye ve İran'daki Kürt örgütlü inisiyatifini takip ve sınırlama yönünde teyakkuz halinde olduğu biliniyor. Türkiye'deki süreç de bu dört parçayı 7/24 takip ve kontrol politikasının bir parçası olarak ele alınıyor. Türkiye'de siyasal iktidar eğer, 'çerçeve yasa' hazırlığı içinde olduğu süreci, 'pozitif barış' adımlarıyla destekleyecek genişlikte ve öz güvende hareket ediyor olsaydı, Irak, Suriye ve İran'daki Kürt örgütlü potansiyelinin gelişim dinamiklerini, kendi sınırları içindeki Kürt nüfusu kışkırtacak bir 'tehdit' gibi algılama eğilimi içinde olmasına gerek kalmazdı. Özetle, önümüzdeki dört ay içinde yeni bazı adımlar göreceğiz. Kapsamının ne olacağı, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın tahliyesini içeren adımların bunun içinde olup olmayacağı gibi gelişmeleri de yaşayıp göreceğiz. Kürt meselesi gibi bölgesel ölçekte güç ilişkileri ve birbirine bağlı fay hatlarını harekete geçirme potansiyeline sahip bir meselede, nicel adımları her gün konuşabiliriz. Ama nitel adımlar çok daha geniş bir zaman aralığında belirginlik kazanabiliyor. Ve son söz: "Büyük barışı hep birlikte kuracağız." Güle güle Kadir ağabey.
29 Haziran 2026 00:15


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Yargı Eliyle Siyasal Şiddet Ve 'Kötülüğün Sıradanlığı'
Felsefeci ve siyaset bilimci Hannah Arendt, 1961 yılında The New Yorker dergisinin muhabiri olarak Kudüs'e gidip Nazi savaş suçlusu Otto Adolf Eichmann'ın duruşmasını izlemiş ve Türkiyeli okurlarıyla da, "Kötülüğün Sıradanlığı, Adolf Eichmann Kudüs'te" adıyla buluşan kitap, bu gözlemlerin sonucu oluşmuştu. Eichmann, Hitler'e sunduğu "Yahudi Sorununun Nihai Çözümü" önerisiyle Holokost'un (Yahudi Soykırımı) en büyük organizatörlerindendi. Çünkü diyordu, 'tehlike asıl olarak, insanların yaptıklarının sonuçlarını ahlaki açıdan değerlendirmeyi bıraktığında başlar.' İlk duruşması 2 Temmuz 2012 tarihinde Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki görülmeye başlanan İstanbul KCK Ana Davsı ile yine ilk duruşması 10 Eylül 2012'e Silivri'de görüşmeye başlanan KCK Basın Davası'nı izlemiştik. Bu yazı yazıldığında soruşturma aşaması devam eden, gözaltındaki Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik aracılığıyla ilettiği mesajında, "Bana oy verenlerin başını eğecek bir şey yapmadım, yapmam" ifadelerini kullandı. İBB Davası'nda tahliye edilen son dokuz isim arasında bulunan Muhtarlık İşleri Daire Başkanı Yavuz Saltık da, 4 Haziran günü yaptığı savunmasında "Biz kimsenin başını öne eğdirecek insanlar değiliz. Arınacak, temizlenecek bir suçumuz hiç olmadı" ifadelerini kullanmıştı. Gözaltıların ardından Adalar Belediyesi tarafından yapılan açıklamadaki şu vurgu da CHP davalarının gelmiş olduğu aşamadan duyulan rahatsızlığı doğal bir ifadesi: "Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan masumiyet karinesinin esas olduğunu kamuoyuna önemle hatırlatmak isteriz. Yargı makamlarının görev alanına ve bağımsızlığına saygı duymakla birlikte, sürecin adil, şeffaf ve hukukun evrensel ilkelerine uygun şekilde yürütülmesi en büyük beklentimizdir." Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu'nda 17 Haziran 2026'da 107'ye karşı 381 oyla kabul edilen ve Adalet Bakanı Akın Gürlek için yaptırım talebi de içeren 2025 Yılı Türkiye Raporu, İBB davaları bağlamında, iktidarın yargı eliyle siyaseti dizayn hedefine dikkat çekiyor.
22 Haziran 2026 00:15

Ap Raporu, Gürlek Ve 15-16 Haziran Günleri
Gazeteci Cansu Çamlıbel'in Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubundan Slovenyalı Parlamenter Vladimir Prebilic ile yaptığı ve T24'te 12 Haziran günü yayımlanan söyleşisindeki şu vurgular, siyasetin gündeminde bazı tartışmaları tetikledi: "Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunda 17 Haziran'da oylanacak Türkiye raporunun taslak metninde Adalet Bakanı Akın Gürlek'in "yaptırım listesi"ne konulması önerisi var. Raporun hazırlanmasında kilit rol oynayan Slovenyalı Parlamenter Vladimir Prebilic, kabul edilse bile tavsiye niteliğinde olan, doğrudan sonuç doğurmayan rapor konusunda Ankara'nın da bilgilendirildiğini, "Bu ismi çıkartmanız için yapabileceğimiz bir şey var mı" yanıtı verildiğini söyledi." Yanıt vermekte gecikmeyen Gürlek, raporu kaleme alan AP'nin İspanyol temsilcilerinden Nacho Sanchez Amor'a göndermede bulunarak, "Belediyecilik döneminden seçim kampanya süreçlerine kadar farklı başlıklarda tartışma konusu olmuş bir Avrupa Parlamentosu üyesinin, kendi siyasi kariyerine ilişkin kamuoyuna yansıyan şeffaflık, etik ve hesap verebilirlik tartışmalarına bakması da yerinde olacaktır" dedi. Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunun, Türkiye'de siyasal iktidara ilişkin insan hakları ihlallerine vurgu yapılan 2014 Türkiye ilerleme raporunun oylamasını, Erdoğan'ı zorda bırakmamak için 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasına ertelediği unutulmuş değil. Cansu Çamlıbel, tam da bu nedenle Prebilic'e şu soruyu soruyor: "Türkiye'deki muhalif toplum kesimlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın otoriterleşmesinde Avrupa Birliği'nin umursamazlığının, pragmatizminin, demokrasi konusunda bilinçli biçimde kafayı öteki tarafa çevirip görmezliğe gelmesinin çok büyük etkisi olduğu izlenimi var. Bu algının farkında mısınız? Avrupa Birliği gelinen noktada bu konuda bir öz eleştiri verebiliyor mu?" Aldığı yanıt şöyle: "Evet haklısınız, Avrupa Birliği belli bir noktaya kadar bu oyunu Erdoğan'la siyasi oportünizm nedeniyle oynadı. Çünkü Türkiye'ye ihtiyaç vardı. Bir mülteci akını vardı, Suriye'de istikrarsızlık vardı, IŞİD ile mücadele vardı. Avrupa Birliği açısından Erdoğan ve Türkiye Ortadoğu'da bir çeşit "istikrar" unsuru olarak görüldü. "Demokrasinin bazı unsurları zedeleniyor olsa da istikrar önemli" diye bakıldı. Bana kalırsa kesinlikle yanlış bir yaklaşımdı." Bu yanıt, Avrupa'nın, demokrasiye dair iddia ve ideallerini, batıdaki burjuva devrimler tarihi boyunca, işçi sınıfının verdiği mücadelelerin bir sonucu olarak var ettiğini, sosyalizmin varlığıyla belirlenen iki kutuplu dünyanın son bulması ve işçi sınıfının örgütlülük düzeyindeki zayıflamaya paralel olarak bu özelliklerinde ciddi gerilemeler yaşandığını, son çeyrek asırda da 'güvenlik devleti' politikalarının özgürlükleri geriye ittiği gerçeğini değiştirmiyor. Yıl dönümünü kutladığımız 15-16 Haziran 1970 tarihlerinde İstanbul, İzmit ve Gebze'yi kapsayan bölgede 113 iş yerinde 100 bine yakın işçi, iş bırakıp direnişe geçerek kendisini tarihe yazdırmıştı.
15 Haziran 2026 00:15

Fezleke Kuşatması, Süreç Ve Restorasyon
Bir grup araştırmacı ve sendika uzmanının 2014 yılı sonunda bir araya gelerek oluşturduğu Emek Çalışmaları Topluluğunun ilk çalışması olan "2015 işçi sınıfı eylemleri raporu", Bursa Oyak Renault Fabrikasında başlayan, önce TOFAŞ ve yan sanayiye, daha sonra birçok kente yayılan eylemlere dair önemli veriler sunmuştu. Arkadaşımız Uğur Zengin'in, 'Metal Fırtına' yılı 2015'e bakış: Savaş, işçilerin eylemini baskılıyor' başlığını taşıyan ve Evrensel'de 21 Mart 2016 günü yayımlanan haberinden bir bölüm şöyle: "Rapora göre, 2015 yılı ocak ayında Birleşik Metal-İş'in greviyle beraber başlayan, Bursa'da Metal işçilerinin başlattığı eylemlerle devam eden eylem dalgası savaş ikliminin devreye girmesiyle, Suruç, Ankara ve Diyarbakır Katliamlarının yaşanmasıyla sönümlenmeye başladı ve eylem sayısı neredeyse yarı yarıya indi." Bu eylemler bastırılıp, 'Metal Fırtına'ya öncülük eden işçiler, fabrikalardan tasfiye edilmiş olsa da, son on yılda, irili ufaklı devam eden ve bazıları Cumhurbaşkanı kararıyla yasaklanmış olmasına rağmen geri adım atmayarak başarıya ulaşan grevlere tanıklık ettik. 2013 Gezi direnişi, AKP'nin Meclis çoğunluğunu yitirdiği 7 Haziran 2015 seçimleri, Türkiye'de 21. yüzyılın ilk çeyreğinin en güçlü işçi eylemleri dalgasını ifade eden 2015'Metal Fırtına', 20 Temmuz 2015'te, Kobanê'ye insani yardım sağlamak amacıyla Suruç'a gelmiş olan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonundan (SGDF) gençlere yönelik olarak IŞİD tarafından gerçekleştirilen ve saldırgan dahil 34 kişinin öldüğü katliam, 10 Ekim 2015 Ankara Garı'nda barış talebiyle bir araya gelenlere yönelik yine IŞİD tarafından gerçekleştirilen, 103 kişinin yaşamını yitirdiği, cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı, AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılından sonra ilk kez ikinci parti durumuna düştüğü 31 Mart 2024 yerel seçimleri, iktidarın, bu seçimler sonucunda sandıkta kaybettiğini yargı sopasıyla almak için 19 Mart 2025'te başlattığı operasyon ve 21 Mayıs 2026'da 'mutlak butlan' kararıyla CHP yönetimine kayyım atanması… Rıza üretme yeteneği büyük ölçüde aşınan Saray rejiminin, iktidarını sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu kontrollü seçim ortamını sağlamak üzere, CHP'ye kayyım atamasını takiben, seçilmiş CHP yönetiminin fezlekelerle kuşatma altına alınması, iktidar ortağı Bahçeli'nin Türkgün gazetesine verdiği 4 Haziran 2026 tarihli röportajda, Özel yönetimini sokağı terk etmeye çağırması, Gazete Oksijen'in Koç Holdingin 100. yılı dolayısıyla hazırladığı özel sayıda geniş bir söyleşisine yer verdiği Rahmi Koç'un "Artık gücün kadar konuş dönemi açıldı" vurgusu yapması bir puzzle'ın parçaları gibi birbirini tamamlıyor.
08 Haziran 2026 00:20


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Gezi'den Bugüne Bitmeyen Hesaplaşma
AKP'nin 2002'den sonra Meclis çoğunluğunu kaybettiği, HDP'nin, aldığı yüzde 13.1 oy ile bu sonuçta etkili olduğu 7 Haziran 2015 seçimleri, Gezi'de ortaya çıkan kitlesel değişim arzusunun rüzgarını da yansıtıyordu. 'Gezi'nin finansörlüğü' ile suçlanan ve kasım 2017'den bu yana iç hukukun -ve Anayasa'nın 90. maddesi ile iç hukukun bir parçası olan uluslararası insan hakları hukukunun- sağladığı bütün hukuki güvenceler hiçe sayılarak cezaevinde tutulan Osman Kavala, savunmasını yaparken de söylemişti: "Bir masa, bir hoparlör, bir sandalye, poğaça ve eczaneden alınmış maskeleri götürerek Gezi'nin finansmanını sağladığım iddiası akla uygun değildir." 25 Nisan 2022'de, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 'Gezi davasında' dosyada kabul edilebilir hiçbir delil bulunmamasına rağmen, Osman Kavala'nın 2013 Gezi Parkı protestolarını 'organize ve finanse ettiği' ve bu yolla 'Hükümeti devirmeye teşebbüs ettiği', Can Atalay, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ekmekçi'nin de ona 'yardım ettikleri' iddiasına dayanarak Kavala'yı ağırlaştırılmış müebbet, diğer hak savunucularını 18 yıl hapis cezasına mahkum etti. 31 Mart 2014 yerel seçimlerinde yaşadığı kayıptan tedirgin olan iktidar, CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun 18 Mart 2025 günü diplomasını iptal ettirip bir gün sonra da gözaltına alınması için düğmeye basınca, İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin barikatları yıkarak Saraçhane'ye akmasının ardından oluşan güçlü karşı koyuş, Türkiye'nin en büyük kentine kayyım atanmasını engellemeyi başarmıştı. Gezi'de başlayan, 2015 seçimleriyle devam eden ve 2024 yerel seçimlerinde pik yapan kitlesel değişim isteği, 19 Mart'ta kayyım girişiminin karşısında barikat olmuştu. Kılıçdaroğlu'nun aynı konuşmadaki şu sözleri de iktidara CHP'ye yönelik yeni operasyonlar için pas atmak anlamına geliyor: "Bu milletin kurtuluşu, adaleti ve aydınlık geleceği için başlattığım o kutsal yürüyüşe arkamızdan sinsice sızan, ruhunu satmış FETÖ terör örgütü ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum." ABD'den AB'ye kadar uzanan hatta, kendi çıkarlarıyla uyumlu olduğu sürece, Erdoğan tipi dikta rejimleriyle yol yürümekte sıkıntı duymayan bir siyasal iklimin egemen hale gelmesinin, 'mutlak butlan' için trafiği müsait hale getirdiği yadsınamaz.
01 Haziran 2026 00:15

19 Mart Ve 21 Mayıs'ın Aynasında Sermaye, Halk Ve Siyaset
AKP'nin, iktidara geldiği 2002'den sonra, tek başına iktidar için gerekli 276 sandalyeye ulaşamadığı ilk seçim olan 7 Haziran 2015 genel seçimleri, yakın tarihimiz açısından görece normal seçimlerin sonuncusunu ifade eder. HDP'nin yüzde 13.1 oy oranı ile yüzde 10 barajını geçtiği bu seçimlerde AKP, yüzde 40.9 oy oranı ile 258 sandalye elde etmişti. Dokuz yıl sonra gerçekleştirilen 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimlerde Erdoğan'ın partisinin, ikinci parti durumuna düşmesi ise, CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının hukuksuz biçimde iptalinden bir gün sonra, 19 Mart 2025 günü gözaltına alınması ve ardından tutuklanması yeni bir dönemin kapısını açtı. Bugün İmamoğlu ile birlikte ilçe belediye başkanları, belediye bürokratları ve emekçilerinin yargılandığı 414 sanıklı İBB davası, Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü ve Beşiktaş Belediyesi davası olarak da bilinen dava ve İmamoğlu, Necati Özkan ve kayyım atanan TELE 1'nin tutuklu Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ'ın, Hüseyin Gün'ün ifadelerine dayanarak yargılandıkları 'casusluk davası' ve baskı yoluyla AKP'ye geçen belediye başkanları, Bayrampaşa belediye başkanı gibi, bu baskıyı kabul etmediği için tutuklananlar ve dalga dalga devam eden yeni operasyonlar… Bu noktada, gazetemiz yazarlarından Kansu Yıldırım'ın, Evrensel'de önceki gün "Türkiye kapitalizmi ve "mutlak butlan" başlığıyla yayımlanan yazısındaki şu önemli vurgusunu hatırlatalım: "Türkiye kapitalizmi yapısal bir dönüşüm sürecinden geçiyor.
25 Mayıs 2026 00:12

Hakkâri-silivri Hattı
Sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı, 'hendekler dönemi' diye de ifade edilen, eylül 2014'te Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının hazırlayıp Genelkurmaya sunulan ve MGK tarafından karar altını alınan 'çöktürme planı'nın yürürlükte olduğu dönemin uygulamalarına sahada tanıklık eden gazetecilerden DİHA Muhabiri Nedim Türfent, 12 Mayıs 2016'da, bulunduğu aracın Van girişinde durdurulması sonrası gözaltına alındı. Türfent, 13 Mayıs'ta Yüksekova Savcılığındaki ifade işlemlerinin ardından, "Örgüte üye olmak" iddiasıyla tutuklama talebiyle sevk edildiği mahkemece tutuklandı. Kapatılan Dicle Haber Ajansı Muhabiri Nedim Türfent'in "örgüt üyeliği" (TCK 314/2), ve "örgüt propagandası" (TMK 7/2) suçlamalarıyla yargılandığı davanın ilk duruşması, 13 aylık tutukluluğunun ardından Hakkâri 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 14 Haziran 2017 günü görüldü. Duruşmada savunmasını ses ve görüntü bilişim sistemi (SEGBİS) ile katılarak yapan Türfent, gözaltına alınmasına giden süreci anlatırken, "JİTEM isimli Twitter hesabından fotoğrafım yayımlanarak ölümle tehdit edildim." dedi. Duruşma anında sosyal medya hesaplarımızdan paylaştığımız gibi bir tanık, "İfadelerimi işkence altında verdim" derken, bir diğeri, "Ben Nedim Türfent'in sadece gazetede ismini gördüm. Dosyada yer alan ifadem işkence ile imzalatıldı" dedi. Nedim Türfent, gizli tanıkların, kendisi aleyhine yalan ifadeye zorlandıklarını duruşmada ifade etmelerine rağmen, 12 Mayıs 2016-29 Kasım 2022 tarihleri arasında, 6 yıl 7 ay tutuklu kaldı.
18 Mayıs 2026 00:11

'Imitasyon Casusluk' Davaları: Birilerine Terfi, Birilerine Tutsaklık
Suriye'ye sızarak üst düzey çevrelere kadar yükselen Mossad Ajanı Eli Cohen hakkında Gideon Raff'in yönetmenliğini yaptığı 6 bölümlük Netflix dizisi The Spy, 1987 yapımı televizyon filmi The Impossible Spy, 3 bölümlük İsrail yapımı belgesel serisi Agent 566 (Orijinal adı: Eli Cohen: Lochem 566) ilk akla gelenlerden. AKP dönemi Türkiye'sinde ise "casusluk" suçlamasıyla gerçekleşen davalar, herkesin kurmaca olduğunu az çok kestirdiği davalar olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin İnsan hakları savunucularının 5 Temmuz 2017'de İstanbul Büyükada'daki bir otelde "dijital veri güvenliği" konulu bir toplantı düzenlemeleri sırasında polis tarafından gerçekleşen baskın, iktidara yakın Star gazetesi tarafından 11 Temmuz 2017 günü "Büyükada'da İngiliz Parmağı" başlığıyla manşete taşınmıştı. Bugün ilk duruşması Silivri'de görülecek olan, Hüseyin Gün'ün ifadelerinden hareketle TELE 1'e kayyım atanmasının önünü açan, kanalın Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Kampanya Direktörü Necati Özkan hakkında tutuklama kararı verildiği 162 sayfalık "casusluk" iddianamesinin altındaki üç savcıdan biri olarak imzasını gördüğümüz Can Tuncay, bu performans grafiğinin ardından terfi ederek, 20 Şubat 2026 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile adalet bakan yardımcısı görevine atandı. 162 sayfalık "casusluk" iddianamesinde Hüseyin Gün'ün Merdan Yanardağ, Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan için bir "casusluk" suçlamasında bulunmadığını hatırlatalım. Tarihten ödünç alınan "casusluk" kavramı, içinden geçtiğimiz dönemde AKP iktidarının siyasi amaçlarına paralel bir kurguyla "imitasyon casusluk", "çakma casusluk" örnekleri olarak piyasaya sürülüyor.
11 Mayıs 2026 00:24


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Merdan Yanardağ, İlk Duruşması Öncesi Evrensel'in Sorularını Yanıtladı: 'Karşı İddianame İle Darbecileri Yargılayacağız'
Gazeteci-Yazar Merdan Yanardağ, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen "siyasal casusluk" soruşturması kapsamında 24 Ekim 2025 tarihinde gözaltına alındı ve hakkında, itirafçı Hüseyin Gün'ün ifadelerine dayandırılan suçlamalarla, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve onun Kampanya Direktörü Necati Özkan ile birlikte, 27 Ekim'de tutuklama kararı verildi. Merdan Yanardağ'ın gözaltı sürecinde genel yayın yönetmeni olduğu TELE 1'e kayyım atanırken, kendisi daha duruşma yüzü görmeden TMSF, TELE 1'i bir daire fiyatına satışa çıkardı. Gazetecilik yaşamı boyunca gördüğü türlü baskıya rağmen duruşundan ödün vermeyen Merdan Yanardağ, yedi aydır tutuklu bulunduğu Silivri Hapishanesinden sorularımızı yanıtladı. Bu Silivri'ye ikinci gelişim, AKP iktidarı döneminde ise üçüncü tutuklanışım. Üçü de gazetecilik faaliyetlerimden ötürü ve siyasal gerekçelerle yapılan tutuklamalar. 12 Eylül dönemi ayrı elbette. Silivri, ülkemizde totaliter bir rejim kurmaya çalışan siyasal İslamcı iktidarın simge mekanlarından biri. Tarihsel ve siyasal ömrü tükenen iktidar, yeni bir rıza üretme kapasitesini de kaybedince devletin şiddet aygıtlarını, yani adliye ve polisi harekete geçirince -ki elinde başka araç kalmadı- Silivri AKP Türkiye'sinin Bastille'ine dönüştü. Tarih ve toplumsal iyi bizden yana. Haklı olmanın gücü, direnmenin de en büyük güdüleyicisi oluyor. Dediğim gibi, yolum ikinci kez Silivri'den geçiyor. "Silivri ve Direniş Yazıları" olacak. Tümü TRT kanalları olan bu radyolar arasında "Radyo 3" hâlâ çok iyi müzik kanalı. Belli başlı TV kanallarının tümü var, ama hâlâ eski alışkanlık, daha doğrusu karar nedeniyle olsa gerek TELE 1 yok. Ayrıca haftada 10 dakika telefon hakkımız var. Bu konu, yani telefon hakkı tam komedi; adli tutuklulara haftada 60 dakika ve birden çok telefon ile görüşme hakkı varken, üstelik görüntülü konuşulabilirken bu hak bize verilmiyor. Yani bir kadın katili, tecavüzcü ya da uyuşturucu baronu 60 dakika -ki her gün 10'ar dakikadan haftanın altı günü de olabiliyor- görüşebilirken, bir gazeteci ya da bir belediye başkanı, siyasi nedenlerle tutuklanan bir kişi 10 dakika telefon hakkına sahip. Herkese 60 dakika olmalı. Birgün gazetesinde 27 Nisan 2026 günü yayımlanan yazınızda, "Yakın dönem medya tarihinin en önemli olayı hiç kuşkusuz TELE 1'e el konulmasıdır." diye başlıyor, 11 Mayıs'ta Silivri'de görülecek ilk duruşmanda ortaya bir tür karşı iddianame koyarak bu suçu teşhir edeceğinizi ifade ediyor ve "Biz kumpası yargılayacağız" diyorsunuz. Sorunuzda da işaret ettiğiniz gibi, yakın dönem medya tarihinin en önemli olayı gerçekten de TELE 1'e el konulmasıdır. Çünkü TELE 1'e kayyım atanması ve ardından haraç mezat satılmak istenmesi 19 Mart darbe sürecinin en önemli etaplarından biridir. Nedeni açıktır; TELE 1 bağımsız, yurtsever ve sosyalist gazeteciler tarafından kurulan, halktan ve emek güçlerinden yana yayıncılık yapan, gerçeğe sadakatini koruyan bir medya kuruluşu olarak beklenmedik bir başarı göstermişti. TELE 1, gazetecilik ilkeleri ve etik değerlere bağlı, halkçı, demokratik bir finansman modeline sahip, ama profesyonelce çalışan ve yönetilen bir televizyon kanalı olarak geniş toplum kesimlerine ulaşmıştı. Haber kanalları içinde TELE 1, ilk dört televizyon içindeydi. Halkın, izleyicilerinin ve dostlarının desteğiyle mali baskı ve kuşatmaları aşan TELE 1, kendi gelirlerini yarattı. Sonunda, ellerine geçen bir fırsatı, beşinci sınıf kumpasa çevirerek "casusluk" iftirası ile operasyon yaptılar. Çünkü, TELE 1'in bulunduğu bir medya ortamında 19 Mart darbe sürecini istedikleri gibi yürütemeyeceklerdi. TELE 1'in 2019 ve 2024 seçimlerine müdahale ederek E. İmamoğlu'nun seçilmesini sağladığını ve bunu da "casusluk" gereği yaptığımızı ileri sürecek kadar akıl ve mantık çizgisinin dışına düşmüş durumdalar. Emperyalizm ile kirli bir iş birliği yapanların yurtseverleri "casus" diye suçlama ikiyüzlülüğünü ortaya koyacağız. TELE 1'e el konulmasındaki hukuksuzlukları ortaya koyacağız. Birgün'deki 30 Mart 2026 tarihli yazınızda, "Ülke hızla İslamo-faşist bir diktatörlüğe sürükleniyor" diyorsunuz. Siyasal ve tarihsel ömrünü dolduran iktidar gitmek istemiyor. Çünkü, bu girişimin asıl amacı iktidarın siyasal ömrünü uzatmaktır. Kürt sorununun, onurlu, adil ve demokratik bir çözümünü sağlamak için, devleti yöneten muhatabın da demokratik bir karaktere sahip olması gerekir. Kürt hareketi, demokratik muhalefet blokundan kopmamalı ve iktidarı değiştirme mücadelesine destek vermelidir. Bu davayı sürdürmeleri zor. TELE 1'in bir daire fiyatına yandaşlara satılmasına ve yağmalanmasına karşı koymak önemlidir.
10 Mayıs 2026 00:10

Karayılan Ve Erdoğan'ın Açıklamalarından Ne Anlamalıyız?
Karayılan'ın 'Süreç iktidar tarafından fiilen donduruldu' vurgusu yapması, 'biten' değil tıkanma yaşayan bir duruma işaret ediyor. Öncelikle bu söyleşiyi, Karayılan'ın 2026 boyunca yaptığı bir dizi açıklamanın devamı olarak değerlendirmek gerekiyor. Karayılan'ın "Süreç dondu" vurgusunu, iktidar tarafından "Fiilen donduruldu" biçiminde ifade etmesi, her şeyden önce tıkanıklığın aşılmasına yönelik çağrıdır. Karayılan'ın sürecin devamı için fiili değil, yasal hukuki adımlar gerektiğine vurgu yapması ve Öcalan'ın rolüne işaret etmesi de bir gerekçeye dayanıyor. Karayılan'ın şu ifadeleri bu bağlamı yansıtıyor: "AKP Genel Başkanı bu konuda zemin açsa veya bazı çabalar sergilese Türkiye toplumunun bunu doğru algılaması pekala mümkündür. Bunun için önemli olan zeminin açılması ve imkanın sunulmasıdır. 50 yıllık savaş sürecinin sona erdirilmesi az bir şey değildir. Bunu yapan kişinin rolünün görülmesi ve hakkının verilmesi çok geniş kesimler tarafından olumlu karşılanacağı gibi, buna zemin sunanın da toplumun vicdanında olumlu bir yerinin olacağı aşikardır." Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 29 Nisan'da partisinin TBMM'deki grup toplantısında yaptığı şu açıklama ise, sürecin donduğuna ilişkin son dönemde yapılan yorum ve açıklamalara toplu yanıt olarak okunabilir: "Süreçle ilgili son günlerde belli çevreler tarafından köpürtülmek istenen kuru gürültüye kulak asmadığımızı vurguluyorum. Sürece dair karamsar senaryolar yazanlar, açık söylüyorum gerçeklerle değil tamamen vehimleriyle hareket etmektedir. 23 Nisan resepsiyonunda da ifade ettiğim gibi olumlu bir atmosfer vardır, yapılması gerekenler bellidir. Süreç olması gerektiği şekilde ilerlemektedir." Erdoğan'ın, atılması planlanan somut bir adıma vurgu içermeyen bu açıklamaları, iktidarın kendisine siyasi maliyet yaratmadan, sürecin gündemde olma haline yatırım yaptığını ve seçimlere dönük olarak DEM Parti'den beklentileri ve muhalefeti bölme stratejisine bağlı olarak kısmi adımlar atabileceğine yorulabilir.
04 Mayıs 2026 00:10

Sürecin Enfekte Olma Hali
1 Mayıs'a gidilirken arkadaşımız Sevim Saylam'a konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları; 'süreç' tartışmaları bağlamında da değerlendirmelerde bulundu: "Basında sıkça sorulan "Süreç tıkandı mı?" sorusuna gelecek olursak; sürekli bir erteleme hali var. Süreçte aşırı bir yavaşlık, hatta bir durağanlık söz konusu. Biz bunun aşılması için çabalıyoruz fakat iktidar tarafında yeterli ivme yok. İktidar İran'daki gelişmeleri ve oradaki savaş ihtimalinin nasıl neticeleneceğini bekliyor. Daha önce Rojava'yı beklediler, şimdi İran'ı bekliyorlar." Hatimoğulları, Evrensel'de dün yayımlanan söyleşisinde bu vurguları yaparken, Prof. Dr. Mesut Yeğen, Pekspektif'te önceki gün yayımlanan "Süreç ve Kürt Siyaseti" başlıklı yazısında, İran'daki gelişmeleri, bir bekleme gerekçesi olarak öne çıkaranlara yanıt gibi okunabilecek şu vurguları yapıyor: "Fısıldananlar doğruysa ve İran savaşı bir atalet faktörüyse ciddi bir sorunumuz var demek. Şundan: İran savaşının, İran etrafındaki fırtınanın yakın zamanda dinip dinmeyeceği belirsiz, muhtemelen dinmeyecek, dinse bile yine muhtemelen yeniden başlamak üzere dinecek. Kaldı ki İran'la ilgili tek mesele belirsizlik değil. Süreç perspektifinden bakıldığında İran'la Suriye'yi aynı çerçevede değerlendirmek pek isabetli değil. Değil, çünkü İran'da Kürtlerin ne yapacağının ya da Kürtlere ne olacağının belirlenmesinde PKK'nin (PJAK) bir etkisi olacaksa bile Suriye'dekine (SDG) kıyasla çok zayıf olacak. Dolayısıyla, merkezinde PKK'nin silahsızlanmasının olduğu süreci İran Kürtlerinin ne yapacağına bağlı olarak kalibre etmek, sürdürmek ya da yavaşlatmak pek makul görünmüyor." Medyascope'da Ruşen Çakır'ın imzasıyla yayımlanan şubat ayı başında İmralı'da yapılan görüşmenin notlarında Abdullah Öcalan da, o tarihte henüz başlamamış olan İran savaşına dair şu değerlendirmeyi yapmış: "Süreç beni Rojava'da doğruladı. Şimdi de bu süreç boşa çıkarılırsa İran, Irak krizi sonucu 500 bin Kürt silah altına alınır. İran var, Irak var. Kürt güçlerinin hali bellidir. Bunu Türkiye'ye yönlendirirler ve onu yıkarlar. Bu tehdit değil, uyarıyorum. Olası bir gelişmeden haberdar ediyorum. Sizin idealimiz dediğiniz çözüme imza atmak istiyorum." İktidar cephesinde İran'daki gelişmelerin bir bekleme gerekçesi yapılmasında Öcalan'ın bu vurgularının etkisi olmuş mudur bilemiyoruz ama Mesut Yeğen'in yorumu gerçekçi bir fotoğrafa işaret ediyor. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'a, TBMM'deki 23 Nisan Özel Oturumu'nda, "Sayın Cumhurbaşkanı, barış ona vurulacak mührü bekliyor; Süleyman sizsiniz, mühür sizdedir" dedirten bu psikolojik eşik olmalıdır. Erdoğan, aynı günün akşamı Mecliste düzenlenen 23 Nisan resepsiyonunda bir gazetecinin, "Size bugün Süleyman'ın mührü çağrısı yapıldı. Süreç konusunda ilerleme düşünüyor musunuz?" sorusuna, "Durmak yok, aynen devam" şeklinde yanıt verdi.
27 Nisan 2026 00:10