×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Yankı

Sesin çarparak geri dönmesidir diyor sözlük, sessizlikle yüzleşmektir oysa yankı! Her yara, bir sessizlik yankısıdır. Müzik ruhun gıdasıysa dans da bedenin ilacı. Evrende her şeyin bir ritmi var, her şey dans ediyor aslında! Dans, emeğinizin karşılığında size bir şey vermez, ne elle tutulur bir resim, yazı, şiir ne de kitap, fotoğraf! Sadece varlığınızı duyurduğunuz, uçup giden birkaç dakika! Seçilmiş bir ruhun yolculuğunu anlatıyor Yankı! Bu yolculuk, sadece bir sesin geri dönüşünü değil, bedenin hafızasında saklı kadim izlerin, ritimlerin ve tekrarların sahnedeki yansımasını ele alıyor. Her izleyende farklı bir duygu uyandırıyor. Genel sanat yönetmenliğini Sabahattin Özbakır'ın üstlendiği, koreografisini Ozan Fakıoğlu ile Melisa Pelit Demirci'nin yaptığı Yankı'da çok sevgili Eylül Ortaç ile birlikte 18 şahane genç kız rol alıyor. Geçmişin izleri, geleceğin yankısıdır. Ruhun şarkı söylerse, hayat seni dansa kaldırır! …………………………*…………………………….. Şu bir gerçek ki zamanla değişen sadece iklimler, örf-adetler, ilişkiler ya da hobiler değil! Bu yüzden insan da düşünüyor, çok şey söylemek geliyor içinden, ne yazık ki susuyor, susmak zorunda kalıyor!

Cansen Erdoğan (avukat – Yazar)

Kaynak: Milliyet

11 Nisan 2026 07:21

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Cansen Erdoğan (avukat – Yazar)

Mucize

Siz de böyle hissediyor musunuz bilmem ama sanki yaz gelmemiş de gelmesini bekliyormuşuz gibi hâlâ! Hoş baharı kumrular gibi bekliyorlardı da ne bileyim, yaz moduna giremedim ben galiba! Sanki bir mucize olacak, yüreğim ferahlayacak ve yaz tam da gelmesi gerektiği gibi, şanına yakışır şekilde sahneye çıkacak. 'Hani bir mucize olsa da şu arasa, şu kadar para gelse…' ile başlayan cümleler, hemen herkesin dilinde. 'Boş hayaller kurma' diyerek sizi hayallerinizden alıkoyanlara bakmayın siz, inanmakla başlar mucize! Bir gaz ve toz bulutuyla başlayan mucize, büyük bir patlamayla devam eder. Aslında mucize dediğimiz, serbestçe ortalarda dolaşan ama görülmek istendiği anda ortadan yok olandır bence. Bundan sebep mucize ile umutsuzluk aynı soydan gelme kardeşler. Çok sevdiğim bir hikayedir, eski bir Kızılderili efsanesine göre, bir gün ormanda büyük bir yangın çıkmış. Ancak kuş, ters yönde uçuyormuş, tam da ateşe doğru! Yüzünü güneşe dönmüş, aydınlığı arayan çiçektir günebakan! Ayçiçeği Teorisi diye bir şey varmış, duydunuz mu bilmem! Tüm metaforlar duysun sesimizi; Güneş kara bulutlarla kapandığında, yüzünü karanlığa değil birbirine dönen günebakan çiçekleriyiz biz! SÖYLEYENE BAK, ADAM MI DİYE Yaz deyince birçok şey geliyor akla ama benim için yaz, en çok 'durmak' galiba! Yaz da bunun için biçilmiş kaftandır aslında! Bu ara durmak kadar susmak da iyi geliyor bana! Vazgeçilmez olduklarını sananlar olacak oysa bilmeyecekler ki vazgeçilmez değillerdi onlar, sen vazgeçmemiştin sadece. "Biriyle tartışmaya başlamadan önce, kendine şunu sor; Karşındaki kişi, farklı bir bakış açısını anlamak için entelektüel olarak yeterince olgun mu? Çünkü eğer değilse tartışmanın hiçbir anlamı yoktur." Gerçekten de her tartışma senin enerjini hak etmez. Karşındaki kişi, seni anlamak için değil, sadece tepki vermek için dinler. Haftanın Zirvesi; Tabi ki dünyanın heyecanla takip ettiği 'NATO Zirvesi' oldu! Ülkemizin 22 yıl aradan sonra tekrar ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi, yalnızca ittifak üyesi ülkelerde değil, dünya basınında da geniş yer buldu. Haftanın Kaybı; Türk Tiyatrosunun mihenk taşlarından birini daha aramızdan aldı! Kendine özgü üslubu ve canlandırdığı karakterlerle hafızalarda yer edinen usta oyuncu Zihni Göktay, 81 yaşında hayatını kaybetti! Türk tiyatrosuna 28 yıl oynadığı "Lüküs Hayat" ile damgasını vuran Zihni Göktay, beyefendiliği, zerafeti, ince esprileri ile kendini çok sevdirmişti. 2020 yılında kraliyet görevlerini bırakarak eşiyle birlikte Amerika'ya yerleşen Prens Harry, bir hafta sürecek etkinliklere katılmak için ülkesi İngiltere'ye gitti! Buckingham Sarayı, Prens Harry'ye Londra'dayken kraliyet konutlarından birinde kalması için davette bulunmuş, Prens Harry'nin de bu teklifi kabul etmişti. İngiliz vatandaşları ile finanse edilen Kraliyet ve Kamu Figürlerinin Korunması Yürütme Komitesi tarafından Harry ve ailesine güvenlik sağlanmayacağının yani Prens Harry İngiltere'deyken devlet korumasına alınmayacağının açıklanmasının ardından ateş püsküren Prens Harry, ailesini suçladı! Kusura bakma da Harry'cim, sen bunları fazlasıyla hak ettin! Evet evet diş fırçasını yuttu hem de 13 cm'lik bir diş fırçasını! İstanbul'da gerçekleşen olayda, diş fırçasıyla kendini kusturarak zayıflamaya çalışan 21 yaşındaki S.B., fenalaştı. Haftanın Besini; 'Yanık Denizli Yoğurdu'! Günün erken saatlerinde koyunların sağılmasıyla başlayan süreç, sağılan sütlerin bir kısmının süzülerek, tabanının tutması yani yanık olması için odun ateşinde kızdırılan kazana dökülmesiyle devam ediyor. Kalan süt de kazana ekleniyor ve kaynayan süt, yaklaşık 10 dakika boyunca kepçeyle yukarıdan tekrar kazana dökülerek havalandırılıyor. Daha sonra kalaylı kazanlara alınan süt yaklaşık 4 saat soğumaya bırakılıyor. Süreç bununla da bitmiyor, sıcaklık 45 dereceye düştüğünde, bir önceki günden ayrılan yoğurt mayasıyla mayalanıyor. Yaklaşık 4 saat süren mayalanmanın ardından yoğurt bez keselere aktarılıyor ve 2 gün boyunca asılarak suyunun süzülmesi bekleniyor.

10 Temmuz 2026 11:44

Cansen Erdoğan (avukat – Yazar)

Hadsizler

Sürekli bir hareket halinde insanlar! Haddini bilmek iki türlü; hem alt haddini hem üst haddini bileceksin. Hoş mevzunun kaynağı çok derinlerde, Orta Asya'dan gelen dedelerimizde! Ancak İngiltere'deki bütün kuyumcular, böyle nadir bir inciyi delerken kırılmasından korkarak bu işe yanaşmamışlar. Ne yazık ki usta da diğer meslektaşlarının söylediğinin aynısını söyleyince heyet 'Kraliçe bizi mahvedecek' diye söylenmeye, sızlanmaya başlamış. Elinde bir matkapla 13-14 yaşlarında bir çocuk çıkmış. Usta bir heyete bakmış, bir de Veli'ye ve cevap vermiş; - 'Efendim, o haddini bilmez!' Had dediğin şey sınırdır, huduttur. İslam'ın şartı beş, altıncısı olsa haddini bilmek olurdu. Arttırıyorum ve yedincisi de 'haddini bilmeyene haddini bildirmek' diyorum. Bence had dediğimiz şey edep, çoğu kişi de edep bilmiyor! Bir şey bilecekse kişi, önce haddini bilmeli! Uzun süren bir kışın ardından direkt yaz geliyor. Kır düğünü, havuz başı, deniz kenarı düğünü hayal ediliyor. Ondan sebep, Telli Baba Türbesi popülaritesini hiç kaybetmiyor. Aşk, evlilik isteyenlerin, kısmet arayanların mabedi, "Telli Baba Türbesi"! Telli Baba'nın gerçek adının Abdullah olduğu söyleniyor. Ama çocuklar birbirlerine aşık olduklarından evlenmek isteyince her iki aile de karşı çıkmış. Şimdiki Telli Baba türbesinin bulunduğu yere gelip yerleşerek herkesten uzak yaşamaya başlamış. Zamanla sevgilisine olan aşkı, derin bir Allah aşkına dönüşmüş ve günlerini ibadet ederek geçirmeye başlamış. Sevgilisinden geriye kalan bir tutam gelin telini başındaki takkesine taktığı için de, halk ona Telli Baba adını takmış. Boğazın dört koruyucusu ver derler; Üsküdar'da Aziz Mahmud Hüdayi, Beykoz'da Yuşa, Beşiktaş'ta Yahya Efendi! Terelelli halimize, bari sen derman ol Telli Baba! İsteyenin bir yüzü kara metaforu ve Allah Allah nidalarıyla gidilen kız evinde, ilk mücadele gelin adayının yaptığı kahve! Zaman geçtikçe olay başka yerlere gelmiş, kahvenin hep tuzlu yapılması teamül haline gelmiş. Damat, tuzlu kahveyi o kötü tadına rağmen içerse 'seni seviyorum- seni istiyorum' demekmiş. Damat, tuzlu kahveyi hiç bozuntuya vermeden içerse iyi huylu, sabırlı olduğuna, söylenip gerilirse, kahvenin tuzlu olduğunu belli ederse huysuz, geçimsiz addedilirmiş. E zaten artık klasikleşti, kahvenin tuzlu geleceğini tahmin de ediyor, daha germeye ne gerek var değil mi! O iğrenç kahveyi kuzu kuzu içen damat, balkona çıkıp çaktırmadan içtiği sigarayı fırsat bulsa gelin adayının avucunda söndürmez mi! Tuzlu kahveye acı intikam! Ezcümle, kahveye tuz yerine aşk koyun! Venezuela, 39 saniye arayla 7,2 ve 7,5 büyüklüğünde iki depremle sarsıldı! Depremin ne kadar acı olduğunu hayli deneyimlemiş bir ülke olarak yüzü hiç gülmeyen Venezuela'ya geçmiş olsun ve başın sağolsun diyorum! Bir süre önce rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan ve yoğun bakımda entübe edilen Kadir İnanır, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak 77 yaşında vefat etti! Haftanın Patlaması; Ya bu hafta ne kadar tatsız olay oldu! Niğde'nin Bor ilçesindeki bir havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamada birçok kişi yaralandı. Haftanın Vedası; Buruk bir veda oldu! A Milli Futbol Takımımız, 2026 Dünya Kupası D Grubu son hafta maçında, Amerika'yı 3-2 yendi! Ama ne yazık ki işe yaramadı!

27 Haziran 2026 12:30

Cansen Erdoğan (avukat – Yazar)

Adınız Marka

Son zamanların en yoğun sosyal gündemi hiç kuşkusuz dünya müzik sahnesinin en büyük isimlerinden Kanye West ve Travis Scott'un İstanbul konserleriydi. Yaşamak bir görev ise tadına vararak, layıkıyla yaşamak meziyettir. Marka olmak, kendinden marka yaratmaktır. Sadece ünlü bir yıldız, popüler bir politikacı ya da büyük bir sanatçı olmaya gerek yoktur marka olabilmek için. "Dünya'yı değiştirebileceğini düşünecek kadar çılgın olan insanlar ancak Dünya'yı değiştirebilecek işler yapabilir." Önce inanmak gerekir yani, biraz deli, az biraz tuhaf. Yaşamak, başlı başına çılgın bir macera; Bir gün ölmek için her gün yaşıyoruz. Yanına gidip, "Ben harika bir sevgiliyim" derseniz bu; "Doğrudan pazarlamadır" Yine partide çok güzel bir kız gördünüz. Kapısını açıp da çantası düştüğünde hemen yakalar, kendisine vererek, "Ha bu arada, ben harika bir sevgiliyimdir" derseniz bu, "Halkla ilişkilerdir" Ama partide şahane bir kız gördünüz. Diyeceğim o ki, "Hayırlı olsun" ile "Hayırlısı olsun" arasındaki fark büyük! "Hayırlı olsun" ları kabul eden taraf olun. "Ya olduğunuz gibi görünün ya da göründüğünüz gibi olun!" "Ya olduğunuz gibi görünün ya da göründüğünüz gibi olun!" ………………………….*…………………………………….. Bununla bitirmemin bir sebebi var elbet! Hayatın insanı en büyük kandırması, insanı sadece gördüklerine inandırması! Görünenle gerçek aynı şey değil çoğu kez. "Bugün hayat veren su, yarın sizi boğabilir. Girmekten korktuğunuz kovuk, tek sığınağınız olabilir. Sevdikleriniz, bir günde üstünüzü çizebilir, bir günde bağrına basabilir. En yakın sandığınız, sizi her an üzebilir. Ve bir gün, önceden varlığını hiç bilmediğiniz biri çıkagelip sizi, sizden bile çok sevebilir!" Çünkü, Hiçbir şey, göründüğü gibi değildir! Geçtiğimiz haftanın en önemli olaylarından biri de hiç kuşkusuz Fenerbahçe başkanlık seçimiydi. 8 yıldır şampiyonluk ipini göğüsleyemeyen Fenerbahçe için bu seçim büyük önem arz ediyordu. Fenerbahçe'nin efsane başkanlarından Aziz Yıldırım ile Ali Koç yönetiminden tanıdığımız Hakan Safi arasında geçen seçim, büyük farkla Yıldırım lehine sonuçlandı ve Aziz Yıldırım, yıllar sonra yeniden Fenerbahçe başkanı oldu. Beni en çok etkileyen kısımdan; azimden- hırstan- 73 yaşında dahi çabalamaktan vazgeçmeyen bir profilden gireceğim. Richard Bach'ın Martı adlı kitabı, tam 18 yayınevi tarafından reddedilerek 'senden yazar olmaz' rekoru kırmış. Okulunu bırakıp İzmir'den İstanbul'a gelen pop müziğin kraliçesi Sezen Aksu, birçok ünlü sanatçı gibi Unkapanı'nda şirket şirket dolaşmış. Uzun uğraşlardan ve reddedilmelerden sonra çıkardığı Haydi Şansım adlı 45'liği de sadece elli adet satmış, alanlar da sadece yakın çevresiymiş. Yine Ferhan Şensoy'un 'senden tiyatrocu olmaz' dediği Yılmaz Erdoğan, tiyatrocu olmakla kalmayıp kendi tiyatrosunu dahi kuracak noktaya yükselirken, Walt Disney, aç biilaç, farelerin cirit attığı bir garajda 'Miki Fare' kahramanını çizip üne kavuşmadan önce beş iş başvurusundan ret cevabı almış. …………………………*…………………….. Haftanın Yeniliği; Aslında yılın yeniliği hem de sınavda! Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenecek Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınavda, 924 bin 191 öğrenciye ilk kez beslenme paketi dağıtılacak! Haftanın Soruşturması; Şişli Fulya'daki evinin önünde silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybeden Mezdeke grubu üyesi Aynur Kanbur cinayetiyle ilgili yeniden başlatılan soruşturmada, sıcak gelişmeler yaşandı! Olay günü kapıyı "Kargocuyum" diyerek açtırdığını ve Kanbur'u dansözlük yaptığı gerekçesiyle öldürdüğünü itiraf eden Bülent G. Tutuklandı! Haftanın Yasağı; Amerika'da getirildi! Eti, kanlı kanlı, az pişmiş yemeyi sevenler dikkat! Zaten kanlı kanlı et mi yenir ya, vahşet bence! Haftanın Tazminatı; Beni hayli şaşırttı! Dünyaca ünlü şarkıcı Dua Lipa, Callum Turner ile İtalya'nın Sicilya Adası'ndaki 3 gün 3 gece süren gösterişli bir düğün ile dünyaevine girdi. 1,7 milyon dolara Mâl olan düğün için güvenlik sebebiyle yaşanan teyakkuz durumu, Palermo bölgesi sakinlerini son derece huzursuz etmiş ve gergin anlar yaşanmıştı. Dua Lipa'nın, güvenlik ve gizlilik önlemlerinden rahatsız olan çevre sakinlerine 6.000 dolar ödeme yaptığı öğrenildi!

12 Haziran 2026 13:47

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Cansen Erdoğan (avukat – Yazar)

Kedidir O! Kediiiii

Kediler, burun izleri tıpkı insanların parmak izleri gibi eşsiz olan, %95,6 oranında kaplanlarla aynı genetiği paylaşan ve 200 derecelik görüş açısına sahip son derece gelişmiş avcılardır. Bugün hayatımızdaki yeri neredeyse ekmek-su kadar önemli elektriğin bir kedi marifetiyle ortaya çıkışı, kedilere bakış açımı hayli etkiledi ama şimdiki mevzuyla gözümdeki yerleri, arşa yükseldi. Virüsün başrolünde de fareler var. Dünyanın birçok yerinde özellikle büyük şehirlerde kemirgen popülasyonlarının kontrolden çıkması, son zamanlarda global bir sağlık problemi olarak karşımıza çıkıyor. Yanı kısaca, kediler giderse farelerin geleceği! Bizim cenahta ise kediler hep vardı. Yüzyıllardır kedilerle yaşamayı bilen bir toplumuz biz ve bunun ne kadar önemli olduğunun pek de farkında değiliz! Neyse ki onca şeye rağmen kediler hala terk etmiyor bizim mahalleleri! 1947 yılında İstanbul'da doğdu! Evet, bugün ülkedeki hastanelerin, sağlık ocaklarının, dispanserlerin neredeyse tüm sağlık merkezlerinin duvarlarda asılı duran o fotoğraf, 'sus' işareti yapan hemşire fotoğrafı! Yani hemşire denince akla kadınlar geliyor. Kanunlar da bu fikirdeymiş demek ki 6283 sayılı Hemşirelik Kanunu'nun 3. Maddesi; "Türkiye'de hemşirelik sanatını bu kanun hükümleri dahilinde hemşire unvanını kazanmış Türk kadınlarından başka hiçbir kimse yapamaz" diyordu. Yani 1954 tarihli orijinal kanuna göre hemşirelik mesleğini sadece kadınlar icra edebiliyordu. Mahkeme, eşitlik ilkesine aykırı bulduğu bu hükmü Anayasa Mahkemesine taşıdı ve böylece erkeklere de hemşire olma yolu açıldı. Yani bir gün hastanelerde "şşşt" diye sus işareti yapan, sakallı bıyıklı hemşire fotoğrafı görebiliriz, anlaşıldı! Modern çağa geçiş, 3 olayla başladı malum. Kadınlar, ilk kez Endüstri Devrimi ile birlikte ekonomik gelir karşılığı bir başkası için çalışmaya başladı. Hemşire deyince ilk akla gelen isim olan Florence Nightingale de 1852-1856 yıllarında Kırım Savaşı'nda, modern hemşireliği başlatmış. Bu yüzden de Nightingale'in doğum günü olan 12 Mayıs, tüm dünyada Hemşireler günü olarak kutlanıyor. Hayatın başlangıcına ve sonuna ilk ve son tanık olmak gerçekten de büyük bir nimettir. Doyamadık gezmeye medeniyetin henüz şehrin ara sokaklarına girmediği, yerel el sanatları yapan ustaların köşe başlarını tuttuğu tarihi Mardin Çarşısını! Yüzyıllardır hoyrat Fırat'ın yanında, tüm nezaketiyle sessiz sakin akan Dicle Nehri'nin bir efsanesi varmış meğer; Allah, o zamanın peygamberlerinden Danyal Peygamber'e bir asa vererek Hazar gölünün güneyindeki bir mağaranın içindeki kayalıklardan doğan Dicle Nehri'nin yönünü, elindeki asayla toprağa dokunarak çizmek suretiyle belirlemesini emretmiş. Haftanın Kararı; "Mutlak Butlan" oldu! Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin, 4-5 Kasım 2023'te yapılan CHP 38. Olağan Kurultayı hakkında 'mutlak butlan' gerekçesiyle iptal kararı vermesiyle Kemal Kılıçdaroğlu yeniden CHP Genel başkanlığı görevine getirildi! Hukukçuların bildiği bu terimi, artık tüm ülkenin öğrendi! Haftanın Kazananı; "Çorum FK" oldu! Trendyol 1. Lig play-off final maçında Esenler Erokspor'u 2-0 mağlup eden Çorum FK, Süper Lig'e yükseldi! Erzurumspor Futbol Kulübü ve Amed Sportif Faaliyetler'in ardından Süper Lig'e çıkan üçüncü takım olan Çorum FK, tarihinde ilk kez Süper Lig'de mücadele edecek! Anadolu takımlarının 1.lige çıkması beni hem mutlu ediyor hem de umutlandırıyor! Massachusetts Institute of Technology (MIT)'de görev yapan dünyaca ünlü bilim insanı Prof. Dr. Canan Dağdeviren, meme kanserinin erken teşhisi için geliştirdiği "elektronik sütyen" teknolojisinde neredeyse son noktaya gelindiğini müjdeledi! Dağdeviren, yılda 12 milyon kadının hayatına dokunacak "elektronik sütyen" projesinde FDA onayı için yürütülen insan denemelerinde ilk 100 hastanın tamamlandığını, teknolojiyi laboratuvardan pazara taşımak için eylül ayında şirketleşme adımlarına başlayacağını açıkladı! Haftanın Ödülü; Senenin bu zamanlardaki en büyük etkinliği olan Cannes Film Festivali'nde verildi! 79. Cannes Film Festivali'nde 'Altın Palmiye Ödülü'nü 'Fjord' filmiyle Romanyalı yönetmen, senarist ve yapımcı Cristian Mungiu kazandı! Romanyalı yönetmen, senarist ve yapımcı Mungiu, daha önce 2007 yılında '4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün' filmiyle de aynı ödülü kazanmıştı!

26 Mayıs 2026 07:48

Cansen Erdoğan (avukat – Yazar)

Alice Sendromu

Bu hislerle gittim Atina'ya! 1 Mayıs resmî tatildi, belki de iyi gelebilirdi bana, bu kısacık mola! Atina'yı yazmıştım daha önce! Bu sefer Atina'nın içindeki küçük bir sokaktan bahsetmek istiyorum. Yaklaştıkça yan yana üç binanın onlarca renk ve resimle süslendiğini fark ettim. Ben oradayken tema, 'Alice Harikalar Diyarında' idi! Çok enteresan çünkü ' Alice Harikalar Diyarında Sendromu' diye bir sendrom varmış tıpta! 1955 senesinde John Todd isimli bir psikiyatrist tarafından keşfedilen bu sendromda kişi, beden ve nesne algısını kaybediyormuş. Literatüre de, 'Alice gibi kaybolmak' şeklinde girmiş. Lewis Carroll'un ölümsüz eseri Alice Harikalar Diyarında'da tasvir edilen bu durum, metaforik anlamda hayata, değişime ve kendi iç dünyamıza dair derin bir yolculuk aslında! Onun o absürt dünyasında, "Neredeyim?" sorusuna verecek cevabınız yoksa, Alice'in Cheshire Kedisi'nin dediği gibi; Her yerdesinizdir! İnsan bazen kendini, hiç tanımadığı şehirlerin sokaklarında bulmak için kaybetmeli! 1.sınıf bir seviye, ihtişam! Herkesin hayal ettiği bir yaşam! Bir hayal diyorsunuz belki içinizden, olmayacak bir ihtimal! Adanmış bir hayat, adanmış bir beden! Ona en iyisini vermek, kolay, güzel bir hayatı olsun istiyorum. Mesele de rahatlık değil, tam tersidir. Ama ben orada beklerim. Annelik zor zanaat, insan da olsa kartal da! Mutluluğun ne olduğunu, mutsuzluğun ne olduğunu bilince anlıyor insan! Beklemeyince, ummayınca, vazgeçince hafifliyor hayat! Edirne'de baharın en renkli ve en eğlenceli kutlaması olarak kabul edilen, Roman kültürünün de simgesi sayılan 'Kakava Şenlikleri', müzik, dans ve asırlık ritüellerle kenti panayıra çevirdi. Baharın gelişi, doğanın uyanışı ve bereketin simgesi olarak kabul edilen Kakava, Romanlar'ın Hıdrellez'i olarak kabul ediliyor! Haftanın Davası; Amerika Birleşik Devletleri'nin New Mexico eyaletinde görülüyor! New Mexico Başsavcısı tarafından 'Meta Platforms'a açılan davada, Facebook, Instagram ve WhatsApp platformlarının, gençleri bilinçli şekilde bağımlı kılacak biçimde tasarlandığı ve çocukları cinsel sömürüden yeterince korumadığı iddia ediliyor! Mart ayında toplanan jüri, Meta'nın genç Facebook ve Instagram'ın güvenliği konusunda yanıltıcı beyanlarda bulunduğu gerekçesiyle şirketi 375 milyon dolar tazminat ödemeye mahkûm etti. Karar olumlu olursa Meta'yı ciddi tedbirler ve cezalar bekliyor! Valla bence dava da doğru karar da! Haftanın Galası; Moda dünyasının en önemli etkinliklerinden biri sayılan Met Gala! Metropolitan Sanat Müzesi'nde düzenlenen gecede ünlü isimler, 'Costume Art' (Kostüm Sanatı) teması ve 'Fashion is Art' (Moda Sanattır) 'dress code'u doğrultusunda adeta şov yaptılar! Ziyadesiyle yerinde bir karar bence, ne kadar geç o kadar iyi diyorum, bu kararın hızla hayata geçmesini tüm kalbimle diliyorum!

06 Mayıs 2026 14:28

Cansen Erdoğan (avukat – Yazar)

Gırgır(n)iye

Senaryosunu Müjdat Gezen'in yazdığı, Kartal Tibet'in yönettiği, Yeşilçam'ın en şenlikli, en renkli film serilerinden biri olan Gırgıriye, ilk kez 1981 yılında çekildi. Filmin hem senaristi hem de başrol oyuncularından biri olan Müjdat Gezen, bu ünlü Sulukule hikayesini yazarken Sheakspeare'nin Romeo ve Juliet eserinden etkilenmiş. Orada da yine iki düşman aile ve onların birbirine aşık çocuklarının kavuşma çabasından meydana gelen bu ölümsüz İngiliz başyapıtı, Sulukule mahallesinde yeniden can bulmuş. Adile Naşit, Münir Özkul, Gülşen Bubikoğlu, Şemsi İnkaya, Ayşen Gruda, Perran Kutman gibi duayen oyuncuların rol aldığı film, enteresan ilkleri de içinde barındırıyor. Münir Özkul'u belki de ilk defa sabırlı bir okul müdürü ya da cefakâr bir baba olarak görmediğimiz bir film Gırgıriye! Aradan geçen 46 yılın ardından Gırgıriye bu kez müzikal tiyatro olarak sahneye taşındı. 15 Nisan prömiyeri vardı gösterinin, yani gala gecesi! Oyunun oynanacağı kocaman bir spor kompleksi olan Ülker Arena'nın önünde, başlama saatine 15 dakika kalmışken, o soğukta binlerce kişi hala kuyrukta sıra bekliyordu. 4.500 TL verip Vip bilet alanların plastik beyaz sandalyelere oturtulmalarını protesto için sandalyeleri kaldırıp havada sallayanlar, başlama saati 40 dakika geçmesine rağmen başlamaması yüzünden çalınan ıslıklar hele de inanılmaz kötü bir ses sistemi yüzünden salonun çoğunluğunun sahnedekileri duymaması, bu heyecanlı bekleyişe hiç yakışmadı. Kadroya gelince, Türk tiyatrosunun iki muhteşem ismi Müjdat Gezen ile Perran Kutman'ı yıllar sonra aynı sahnede üstelik canlı canlı izlemek büyük ayrıcalıktı. Boyunca 3 erkek annesi, neredeyse babaanne olacak durumda, 50 küsur yaşındaki Ergen'den başka kimse gelmemiş miydi acaba akla! Müjdat Gezen'in tiyatro okulu var, oradan yaşı uygun, tiyatro eğitimli birisi daha çok yakışmaz mıydı oraya! Haftanın en önemli olayı, hiç kuşkusuz 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı! 23 Nisan sadece bir bayram değil! Ne güzel şey çocuk olmak! Hani bir günlüğüne devlet büyüklerinin koltuğuna oturuyorlar ya çocuklar 23 Nisan'da, çocuklar büyüklerin yerine geçmesin, büyükler çocukların yerine geçsin bu 23 Nisan'da! Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı, sanayide çalışan 12 yaşındaki çırağın yerine geçsin örneğin. Bu senelik, ezberler değişsin! Çocuklarımız için daha güvenli, daha özgür, daha huzurlu bir ülke kurma sorumluluğumuzla 23 Nisan'ı aynı inançla, umutla kutluyoruz. Bugün 23 Nisan! Eski püskü kıyafetleri, yıpranmış ayakkabılarıyla trenden 12 yaşında bir çocuk indi. Hayat burada da kolay olmadı onun için. Okulda aksanıyla alay edildi, ürkekliğinden dolayı dalga geçildi hatta ten renginden dolayı "kirli" bile dendi. 1923'te, aşk, özgürlük, neşe ve acı üzerine yazdığı şiirsel makalelerden oluşan The Prophet adlı eserini yayımlandı. 48 yaşında hayata veda eden o çocuk, Halil Cibran'dı! Ölümünün 95.yıldönümünde, tam da bu dönemde beni en iyi anlatan, kalbime en çok dokunan sözüyle anmak istedim bu olgun çocuğu, koca yürekli adamı; "En güçlü ruhlar, acı çekmekten doğar, En güçlü karakterler ise yara izleriyle damgalanır!" ………………………..*……………………………………. Gazze'de 3 yıldır devam eden soykırıma karşı tepkiler sürerken binden fazla sanatçı, İsrail'in katılımı nedeniyle 2026 Eurovision Şarkı Yarışması'nı boykot etme çağrısında bulundu! Üsküdar'da evde tartıştığı anne ve babasını silahla öldüren 36 yaşındaki adam, ardından intihar etti! 67 yaşında iki insanı hele de anne- babasını öldürecek kadar neye kızabilirsin ki be adam! Haftanın Operasyonu; Hiç kuşkusuz, yıllar sonra yeniden açılan Gülistan Doku dosyası! Tunceli'de Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2'nci sınıf öğrencisi Gülistan Doku, 5 Ocak 2020'de kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kaybolmuş, bir daha kendisinden haber alınamamış, dosya kapatılmıştı! 2024'te Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı'na atanan Başsavcı Ebru Cansu dosyayı yeniden ele aldı. Rahat uyu Gülistan! 1,5 yıllık evliliklerini sonlandıran oyuncu İrem Helvacıoğlu ve işletmeci Ural Kaspar'ın boşanma anlaşmasının bazı maddeleri, evlilik kurumu ile babalık sıfatının sınırlarını yeniden çizdi. Baba Ural Kaspar'ın, oyuncuya "Tazminat ve nafaka ödemem, çocuğun okul masrafına da karışmam" demesi üzerine anne Helvacıoğlu da, "O zaman soyadını da verme" dedi ve boşanma protokolüne çocuğun soyadıyla ilgili madde dahil edildi. Haftanın Mutasyonu; Anne kaynaklı mutasyon!

24 Nisan 2026 10:19

Cansen Erdoğan (avukat – Yazar)

Zirveden Tepetaklak

Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz ünlü müzik yapımcısı Erol Köse'nin ardından düşündüm bunu! Oturduğu binanın 16'ncı katından düşerek hayatını kaybeden Erol Köse'nin hayatı, bir ibret dersi! Zirveden yere çakılan, ışıltılı hayattan beton zemine çarpan bir ömrün trajik hikayesi! Ülkenin en zor en önemli fakültelerinden biri olan Ankara Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okurken derslerin kendisine kolay gelmesiyle farklı bir şeyler yapma arayışına giren Köse, bir arkadaşıyla Amerikan Kültür'de dans kursuna başlıyor. Erol Köse dışındaki grup üyeleri, okulu bırakıyorlar sadece Köse, ailesine verdiği söz nedeniyle okulu bırakmıyor ve göz mütehassısı oluyor. Erol Köse'nin yapımcılık kariyeri de bundan sonra başlıyor. Müzik piyasasının kalbini tutan bu ortaklık dağılınca kızılca kıyamet kopuyor, İftiralar, skandallar manşetlerden inmiyor hatta Köse vuruluyor. Bunun üzerine Uzan ailesini "çıkar ilişkilerine dahil olmaya zorlamak", "tehdit", "şeytanlık" gibi ifadelerle suçlayan Köse, Uzan Grubu'nun çöküşünde "itirafçı" olarak rol oynuyor. 1 hafta arayla ölmüş iki ünlü; İlber Ortaylı ve Erol Köse! 25 yıl önce tüm ülkede sadece 5 tane hukuk fakültesi varken şimdi her semtte beş tane var neredeyse! Her olaya farklı pencereden bakmayı, görünmeyeni göstermeye, duyulmayanı duyurmaya, söylenmeyeni söylemeye çalışmak ve bunu yaparken "köyün deliliğine" ve onun "cesaretine" sığınmaktır avukatlık! 1750 yılında, Alman Prusya Kralı Büyük II. Frederick, Berlin yakınlarındaki Postdam ormanlarında gezinirken, bir değirmenin bulunduğu alçak bir tepe üstünde durur. Kral bunun üzerine değirmenciyi huzuruna çağırtır. - "Yanlış anladınız beni herhalde beyefendi, ben satın almak istiyorum orayı. Kaç para?" der, önce. - "Hayır yanlış anlamadım, adamların da bunu söyledi. Satmıyorum!" - "Beyefendi inat etmeyin, paranızı fazlasıyla vereceğim!" - "Sen koskoca Kralsın, paran çok! Git Almanya'nın her yerine saray yap! Burayı benden önce babam işletiyordu. Ona da babasından kalmış, ben de çocuğuma bırakacağım. Satmıyorum!" "Sen benim Prusya Kralı Friedrich olduğumu bilmiyor musun yoksa?" diye gürler. Değirmenci; - "Senin kral olduğunu biliyorum. Ben de bu değirmenin ve arazinin sahibi Sans-Souci'yim!" - "Madem benim kim olduğumu biliyorsun, o halde zorla alabileceğimi de biliyor olmalısın. Bakalım o zaman ne yapacaksın? Benim binlerce askerim var. Senin kimin var?" der. - "Berlin'de hâkimler var. Ben de onlara güveniyorum!" Kral bu cevap üzerine, "Görüldüğü üzere hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar kral bile olsa adaletten üstün değildir. Hiç kimse adaletin üstüne çıkamaz!" der ve bu yel değirmeninin Prusya Krallığı devam ettikçe korunmasına karar verir. Değirmenin daha altında olan tepeye sarayını diker, adını da değirmencinin ismi olan "Sans-Souci Sarayı" koyar. Saray ve değirmen, günümüzde hala orada bir "Adalet Simgesi" olarak yan yana ve birlikte durmaktadır. Prusya Kralı II. Frederick, sabahları arka bahçeye çıktığında değirmenci seslenir ona; - "Hey Kral! Ekmek yaptım göndereyim mi?" - "Adalet her sabah bana, taze ve sıcak bir ekmek kokusuyla gelirdi!" Çook yıllar sonra genç bir Osmanlı subayı, Berlin'de bir davete katılır. Duyduğu bu hikâyeyi arkadaşlarına anlatır ve sonra da "Haydi gidelim ve bu sarayı görelim. Değirmen hala duruyormuş!" der. Fransa'da 1800'lerde ünlü avukat Berryer, fakirlik içinde ölürken genç meslektaşları sormuşlar: - "Çünkü almak için eğilmek lazımdı!" …………………………………..*…………………………………… A Milli Futbol Takımımız, 2026 FIFA Dünya Kupası play-off turu finalinde deplasmanda Kosova'yı 1-0 mağlup ederek adını Dünya Kupası'na yazdırdı! Ülkemize Dünya Kupası biletini getiren golün sahibi, 53. dakikada attığı gol ile Kerem Aktürkoğlu oldu. Bu galibiyet ve enfes gol ile ve 24 yıllık hasret de son buldu! En son 2002 yılında katılarak 3.olduğumuz Dünya Kupası'ndan sonra yeniden heyecanlandık, umutlandık, gururlandık! Bekle bizi Amerika! Haftanın Varyantı; 'Ağustos Böceği'! Amerika başta olmak üzere bazı ülkelerde bildirilen ve kamuoyunda "Ağustos böceği varyantı" olarak anılan yeni COVID-19 varyantı, endişe verici boyuta ulaştı! Yahu biz daha Covid-19 travmasını atlatamadık kaç yıl geçmesine rağmen, bunu nasıl atlatırız bilmiyorum! Uluslararası Portakal Çiçeği Festivali kapsamında Adana Müze Kompleksi'nde resim ve heykelciklerden oluşan Vagabond Sanat Karma Resim Sergisi ile kente özgü boncuk oyaları ve yazmaların yer aldığı İlmekten Belleğe sergisi halka açıldı! Haftanın Planı; Dünyanın ne yapacağı belli olmayan uçarı çocuğu Amerika, yine yaptı yapacağını! Amerika aya gidiyor! ABD Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA), 50 yıl sonra Ay'a yapacağı ilk insanlı uçuş olan Artemis II görevi kapsamında Ayın şimdiye dek görülmemiş kısımlarına dair yeni gözlemler yapılacak! O zaman şarkıda dediği gibi; 'Götür beni aya aya aya…!' Haftanın Yasağı; Tuhaflığın daniskası! Bu küçük Arktik kasabasında "ölmek yasak!" Ancak bu yasak, hukuki bir ceza sisteminden ziyade, doğa koşullarının zorunlu kıldığı bir uygulama! Bu durum, zamanla "ölmenin yasak olduğu yer" söylemini doğurmuş!

03 Nisan 2026 08:10

Cansen Erdoğan (avukat – Yazar)

Başımız Sağolsun Cahiller

Tam da şimdiki ruh halimizi anlatan söz, bu bence! Ama bize tarihi sevdirdi İlber Hoca! "İnsanın önce ahlâk okuması gerek, diplomalar meslek içindir" diyor örneğin, fizik- matematikten önceye koyuyor ahlak bilgisini! "Cahillik değil yarı cahillik kötüdür" sözündeki derin anlamla bir sorguluyor insan kendisini. "Cehaletin eyleme geçmiş hali çok tehlikelidir" sözü, kızıp kızıp 'cahiller!' diye bağırmasının sebebi! Nur içinde yat! Büyük usta kapıda; - "Özür dilerim, sözlerinize kulak misafiri oldum az önce! İzin verirseniz o şarkının devamını çalarım size" demiş. - "Teşekkür ederim ama bu piyano çok harap ve o notalar da yok, çalamazsınız!" diye cevaplamış kız onu. Beethoven biraz yaklaşınca kızın kör olduğunu fark etmiş ve; - "İyi de siz nasıl çalışıyorsunuz peki? demiş Beethoven. - "Eski evimizin yanında bir müzik hocası vardı, o çaldıkça ben ezberledim. Notaya ihtiyaç duymuyorum!" demiş kör kız. Beethoven, parçayı baştan sona çalınca kör kız onu tanımış. Çünkü öyle bir performansı Beethoven'den başkasının sergileyebilmesine imkan yokmuş. Kız ve annesi, önemli konuklarını layığıyla ağırlamak için çabalamaktayken Beethoven kıza dönüp; -"Senin için ne yapabilirim?" diye sormuş. -"Benim her şeyim var! Yalnız, tek bir şeyi canlandıramıyorum aklımda ve bu beni çok üzüyor!" -"Nedir o?" diye sormuş büyük usta. -"Gökyüzünde asılı dev bir küreden söz ediyorlar. Gel sana onu anlatayım" demiş Beethoven ve parmaklarını piyanonun tuşlarında gezdirmeye başlayarak hemen oracıkta ünlü "Ay ışığı" Sonatını yaratmış. Kundura tamircisinin kızı mutluluktan ağlarken büyük besteci evden çıkmış ve dostuna, -"Çabuk yürü! Bestelediğim o sonatı hemen notaya dökmem lazım, bu eser, görmeyen o gözlerin sonsuz hatırasına!" Müzik dünyasının en büyük dâhilerinden biri olan Beethoven, şöyle demişti; "Tanrı, bazılarının kulağına fısıldar, benimkine bağırdı. O yüzden sağır oldum!" Daha otuzuna varmadan sağır olmuştu. O eşsiz senfonilerinin hepsini sağırken, dış dünyadan hiçbir ses duymazken besteledi. Besteler o kadar güçlüydü ki birçok müzisyen onun sırrını bugün bile hala çözemedi. Beethoven, "Benim sessizliğe ihtiyacım var ama kafam seslerle dolu, hiç susmuyorlar ancak yazdığımda biraz rahatlıyorum. Kendi yaptığım müziği duyamıyorum!" Beethoven, bir mart akşamı hayata gözlerini yumdu! İlber Ortaylı da öyle! İkisi de bir dehaydı, güneş olup aydınlatmışlardı etrafı! Şimdi göremesek de onları, okuyoruz- dinliyoruz yazdıklarını! Çünkü ay, ışığında saklı! ……………………………*…………………………… Hem de şekerden olanı, en tatlısı yani! Benim ise en zor yazılarımdan biri! Gözlerim yanarak içim kan ağlayarak yazıyorum bu yazıyı! Bir gün geleceğini bildiğim ama hiç gelmemesini dilediğim derin bir kaybın ardından! Sizin için ne anlama geliyor bayram bilmiyorum ama benim için tek bir kelime; Aile! Babamın bayram namazından gelişi, uzun kahvaltı sofrası, fonda oyun havaları! Çocukluğumun renkli isim tamlaması, bayramlıklarımın gizli öznesi, çikolata-şekerlerin karın ağrılı yüklemi! Mendile sarılmış harçlıklar, misafir ziyaretleri! Mutfakta gelen güzel kokular, babamın kahkahaları! Bayramı tatil fırsatı olarak görenlerden olmadım hiç! Aileyle paylaşılan kutsal zaman benim için! Ataya, köklere, inandığın değerlere sarılmanın, bir yere ait olmanın resmileştirilmiş hali! Bu kez bayram bize gelmedi! Artık hiç gelmeyecek! Babamla birlikte gitti o ışıltılı bayramlar, o keyifli uzun sofralar! Masanın başındaki o boş sandalye, o tarifsiz boşluğu, sonsuz vedayı tokat gibi yüzüne çarpar! İçimdeki çocuğu mutlu etmeye çabaladığım, bayram sevinciyle onu sarıp sarmaladığım günlerin en önemlisiydi bayramlar! Babamın bayramını kutlamak için eve değil de mezarlığa gittiğimde, o çocuk da artık büyüdü içimde! Babasız çocuklar, yuvasız kuşlara benzer diyordu şair bir yerde! Bu kadar haklı olmasaydı keşke! Anne-baba ölünce büyüyormuşsun bir anda! Çocuk gibi hissettiren olmayınca gidiyor coşku da o duyguyla! Bayramı bayram yapan da biraz o hissiyatmış galiba! Babamsız geçen daha doğrusu geçmeyen ilk bayram! Mümkün olsa yorganı başıma çekip arife günüyle birlikte dört gün uyuyacağım. Küçükken de hayali canavarlardan, masallardaki kötü kalpli cadılardan korunmak için çekerdim yorganı başıma! Babam gelirdi yanıma, "korkma prensesim! Ben varken hiçbir canavar yaklaşamaz sana!" Şimdi kim koruyacak beni baba, canavar ruhlu insanlardan, akraba görünümlü cadılardan, dost sandığım yabancılardan! Ailenden birini ziyaret edebileceğin tek yer bir mezarlık olduğunda ne bayramın ne de olan herhangi bir şeyin hiçbir anlamı olmuyormuş. Günler, saatler, zaman geçiyormuş da bir bayram geçmiyormuş. Toprağın altında sadece babam yatmıyor benim, tadım, tuzum, neşem, dağ gibi güvencem yatıyor. Koskocaman bir kimsesizlik duygusu kalbimi yırtıyor, acısı boyumu aşıyor! Hayallerimi, umutlarımı, en gizli sırlarımı bilirdin, yalnızca sana anlatırdım baba! Şimdi ise sadece bir Yasin bir Fatiha! Gecelerin uyumak için değil de seni özlemek için olduğunu anladım gittiğinden beri, bayramlar da öyle şimdi! Ama âdettendir, bayram temennisi yazmak icap eder illa! Kan akmayan, barut kokmayan bayramlar gelsin artık, dokunulmasın masumlara! Ailenin tek sofrada buluştuğu, baş köşede babanızın oturduğu bayramlarınız olsun inşallah! Sevip sevildiyseniz, bir de yerindeyse sıhhatiniz, bayram odur aslında! ……………………….*…………………………….. Haftanın Krizi; 7 kocalı Hürmüz! Ama bizim bildiğimiz Hürmüz değil! İran'ın yönetimindeki, dünyanın en önemli petrol ve doğal gaz nakliye rotalarından biri olan ve Basra Körfezi'ni Umman Körfezi'ne bağlayan Hürmüz Boğazı, haftanın en önemli krizi haline geldi! Dünyadaki petrol sevkiyatının yaklaşık beşte birinin ve Katar'ın LNG ihracatının bu boğazdan geçtiği düşünülürse İran'ın boğazı kapatma tehditleri ve bölgedeki askeri hareketlilik, küresel enerji arzını ve petrol fiyatlarını doğrudan etkilemiş durumda ve bu kriz sadece Amerika'yı değil tüm dünyayı endişelendirdi! Dünya ekonomisi, 7 düveli birbirine katan bu fettan Hürmüz'ün iki dudağının (yakasının) arasında; bir kapansa hepimiz bisiklete terfi edeceğiz gibi! Haftanın Golü; Desem de bence yüzyılın golü! Real Madrid forması giyen Milli futbolcumuz Arda Güler'in 68 metre mesafeden attığı gol dünya gündemini altüst etti! Zekâsı, yeteneği ve çizgisi ile futboldan ziyade estetik şölen niteliğindeki gol, Arda Güler golü İspanya'da kendi yarı sahasından değil, doğrudan İstanbul/Üsküdar'dan attı dedirtti! Valla dedikleri doğru; Elon Musk Mars'a roket gönderiyor, Arda Güler Madrid'den füzeyi yolluyor. Aradaki fark, Arda'nınki hedefi buluyor! Haftanın Şaşkınlığı; Edirne'de yaşandı! Satın aldığı arsada, 15'inci yüzyıldan kalma Mahmut Ağa Camisi'ne ait kalıntıların ortaya çıkması üzerine alıcı, arsada hiçbir işlem yapamadığını belirtip mağduriyetinin giderilmesini istedi! 5 yıl önce 160 bin lira karşılığında bir arsa satın alan mağdur alıcı, arsayı değerlendirmek üzere harekete geçtiğinde, Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun devreye girmesiyle yapılan kazıda caminin kalıntılarına ulaşıldı. Edirne'nin tarih boyunca en önemli yerlerden biri olduğu düşünüldüğünde, eski Osmanlı mahallelerinde bu tip binaların çıkması, beklenen bir durum aslında! Bu durumda yerin malikinin tapusunun resmileştirilerek devlet üzerine alınması ve buraların koruma altına alınması gerekmekte! Malikin uğradığı zarar da haliyle de devlet tarafından karşılanmalı! Hukuki görüşüm bu yönde ama son karar devletin elbette! Haftanın Aşısı; Hem de yapay olanından! Avustralyalı teknoloji girişimcisi Paul Conyngham'ın, ölümcül mast hücre kanseri teşhisi konulan 8 yaşındaki köpeği Rosie'yi kurtarmak için ChatGPT'den yardım alarak kişiselleştirilmiş mRNA aşısı tasarladığı iddia edildi! Mast hücre kanserine yakalanan, kemoterapi ve ameliyat denemelerine rağmen yalnızca birkaç ay ömür biçilen köpeğini yaşatmak için pes etmeyen Conyngham, ChatGPT'ye, "Rosie'nin kanseri için olası tedaviler neler?" diye sordu. Darısı diğer hastalıkların başına inşallah!

18 Mart 2026 08:39

Cansen Erdoğan (avukat – Yazar)

Kanlı Bahar

Dedelerimizden dinlerdik İkinci Dünya Savaşı'nı! Sıcak savaşlar bitti artık demişlerdi okulda, soğuk savaş dönemi başladı artık dünyada! Resmen ilan edilmese de 3.Dünya savaşı resmen başladı! Bir Amerika vuruyor İran'ı, bir İsrail! Yıllarca süren Körfez Savaşı ve o savaşı anlatan simultane tercüman kadının sesiyle büyümüş bir nesil olarak 40 yıl sonra aynı yerde olmayı, aklım vicdanım kaldırmıyor. Para pul değil aslında derdi, ne İsrail'in ne de Amerika'nın! Ah tabi ya buldum; 'Bana dokunmayan yılan, bin yıl yaşasın' diyor! O zaman buyurun size bir İran masalı! İran'da cumhuriyeti ilan eden, kadınların okumasını sağlayan, İran'ı batı ülkelerinin eğitim, yönetim sistemiyle idare etmeyi amaçlayan, bu yolda da devrim yapan İran şahı Rıza Şah'ı oğlu Muhammed Rıza Pehlevi'nin ibret verici masalından bahsedeceğim biraz! II. Dünya Savaşı sırasında İran'ı işgal eden ve ülkedeki cumhuriyet yönetiminden son derece rahatsız olan Britanya ve Sovyetler Birliği'nin baskısıyla tahttan çekilen babası Rıza Şah'ın yerine iktidara geldi Muhammed Rıza Pehlevi! "Şahların 2.500'nci yıldönümü" nedeniyle 12 Ekim 1971'de başlayan ve 3 gün 3 gece masal gibi bir davet verdi. Dünya tarihinin bugüne kadarki en görkemli davetini, İran Şahı Rıza Pehlevi vermişti! Maxim's patronu, yanında en ünlü 40 aşçısı, hepsi yabancı dil bilen 120 şef garsonu ve 250 garson ile komiden oluşan ufak bir ordu ile İran'a geldi. Ziyafetlerde 3 ton sığır, kuzu ve domuz eti, 1,5 ton kuş eti ile 20 ton erzak kullanıldı. Yıllanmış ve hepsi marka olan 20 bin şişe viski ile 50 bin şişe şarap ve şampanya tüketildi. Bunlar, Fransa'dan satın alınarak iki kargo uçağıyla İran'a getirildi. Peyzaj düzenlemesi için Fransa'dan 15 bin tane serpilmiş 20 bin ağaç fidanı getirilip dikildi. Masal bölgesi yaratmak için dünyanın farklı ülkelerinden hepsi ötücü 50 bin civarında kuş getirilip salındı. İngiliz, Fransız, Amerikan firmalarından 2 bin civarında lüks son model otolar alındı. İran Şahı Pehlevi dünyanın tanık olmadığı, masalların bile yetersiz kalabileceği görülmemiş bir şölen yaşatmak istiyordu. Dünyanın gördüğü en muhteşem ve akıllara durgunluk veren törene, Şah Rıza Pehlevi başında 5 kiloluk som altın olan tacıyla çıktı. Şah Pehlevi bu davet ve törende kendisini Şehinşah (Yeryüzündeki kralların kralı), Eşi Farah Diba'yı ise Şahbanu (En büyük kraliçe) ilan etti. Tam 70 dünya ülkesinden 600 seçkin konuk biraradaydı. İran Şahı Pehlevi, kendisini dünyanın en güçlü insanı ve ülkesini kendi malı olarak görüyordu. Bu davete, mollalar "Şeytan Şenliği" adını taktılar. 1979 yılına gelindiğinde, siyasi huzursuzluk bir devrime dönüşerek Muhammed Rızâ Pehlevî'nin 16 Ocak günü İran'ı terk etmek zorunda kalmasına neden oldu. İran Şahı Pehlevi eşi, çocukları ve yakınlarının bulunduğu toplam 20 kişilik bir grup yanında birkaç parça valizle Tahran'dan havalandı. Türkiye, tamamen sessiz kaldı. Sonunda Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'ın eşi prenses Cihan'a ağlayarak telefon açıp yalvaran Farah Diba'nın ricası üzerine Mısır'ın başkenti Kahire'de ufak bir saraya yerleştiler ve memleket hasretiyle geçen hüzünlü günleri başladı. Kralların kralı Şehinşah Rıza Pehlevi'nin şaşaalı hayatı, 59 yaşında pankreas kanseri sebebiyle son buldu. Yaşı sadece 45 idi. Şah'ın dünyanın en güçlü şirketlerinden 207 tanesinde ortaklığı vardı. Sanıldığı gibi büyük insanlar yönetmez dünyayı! Ve hikâyenin sonu hep bellidir! Dünya beş para etmiyor artık, bilin de! Çünkü içinde 'Dünya Kadınlar Günü' var! Kül'lerinden doğan bir kadının hikayesi! 1697'de Charles Perrault'un Fransız versiyonunda da cam ayakkabı ve balkabağı arabası ilk kez sahneye çıktı, masal renklendi! Olaya tepki gösteren Türk Eğitim-Sen ve Eğitim Bir Sen 1 gün iş bırakma kararı aldı! Artık bilemiyorum bu dünya nereye gidiyor! Prenses Beatrice ve Prenses Eugenie, bu yıl Royal Ascot'ta Kraliyet Locası'na davet edilmeyecek. Çakır, dizilerde partnerler arasındaki yaş farkı ile ilgili olarak "Sektörde kadınlara raf ömrü varmış gibi bakılıyor" sözleriyle durumu eleştirdi. Son olarak Kenan İmirzalıoğlu ile Afra Saraçoğlu arasındaki 23 yaş, Murat Yıldırım ile Cemre Baysel arasındaki 20 yaş fark, kadın oyuncuların yaş aldıkça sektörde üstlenebileceği rollerin daralmasına karşın erkek oyuncuların benzer bir sorun yaşamadığını gösteriyor. Ünlü oyuncu, "Kadının küçük, erkeğin büyük olduğu rollere rastlıyoruz. Olmaz diye bir şey yok. Hayatta olduğu gibi dizide de olabilir. Kadınların raf ömrü var gibi bakılıyor. Erkekler aynı kalıyor, yandaki kadınlar güncelleniyor.' Diyerek duruma tepkisini gösterdi. Valla çok da haklı! Dizide yaş sebebiyle babasını oynaması gerekirken sevgilisini oynatmak da neyin nesi! O Yaştski adamın yanına, koy 40'lı yaşlarda kadını! Kadınlar gençken oynatılsın, tüketilsin, yaşı geçince de bırakılsın, oynatılmasın. Ama erkek oyuncular, her daim jön kalsınlar, ne kadar yaşlanırsa yaşlansınlar! Çifte standarttın dibidir bu! Haftanın Hastalığı; Enteresan bir hastalık ve belirtileri çok tanıdık çok alışık! Tekrarlayan öksürükler ve nefes darlığıyla kendini gösteren ve dünyada 35 binde bir görülen bir hastalık 'MEN2 Sendromu'! Geçmeyen öksürüğü nedeniyle doktora giden 30 yaşındaki Mahir Alagöz'e yapılan detaylı tetkikler sonrası dünya genelinde 35 binde bir görüldüğü belirtilen multiple endokrin neoplazi tip 2 tanısı konuldu ve 4 ameliyat geçirdi. Çoklu endokrin organ tutulumlarıyla seyreden, tümörlerden oluşan bu sendrom, ameliyat ve ömür boyu takip gerektiriyor. Öksürük deyip geçmeyin, sonuçları hayli ağır olabiliyor! Haftanın Pazarlığı; Savaşı başlatan tuş oldu! ABD Savunma Bakanlığının (Pentagon) teknoloji şirketi Anthropic'in vicdanen uygun bulmadığı için veri ve platformlarını vermeyeceğini açıklamasıyla ile sonuçsuz kalan lakin OpenAI ile anlaşmasıyla sonuçlanan yapay zeka araçlarını askeri operasyonlarda "sınırsız" kullanma müzakerelerinden hemen sonra İran saldırısı gerçekleşti! Pentagon, Anthropic'ten yapay zeka modeli Claude üzerindeki tüm güvenlik kısıtlamalarını kaldırmasını ve teknolojinin "tüm yasal amaçlar için sınırsız kullanıma" açılmasını talep etti, şirket kabul etmedi. Şimdikiler zekanın yapayıyla savaş yönetiyor, adına da başarı diyor!

06 Mart 2026 08:54

Cansen Erdoğan (avukat – Yazar)

Hiç Derdimiz Yokmuş Gibi

Japonya'nın Çiba eyaletinde, bir hayvanat bahçesinde, annesi tarafından terkedilen ve dışlanan "Punch" isimli yavru maymunun, annesi gibi gördüğü peluş oyuncağına sarılması, onunla uyuyup kalkması, dünyanın yüreğine dokundu. İnsanlığa dair bazı duyguların hala kalmış olması, umut oldu, o da ayrı bir konu! Punch, 26 Temmuz 2025'te 500 gram ağırlığında doğmuş. Yaz sıcağında ilk kez doğum yapan ve doğumda epey zorlanan annesi, ona bakmak istememiş, yanına yaklaştırmayarak terk etmiş. Küçük Punch'ın böyle imkanı olmadığı için ona önce rulo havlular verilmiş, Punch ilgilenmeyince de peluş bir oyuncak maymun verilmiş. Çünkü bağlanmak, bir tercih değil ihtiyaç! Görgü denen şey, görmekten geliyor. En çok da aileden görmüş olmaktan! Ama görgü, parayla satın alınamayacak, sonradan anlaşılamayacak kadar kıymetli! Paranın insan ile ilişkisi tam da bunda saklı; 'İnsan paranın sahtesini yapar, para da insanın…' Paranın efendisi olabiliyorsan belki görgünü olabilirsin ama kölesiysen paranın, altın kafestesin. Dolar güç kaybederken, jeopolitik riskler artarken altın da yükseliş trendindeyken gümüş de şovunu yaptı piyasalarda! Parasını gümüş ' e yatıran yatırana! Avrupa'da 14.yüzyılda ciddi bir Kara Veba salgını yaşanıyor biliyorsunuzdur. Ha bir de 'ağzında gümüş kaşıkla doğmak' diye bir tabir var ya, zengin evde doğmuş olmak zannediyordum anlamını onun da! Meğer gümüş, 450 tür bakterinin DNA'sını bozarak yok edebilen tek element olduğundan, insanların da gümüşün iyileştirici etkisini bilmelerinden sebep, yeni doğan çocukların sağlıklı olmaları için ağızlarına kaşık koymalarından ileri geliyormuş. Ve yine enteresan bir şey, zehirlenmekten korkan devlet adamları gümüş bardak- tabak- çatal tercih edermiş. Çünkü gümüş kolay reaksiyona girebilen bir metal olduğundan dolayı, zehiri de hemen belli edermiş. Sebebi 2.Dünya Savaşı'na dayanıyor. 1906 senesine gelindiğinde hemen hemen bütün büyük ilaç şirketlerini satın alan John D. Rockefeller, Amerika'daki tıp fakültelerinde gümüş suyu konusunun işlenmeyeceği talimatını verdirdi, uymayanlara da ciddi yaptırımlar uygulanacağını aba altından göstertti. Gümüş konusunun da üstü örtüldü, tarihe gömüldü. Ne de olsa; 'Söz gümüş ise sükût altındır!' ………………………….*………………………. Haftanın Acısı; Balıkesir 9. Ana Jet Üssü Komutanlığı filosuna ait bir F-16 uçağı, otobana düştü. Milli Savunma Bakanlığı'nın açıklamasına göre, Pilot Binbaşı İbrahim Bolat tarafından uçurulan F-16, Bulgaristan sınırında, tanımlanamayan bir radar izi tespit edilmesi üzerine gece geç saatlerde havalandı. Dokuzuncu Ana Jet Üs Komutanlığı'ndan havalanan uçak ile 00.56 civarında telsiz irtibatı ve radar izi bilgisi kesildi. Haftanın Zaferi; Şampiyonlar ligi temsilcimiz Galatasaray'dan geldi! UEFA Şampiyonlar Ligi son 16 play-off etabı rövanşında oynanan Juventus-Galatasaray maçında, Juventus Galatasaray'ı 3-2 yenmesine rağmen tur atlayamadı! İlk yarıyı 10 kişi ama 3-0 galip tamamlayan Juventus, Aslan'ın pençesinden kaçamadı. 7'den 70'e pek çok kişinin ortak şikayeti olan 'overthinking', yani aşırı düşünme problemi, yaşam kalitesini ciddi anlamda düşürüyor, hayattan tat almayı oldukça zorlaştırıyor. Haftanın Kimliği; 'Sosyal Medya Kimliği'! Sosyal medya platformlarına girişte artık zorunlu kimlik doğrulama dönemi başlıyor! Sosyal medyada hesap açmak ve paylaşım yapmak için hem T.C. kimlik doğrulaması hem de cep telefonu onayı şart koşulacak. Özellikle 16 yaş altı çocuklara sosyal medya hesabı açma yasağı getirilecek, 18 yaş altına biyometrik yaş doğrulaması ve erişim kısıtlamaları uygulanacakken, anonim hesaplar büyük ölçüde sona erecek ve kimliği doğrulanmamış profiller paylaşım yapamayacak ya da kapatılacak! Ama bu defaki başka bir enteresan! Evet yanlış okumadınız, Beylikdüzü, Esenyurt ve Başakşehir'de belirlenen 3 ev ile 1 depoya yapılan baskında, kahveye emdirilmiş halde 370 kilo 450 gram metamfetamin ile 4 kilo 150 gram eroin olmak üzere toplam 374 kilo 600 gram uyuşturucu madde ele geçirilmiş.

27 Şubat 2026 11:08

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Cansen Erdoğan (avukat – Yazar)

Sessiz Gemi

Eskiden öylesine dinlediğim her şarkı, daha derin anlam ifade ediyor. Yaptığı resimler sayesinde sanatıyla, büyülü güzelliğiyle de tüm İstanbul'un hayranlığını kazanan ve dönem sosyetesinin en çok konuşulan kadınlarından biri olan Celile Hanım, 1900 yılında Osmanlı'nın meşhur valilerinden Nazım Paşa'nın oğlu Hikmet Bey'le evlenir. Nazım 16'sına geldiğinde, evlilikte çatırdamalar başlar. Nazım, Bahriye Mektebi'nde yatılı okumakta, hafta sonları eve gelerek şiir hocası Yahya Kemal'den ders almaktadır. Yahya Kemal, Nazım'a verdiği derslerden arta kalan zamanlarda da Celile Hanım'la birlikte sanat ve edebiyatla başlayan uzunca sohbetler etmeye başlar. Celile Hanım, zaten geçimsizlikler yaşadığı evliliğini daha fazla uzatmaz ve boşanma kararı alır. Annesi ve hocası arasındaki yakınlığın farkında olan Nâzım, annesinin babasından ayrılma sebebi olarak görür hocası Yahya Kemal'i ve ona kin ve nefret duymaya başlar. Hem duyduklarından hem de gördüklerinden son derece bunalan Nazım, bir not yazarak yanından geçmekte olan hocasının cebine sıkıştırır; "Muallimim olarak girdiğiniz bu eve, babam olarak giremezsiniz!" Hızla yayılan dedikodulardan, alaycı bakış ve laflardan ziyadesiyle rahatsız olan Yahya Kemal, Nazım'ın bu ağır cümlesi üzerine geri çekilir ve oldum olası korktuğu evlilik fikrinden de iyice uzaklaşır. Oysa Celile Hanım o sırada ortalıkta gezen kendileriyle ilgili bu dedikodulara "evet!" diyecek kadar korkusuz, kocasından boşanacak kadar kararlı ve cesurdur. Yahya Kemal ise onu deliler gibi kıskanmakta, sevmekte ancak evlenmek istememektedir. Celile Hanım ise adada yaşayan sevgilisini, Nişantaşı'ndaki evinde beklemekte, onunla gelecek hayalleri kurmaktadır ama bu evlilik hiçbir zaman gerçek olmayacaktır. Celile Hanım, niyetini son kez sormak için Yahya Kemal'in yaşadığı adadaki evine gider ve sevdiği adamdan aldığı olumsuz cevapla döner arkasını ve vapura binerek İstanbul'a döner. E ne yapsın saklanmış o da; eski radyolar gibi, çatıya saklanmış aşk!/ Öyle sanmışız canım, artık ölümsüz değil/ Leyla ile Mecnun gibi, çoktan masal olmuş aşk! Leyla ile Mecnun! 'Senin için çöllere düştüm Leyla!' diyen Mecnun'a; -'Çöl dediğin Bağdat Caddesi Mecnun! Ya da Mecnun, 'Aşkımdan deli divane oldum' deyince Leyla, 'kuru kuru seveyim, kuru çaylarda boğulayım mı Mecnun! Çöl çok daha samimi!' Romantizmden materyalizme hızlı şekilde evrildiğimiz bu çağda aşk için söylenen büyük büyük sözler artık sandık lekeleriyle dolu! *** Aşkın ayrılık halini, mecnun halini konuştuk da manyaklık halini pardon sapkınlık halini konuşmadık! Ben Down Sendromu'nu biliyordum he bir de Pazartesi Sendromu'nu! Tıp literatüründe "Kıskanç Anne Sendromu" olarak da ifade edilen Jocasta Sendromunda, anne oğlunu artık hastalık olarak kabul edebileceğimiz bir düzeyde sevmekte, ona bağlanmakta ve bu sevgide dışarıda tehlike gördüğü herkese, kontrolsüz davranabilmekteymiş. Yıllar sonra Oedipus, anne ve babasının öz olmadığını öğrenir ve gerçek ailesini aramaya başlar. Daha sonrasında gelişen olaylarla birlikte Oedipus, bilmeden annesi ile evlenir. Tuhaf, korkunç ama ne yazık ki hikâye sürreal olsa da hastalık gerçek! Eşini döven oğlunun sırtını sıvazlayan, hamile gelinine, "oğlumun çocuğu benim karnımda olsa keşke" diyen, torununu emzirmeye kalkışan, yetişkin yaştaki evli barklı oğlu ile uyumak isteyen, torununu gelinin elinden alıp kendi çocuğu gibi büyüten ve kendine anne dedirten kayınvalideler, erkek anaları var etrafta! Genel anlamda Amerikan veya Avrupa toplumlarında bu komplekse bakış, sizi "hasta" olarak nitelendirirken Türk toplumunda "normal", "olması gereken" oluyorsunuz. Aşk bir hastalık, şuur bozukluğudur! Kamu görevini kötüye kullanma" şüphesiyle gözaltına alınan prens, skandalın boyutunu da gözler önüne serdi. Ülkeleri yönetenler, krallar- prensler bile sapkınlık düzeyindeyse vah halimize! Zannımca kıyamet loading! Haftanın Oyunu; Kedi- fare oyunu! Amerika ile İran arasında savaş çıkacak, savaş çıktı- çıkıyor muhabbeti, artık yeter dedirtti! ABD ve İran arasında uzun zamandır devam eden tansiyon yüksek seviyede seyrediyor! İki uçak gemisi grubu ve düzinelerce savaş uçağı, bombardıman uçağı ve yakıt ikmal uçağı şu anda İran'ın saldırı menzilinde toplanmış durumda! Tüm Amerikan üstleri teyakkuzda ve Trump, İran'ı parmak sallayarak tehdit ediyor. İran gerekli hazırlıkları yapmış halde, gelecek ilk füzeyi bekliyor. Dünya da çekirdek çitleyip, global ekonominin anasını ağlatacak bu it dalaşını izliyor. 21.yüzyılda hala sıcak savaş konuyor olmayı, içim de kaldırmıyor, aklım da almıyor! Haftanın İncelemesi; Sosyal Medyaya karşı başlatıldı! Trabzon'da 13 yaşındaki bir çocuğun bilgisayar oyununda kendisine verilen görev üzerine kendini asması üzerine harekete geçildi! Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK), çocukların dijital ortamda karşılaşabilecekleri potansiyel risklerden korunması amacıyla TikTok, Instagram, Facebook, YouTube, X ve Discord platformları hakkında resen inceleme başlattı! Çok da iyi yaptı çünkü çocukları sokaklardaki yabancılardan korumaya çalışırken bir de sanal dünyadaki kötülüklerden korumak şarttı! 'Medeniyet dediğin tek kişi kalmış canavar' diyen Mehmet Akif, ne kadar ama ne kadar haklıydı! Haftanın Umudu; Yaşama tutundurdu! Parkinson hastalarına, pil umut oldu! Ankara'da yaşayan Parkinson hastası 61 yaşındaki Bülent Ünver, "beyin pili" ameliyatı sonrasında konuşma ve hareket kabiliyetini yeniden kazandı! İlaç tedavisinden yeterli yanıt alamayan ve yaklaşık 10 yıl boyunca hastalıkla mücadele eden Ünver, ameliyat sonrasında eski hareketliliğine kavuştu! Yapay Zeka, hayatımızın her alanında etkisini gösterirken savunma sanayinin en önemli ismi ASELSAN, yaptığı açıklamayla 730 bin saat işçilik kazancını yapay zeka ile elde ederek verimlilik artışının, tasarrufun, hızlanmanın yıllık getirisinin 39 milyon dolar olduğunu belirtti!

21 Şubat 2026 11:24

Cansen Erdoğan (avukat – Yazar)

Yas' Lanmak

Her şey çok hızlı oldu, iki ay içinde kayıp gitti babam ellerimden. Altında dinlendiğin ağaç, sırtını dayadığın dağ! Yazma hikayem de onunla başladı! Okumayı öğrenir öğrenmez mektuplar yazmaya başladım ona. Onu çok çok özlüyorum! Her gün gittim mezarına, gerçekten orada mı diye acaba! Bu acının üstesinden gelemeyeceksin ama bu kayıpla yaşamayı öğreneceksin. Hatta öyle ki hayat devam ediyor derken bile çekiniyor. Eski sen' in büyümüş, olgunlaşmış sürümü! Derler ki her büyük acı, bir tanık ister illa! Tanık bulamamış, acı tamamlanamaz. Tabi bu yas dönemi, yakınlarına, dostlarına yas lanarak aşılıyor. Olsun ki yüzleşmek zorunda kalmayasın o acı gerçekle! 'Sana bir şey anlatacağım, dinle beni!'; "Bir gün bahçede tek başıma oyun oynarken ağaçtaki olgunlaşan dutları gördüm. Hemen ağaca çıkıp yemeye başladım. O kadar çok yedim ki yemekten yorgun düştüm. Ağaçtan inip gölgesine uzandım, uyudum. Ne kadar vakit geçti bilmiyorum, ablamın çığlığı ile uyandım. Beni yerde, ağzım burnum kıpkırmızı bir halde uyurken görünce ağaçtan düştüm, bayıldım sanmış. Yanıma gelip bakınca kan olmadığını, karadut lekesi olduğunu anladı. Bu seferde üstümü başımı kirlettiğim için bağırmaya başladı. Malum karadut lekesi de hiç kolay çıkmaz. E annemler beni o halde görseler kendisine kızacaklar. Panikle bir oraya bir buraya koştururken babaannem bahçeye gelmiş ve ne olduğunu sormuş. Ablam da 'Baksana babaanne ya! Bütün üstünü kirletmiş, annem de bana kızacak!' Babaannem, 'Hadi ağlama, şimdi çıkartırım ben onları' demiş ablama! Karadut ağacının yanına gidip birkaç dut yaprağı koparmış, avucunun içinde parmaklarıyla ezerek köpürtmüş. Elimi yüzümü dut yaprakları ile ovalamaya başlamış. Şaşkınlıkla kendisini izleyen ablama da, 'karadutun lekesini sadece kendi yaprağı çıkarır' demiş. Ve eklemiş; 'İnsan da aynı bu ağaç gibidir. Yarasına ilacı başka yerde arayan her zaman yanılır. Her yaranın merhemi kendi dalındadır!' ………………………..*……………………… Bu aralar en çok sabır- metanet- inanç kavramları arasında dolanıp duruyorken başka bir kelimeye tosladım fena halinde! Acıma sarılıp, çekip yorganı başıma, günlerce, aylarca uyumayı isterken çaresizce, tutup kollarımdan silkeledi o kelime; Direnmek! Soğuk ve katı bir kelime direnmek, yaşattığı his de öyle! Hayat denen mücadele parkurunda ayakta kalma savaşı direnmek! Haksızlığa, adaletsizliğe, eşitsizliğe, ölüme! Şöyle söyleyeyim sevdiğinin birinin kaybı sadece bir boşluk değil, dünyamızın koordinatlarının yeniden çizildiği zorlu bir yolculuk! Yasın karmaşık coğrafyasında gezinti, hepimizin yaşadığı bir sınav, içten gelen gücün dışarıya yansıması! 'Ne olursa olsun, asla pes etmeyeceksin' diyen babam, direnmenin vücut bulmuş haliydi! En çok direnmeyi öğretiyor hayat ya da ne bileyim gösteriyor. Direnenler de kazanıyor. O yüzden direnmek, sanattır deniyor. Geldim gidiyorum şunu gördüm şunu bildim, acı hayatın her kademesinde var, kaçamıyorsun ondan. Saklanamıyorsun, yok sayamıyorsun. Benim hayal ettiğim gibi, yorganın altına girip geçmesini de bekleyemiyorsun. Yüzleştiriyor seni hayat, ister söve söve ister seve seve! Sanat da acıdan doğuyor çoğu zaman. Şairler, kalemlerini acıya batırarak yazarlar şiirlerini, 'acıdan geçmeyen şarkılar, biraz eksiktir' dediği gibi Sezen'in! O halde geriye tek bir şey kalıyor; Onun karşısında güçlenmek! Güçlenmek de onu inkarla değil kabullenmekle başlıyor. Değişmeyen tek şeyin, değişim olduğunu varsayarsak hayatın bazı evrelerinde illa bir değişim olması kaçınılmazdır. Ha buna direnmek ise anlamsızdır. Direnmenin kankaları, azim ve inat! Akılla direnmek, azimdir Akılsız direnmek ise inattır. Boşa giden zamandır. O kadar inanılmaz olay yaşıyoruz ki her gün, akıl sağlığımızı korumak için direniyoruz en önce! Çocukların birbirini katlettiği, evladın annesini camdan ittiği, ya bebeklerin yendiği bir dünyada yaşamak için direniyoruz, adına da hayat diyoruz. Ama şunu unutuyoruz; Ne kadar dirense de beden, yürektir bedene hükmeden! O yüzden yangınlara direniyoruz da kalpteki bir kıvılcımda hükmen yeniliyoruz! Oysa biz güneşe ateş eden bir memleketin evlatlarıyız biz, "Güneşi zapt edeceğiz, güneşin zaptı yakın" diyen Nazım'ın torunlarıyız, düştüğümüz yerden bir avuç toprakla kalkarız. Cihana hükmeden bir imparatorluğun torunlarıyız, hangi çılgın bize zincir vuracakmış, şaşarız! Zaten tarihe şöyle bir bakınca da görüyoruz ki hayat ne zaman bittiğini değil ne kadar direndiğini hatırlar. Kabullenmek, bedeli özgürlük olan alışveriştir. Oysa yapman gerek çok basittir; Dünyayı değiştiremiyorsan, dünyanı değiştir! …………………..*……………………… Haftanın Fırsatı; Ekonomik umutları şahlandırdı! Suudi Arabistan ile Türkiye arasında 2 milyar dolarlık güneş enerjisi yatırımı anlaşması imzalandı. Suudi Arabistan ile imzalanan yenilenebilir enerji santrali projesi anlaşmasına göre Türkiye 2035 yılında, güneşte ve rüzgârda 120 bin megavatlık bir kurulu güce ulaşacak. Ülkemize ucuz elektrik sağlayacak büyük ölçekli bu proje ile Türkiye'de bugüne kadar gördüğümüz en düşük fiyatla elektrik alınmış olacak. Valla ben elektrik aldım bu projeden, kulağa çok güzel geliyor. Tez zamanda yapılsın inşallah! Haftanın Aktivist Hareketi; Biraz delirmişlikle de ilintili! İstanbul Galata'da bir balıkçının tuttuğu balıkları denize atan vegan bir kadın, "Hayvanları yemeyin" diyerek tepki gösterdi! Sabah 7'den öğlene kadar 2.5 kilo istavrit balık tutan 65 yaşındaki Ahmet G.'nin bir kova balığını alıp tereddütsüz olarak denize döken aktivitist bir kadın, balıkların yaşam hakkı olduğunu ve onları yemek yerine alternatif yemek çareleri bulunması gerektiğini, yaptığının arkasında olduğunu söyledi! Benim merek ettiğim ise, nasıl dayak yemediği! Şanslıymış sanki! Haftanın Dolandırıcılığı; Sosyal medya üzerinden gerçekleşti! Sosyal medyada, "sermayenizi 5'e katlayın" reklamlarına kanan 9 kişi, 127 milyon lirasını dolandırıcılara kaptırdı! Instagram uygulaması üzerinden 'yatırım danışmanı' sıfatıyla popüler içerikler yayınlayarak reklam paylaşımları yapan ve takipçilerine borsada bulunan şirket hisselerinde günlük alım satım yaparak kısa sürede sermayenin beş katı kadar kazanç vaat eden 154 şüpheli yakalandı, çalıştırdıkları 50 paravan şirkete de el konuldu! Bedava peynirin fare kapanında olduğunu, kolay yoldan para kazanmanın sonunun hep hüsran olduğu ne zaman anlaşılacak acaba? Haftanın Gururu; Dünya birincimiz! Lise öğrencisi Yusuf Demirkaya, ABD'nin Houston kentinde düzenlenen "Copernicus Olimpiyatı"nda fizik ve astronomi alanında dünya birincisi oldu! TÜBİTAK 4001 – Ulusal ve Uluslararası Yarışma/Etkinlik Katılım Desteği kapsamında desteklenen Cağaloğlu Anadolu Lisesi ve Fatih İslam Seçen Bilim ve Sanat Merkezi fizik proje öğrencisi Demirkaya, koltuklarımızı kabarttı, hepimizi gururlandırdı! Helal sana çocuk! Yolun açık olsun! Haftanın Korkusu; Parazit! Her yıl 250 milyon kişinin yakalandığı ve cinsel organları hedef alan bir parazitlerle oluşan "şiştozomiyaz" hastalığı, bu parazitleri taşıyan salyangozların olduğu Afrika'da ortaya çıktı. Çin, Venezuela ve Endonezya'nın da aralarında bulunduğu 78 ülkede de bulaşımı tespit edilen şiştomiyaz, ülkemizde yurtdışından dönen kişilerde tespit edilmiş ancak sayı henüz belli değil!

10 Şubat 2026 08:20

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha