×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

"Türk-arap-kürt İttifakı" Kimin Aklıdır?

Erdoğan'ın " Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte başlattığımız, akabinde devlet politikasına dönüştürerek bugünlere getirdiğimiz terörsüz Türkiye sürecimizde hamdolsun önemli merhaleler katettik." sözü bir çeşit itiraf gibiydi. Yani süreci AKP ve MHP başlatmış ama "akabinde" devlet politikasına dönüştürmüşler... "Terörsüz Türkiye süreci devlet aklının eseridir" denildiğinde, Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanlığı yapmış, emekli korgeneral İsmail Hakkı Pekin'in, "Türkiye'de bir derin devlet vardır ama bu Amerikan derin devletinin uzantılarıdır. Millî bir derin devlet yoktur. Derin millet vardır. Türkiye'nin millî bir derin devleti olsaydı, 1970-1980 arasındaki olayları, 12 Eylül'ü ve diğer müdahaleleri ve 15 Temmuz'u yaşamazdık" sözlerini hatırlatmak gerekir. Bugün, Alman Çeşmesi değil ama "Terörsüz Türkiye" denilerek devletin temelleri yıkılıyor. Öcalan'ın "kurucu önder" ilan edilmesini bile "devlet aklı" ile izah etmeye çalışanlar var! Buradaki akıl, devlet aklı değil, yabancı istihbarat örgütlerinin aklıdır. 2011 yılında 1.5 milyon çadır siparişi vererek, Türkiye'ye gelecek sığınmacıları barındırmak için hazırlık yaptılar.

Arslan Bulut

Kaynak: Yeni Çağ

27 Haziran 2026 00:01

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Arslan Bulut

Trump, Gelmeden Önce İşi Bitirdi

ExxonMobil kaynaklı birinci haberde, "Kıbrıs, Avrupa'nın bir sonraki enerji merkezi olabilir mi? ExxonMobil ve Katar Enerji, Kıbrıs açıklarındaki Glaucus ve Pegasus sahalarından doğal gazın 2033 yılına kadar akmaya başlamasını bekliyor. Pazara ulaşma olasılığı en yüksek yol ise Mısır'a bir boru hattı; burada gaz sıvılaştırılıp ihraç edilebilir, çünkü Kıbrıs'ta LNG altyapısı kurmak veya yüzer platformlar kullanmak hala maliyetli. Bu önemli çünkü Avrupa hala enerji güvenliği stratejisini yeniden şekillendiriyor ve güvenilir, çeşitlendirilmiş gaz kaynakları arıyor. Projeyi yüzde 60 ortaklıkla ExxonMobil yönetecek. Katar Enerji'nin payı ise yüzde 40." deniliyor. Haberin altındaki yorumlarda ise " Dünyanın en büyük 4 enerji şirketi, Mayıs 2026'da, birkaç hafta arayla Suriye'nin açık deniz sularını keşfetmek için anlaşmalar imzaladı: Chevron, Conoco Phillips, Total Enerji ve- Katar Enerji... Sahaların toplamda yaklaşık 7-9 trilyon metreküp gaz rezervine sahip olduğu tahmin ediliyor." bilgileri hatırlatılıyor. *** İkinci haber ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı sitesinden... "TPAO ve EXXONMOBIL Güçlerini Birleştirdi" başlıklı haberde, "Türkiye Petrolleri ile ExxonMobil'in alt şirketi ESSO Exploration International Limited arasında önemli bir mutabakat zaptı imzalandı. Karadeniz ve Akdeniz'de yeni arama alanlarını içeren anlaşma, karşılıklı olarak kararlaştırılacak diğer potansiyel uluslararası alanları da kapsayacak. TPAO Genel Müdürü Cem Erdem ile Exxonmobil adına Başkan Yardımcısı John Ardill, İstanbul'da düzenlenen törende imzaları attı." bilgisi verildikten sonra törene refakat eden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın, sosyal medyadaki açıklaması paylaşılıyor: "Milli petrol şirketimiz TPAO ile ExxonMobil alt şirketi ESSO Exploration International Limited arasında, Karadeniz ve Akdeniz'deki yeni arama alanlarını ve karşılıklı olarak kararlaştırılacak diğer potansiyel uluslararası alanları kapsayan petrol ve doğal gaz sektöründe bir Mutabakat Zaptı imzalandı. Derin deniz arama ve sondajındaki teknik yeteneklerimizi, ExxonMobil'in uluslararası deneyimiyle birleştirerek, operasyonel etkinliğimizi artırmayı ve yeni keşiflerin önünü açmayı hedefliyoruz. Enerjide bağımsız bir Türkiye hedefimiz doğrultusunda, uluslararası iş birlikleriyle kurumsal kapasitemizi güçlendiriyor ve bölgemizin enerji merkezi olma yolunda ilerliyoruz." *** Tamer Aşut soruyor: Rumlar, Kıbrıs'ta Türkün varlığını inkâr ederek tek başına, Exxon ile anlaşıyor. Bunu biz önerirsek ve dünya bu şeklide kabul ederse, yarın Meis için de aynı hakkı istediklerinde Libya ile yaptığımız anlaşma çöp olacak, hatta Akdeniz'de yüzmek için vize almak zorunda kalacağız." *** Görüldüğü gibi Trump, daha Ankara'ya gelmeden dünyanın en büyük petrol şirketi ExxonMobil, Doğu Akdeniz'e el koymuş durumda; Karadeniz'e de TPAO sayesinde açılacak.

08 Temmuz 2026 00:01

Arslan Bulut

Nato'nun Asker Papazları Ve Orta Doğu Nato'su

Oysa Eski NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, İstanbul'daki NATO zirvesinde, "İhtiyaç olan yere güvenlik taşıyan yeni bir NATO kuracağız" demişti. İncil'in Yeni Ahid bölümünü yazanlar havariler değil, 'güzel haber/tebliğ' anlamına gelen "testamentler "in yazıcıları olan Evangelistlerdir: " NATO'nun gizli askeri operasyonlarının yanı sıra bir gizli misyonu daha vardır. Bu da sembolü olan 4'lü haçın gösterdiği misyondur: Dünyanın dört bir yanına ve yönüne 'Askeri Misyonerler' göndermek ve Evangelistlerin testamentlerini buralara sokmak ve yerleştirmektir. NATO'nun özellikle Orta Doğu'ya, Türk Cumhuriyetleri'ne ve Kafkasya'ya yönelik askeri misyonerlik çalışmaları, Türkiye'deki askeri üslerinde görevli asker papazlar tarafından yürütülmektedir."

07 Temmuz 2026 00:01

Arslan Bulut

Ya Asıl Tehdit, Nato'dan Geliyorsa

Açıklamada "Türkiye'nin savunma sanayisindeki yerli ve milli gücünün en önemli sütunlarından biri olan ASELSAN gibi stratejik öneme sahip milli bir değerimizin yabancı bir şirkete satılması ya da devredilmesi söz konusu değildir. Vatandaşlarımızın, gerçeklerle bağdaşmayan art niyetli açıklama ve paylaşımlara itibar etmemesi önemle rica olunur." ifadelerine yer verildi. *** Emekli Tuğgeneral Osman Aydoğan'ın "TSK Güçlendirme Vakfı: Bir hukuki kuşatma ve mülksüzleştirme hikayesi" başlıklı bir incelemesi yayınlandı. Bu incelemenin özeti şöyle: "17 Haziran 1987 tarihinde Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakıfları birleştirilerek ''Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'' kuruluyor… TSK Güçlendirme Vakfı 26 Eylül 1987 tarihinde faaliyete başlıyor. Vakfın mal varlığı büyük ölçüde milletin yaptığı bağışlarla oluşuyor. Çiftçinin, işçinin, memurun, öğrencinin ve emeklinin yaptığı küçük bağışlar zaman içinde Türkiye'nin en büyük savunma sanayii kuruluşlarını ortaya çıkarıyor. Bu yönüyle Vakıf, yalnızca bir özel hukuk tüzel kişiliğini değil; milletin ortak iradesini ve ortak emanetini de temsil ediyor. Vakfın savunma sanayi alanında kurduğu şirketler büyüyerek dünya çapında savunma sanayi şirketleri haline geliyor. Bu şirketler; (parantez içerisindeki rakamlar TSKGV'nin hisse oranıdır) ASELSAN (%74,2), TUSAŞ (%54,5), ROKETSAN (%55,33), HAVELSAN (%99,5), İŞBİR (%99,9) ve ASPİLSAN (%98,3) şirketleridir. TSK Güçlendirme Vakfı'nın; Turktıpsan, Ditaş, Netaş, Mercedes-Benz Türk, TEI, Heaş ve HTR şirketleriyle de ortaklıkları bulunuyor. TSK Güçlendirme Vakfı'nın ayrıca; STM, Mikes, Ehsim ve Esdaş şirketleriyle de dolaylı ortaklıkları bulunuyor. 2017 yılında ise TBMM'ye, AK Parti Genel Sekreteri, Ankara Milletvekili Fatih Şahin ve İstanbul Milletvekili Şirin Ünal'ın imzaları ile 'TSK Güçlendirme Vakfı Kanunu'nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi' sunuluyor. TSK Güçlendirme Vakfı Kanunu'nun 2. Maddesi'ne 'Vakfa başlangıçta özgülenen mal ve haklar ile vakfın sonradan iktisap ettiği mal ve haklar, Vakıf yetkili organının kararı ile daha yararlı olanlarla değiştirilebilir veya paraya çevrilebilir.' hükmü ekleniyor. Yine bu maddeye eklenen ifade ile mütevelli heyeti belirleniyor: 'Vakıf Mütevelli Heyeti, Cumhurbaşkanı başkanlığında, Cumhurbaşkanının görevlendireceği Cumhurbaşkanı yardımcısı, Milli Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Sanayii Başkanından oluşur.' Yani yürütme organı, vakfın yönetimini üstleniyor! Ortaya çıkan bu tablo, meselenin sadece anlık bir ekonomik tercih ya da şirket satışı rivayeti olmadığını gösteriyor. Yaşanan gelişmeler, bu toprakların en köklü toplumsal dayanışma ve savunma vakfının adım adım mülksüzleştirilmesi riskiyle karşı karşıya kalındığına işaret ediyor." *** Diğer taraftan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, 7-8 Temmuz'da gerçekleştirilecek 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında yayıncı kuruluşların, ' haber ve tartışma programlarında kamu yararını ve milli güvenlik perspektifini gözetmesinin büyük önem arz ettiği' açıklamasını yaptı.

06 Temmuz 2026 00:01

Arslan Bulut

Aselsan'a Neden Göz Diktiler?

Sözcü'ye konuşan ve BlackRock Fonu'nun ASELSAN'ı almak için Büyükelçi Tom Barrack'ı görevlendiğini söyleyen Arıkan, "Milli değerimizi, Trump'a mı hediye edeceksiniz?" diye sordu. Türkiye'nin en değerli şirketi olan ve 35 milyar dolar değer biçilen 16 bin çalışanı ile 50 yıldır TSK'nin askeri haberleşme ihtiyacını karşılayan savunma sanayi devi ASELSAN'ın satışı için hazırlık yapıldığını ifade eden Mahmut Arıkan, Black Rock Fonu Başkanı Larry Fink'in mart ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeyi hatırlattı. "Lary Fink ile ne görüştünüz, neyin sözünü verdiniz? Bu görüşmede ASELSAN var mıydı?" diye soran Arıkan, "Kıbrıs Barış Harekâtı, Türkiye'nin önüne çok acı bir gerçeği koydu ve ağır bir askeri ambargo başladı. Parasıyla telsiz bile alamadık. Acı tecrübenin hemen ardından, 1975 yılında MSP-CHP koalisyon hükümetinin ortaya koyduğu güçlü iradeyle ASELSAN'ın temelleri atıldı. Bu tarihi gerçek ortadayken, ASELSAN'ın satışı, özelleştirilmesi, fona devri, iddia düzeyinde bile olsa kabul edilemez." dedi. Mason "Kalkınma hızını düşürün. Meyve, balık üretimini artırın, turizmi geliştirin" demişti... "Türk-Amerikan Askerî İlişkileri"ni anlatan Amiral Sezai Orkunt ise, "Silâhlanmada standartlaşma, ateşten bir gömlek giymek demektir" diyordu... Orkunt'un verdiği bilgilere göre, ABD Dış Yardımlar 1978 yılı müzakerelerinde "Çeşitli ülkelerde askerî ve siyasî kadrolarda önemli mevkiler işgal edecek subayların eğitiminin öneminden" bahsedilmişti... Nitekim, Türkiye'de üretildiği iddia olunan F-16'ların sayısını 160'a çıkarmak için, ABD Başkanı George Bush garanti verecek, karşılığında "Çekiç-Güç" gibi bir imtiyaz sağlayacaktır. ABD, Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi alan Türkiye'ye ambargo koymuş ve parasını aldığı halde F-35'leri vermemiştir.

04 Temmuz 2026 00:26

Arslan Bulut

Kelimelerin Gücü Adına

MİT Başkanı İbrahim Kalın, teknolojinin insanlığın yararına kullanılmasının stratejik bir zorunluluk olduğunu belirterek, bazı teknoloji şirketlerinin etik ve hukuki sınırları hiçe saymasının küresel güvenlik açısından ciddi risk oluşturduğunu söyledi. Teknolojinin giderek kendi teknokrasisini ürettiğini belirten Kalın, bu yapının bir kolunun ise "teknofaşizme" doğru evrilme riski taşıdığına dikkat çekti. Teknolojinin güvenlik, dayanıklılık ve egemenlik açısından stratejik önem taşıdığını vurgulayan Kalın, aynı teknolojinin bazı aktörlerin elinde "köleleştirilmiş bir yıkıcı silaha" dönüşebileceğini belirtti. İnsanlığa tarih boyunca "söz" hükmetmiştir. Şimdi söz söyleme veya söyletme yetkisi Batı'nın elindedir. Batının ürettiği söze, karşı söz üretmek mümkünse de bunu insanlığa sunmanın araçları da Batı'nın kontrolündedir. Bunun çok belirgin örneğini, Batı merkezli "pandemi" dayatmaları sırasında yaşadık. *** MİT Başkanı'nın durumu tespit etmesi iyi de çözüm konusunda adım atması beklenen hükümetlerin, halkların özgür iradesiyle oluşmadığı, aksine dünyanın büyük kısmında iktidarların Batı destekli olduğu, bunların da Türkiye'deki gibi muhalefeti, her türlü hukuk dışı yöntemle ezdiği bilinmektedir. Yine de teknolojik sansürü de teknofaşizmi de hükümetlerin baskısını da yıkacak olan "söz" dür. Konfüçyüs, "Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız" demiştir.

03 Temmuz 2026 00:01

Arslan Bulut

Nato'dan Görücü Geliyor

İYİ Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesi otoyolların çevresine yerleştirilen NATO logolu panellerin önünde yaptığı açıklamada, "Bu panellere 181 milyon lira para harcandı. Bu paneller bazı şeyleri öne çıkartmak, bazı şeyleri de kapatmak ve karartmak için kullanılıyor. Bu panellerin arkasında asıl ne var biliyor musunuz? Fakirlik var, yoksulluk var, yıkıntı var, açlık var, sefalet var." dedi. Madem, halkın fakirliğinden utanılıyor, her biri için birer milyon lira harcansa, 181 gecekondu, 181 villaya dönüşürdü... NATO Zirvesi sırasında başkentte, 56 bin güvenlik personeli görev yapacak. *** İYİ Pati Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, grup konuşmasında "Bugün Ankara'da yaşanan manzaraya bakıyoruz. Yollar kapanıyor. Şehir, olağan düzeninden çıkarılıyor. Üniversiteler, kamu kurumları kapatılıyor. Gündelik hayat, güvenlik tedbirleri bahanesiyle zorlanıyor. Gazetecilerin akreditasyonları tartışma konusu oluyor. İnsanlar yasaklarla, gözaltılarla karşı karşıya bırakılıyor. Türkiye, NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapıyor diye kendi vatandaşına yabancı muamelesi yapmak zorunda değildir. Gazeteciden, öğrenciden, akademisyenden, sivil toplumdan korkmak zorunda değildir. Devlet ciddiyeti bu değildir. Türkiye'nin itibarı, boyanan duvarlarla, kapatılan yollarla, susturulan gazetecilerle ölçülmez. Türkiye'nin itibarı, hukukunun güvenilirliğiyle, kurumlarının ciddiyetiyle ve dış politikasının tutarlılığıyla ölçülür." dedi. *** Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından düzenli olarak yaptırılan "Eurobarometer" anketinde Avrupalıların yüzde 29'u gelecek 5 yıl içinde kendi yaşam standartlarının düşeceği endişesini dile getirirken, bu yaklaşımın en yaygın olduğu ülkeler arasında Fransa, Portekiz, Avusturya ve Almanya öne çıktı. NATO toplantısına katılacak ülkelerin liderleri, Türkiye'deki bu sefalet tablosunu bilmiyor olamaz. Nitekim, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, "Türkiye, son derece önemli. İttifaktaki en güçlü ordulardan. Son derece iyi donanımlı, eğitimli. Devasa savunma sanayisi avantajına sahip." dedi.

02 Temmuz 2026 00:01

Arslan Bulut

Teröristin Onuru Ve Türk Milleti'nin Onuru

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada, önce NATO zirvesini ele aldı: -NATO zirveleri dünyanın hangi yöne doğru savrulacağının kararını veren zirvelerdir. 2026 NATO zirvesinin Ankara'da toplanması bir tesadüf değildir. NATO 2030 konsepti sürekli gündemdedir. Yani Türkiye bütçesinin yaklaşık yüzde 11,5'i askeri harcamalara gidecek. Hanelerin yüzde 51,8'i yoksullukla mücadele etmektedir. Yalnız Bakırhan ve temsil ettiği siyasi partinin hatta örgütün, "Kürt meselesi " olarak tanımladığı bakış açısı da bir güvenlik sorunudur. Bakırhan, "Dönüş varsa güvence olmalıdır, hukuk varsa herkes için aynı açıklıkta olmalıdır. Kimse yarın başıma ne gelir belirsizliğiyle yola çıkmaz. Çekip gitmiş, itiraz ettiği için yıllarca sürgünde ya da dağda kalmış insanlar, görmediği ve güvenmediği bir yasa için gelir mi? Çerçeve yasa dönmek isteyenlerin onuruyla dönebileceği gerçekçi bir yasa olmalıdır; insanların onurunu kıracak bir yorumlama olmamalıdır." diyor. Yani Türkiye'de birlikte yaşaması için teröristlerin onurlu dönüşünü şart koşuyor hatta "Öcalan'a özgürlük" mitinglerini överek "Toplum, bu süreçte Sayın Öcalan'a daha fazla alan açılmasını istiyor. Muhatapsa alanını aç ya. Hem muhatap hem 12 metrelik hücrede hem haftalardır görüşülmüyor." diye konuşuyor. Bakırhan, "Eşit yurttaşlığın hayatta karşılık bulmasını istiyoruz ya. Eşit olmayı istemenin neresi kötü, neresi suç? Neresi kavga gerekçesidir? Senin sahip olduğun haklara diğeri de sahip olmak istiyor. Hani kardeşçe birlikte yaşıyoruz, yüzlerce yıllık bir geçmişimiz var, bir hukukumuz var, bir tarihimiz var, bir kader birliğimiz var. Tarihin en zorlu dönemlerinde birlikte hareket etmişiz. Millet 1900'lerin başında ulus demiş, kendisine devlet kurmuş; biz kardeşiz, ayrı devlete gerek yok, bu devlet ikimizi de hepimizi de temsil eder demişiz. Niye buna uygun davranmıyorsun? Bu kadar açık, bu kadar berrak bir meselede artık birilerinin sesine kulak verilmelidir." derken gerçekleri saptırmaya çalışıyor... Bakırhan, "Biz 100 yıllık bir yarayı sarmaya çalışıyoruz." derken devletin kuruluş felsefesini "yara" olarak gördüklerini söylemiş oluyor.

01 Temmuz 2026 00:01

Arslan Bulut

'Sığır'lara Karekod Veya Barkod Takmak

Sağlık Bakanlığı, "pandemi" gerekçesiyle iki doz aşı olanların "Hayat Eve Sığar" uygulaması üzerinden "Türkiye Cumhuriyeti Aşı Kimliği" oluşturabileceğini açıklamıştı. İl kodu bulunan plastik kulak küpeleri yeni doğan hayvanlarda 31 Aralık 2026'ya kadar kullanılabilecek. *** "Aşı kimliğinde karekod" uygulamasıyla, Türkiye, sığırlardan önce insanları, ürün statüsüne almıştı. Biz bu uygulamayı eleştirdiğimizde, medyada bir güruh, "Aşı karşıtları, herkese çip takılacağını iddia ediyor, bunlar komplo teorisidir" diyordu. Washington Times gazetesi ise Bill Gates'in Ocak 2019'da "biyometrik tabanlı bir tanımlama ve izleme sistemi" projesini açıkladığını ve sistemi 1.5 milyar nüfuslu Hindistan'da uygulamaya başladığını da yazıyordu. Türkiye'de sadece bir televizyon, bu haberi, "karantinayı protesto ettiler" diye vermişti. Alman devletini uyarıyorlar, "Bill Gates'in çiplerine hayır" diyorlardı. Oysa göstericiler, aşıya değil, Bill Gates'in "terapötik parçacık" dediği nubotlara yani "haberleşme molekülleri" ne ve projeyle bağlantılı şirketlere, devletlere ve Dünya Sağlık Örgütü'ne güvenmediklerini sergilemişti... Elon Musk ise "Kafatasınıza bir delik açacağım ve beyninize çip yerleştireceğim. Artık dillere gerek kalmayacak. İnsanlar birbiriyle frekans yoluyla anlaşacak" diyordu...

30 Haziran 2026 00:01

Arslan Bulut

Sorun, Tarihe Kayıt Düşmekse...

Önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında "Terörsüz Türkiye süreci" konusunda Cumhur İttifakı olarak yasal bir çerçeve üzerinde çalıştıklarını açıkladı ve "Önümüzdeki süreçte Meclis'in de desteğiyle tarihe bir kayıt düşeceğiz." dedi. Ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Terör işinin yüzde 80-90'ı bitti. Yakın zamanda artık terör, Türkiye'nin tamamıyla gündeminden kalkacaktır." dedi. TBMM Başkanı, "Çıkarılacak yasa asla af niteliğinde olmayacaktır. Öyle bir algı şeklinde olmayacaktır. Bunun daha çok bir infaz düzenlemesi olması gerekir." ifadelerini kullandı. Son olarak da DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Mersin'de konuştu ve "Çok önemli bir komisyon oluştu parlamentoda ve çok da önemli çalışmalar yaptı, doğrudur. Ama onun akabinde özellikle beklenen kök yasa, çerçeve yasa hala parlamentoya gelmiş değil. Bu yasayı Kürt halkı, Türkiye halkları olarak, Türkiye'nin bütün demokrasi güçleri olarak hep birlikte bekliyoruz. Ve şunu çok iyi biliyoruz ki Kürt sorunu sadece bir yasaya sığdırılarak tabii ki çözülmez. Bunun farkındayız. Ama bu yasayı neden bu kadar önemsedik? Neden her mikrofonu elimize aldığımızda, neden her toplantıda ve konuşmamızda bu çerçeve yasayı gündem ettik? Çünkü bu kök yasa başka yasalar için bir zemin hazırlayacak. Bunu umut ediyoruz. Bu yasa çıkarsa ilk kez Kürt sorunu yasal ve hukuki zeminde konuşulmuş olacak; bir yasayla, bir metinle, bir hukuki metinle işlenmiş olacak. Bu çok değerli, çok kıymetli." dedi. *** İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ise Tandoğan mitinginde "Terörist başı 50 bin insanın katilini en ciddi muhatap bilenler, artık ne derse desin, bizim muhatabımız değildir. Yaşınızı başınızı almış olsanız da az ötede oynayın... Oynayabildiğiniz vakte kadar... Her an şu ses kulağınızda çınlasın: İhanetin zamanaşımı yoktur! İhanetin zamanaşımı yoktur! ihanetin yaşı da yoktur, zamanaşımı da yoktur! Her geçen gün hesap vermeye bir gün daha yaklaşacaksınız!" dedi. *** "Bu ittifak, Abdullah Öcalan ittifakı olarak tarihe geçecektir" ifadesini kullanan Dervişoğlu, şöyle konuştu: -Devlet, Kürtler ile PKK'lı teröristler arasına her zaman kalın duvarlar çekti. Şimdiyse, Kürtler ile PKK'yı birbirinden ayırmaya çalışan "Devlet Aklı" gitmiş, yerine Öcalan 'ı Kürtlerin ulusal lideri yapmaya çalışan "Devlet Bahçeli aklı" gelmiştir.

29 Haziran 2026 00:01

Arslan Bulut

Nato'ya Ayıp Olmasın

Ümit Özdağ, bu soruyu şöyle cevaplandırdı: "İktidar her geçen gün zayıflıyor. Seçmene ve kendisine güveni yitiriyor. Zayıfladığı ve güveni yitirdiği için de baskıcı önlemlerle muhalefeti baskı altına alıp konuşturmamaya çalışıyor, bölmeye çalışıyor. Bakın bugünlerde birçok Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanı nereye geçiyor? Niye geçiyorlar? Söyleyeyim size; tutuklanmamak için geçiyorlar. Peki bunlar CHP'de kalırlarsa tutuklanacaklarsa, AK Parti'ye geçtiklerinde neden tutuklanmıyorlar? Davalardan beraat ediyorlar. Bu adalet mi? Bakın, bu iktidarın yaptıkları iktidarın gücünü değil, güçsüzlüğünü gösteriyor. Ve bugün AK Parti içinde dört tane ayrı grup Erdoğan sonrasının hazırlığını yapıyor. Bunların kavgaları yaşanıyor. Güçlü bir iktidar, Türkiye'yi buhranından çıkartacak bir iktidar; AK Parti iktidarı veya AK Parti'nin içinde olduğu bir iktidar asla olamaz. Durum budur arkadaşlar." *** Orhan Veli'nin "Ne atom bombası, Ne Londra Konferansı, Bir elinde cımbız, Bir elinde ayna; Umurunda mı dünya..." şiirine nazire yaparak, "Ne atom bombası, Ne Ankara'daki NATO toplantısı, Varsa yoksa pastırma, sucuk fiyatı" diyecektim ama baktım ki Abdurrahman Dilipak, tam da bu konuyu ele almış: "ASAL Araştırma, halk nazarında 'Türkiye'nin en önemli sorunu nedir?' diye soruşturmuş, sonuç felaket: Ekonomi ve hayat pahalılığı yüzde 60,4... Gerisini boş ver. 2. sırada 'Adalet' var yüzde 10, 'Eğitim' yüzde 5, Terör yüzde 2, Kürt sorunu yüzde 1... Siz'Türkiye barışı', 'Terörsüz Türkiye' mi demiştiniz? Bunlara'Plan değil pilav lazım!' Onların müşterisi yok. Aile mi derseniz, aile, 'diğerleri' nin içinde gizli sanırım. Yani anlayacağınız 'Ailenin adı yok'. ' Aile nasıl kurtulur?' diye soran da yok. Ahalinin hâline bakar mısınız: 'Ne atom bombası, Ne Londra Konferansı; Bir elinde ayna, bir elinde cımbız, Umurunda mı dünya.' Tabii Gazze, İran-ABD savaşı, Lübnan'ın işgali, AB'nin Türkiye raporu, NATO zirvesi, COVID skandalının patlaması meselesi milletin umurunda değil. Hani bir de hayat pahalılığı olmasa onun için her şey yoluna girecek. Ve tabii ' geçim derdi' ne düşenlerin 'seçim derdi' de olmaz. Ona kim ekmek verirse oyunu ona vermeye hazır. Bunu verecekse nadir elementler onun için sorun değil." *** İktidar ise NATO toplantısına büyük önem veriyor. *** Trump ise "Erdoğan'gel' dedi, gidiyorum. Erdoğan'a saygımdan dolayı NATO'ya katılacağım, o olmasaydı belki zirveye gitmezdim. Erdoğan'a bir hediye verebilirim" dedi. Trump'ın Erdoğan'a övgüleri sıklaştı. Trump, " İran savaşından uzak durduğu için" diyor ama, kokusu yakında ortaya çıkar...

26 Haziran 2026 00:01

Arslan Bulut

Erdoğan'ın Övdüğü "Kuşatıcı Yaklaşım"

Recep Tayyip Erdoğan, "AK Parti Genel Başkanı" olarak yaptığı açıklamada "Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte başlattığımız, akabinde devlet politikasına dönüştürerek bugünlere getirdiğimiz terörsüz Türkiye sürecimizde hamdolsun önemli merhaleler katettik. Sürecin önündeki en önemli engellerden biri olan Suriye'nin kuzeyindeki sorun, Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Şara'nın kuşatıcı yaklaşımıyla büyük ölçüde çözüme kavuştu. Entegrasyon süreci çeşitli güçlerle karşılaşmasına rağmen hamdolsun başarıyla hayata geçiriliyor. Biz de süreci yakından takip ediyor gerekli katkıyı sunuyoruz. 13,5 yıllık iç savaşın ardından Suriyeli kardeşlerimizin ülkelerine yeniden sahip çıkmalarını memnuniyetle karşılıyoruz. Örgütün tasfiye sürecini hızlandıracak yasal çerçeve üzerinde çalışıyoruz. Gerekli istişareleri yaptıktan sonra düzenlemeyi Meclis'in takdirine sunacağız. Devletimizin niteliklerinden milletimizin değerlerinden taviz vermeden meseleyi çözecek kapasiteye sahip olduğumuza inanıyorum." dedi. Zaten Suriye'de PYD/YPG ile mutabakat imzalandığı zaman "AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü" Ömer Çelik, "Cumhurbaşkanı'mızın tek Suriye'ye yaptığı vurgu, Suriye'yi bütün Suriyelilerin beraber yönetmesi gerektiğine dair vurgusu, bugün küresel mutabakatın omurgasını teşkil etmektedir. Suriye'deki, Irak'taki terör yapılarının tasfiyesi, Türkiye'nin terörsüz bölge hedefiyle son derece uyumludur" demiş, DEM Parti adına da Pervin Buldan, "Kürtler Suriye'de 'statü' elde etti. Şimdi sıra Türkiye'de..." diye konuşmuştu... *** Millî Egemenlik Platformu ise yayınladığı bildiride " Bölücü terör örgütü uzantılarının 27-28 Haziran'da 4 ilimizde düzenleyeceklerini açıkladıkları ' Öcalan'a Özgürlük mitingleri' terör ve terörizm karşısında diz çökmek anlamına gelecektir. Türkiye Cumhuriyeti böyle bir zillet içerisine düşürülemez. Millî Egemenliğimiz, milletimizin birliği, vatanımızın ve devletimizin bölünmez bütünlüğü geçici süreyle yetkilendirilmiş iktidarların devamından çok daha önemlidir. Türk Yargısının mahkûm ettiği eli kanlı katillere af veya özgürlük mitingleri yargıya da başkaldırıdır, müsaade edilemez. Bu düşünceden hareketle partiler üstü millî bir görev olarak kabul ettiğimiz 27 Haziran Tandoğan mitingine tüm mensuplarımızla katılacağız. Milletimizi, ortak hedef ve endişelerimizi taşıyan kişi, kurum ve kuruluşları mitinge katılmaya ve katılım çağrısı yapmaya davet ediyoruz." denildi. *** Özetle Erdoğan, Suriye PKK'sının devlete ve hükümete ortak edilmesini, "kuşatıcı yaklaşım" olarak nitelendirdiğine göre, örgütün Türkiye'de de devlete ve hükümete ortak edilmesi söz konusu...

25 Haziran 2026 00:01

Arslan Bulut

"Muhalefeti Dönüştüreceğiz" Sözü Kime Ait?

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP'de hukuka aykırı mutlak butlan kararıyla başlayan sürece ilişkin "Türkiye'nin muhalefet açığı giderek daha fazla büyüyor. Siyaset kurumunun koltuk ve kariyer sevdalılarının elinde düşürüldüğü içler acısı hali gördükçe inanın, ülkemiz adına biz üzülüyoruz. Rakibimiz de olsa muhalefet de olsa Türkiye'nin ikinci büyük partisinin kavgayla gerilimle anılmasını doğru bulmuyoruz. Kalitemize ve kalibremize uygun bir muhalefet arayışımız bugün de devam etmektedir" dedi. *** Erdoğan, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu 'nun tutuklanmasından tam bir ay önce, Ankara Spor Salonu'nda düzenlenen AK Parti 8. Olağan Büyük Kongresi'ndeki konuşmasında da "Demokrasiyi, üzerine terör ve hırsızlık gölgesi düşürerek zehirleyen, iftirayı ve çarpıtmayı siyasal iletişimin merkezine yerleştiren, hakikatle ilişkisi her geçen gün daha da kopan bir muhalefet sorunumuz vardır. Ülkemizin ve milletimizin her meselesinin çözüm adresi gibi, bu toksik demokrasinin panzehiri de AK Parti ve Cumhur İttifakı'dır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, hem vesayetin, hem siyasi istikrarsızlığın, hem de toksik demokrasinin önündeki en büyük engeldir. Türkiye Yüzyılı'nı inşa ederken, muhalefeti dönüştürme görevimizi de adım adım yerine getirmekten kaçınmayacağız. Bunu da hep olduğu gibi siyasetin er meydanında yapacağız." demişti. *** Erdoğan, "Muhalefeti dönüştürme görevimizi siyasetin er meydanında yapacağız." dedi ama bu iş, siyasetin er meydanında değil, adliye koridorlarında sürdürüldü! **** "Erdoğan'ın 'muhalefeti dönüştürme' görevi" konusunda CHP Ankara milletvekili Tekin Bingöl, 7 Şubat 2025 tarihli Cumhuriyet'te bir makale yazdı ve "Bu itirafı, muhalefetin bazı kesimlerini kendine benzeterek etkisizleştirmeye; bazılarını yok etmeye, baskı ve zor yoluyla ortadan kaldırmaya çalışmasıyla somutlaşıyor. Bazılarını ise toplumsal muhalefetin kontrol altında tutulmasına yarayacak ancak kendisine zararı dokunmayacak şekilde tutmak istiyor. Muhalefet ne yapacak? İktidarın arkasına hizalanacak mı? Erdoğan'ın kendilerini görmek istediği sınırlara hapsedecek mi? Yoksa Türkiye'de bütün yurttaşların barış, huzur ve refah içinde yaşamasının teminatı olmak için iktidar yürüyüşünü kararlılıkla sürdürecek mi? Asıl soru ve yanıt burada. Muhalefeti dönüştürmek anlayışı, otokratik ve baskıcı yönetimlerin uygulamasıdır. Erdoğan hangi yönteme, hangi baskıya başvurursa başvursun muhalefeti dönüştüremeyeceğini görecek. Ama muhalefet ilk seçimde iktidar partisini yenerek Erdoğan'ı emekli edecek." dedi.

24 Haziran 2026 00:01

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha