
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Yapay Zekâ Eylem Planı'nı ilan etti. "Fark Et, İstifade Et, Üret, Yönet" başlıklarıyla yalnız teknik bir program değil, zamanın değiştiğine dair devlet aklının berrak bir beyanıydı. Mesele dinin değişmesi değildir. Kur'an sabittir, sünnet sabittir, tevhit sabittir, haram ve helalin kaynağı sabittir. Osmanlı Anayasası Mecelle'de müstesna kaide boşuna söylenmemiştir, "Ezmânın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz." Yani, zamanın değişmesiyle, içtihada dayalı bazı hükümlerin değişmesi inkâr edilemez. Bizim irfan geleneğimizde müceddid, dini yeniden icat eden adam değil dinin üzerindeki tozu silen, aslı gölgeleyen tortuları temizleyen, nas ile zaman arasındaki sahih irtibatı kuran, hurafeyi ayıklayan, aklı esaretten kurtaran kişidir yahut kadrodur. Bugün Müslümanların bir kısmı hâlâ kendi şeyhinin iki dudağı arasından dünyayı okumaya çalışıyor. Elbette tekkenin, irfan halkasının, sahih cemaat geleneğinin bu topraklara kattığı bereket inkâr edilemez. Hz. Ali'ye nispet edilen bir söz ziyadesiyle isabet eder, "Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacağı zamana göre yetiştirin." Biz ise çocuğu yapay zekâ çağına gönderiyor, eline çoğu kez yüzyıl öncesinin hamasi menkıbesini tutuşturuyoruz. Sabiti koruyacak, değişeni yenileyecek, hurafeyi temizleyecek, aklı esaretten kurtaracak. Çünkü İslam çağın gerisinde kalmaz, Müslüman çağın gerisinde kalır.
Kaynak: Star
17 Haziran 2026 08:06
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

İt İti Neden Isırmaz?
Anadolu irfanının dili kısadır, lafı süslemez, insanı soyar bırakır. Bu söz, aynı kokunun, aynı yolun, aynı niyetin, aynı çıkarın birbirini uzaktan tanımasını anlatır. "Karga karganın gözünü oymaz" der. "Kurt kurdu yemez" der. "İt ulur, birbirini bulur" der. Der de der... Sadece görünmez yakınlıkları, ortak refleksleri, aynı anda beliren telaşları gösterir. Deniz Göktaş isminde biri elinde mikrofonla mizah yapıyor görünürken kutsalın eşiğine ayakkabıyla girdi. Biri "siyasi mizahçı" der, biri espri yapanın soruşturulmasına veryansın eder, biri "mizahtan, kahkahadan korkuyorlar" diye hürriyet kürsüsü kurar. Biri "yanındayız" nöbetine geçer, biri kodesten zarf yollar, birileri meseleyi Meclis sıralarına taşır, bir başkası iktidarın özgüveninden girip mizahın dokunulmazlığından çıkar. Derken gazeteciler de aynı refleksle saf tutar. Belki de fazla kolay olduğu için söylemesi ayıp kaçıyor. Aynı kitabı okumaz, ama aynı kitaptan rahatsız olur.
03 Temmuz 2026 11:38

Gazi Koşusu Bahanesiyle At İzini İt İzine Karıştırmayın!
İlk bakışta, "Alt tarafı bir yarış" denebilir. Alt tarafı bir park dediler, içinden Gezi taştı. Alt tarafı bir yarış dediler karşımıza İngiliz aklı, Sabetayist sermaye, Siyonizm şapkası, Cumhuriyetçi mitoloji, bahis düzeni ve sanatçı tayfasının cilalı kalabalığı çıktı. Birileri "abartıyorsunuz" diyecektir. Yangın çıkmadan dumanı gösterene paranoyak derler, yangın çıkınca da "kim yaktı?" diye ağlaşırlar. "Gazi" ile "Gezi" arasındaki mesafe bazen bir harfin incelmesi kadardır. Gezi'de de aynı sanatçı kalabalığı vardı. Aynı "biz bu ülkenin gerçek sahipleriyiz" kibri vardı. Aynı Cumhuriyetçi mitoloji vardı. Mesele Gazi adının Gezi tedaisine yaklaştırılarak aynı sözde kültürel kadronun elinde yeni bir vitrine dönüştürülmesidir. Cumhuriyetçi tarih anlatısı bunu övünçle yazar: "Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı'nın en zorlu günlerinde bile at yarışlarının düzenlenmesine öncülük etmiştir." Bu bir zihniyetin vesikasıdır. Bugün Veliefendi' deki Siyonizm şapkalı, parıltılı sanatçı kalabalığına bakınca insan sormadan edemiyor: Gezi'de ağacın altından sanatçılar, posterler, manifestolar çıkmıştı. Bize yıllarca "şapka medeniyettir" dediler, niyet baş eğdirmekmiş. Şimdi "Gazi Koşusu tarihî mirastır" diyorlar, ancak yoğun sembol istismarı kokusu yayılıyor! Bize "Gezi çevre duyarlılığıdır" dediler, iktidar kavgasıymış.
01 Temmuz 2026 10:54

Boğaz'a Dayanan 3 Bin Sapığın Meydan Okumasını Püskürttük Ama…!
Temmuzun ilk günlerinde, "dünyanın en büyük eşcinsel kruvaziyeri" diye öve öve pazarlanan dev bir gemi, binlerce yolcusuyla Boğaz'ın sularına dökülmeye hazırlanıyordu. İstanbul haritada alelade bir koordinat, sıradan bir Akdeniz limanı değildir. Boğaz, gelip geçilecek derin bir su yolundan ibaret değildir. Dün Çanakkale' yi zırhlılarla geçmeye yeltenenler vardı, bugün Boğaz'ı kruvaziyerlerle yoklayanlar var. 1918'in açıktan işgali, bu defa "eşcinsel erkeklere yönelik tatil ve kruvaziyer organizasyonu" kisvesine bürünmüş görünüyor. Bu gemi Boğaz'a gelmeden evvel milletin vakarlı sesi Çanakkale'den yükselmelidir. Artık "dua edelim" deyip oturmanın değil, dua ile ayağa kalkmanın vaktidir. Mesele sadece bir geminin rotadan dönmesi değildir. "Bitti" demek, yeni oyunun ilk perdesine alkış tutmaktır. Tam yazıyı bitirdim, hitama erdirdim derken bu sefer de karşıma, LGbT'lilere yönelik seyahat turları düzenleyen bir acentenin Eylül 2026 için İstanbul'dan Kapadokya'ya turları duyurusu çıktı! Demek ki mesele bir gemiyle bitmiyor, bugün kruvaziyer, yarın "kültür turu" adı altında Ayasofya'dan Sultanahmet'e, Boğaz'dan Kapadokya'ya uzanan yeni bir vitrin kuruluyor. İstanbul'un camileri, Ayasofya'nın gölgesi, Kapadokya'nın kadim sükûtu ve bu milletin mukaddes mekânları küresel kimlik pazarlamasının süsü yapılamaz.
28 Haziran 2026 18:41

Ali Saydam'dan Robert Cialdini'ye Ya Da İknadan Aldanmaya…
Bir süredir "aldanma" temalı bir dosya üzerine eğilmiş durumdayım. Bu okumaların başında Robert Cialdini'nin "İknanın Psikolojisi" vardı. İsimleri duyunca "ne alaka!" dedim, ısrar etti. Diğer kitabın yazarı, uzun bir dönem yol arkadaşlığı ettiğim, evinde konakladığım rahmetli dostum Bülent Akyürek'ti. Malatya kitap fuarında, yazar olduğunu fark etmeyen seküler bir teyzenin "Diyet kitabı var mı?" sorusuna tezgâhtaki Ömer Seyfettin'in "Diyet" hikâyesini satmayı teklif edecek kadar da muzipti. Cialdini, koca bir ömrü insanın "evet" deme refleksine adamış. Bize der ki insan, bilgi seli altında her şeyi tek tek tartamadığı için otomatik kestirme yollara sığınır, "tık... vızzz" diye işleyen reflekslere. "Herkes yapıyor" deyip kalabalığa uyar. Sevdiğine "hayır" diyemez. "Eş ve Müşteri nasıl kaybedilir?"... Tüketici, müşteri, "özel müşteri"... İnsanın gönlünü emanet ettiği eşini, kaybedilmemesi gereken bir "özel müşteri" diye okuyor. Vaktiyle birileri "aldanmak ezelî bir şifadır" diye yazdı, lâkin bir aldanış vardır ki şifa değil, sırtını sıvazlaya sıvazlaya öldüren bir afyondur. Biri "insan nasıl ikna edilir" diye soruyor, biri "müşterini nasıl elde tutarsın" diyor, öbürü "kendini nasıl elde tutarsın" diyor. Yunus Emre kitabın ortasından söylemiş, "Ana rahmimden geldik pazara, bir kefen aldık döndük mezara..."
26 Haziran 2026 08:20

İnsan Bedeni Sınırsız Bir Coğrafya Değildir!
Bir zamanlar bu topraklarda mezuniyet törenlerinde öğrencinin beline bir kuşak bağlanırmış. "Şed kuşanma" denirmiş adına. "Artık çıraklıktan ustalığa geçtin" denirmiş o düğümle. "Artık elinden çıkan işin, dilinden dökülen sözün, baktığın yerin, tuttuğun yolun bir hesabı var." Fakat aynı memlekette, aynı mevsimde törenlerde bambaşka bir manzara kuruluyor. Onu örtmekte, onu sakınmakta, ona "sen bir meta değil, bir emanetsin" diyebilmektedir. "Bir milletin çınarı, kökü derinde olduğu için yıkılmaz", demişti biri. Bugün o suyu biz taşıyoruz, her sustuğumuz, her "bana ne" dediğimiz, her müşteri memnuniyeti uğruna yuttuğumuz "dur" ile. Anadolu irfanı boşuna söylememiştir, "Kız anadan öğrenir sofra düzmeyi, oğlan babadan öğrenir sohbet gezmeyi." Terbiye, kitaptan önce annenin hâlinden, babanın duruşundan süzülür. Bir ana kızına, "Sen seyredilecek bir manzara değil, gözetilecek bir emanetsin." şuurunu öğretebilmelidir. Bir baba kızına, "Senin kıymetin, bakışlara sunulmanda değil, bakışlardan sakınılmandadır." hissiyatını yaşatabilmelidir. - Mezuniyet gecesi çıplaklık karnavalı değildir.
24 Haziran 2026 23:34


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

İnsan Bedeni Sınırsız Bir Coğrafya Değildir!
Bir zamanlar bu topraklarda mezuniyet törenlerinde öğrencinin beline bir kuşak bağlanırmış. "Şed kuşanma" denirmiş adına. "Artık çıraklıktan ustalığa geçtin" denirmiş o düğümle. "Artık elinden çıkan işin, dilinden dökülen sözün, baktığın yerin, tuttuğun yolun bir hesabı var." Fakat aynı memlekette, aynı mevsimde törenlerde bambaşka bir manzara kuruluyor. Onu örtmekte, onu sakınmakta, ona "sen bir meta değil, bir emanetsin" diyebilmektedir. "Bir milletin çınarı, kökü derinde olduğu için yıkılmaz", demişti biri. Bugün o suyu biz taşıyoruz, her sustuğumuz, her "bana ne" dediğimiz, her müşteri memnuniyeti uğruna yuttuğumuz "dur" ile. Anadolu irfanı boşuna söylememiştir, "Kız anadan öğrenir sofra düzmeyi, oğlan babadan öğrenir sohbet gezmeyi." Terbiye, kitaptan önce annenin hâlinden, babanın duruşundan süzülür. Bir ana kızına, "Sen seyredilecek bir manzara değil, gözetilecek bir emanetsin." şuurunu öğretebilmelidir. Bir baba kızına, "Senin kıymetin, bakışlara sunulmanda değil, bakışlardan sakınılmandadır." hissiyatını yaşatabilmelidir. - Mezuniyet gecesi çıplaklık karnavalı değildir.
24 Haziran 2026 12:45

55'ten Dünya Kupası'na, Lgs'den Seçime Ekranda Sayaç, Cana Tıkaç!
Bir kumarbazın zihnine mütemadiyen 55 rakamı nakşediliyordu. Bir formanın üzerinde, bir şarkının içinde, bir tabelanın kıyısında dolaşıyor, nihayet adam o rakamı kendi iradesiyle seçtiğini sanıyordu. Eskiler buna "Telkin" derlerdi. Dünya Kupası'na şu kadar gün kaldı. O kumarbaz da öyle sanıyordu. Bir başka sayaç daha işliyor ancak hiçbir ekran köşesine yazmıyorlar! O sayaç gün saymıyor, can sayıyor. Kefen sayıyor, yetim sayıyor, enkaz altında kaldığı için rakama bile giremeyen küçücük bedenler sayıyor. Demek ki ölüm her gün ekrana yazılabiliyormuş. Biz "maç kaçta?" diye soruyoruz, onlar "cenaze kaç tane?" diye sayıyor. Dünya Kupası gelecek, geçecek. Gazze'nin sayacı ise işlemeye devam edecek, sessiz, görünmez, fakat Levh-i Mahfuz'da kayıtlı olarak. Ve bir gün, hepimizin ekranı karardığında, bize sorulacak sual, "Kupayı kim kazandı?" olmayacak!
12 Haziran 2026 10:24

Chp İsrail'in Uzantısı Mı?
Organize terör çetesi İsrail 'in "Savunma" şeysi Katz... Bizim İçişleri Bakanı'na laf atmış haspam: " Kudüs, Konstantinopolis değildir." Osmanlı bir daha gelmezmiş. CHP'yi, Ekrem İmamoğlu'nu, Kemal Kılıçdaroğlu'nu, Mansur Yavaş'ı. "Gâvurun değirmenine su taşırlar." "Din iman umurlarında değil." "Ezan okununca yüzleri değişir, Tel Aviv konuşunca cümleleri yumuşar" diyor. Sanki "Ben buradan vurayım, siz içeriden anlayın" der gibi. "Ey Katz, bizi kendi kirli hesabına etiketleyemezsin. Türkiye'nin iç muhalefeti İsrail'in dış aparatı değildir. Kudüs bahsinde, Filistin bahsinde, Türkiye'nin haysiyeti bahsinde seninle aynı kareye girmeyiz. Çek elini Filistin'den." deyin. O cevabı verdiğiniz an, yüz yıllık "gâvur dostu" yaftası bir çırpıda düşer ve algının üstünde küçük de olsa bir çatlak açılır. Ertesi sabah manşetler, " CHP İsrailli bakanı yerin dibine soktu." nevinden sizin olur. Kahvehanedeki amca bile bir an durur, çayından bir yudum alır, "Vay be, demek ki bunlar da bazen memleket tarafında durabiliyormuş" der. Yalnız o yuvarlak, sabunsu, "bölgede barıştan yanayız" cümleleriyle değil. "Demek doğruymuş" der. "Adam ta Tel Aviv'den etiketledi, bunlar gıkını çıkarmadı" der. Ya organize terör çetesi İsrail'in attığı etiketi alnınızdan söküp atacaksınız... Sonra da çıkıp "Bu halk bizi niçin yanlış anlıyor?" diye sormayacaksınız.
10 Haziran 2026 22:44

Chp İsrail'in Uzantısı Mı?
Organize terör çetesi İsrail 'in "Savunma" şeysi Katz... Bizim İçişleri Bakanı'na laf atmış haspam: " Kudüs, Konstantinopolis değildir." Osmanlı bir daha gelmezmiş. CHP'yi, Ekrem İmamoğlu'nu, Kemal Kılıçdaroğlu'nu, Mansur Yavaş'ı. "Gâvurun değirmenine su taşırlar." "Din iman umurlarında değil." "Ezan okununca yüzleri değişir, Tel Aviv konuşunca cümleleri yumuşar" diyor. Sanki "Ben buradan vurayım, siz içeriden anlayın" der gibi. "Ey Katz, bizi kendi kirli hesabına etiketleyemezsin. Türkiye'nin iç muhalefeti İsrail'in dış aparatı değildir. Kudüs bahsinde, Filistin bahsinde, Türkiye'nin haysiyeti bahsinde seninle aynı kareye girmeyiz. Çek elini Filistin'den." deyin. O cevabı verdiğiniz an, yüz yıllık "gâvur dostu" yaftası bir çırpıda düşer ve algının üstünde küçük de olsa bir çatlak açılır. Ertesi sabah manşetler, " CHP İsrailli bakanı yerin dibine soktu." nevinden sizin olur. Kahvehanedeki amca bile bir an durur, çayından bir yudum alır, "Vay be, demek ki bunlar da bazen memleket tarafında durabiliyormuş" der. Yalnız o yuvarlak, sabunsu, "bölgede barıştan yanayız" cümleleriyle değil. "Demek doğruymuş" der. "Adam ta Tel Aviv'den etiketledi, bunlar gıkını çıkarmadı" der. Ya organize terör çetesi İsrail'in attığı etiketi alnınızdan söküp atacaksınız... Sonra da çıkıp "Bu halk bizi niçin yanlış anlıyor?" diye sormayacaksınız.
10 Haziran 2026 08:57

Bir Kez Daha ''Gübre Böceği, Bts Grubu Ve Seksen Yaşında Bir Şeytan'', Bir Kez Daha İstanbul'un Surları!
Sekiz yıl evvel bir yazı yazmıştım, başlığı kimine tuhaf, kimine fazla geldi. "Gübre böceği, BTS grubu ve 11 yaşındaki kızlarımız." O gün oğlum okuldan bir şey anlatmıştı. Sınıfın kızları çantalarından birtakım resimler çıkarıyor, teneffüste öpüyor, erkeklere gösterip "bak ne kadar yakışıklılar" diyorlardı. "Fitne artık çocuklarımıza kadar ilişti. Mayalanma sürecini ateşe atmayalım, pişmeden kavrulur, köz olurlar." Kimisi güldü, kimisi omuz silkti. Sanmıştım ki aileler, eğitimciler, pedagoglar, toplumun gidişatını okuyan sosyal bilimciler eğilecek, hiç olmazsa "şu noktada yanılıyorsun" diyecekti. Karşısında bir toplumun kayıtsızlığını, bir neslin öfkesini buldu. Mesele bir çocuğa putu sevdirmekten ibaret kalmamıştı. "I am a God." Michèle Lamy. West bu şeytana "dünyanın en bilge kadını" diyor. Demek ki put bile yalnız değil, putun da putu bir şeytan. Bizim evlâtlarımız ise bu karanlık ayinin manasını bilmeden, "moda" sanarak, "eğlence" sanarak o halkanın içine giriyor. Sekiz yıl evvel, "Yaratılış gereği Gübre böceğinin bile bir rolü vardır, çocuklarımız da bir rol için seçilmiştir, şahsiyet sahibi olacaklardır. Kendi kimliğini kuramayacak kadar el hayranlığına teslim olacaklarsa varsın cahil kalsınlar" diye yazmıştım. Başlığı bile ürpertiyor: "Kanye West ve Travis Scott'tan sonra BTS'in İstanbul ihtimali sosyal medyayı hareketlendirdi." Tarih yok, yalnızca bir ihtimal. Postman, "kendimizi eğlendirerek ölüyoruz" demişti.
05 Haziran 2026 08:49

Chp Bütün Kötülüklerin Anasıdır!
Bu otantikten konuştuğumuzda CHP' nin, CHP'liliğin ve aynı frekansta gezinen zihni tortuların bizim dünyamızdaki en kısa tarifi belki de "ebter"dir. Bu ölçüye vurulduğunda CHP'nin, CHP'lilerin inanışları, erekleri, meseleleri ve kutsadıkları semboller bize helvadan put gibi görünür. Put meselesini ontolojik bir inanç zaviyesinden incelediğimizde ciddi durmamız gerekir ama CHP'liler konusu anca helvadan put gibidir. CHP'lilik bu bakımdan bir bilinç aralığının adıdır. Oysa cüce adamlardı bu CHP'liler. CHP' lilik psikozunu anlamak için kahya temsili aydınlatıcıdır. Kahya mülkün sahibi değildir. Asaletin sahibi değildir. CHP'lilik de böyle bir kahyalık hâlidir. Bu uzak nesillerin meselesi değildir. Tevhidin ilk hecesi "Lâ"dır. Bu "Lâ" yalnızca bir kelime değildir. Bugün o "Lâ"nın karşısına, kültürüyle, teknolojisiyle, Hollywood'u ile, sanat endüstrisiyle, dijital mabedleriyle küresel bir putlar düzeni çıkıyor. Bu yüzden konuşuyoruz. Kendi taklitlerini ilerleme sandıkları için bize yıllarca "gerici" dediler. Bizim için insan Allah'ın emanetidir. Tabiat Allah'ın ayetidir. Fakat yeterli değildir. CHP' lilik ebterdir. Fakat çocuklar var.
03 Haziran 2026 00:01

Düşman Sofrasında Müslümanın Hâli!
Yurt dışında yaşayan bir akademisyenin İslam ve Müslüman üzerine yazdığı kitap etrafında açılan bahis, sonrasında başka isimlere uzandı. Zira sohbet ilerledikçe, adı geçen akademisyenin ve ardından zikredilen bazı isimlerin, İslam'a düşman ekranlarda nasıl bir malzemeye dönüştürülmesi huzursuz etti. Bir Müslüman, İslam'a karşı soğuk ve yaralı bir nazarla bakan ekranların sandalyesine oturduğu vakit, yalnız kendi bedenini oraya götürmez. Fatih Altaylı'nın, Mirgün Cabas'ın, Özlem Gürses'in, Ruşen Çakır'ın sofrasında Müslümana açılan yer, bir fikir ikramı taşımaz. Bir kırık cümle, bir iç kavga, bir cemaat yarası, bir iktidar kırgınlığı, bir "biz de rahatsızız" edası beklenir. "Bakın, kendi içlerinden biri söylüyor" denir. Müslüman kendi evindeki yangını elbette görecek. Ancak yukarıda art arda sıraladığımız isimlerin ekranında Müslüman eşit konuşmacı sayılmaz. Fakat seküler kibir açıklanmaz. Müslüman bir programa çıkacaksa omurgasıyla çıkmalıdır. Müslüman için duruş, kelamdan evladır. "Senin ve kanalının zihniyetine hizmet etmeyi kendime zül addederim" demişti. Düşman memnun kalır. İslam'ın izzeti, bir program dekorunda örselenir.
29 Mayıs 2026 15:07