
"Şiddet" tanımı çok zor bir kavram, ölçütünün ne olacağı karar verici noktayı oluşturuyor. Mağdur/ mağduriyet temel ölçüt alınarak genel bir şiddet tanımı yapılabilir: "Mağdur açısından makro bir tanımlama, yani geniş anlamda şiddet "kendisi dahil herhangi bir varlığa veya doğaya yönelik olarak onu rahatsız edici veya mevcut durumunu olumsuz yönde bozucu veya olumlu olduğu bile düşünülse rızasına rağmen yapılan her tür etki" şeklinde olabilir, kısaca birinin kendisine veya bir diğerine yaptığı olumsuz etkidir. (Mağdur açısından şiddet. İlkö g retmen E g itimci Dergisi, 12, 24-31). Şiddetin illa bir karşıtı var mı, bir diğeri ile ilişkimizde en azından yaşama yaşatmaya destek olma şiddetin karşıtı gibi yorumlanabilir. Bu iki uç arasında 1) Bireysel-kurumsal, 2) Neden/niyet/amaç, 3) Aletli-aletsiz, 4) Yöneldiği obje, 5) Zarar derecesi gibi bazı ölçütler bakımından hem şiddet türleri hem de derecesi değerlendirilebilir. İlk üç ölçüt bakımından şöyle bir şema çizilebilir. Urfa ve Maraş'ta yaşananlardan öne çıkarılan kısım 1- "Bireysel", 2- "Saldırı", 3- "Silahlı/aletli", 4- "Kişilere/cana yönelik", 5- "Öldürme/cinayet" tarzında şiddettir. Hiçbir yanını ihmal etmemekle beraber gerek sebepleri gerekse çözümü bakımından en temel başlangıç sorusu, birincisidir, bu saldırıların bireysel mi kurumsal mı bir şiddet olduğudur. ABD'nin, İsrail'in saldırıları bireysel şiddetin ötesinde kurumsal şiddettir. Ancak kurumsal olanı arka plana itilmeye, sadece bireysel yanları öne çıkarılmaya çalışılmaktadır. Netanyahu veya Trump öne çıkarılmaktadır. Bunun kurumsal yanı ve daha esaslı makro tanım ve sebepleri görünmez kılınmaya çalışılmaktadır. Urfa'da ve Maraş'ta yaşananların da toplamda bir çocuk ve gence, anne babaları dahil edildiğinde bile, belli bireylere indirgenerek sunulması, bu yaşananları kavramayı daraltmaktadır. Urfa'da Maraş'ta yaşananların çok küçük bir kısmı bireysel şiddet sınırındadır, sorunun ağırlığı kurumsal yanındadır. Bu şiddetin ne kadar kurumsal olduğuna dair daha 20 Nisan'da yayımlanan 18 yaş altındaki çocuklara dair TÜİK'ten üç veri aktarayım: Resmi kayda girmiş halde sadece 16-17 yaş grubunda sadece bir yılda 8 bin 68 kız çocuğu ve 574 erkek çocuk evlendirilmiş bulunuyor. 15-17 yaş grubunda 981 bin çocuk işgücünde/çalışma hayatı içindedir. 2025 yılında 7 milyon 866 bin çocuk yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında bulunmaktadır. https://www.tuik.gov.tr/media/announcements/istcocuk_2025.pdf Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistiklerine göre 2024 yılında 1-17 yaş grubunda dışsal yaralanma ve zehirlenmeler nedeniyle 1538 çocuk ölmüş bulunuyor. Geçen hafta aktardım. 45 milyon dava dosyası var. Okullarda seçmeli dersi bile öğrenci ve aile serbestçe seçemiyor. Sorunun analizi de çözümü de bireysel yanı da ihmal etmeden kurumsal olanın analizi ve aşılabilmesinden geçmektedir. Maraş'ta okul öğretmenleri özgür özerk bilimsel pedagojik ilkelerle hareket etmekte özerk olabilselerdi, üzerlerinde başka baskılar kurulmasa idi, okul idarecileri başka korku kaygılara kapılmasa idi, sosyal güvenlik kurumları çocuk haklarını koruma yönünde özerk hareket edebilselerdi, belki bir müdür muavininin dikkati bile, bu şiddeti önlemeye yetebilirdi. Çevresel faktörler, silah erişimi bu kadar kolay olmasa idi, bu silahlı bir saldırı haline dönüşmeyebilirdi. Ama dahası var. En büyük şiddet sosyal eşitsizliklerden ve adaletsizliklerden başlıyor. Sosyal eşitsizliklerin en temel kaynağı artı değer birikimi sisteminden, kapitalizmden, tüm insanlığın kullanıma açık olması gereken ortak kaynakların özel mülkiyetinden, bu da sınıfsal yapılanmalardan kaynaklanıyor. Yönetsel yanlışlar adaletsizlikten liyakatsizlikten kaynaklanıyor, farklı zümre şeref pozisyonları adaletsizliği nepotizmi liyakatsizliği körüklüyor, bir rektör çıkıp bana itaat edenlere kadro makam vereceğim diyor. MHP'de AKP'de CHP'de veya çoğu partide üst hiyerarşiye sadakat veya karşılıklı çıkarlar birinci önceliği oluşturuyor. Tüm bunlar rekabetçiliği, önyargıları, düşmanlıkları besliyor. Eğitim öğretim sistemi tek başına çok duyarlı olsa bile bunları aşamaz, kaldı ki, eğitim öğretim de daha müdür atamalarından başlayarak partiye, bir sendikaya bağlanmış bulunuyor, hak ve eşitlikleri savunma durumunda olan sendikaların bir kısmı iltimas aracı haline gelmiş bulunuyor. Yönetime gelme, iktidar olma siyaseti ele geçirmiş, politik üst mevkilere gelme zenginleşme aracına dönüşmüş bulunuyor. Sadece bir mafya başının, sadece Peker'in açıklamaları bile, bazı valilerin, bazı belediye başkanlarının, bazı bakanların, bazı yöneticilerin durumu bile sistemin ne halde olduğunu gösteriyor. Demirel yeğenleri ile anılıyordu, Ağar'lar, Çiller'ler kimlerle, bugün siyasetçiler kimlerle anılıyor. Zengin zümreler kimlerle anılıyor. Kimlerin vergi borçları siliniyor, kimlere kolaylık sağlanıyor. Her yanıyla örgütlü kurumsal bir kötülük, örgütlü kurumsal şiddet işliyor. Urfa'da, Maraş'ta yetkili birimler bu konulardan haberdar. Sorunları çözme yerine duyarlı kesimler zor durumda bırakılmış, okullar ve olaylar görmezden gelinmiş veya baskılanmış. Neresinden bakarsak bakalım, bireysel boyut da önemli olmakla beraber, sistemsel, kurumsal, örgütlü bir kötülük ve şiddet söz konusu. Sorunun daha makro, daha kalıcı çözümü de sistemsel, kurumsal, örgütlü kısımlarının toparlanmasından geçecek. Şiddet Şiddetle Çözülemez: Hak ve Özgürlüklere Saygılı Okul, Kişi, Toplum, Devlet Anadolu bazı halk sözleri bin yıllardan süzülüp gelir. Dedemin çok tekrarladığı bir sözdü: "Göz odur ki dağın ardını görebilmeli, akıl odur ki başa geleceğe bilmeli". Eğer şiddet en çok da kurumsal ise kurumsaldan başlamak gerekiyor. Okul beslenmesinden, okul bahçesinden, müziğinden sanatından biliminden felsefesinden başlanması gerekiyor.
Kaynak: Evrensel
24 Nisan 2026 00:11
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Nato 1, 2, 3.0: Türkiye'nin Konumu Ab-d Emperyalizminin Devşirmeliği Mi?
ABD Başkanı Trump, Ankara'daki 36. NATO toplantısından uçağına doğru giderken ABD savaş uçakları İran'ı bombalamaya gidiyordu. NATO, Batı burjuvazisinin paktı olduğundan, farklı emperyalist paktlar olabileceğinden, açık seçik tanımlaması ile NATO Batı emperyalizminin, ABD emperyalizminin hem savunma hem işgal yayılma ordusudur. Bugün "devşirme" sosyal olarak "olumsuz" bir tını içermekte ise de devşirmeler değil devşirme sistemi esas tartışmayı oluşturmaktadır. 1750'lerden itibaren Kırım meselesi, çarlık ordusunun 1770'de Osmanlı ordusunu Çeşme Deniz Muharebesinde ağır bir yenilgiye uğratması, Çanakkale Boğazı'na dayanmaları karşısında Osmanlı Hanedanlığı Fransız Mühendis/Diplomat Baron de Tott'tan yardım istiyor. Sonunda yeniçeri ocağı 1826 yılında Sultan II. Mahmud tarafından Vaka-i Hayriye (Hayırlı Olay) diye anılan ağır çatışmalar ve kayıplarla lağvedildi, Osmanlı ordusu tümden Nizam-ı Cedid'e (modern ordu sistemine) geçmeye yöneldi. NATO ve yeniçeri devşirmeciliği: Jeopolitik ve askeri ittifakın ötesinde sembol/anlam üretimi NATO toplantısına gelenler Saray'da mehteran ve yeniçeriler ile karşılandı. NATO 3.0: güneyi, uzayı, yapay zekayı işgal ederken 'esnek ordu', devşirmeler kim? NATO siber saldırılardan, nadir elementlerin ele geçirilmesinden, uzaydan, güneye yayılmaktan söz ederken buna hizmet edecek devşirmelerin kim olacağı sorusuna odaklanmak gerekmektedir. Dün Kore bugün Çin: Türkiye'ye Müslümanlardan devşirilen NATO kontrolünde Sünni Ortadoğu ordusu oluşturma rolü 2001'den beri R. Holbrooke'a, gönderme yaparak, Türkiye'ye biçilen rolü yazıyorum. İlk 2002'de yazdım. 18 Aralık 2015'teki köşeden aktarayım. Ortadoğu'da Sünni bir ordu oluşturmak, bunu sadece Ortadoğu'da, sadece Rusya ve İran'a karşı değil, ta Pasifik'e kadar kullanmak, en az 35 yıllık (Balkanların dağıtılması, Çeçenistan, 1.Körfez Savaşı), belki de 45 yıllık (Irak-İran Savaşı) derin NATO projesidir. Evrensel, 14 Kasım 2001. "Kâbil'in Türkiye'nin ağırlıklı olarak yer alacağı bir "Müslüman barış gücü"ne devredilmesi önerisi, Türkiye tarafından olumlu karşılandı. (…) ABD ve bölgede inisiyatif sahibi diğer ülkeler, Taliban'ın başkenti terk etmesinin ardından Afganistan'a nasıl bir gömlek giydirileceği üzerine pazarlıklar yürütüyor(…) Türkiye'nin ağırlıklı yer alacağı bir BM askeri gücünün Kâbil'de görevlendirilmesi… Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem, BM Afganistan Özel Temsilcisi Lahdar Brahimi ve bazı ABD'li yetkililer söylemleriyle bu ihtimali destekliyor. (…) BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Afganistan Özel Temsilcisi Lahdar Brahimi, "özellikle Kâbil'de düzeni sağlamak üzere" acele olarak bir askeri güç hazırlanmasını istedi. Brahimi bu gücün Türkiye, Ürdün ve Avrupa ülkeleri askerlerinden oluşmasını önerdi. (…) Bill Clinton döneminde ABD'nin BM Daimi Temsilciliği görevini yürüten Richard Holbrooke da The Washington Post gazetesinde yayımlanan makalesinde BM gücünü bir araya getirmenin çok uzun zaman alacağını, bunun yerine, NATO'nun tek Müslüman üyesi Türkiye'nin başını çekeceği, çoğunluğu Müslümanlardan oluşan çok uluslu bir gücün en uygun seçenek olduğunu kaydetti. (…) Holbrooke, BM Güvenlik Konseyine bağlı olacak bu gücün, BM'den bağımsız işleyeceğini belirterek, Doğu Timor örneğini verdi: "Avustralya birlikleri, BM Güvenlik Konseyinin kararının ardından, 96 saat içinde bölgedeydi ve diğer ülkelerin birlikleriyle sonradan desteklendi. En iyi seçenek, NATO'nun tek Müslüman üyesi, güçlü ve iyi idare edilen ordusuyla Türkiye olacaktır." Holbrooke, bu güce Bangladeş, Fas ve Ürdün gibi ülkelerin de katılabileceğini belirtti." Filistin de Somali de Sudan da Libya da Suriye de İran da Ukrayna da bu yaşananların birer ayağı maalesef. Ankara 36. NATO toplantısı bu süreçlerin olgunlaştırılmış bir basamağı. Osmanlı yeniçeri ocağı fetihçiliğin bir parçası oldu, gerileme ile birlikte artık tökezledi, iş göremez hale geldi, sonunda acı kayıplarla lağvedildi.
10 Temmuz 2026 00:05

Dinin Dostlukta-ayrımcılıkta, Eşitlikte-eşitsizlikte, Nato'da, Madımak'ta Yeri Nedir?
Ankara'da NATO toplantısı var. Madımak, tarih boyunca nice din çatışmaları, Pers-Roma-Yunan seferleri, Haçlı seferleri veya dini fetihler, Maraş, Madımak, İrlanda ve daha nicesi…. Yeşil Kuşak Projesi ile "Gladio", bunlarla Vatikan, NATO, CIA, MI6, MİT, 12 Eylül darbesi, Sovyetlerin dağılması vb. arasında bir bağ var mıydı, 1968'de, 78'de, 80'de, 90'larda, Maraş'ta Sivas'ta… İlk iki sava tümden karşıt veya çelişik sav ön yargı, ayrımcılık, düşmanlıklarla dini inancın sembiyotik içsel bir bağı olduğu, bunun insanlara ve olaylara bakışta "ikili" bir ayrışmayı kendi içsel bakış tarzında barındırdığı, "dini inançlı-dini inançsız" şeklinde bir anlamlandırmanın dinlerin/mezheplerin özünden esasından olduğu veya ön yargılı, ayrımcı bakışı iç anlayışı gereği içerdiği savıdır. Charles B. Strozier ve ark. "The Fundamentalist Mindset Psychological Perspectives on Religion, Violence, and History" çalışmalarında hayatı iyi-kötü diye ayrıştıran keskin bir düalizmin şiddete kadar varan en temel sorunlardan birini oluşturduğunu ileri sürüyor. Ancak eleştirel bakabilirse bu durumu bu düalizmleri kısmen aşabilecektir, ancak eleştirel bir durumda da kişi veya cemaatte dini inancına tümden iman etmediği gerilimi başlayacak, eleştirel olmama durumunda da "şizoid/ikili bir bakışı" aşamayacaktır. Dini inançla eleştirel düşünme birbiri ile en azından çelişiktir savı öne çıkmaktadır. "Kendi içinde farklı bir fenomen olduğu halde araçsallaştırılıyor" diye yanıtlandığında da saflık kurtarılamamaktadır, bir şeyin araçsallaştırılabilmesi için o şeyin de az çok buna hazır yatkın olması gerektiği savı birlikte ileri sürülebilir. Gladio: bugün Madımak'ın yıl dönümü, NATO Ankara'da toplanıyor Bugün ABD-İsrail'in Irak'a, Suriye'ye, Libya'ya, Filistin'e, Lübnan'a, İran'a vb. saldırılarında, din ve mezhep farklılaşmalarının, bunları araçsal saysak bile çok önemli bir yeri olduğu açıktır. Daniele Ganser, "NATO's Secret Armies: Operation Gladio and Terrorism in Western Europe" kitabında İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra CIA ve M16 tarafından Batı Avrupa'nın tüm ülkelerinde kurulan ve bazı ülkelerde sağcı terörizmle bağlantılı hale gelen NATO'nun gizli antikomünist gizli ordularının öyküsünü anlatıyor. Müslüman, Hristiyan, Yahudi veya Hindu, Budist vb. her birini inanç yapıları; özellikle de "öteki" anlamlandırmaları bakımından, yani "hayırlı işler-günahkar işler", "iyi-kötü", "inançlı-kafir" gibi anlamlandırma dünyaları bakımından ne tür anlamlara sahip, ne tür anlamlar üretiyor ve aktarıyor, bunlar hangi değerlere dönüşüyor, nasıl bir hayat tarzı ve tavır oluşturuyor, bir yandan tümünde ortak durum ne, diğer yandan hem her bir dinin hem de her bir mezhebin eğilimleri neler, her birini incelemek gerekmektedir. En başta da NATO, Maraş ve Madımak tüm yönleriyle aydınlatılabilirse çok şey açığa çıkarılmış olacak.
03 Temmuz 2026 00:05

Tatil Hazzı: Adana'da Bilim, Araştırma, Sanat Hevesi Sokağı
Eğitimli toplum, kent, sokak, hane veya birey olumlu yetilerini geliştirmiş ve sürekli geliştirenlerdir; ne kadar yeti geliştirmişse ve bunları ne kadar derinleştirmişse o kadar eğitimlidir. Okullarımız, devletimiz böyle yapmıyor, böyle yapmaz, ben böyle yapmıyorum diyebiliyoruzdur umarım. Mahalle okulu-puanlı (niteliksiz-nitelikli, başarısız-başarılı) okul ayrıştırmasını tek başına dikkate alırsanız ne yaptığımızı, hele de resmi düzeyde ne yapıldığını, sadece bu örnekten bile büyük oranda anlayabiliriz. Yani vazgeçilmesi kayıp haline gelinecek sokak ve okul, ancak farklı bir evresi veya çeşidi için yer değiştirilecek okul ve sokak yaratmalıyız. İstenmeyen değil istendik kentleri, sokakları, kişileri, toplumları yaratmalıyız. Türkiye'de bu konudan en başarılı örneklerden biri Nesin Vakfı ve Şirince Matematik Köyü. Ancak günümüzde bu tür etkinliklerden belli bir düzenli geliri, dahası ailesinin de genelde eğitimli olduğu gruplar daha çok yararlanabiliyor. Benzer başarılı örnekler bizzat en yoksul sokaklarda o kentin emekli öğretmeni akademisyeni mühendisi sakini desteği ile gerçekleştirilebilir. Bu ayrı bir kamp yeri ile aynı anlama gelmeyecektir ama yerinde çok geniş kesimlere ücretsiz çok daha masrafsız ulaşır olacaktır. Temel anlayışı; bilim, matematik, felsefe, jimnastik ve sanatın birbiriyle süreklilik, hayatın hepsi ile birlikte bir bütün oluşturduğudur. Çukurova Sanat Girişimi, Yazarlarevi'nde Fen Matematik Sosyoloji etkinliklerinin ilki 29 Haziran – 1 Temmuz arasında üç günlük 4 etkinlikle başlıyor: 29 Haziran Saat 13:30 – 17:00 Fizik: Basit Sarkaç (Değişkenlerini Ölçme, Hesaplama ve Grafikleştirme) ve Newton'un Evrensel Çekim Yasası – Prof. Dr. Metin Özdemir 30 Haziran Saat 13:30 – 17:00 Matematik: Fonksiyon, Ters Kare Fonksiyonu, Logaritma – Matematik Öğretmeni Aynur Koç 1 Temmuz Saat 13:30 – 15:30 Sosyoloji: Demografik Sarkaç (Kentin Özgül Ağırlığı ve Toplumsal Çekim) – Prof. Dr. Adnan Gümüş 1 Temmuz Saat 15:30 – 17:30 Biyoloji: Yerçekiminin İnsanın Bedensel Yapılanması Üzerindeki Etkisi – Dr. Suat Kahveci Etkinlikler ücretsizdir (İletişim: [email protected]). Teorisi de bunlarla birlikte oluşacaktır.
26 Haziran 2026 00:14

Başkentte Dayak Taburları: Despotizmin Ayrılmaz Parçası Korkutma Ve Şiddet
Despotizmin açık ve kısa tanımı: İkili veya kamusal iş ve ilişkilerde ötekine karşı keyfi davranma hali. Bir diğerini ilgilendiren karar ve yürütmenin keyfiyete dönüştüğü tüm rejim tipleri, ister aile ve okul düzeyinde olsun isterse aşiret düzeyinde, en kötüsü resmi kurumlar ve resmi devlet düzeyinde DESPOTİK haldir, siyasal niteliği despotik rejimlerdir. Günümüzde despotik kapitalizm/despotik emperyalizm halini yaşıyoruz. Keyfi kapitalizmin/keyfi emperyalizmin güncel halini ABD-NATO-İsrail'in saldırganlığı ne kadar açıkça gösteriyorsa Türkiye'de kapitalist muhafazakar despotik rejimin geldiği yeri de her gün yaşadığımız, son haliyle başkentte öğretmenlere yönelik oluşturulan dayak taburları çok açık şekilde gösteriyor. Bu hane için de okul için de siyasal rejim için de geçerli bir işleyiştir. Kurumsal/örgütlü şiddet: Başkentteki Maraş'taki okul şiddetinden çok daha ağır bir şiddet Nisan ayında Maraş'ta bir çocuk, çocuk arkadaşlarını öldürdü. Şiddet çeşit ve derecesi için bazı nitelikli ölçütler sayılırsa; 1) Bireysel-kurumsal, 2) Neden/niyet/amaç, 3) Aletli-aletsiz, 4) Yöneldiği obje, 5) Zarar derecesi gibi bazı ölçütler bakımından hem şiddet türleri hem de derecesi değerlendirilebilir. Bir yerde haksız hukuksuz, hiyerarşik üstte olmakla emir verilebiliyorsa, o ülke demokratik bir ülke değildir, bu keyfiyete en uygun siyasal kavramlaştırma despotizmdir, istibdattır. Fransız İhtilali'nden sonra bile yakın tarihe kadar "bağımlı" olanın, aynı konumda sayılan erkek işçinin, topraksız köylünün, kölenin, kadının oy hakkı yoktu. Yani "rüşt/özgür kişi" sayılmıyordu.
19 Haziran 2026 00:14

Kapitalist Öğretim Olur Ama Kapitalist Eğitim Olmaz
Her yeti kazandırma bir öğretimdir ancak her öğretim bir eğitim değildir, eğitim olumlu yetiler edindirme etkinlikleridir. Böyle bir eğilim veya düzen; doğa, insan ve toplumla çelişik olduğundan saf hali hiç olmayacaktır, "hakim" hali olacaktır. O halde, kapitalizmi pratikte saf olarak değil, "hakim eğilim", "hakim düzen" olarak tarif edebiliriz, "amacı/fikri" bakımından temel bir "yönelim hali" olarak tarif edebiliriz. Dünya ile ilişki bakımından "birikim" ile "ihtiyaç" veya "kullanım" karıştırılmamalıdır. En vurgulu şekilde Fromm ve Marcuse'un dikkat çektiği "sahip olma" ile "olma" farklı şeylerdir, "sahip olma" diğerinin "olmasını" yok saydığı, her şeyi araçsallaştırdığı (bencilleştirdiği) halde "olma" bizzat her var olanın olmasını şart saymaktadır. Kapitalizm ve emperyalizm aynı şey: Ürettiğinden fazlasını çalma Proudhon "Mülkiyet hırsızlıktır" diyordu. Mecelle, hukukun temel ilkesidir: Bir şeyin azı veya çoğu nitelik olarak aynı şeydir ("Çoğu haram olanın azı da haramdır."), miktar bakımından farklıdır. Teoriden fazlası siyasetin, ahlakın temel tanımı: 11.tez veya "Bir şey kötü ise düzeltmek gerekir" Karl Marx ile Max Weber arasındaki fark, teori ile pratik arasındaki ilişkinin ne olması gerektiğine dairdir. Teorik dürüstlük, "entelektüel dürüstlük" şarttır ama salt teori ile sınırlı kalmak eksik bir dürüstlüktür, eğer bir şey, teorik olarak açıklamış veya tanımlamışsak, bunun doğada, kişide, toplumda bir karşılığı, praksisi bulunmaktadır. Eğitim; olumlu amaçlar yönünde nesillere/kişilere/topluluklara "yeti" kazandırma etkinliğinin sürecinin adıdır, etkinliği kaldırırsak eğitim kalmaz, bu etkinliğin "yeti/kapasite" kazandırma kısmını kaldırırsak öğretim kalmaz, olumlu amaç/olumlu yetiler kısmını kaldırırsak eğitim kalmaz. Kapitalist öğretim, "kapital birikimine/zenginleşmeye" yöneliktir, özel mülkiyetçiliği, rekabetçiliği, yarışmayı, ayrışmayı temel alacak ve meşru sayacaktır. Amaçlar da içinde bulunduğu pratik ile iç içedir, ancak pratiğin reel durumundan öte oluşturduğu toplam doğa, birey ve toplum olanakları ve olasılıkları, "olanaklarla/potansiyelerle" ilgilidir, amaçlar potansiyeller/olabilecekler arasından "yapılması gerekenleri"/olumlu olanları seçmektir, onları gerçekleştirmeyi amaçlamaktır. Klasik liberal iktisat bakışına göre, insan, "homo economicus"tur, çıkarını maksimize etme peşinde olan canlıdır. Bu mantıkla eğitim, tıpkı Weber'in yüzyıl öncesinden ifade ettiği gibi "ABD'de bilim pazarda lahana alınıp satıldığı gibi alınıp satılır bir şeydir", diğer hizmetler gibi arz ve talep kurallarına göre işleyen bir piyasa içinde, alınıp satılabilen bir meta dır. Kapitalizmi "insanın amacı" kabul edenler için "kapitalist eğitim" yanlış bir deyim olmaz ancak birey veya toplumların amacı, yaşamı yaşamanın amacı "Maddi birikim midir", ana soru budur. James Tooley de öğretimin özel mal olduğunu, meta piyasası şartlarına bağlı olması gerektiğini, kamu bürokrasisi olmaksızın sadece yoksul kesimlere yönelik "yeterli eğitim" desteği ile piyasa şartlarında fırsat eşitliğinin sağlanabileceğini savunuyor. Böyle bir eğitim anlayışı veya amacı olamaz. Eğitim; doğa, birey/kişi, toplumu amaç/özne kabul eden, kendi olumlu potansiyellerini edinme ve geliştirme yetileri kazandırmayı amaç edinen, bu amaçlara yönelik yetiler edindirme etkinlikleridir.
12 Haziran 2026 00:13

Liberalizmi/emperyalizmi/kapitalist Oligarşiyi Açıklayıcı Merkez-çevre Kuramı
"Kayıkçı kavgası" diye bir deyim var Türkçede. Çarşı pazarda, Eminönü'de, Karaköy'de kalabalık saatlerde aralarında bağırıp çağırarak büyük bir kavgaya tutuştukları havası verip halkın dikkatini dağıtarak yankesicilik yapma haline kayıkçı kavgası denmektedir. Diğer bir adı "liberalizm". Liberalizm; 1- bireyin 2- çıkarını korumak ve artırmak için (böyle bir amaç ve sonuçla) 3- mülki girişim veya şirketleriyle veya mülki ortaklıklarıyla 4 -el koyma, 5 -ticari iş veya doğrudan ticaret - arz talep, satım alım yaparak 6-birikim elde etme, 7-birikimini yeni birikime/yatırıma yatırarak 8-varlıklarını artırma peşinde olma 9-döngüsüdür; kısaca ana motivasyon olarak maddi kazanç veya kariyer elde etme, mekanizma olarak el koyma, meta üretimi ve meta elde etme/ticarettir. Tek güç olmadığından ilk aşaması monarklar, kilise, soylular, askerler ve paralel olarak yükselen aydınlar gibi sınıf zümre nüfuz gruplarıyla belli bir dengeleşim, kendi aralarında da "serbest piyasa" fikri üretmişlerdi, Magna Charta'dan, 1200'lerden, noterlerden başlayarak belli ilke ve sözleşmeler oluşuyordu. Artık despotik kapitalizm, despotik liberalizm çağındayız. Kapitalizm keyfileşince, despotik kapitalizm evresinde, rejimi de despotik oligarşi haline dönüşmektedir. ABD'de, Türkiye'de veya yaygın olarak yaşadığımız, hele de 1990'lardan bu yana, tümden despotik kapitalizm, despotik oligarşidir. AKP'nin, Erdoğan'ın, CHP'nin, Kılıçdaroğlu'nun hali de bu haldir. Despotik kapitalizmin açıklama çerçevesi merkez-çevre: Merkezde ABD kapitokrasisi, çevrenin/Türkiye'nin merkezi AKP ve çevrenin çevresi CHP ve CHP içi kavga, çevrenin çevresinin çevresi halk Kapitokrasi, kapitalist oligarşi nasıl işliyor sorusunun en öne çıkan analizi Marx'ın Das Kapital'i ise bunun çeşitleri arasında bir açıklama tarzı da merkez-çevre kuramıdır. Okumanın eksenini başka bir yerde arayanlar ise Edward Shils, N.Erbakan, C. Meriç, Ş. Mardin vb. sayılır. Sınıf-zümre-nüfuz olguları ve konseptleri üzerinden, merkez-çevre üzerinden analiz edilirse güncel yaşananlar, şu anda AKP-CHP arasında, AKP içinde ve CHP içinde süren kavga çevredeki ve çevrenin çevresindeki oligarkların arasındaki iktidar kavgasıdır. Despotik kapitalizm despotik AKP ve despotik CHP ile birlikte işlemektedir: ABD-Türkiye-AKP-CHP… Bu durumda bile "yurttaş" olmayanlar bu egemenliğin dışında kalmış oluyor. 4-İçeriksel anlamda tüm kişilerin/ tüm toplumun varlığının dikkate alındığı, her bir kişi ve toplumu yaşatıcı amaçlara/sonuçlara yönelik halk egemenliğinden de söz edilebilir. Türkiye'de veya dünyada ilk adım ulusun egemenliği mücadelesidir, evrensel olanı da tüm kişilerin, tüm halkın egemenliğidir. Daha da evrenseli doğa ve canlılar da dahil tüm dünyanın yaşamının ve mutluluğunun artırılmasının amaç olduğu bir mücadeledir. Türkiye'ye ve mevcut güncele dönersek; AKP-CHP, CHP-CHP kavgası zenginlerin/nüfuz sahiplerinin/oligarkların kavgasıdır.
05 Haziran 2026 00:15

Burjuva Demokrasilerinin Sonu, Despotik Kapitalizm Ve Yerli Formu Mütamaşerik Kapitokrasi
1000 yıllık ticari burjuvazi ile başlayan, Endüstri Devrimi ile daha da derinleşen modern kapitalist/emperyalist yayılmacılık dönemi aydınlanma felsefesi ve hümanizm odaklı olarak içte sosyal devrimler dışta bağımsızlık hareketleri ile 1776'lardan 1945'lere kadar "yurttaşlık hakları" başta olmak üzere aynı zamanda bazı sosyal siyasal düzenlemelerin/ kuralların da inşa edilme dönemi oldu. Küresel düzeyde "despotik kapitokrasi", ülkede "MÜTAMAŞERİK" (müteahhit, taşeron, tarikat, mafya, mahkeme, şeriatçı şerikliği) formu yaşanıyor. 1945'lerden, daha da kesifleşerek 1970'lerden bu yana ABD ve İngiliz sermayesinin karar verici olduğu saf kapitalist yönetimler öne çıkıyor, aşama aşama tüm ilke ve sosyal düzenlemeler aşındırılıyor. ABD'de, dünyada, Türkiye'de yaşananların tanımı tarifi: Para peşindekilerin keyfi yönetimi despotik kapitalizm Bugün küresel düzeyde BM ve ilgili yan kuruluşları, ulusal düzeyde ulusal kurumlar piyasa düzenlemelerine bile bir garanti sağlamıyor, serbest dolaşımı/yarışmayı/liberal özgürlükleri garanti etmiyor, aksine 1945'den beri ABD hegemonyası arta arta 1990'lardan bu yana ABD'nin/ en güçlü olanın belirleyici olduğu bir kapitalizm haline geldi. Bunun diğer adı keyfi/despotik kapitalizm. Hiçbir kuralın kalmadığı despotik kapitalizm evresindeyiz. Kuralsız/ despotik totaliter kapitalizm dönemi. 12 Eylül Darbesi, YÖK, Siyasi Partiler Kanunu, medyaya sansür… Türkiye örneğinde 12 Eylül darbesi saf baskının iktidar olduğu bir darbeydi. MGK tümden keyfi bir yönetim inşa etti. Kurumsal özerklik ve bilimsel özgürlükler yerine "otoriter keyfi" bir yönetim tarzını getirdi. Aksine Bologna Süreci dayatıldı yani ekomomi/para için bilgi "bilgi ekonomisi." Üniversite ve araştırma gerçeğin peşinde değil paranın iktidarın peşinde olacak. Bir kararla TELE1 kapatılırken, bir kararnameyle Bilgi Üniversitesi kapatılırken, ABD istediği yere istediği gibi el koyarken yaşananlar "DESPOTİK KAPİTALİZM". ABD de Türkiye de.
26 Mayıs 2026 00:08

Okulun, Özgürlük Zamanının Karşıtına Dönüştürülmesi: Despotluk, Boş Zaman, Tatil Ve Turizm
Kant'ta "Aydınlanma nedir?" sorusunda heteronomi, "Başkasının kılavuzluğunu kullanma cesaretsizliği"dir. Okulun, özgür düşünmenin karşıtı: Metalaşan hiçbir şey özgürlükten değil Antik Dönemde bazı Antik Özgürlerin özgürlükleri vardı da burjuvazinin özgür zamanı var mı, yapısal bakımdan dikkate alınırsa, burjuvaziye paranın peşinde olmak, artık birikiminin peşinde olmak düşüyorsa, Marx'ın metafetişizm dediği en yabancılaşmış en kendisi olmadığı hale düşüyor olabilir, parasının miktarı ile özgürlüğünün derecesi ters işliyor olabilir. Melih Cevdet Anday'ın "Defne Ormanı" şiirinde ifade ettiği üzere, "Felsefenin ekmeği yoktu, ekmeğin /Felsefesi. Ve sahipsiz felsefenin/ Ekmeğini, sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi. / Ekmeğin sahipsiz felsefesini/ Felsefenin sahipsiz ekmeği. / Ve yıkıldı gitti Likya. / Hala yeşil bir defne ormanı altında." Metalaşma düzeyi arttıkça, hele de bunlar yapılandıkça, okul/özgürlük ile ters işliyor. Köle üzerindeki sahibin yetkisi despotluktu, despotlukta zaten özgürlük bulunmuyor." Okullar yapılaştırıldıkça özgür zaman olmaktan çıkıyor, yapılaştırılmış zaman oluyor.
22 Mayıs 2026 00:15

Okulun, Özgürlük Zamanının Karşıtına Dönüştürülmesi: Boş Zaman, Tatil Ve Turizm
Kant'ta "Aydınlanma nedir?" sorusunda heteronomi, "Başkasının kılavuzluğunu kullanma cesaretsizliği"dir. Okulun, özgür düşünmenin karşıtı: Metalaşan hiçbir şey özgürlükten değil Antik Dönemde bazı Antik Özgürlerin özgürlükleri vardı da burjuvazinin özgür zamanı var mı, yapısal bakımdan dikkate alınırsa, burjuvaziye paranın peşinde olmak, artık birikiminin peşinde olmak düşüyorsa, Marx'ın metafetişizm dediği en yabancılaşmış en kendisi olmadığı hale düşüyor olabilir, parasının miktarı ile özgürlüğünün derecesi ters işliyor olabilir. Melih Cevdet Anday'ın "Defne Ormanı" şiirinde ifade ettiği üzere, "Felsefenin ekmeği yoktu, ekmeğin /Felsefesi. Ve sahipsiz felsefenin/ Ekmeğini, sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi. / Ekmeğin sahipsiz felsefesini/ Felsefenin sahipsiz ekmeği. / Ve yıkıldı gitti Likya. / Hala yeşil bir defne ormanı altında." Okullar yapılaştırıldıkça özgür zaman olmaktan çıkıyor, yapılaştırılmış zaman oluyor. Kant'ın paradoksu bu.
22 Mayıs 2026 00:15

Çocuk Nedir? Eğitimden Amaç, İş Gücünü Mü Çocuğun Ve Toplumun Gücünü Mü Geliştirmek?
Türkiye'de iktidar ve iş çevreleri hemen her defasında "iş gücü", "istihdam edilebilirlik" vurgusu yapıyor, bu da mesleki eğitimle ilişkilendiriliyor. Dahası kendi verileri/istatistiklerinin aksine, yükseköğretimin iş gücüne katılım sağlamadığını iddia ediyorlar, oysa bu yalan, en yüksek iş gücüne katılım yükseköğretim mezunları arasında bulunuyor. Uluslararası tartışmalardan, Rusya'dan aktarılan bir yazıya binaen, gençliğin eğitimden iş ve kariyer yüzünden koptuğuna dair bir aktarım bu hafta t24'te yer aldı: "Diplomanın büyüsü bozuldu: Gençler neden üniversiteden vazgeçiyor?" ana başlığı "Üniversite eğitimi sosyal asansör olma işlevini yitirdi" alt bağlığı ile aktarılan değerlendirmede ana sav ve temellendirme şu şekilde: "Son yarım yüzyıldır küresel çapta bir patlama yaşayan yükseköğretime olan ilgi hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde hızla ivme kaybediyor. Eğitim maliyetlerinin her geçen gün artmasına rağmen, üniversite diplomasının kariyer basamaklarını hızla tırmanma garantisi vermemesi gençleri farklı arayışlara itiyor. Günümüzde bir mühendislik ya da işletme mezununun kurye, barista veya satış danışmanı olarak çalışmak zorunda kalması, artık istisnai bir durum olmaktan çıkıp küresel bir norm haline gelmiş durumda. Rusya'da İzvestiya gazetesinin derlemesine göre, üniversite eğitiminin "sosyal asansör" olma işlevi birçok ülkede durma noktasına geldi. ABD'de New York Federal Rezerv Bankası verilerine göre, 2025 sonu itibarıyla 22-27 yaş arası mezunların yüzde 43'ü, diploma gerektirmeyen işlerde "yetersiz istihdam (underemployment)" sorunuyla karşı karşıya. İngiltere'de ise üniversite mezunlarının asgari ücretli çalışanlara göre kazandığı maaş farkı 2007'den bu yana yarı yarıya azaldı. Öğrenci kredileri ve yüksek yaşam maliyetleri eklendiğinde, diplomalı bir gencin harcanabilir geliri 15 yıl öncesine göre yüzde 30 daha düşük seyrediyor. Eğitimdeki bu krizin temelinde arz-talep dengesizliği ve akademik programların piyasa gerçeklerinden kopuk olması yatıyor. Örneğin ABD'de 2014-2024 yılları arasında bilişim sektöründeki giriş seviyesi pozisyonlar yüzde 6 artarken, mezun sayısı yüzde 110 oranında patladı. Öte yandan sağlık gibi ciddi personel açığı olan alanlarda mezun sayısı sadece yüzde 5 arttı. (…) Türkiye dahil birçok ülkede gözlemlenen bu "diploma enflasyonu", eğitim sistemini evrilmeye zorluyor. Üniversiteler finansal bir çöküş yaşamasa da artık piyasa talebine göre kontenjan sınırlamaları ve müfredat güncellemeleri kaçınılmaz birer zorunluluk haline geliyor." Burada maalesef varsayılan temel ölçüt; iş gücü piyasası ve emek piyasasında daha yüksek maaş getirisi olan iş/kariyer. Üç temel töz/varlık/özne sayarsak bunlar kişi, toplum ve doğadır. Bu amaçlara yönelik eğitim de özgürleştirici dönüştürücü etkinliklerdir. İkisi arasında bağ olsa da farklı şeyler. Ekonomi başka, eğitim sağlık başka. Tüm dünyada en yüksek iş gücüne katılım üniversite düzeyinde. Her çalışan en nitelikli yüksek öğretimden geçmeli ve aynı ücreti/payı almalı. Artık birikimi tüketim etnosantrizm insanın başlıca müptelalıkları afyonları kimyasal uyuşturucuları haline gelmiş bulunuyor.
15 Mayıs 2026 00:13

Mevcut Değerleri Telkin Yaratıcı Düşünmeyi Öldürüyor Mu?
OECD, PISA testlerinde 2022 yılında "yaratıcı düşünme" becerilerine yönelik ölçekler de yer aldı ancak Türkiye programın bu kısmına dahil olmadı. OECD-PISA raporunda aktarıldığı üzere, literatürde yaratıcılık genel olarak "Bir bireyin veya grubun, sosyal bir bağlamda tanımlandığı gibi hem yeni hem de faydalı olan algılanabilir bir ürün ürettiği, yetenek, süreç ve çevre arasındaki etkileşim" olarak anlaşılmaktadır (Plucker, Beghetto ve Dow, 2004). "Büyük C' yaratıcılık, entelektüel veya teknolojik atılımları veya sanatsal veya edebi başyapıtları ifade eder ve önemli uzmanlık, özveri ve ürünün toplum tarafından değerli olduğuna dair tanınmayı gerektirir. Buna karşılık, tüm insanlar yaratıcı düşünme yoluyla 'küçük c' yaratıcılık gösterebilir. Bu tür günlük yaratıcılık, fotoğrafları alışılmadık bir şekilde düzenlemeyi, kalan küçük malzemeleri değerlendirerek yeni bir yemek yapmayı veya iş yerinde karmaşık bir planlama sorununa çözüm bulmayı içerebilir. "Küçük c' yaratıcılığın pratik yoluyla geliştirilebileceği ve eğitim yoluyla ilerletilebileceği" genel olarak kabul edilmektedir (Kaufman ve Beghetto, 2009). Bu aktarımlar "OECD, 2024. Çocuklar bol miktarda yaratıcılıkla doğarlar, her zaman öğrenmeye, unutmaya ve yeniden öğrenmeye isteklidirler; ancak okul genellikle itaati pekiştirir ve öğrencileri sorgulamak yerine mevcut yerleşik değerleri yeniden üretmeleri için ödüllendirir." (OECD 2024. Dahası MEB yaratıcı düşünme testlerine dahil bile olmamış bulunuyor.
08 Mayıs 2026 00:13

Mesem'de Yüz Binlerce Çocuk Haftada 50 Saatten Fazla Mesai Yapıyor
Bugün 1 Mayıs 2026. İşçi emekçi mücadelesi, hak ve özgürlükleri için en anlamlı anma günü. Eğitim Sen Adana DEK Çalışma Grubu olarak, bu grup içinde de MESEM alt çalışma grubu (Adnan Gümüş, Süleyman Kavuncuoğlu, Şahin Kelleci, Ali Aslan) olarak, ocak 2026'da gerçekleştirdiğimiz Adana Okul Bilgileri (26 okuldan 9'u MESEM uygulaması yapan MTAL idi) bulgularından birkaç durumu aktaracağım. MESEM'de mesai süresi: Yüzde 66'sı 9 ve daha fazla saat çalışıyor Bütün çıraklar yetişkin işçiler gibi en az 8 saat çalıştırılmanın ötesinde öğrencilerin yüzde 66'sına fazladan (9 saat ve daha fazla) mesai de yaptırılmaktadır. Öğrencilerin 12-16 saatlik ders yükünün yanında işletmelerde de yarısı 4 günden daha fazla (5-6 gün) çalışmaktadır. MESEM'de bir aylık iznin kullandırılma durumu: Yüzde 37 Bugün 1 Mayıs anma günü, aynı zamanda bir okul tatil günü, işçiler için de izin günü. Adana DEK Grubu olarak, bulgular şu şekilde: "İzin madde 26 – Aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim gören öğrencilere işletmelerce her yıl tatil aylarında bir ay ücretli izin verilir. Ayrıca mazeretleri kabul edilenlere okul müdürlüğünün görüşü alınarak bir aya kadar ücretsiz izin de verilebilir." Fiiliyatta öğrencilerin yüzde 63'ü izinlerinin ancak bir kısmını kullanabilmektedir. İLO bile ancak " Çocukların okul eğitimine veya eğitimden faydalanma yeteneğine müdahale etmeyen ve zararlı olmayan işler olarak tanımlanan hafif işlerde çalışabilirler" belirlemesinde bulunmaktadır. Bugün 1 Mayıs.
01 Mayıs 2026 00:13