
Sarayın güvenli dünyasından çıkıyor. Burada sıradan bir çocuk macerası yok. Burada aileden kopan bir çocuk yok. Burada aile terbiyesini yanında taşıyarak dünyaya açılan bir çocuk var. Maraş hattında, Siverek hattında hafızalara kazınan o acı not, "Ailemden nefret ediyorum." Bu cümle bir çocuğun öfkesi diye geçiştirilemez. Anne ile çocuk arasındaki o sessiz mesafe var. Bir çocuk ailesinden nefret ettiğini yazıyorsa orada psikolojik bir kırılma yok. Ev var, yuva eksik. Şehzade: Büyük Şenlik bu karanlık cümlenin karşısına bambaşka bir iklim çıkarıyor. Babalık çocuğun içine öyle bir pusula yerleştirmektir ki çocuk saraydan çıksa da yolunu şaşırmasın. Ailenin, mahallenin, devletin ve geleneğin aynı anda çocuğa "sen bizdensin" demesidir. Şehzade: Büyük Şenlik bu yüzden sadece çocukların izleyeceği bir animasyon değil. Çünkü çocuk sineması sadece eğlendirmez. Kimi zaman bize nasıl çocuk yetiştirdiğimizi de gösterir. Bir çocuğun arkasında sağlam bir aile varsa o çocuk nereye giderse gitsin kaybolmaz. Ama çocuğun içinde aileye karşı nefret büyümüşse o çocuk evin içinde bile gurbet yaşar. Asıl büyük şenlik şu gün başlayacak. Aileyi yeniden yuva kıldığımız gün. O gün gelene kadar her şenlik eksik kalır.
Kaynak: Star
06 Mayıs 2026 11:02
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Chp Bütün Kötülüklerin Anasıdır!
Bu otantikten konuştuğumuzda CHP' nin, CHP'liliğin ve aynı frekansta gezinen zihni tortuların bizim dünyamızdaki en kısa tarifi belki de "ebter"dir. Bu ölçüye vurulduğunda CHP'nin, CHP'lilerin inanışları, erekleri, meseleleri ve kutsadıkları semboller bize helvadan put gibi görünür. Put meselesini ontolojik bir inanç zaviyesinden incelediğimizde ciddi durmamız gerekir ama CHP'liler konusu anca helvadan put gibidir. CHP'lilik bu bakımdan bir bilinç aralığının adıdır. Oysa cüce adamlardı bu CHP'liler. CHP' lilik psikozunu anlamak için kahya temsili aydınlatıcıdır. Kahya mülkün sahibi değildir. Asaletin sahibi değildir. CHP'lilik de böyle bir kahyalık hâlidir. Bu uzak nesillerin meselesi değildir. Tevhidin ilk hecesi "Lâ"dır. Bu "Lâ" yalnızca bir kelime değildir. Bugün o "Lâ"nın karşısına, kültürüyle, teknolojisiyle, Hollywood'u ile, sanat endüstrisiyle, dijital mabedleriyle küresel bir putlar düzeni çıkıyor. Bu yüzden konuşuyoruz. Kendi taklitlerini ilerleme sandıkları için bize yıllarca "gerici" dediler. Bizim için insan Allah'ın emanetidir. Tabiat Allah'ın ayetidir. Fakat yeterli değildir. CHP' lilik ebterdir. Fakat çocuklar var.
03 Haziran 2026 00:01

Düşman Sofrasında Müslümanın Hâli!
Yurt dışında yaşayan bir akademisyenin İslam ve Müslüman üzerine yazdığı kitap etrafında açılan bahis, sonrasında başka isimlere uzandı. Zira sohbet ilerledikçe, adı geçen akademisyenin ve ardından zikredilen bazı isimlerin, İslam'a düşman ekranlarda nasıl bir malzemeye dönüştürülmesi huzursuz etti. Bir Müslüman, İslam'a karşı soğuk ve yaralı bir nazarla bakan ekranların sandalyesine oturduğu vakit, yalnız kendi bedenini oraya götürmez. Fatih Altaylı'nın, Mirgün Cabas'ın, Özlem Gürses'in, Ruşen Çakır'ın sofrasında Müslümana açılan yer, bir fikir ikramı taşımaz. Bir kırık cümle, bir iç kavga, bir cemaat yarası, bir iktidar kırgınlığı, bir "biz de rahatsızız" edası beklenir. "Bakın, kendi içlerinden biri söylüyor" denir. Müslüman kendi evindeki yangını elbette görecek. Ancak yukarıda art arda sıraladığımız isimlerin ekranında Müslüman eşit konuşmacı sayılmaz. Fakat seküler kibir açıklanmaz. Müslüman bir programa çıkacaksa omurgasıyla çıkmalıdır. Müslüman için duruş, kelamdan evladır. "Senin ve kanalının zihniyetine hizmet etmeyi kendime zül addederim" demişti. Düşman memnun kalır. İslam'ın izzeti, bir program dekorunda örselenir.
29 Mayıs 2026 15:07

Kurbanlık Kadrosu Tamam, Seyirciler Hazır Mı?
Yıllardır biz Gazze' yi yalnız organize terör çetesi İsrail 'in zulmüne bırakmadık, onu kendi konforumuza, kendi korkularımıza, kendi rahatımıza da kurban ettik. Biz Müslümanlar, Gazze'yi sevgimizin değil, gafletimizin kurbanı ettik. İbrahim, İsmail 'i kurban edince kazandı, biz Gazze' yi yalnız bırakınca neyi yitirdiğimizin farkında bile değiliz. "Bu bedenin bir uzvu acı çekerse bütün vücut ateşlenir, uykusuz kalır" der. Onun içindir ki Gazze'ye bakarken bombayı görürler, imanı göremezler. Hâlbuki Gazze'nin sırrı tam da oraya gömülüdür. Ne yazık ki biz, bu hakikati konuşacağımıza, Gazze'yi ideoloji kavgalarının malzemesi eyledik. İki taraf da Gazze'ye bakarken insanı unuttular. Bu suale cevap verilmeden Gazze anlaşılmaz. İbrahim 'in ateşi gül bahçesine döndü, çünkü teslimiyet vardı.
27 Mayıs 2026 15:54

Chp Kapatılmalı, Chp'liler Rehabilite Edilmeli…
Biz de zannederiz ki mesele budur. Özgür Özel 'in gidip Kemal Kılıçdaroğlu'nun gelmesi, Kemal Kılıçdaroğlu'nun gidip bir başkasının gelmesi, kurultayın iptali ya da geçerli sayılması, parti içi iktidarın el değiştirmesi, kayyum atanarak Gürsel Tekin'in getirilmesi, vs, büyük tarih vadisi yanında sivilce kabilinden hadiselerdir. Bir mahkeme hükmü, bir parti içi hizip kavgası, bir genel merkez gerilimi, bir koltuk nöbeti, bu milletin asırlık yürüyüşünü açıklamaya yetmez. Asıl mesele, CHP'nin yirminci yüzyıl boyunca bu millete teklif ettiği istikametin artık hiçbir menzile varmadığının anlaşılmasıdır. CHP, 1923'te sahneye çıkmış bir parti gibi görünür. Fakat hakikatte, Tanzimat'ın çok daha öncesinden başlayan, III. Selim' den II. Mahmud' a, Gülhane Hatt-ı Hümâyunu'ndan Islahat Fermanı'na, Meşrutiyet'ten Jön Türk aklına, İttihatçı kadro disiplininden Cumhuriyet modernleşmesine uzanan batı eksenli yön arayışının parti kisvesine bürünmüş hâlidir. Bu yüzden "CHP kapatılmalıdır" derken, önce bu parantez kapatılmalıdır. Bu teklif, bir tarih telakkisinin miadını doldurduğunu ilan eder. CHP'nin milletimizin tarihî yürüyüşüne teklif ettiği şey de budur. Moğol istilası nasıl bir ara kesit ise, Ankara Savaşı nasıl Osmanlı yürüyüşünün büyük akışı içinde bir kırılma ise, yirminci yüzyılın CHP zihniyeti de bu milletin tarihî ufkunda bir araf dönemi olarak görülmelidir. CHP, geçen yüzyıl için bir tezdir. Daha doğrusu İslam vaat ediyor. Büyük kaderin içinde her dönemin kendi imtihanı vardır. Resulullah'ın zamanında da büyük Müslümanlar tebellür etti. Büyük simülasyon böyle işler. CHP meselesi de bu bakımdan yalnız bir parti meselesi sayılamaz. 3 Mart 1924 tarihli bu kanun, Türkiye'deki bütün ilmî ve öğretim kurumlarını Maarif Vekâleti' ne bağlamış, Şer'iye ve Evkaf Vekâleti ya da vakıflar tarafından idare edilen medrese ve mektepleri de Maarif Vekâleti' ne devretmiştir. Bizim "CHP kapatılmalıdır" teklif cümlemiz, en başta bu maarif parantezinin kapanmasıdır. Mektep yeniden milletin ruhuyla konuşmalıdır. 1925 tarihli kanun, TBMM azaları ve memurlar için şapkayı mecbur kılmış, Türkiye halkının umumî serpuşunun şapka olduğunu söylemiş, buna aykırı itiyadın devamını hükümetin menedeceğini hükme bağlamıştır. Bu yüzden "CHP kapatılmalıdır" teklif cümlesi, semboller üzerinden insanı yeniden biçimlendirmeye kalkışan bütün mühendislik aklının kapatılmasıdır. CHP bir partiden ibaret kalmamıştır. Bir anayasa dili, bir bürokrasi dili, bir maarif dili, bir üniversite dili, bir din idaresi dili, bir dış politika dili, bir kıyafet dili, bir tarih dili hâline gelmiştir. O halde " CHP kapatılmalıdır" teklifi, yalnızca tabelaya yönelmiş bir teklif olamaz. Daha büyük bir teklifimiz var. CHP'nin sosyolojisi ikna edilmelidir. İkna ile olur. Büyük sanatla olur. İsmet Özel 'in sert ifadesiyle söyleyeceksek, "ikna olmuyorlarsa canları cehenneme." Bu sözümüz, öfkenin sözü sayılmaz. Mesut Yılmaz da bazı bakımlardan CHP'dir. Batı ekseninde bu milletin hikâyesini eksilten, toplumu zapturapt altında tutulması gereken bir kalabalık gibi gören, milletin tarihî iddiasını tehlike sayan her siyasal akıl, tabela farkı ne olursa olsun CHP parantezi nin içindedir. Teklifimizin en keskin ayrıntısı ise "Geçen yüzyıl bitirilmelidir." Yirminci yüzyıl, bizim için yenilmişlik psikolojisinin, küçültülmüş hedeflerin, kesilmiş çağlayanın, havuzlara hapsedilmiş tarihî debinin yüzyılıdır. Amerika'nın küresel yorgunluğu, Avrupa'nın ahlaki çözülüşü, Çin' in yükselişi, İngiltere 'nin yeni yüzyıl kurma hamleleri, bütün bu büyük kırılmalar içinde Türkiye hâlâ geçen yüzyılın parti içi muhasebelerine hapsedilemez. Tarih icbar eder. Milletin omuzundaki emanet icbar eder. CHP'nin Özgür Özel 'den Kemal Kılıçdaroğlu'na geçmesinin ehemmiyet taşımadığını anlatmak gerekir. Fakat yanlışı söylemek yetmez. Büyük metinler yazılmalıdır. Büyük konuşmalar yapılmalıdır. Diyanet, İslam'ı idare eden memuriyet hissinden kurtulup İslam'ın ahlaki ve ilmî vakarını temsil eden bir merkez hâline gelmelidir. Tek parti zihniyeti. Ezanın Türkçeleştirilmesi dönemi. "CHP kapatılmalıdır" teklifindeki nihai niyetim açıktır: Geçen yüzyıl kapanmalıdır.
23 Mayıs 2026 16:53

Küme'den Hatırlamayı Unutan Memlekete Odak Çağrısı!
Bir müddet sonra kendinizi, sosyal medya akışında birkaç saat parlayıp sonra kaybolmuş izlerin arasında, memleketin kültür hafızasını ararken bulursunuz. Kültür Medeniyet Vakfı, İstanbul 'un kalbinde tarihî bir binayı yeniden işlevlendirmiş, bu mekânın duvarları arasında hem kültür-sanat faaliyetlerini izleyen kapsamlı bir veri teşebbüsünü hem de erken dönem Osmanlı-Türk mûsikîsini kamuoyunun nazarına sunmuş. Vakfın yürüttüğü veri çalışması, dışarıdan bakıldığında kuru bir kayıt faaliyeti gibi görünebilir. Vakfın sanat danışmanının projeye "saymakla" başladıklarını söylemesi, kültür bahsinde basit görünse de hayli mühim bir eşiktir. Karaköy Palas'ta ortaya konulan çalışma, hamasetin kolay sıcaklığına yaslanmadan, kendi ciddiyetini emeğinden alan seçkin bir kültür hamlesi mahiyetindedir. Kültür, tam da böyle derinden yürüyen emeklerle kök salar. Karaköy Palas'ı satın alıp vakfın istifadesine açan Baykar olmuş, açılışta Vakıf Başkanı Abdullah Eren de Baykar'a ve Selçuk Bayraktar'a teşekkür etmiş. Bu irade, hafızayı toparlayan, sesi dirilten, mekânı ihya eden bu tür sessiz hizmetlerde de kendini gösterir.
22 Mayıs 2026 18:58

Küme'den Hatırlamayı Unutan Memlekete Odak Çağrısı!
Bir müddet sonra kendinizi, sosyal medya akışında birkaç saat parlayıp sonra kaybolmuş izlerin arasında, memleketin kültür hafızasını ararken bulursunuz. Kültür Medeniyet Vakfı, İstanbul 'un kalbinde tarihî bir binayı yeniden işlevlendirmiş, bu mekânın duvarları arasında hem kültür-sanat faaliyetlerini izleyen kapsamlı bir veri teşebbüsünü hem de erken dönem Osmanlı-Türk mûsikîsini kamuoyunun nazarına sunmuş. Vakfın yürüttüğü veri çalışması, dışarıdan bakıldığında kuru bir kayıt faaliyeti gibi görünebilir. Vakfın sanat danışmanının projeye "saymakla" başladıklarını söylemesi, kültür bahsinde basit görünse de hayli mühim bir eşiktir. Karaköy Palas'ta ortaya konulan çalışma, hamasetin kolay sıcaklığına yaslanmadan, kendi ciddiyetini emeğinden alan seçkin bir kültür hamlesi mahiyetindedir. Kültür, tam da böyle derinden yürüyen emeklerle kök salar. Karaköy Palas'ı satın alıp vakfın istifadesine açan Baykar olmuş, açılışta Vakıf Başkanı Abdullah Eren de Baykar'a ve Selçuk Bayraktar'a teşekkür etmiş. Bu irade, hafızayı toparlayan, sesi dirilten, mekânı ihya eden bu tür sessiz hizmetlerde de kendini gösterir.
22 Mayıs 2026 09:33

''Fazlası Var.'' Yeni Bir Youtube Serisi Üzerine
Her gün bir bölüm. Gördüğünüz hadisenin fazlası var. Beğendiğiniz hocanın, takip ettiğiniz içerik üreticisinin, tükettiğiniz nağmenin fazlası var. Bir: Bir gazete köşesinde "dijital kıble sapması" diye bir tezi atarsınız ortaya, sınırlı kelimede toparlarsınız, okur "hmm, ilginç" deyip kapatır. "Pusula Nedir? Bir Medeniyetin Yönünü Nasıl Bulur?" Pusula metaforunu kuruyoruz, ne demek istediğimizi netleştiriyoruz. "Gösteri Toplumu: Vitrindeki Müslüman." Yaşamak yerine paylaşmak. "Pusula Fabrikası: Kim Yön Üretiyor?" Bu serinin akademik omurgası, kendi yazılarıma dayanıyor. "Neo-İmamet: Modern Çağda Eski Bir Doktrinin Dönüşü." Velâyet-i fakih'in dijital sürümü. "Aile: Medeniyetin İlk Pusulası." Üç silüet, üç telefon ışığı, aralarındaki kırık bağlar. "Şehir: Taşa Yazılmış Medeniyet." Küçük caminin plazaların gölgesinde nasıl kaybolduğu. "Dil: Kelime Kaybeden Millet." Kelime yitiren bir milletin neyi yitirdiği. "Zaman: Sabırsız Bir Çağın Müslümanı." Bildirim sesi içinde sabah namazını duymak. Ve son bölüm: "Pusulayı Tamir Etmek: Çıkış Var mı?" Teşhisle başlıyoruz, teklifle bitiriyoruz. Çünkü gördüğünüz akımın, izlediğiniz trendin, dinlediğiniz nağmenin fazlası var. Hem de tarihi olan bir fazlası.
20 Mayıs 2026 10:55

''Fazlası Var.'' Yeni Bir Youtube Serisi Üzerine
Her gün bir bölüm. Gördüğünüz hadisenin fazlası var. Beğendiğiniz hocanın, takip ettiğiniz içerik üreticisinin, tükettiğiniz nağmenin fazlası var. Bir: Bir gazete köşesinde "dijital kıble sapması" diye bir tezi atarsınız ortaya, sınırlı kelimede toparlarsınız, okur "hmm, ilginç" deyip kapatır. "Pusula Nedir? Bir Medeniyetin Yönünü Nasıl Bulur?" Pusula metaforunu kuruyoruz, ne demek istediğimizi netleştiriyoruz. "Gösteri Toplumu: Vitrindeki Müslüman." Yaşamak yerine paylaşmak. "Pusula Fabrikası: Kim Yön Üretiyor?" Bu serinin akademik omurgası, kendi yazılarıma dayanıyor. "Neo-İmamet: Modern Çağda Eski Bir Doktrinin Dönüşü." Velâyet-i fakih'in dijital sürümü. "Aile: Medeniyetin İlk Pusulası." Üç silüet, üç telefon ışığı, aralarındaki kırık bağlar. "Şehir: Taşa Yazılmış Medeniyet." Küçük caminin plazaların gölgesinde nasıl kaybolduğu. "Dil: Kelime Kaybeden Millet." Kelime yitiren bir milletin neyi yitirdiği. "Zaman: Sabırsız Bir Çağın Müslümanı." Bildirim sesi içinde sabah namazını duymak. Ve son bölüm: "Pusulayı Tamir Etmek: Çıkış Var mı?" Teşhisle başlıyoruz, teklifle bitiriyoruz. Çünkü gördüğünüz akımın, izlediğiniz trendin, dinlediğiniz nağmenin fazlası var. Hem de tarihi olan bir fazlası.
20 Mayıs 2026 05:32

Halk Bu Dekolonizasyonu Niye Umursasın?
Kavramın ismi dekolonizasyon. Fakat İstanbul 'da düzenlenen Dünya Dekolonizasyon Forumu bize, yalnızca işgalci askerin çekilmesi, sömürge valisinin gitmesi, bayrağın değişmesi meselesi olmadığını aşikâr kılıyor. Bu yüzden dekolonizasyon, bir milletin kendi tarihini başkasının gözünden okumaktan kurtulmasıdır. Esra Albayrak'ın Forum'daki konuşmasında söylediği bir cümle, meselenin tam kalbine yerleşiyor: "Dünyanın artık yeni merkezlere, İstanbul'da, Cakarta'da, Addis Ababa'da, Rabat'ta, Kahire'de ve Gazze'de üretilen bilgeliğe de ihtiyacı var." Bu cümle bir coğrafya sayımı değildir. Yani mesele, batıya karşı yeni bir üstünlük dili üretmek değil, üstünlük fikri nin kendisini sorgulamaktır. Bu aynı zamanda batıya " efendilik kompleksi "nden arınma davetidir. Ali Saydam'ın "Topyekûn dekolonizasyon" başlıklı yazısında "bilgi üretimini sömürgeci yapılardan arındırma meselesi" olarak dikkat çekiyor. Bu cümle dekolonizasyon tartışmasının omurgasıdır. Ekrem Kızıltaş'ın yazısında, ""Haçlı Seferleri" yerine "Haçlı Saldırıları", "Coğrafi Keşifler" yerine sömürgeciliğin başlangıcı, "Orta Asya" yerine Türkistan vurgusu sadece kelime tercihi değil, çocuğun tarih şuuruna konulan istikamet işaretidir" diyor. Sibel Eraslan "Dekolonizasyon: Sömürgesizleşme sorunu" başlıklı yazısında Frantz Fanon' u hatırlatarak sömürgeciliğin bağımsızlık ilanlarından sonra da farklı biçimlerde sürdüğünü gündeme taşıyor. Çünkü dekolonizasyon uzak bir akademik mesele değildir. Gazze'ye bakıp dünyanın ahlak düzenini yeniden sorgulamaktır.
15 Mayıs 2026 13:03

Çocuğun Defterindeki Truva Atı, "Haçlı Seferleri" Tabiri Niye Kalktı?
Bakan Yusuf Tekin'in adımı bu yüzden, kelimelerin üstüne sinmiş ecnebi tozu nu silme hamlesidir. "Haçlı Seferleri" yerine "Haçlı Saldırıları" demek, tarihin yüzündeki pudrayı indirmektir. Türkistan'ı "Orta Asya" diye uzaklaştırdığınızda, puslu bir coğrafya lekesine çevirirsiniz. Biz yıllarca fethettiğimiz İstanbul 'u "Bizans" diye okuduk. "Bizans" adlandırması, Roma mirasını İstanbul 'dan koparan ince bir perde oldu. İbn Sina batıda "Avicenna" diye anıldı. İbn Rüşd "Averroes", İbn Bacce "Avempace" yapıldı. "Avicenna" yı duyan çocuk batı ilim tarihinin sisli vitrinine bakar. "İbn Sina"yı duyan çocuk Buhara'dan Hemedan'a uzanan İslam irfanının büyük dehasını görür. Siyaset filozofu olarak bildiğimiz Frantz Fanon, "Sömürge yalnız topraklara değil, en çok dile yapılır" der. Cemil Meriç'in "kaba bir mahalle kabadayısı" diye tarif ettiği "batılı zihniyet, en büyük zaferlerini topla tüfekle değil, sıfatlarla, terimlerle, başlıklarla kazanmıştır" der. Bir kavme "bedevi" diyebilirseniz, onu çölün ortasında ebediyen yapayalnız bırakabilirsiniz. Bizans diye perdelenen yapı, Doğu Roma idi. İbn Sina, Avicenna maskesiyle yabancılaştırılacak bir batı figürü olarak kabul edilemez!
13 Mayıs 2026 10:50

Mahallenin Dijital Cenazesi
Fakat o medeniyet çoktan yaralanmıştır. Marketing Türkiye ve MTM'nin Nisan 2026 YouTube raporu, sadece dijital gazetecilik performansını göstermiyor. Gazetecilik artık yalnızca haber verme işi olmaktan çıktı. Sadece beş isim üzerinden koca bir mahallenin dijital temsili konuşuluyor. Bu isimlerde derinlikli fikir, medeniyet tasavvuru, tarihsel şuur, sosyolojik çözümleme, estetik kalite, yayın mimarisi ve entelektüel omurga aradığınızda karşınıza refleks, polemik, hamaset ve taraftar psikolojisi çıkıyor. Oysa asıl mesele sayıdan önce seviye meselesidir. Camisi, okulu, derneği, vakfı, televizyonu, gazetesi, hocası ve siyasetçisi olan bir mahalle, dijital çağın en büyük meydanında kendi gençlerine ulaşacak nitelikli, estetik, ikna edici ve sahici bir medya dili kuramıyor. Var olduğumuz yerde de öfkemiz fazla, aklımız eksik. İddiamız büyük, tekniğimiz zayıf. Bugün YouTube raporu bize gazetecilik tablosu sunmuyor. Refleks var, bilinç eksik. Kalabalık var, kadro eksik. Söz var, seviye eksik.
08 Mayıs 2026 12:42

Saraydan Sokağa İnen Şehzade
Sarayın güvenli dünyasından çıkıyor. Burada sıradan bir çocuk macerası yok. Burada aileden kopan bir çocuk yok. Burada aile terbiyesini yanında taşıyarak dünyaya açılan bir çocuk var. Maraş hattında, Siverek hattında hafızalara kazınan o acı not, "Ailemden nefret ediyorum." Bu cümle bir çocuğun öfkesi diye geçiştirilemez. Anne ile çocuk arasındaki o sessiz mesafe var. Bir çocuk ailesinden nefret ettiğini yazıyorsa orada psikolojik bir kırılma yok. Ev var, yuva eksik. Şehzade: Büyük Şenlik bu karanlık cümlenin karşısına bambaşka bir iklim çıkarıyor. Babalık çocuğun içine öyle bir pusula yerleştirmektir ki çocuk saraydan çıksa da yolunu şaşırmasın. Ailenin, mahallenin, devletin ve geleneğin aynı anda çocuğa "sen bizdensin" demesidir. Şehzade: Büyük Şenlik bu yüzden sadece çocukların izleyeceği bir animasyon değil. Çünkü çocuk sineması sadece eğlendirmez. Kimi zaman bize nasıl çocuk yetiştirdiğimizi de gösterir. Bir çocuğun arkasında sağlam bir aile varsa o çocuk nereye giderse gitsin kaybolmaz. Ama çocuğun içinde aileye karşı nefret büyümüşse o çocuk evin içinde bile gurbet yaşar. Asıl büyük şenlik şu gün başlayacak. Aileyi yeniden yuva kıldığımız gün. O gün gelene kadar her şenlik eksik kalır.
06 Mayıs 2026 03:14