
Romanya, Doğu Avrupa'nın gelişmekte olan bir ülkesi. Bugünkü Romanya sınırlarını oluşturan Eflak, Boğdan ve içine Köstence'yi de alan Dobruca bölgesinde, Osmanlı Devleti olarak 470 yılı aşkın hüküm sürmüşüz. Rusya'ya karşı AB içine almış Romanya'yı. Romanya Osmanlı hâkimiyetinden, 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı Rus Savaşı (1877-1878) sonrası çıkmış. 22 Aralık 1989 yılında ise Nikolay Çavuşesku rejiminin devrilmesiyle, komünizmden kurtularak kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmakta. Türkiye ile ilişkileri iyi seviyede ve daha da güçlendirmek istiyorlar. Romanya'daki Türkiye'yi orada görmek mümkün. Çünkü kendi tarihlerini okuduklarında, 470 yıl Osmanlı idaresi altında hiç sömürülmeden ne kadar barış içerisinde yaşadıklarını idrak ettiklerinden, Türkiye ile ilişkilerini ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda kavileştirmek istiyorlar. Biraz da Romanya'dan Türkiye nasıl gözüküyor ona bakalım. Tespitlerim, Türkiye ile Romanya arasındaki insani ve ticari ilişkileri sahada görmemden dolayıdır vesselam.
Kaynak: Yeni Akit
26 Mayıs 2026 02:37
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Sarı Saltuk (1)
Sarı Saltuk Hz.leri ise maddi âlemin manevi büyüklerindendir. Bu coğrafyanın değişik bölgelerine kuzeyden başlayan göçlerle birlikte, 1262 yılının başından itibaren güneyden de Anadolu'dan Türk göçleri başlamıştır. Bu göçlerin ilklerinden birisi, dervişleriyle Anadolu'dan gelen Sarı Saltuk Hz.leridir. Eğer sömürgeci ve işgalci olsaydı, yukarıda da ifade edildiği gibi bugün 63 devlet, 8 vergiyle bağlı devlet Türkçe konuşuyor olurdu. Bu manada Balkanlara gelen Sarı Saltuk Hz.leri, Rumeli'nin fethinin başladığı 1354 yılından 90 yıl önce, fethe hazırlık olarak bölgeyi İslam ve Türklerle tanıştırmış, kaynaştırmış ve kardeşlik köprüsünü kurmuştur.
04 Haziran 2026 02:07

Omuz Omuza Köstence Ve Hakan Fidan
Köstence'ye vardığımızda TİKA tarafından kurulmuş "T Radyo'ya" konuk olduk. Şiirin ilk mısraına, "Burası Anadolu" yerine, "Burası Dobruca" diyerek şehre vasıl olduk. Birisi Köstence'nin "Ulu Camisi" olarak bilinen Sultan Abdülaziz tarafından 1869 yılında inşa ettirilen Hünkâr Camii. Diğeri de Müslüman topluma karşı barışın simgesi olarak 1910 yılında Kral Carol tarafından yaptırılan cami. Cuma'yı Kral Carol Camii'nde eda ettik. Sayın Fidan 2007'de TİKA Başkanı idi. Başkanlığı sırasında Köstence'de halen yayın yapan T Radyo'nun kuruluşunu gerçekleştirmiş. "Romanya Demokrat Türk Birliği", "Romanya Müslüman Tatar Türkleri Demokrat Birliği" ve "Romanya Müslümanları Müftülüğünün" talepleri olarak, T Radyonun Müdürü ve Demokrat Türk Birliği Genel Sekreteri Ervin İbrahim, frekans konusunda istirhamda bulunuyorlar.
03 Haziran 2026 02:30

Romanya'daki Türk Şehitliği
1932 yılında Romanya'ya Büyükelçi olarak gelen Hamdullah Suphi Tanrıöver'in girişimiyle inşa edilen şehitlikte 935 şehidimiz yatmaktadır. Fakat Hamdullah Suphi'nin bir ifadesine göre bu sayı 2714'tür. Bu arada, 1915-1917 yıllarında Dobruca'ya gönderilen Türk askerleri, yalnızca askeri görev üstlenmemiş, savaşın etkisiyle zor durumda kalan Rumen halkına okul, hastane ve fırınlar kurarak destek sağlamış. Romanya'dan söz edip de Hamdullah Suphi Tanrıöver'den söz etmemek olmaz. Hamdullah Suphi, 1931'den 1944'e kadar on üç yıl geniş tarih bilgisi, kültürü ve hitabet yeteneği ile Türkiye'yi Romanya'da en iyi şekilde temsil etmiş büyükelçimizdir. Hamdullah Suphi, 17 Ekim 1933'te Türkiye-Romanya dostluk, saldırmazlık, hakemlik ve uzlaştırma antlaşması imzalayarak, önemli bir barış ortamı hazırlamıştır. Ezcümle Hamdullah Suphi Tanrıöver'den: - "Diriler, şehitler sayesinde insan olarak, hür olarak yaşıyorlar".
02 Haziran 2026 01:35

Bükreş'te Bayram
Bayramın muhtevasında "merhamet" duygusu yüksek olduğu için bayram yapamayanlar yahut bayramdan mahrum kalanlar aklımıza gelir, onlar için dua edilir ve sevincimiz kişiselleşmez, bencilleşmez. "Müminler kardeştir" fotoğrafıydı. Bükreş'teki caminin adı Kral Camii'dir ama buraya "Hünkâr Camii de denilmekte. Caminin hikâyesi gelince: Türkiye ile Romanya arasındaki köklü dostluğun bugün de izlerini taşıyan başkent Bükreş'teki Kral Cami, Alman Hohenzollern-Sigmaringen hanedanından gelen ve 1866 ile 1914 yılları arasında ülkeyi önce prens, 1881'den itibaren de Romanya'yı yöneten Kral Carol 1906'da inşa ettirmiş. Türkiye-Romanya ilişkilerinin sembolik yapı merkezlerinden biri olarak varlığını sürdüren caminin bir başka hikâyesi de şöyle: Cami, 1959'da Carol Parkında yapılması planlanan anıt projesi nedeniyle taşları numaralanarak sökülüp, 1960 yılında bugünkü yerine aynı planla yeniden yapılmış. Kral Carol Camii, Romanya'da yaşayan Müslümanların bayram ve Cuma namazlarında buluştukları bir nokta olması hasebiyle oldukça önemli bir merkezde. Ülkemiz ile Romanya arasında kurulan dostluk köprüsünün görünür bir simgesi olarak ayakta durmaya devam ediyor. Camide Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından görevliler olmakla birlikte ayrıca Tatarların temsilcisi olarak bir de Tatar görevli birlikte vazife yapmakta. ………………….. Bayram mesajı Sezai Karakoç'tan gelsin. "İslâm'da bayram, bütün Müslümanların, ruh ve eşya zenginliklerini, ruhlarının deniz gibi incileriyle gökyüzü çiçeklerini ve eşyalarının gençliklerini sergileme ve bu sergide bir tek ruh ve bir bütün haline gelmeleridir. Bayram ki, taştan değil, rüzgâr çizgilerinden değil, yaprak hışırtısından değil, bir medeniyet esintisinden, bir tarih ilhamından, Müslümanların aydınlık gönüllerinden gelen bir şuur hafifliğidir, geliyor ve bizi ak çeşmelerin ışığıyla dolduruyor." Bayram sevinçle hüzün arasında geçen duygu yüklü sonsuz tren katarı gibidir. Sevinenler olduğu kadar hüzünlenenler de vardır. Edebiyatımız, türkülerimiz, destanlarımız bayram üzerine nice duygu yüklü mısralarla, hikâyelerle doludur. Hepsinin de ortak özelliği sevinç ve hüzün arasındadır. Bayramlar tam sevinme zamanı değildir. Bayramın muhtevasında "merhamet" duygusu yüksek olduğu için bayram yapamayanlar yahut bayramdan mahrum kalanlar aklımıza gelir, onlar için dua edilir ve sevincimiz kişiselleşmez, bencilleşmez. Bükreş'in orta yerinde, bir adıyla Kral, diğer adıyla Kral Hünkâr Camii'nde bayram namazını eda etmek nasip oldu. Türkiye başta olmak üzere dünyanın değişik ülkelerinden Romanya'da çalışan Müslümanlar bayram sabahında camide toplanmışlardı. "Müminler kardeştir" fotoğrafıydı. Camide cemaate dâhil olmuş isimlerden birisi de Romanya Büyükelçimiz Özgür Kıvanç Altan idi. Devletimiz ve milletimiz adına onur duyduk. Devletimizin temsilcisi, vatandaşlarının arasında idi. Belki bu ifadeleri abartı görenler olabilir. Abartı değil. Son 25 yıl öncesine kadar böyle büyükelçileri görmek mümkün değildi. Vatan edindiğiniz devlete aidiyetiniz var; "Benim devletim, benim milletim, benim bayrağım, benim dinim" diyebiliyor ve duygularınızla inancınız bütünleşiyorsa, elbet sevinirsiniz. ……………….. Romanya genelinde iki tane Hünkâr Camii vardır. Birisi Köstence'de, diğeri Bükreş'te. İki cami birbiriyle karıştırılıyor. Bükreş'teki caminin adı Kral Camii'dir ama buraya "Hünkâr Camii de denilmekte. "İslâm'da bayram, bütün Müslümanların, ruh ve eşya zenginliklerini, ruhlarının deniz gibi incileriyle gökyüzü çiçeklerini ve eşyalarının gençliklerini sergileme ve bu sergide bir tek ruh ve bir bütün haline gelmeleridir. Bayram ki, taştan değil, rüzgâr çizgilerinden değil, yaprak hışırtısından değil, bir medeniyet esintisinden, bir tarih ilhamından, Müslümanların aydınlık gönüllerinden gelen bir şuur hafifliğidir, geliyor ve bizi ak çeşmelerin ışığıyla dolduruyor."
01 Haziran 2026 01:43

Dobruca Ve Köstence 2
Bu karışık durumdan faydalanmak isteyen Eflak Beyi Mircea, 1388'de kısa bir süre Dobruca'nın güneybatı kısmını ele geçirmişse de 1394'te Yıldırım Bayezid tarafından mağlûp edilerek Dobruca'yı terk etmek zorunda kalmıştır. Mircea Ankara Savaşı'ndan sonraki karışıklıklar sırasında tekrar Dobruca'ya girmiş, Çelebi Mehmed'e karşı Mûsâ Çelebi'yi desteklemiş, ancak 1416'da Çelebi Mehmed'e yenilmiştir. Böylece Osmanlı idaresine giren Dobruca 460 yıl kadar Türk hâkimiyetinde kalmıştır. Bir ara Kazıklı Voyvoda diye bilinen Eflak Beyi Vlad Tepeş'in istilâsına maruz kalan bölge halkı büyük zarar görmüş, bu sırada 40.000 kadar Müslüman öldürülmüştür. 1471 yılında Şehzade Cem, Boğdan seferi (1484) sırasında da II. Bayezid uzunca bir süre Babadağı'nda kalarak burada bazı imar faaliyetlerinde bulunmuştur. II. Bayezid, Malkoçoğlu Bâlî Bey'e Silistre'nin idaresini vererek onu Boğdan sınır muhafızlığına getirmiş, böylece Osmanlılar tarafından Dobruca'ya ilk idareci tayin edilmiştir. Dobruca'da dev bir Osmanlı tarihi var.
29 Mayıs 2026 02:30

Dobruca Ve Köstence 1
Bizim bugünkü dar topraklarımız da geniş topraklarımız da nice göç vakıa ve hikâyeleriyle doludur. Gerçi insanın hikâyesi de zaten göç üzerine senaryoludur. Mevzuumuz, soydaşlarımızın yaşadığı Dobruca'nın siyasi ve kültürel geçmişine göç etmekti. Söz konusu Romanya olunca, elbet en yetkili isim, 1923 yılında bir Türk anne ve babanın evladı olarak Dobruca'nın Babadağ kasabasında dünyaya gelen, 2019 yılında ise vefat eden Prof. Dr. Kemal Haşim Karpat'tır. Dobruca bölgesinin Osmanlı dönemine tekabül eden kısmını onun kaleminden özetleyelim: ………………. "Dobruca'nın siyasî tarihini stratejik mevkii tayin etmiştir. Rusya ve Ukrayna steplerinden İstanbul'a ve Ege'ye giden en kısa yolun Dobruca'dan geçmesi, bu bölgenin en eski tarihlerden beri çeşitli kavimlerin geçit yeri olmasına sebep olmuştur. Bu kavimlerin her biri Dobruca'da çeşitli izler bırakmıştır. Osmanlılar da Dobruca'nın bu stratejik mevkiinden faydalanmışlar, Lehistan ve Rusya'ya yönelik seferlerde, Kırım Hanlığı ile bağlantılarda hep bu bölgeyi kullanmışlardır. Dobruca'da devlet kuran ilk Türk Balik'tir (Balika). Adını Türkçe balıktan alan Balik'in kurduğu devlet, desteğini Dobruca'nın güneyinde yaşayan Hıristiyanlaşmış Oğuzlar'dan (Gagauzlar) almıştır. (Bugün Gagauzlar, Moldova sınırları içerisinde özerk bir yönetime sahip şehirdir. H.Ö) Balik'in Dobrotiç adındaki kardeşi bir yıl İstanbul'da kalmış, Bizans imparatoru ile akrabalık kurmuş, 1359'da Kuzey Dobruca'yı işgal ederek Venedik ve Bizans'la yakın ilişkiler içinde olmuştur. Burada ilk müstakil devleti kuran Dobrotiç bölgeye kendi adını vermiş, Dobruca adı "Dobrotiç'in ülkesi" anlamında ortaya çıkmıştır. Dobrotiç'in oğlu Ivanko zamanında Dobruca iktisadî bakımdan çok gelişmiştir. Devamı yarına… Göç göç oldu göçler yola düzüldü Uyku geldi ela gözler süzüldü O zamanda elim yardan üzüldü Ağam nerden aşar yolu yaylanın. Yukarıdaki dizeler Erzurum türküsünden. Bizim bugünkü dar topraklarımız da geniş topraklarımız da nice göç vakıa ve hikâyeleriyle doludur. Bu coğrafyalardan birisi de Romanya devleti sınırları içerisinde yer alan Dobruca, Köstence vilayeti ile bağlı bucak ve köylerden ibarettir. Sarı Saltuk Hz.lerinin Anadolu'dan gelmesiyle başlayan bir göç tarihi var. Yıllar sonra savaşlar sebebiyle Kırım Yarımadası'ndan buraya ve Anadolu'ya yeni göçler olmuş. Mesela Eskişehir'i Kırım'dan gelen soydaşlarımız, Bursa'yı da Köstence ve Dobruca'dan göç eden insanlarımız vatan edinmişlerdir. Başka illerimizde de varlar. Gerçi insanın hikâyesi de zaten göç üzerine senaryoludur. Doğmak ve ölmek de bir göç değil midir? Bütün göçlerin sonu; inananlar için ebedi bir hayatın varlığına göç değil midir? Bu dünya, ahiret hayatı için ekip biçilen tarla olması hasebiyle mahsulü ebedi hayatta alınmaya göç değil midir? İnanmayanların nasıl bir dünyası vardır onu bilmiyorum. …………………. Mevzuumuz, soydaşlarımızın yaşadığı Dobruca'nın siyasi ve kültürel geçmişine göç etmekti. Söz konusu Romanya olunca, elbet en yetkili isim, 1923 yılında bir Türk anne ve babanın evladı olarak Dobruca'nın Babadağ kasabasında dünyaya gelen, 2019 yılında ise vefat eden Prof. Dr. Kemal Haşim Karpat'tır. Rahmetli Karpat Hocanın hayatı da tarih, kültür ve nüfus çeşitliliğinin bulunduğu yerlerde geçer ve bir nevi hayatı göç göç olarak yollarda düzülür. Bugün dünyanın gıpta ile tanıdığı ve bildiği Kemal Karpat; kimlik, toplum, nüfus ve özellikle Osmanlı tarihi üzerine güvenilir kaynakların sahibidir. Dobruca bölgesinin Osmanlı dönemine tekabül eden kısmını onun kaleminden özetleyelim: ………………. "Dobruca'nın siyasî tarihini stratejik mevkii tayin etmiştir.
28 Mayıs 2026 01:54

Köklü Bir Tarihe Sahip Milletler Ve Devletler
Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın irade ve idaresindeki hükümetlerin çalışmaları sayesinde, nerede tarihi mirasımız mevcut ise sahip çıkılmaktadır. Gönül coğrafyamızın her yerinde olduğu gibi Romanya'da da TİKA; ülkemiz, milletimiz ve özellikle soydaşlarımız ve tarihi mirasımız adına destan yazmakta. TİKA Romanya koordinatörü Salih Yür ç'ün ifadesiyle TİKA, Bükreş Program Koordinasyon Ofisi aracılığıyla 2014'ten günümüze kadar geçen sürede eğitim, sağlık, idari ve sosyal altyapıların güçlendirilmesi, kültürel iş birliği gibi farklı alanlarda çok sayıda proje ve faaliyete devam etmekte. Romanya'da tahmin edilenlerin ötesinde ciddi bir Osmanlı eseri var. Hünkâr Camii hakkında TİKA Başkanı Abdullah Eren şu bilgileri veriyor: "Sultan Abdülaziz tarafından 1869 yılında yaptırılan ve girişinde tuğrasını taşıyan camii, özgün mimari detaylarıyla öne çıkıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında ağır hasar gören yapı, 1956 yılında kısmen restore edilse de uzun yıllar kullanılamamış. TİKA tarafından yürütülecek yeni restorasyon projesiyle hem Dobruca bölgesindeki Müslüman toplumu hem de bölgesel ve kültürel miras için büyük öneme sahip tarihi cami, kapsamlı bir şekilde onarılacak ve gelecek nesillere aktarılacak. Sultan Abdülaziz Han'ın emaneti olan bu mukaddes yapı, yalnızca bir restorasyon projesi değil; ecdadımızın ruhunu ve manevi mirasını yarınlara taşıyan sarsılmaz bir değerdir. Bu kadim değeri koruma gayesiyle, TİKA Romanya Koordinatörlüğümüz ile Romanya Müslümanları Müftülüğü arasında imzalanan protokolle, camimizin mahzun kalmış her köşesi aslına uygun bir şekilde yeniden hayat bulacak".
27 Mayıs 2026 02:25

Bütün Yönleriyle Sömürgecilik
Geçmiş bir zamanda, Cezayirli bir zatla sohbet ederken, "Osmanlı sömürgeci bir devlet" demiş ve kendisine şu soru yöneltilmişti. Neden hayır olduğu anlatıldı kendisine: "Osmanlılar 314 yıl Cezayir'de hüküm sürdü. Fransızlar ise 132 yıl kaldı. Bak Fransızca ana dilin olmuş ama hiç Türkçe bilmiyorsun. Eğer Osmanlı sömürgeci bir devlet olsaydı, şu anda şakır şakır Türkçe konuşur olurdun" deyince sustu. Kitapta Azmi Özcan hocanın tanımıyla; "sömürgecilik, insanlık tarihi boyunca karşılaştığı en karanlık, en meşum tehdit ve tehlikedir". "Türklerin Tarihteki Rolü" adlı bölümde önce hizmet, sonra hâkimiyet ve en sonunda devlet kurma düşünceleri ile Türklerin tarihe olan katkıları anlatılıyor. Kitabın can alıcı bölümlerinden birisi ise "Kültürel ve Bilimsel Sömürgecilik" başlıklı! Eser hakkında: Fatih Belediyesi 0212-453 14 53 www.fatih.bel.tr Bu hafta tanıtmaya çalışacağımız eser Fatih Belediyesi Yayınları arasından çıkan ve Prof. Dr. Azmi Özcan 'ın, "Bütün Yönleriyle Sömürgecilik" ismini taşıyor.
25 Mayıs 2026 02:06

Deniz Feneri Ve Kurban Bayramı
Ümmet olmanın bilincini Deniz Feneri nezdinde görmek mümkündür. Böyle söyleyince kimse şeytanını azdırıp, "diğer kurumlar" gibi nefsine yenilip; temiz yürekleri, temiz dilleri, zihinleri kirletmesin. Mevzuumuz Deniz Feneri'dir. Yerel görevlilerden birisi dedi ki: -Priştine'nin falan şehrinde sizin İstiklal Şairiniz, bizim de hemşehrimiz Mehmet Akif Ersoy'un amcazadeleri var ve kimsesizler" deyince bir garip olduk. O bölgede zaten et ve gıda dağıtımı yapılacaktı. Yardımları yüklendiğimiz gibi yola düştük ve verilen adrese varıp, ziyaretimizi gerçekleştirdik. Tabii biraz da sohbet ettik. Kaçıncı nesil olduğunu bilmiyorum ama yetmiş yaşını aşmış zatı muhteremin yıllar sonra Türkiye'den kapısının çalınarak, Mehmet Akif'in hatırına gelindiğini öğrenince gözyaşlarına hâkim olamadı. Evet, sizlerin de bildiği gibi şu kadarını da söyleyerek, Deniz Feneri'nin kurban organizasyonuna dair bilgiler verelim. "Kurban, Allah'a yakınlaşma niyetiyle yerine getirilen bir ibadettir. "Kurban, Allah'a yakınlaşma niyetiyle yerine getirilen bir ibadettir. Ancak bu ibadetin toplumsal yönü de son derece güçlüdür. Kurban, sadece kesim işlemi değildir; aynı zamanda paylaşma kültürünün, dayanışmanın ve infak bilincinin canlı tutulmasıdır. Yapılan bağışlar sayesinde: Dar gelirli ailelerin sofralarına et girer. Yetim, öksüz, yaşlı ve kimsesizler desteklenir. Uzak coğrafyalarda yaşayan ihtiyaç sahipleri kendilerini yalnız hissetmez. Bağışçı ile ihtiyaç sahibi arasında görünmeyen ama çok güçlü bir gönül bağı kurulur. Bu yönüyle kurban, bireysel ibadetin toplumsal faydaya dönüştüğü çok özel bir kulluk biçimidir".
22 Mayıs 2026 05:18

Siyasette Hırs Ve Tamahın Sonu
Günümüzde siyasi hırs ve tamahın adresinin CHP olduğu açık görülmektedir. Gerçi hırs ve tamahları yeni değil, 1940 yılından itibaren süre gelen bir durumdur. CHP'nin bu tarihten itibaren siyasi serüvenlerini iyi takip edenler bilir ki, CHP zihniyetinin siyasetinde devlet kasadır, millet tasadır. Dünyanın gıpta ile izlediği güçlü bir Türkiye'yi, muhalefet çok kötü şekilde kirletiyor. Bizim insan tarifimizde, "aklıselim sahibi olmak" diye bir hakikat vardır. Siyasi hırs, aklıselim sahibi kimselerin akıllarını ve selim oluşlarını yok eder. Dışarıdan resmi ziyaretlere gelen devlet adamları, Türkiye'deki gelişmeleri, büyümeleri gördükçe hayranlıklarını dile getirirken, bizde muhalefet küfrediyor. Bu çerçevede meydana gelen siyasi kültür, siyasi akıl, siyasetin temelini oluşturur.
21 Mayıs 2026 03:18

Hırs Ve Tamahın Sonu Ahmaklıkla Biter
Nerede ne zaman nasıl olursa olsun, kişinin yaşı başı ne olursa olsun, eğer bir kimseye hırs ve tamah hastalığı müptela olduysa, o kişinin iflah olması imkânsızdır. Nice hırs ve tamah sahiplerinin mezar taşları süslüdür amma Fatiha'sı yoktur. Neyse esas niyetim Mevlana'nın Mesnevisinden hırs ve tamah üzerine bir hikâyesini bugüne uyarlamaktı. Kuşun biri, hırs ve tamah sahibi bir kimse tarafından hile ve tuzakla avlanmıştı. Kuştan ilk öğüdü alan adam, diğer öğütlere tamah ederek kuşu elinden bıraktı ve kuş da uçup damın üzerine kondu. Şimdi sıra ikinci öğüde gelmişti ve şöyle dedi kuş: -Hayatında geçip gitmiş şeylere gam çekme! Senin gibi hırs ve tamah hastalarına hikmet tohumu ekilmez.
20 Mayıs 2026 01:43

Hangi Dil Bayramı!
Birincisi, 749 yıl önce, 1277 yıl ında ilan edilen ve her yıl 13 Mayıs'ta hatırlanan dil bayramı. İkinci dil bayramı ise 26 Eylül 1932 ilan edilen dil bayramı. Bu hususta Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu'nun, "Türkçenin Karanlık Günleri" isimli bir kitabı vardır. D. Mehmet Doğan'ın da "Türkçenin Cenaze Töreni" isimli kitabı vardır. Geçtiğimiz hafta 13 Mayıs'ta kutlanan dil bayramı ise 749 yıl önce, Karamanoğlu Mehmet Bey'in fermanı esas alınan bayramdı. Ferman şöyle: " Şimden gerü hiç kimesne kapuda ve divanda ve mecalis ve seyranda Türki dilinden gayrı dil söylemeyeler". Sözü, " Köklü bir dilin bayramı olmaz" diyerek, ömrünü bu meseleye hibe eden merhum D. Mehmet Doğan'a bırakmak, dilimize olan mensubiyetin ve mesuliyetin gereğidir.
19 Mayıs 2026 01:47