
Üstad, İşârâtü'l-İ'caz için; "Risale-i Nur'un, fatihası, besmelesi" gibi tabirler kullanır. Fakat tefsirde de, takip ettiği yolu, şöyle beyan etmiştir: "Şu İşârâtü'l-İ'câz adlı eserden maksadımız, Kur'ân'ın nazmına, lâfzına ve ibaresine ait i'caz işaretlerini ve remizlerini beyan etmektir. Çünkü, i'cazın mühim bir vechi, nazmından tecelli eder ve en parlak i'caz Kur'ân'ın nazmındaki nakışlardan ibarettir." Aynı zamanda, bu zamanın insanını, geçmiş asırlara götürmemiş, bu asrın anlayışına göre, Kur'ân'ı tefsir etmiştir. Yani "asrın idrakine göre söyletmiştir Kur'ân'ı". Daha sonra, harbin şiddetlenmesiyle, altmış cilt civarında düşündüğü tefsirini tamamlayamamış, Fatiha Suresi'nin tamamını, Bakara Suresi'nin de 32. ayetine kadar tefsire muvaffak olmuştur. Bu 32. ayette, acaibtir ki "Subhaneke lâ ilme lenâ..." diye biten, meleklerin, Cenab-ı Hakka verdikleri cevabla bitmektedir.
Kaynak: Yeni Asya
10 Temmuz 2026 00:13
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Cevşen Nerede Rivayet Edilmiştir (2)
Hz. Ali'den (ra) nakledilen şu hadise neticesinde Cevşen tahakkuk etmiştir: Büyük bir mutasavvıf ve hadis âlimi olan Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî, "Mecmuatü'l-Ahzâb" adlı eserinde yer verdiği Cevşenü'l-Kebîr'in rivâyet zincirini tam olarak vermemiştir. Adını vermediği bir kimseden başlatarak isnad zincirini şöyle ifade etmiştir: Babam Umame'den, o da Cafer-i Sadık'tan, o da babası (Muhammed Bakır) ve dedesi (Zeynelâbidin) vasıtasıyla İmam Hüseyin'den şunu rivayet etmiştir: İmam Hüseyin: Babam [İmam-ı Ali (kv)] bana hitaben: "Peygamberin (asm) bana öğrettiği, Yüce Allah'ın esrarından bir kısmını sana öğreteyim mi?" dedi.
04 Temmuz 2026 00:27

Cevşen Şia Duası Mı? (1)
Vefat etmeden bir müddet önce yolladığı şey de, soyadı "İslâmoğlu" olan birinin hem Üstad, hem de Cevşen aleyhindeki konuşmasıydı. (https://www.yenisafak.com/yazarlar/cemilebayraktar/cevsen-duasi-fazileti-deniyor-da-ya-kaynagi-2025127) İkincisi de: Diğer cemaatlerimizden bir arkadaş bir kaç sene evvel bana, "ihtiyar hocacıların" ilmihâlinin indeksinden, "Cevşen" maddesini gösterdi. O arkadaşa "A be kardeşim! Bu kadar mı olur yani, yuh olsun onlara!" dedim. Ben Risale-i Nurlarla müşerref olana kadar, "Cevşen" kelimesini duymamış ve de, ne olduğunu bilmiyordum. Farsçadan Arabcaya geçtiği kabul edilen "Cevşen" kelimesi, lûgatta "bir çeşit zırh ve savaş elbisesi" manasına gelmektedir. Daha sonra ona "geçmiş olsun" ziyaretine giden arkadaşlarımız, yanlarında, boyuna asılan Cevşen hediye etmek istemişler, o da gömleğinin altından çıkardığı Cevşeni göstermiş "Bundan mı?" demiş. Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Cevşen dua kitabının başına şu şerhi koydurmuş: "Hz. Peygamber'e (asm) Cebrail'in vahiy ile getirdiği ve 'Zırhı çıkar, bunu oku.' dediği, gayet yüksek ve çok kıymettar bir münacât-ı Peygamberîdir ki, İmam Zeynelabidin'den (ra) tevatürle rivayet edilmiştir." Ayrıca yine Üstad'ın ifadesiyle: "Hem meselâ, Kur'ân'ın hakikî ve tam bir nevi münacâtı ve Kur'ân'dan çıkan bir çeşit hûlasası olan Cevşenü'l-Kebîr namındaki münacât-ı Peygamberî'de (asm) yüz defa 'Subhaneke ya lâ ilâhe illâ ente el-Eman el-Eman. Hallisna ve ecirna ve neccina mine'n-nar' cümlesinin tekrarında tevhid gibi kâinatça en büyük hakikat ve mahlukâtın rububiyete karşı tesbih ve takdis gibi üç muazzam vazifesinden en ehemmiyetli bir vazifesi ve şekâvet-i ebediyeden kurtulmak gibi, nev'-i insanın en dehşetli meselesi ve ubudiyet ve acz-i beşerin en lüzumlu neticesi bulunması cihetiyle binler defa tekrar edilse yine azdır."
03 Temmuz 2026 00:50

Mütebessim Bir Sima: Süleyman Azmanoğlu
1970'li senelerin başlarında, Ankara merkezli dershanemizden biri de, Dışkapı'daki "Ferah Apartmanı" idi. Ama "Lütfi Taşçı" kardeşimle, her 27'ye gidişimizde, Bayram Ağabey'den, ısrarla vakıf talebinde bulunurduk. Rizeli olan İhsan Ağabey'den dolayı, yine bir hemşehrisi olan "Süleyman Azmanoğlu" oraya gelmişti. 23 Haziran günü, tam mideden endoskopi yaptırmaya giderken, Süleyman'ın vefat haberi geldi, müteessir oldum. Ayrıca, takriben elli sene kadar evvel Yeni Asya yayınlarından "Hac Rehberi"ni de, rahmetli Osman Demirci Hoca ile ikisi hazırlamıştı. Allah rahmet eylesin.
27 Haziran 2026 10:01

Aşure Orucu İki Gündür!
Aslında, geçen sene gazetemizde yazdığımız "Üç gün değil, iki gün" başlıklı yazımızı tekraren, burada zikretmek hâsıl oldu. Bazı hocaları da, bizzat ikaz edip anlattığımızda, "Yahu gerçekten dediğiniz doğru, biz dikkat etmemişiz" diyorlar. Başka zamanlarda sadece Cuma veya Cumartesi günleri oruç tutmak tenzîhen mekruhken, Muharrem ayının da içinde olduğu dört haram ayda (Muharrem, Receb, Zilkade ve Zilhicce) Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutmanın faziletine dair hadis-i şerifte çok terviç ve rağbet var. Bu mübarek Muharrem ayının en mühim ve çok Müslüman tarafından bilinen orucu da "Aşure Günü orucu"dur. (Aslında aşure, Arapça on sayısı demek olan "aşere"den gelen bir kelimedir. Bununla alâkalı olarak kaynağından bir kısmı buraya alarak, bu konudaki düşüncemizi sonrasında ifade edelim: "..Hadiste dikkat çekilen bir diğer husus da, Aşure Günü orucudur. Aşure Günü, Hicrî senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Aşure Gününün de diğer günler içerisinde ayrı bir yeri vardır. Aşure Gününe fazilet kazandıran pek çok hâdise bulunmaktadır. Meselâ Hz. Musa (as) ve İsrâiloğulları bugünde Firavun'un zulmünden kurtulmuşlar, Hz. Nuh'un (as) gemisi Cûdi Dağına bugün oturmuştur. Hz. Yunus (as), balığın karnından bugün kurtulmuş, Hz. Âdem'in (as) tevbesi Aşure Günü kabul edilmiştir. Daha pek çok güzel hâdise bugün gerçekleşmiştir. "Bunun içindir ki, Muharrem ayı ve Aşure Günü, Yahudilerce ve Hristiyanlarca da mukaddes sayılmıştır. 'Bu ne orucudur?' diye sordu. "Peygamberimiz (asm) ve sahabîler vacip olarak o gün oruç tutmaya başladılar. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra ise Peygamberimiz (asm), 'İsteyen tutar, isteyen terk edebilir' buyurarak herkesi serbest bıraktı. "Aşure Günü tutulan orucun faziletiyle ilgili pek çok hadis vardır.
23 Haziran 2026 12:02

Receb Kök Ve Mahir Acar
En son da, Bursa'nın mübarek bir ferdi olan Mahir Acar kardeşimizin anî vefatı oldu. 9 Mayıs 2026 akşamı, onun vefat haberini alınca müteessir oldum. Makamı, mekânı Cennet olsun! 1 Onlar, 12 Mart alçak hadisesinin kahramanıydılar. Mustafa Cahid Türkmenoğlu (o zaman savcıydı), Ömer Tuncay, Receb Yanar (Zafer Ali'ye Risale-i Nurları tanıtan), Receb Kök ve Erol Çınar. 15 Temmuz hâin hareketinden sonra bir araya gelmiştik. On sene kadar önce, bir iki arkadaşla "70'li seneler talebe arkadaşları" diye bir grub yapmıştık. Orada, 70 öncesi başlayıp 70'ler içinde ve 70'lerde başlayıp 70 sonrası mezun olan arkadaşların hepsini davet etmiştik. Receb Kök Ağabey musafahanın neticesinde yanıma geldi ve "Osman kardeş, Receb Ağabeyi (Yanar) göremedim, o gelmedi mi?" dedi. "Olur mu Receb Ağabey, az önce kucaklaştın ya" dedim. "Aaa ne zaman ya, hani nerede?" dedi. İkisi de hapishane arkadaşı idi. "Yahu Receb Ağabey, sen, Üstadın prensiblerini bilmiyor musun mübarek? Ne diyor Üstad? 'Lâ taknetu min rahmetillâh!' değil mi? "Evet" dedi ve bana söz vermişti ama sonra ne yaptı bilemiyorum. 19 Mayıs 2026 akşamı vefat haberi geldi, müteessir oldum. İçimden "Aman Allah'ım, şu son günlerde kaç dostumuz ahiret âlemine göç etti?" dedim. Hakikaten de, peşpeşe ve anî vefatlar bize bayağı tesir etti. Receb Kök Ağabeyimize Allah rahmet eylesin. Makamı, mekânı Cennet olsun. Akrabalarının ve camiamızın başı sağ olsun. 1- 9 Mayıs akşamı, gazetemizin umumî neşriyat müdürü Abdullah Eraçıkbaş kardeşimden aldığım bir mesajla, onun aynı zamanda amcaoğlu olan Efdal Eraçıkbaş kardeşimizin ağabeyi, Mustafa Eraçıkbaş'ın da vefat haberini öğrendim. Bu kardeşler "Bahadır Ambalaj"ın sahipleri idi. Allah rahmet eylesin, mekânı Cennet olsun.
01 Haziran 2026 00:50


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Fikret Kadıkıran Ağabeyim
14 Mayıs 2026 sabahı, Batman'ın ilk Risâle-i Nur talebelerinden Hacı Mirza Demir Ağabeyin vefatından müteessir olmuştuk. Fikret Ağabey, Ankara'dan bizim çocukluğumuzun geçtiği Ankara kalesi altındaki mahallemizden komşumuzdu. Mahallemizde, o günlerde (1950-60'lı seneler) dindar genç bulmak zordu. Fikret Ağabey babama tavsiye ederek, o zaman dindar neşriyat olarak çıkan, M. Şevket Eygi'nin "Bugün" gazetesine abone olmamızı sağlamıştı. Bir gün orada rahmetli, üstadı gören Enver Tezer Ağabey, sohbet arasında, yaptığı hizmetlerden bahsederken; "ben askerî ana tamir fabrikasında çalışırken, Fikret Kadıkıran isimli bir genç astsubaya, Risâle-i Nurları tanıttım" deyince şaşırdım. Bizim Fikret Ağabeydi o. Ben de Enver Ağabeye, Fikret Ağabey ile münasebetimizi, hukukumuzu anlattım. Fikret Ağabey de, bir ara orada oturmuş. Bana anlatmıştı: "Bir gün ikindi namazı için siteye yakın camiide namaz kılmaya aşağı indim. Dış kapıda, aynı blokda oturduğumuz Said Özdemir Ağabeyle karşılaştım. Kapının dışına çıkınca, karşı sitenin kapısından da, Ahmed Vehbi Ünlü Ağabey çıktı. Said Ağabey onu görünce, bana döndü, "Fikret kardeş, bu Ahmed Vehbi var ya, iyi Yeni Asya'cıdır haaa" demişti. Demek benim Yeni Asya'cı olduğumu bilmiyordu." Bir müddettir rahatsızdı. Bir Ankara ziyaretimde de, yanına gitmiştim.
25 Mayıs 2026 00:26

Ah Abdullah Kardeşim Ah (2)
Üzüldüğün zaman diyordum;" Abdullah, takma! Bak kalb ameliyatı da oldun. Strese gelme, kendine edersin!" İşi ve hizmeti çok seviyordun. İki sene evvel Almanya'daki "Üstadı yâd etme" programına, bir kaç arkadaş beraber uçak bileti aldık, gidecektik. Ama sen "işler kalır" diye, bir de rahatsız olan babana ve hanımına bakmandan dolayı gelememiştin, biletini iptal etmiştik. İki de bir hatırlatıyordum; "Abdullah, bak vize müracaatını yap!" diye. "Tamam abi inşaallah!" diyordun. 15 Mayıs 2026 akşamı, saat 18.46'da bana okumam için bir yazı yollamıştın. "Beni götürmeden önce, Kâbe'ye şöyle yukarıdan bir bakayım" diyorsun. "Gördün mü bak kısmetine" manasında söylüyorum. Yazacak çok şey var da Abdullah kardeşim, bunları bile zor yazdım, daha yazamıyorum. Makamın Cennet olsun kardeşim.
22 Mayıs 2026 00:28

Ah Abdullah Kardeşim Ah! -1
Sen de iyi bilirdin ki, "dua, fatiha ve hatırlanmaya sebeb olması" babında, hukukumuz olan vefat edenlerin peşinden, hatıralar birden canlanıp, bîiznillâh, hafızamızın da kuvvetli olmasıyla, bazen, on beş dakikada makale yazıp yolluyordum. Sen de diyordun ki "Abi, bu ne hız böyle maşaallah!" Ve bir seferinde de, benim ciğerimi dağlayan bir söz etmiştin. "Abi, ben ölünce, bana da yazarsın değil mi?" Ve ben bu sözüne çok üzülmüştüm. "Abdullah, hayır konuş kardeş, Allah gecinden versin. Sen benden küçüksün, hem kimin önce öleceğini Allah bilir! Artık, sen mi bana, ben mi sana yazarım bilmem" demiştim. "Aman abi filân yerde bekleyin geliyorum" dedin ve bize yemek ziyafeti vermiştin. On sene kadar önceydi, bana demiştin ki; "Abi, sizin istifadeye medar çok makaleleriniz var. Bunlardan, en eskiden başlayarak, kırkar tane yollasanız da, kitap çıkarsak. Hattâ durun, önce şöyle yapalım, sizin bu tâziye yazılarınız çok. Gazetede de bu bir ilk. Onları yollayın, çalışma yapalım" demiştin. O zamanlar yüze yakın "tâziye makalesi" vardı. Bir ara; "Abi toparlayayım inşâallah! Yani sen bu kitap çıkmadan ölürsen, üzülürüm" demiştin.
21 Mayıs 2026 00:45

Batmanlı Hacı Mirza Demir Ağabey
Hep söylerim ya, 1970 senesinde Risale-i Nurlarla müşerref olduktan ve cemaatimizin irtibatını sağlayan Yeni Asya gazetemizle de tanıştıktan sonra, gazeteden, Türkiye veya dış memleketlerdeki Nur talebelerini tâkib ediyor, iyi-kötü, kimin nerede olduğunu biliyorduk. Bunlardan biri de, daha vilâyet olmamışken, Siirt'e bağlı, Batman kazasındaki Hacı Mirza Demir Ağabey'di. Batman denilince bizim aklımıza, ilk Nur talebelerinden birisi olarak Hacı Mirza Ağabey geliyordu. Onun o güzel şiveli sesiyle bana; "Osman Kardeş, Osman'cığım" diye hitab edişi, kulaklarımdan hiç gitmez. "Gözlerinden öperim Osman'cığım. Gelin hanım ve çocuklara da selâm söyle" derdi. Arkadaşlarımızla ziyâret ettiğimizde; "Ben Yeni Asya'cı kardeşlerimi çok seviyorum. Allah; ittihaddan, ittifaktan, uhuvvetten, muhabbetten ayırmasın" derdi. "Onun mesleği, insanları iman-Kur'ân yoluna davet eden, Risale-i Nur mübelliği idi. O insanlara, hakkı, doğruyu tavsiye ederdi." Tahsili yoktu, ama bir çok tahsilli insanın Risale-i Nurlarla müşerref olmasına vesile olmuştu. Abdusselâm dedi ki, "Osman Ağabey, ya biraz önce pek iyi değil, kendinde değil gibiydi. Ama sizi görünce, birden canlandı, heyecanlandı. Zaten Nurcular ziyâretine gelince, hep böyle oluyor" dedi. 14 Mayıs 2026 sabahı, Abdüsselâm kardeşim arayıp, vefat ettiğini söyledi. Koca çınar, koca Nurcu Hacı Mirza Demir Ağabey, Rabbine, 101 yaşındayken kavuşmuştu.
16 Mayıs 2026 00:31

"Ankaralı Kürtler"
Diyar-ı Bekir'de, Cizre'de olduğu gibi, Ankara'da da, İstanbul'da da olabilirler. 1960 senesinde, doğup büyüdüğüm memleketim olan Ankara'da, ilkokula başlamıştım. Hattâ, mertliklerinden dolayı samimi olduğum ikisinin babası da; "Yedibelâ Rıfat, üçbelâ Yaşar" diye tanınan namlı kabadayı idiler. Babam rahmetli, bizi yaz aylarında, Ankara'nın kaplıcası olan kazalarına (Ayaş, Kızılcahamam, Haymana gibi) götürürdü. Ayaş, Kızılcahamam değil de, Haymana'da, oralı olan Kürt'ler vardı. Tâ ki, büyüyüp de, 16-17 yaşlarımda Risâle-i Nurlarla müşerref olana kadar... İlerleyen senelerde, tarihçe-i hayatını öğrendiğimiz, Risale-i Nur müellifi Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin, memleketinden batıya nefiy, sürgün hadisesinde bu işlerin aslını öğrendim. M. Kemal, Osmanlı imparatorluğunu yıkıp, hanedanı zorla yurt dışına sürmesinden sonra ipleri ele geçirip, din-i mübin-i İslâm adına ne varsa, onları yerle bir etme, "Din öldürülecektir, dinsiz nesil yetiştirilecektir!" projelerini tatbik etmeye başlayıp, milletin, bin senelik; dinî, millî her şeyini, her örf âdet ve an'anesini değiştirip, "İnkılâb" ismi altında, her şeyini tepe taklak etmeye başlayınca, bu durum dinî salâbet sahibi, dinine çok bağlı Kürtleri rahatsız ve huzursuz etmiştir. Bu işler için Bediüzzaman Said Nursî'den (Bazıları, bilerek veya bilmeyerek, iki "Said" ismini karıştırıyor.) bir mektubla destek, yardım isteyen Şeyh Said, Üstadın kendisine verdiği cevabî mektubundaki tavsiyelere münasib hareket etseydi, belki kendisi de dâhil olmak üzere, bir çok masum insan tuzağa düşmeyecek, idam edilmeyecek, belki de daha güzel neticeler alınacaktı.
13 Mayıs 2026 00:51

Aynı Günde İki Hasan'ın Vefatı
28 Nisan sabahı, İzmirli Hasan Şen Ağabeyin vefat haberinin tesiri üzerimizdeyken, bir kaç saat sonra, yine ismi Hasan olan, başka bir arkadaşımızın vefat haberini aldık. Hasan Şahin, bizim Ankara'da talebelik zamanımızdan okul arkadaşımız, elektrik mühendisi idi. O da, bir kaç kahraman arkadaşıyla, 70'li senelerin başında İzmir-Tire'de yatılı olarak endüstri meslek lisesini okuyup, mezuniyetten sonra, bir kaçı, Ankara'da mühendislik okumuşlardı. Ömer Tanman ve Hasan Şahin. Hattâ o zaman Ankara'da iki Hasan Şahin vardı. Onları tefrik etmek için, "Kimyacı Hasan-Elektrikçi Hasan" derdik. Mezuniyetten sonra, benim 1981 senesinde Ankara'dan ayrılmam üzerine, irtibatımız kesilmişti. Aklımda kaldığına göre; İhsan Atasoy, Bünyamin Ateş, Mehmed Dikmen, Salih Suruç bunlardan bir kaçı idi. Mehmed Dikmen, aslen Kastamonulu idi. Yeni Asya Yayınları arasında neşredilen "Peygamberler Tarihi" kitabını, Bünyamin Ateş ile beraber hazırlamıştı. "Ooo...Osman, bize enişte olmuşsun" demişti.
01 Mayıs 2026 23:55

Koca Çınar Hasan Şen
"Hasan baba" diye takılır ve ilâve ederdim; "Ben Balıkesir'de çalışırken, orada bir 'Hasanbaba çarşısı' var. Ona teşbihen, Hasan Aktunç Ağabeye de öyle derdim. Onun için sana böyle dedim" deyince, hoşuna gitmiş, tebessüm etmişti. Başkasını bilmem de, kibarlığından dolayı, bana hep "Osman Bey" diye hitab ederdi. "Osman bey, Bursa'da isen, ben Yalova'ya gideceğim, geçerken seninle bir konuşmak isterim" dedi. "Bak sesin iyi geliyor Hasan Ağabey maşâallah!" diye, moral veriyordum. 19 Nisan Bursa Ulu Cami mevlidinde gözlerim aradı, göremedim. 27 Nisan günü, ameliyat bitince eve geldiğimde, Nurbanu Hanımı tekrar aradım, telâşesinden dolayı konuşamadık. "Ağabey, ben sizi sonra arayayım" dedi. "Abi kusura bakmayın telâşeden dolayı arayamadım. İzzet Ağabey de aramıştı. Onunla da, hislendiğimden fazla konuşamadım. Siz arayınca da biraz hislendim" dedi. 28 Nisan sabahı kalktığımda, vefat haberini aldım ve müteessir oldum. Bana hep derdi; "Osman Bey, senin yazılarını mütemâdiyen, zevkle okurum. Özellikle de, cemaat haberlerini ve vefat edenlerle alâkalı yazdığın tâziye makalelerini" derdi.
29 Nisan 2026 01:08