
ABD Başkanı Trump, Türkiye'de tutuklu papaz Andrew Brunson'ı serbest bıraktırdığı için Cumhurbaşkanı Erdoğan'a o günden beri defalarca teşekkür etti. NATO zirvesi için geldiğinde yine Brunson olayından bahsetti: " Rahip Brunson'ı hatırlıyorsunuzdur. 35 yıl hapse çarptırılmıştı. Evanjelik bir kahramandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı aradım, serbest bıraktı. Hiçbir şey ödemedim. Obama ya da Biden milyarlarca dolar ödüyor sürekli. Ben hiçbir şeyler ödemedim. Sadece serbest bırak dedim. Bir sonraki gün Brunson'ı Oval Ofis'te ağırladım." Brunson 35 yıl hapis istemiyle tutuklu yargılanmıştı ama, böyle bir cezaya çarptırılmamıştı. Birkaç gün içinde ABD'ye gönderileceklerdi. Fakat, olay hakkında uzun bir araştırma yazısı yayınlayan Sedat Ergin'e göre, aynı gün akşam Geri Gönderme Merkezi'ne " gelen bir telefon " yurtdışı işlemini durdurdu. 28 Eylül 2017: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Polis Akademisi mezuniyet töreninde, "Belgeyse belge, bilgiyse bilgi hepsini verdik. Sonra diyorlar filanca papazı bize verin. Bir papaz da sizde var. Siz de onu verin, yapalım yargıda şeyini, size verelim" diye konuştu. 25 Temmuz 2018: Brunson'ın tutukluğu ev hapsine çevrildi. 17 Ağustos 2018: Trump: "Türkiye çok kötü davrandı. Daha bu iş bitmedi. Oturup bunu kabul etmeyeceğiz, ne olacağını göreceğiz 18 Ağustos 2018: Erdoğan: "Oyunu gördük, meydan okuyoruz. Teslim olmadık, olmayacağız." 18 Ağustos 2018: Aynı gün Financial Times gazetesi, "Trump 8 Kasım'da yapılacak seçimlerde Evanjeliklerin oylarını toplamak için Türkiye ile olan bu anlaşmazlığı kullanıyor, Evanjelikler Trump'ı övüyor" diye yazdı. Yargılama süreci artık siyasi karara bakıyordu. Ve… 6 Eylül 2018: Brunson davasının savcısı değiştirildi. Avukatı İsmail Cem Halavurt, DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, iddianameyi hazırlayan savcının değiştirilmesinin "davanın gidişatını olumlu etkileyebileceğini" söyledi. 11 Ekim 2018: Amerikan NBC televizyonu, "ABD'li papaz Andrew Brunson'ın, iki ülke arasındaki 'gizli' bir anlaşmayla birkaç güç içinde serbest bırakılacağını" haber yaptı. 12 Ekim 2018: İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 35 yıl hapis talebiyle yargılanan rahip Brunson'a 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verdi, ev hapsi ve yurtdışına çıkış yasağını kaldırdı… Ertesi gün Brunson özel uçakla AB'ye uçtu. Trump, Brunson'ı Beyaz Saray'da ağırladı, Erdoğan'a teşekkür etti… Dosyası 6 yıldır Yargıtay'da bekliyor! Sürecin başında 3.36 TL olan dolar, 15 Ekim Pazartesi günü 5.83 lira olmuştu, tabii tek bu olay yüzünden değil ama bu olayın etkisi önemliydi. Netice: Eğer " Ankara'dan gelen telefon " olmasaydı Brunson sınır dışı edilecek, bunca olaya Türkiye maruz kalmayacaktı.
Kaynak: Karar
12 Temmuz 2026 00:01
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Nato Erdoğan Ve Bahçeli
36 liderlerle birlikte 100'e yakın bakan, 1.000 civarında delege ve 4 bin 800 üst düzey diplomatı ve temsilciyi böyle arızasız ağırlamak elbette başarıdır. Ne var ki bu başarıları anlatırken " fakat… " denilecek önemli sorunlar da mevcut. Yaklaşık bir yıl önceki bir konuşması: " ABD-İsrail şer koalisyonuna karşı akla, diplomasiye, siyasetin ruhuna, coğrafi şartlara ve yeni yüzyılın stratejik ortamına en uygun seçenek "TRÇ" ittifakının inşa ve ihya edilmesidir. TRÇ ittifakının da; Türkiye, Rusya ve Çin'den müteşekkil olması arzu ve önerimizdir." (18 Eylül 2025) Uzun tahlillere ihtiyaç olduğunu sanmıyorum. Ankara'daki NATO zirvesinden sonra Bahçeli'nin sözleri şöyle: " Türkiye NATO'da yalnızca stratejik konumuyla değil; devlet tecrübesi, siyasi iradesiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri haline gelmiştir. Bugün NATO yeni bir devrin şafağındadır." Cumhurbaşkanı Erdoğan, hiçbir zaman NATO'dan çıkmak imasında bile bulunmadı. Fakat başta S-400 serüveni ve Putin'le pek dostane ilişkiler olmak üzere " eksen kayması " algısı yaratan politikalar izledi. Mevlut Çavuşoğlu, " Rusya bizim için stratejik bir ortaktır " diye konuştu! Avrupa Birliği'ne " Haçlı ittifakı " demesi, " AB'ne ihtiyacımız kalmadı " beyanları " eksen kayması " algısını pekiştiren ifadelerdi. Emekli Büyükelçi Fatih Ceylan'ın şu sözleri, bütün sürecin özünü yansıtıyor: " Zirve en başta yakın geçmişte çeşitli argümanlar altında başka ittifakların peşinde koştuğu izlenimini veren Ankara'nın Batılı müttefikleriyle güven tazelemesine vesile oldu. " NATO'da ve Avrupa'da çeşitli ülkelerle, çeşitli konularda ciddi sorunlarımız olabilir, var zaten. Cumhurbaşkanı'nın Avrupa Birliği ile asıl sorunu, " Kopenhag Kriterleri "ndedir.
15 Temmuz 2026 00:01

Özgür Özel Ve Yargı
Bugün Özgür Özel'in bir sözünden hareketle yargının siyasallaşmasını tahlil etmek istiyorum. Bu gidiş iyi değildir. Hukuku siyasete alet etmek ülkenin geleceğini karartır; bundan herkes sakınmalıdır." (Hürriyet, 29 Ekim 2015) Aradan 11 sene geçmiş. Yargının siyasallaşması, o zaman hayal edilemeyen boyutlarda… Ve bir haber: " Savaşta Dubai'den kaçan sermeye, Türkiye'ye değil, Milano ve Singapur'a gidiyor." Hukukun değerini, ekonominin halinden bari anlayalım artık.
14 Temmuz 2026 00:01

Özgür Özel Ve Yargı
Bugün Özgür Özel'in bir sözünden hareketle yargının siyasallaşmasını tahlil etmek istiyorum. Bu gidiş iyi değildir. Hukuku siyasete alet etmek ülkenin geleceğini karartır; bundan herkes sakınmalıdır." (Hürriyet, 29 Ekim 2015) Aradan 11 sene geçmiş. Yargının siyasallaşması, o zaman hayal edilemeyen boyutlarda… Ve bir haber: " Savaşta Dubai'den kaçan sermaye, Türkiye'ye değil, Milano ve Singapur'a gidiyor." Hukukun değerini, ekonominin halinden bari anlayalım artık.
14 Temmuz 2026 00:01

Nato Zirvesi Ve 'Eksen' Konusu
Yaklaşık on yıl önce The Nation dergisinde Sasha Abramsky'nin " Trump bir megalomandır " başlıklı yazısını akıldan çıkarmamak lazımdır. (19 Mayıs 2017) Zirve'ye " Erdoğan için katıldığını " söylerken, aslında, İran'a saldırısını desteklemeyen NATO'nun Avrupalı liderlerini aşağılıyordu. Savunma harcamalarını arttırmayı kabul eden Avrupalılar, " Trump'ı mutlu tutmayı, yeni ve daha düşük başarı ölçütü " saydılar. (WSJ, 8 Temmuz) Zirvede Trump, Çinlilere ait TikTok'u niye kapatmayacağını açıklarken söyledikleri, onun kişiliğinin fotoğrafıdır: "Xi'den memnunum … En çok izlenen benim. TikTok çok tehlikeli diyorlar ama 4 milyar izleme aldım. En çok sevilen benim." Erdoğan'ın Trump'ı misli görülmemiş ihtişamlı törenlerle ağırlamasını anlıyorum. Zirvenin temel konusu, Rus tehdidine karşı Ukrayna'ya desteğin sürdürülmesi ve Avrupalıların savunma harcamalarını yüzde 5'e çıkararak NATO'da ABD'nin yükünü paylaşmalarıdır. Zirve Bildirisinde belirtildiği gibi, Avrupalılar " 50 milyar doların üstünde savunma alımı " yapacaklar… Dahası, tüm NATO ülkelerinin savunma harcamaları 2024 yılında 1 trilyon 450 milyar dolardı. Giderken ağız değiştirdi " F-35 konusunda karar vermedim " dedi. Zirvede, " Atlantik'in iki yakasını ", ABD ile AB'yi yeniden bir araya getirme yolundaki gayretlerin iki şampiyonu, Genel Sekreter Rutte ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'dı. Zirvenin başarısı da NATO'nun iki yakasının yeniden anlaşıp bu yönde " Ortak Bildiri " yayınlaması oldu. Görülüyor ki Türkiye'nin " eksen "i, NATO üyeliği ve Avrupa entegrasyonudur.
10 Temmuz 2026 00:01

Bakan Bu Haritaya Baksın
Şimdi de "Kurtuluş Savaşı" na takmış. Müfredattan bu kavramı çıkarıyorlarmış, sadece "Milli Mücadele" diyeceklermiş. Gazetesinin 31 Ağustos 1921 günlü sayısının manşetinde, Yunan işgali altındaki yerleri gösteren şu haritayı yayınladı: Bakan Bey bu haritaya bakarsa "neyden kurtulduğumuzu" öğrenebilir. Gazete diğer manşetinde de "Mustafa Kemal Paşa muzaffer olacaktır" diye yazıyordu. Cumhurbaşkanı dahil, Ak Partililerin yaygın söylemi "üç kıtaya hakim Osmanlı" lirizmidir. Merhum tarihçi Mehmet Genç, Kanuni zamanında, Avrupa'nın iktisadi potansiyelinin Osmanlı'dan 3-4 kat büyük olduğunu yazar. (Tezakir, 13-20, sf. 85) Enver Paşa subay maaşlarını, Almanya'dan aldığı krediyle ödeyebilmişti. Doğru olan "Koskoca Osmanlı" söylemi değil, Osmanlının yükseliş ve çöküş sebeplerini, Batı ve Japonya ile mukayeseli olarak, objektif tarihçilikle araştırmaktır. Sebep, olaylara "tarih" gözüyle bakamayışımız, siyasi ve ideolojik gözlükle bakmamızdır.
08 Temmuz 2026 00:01

Bakan Bu Haritaya Baksın
Şimdi de "Kurtuluş Savaşı" na takmış. Müfredattan bu kavramı çıkarıyorlarmış, sadece "Milli Mücadele" diyeceklermiş. Gazetesinin 31 Ağustos 1921 günlü sayısının manşetinde, Yunan işgali altındaki yerleri gösteren şu haritayı yayınladı: Bakan Bey bu haritaya bakarsa "neyden kurtulduğumuzu" öğrenebilir. Gazete diğer manşetinde de "Mustafa Kemal Paşa muzaffer olacaktır" diye yazıyordu. Cumhurbaşkanı dahil, Ak Partililerin yaygın söylemi "üç kıtaya hakim Osmanlı" lirizmidir. Merhum tarihçi Mehmet Genç, Kanuni zamanında, Avrupa'nın iktisadi potansiyelinin Osmanlı'dan 3-4 kat büyük olduğunu yazar. (Tezakir, 13-20, sf. 85) Enver Paşa subay maaşlarını, Almanya'dan aldığı krediyle ödeyebilmişti. Doğru olan "Koskoca Osmanlı" söylemi değil, Osmanlının yükseliş ve çöküş sebeplerini, Batı ve Japonya ile mukayeseli olarak, objektif tarihçilikle araştırmaktır. Sebep, olaylara "tarih" gözüyle bakamayışımız, siyasi ve ideolojik gözlükle bakmamızdır.
08 Temmuz 2026 00:01

Nato Ve Erdoğan
Vaşington'da 4 Nisan 1949'da NATO antlaşması imzalandıktan on gün sonra Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak, basın toplantısı düzenleyerek " Türkiye'nin Atlantik Paktına dâhil olmak istediğini " açıkladı. 11 Mayıs 1950'de Reisicumhur İsmet İnönü, ardından 25 Temmuz'da Başvekil Adnan Menderes tam üyelik başvurusu yaptılar. 18 Şubat 1952'de, Meclis'te NATO üyeliğimiz bütün partilerin oylarıyla onandı. İkisi de NATO üyesi Türkiye ile Yunanistan'ın " iyi "leri epey farklı. Fakat şunu unutmamak lazım: NATO ve ABD ile sorunlarımızda Türkiye'nin NATO dışında değil, NATO içinde eli çok daha güçlüdür. İran savaşı sırasında Erdoğan'ın sık sık " müttefiklerimizle birlikte " diyerek konuşma ihtiyacını duyması, NATO'nun yeni öneminin ifadesidir. 2016 referandumunda Almanya ve Hollanda'nın ülkelerde CB sistemi propagandası yapılmasına izin vermemelerine Erdoğan " bunlar haçlı ittifakı " diye tepki göstermiş, hatta " Avrupa Birliğine ihtiyacımız kalmadı " diye açıklamalar yapmıştı. Oysa Erdoğan iktidarının 2008'de Seçim Kanunu'na koyduğu maddede " yurt dışında propaganda yasaktır " deniliyordu. Cumhurbaşkanı, 2017'de Rusya'dan S-400'leri almaya karar verdi ve bu, " eksen kayması " görüntüsünü güçlendirdi. Erdoğan, " CAATSA yaptırımlarını önemsemiyorum " demişti. (25 Şubat 2025) Zamanımızda iki kavram öne çıktı: " Post truth " ve " güçlü liderlik." Önemi ciddi surette artan Türkiye'de Cumhurbaşkanı Erdoğan da iktidarının " güçlü " olduğunu gösteriyor. Liberal demokrasi evet aşırı sağ akımlar karısında gerilemiş durumda ama Erdoğan'ın çok istediği Avrupa yolunu açacak olan hâlâ " Kopenhag kriterleri "dir. NATO Genel Sekreteri Rutte de " demokrasi seçimden çok fazlasıdır " dedi.
07 Temmuz 2026 00:01

Fidan Ve Şimşek Erdoğan'ı İkna Edebilir Mi?
Artık bir " Hür Dünya Bloku " yok. Bunun cevabını Hakan Fidan'ın şu sözünde görebiliriz: " AB'nin kahir ekseriyeti Gümrük Birliği'nin güncellenmesinden yana, çünkü şu an zaman zaman yaklaşık 250 milyar dolara yaklaşan mevcut ticaret hacminin birdenbire iki misline, üç misline çıkma durumu var." Bunun Türkiye için ne büyük bir ekonomik atılım olacağı besbellidir. Dünyada hiçbir ülkeler grubu ile " birdenbire " bu çapta bir gelişme sağlayamayız. Türkiye'deki yabancı yatırımların yüzde 70'inin de Avrupa kaynaklı olduğunu hatırlamalıyız. AB Ekonomi ve Verimlilikten Sorumlu Komiser Valdis Dombrovskis ve Bakan Mehmet Şimşek'in geçen Salı günü yaptıkları Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog toplantısı sonunda yayınlanan ortak bildiride şöyle deniliyor: " AB-Türkiye ilişkileri hukukun üstünlüğüne, temel haklara, demokrasiye ve medya özgürlüğüne saygı gibi değerlerle yönlendirilmeye devam etmelidir. Bu, giderek kutuplaşan bir dünyada karşılıklı yarar sa ğlayan ekonomik ilişkileri geliştirmek, ekonomik güveni sürdürmek ve iş ortamını güçlendirmek için özellikle önemlidir. " Görüyor musunuz asıl engeli: " Hukukun üstünlüğü, temel haklar, demokrasi ve medya özgürlüğü…" Dombrovskis, basın toplantısında da şunları söyledi: " AB'nin demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün korunması ve geliştirilmesine verdiği önemi ifade ettim. Bu değerler yalnızca Avrupa'nın temel değerleri olmayıp yatırımcı güvenini ve makroekonomik istikrarı güçlendirmek açısından da hayati önem taşıyan değerlerdir. " Ortak bildiri olduğuna göre Şimşek de bu görüşte ama kamuya açık konuşmalarında ifade etmiyor! 30 Haziran'da AB yetkilileri Kaja Kallas, Marta Kos, Magnus Brunner Ankara'ya geldiler, Cumhurbaşkanı tarafından kabul edildiler. Fidan'la görüşmeden sonra yayınlanan ortak bildiride şöyle deniliyor: " AB tarafı, genişleme bağlamında, hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, temel hakların korunması ve yüksek demokratik standartların sağlanması gereğini vurguladı." Fidan ne cevap verdi bilmiyoruz. Fakat Fidan ve Şimşek, Avrupa ile ilişkilerimizi, tam üyelik olmasa bile, istediğimiz düzeye çıkarmak için " Kopenhag Kriterleri "nin yani demokrasi, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, temel hal ve özgürlükler gibi asli değerlerin ne kadar önemli olduğunu bilirler. Fakat Cumhurbaşkanı demişti ki: "Bizim artık bunların (Kopenhag) kriterlerine ihtiyacımız yok, bizim Ankara kriterlerimiz var." (27 Mart 2017) O zamandan beri de " Avrupa Türkiye'ye stratejik baksın " diyor.
05 Temmuz 2026 00:01

Bir Otoriterleşme Kanunu Daha
Yetkililer tarafından " irtibat ve iltisak " gibi sebeplerle görevden ihraç edilmiş fakat mahkeme bunu vârid bulmayarak " göreve iade " kararı vermişse, bu kişi artık göreve iade edilmeyecek… İktidar son on yılda yargıyı yeniden kadrolaştırdığı gibi CB sistemi de HSK yoluyla iktidar partisinin genel başkanı olan Cumhurbaşkanı'na yargı üzerinde " güçlü etki " sağlamıştır. (Venedik Komisyonu, 2024/041, Paragraf 118) Bu kanunla " göreve iade " şeklindeki yargı kararlarının uygulanmasını yıllarca geciktirmek mümkün olacak. Ceza hukuku uzmanı Prof. İzzet Özgenç, dün Cumhurbaşkanı'na hitaben X hesabından şu açık çağrıda bulundu: " Sayın Cumhurbaşkanım, Davacının haklı olduğuna, bir hakkın tevdiine ilişkin mahkeme kararının idare tarafından kanuni süresi içinde yerine getirilmesini engelleyen kanun teklifi, şeytanî zihniyetin bir ürünüdür. Halen Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda görüşülmekte olan bu teklifin 'kanunlaşması' halinde, Anayasa, m. 89, f. 2'de tanımlanan yetkinin kullanılmasını takdirlerinize arz ederim. Selam ve saygılarımla " Anayasa'nın 89. Maddesi, Cumhurbaşkanı'nın önüne gelen kanunları tekrar görüşülmek üzere Meclis'e göndermesini düzenliyor. Bağımsız Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, " mahkemenin 'bu kişi haksız yere işinden atılmıştır, görevine iade edilsin' kararına rağmen bu kişi işine dönemeyeğini" belirterek şöyle yazdı: " Üst mahkemelerdeki süreçler bitinceye kadar, yani on yıla yakın bir süre beklemek zorunda kalacaktır. " Oysa Anayasa'nın 138. Maddesi gayet açıktır: " Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." Bu kanunla otoriterleşme sürecinde bir adım daha atılıyor: Yargı kararlarının uygulanmasını geciktirmek!.. Fakat Ekim 2022'de çıkan ve AYM'nin de uygun bulduğu " Dezenformasyon Yasası" nın neler getirdiğini yaşayarak görüyoruz. Türkiye, Dünya Hukuk Devleti Endeksi'nde 2015 yılında 0.46 puanla 80. sıradaydı…
03 Temmuz 2026 00:01

Bahçeli'nin Sözleri
MHP lideri Devlet Bahçeli, zaman zaman AK Parti iktidarının hoşuna gitmeyecek açıklamalar yapıyor. O açıklamasında en önemli ifadesi, " Sayın Demirtaş, hukuki yollardan sonuca ulaşmıştır " demesiydi. Bahçeli bununla, AİHM'nin " hukuki yollardan sonuç " kararını veren nihai merci olduğunu ifade etmişti. (4 Kasım 2025) Fakat bir etkisi olmadı. Bahçeli dünkü grup konuşmasında çok önemli bir konuyu daha gündeme getirdi: " Ne yazık ki bugün NATO'da askeri hastanesi olmayan tek ülke Türkiye'dir. Bu durum şanlı ordumuzun büyüklüğü karşısında tarihî bir noksanlıktır. Askeri hastaneler yeniden açılmalıdır. Askeri hastanelerin yeniden yapılandırılması, Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası, harp cerrahisinin güçlendirilmesi milli beka meselesidir. " Aynen katılıyorum. Bahçeli'nin bu sözleri 1999'dan bu yana sayıları 1500 civarında olan " grup konuşması "ndan biri olarak arşivde kalmamalıdır; Demirtaş'ın tahliyesi hakkındaki sözleri gibi. Bu sayede, CB referandumunda TV yayınlarındaki " evet " propagandasının oranı yüzde 76 oldu! Fakat zaman zaman Beştepe'den farklı görüşler ifade ettiği gibi Cumhur İttifakı içinde partisinin görevini " denetim ve denge " olarak da tanımlamıştı. (10 Temmuz 2018) Dahası, CB sisteminde, Erdoğan'ın hiç hoşuna gitmeyecek değişikler yapılmasını içeren " Kurumsallaşmış başkanlık sistemi " önermiş, kuvvetler ayrılığına yakınlaşan görüşler ortaya koymuştu. (4 Mayıs 2021) Bunlarda ısrarcı olmadı fakat AK Parti ile hem tam ittifak halinde hem farklı yönlerinin bulunduğunu tarihin kaydetmesini istiyorsa, CB sisteminin getirdiği otoriter " idare-i şahsiye "nin yarattığı sorunlardan bazılarında bari kısmi de olsa çözüm üstlenmesi gerektiği de açıktır.
01 Temmuz 2026 00:01

Bu Nasıl Hukuk?
Fakat " örgüt üyesi " diye 174 kişi " eylem yapma ihtimaline binaen " tutuklandı! Adli kontrolle serbest bırakılanlar sayısı 34... Bizdeki gelenek, devletin hukuka aykırı işlerinin " kitabına uydurulmasıdır." Bu tutuklamalar kitaba sığdırılamayacak çapta bir hukuk ihlalidir. 101. Maddeye göre " kuvvetli suç şüphesi " olsa bile bu yetmez, " delillerin, somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmesi " zorunludur. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunun 33. Maddesindeki " Ateşli silahlar veya havai fişek, molotof ve benzeri el yapımı olanlar dâhil patlayıcı maddeler " de yok, hiç söz konusu değil. Haziran 2014'te, TCK'nın 277. Maddesini değiştirerek " soruşturma aşamasında " yargı görevlilerine emir ve talimat vermeyi suç olmaktan çıkarmışlardı. Yine Haziran 2014'te, Sulh Ceza Mahkemeleri kapatılmış, yerine belirli ve az sayıda atanmış hakimlerden oluşan " Sulh Ceza Hakimlikleri " kurularak sorgu işlemleri denetim altına alınmıştı. Zihinlere yerleşmesini istiyorum; Ceza Kanunu'muzun mimarlarından Prof. İzzet Özgenç altı yıl önce şöyle yazmıştı: " Ülkemizde, hukukun dışına çıkılma yönünde hızlı bir süreç yaşanmaktadır. Normal şartlarda bir Cumhuriyet savcısının soruşturma başlatmaması gereken hadiseler dolayısıyla, sonuçsuz kalacağı daha baştan açık seçik ortada olmasına rağmen, çeşitli soruşturma işlemlerinin yapılması, ibretlik bir durumdur." (18 Nisan 2020) Söz konusu tutuklamalar gelinen yeri gösterir. Avrupa Birliği Konseyi Başkanı (bir tür başbakan) Donald Tusk, şöyle demişti: " Donald Trump'ın son kararlarına bakılırsa akla gelen şu ki böyle dostlar oldukça düşmana ihtiyaç duymayız." (16 Mayıs 2018) Kırıp dökmeyen, şiddete başvurmayan protesto gösterilerini bastıran bir ülke görüntüsü vermek çok yanlış bir politikadır. 18. Yüzyılda, anayasa hukuk dalında " kuvvetler ayrılığı " fikri ile Montesquieu ve ceza hukuku dalında " kanunsuz suç olmaz " fikri ile Beccaria insanlığa büyük ufuklar açmışlardı.
30 Haziran 2026 00:01

Müslüman Bir Alimin Weber Referansı
Alıntıda Weber, " Şark toplumlarındaki mutlak ve keyfi yönetimler "den bahsediyordu, yani " sultanizm. " Prof. Çağrıcı yazısında, Batı'da 16. Yüzyıldan itibaren gelişen eleştirel düşünce ve bilimsel bilginin gerisinde kaldığımızı anlatıyor. Kapanan zihinlerin, gelişmekte olan bilimleri kavrayamadığı gibi dinî mirasın ahlaki ve insani içeriğini de kavrayamadığını belirtiyor: "(Müslümanlar) dinî mirasın özünde var olan insanî ve ahlâkî içeriği de keşfedemedi; dinî metinleri bu açıdan kavrayamadı... insan amaçlı her türlü yenilik ve değişimi reddetti... " Eleştirel düşünce olmayınca dinî mirası bile değerlendirememek! Çağrıcı hocamız, KURAMER'den yeni çıkan " Kur'an'ın Ahlak Çağrısı " adlı kitabında, İslamiyet'i şekiller ve madde madde sıralanan kurallar yığınına indirgeyen kazuistik ve dogmatik zihniyetin, sadece bilimsel düşünceyi değil, ahlak felsefesinin de gelişmesini engellediğini anlatır: " Fıkhın programında ahlak önemli bir yer İşgal etmez. Fıkhın'ibadetler' bölümünde, konu gereği insan sadece kul olarak bahis konusudur… Fakih, prensip olarak hukuk ve siyaset gibi dünyevi konularda meselenin zâhirine, şekline bakar …" (s. Weber'in önemi, bütün toplumların geçmişinde görülen açgözlü " servet " düşkünlüğü, vurgun, soygun, yağma, haraç ve ganimet ile, öbür tarafta, iktisadi gelişmeyi sağlayan " rasyonel " bir faaliyet olarak " sermaye " arasındaki büyük farkı göstermesiydi. Sovyet sosyoloğu Yevgeni Afanasyev'in 1987'deki şu sözleri herkese çok şey anlatıyor: " Batı hakkında hiçbir şey bilmiyorduk. Max Weber, Durkheim, Freud, Toynbee veya Spengler ile ilgilenmiyorduk. Bunlar sadece isimler değil, arkasında dünyalar, dünya sistemleri olan isimlerdir. Eğer bir toplum bu dünyalarla tanışmazsa, 20. yüzyıldan düşmüş olur, yüzyılın en önemli keşiflerinin periferisinde kendini bulur."
26 Haziran 2026 00:01