×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Nato'ya Hayır!

2019'da Macron, "NATO'nun beyin ölümü"nden bahsetmiştir. 2022'de Putin, Ukrayna'ya yönelik "özel askeri harekât"ı, "NATO'nun Doğu'ya doğru durmayan genişlemesi" ile açıklamıştır. 2026'da Trump, "NATO'nun kağıttan kaplan olduğunu" söylemiştir. Gazeteci Fazi'ye göre, Amerika'nın -henüz 1940'lardaNATO'daki amacı, "Rusları dışarıda, Amerika'yı içeride, Almanları ise aşağıda tutmak"tı. Fazi, Avrupa'daki Rus karşıtlığının sebeplerinden birinin de en az yarım yüzyıllık bu propaganda olduğu görüşündedir ("99 ZU EINS" ile röp. NATO, "görevi"ne devam etmektedir. "Beyin ölümü gerçekleşen", "Kağıttan kaplan" olduğu ilan edilen NATO, Türk topraklarında da "genişlemesi"ne hızla devam etmektedir. NATO -tıpkı 1940'lardaki gibi- Amerika'nın stratejik açıdan işine yaramaya devam etmektedir. "NATO'ya hayır" denilmelidir.

Hüseyin Aygün

Kaynak: Birgün

09 Haziran 2026 06:00

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Hüseyin Aygün

Avrupa'nın Beş Hastalığı

Sömürgecilik, Irkçılık, faşizm, savaş / emperyalizm, soykırım ("Toplama Kampları") Avrupa'nın beş hastalığıdır. Bu hastalıkların mucidi, "medeni" Avrupa'dır. İnsanlığa "toplama kampları"nı "armağan eden" Avrupa'dır. Bunu başka bir "medeni Avrupa" ülkesi, Belçika insanlığa sunmuştur. Belçika Kralı II. Leopold'un 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başında Kongo'da kurduğu toplama kamplarında 10 milyon Kongolu çocuk, kadın ve erkek öldürülmüştü. Sömürgelerden elde edilen bu büyük "tecrübe"yi, "Avrupa'nın ortası"na taşıyan ve "karaderililer"e uygulanan yöntemleri, "modern beyaz insanlar"a karşı kullanan, "Avrupa uluslarını kamplara dolduran" Almanları, hiç söylemiyorum. *** Bu hastalıklara rağmen, II. Dünya Savaşı'nda yenilen Avrupa, bir süre için -yaklaşık 50 yıl- bir an için "medenileşmiş" ya da "demokrasi" olarak kabul gördü. "NATO'nun Doğu'ya doğru genişlemesi" denen şey, Avrupa ve Amerika emperyalizminin 21. yüzyılda yeni bir hortlamasından başka bir şey değildir. Avrupa toplumları, Doğu Avrupa'daki "sovyet deneyimi"nin de çöküşüyle- tüm değerlerini yitirmiştir. "Ortak değerler"ini kaybeden Avrupa, "ortak düşman"ını bulmakta hiç gecikmemiştir.

14 Temmuz 2026 05:00

Hüseyin Aygün

İmran'dan Deniz'e

Ankara 1 ve 2 nolu DGM'ler ve ünlü "başkanları", Akın Gürlek'ten de popülerdiler -ki Gürlek, bir ara "tanınırlık"ta, Cumhurbaşkanını bile geçti. Ankara'nın " işkence TİM'leri", "başkent üstünlüğü" ve "hakedilmiş" şöhretleriyle "şube", 1990'larda -hâlâ cezasız- bazı işkence ve cinayetlerin de failidir. Birtan Altunbaş DAL'da "gözaltında" iken öldürülmüştü. Arkadaşları ve biz "ölümsüz" olduğunu düşünüyorduk. O zamanlar polis, bazı militan öğrencileri sorgu sırasında "itirafa bulunmadığı için" öldürüyordu. DAL sonrası, bir grup arkadaşıyla "Eskişehir Tabutluğu"na gönderilen ilk kafile içindeydi. Deniz, Mahir ve Sinan kadar büyük bir "yük" olabilir bu. DAL'a, 1991'in Mart'ında, bir "gece", bir "işçi"nin yolu düştü. 2 ya da 3 Mart sabahı, Yenimahalle'deki öğrenci evinde kahvaltıdaydık. Cumhuriyet'te sanırım ilk sayfada haberdi: "Gözaltındaki işçi", kaçmaya çalışırken ölmüştü. Hukuk okuyan biz 21'lik ve 23'lük öğrenciler için, İmran'ı öldürmekten korkunçtu -Emniyet'e ait- bu "sözler". 1991'den 2026'ya, İmran Aydın'dan İmran Deniz'e bir "yol" var. Kahırlı, zorlu, "sorgulu" ve uzun bir yol.

07 Temmuz 2026 05:00

Hüseyin Aygün

Silivri Dersleri – 2: "Yargısızlaştırma"

2014-2016 yıllarında -Kürt sorunu kaynaklı- "bölge valileri"nce alınan idari kararları (sokağa çıkma yasakları) inceledikleri çeşitli makalelerinde, Türkiye'nin Güneydoğusunda aslında anayasanın "fiilen" uygulanmadığını tespit ettikten sonra, bu yeni rejime "anayasasızlaştırılmış rejim" adını verdiler. Ancak gerçekte ortada bir "mahkeme" olmadığı gibi, normal bir "yargılama" da yok. *** Nasıl görünüşte ülkede Anayasa geçerli ise ancak uygulanmıyorsa, seçimler görünürde "zamanında" yapılıyor ancak sandıktan sadece iktidar partisi çıkıyorsa, tıkır tıkır işleyen mahkemelere rağmen aslında ortada herhangi bir yargılama da yoktur. Milli irade ile olmuyorsa, "ilahi irade" ile mutlak iktidar devam edecektir. Erdoğan, Haziran 2015 seçimlerini kaybettiğinde, "Milletim büyük bir hata yaptı" lafını boşuna dememiştir. İkincisinde, üçüncüsünde amaca varılan MASAK raporları veya aylarca, yıllarca bir hücreye kapatılan insanların itiraflarıyla açılan davalara ve yapılan yargılamalara -ileride çıkacak mahkûmiyetlere- "yargısız rejim" diyoruz. (Sayın Böcek, üç gün evvel, Ekrem'e dönük hem de 5 milyon Eurocuk "yeni ve yine bir itiraf"ta bulundu mesela!). Ya da "NATO'ya karşı eylem yapma ihimalleri var" diyerek 180 kişinin ülkenin başkentinde "silahlı örgüt üyesi olmak"tan hapse atılmasıdır. Bu, artık "yargı" falan değildir.

30 Haziran 2026 05:00

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Hüseyin Aygün

Silivri Dersleri - 1

"Ekrem İmamoğlu Davası"nda binlerce sayfalık iddianame elbette kasıtlı yazılmıştır. Bunun için 110 sanığın bulunduğu bir dosyada 4 bin 500 küsur yapraklı bir iddianame oluşturmak epeyce elverişli bir yöntemdir Böylece kamuoyu -sanık başına 40 sayfa düşen bir iddianamede- her sanığın onlarca suçu birden işlediğini sanacak veya bilinçaltında kabul edecektir. 12 Eylül darbesindeki 1243 sanıklı Devrimci Sol ya da Ana Devrimci Yol Davası'nın iddianameleri bir kaç yüz sayfadan ibarettti. Bu ülkedeki son darbenin, mesela "Yurtta Sulh İddianamesi", 25 sanığın -iddiaya göre "15 Temmuz'un beyni niteliğindeki kadrolar"- yargılandığı davanın belgesi sadece 350 sayfadır. Nitekim belki de ilk defa bir "iddianamenin tam okunmadığı" -başta bir numaralı şüpheli İmamoğlu olmak üzere- herkes tarafından "itiraf" edilmektedir (Bu da doğrusu görülmemiş bir şeydir). Üstelik sadece İmamoğlu değil -onu kaldığı Silivri Zindanı'nda daha şimdiden "suçlu" ilan etmiş- eski genel başkanı da bu iddianameyi "okumamış" durumda (Bu, iddianame ve davanın şimdiden iflas ettiğini gösterir). "Casusluk iddianamesi" mesela, bu çökmüş binaya -iddianame- bir "sıva girişimi"nden ibaretti (O da daha başlamadan ve sonra ilk duruşmada da çöktü.) Silivri'deki İmamoğlu ve Arkadaşları Davası, bu ülkede siyasi iktidardan bağımsız ve gerçekten adil bir yargı örgütünün ne derece hayati olduğunu gözler önüne sermektedir.

23 Haziran 2026 05:00

Hüseyin Aygün

Zini Gediği'ndeki Kartal

Surbahan'da, 8 Ağustos 1938 günüydü; köyünden, tarlasından, okulundan topladıkları, suçsuz/günahsız doksan yedi canı, saatlerce -aç susuz- yürüterek "yasak bölge"ye getirdiler. Bu bölgenin halkından sağ kalanlar -ırkçıların deyimiyle "kılıç artıkları"- sürgüne gönderildiler. 1947'de, "memnu mıntıka" kararının kaldırılmasıyla birlikte ancak köylerine dönebilirler. Ve bu hareket ile bu defa halkının kalbinde ona ayrılmış bir "altın madalya" vardır. Ancak bu halk kahramanı, gökleri fetheden bu kartalı, yeni bir "ödül" beklemektedir: Tayyip Erdoğan'ın 1994'te İBB Başkanı olmasıyla, görevine son verilen ilk kişilerden olacaktır. Bu aslında, ona ve soyundan gelenlere verilmiş "yeni bir madalya"dır. *** Emeklilik yıllarında Surbahan'ı ihmal etmez; Kılıçkaya Köy Derneği'ni kurar ve başkanlığını yapar. Dersim tertelesi için ilk "dava"nın 1960'larda Zini Gediği Katliamı için Erzincan'da açıldığı söylenir. Bu aynı zamanda Dersim ile ilgili tarihteki ilk "hak arama" girişimidir. Bunu başaranlar, en az yirmi-otuz yıldır tüm dünyaya egemen olan "tarihle yüzleşme" dalgasını -hem de geçen yüzyılın ortalarında- başlatanlar, Surbahan köylüleridir. Surbahan'ın Kartalı, adıyla sanıyla Albay İsmail Karadağ, 2026 senesinin, 6 Haziran gününde, Zini Gediği göklerinde son defa uçar.

16 Haziran 2026 05:00

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Hüseyin Aygün

Devlet Aklı

Köy yakmalar, milyonların sürgünü, gözaltında kayıplar, işkence ve cezaevi katliamları, "bin operasyon" türünden tüm siyasal olaylarda başrolde "devlet" vardır. Siyasal İslamcılar ise daha çok "derin devlet" kavramını kullanır. Siyasal İslamcıların, eski Türkiye kurumlarını -kuşkusuz ABD ve AB planları temelinde- tasfiyesinden beri, Türkiye'de hükûmetin yanında bir "derin devlet"in var olup olmadığı tartışılmaktadır. Bu, önce 17-25 Aralık, sonra 15 Temmuz ve FETÖ dosyalarında "paralel devlet" olarak resetlenmiştir. "Ekrem İmamoğlu'nu devlet tutuklamıştır" söylemi, hem İmamoğlu'nun "millî çıkarlara aykırı bir lider" olduğu iddiasına (İngiliz konsolosla İstanbul'da balık yeme), hem de Erdoğan'dan ayrı bir yargı ve devlet olduğu iddiasına dayanmaktadır. Geçen hafta Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başına "kayyım" olarak atanmasında da aynı propaganda yeniden ortaya çıkmıştır: "Devlet aklı, Erdoğan sonrası Türk siyasetini dizayn ediyor, Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başına getirilmesi devletin kararıdır" (Bu söylem, son olarak Bülent Kuşoğlu'nun T24 röportajıyla gündeme gelmiştir). Türkiye'de -herhangi bir konuda- Erdoğan dışında karar verecek başka ve ayrı bir merci, ayrı bir devlet veya bir "devlet aklı" yoktur. Bu rejimde, açık-gizli tek devlet Erdoğan'dır (Varsa bir "devlet aklı", o Erdoğan'ın dışında veya uzağında değildir).

02 Haziran 2026 05:00

Hüseyin Aygün

Kitle Eylemleri Ve Özgürlükler

Yakılmanın ve yürümenin sonucu -sanırım en başta Avrupa'daki- "Alevi uyanışı"dır. Benzersizliği, 3 ayı aşkın bir süre, koca ülkenin -2'si hariç- tüm şehirlerinde -MİT raporuna göre 13 milyon- kişinin yürümesi değildir sadece. "Gezi kuşakları" ortaya çıkmıştır. Özgür Özel 'e göre, eylemlerin sonucu, "İstanbul Büyükşehir Belediyesine kayyum atanmaması"dır. Önce "mitingler yapma" kararı alınmıştır -Bu aslında Erdoğan'ın izin verdiği yerde, saatte ve sürede, "kumda oynama" idi-. "Özgür Özel bu eylemleri neden durdurdu" diye sordum. "Biz başkanla beraber bu kararı Silivri'de verdik" dedi. Biz itiraz edince, "The Guardian ve New York Times'a makale yazma gibi yollar da var" dedi. Biz -Trump da Putin de, AB de Erdoğan'ın yanında- diye yine itiraz edince, "Eğer ihtiyaç duyarsak eylemleri yeniden başlatırız" deyiverdi. "Kitleleri uyutma"nın sonuçları ise -kısa sürede ve acıyla- görülmüştür: CHP liderliğine kayyum ve genel merkezin işgali, rahatça hayata geçirilmiştir.

26 Mayıs 2026 05:00

Hüseyin Aygün

Berlin'de Dersim Arşivi

"Son Tanıklar Göçmeden.." adlı bir kampanya başlattık. Çalışma Avrupa Dersim Federasyonu öncülüğünde başlamıştı. Buna "tarihten öğrenmek" diyoruz. 2007'de başlayan serüven, Dersim'de, Erzincan'da, Sivas'ta, Tercan'da, Zini'de, Denizli'de, Trakya'da, Almanya'da, hata Kanada'da sürdü. Tanıklar göçmemişlerdi ama hepsi dağılmıştılar. Dersim Dernekleri Federasyonu, Dersim Tarih ve Kültür Derneği gibi kurumlar inşa ettik. Savcılık Dersim'de kurduğumuz vakfı, "bölücü" olmakla suçladı, kapattı. Dersim 1938 Arşivi, bu Perşembe-Cuma günleri (21-22 Mayıs 2026) Berlin'de dünyaya kapılarını açacak. Tam 100 tanık konuşacak, Almanı, İngilizi, Hollandalısı, Türkü, Kürdü ve diğerleri dinleyecek.

19 Mayıs 2026 05:00

Hüseyin Aygün

Aihm'in 'Yasak V. Türkiye' Kararı

Çorum'da bir eğitimci olan bay Yasak'ın AİHM'e açtığı dava, Büyük Daire önünde 5 Mayıs 2026 tarihinde halka açık bir oturumla ele alındı. Şaban Yasak adlı Türk vatandaşı, Türk Ceza Kanunu'nun 314/2 maddesi uyarınca "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan mahkûm edilmesi ve kaldığı cezaevindeki tutulma koşullarını dava konusu etti. Başvuran, Sözleşme'nin 7. maddesindeki "suç ve cezada kanunilik" ilkesinin ve kaldığı cezaevindeki tutulma koşullarının Sözleşmenin 3. maddesindeki "aşağılayıcı muamele yasağı"nın ihlali olduğunu ileri sürdü. Daire, 27 Ağustos 2024 tarihli kararında Sözleşme'nin 3. ve 7. maddeleri yönünden ihlal bulunmadığı sonucuna vardı. BD, 5 Mayıs 2025 tarihinde Strasbourg'da "halka açık duruşma" yaptı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) madde 7 (Türk hukukundaki karşılığı Anayasa m.38, TCK m. 2), "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesini ("nullum crimen, nulla poena sine lege") güvence altına alır. Bu ilkeye göre, "hiç kimse işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı cezalandırılamaz." Büyük Daire, daha önceki kararlarında da sıkça vurguladığı "suçların ve cezaların kanuniliği" ilkesi temelinde, TCK m. 314/2 hükmündeki mahkumiyet için, "kişinin bu yapıyla temasının varlığı" değil, "bu temasın niteliği ve suç kastını ortaya koyup koymadığının belirleyici olduğunu" belirtti. Bakanlar Komitesi'nin 2024 Raporu'na göre, Türkiye'den "icrası beklenen" 440 dava mevcuttur (O tarihte, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin tümünün uygulamadığı toplam dava sayısı 3916 idi).

12 Mayıs 2026 05:00

Hüseyin Aygün

Cemal Demir -Hatırladıklarım-

Çok iyi bağlama çalıyordu, spor yapamıyordu -haftada bir basket oynarken-, Gökhan diyordu, ne kadar yükseğe sıçrıyor. Bir gün -sesini hafif alçalttı- Gülünün Solduğu Akşam'ı anlattı, idam gecesi anılarını ve Denizleri ondan öğrendik. O yıllar, ben, Cemal, Gökhan, Düzgün ve diğerleri, seksen sekizliler olduğumuzu henüz bilmiyorduk, bunu üniversitede öğrenecektik. Cemal Dicle Tıbba gitti, Serpil de orayı kazandı, Neco İzmir'e edebiyata, Gökhan İstanbul'a çalışmaya. Sanırım bir yıl sonra -biz seksen sekizlilerden elbet- Düzgün, Baran, Mustafa ve üç dört yıl sonra da Cihan tıbba girdiler. Bizim Cemal'e dönüyorum: Dicle'de Yusuf Kenan ve ondan da daha evveli bir Yusuf daha vardı. Ona Tıp Üç'ten Yusuf diyorlardı. Hepsi ona büyük saygı duyuyordu. Mektuplarında Diyarbakır Cezaevi'nden bahsediyordu: Halkımız en büyük direnişlerini burada başlattı, diyordu. Cemal doğuştan bir bağlama virtüozuydu. O yıllar yıpratmış onu; geçen cuma haber geldi, insanlara hayat taşıyan bizim Cemal'in aniden kalbi durmuş. Bu sadece doktor Cemal Demir'in, diğer dört tıpçının değil; aynı zamanda Ali Rıza'nın, ZAK'ın, Özben'in, Tuncer'in, Neco'nun, Serpil'in, Baran'ın, Mustafa'nın, Gökhan'ın, Cem'in hikâyesidir. Bir'88 Kuşağı öyküsüdür.

05 Mayıs 2026 05:00

Hüseyin Aygün

Faili Meçhuller

Gülistan Doku dosyasının açılması ve bazı tutuklamaları, Adalet Bakanlığı bünyesinde 24 Nisan 2026 günü "Faili Meçhuller Araştırma Dairesi Başkanlığı"nın kurulması izlemiştir. Türkiye, " faili meçhul cinayetler"den çok çekmiştir. Bu davalardan önemli bir dosya, Ayten Öztürk'ün kamuoyunda "Yeşil" kod adıyla bilinen Mahmut Yıldırım ve ekibi tarafından çalıştığı işyerinden kaçırılması, bir kaç gün sonra işkenceyle öldürülmesi ve cesedinin Elazığ Kimsesizler Mezarlığı'na atılması olayıdır. Bu cinayetten ötürü, "Yeşil ve diğer cinayet failleri" hakkında 2015 yılında Ankara'da 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde kamu davası açılmışsa da, dosya "dava zamanaşımının sona erdiği" kararı temelinde 2022 yılında düşürülmüştür. Bunları sıralamak gerekirse, Ayten Öztürk (Faili Meçhul cinayet, 1992, Takipsizlik Kararı verildi), Nazım Gülmez (Gözaltında kayıp, 1994, Takipsizlik Kararı verildi), Hıdır Işık (Gözaltında kayıp) Hatun Işık (Gözaltında kayıp), Yeter Işık (Gözaltında kayıp), Elif Işık (Gözaltında kayıp), Düzali Serin (Gözaltında kayıp) Gülüzar Serin (Gözaltında kayıp), Dilek Serin (Gözaltında kayıp), Ali Işık (Faili Meçhul, 1994, Takipsizlik Kararı verildi), İmam Boztaş (2004, Takipsizlik Kararı verildi), Hasan Şahin (2004, Takipsizlik Kararı verildi), Bülent Karataş (2007, Faili meçhul, Takipsizlik Kararı verildi), Mesut İlkbahar (2016, Faili Meçhul, Dosya açık), Ersin Demir (2016, Faili Meçhul, Dosya açık), Ercan Güneş (2017, Faili Meçhul, Dosya açık).

28 Nisan 2026 05:00

Hüseyin Aygün

Yahudi Tragedyası

Artık aşağı konumda bulunan bir azınlık değildiler (Zygmunt Bauman, Bilindik Olanı Yabancılaştırmak, Peter Haffner ile Söyleşi, Ayrıntı Y., s. 47, 2026). Yaşı yirmiyi bulmayan, "parlamenter demokrasi", Avrupa'da feci bir iflasla sona ermişti. Hele Hitler, 30 Ocak 1939 günü Reichstag'da, "Avrupa'da Yahudi ırkının imhasını" planını açıkladıktan sonra, Yahudilere tek adres olarak komünistler kalıyordu. Doğu Avrupa'dan Çin'e, Kore'den Vietnam'a dünyada sosyalist blok doğdu. Başta Avrupa'dan, daha II. Dünya Savaşı öncesi, "yaklaşan felaket" nedeniyle Filistin'e göç erkenden başlamıştı. Tüm dünyadaki Yahudileri tek bir homojen-etnik-devlet çatısı altında birleştirmek isteyen Siyonizm, bu plan uğrunda başka ülkelerdeki Yahudileri göçe zorladığı gibi, tıpkı 19. yüzyılın sömürgecileri ve Naziler gibi, "topraklarını genişletme" mücadelesine giriştiler. Komşularının topraklarını "işgal", sömürgecilik, şiddet ve katliam demekti. İşgal -1948'den beri- yalnızca cinayet, sürgün, ahlaksızlık ve talan anlamına geliyor. Siyonizmi, "Avrupa milliyetçiliğinin ürünü" olarak tanımlayan -ve bir Yahudi olan- Bauman, kolonilerin "kimsesiz topraklar" olarak göründüğünü, sömürgeci efendilerin orada hali hazırda insanların olduğu gerçeğini gözmezden geldiğini, bu insanları, ilkel koşullarda, uygarlıktan alabildiğine uzak, mağaralar ve ormanlarda yaşayan vahşiler, yoksul, güçsüz ve gözardı edilebilir, olarak gördüklerini söylerken de çok haklıydı: "Aynısı, İsrail ve Siyonizmde de yaşandı." Daha geçen asırda, milyonlarca üyesi -teknolojinin son araçlarıyla- kırılmış, bu nedenle Holokost terimini yaratmış masum bir ulusun, kurtuluşun ardından, -1948'de start verip- Filistinlilere holokosta başlayacağını ve 2024'de uluslararası bir savaş ve soykırım mahkemesinde, bir zamanlar kendisine yapılan eylemlerden suçlanacağını kim bilebilirdi ki.

21 Nisan 2026 05:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha