
"Genel olarak yargı gücü, tikeli evrensel altında kapsanacak şekilde düşünme yetisidir. Eğer evrensel yasa, zaten verili ise o zaman tikeli onun altına alan yargı gücü belirleyicidir. Ama yalnızca tikel verili ise ve ona uygun evrensel aranıyorsa o hâlde yargı gücü 'reflektif'tir." Bu kısa alıntı, 18. Yüzyıl Alman Filozofu Immanuel Kant'ın 1790 senesinde yayımlanmış Yargı Gücü Eleştirisi adlı kitabından. Ama biz, Türkiye olarak hiç de 'Kuzey Atlantikli' olmadığımız hâlde 18 Şubat 1952'de girdiğimiz Teşkilat'ın askerî olarak değilse bile siyasal olarak şimdilerde önderi pozisyonundayız. Çünkü hepimiz görüyoruz ki NATO, hakikaten can çekişiyor. Kasım 2019'da, Londra Zirvesi'nden önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, İngiliz dergisi Economist'e verdiği röportajda "NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti" cümlesi de hâlen hafızalarda. O zirveden bu yana 5 NATO zirvesi yapıldı: 2021 Brüksel, 2022 Madrid (mahrecinde takip ettim), 2023 Vilnius, 2024 Washington, 2025 Lahey zirveleri… ABD ve Türkiye'den başlayarak tüm NATO üyelerinin devlet aklı, Teşkilat'ın varlık amacı ortadan kalktığının ve yeni nesil NATO'ya ihtiyaç olduğunun farkında. NATO'nun yavaş yavaş çöktüğünü görüyorlar. NATO'nun ikinci büyük askerî gücü ve belki de -şimdilerde bir 'kurtarıcı kahraman' rolünde algılandığımız için- en büyük siyasal gücü olan Türkiye'nin, NATO'nun başlangıçtaki kurucusu ve her dönemde ekonomik/askerî/siyasi önderi olmuş ABD ile son 15 yılda hangi ana mevzularda ayrıştığına bakın lütfen. Bu ana fikre ispat için de ABD'nin, PYD ve FETÖ bağlamlı teröre desteğinden girilir de bizim ülke olarak bir parçası olduğumuz F-35'lerin teslimi konusunda abuk sabuk bürokratik bahaneler sıralanırken NATO üyesi olmayan İsrail'e F-35'lerin verilmesinden çıkılır, icabı hâlinde. Ezcümle Türkiye-ABD ilişkilerinin 15 yıllık seyri, gören gözler için zaten NATO'nun bitmekte olduğunu gösteriyor.
Kaynak: Türkiye
01 Temmuz 2026 02:46
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Temmuz Ayı Ve Dijital Diktatörlük
Temmuz, uzun ve çetin bir aydır. Bu yazıda öznel-nesnel kavramları ekseninde -15 Temmuz 2016 darbe girişimi başta olmak üzere- temmuz ayının olaylarını baz alarak küresel sermayenin dijital diktatörlük projesini işleyeceğim. Bazı tarihsel emsallerini sıralayayım: 15 Temmuz 1099-Birinci Haçlı Seferi…. 20 Temmuz 1402-Ankara Muharebesi: Yıldırım Bayezid komutasındaki Osmanlı ordusu ile Timur komutasındaki ordu, Çubuk Ovası'nda karşılaştı. 4 Temmuz 1776-Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi: Amerikan Kongresi bağımsızlığını ilan etti. 12 Temmuz 1878-Osmanlı İmparatorluğu'nun, Kıbrıs Adası'nın yönetimini Birleşik Krallık'a devretmesinin ardından Ada'ya ilk İngiliz bayrağı çekildi. 27 Temmuz 1914-Avusturya, Sırbistan'a resmen savaş ilan etti ve Birinci Dünya Savaşı başladı. 11 Temmuz 1995: Sırp Ordusu, Srebrenitsa Soykırımı'nda en az 8 bin Müslüman Boşnak'ı katletti. 5 Temmuz 1996-Dolly adlı koyun, hücreden klonlanmış ilk memeli oldu. Klon koyun; 14 Şubat 2003'te, 7 yaşında iken öldü. 15 Temmuz 2016-FETÖ üyesi cuntacı askerler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve cumhurbaşkanına karşı darbe girişiminde bulundu. Bu nedenle 15 Temmuz'un 10. yıl dönümünü idrak ederken Fetullahçı Terör Örgütü'nün dirilme çabalarının yoğunlaştığını görmek de şaşırtıcı değil. Türkiye, çeyrek asırdır bağışıklığını güçlendiren bir ülke olarak bu saldırılara karşı güçlü bir savunma geliştirecek ve 15 Temmuz 2016'da olduğu gibi inşallah zafere erişecektir.
15 Temmuz 2026 02:26

Onuncu Yılında 15 Temmuz
Bundan tam dokuz yıl 362 gün önce, 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye Cumhuriyeti; tarihinin en önemli olaylarından birini yaşadı. Evvelindeki dört yıl ve sonrasındaki 10 yıllık iki evrede yaşanan gelişmeleri bütünlüklü biçimde düşündüğümüzde 15 Temmuz 2016; yalnızca FETÖ/PKK/DEAŞ terör örgütleriyle mücadelemizin değil, ülkemizi hedef alan vekâlet savaşlarındaki mutlak galibiyetimizin de miladı olmuştur. Bu yüzden FETÖ'nün 15 Temmuz'da MİT'i de askerî olarak hedef alması hiç şaşırtıcı değildi. Teşkilat'ın hazırladığı 15 Temmuz raporundan kısa bir alıntı yaparsam MİT'in Yenimahalle'deki eski karargâhına yapılan saldırının boyutları daha net anlaşılır: "1 5 Temmuz 2016 tarihinde darbe teşebbüsünün başlamasının ardından, tüm teşkilat personeli ivedilikle teyakkuz durumuna geçirilmiştir. MİT Müsteşarlığına yönelik ilk saldırı, Yenimahalle Yerleşkesi/Site Glincy Nizamiye'ye, Kobra ve Sikorsky helikopterleri ile saat 22.38'de havadan ateş açılması ile başlamıştır. Yerleşke, saat 06.30'a kadar, üç sorti Site Güney Nizamiye, iki sorti Doğu Lojmanları Kuzey Nizamiye'ye olmak üzere, beş defa seri olarak taranmıştır. Helikopter saldırılarında 7,62 mm çapında ağır makinalı silah ve 20 mm çapında top mermisi kullanılmıştır." 15 Temmuz'da MİT, kendi karargâhını füzeler de dâhil çok çeşitli silahlarla savundu. 15 Temmuz ile birlikte 1984-1999 sürecinden sonra 2004-2024 dönemini kapsayan terör parantezi de 2016'dan itibaren kapanmaya başlamıştır. Böylelikle Türkiye, 15 Temmuz 2016'ya dek FETÖ dâhil üçüz sistematik terörle dize getirilmeye çalışıldı, ancak ülkemiz bu üçlü terör cenderesinden çıkmayı başardı. 15 Temmuz'un onuncu yıl dönümünde, kaybettiğimiz 250 insandan tanıma şerefine nail olduğum iki şehit Erol Olçok ve Mustafa Cambaz'ın şahsında tüm 15 Temmuz şehitleri ile önceki ve sonraki cemi cümle şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum.
12 Temmuz 2026 02:35

Nato'nun Stratejik Ömrü
Ve sonra da "Pakt, 2026 Ankara Zirvesi sayesinde acaba uzun bir insan ömrünü aşabilir mi?" sorusuna cevap arayacağız. NATO, bir Batı paktıdır; ama artık şu bir gerçek ki Orta Doğu'dan, Ortodoks Doğu'dan, hatta Uzak Doğu'dan da bakılıp yeniden yorumlanmadan ömrünü uzatamaz. Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür; o yüzden şimdi de mahrecinde takip ettiğim 2022 Madrid NATO Zirvesi'nde yaşananları hatırlatayım. 36. NATO Zirvesi'nin ev sahibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 32. NATO Zirvesi'nde dünya medyası önünde şunları söylemişti: "NATO'nun, terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle mücadele kararlılığının ortaya konulması önemlidir. Ancak bu kararlılık kâğıt üzerinde kalmamalıdır. Bu, sadece bizim değil, NATO'nun da meselesidir. Bugün bize karşı kullanılan silahların, yarın başka müttefiklerimize karşı kullanılmayacağının hiçbir garantisi yoktur. Tarih bize, bu tür ihmalkârlıkların daha sonra ölümcül tehditler olarak muhataplarına geri döndüğünü göstermiştir." Bu cümleler; terörü acı tecrübelerle derinlemesine tanımış ve şehitlerinin yüzü suyu hürmetine ayakta kalmış bir ülkenin liderinin haklı serzenişini yansıtmakla kalmıyor, terörün bir Bumerang olarak Batı'yı da vuracağı konusunda muhataplarını uyarıyordu. NATO, bunu daha önce anlayamadı; şimdi şimdi anlamaya başlıyor. 2022 NATO zirvesinin Türkiye açısından kazanımı; mücadele ettiğimiz PKK, YPG ve FETÖ'nün bir NATO metnine yazılı olarak girmesiydi. Sebebi de belirgin: Tüm küresel güvenlik sorunları, 2010'da başlayan 'Arap Baharı' ile İsrail'in pervasız saldırganlığından ötürü Orta Doğu'da ve ayrıca 24 Şubat 2022'de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan dolayı da Ortodoks Doğu'da düğümlenmiş vaziyette. Trump rejimi, İran Savaşı'nı zaten tam da İsrail sorunundan ötürü 'bir NATO Savaşı'na dönüştüremedi. Artık toparlayabiliriz: NATO, özellikle son 25 senedir düşman üzerinde anlaşamadan dostluk kurmaya çalışıyordu.
08 Temmuz 2026 02:28

Adalet, Bilgi Ve Para Denklemi
Postmodern romanın babalarından, İngiliz yazar John Fowles'un çok sevdiğim bir cümlesi vardır; "Trajedinin en iyi tarafı ondan sağ çıkabilmemizdir" der. Hem dünya hem de Türkiye için bu dönüşüm sürecini; maziye doğru yakın, orta ve uzak vadeli olarak 'milatlandırabiliriz'. Bu yazıda üç temel kavramın; adalet, bilgi ve paranın, bir başka deyişle hak-güç denklemi, istihbarat/bilimler/sanatlar bağlamında bilgi ve ekonomik bir parametre olarak paranın denge noktasının peşine düşeceğiz. Milatları araştırmakla işe koyulalım: Dünya için 11 Eylül terör saldırılarından ötürü 2001 senesini, özellikle Instagram'ın çıkışı ile sosyal medyanın artık ana akım hâline gelmesi hasebiyle 2010 senesini ve elbette o zorlu Koronavirüs pandemisinden ötürü de 2020 senelerini milat olarak alabiliriz. Türkiye'nin, yakın geçmişe doğru üç büyük miladını ise sözden sayıya, maziden tarihe şu şekilde somutlaştırabiliriz: 2002 (AK Parti'nin iktidara gelişi), 2016 (15 Temmuz FETÖ'cü hain darbe girişimi) ve 2023 (6 Şubat deprem afetleri…) Tabii dünya; geometrik anlam kümeleri içinde ülkemizi de kapsadığı için üç küresel gelişmenin; yani 2001, 2010 ve 2020 senelerindeki tarihsel olayların da Türkiye'yi doğrudan etkilediğinin altını çizmeliyiz. ABD/İsrail-İran Savaşı'nın tansiyonu Türkiye'nin de tavassutuyla düşürülmüşken, İran'ın dinî lideri Ali Hamaney'in defnedilmesinden sonra ülkemizde NATO zirvesi yapılıyor. Öte yandan şu da bir gerçek ki, bizim Adana'nın lafıyla 'alt tarafı bağlar gazeli olan' Birleşmiş Milletler'in işlevsizliğinden ötürü zaten can çekişen küresel insanlık haysiyeti, sadece dünyanın istinat noktasındaki Türkiye'nin üzerine yıkılamaz. Bu yolu da kısaltarak, yani para kavramı altında topladığımız bütün güç parametreleri ile bilgi/istihbarat kavramlarının rekabetinden çıkan sonuca sayısal kesinlikle bakarak ilerleyeceğiz: ABD İstihbarat Topluluğunun toplam bütçesi 80 milyar dolardır, bizimki ise 8 milyar TL civarıdır. Öte yandan kasalardaki uçuruma rağmen Türkiye'nin bölgesinde istihbarat açısından artık en etkili ülke olduğu 2011-2024 evresinde yaşanan tüm zorlu gelişmelerin sonucunda bugün tescillenmiştir.
05 Temmuz 2026 02:30


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Hiram Abas'ın Son İstihbarat Raporu
Bunlardan biri de istihbarat tarihimizin en tanınmış isimlerinden biri, hatta birincisi olan Hiram Abas'tır. Ama raporlara odaklanmadan önce "Bir adamı tanımak için babasını, dedesini tanımak elzemdir" prensibi gereği, Mübarek Galip Eldem'i, yani Abas'ın dedesini tanıyalım. Adını, Süleyman Tapınağı'nın baş mimarı olan Hiram Usta'dan alan Hiram Abas'ın dedesi Mübarek Galip Eldem bir mason ve bir istihbaratçıydı. İlk rapor 6 Eylül 1989 tarihinde yazılmış ve Özal'a sunulmuş. Suriye, tepki gösterebilme imkânına sahip bulunmamaktadır." Abas'ın 1989'da yazdıklarının 1998 ve 2024 evrelerinde yaşanan tarihsel olaylarla da doğrulandığını görüyoruz. Türkiye; 1998'de terör örgütü lideri Öcalan'ı Suriye'den çıkarmayı başardı, Suriye hiçbir tepki gösteremedi. Esad rejimi 2024'te düştükten sonra PKK'nın Suriye uzantısı PYD'nin gayrimeşru çökme operasyonlarıyla sarıya boyadığı tüm topraklar da kurtarıldı. Hiram Abas'ın bir de suikasttan sadece 35 gün önce, 21 Ağustos 1990'da Özal'a verdiği rapor var. Bu da en az bir önceki kadar önemli: "1960 ihtilalinden sonra Genelkurmay patronajına giren istihbarat örgütümüz, ülke içerisindeki aşırı uçların çalışmalarına sızma ve onları ifşa etmeye, dışarıda ise birinci kuşak devletlerin askerî güçlerini tespite yönelmiş, görevini, topladığı bilgileri ilgili makamlara intikal ettirmekle sınırlamıştır. Bugünkü çalışma ve yöntemleriyle MİT'in, devletimizin aktif politikasında vazgeçilmeyecek unsur olan millî istihbarat ve enformasyonu oluşturamayacağı düşünülmektedir." Abas'ın sözünü ettiği dönemde gerçekten ülkemizin istihbarat teşkilatı, bölgesel ve küresel gelişmelere daha az duyarlı ve içe dönük bir teşkilat idi. Bugün artık öyle değildir. Bu aşamaya, pek çok 'varta' atlatıldıktan sonra gelinmiştir. Ülkemizde son çeyrek asırda, ama özellikle de 2011 Suriye İç Savaşı'nın başlangıcından sonra yaşananlar, hakkında yazılacak her şeyi küçültecek ölçüde şiddetli, sistematik ve hakikidir. 7 Şubat 2012 MİT kumpası, 19 Ocak 2014 MİT TIR'ları kumpası ve 15 Temmuz 2016 hain darbe girişimini hatırlatmak bile kâfidir. Abas suikastı, 1990'lı yıllardaki pek çok suikastın da öncülü, daha doğrusu ilham kaynağıdır. Daha derin bakarsak 2010'dan bu yana Türkiye'ye yönelik İsrail ve ABD menşeli tüm operasyonların da atasıdır. Merhum Mehmet Eymür, 2000 senesinde, bana Abas suikastı konusunda şu açıklamayı yapmıştı: "Bu suikastta MİT'in sivilleşme süreci etkili oldu. Hiram Bey'in belli mevkilere gelmesini istemeyenler onun öldürülmesine karar verdi." Hiram Abas'ın, 1932'de İstanbul'da başlayıp 1990'da yine İstanbul'da biten 58 yıllık hayatının ve ölümünün özeti, en yakın çalışma arkadaşının gözünden iki cümle hâlinde böyle yansımıştı.
28 Haziran 2026 02:09

'Siper Savaşı'ndan 'Siber Savaş'a
İkinci Dünya Savaşı ha keza... Ancak 1991'de, 46 yıllık bu savaş paradigması da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) yıkılışı ile son buldu. Başlayacak mı başlamayacak mı tartışmasını pandemiden bu tarafa yaptığımız Üçüncü Dünya Savaşı, postmodern formda bana kalırsa zaten 11 Eylül olaylarından sonra Afganistan'ın işgali (2001) ve İkinci Körfez Savaşı (2003) ile başlamıştı. Aynı dönemden beri -ve Türkiye için özellikle 2011 Suriye İç Savaşı'nın başlangıcından bu yana- bölgesel istihbarat savaşları da yaşanıyor. Yirminci Yüzyıl'ın bilimkurgu ve distopya roman yazarı Aldous Huxley boşuna demiyordu; "Vatanseverlik yetmez, bilim yetmez, sanat yetmez, siyaset ve ekonomi yetmez. Ne aşk ne görev ne çıkar gözetmeyen eylem ne de en yüce düşünceler yeterlidir. Ancak hepsi birden (savaşta) gerçekten bir işe yarar" diye. Cumhurbaşkanı, 7 Nisan 2026'da Ankara Lalahan'da Roketsan Üretim Tesisleri açılışında yaptığı konuşmada "Siper savaşların yerini siber savaşların aldığı bu yeni sisteme ayak uydurma kaygısı taşımıyoruz" cümlesini sarf etti. Yazıyı bağlamadan önce 2022'de yayımlanmış MİT Efsanesi adlı kitabımda siber siperler konusunu işlediğim bölümden kısa bir alıntıyla devam etmek istiyorum: "Egemen güçler, yeni savaş yöntemlerine yönelmişlerdir. Bunlardan geleceğe en çok damgasını vuracak olan elbette 'siber savaş'tır. Esasında bugün, Yirmi Birinci Yüzyıl'ın başında bile sık kullanılan savaş türüdür siber savaş ve bundan sonra daha da yaygınlaşması, eşyanın tabiatı gereğidir. Siber savaş ile birinci derecede bağlantılı olan da gizli servislerdir. Bu savaş türü konvansiyonel ordulardan çok istihbarat teşkilatlarının görev, yetki ve sorumluluk alanındadır. Dolayısıyla günümüzde savaş, daha çok istihbarat teşkilatları arasındadır. Yirminci Yüzyıl; çok farklı olarak cephede milyonlarca askerin ve ayrıca sivilin öldüğü bir 'siper savaşı' yüzyılı idi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı, siper savaşının bir daha tekrarını görmek istemediğimiz müşahhas örnekleridir." Tekrarını görmek istemesek de pandemiden bu yana değilse bile Şubat 2022 Ortodoks Doğu (Rusya-Ukrayna) Savaşı ve 13 Haziran 2025 ABD/İsrail-İran Savaşı'ndan, hatta İsrail'in Gazze katliamlarından, yani Ekim 2023'ten bu yana savaş konuşuyoruz. Dünya savaşı dâhil… Dolayısıyla bundan sonra bir dünya savaşı olacaksa da bu, muhtemel bir siber savaş olarak öngörülmelidir. Savaş, siber olsa da sonuçları gerçek olacaktır.
24 Haziran 2026 02:30

Abd'nin 'Paralel Devlet' Sınavı
Birleşik Devletler'in son savaşı, 40 gün süren 28 Şubat 2026 ABD/İsrail-İran savaşı idi. 13 Haziran 2025, 12 Gün Savaşı'nda 'tam anlamıyla yenişememenin' tezahürü olan bu ikinci savaşın sonunda ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bir barış anlaşması imzaladı. Bu noktada hatırlatmam elzem; ne diyordu İtalyan şair yazar Cesare Pavese: "Bütün yanlışlar başlangıçla ilgilidir." Bizim sözlü literatürdeki "Nasıl başlarsa öyle gider" hesabı... Ezcümle Trump, Epstein dosyalarıyla tehdit edilse bile "Ya gelir ya gider!" düsturu ile içeride bir paralel devlet savaşı başlatabilir. Böylelikle bizim, ülke olarak 2012-2016, hatta 2020 arası verdiğimiz devlet içi mücadelenin bir benzerini ABD, kendi içinde yaşar. Bir önceki seçimde (Kasım 2024) Yahudilerin yoğun yaşadığı eyaletlerdeki oy oranları ortada. Üstelik Trump; ilk iktidar döneminde, yani 2017-2021 arası siyonistleri ve Yahudi lobisini kızdırmamak için azami seviyede bir özen göstermişti. Çünkü çeyrek asırdır, 11 Eylül 2001'den bu tarafa Amerikan imparatorluğunun gerilemekte olduğunu müşahede ediyoruz. Yine zamanı, bir anlığına geriye doğru geometrik açıdan katlamalı düşündüğümüzde ve ABD'de 2001'den beri olanlarla bizim ülkemizde 2007'den bu yana yaşananları analiz ettiğimizde 2012'de bizi, içimizdeki paralel devlet ile uğraştıran ABD'nin şimdi kendi paralel devletiyle tarihsel zorunluluk gereği yüz yüze geldiğini görüyoruz. Daha önce ABD müesses nizamı, nasıl ki atını nalladığı FBI'yı, Trump'ın üzerine sürüp onu sıkıştırdıysa, bundan böyle Trump lehine ABD içinde ABD hilafına faaliyet gösteren siyonistlerin peşine düşmesi muhtemeldir.
21 Haziran 2026 02:42

Futbol-savaş Denkleminde Barış
Yazıya Türkiye Yahudileri için yayımlanan Şalom gazetesinin 16 Aralık 2009 tarihli nüshasından yek cümlelik bir alıntıyla başlayayım: "Netanyahu, siyasi hayatının ve ömrünün büyük bir kısmını İran'ın nükleer programına ve bölgesel etkisine karşı mücadeleye adamıştır." Peki, İsrail Demokrat Partisi'nin Lideri, eski asker Yair Golan 15 Haziran 2026'da X platformunda ne diyor: "Netanyahu! Eğer ömrünün büyük kısmını İran tehdidiyle savaşmaya adadıysan hayatının görevinde başarısız oldun. Dürüstlüğün için teşekkürler!" Bu iki cümleyi ardı ardına okuyunca aklıma ister istemez Müslüm Baba'nın Yaranamadım (1984) albümü geldi. Mamafih gene de İran ve İsrail'in istihbarat savaşının ne zaman başladığını bilmek önemli. Ben İran-İsrail Savaşı'nın istihbari başlangıcı olarak 2003 yılını alıyorum. Sebeplerin başında 2003'te ABD'nin Irak'ı işgalinden sonra "Şii Hilali" stratejisi doğrultusunda İran'ın hinterlandını genişletmesi ve nükleer programa yönelmesi geliyordu. Öyle ki İran, 2003-2024 sürecinde her ne kadar nüfuz alanını genişletiyor gibi görünse de İsrail ile istihbarat savaşında satranç değil de tavla oynuyormuş gibiydi. ABD'nin İkinci Körfez Savaşı'nı Irak'ta başlatmasını fırsat bilerek 2003-2024 parantezinde 'Şii Hilali'ni yaymaya çalışıyordu. 2007'den 2025'e kadar bu, böyle devam etti. Sonunda, 28 Şubat Savaşı'nın başladığı gün İsrail, İran Dinî Lideri Ali Hamaney'e de suikast düzenledi. Bunun üzerine İran, kişilere endeksli olmayan sistemini iyi işleterek 28 Şubat'ta, 13 Haziran 2025'tekinden çok daha sert bir askerî cevap verdi. ABD/İsrail-İran mücadelesinde ilk savaşta da ABD ve İsrail'in yenileceği yönündeki öngörümü TGRT Haber Hafta Sonu Ana Haber'deki grafiklerimde dile getirmiştim. İkinci savaşta da "Rejim çökmedikçe ABD ve İsrail kaybetmiştir, İran birleşiyor, kazanıyor" görüşünü savundum.
17 Haziran 2026 02:21


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Türkiye-israil İstihbarat Savaşı
Ana fikrimizi açalım: Ülkemiz ile İsrail arasında, miladını Mart 2003 olarak belirleyebileceğimiz bir istihbari savaş ve 'politik Armageddon' söz konusudur. Bu, İsrail'i de doğrudan ilgilendiriyordu. Bu tarihsel olay da 3 Kasım 2002 tarihinde seçimleri kazanmasının üzerinden altı ay geçtikten sonra, 14 Mart 2003'te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakan olmasıydı. Derken -aradan on sene geçmedi ki- Menderes hükûmeti döneminde Türkiye, İsrail ile çok kapsamlı bir istihbarat ittifakı yaptı. 2000'lerin başına, hatta 2010'a Hakan Fidan'ın MİT Müsteşarı olduğu döneme kadar süren 52 yıllık bir ittifaktı bu. Anlaşma yapıldığında İsrail'in ilk cumhurbaşkanı idi. Mezkûr anlaşma; İsrail'in de değil, Yahudilerin; ülkelerinin kurulmasından önce o güne dek İngiltere ve ABD ile olanlar hariç yaptığı en büyük istihbari anlaşmaydı. İsrail'in kurulmasından önce Mossad'ın atası bir istihbarat örgütü zaten İngilizler tarafından Haganah adıyla 1920'de kuruldu. 2010'dan bu tarafa 7 Şubat 2012 ile başlayıp, 17-25 Aralık 2013 ile devam eden, 2015 Hendek Kalkışmaları ile başlayıp 15 Temmuz 2016'da üçüz teröre evrilen (PKK, DEAŞ, FETÖ) süreçlerde hep İsrail ve ABD ile istihbari savaş içindeydik. Türkiye-İsrail istihbarat savaşının istikbali üzerine çıkarımlar yapmak için en iyi yöntem, üç çeyrek asrın dönüm noktalarını keşfedebilmek. ABD'siz hareket edemediğini; İran'a karşı yürüttüğü iki ayrı savaşta, yani -dün birinci yıl dönümü olan - 12 günlük 13 Haziran 2025 savaşıyla ve 40 günlük 28 Şubat 2026 savaşıyla gördük.
14 Haziran 2026 02:17


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Mağripliler, Masonlar Ve Makyavelistler/bölüm-2
"Yazının başlığındaki üç M. harfini, 1954'te İstanbul Belediyesi'nin İsviçreli dev şirketle anlaşarak girdiği ve 1975'te Koç Holding'in satın aldığı market zincirinin büyüklerinde olduğu gibi 5 M.'ye de uyarlayabiliriz. Zira metnin içinde sık geçecek diğer iki kelime de mafya ve matematik kelimeleri. Bu beş kelimenin kavramsal çağrışımları bağlamında 323 yıllık zaman diliminin bilgileriyle bugüne ışık tutmaya çalışacağız. 2002'den bir anımla başlayayım: Rahmi Koç, Bulgaristan Sofya'da ilk marketinin açılışından sonra, basın toplantısında hafızama kazınan şu cümleleri sarf etmişti: Parası olmayan insanın da ailenin de şirketin de devletin de sözü dinlenmez." Yukarıda okuduğunuz paragraf, 3 Haziran Çarşamba günü yazdığım 'Mağripliler, Masonlar ve Makyavelistler' başlıklı yazıdan. Yazımda yer verdiğim 24 sene önceki Rahmi Koç cümlesi, paranın söylem üstünlüğünü belirleme gücü olduğunu savunan, keskin bir cümleydi. Derken bu yazıdan üç gün sonra, 6 Haziran'da malum, meşum fıkra skandalı patladı. Ülke olarak hassas bir süreçten geçiyoruz: Terörsüz Türkiye... Rahmi Koç'un fıkrasının -2010 Oslo ve 2013 İmralı sürecinin deneyimleriyle yoğurdu üfleyerek yediğimiz- Ekim 2024 milatlı Terörsüz Türkiye sürecine doğrudan zarar verme potansiyeli yok. Hatırlarsanız, 'Mafyanın çeyrek asırlık döngüsü' başlıklı yazımın girizgâhında da 20 yıl önce, 31 Mart 2006'da yazdığım bir yazıdan alıntı yapmıştım. Tam bu noktada; bir trajik emsal olarak 15 Nisan 2026'da 13 cana mâl olan Kahramanmaraş'taki okul katliamının türevlerinin ABD, İngiltere, Kıta Avrupası, Avustralya ve hatta Yeni Zelanda'da görüldüğünü hatırlatmalıyım. Ve mafyanın yeni matematiği, terörün zamanımızdaki (d)evriminin sloganıyla akraba: "Atomize et, bölerek çoğalt, devletleri zayıflat!" Çünkü küresel sermaye, teknolojik devler, Yapay Zekâ oligarkları, devletlerin zayıf olduğu bir yeni dünya istiyor. Ne diyordu Rahmi Koç, bundan 10 gün önce Oksijen gazetesine verdiği demeçte: "Kartlar yeniden karılıyor. Dünyada gücün varsa sesin çıkıyor, gücün yoksa çıkmıyor. Bu, 'gücün kadar konuş' dönemi. Önümüzdeki yıllarda tüm gücümüzü kullanmamız lazım." Bu sözleri sarf ettikten altı gün sonra anlatacağı fıkra, bir skandal olarak henüz tarih sahnesine çıkmadığı için 'lafı o zamanlar daha çok dinlenen' Rahmi Koç, güç kavramını kullanırken bu kez paradan değil, fiziki güçten söz ediyordu. Rahmi Koç'un da dediği gibi 'gücün kadar konuş' dönemi, evet.
10 Haziran 2026 02:44

Mafyanın Çeyrek Asırlık Döngüsü
Aşağıda okuyacağınız satırlar; bundan tam 20 yıl önce, 30 Mart 2006'da yazıldı. 1-8 Nisan 2006 sayısı… Şimdi aynen alıntılıyorum: Güzellik salonu açarak kara para aklıyorlar. O yıllarda Londra'da uyuşturucu parasını güzellik merkezleriyle aklama modası başlattılar! Pandemiden beri bizde de var. Tarihte bir ilk… Mesela mafya olgusunun 25 yıllık evriminde bunu görebiliyoruz.
07 Haziran 2026 02:35

Mağripliler, Masonlar Ve Makyavelistler
Yazının başlığındaki üç M. harfini, 1954'te İstanbul Belediyesi'nin İsviçreli dev şirketle anlaşarak girdiği ve 1975'te Koç Holding'in satın aldığı market zincirinin büyüklerinde olduğu gibi 5 M.'ye de uyarlayabiliriz. 2002'den bir anımla başlayayım: Rahmi Koç, Bulgaristan Sofya'da ilk marketinin açılışından sonra, basın toplantısında hafızama kazınan şu cümleleri sarf etmişti: "Parası olmayan insanın da ailenin de şirketin de devletin de sözü dinlenmez." Şimdi de buna paralel, ama çok farklı bir şey söylüyor. Oksijen Gazetesi'ne 31 Mayıs'ta verdiği röportajda kurduğu tam cümle şu: "Kartlar yeniden karılıyor. Dünyada gücün varsa sesin çıkıyor, gücün yoksa çıkmıyor. Bu, 'gücün kadar konuş' dönemi. Önümüzdeki yıllarda tüm gücümüzü kullanmamız lazım." İmdi… Fransa deseniz yazar/şair Hakan Albayrak'ın ta 1996'da "Bir gün var ya, bu Mağribli çocuklar, bir gün yakacaklar Paris'i" dediği gibi yakıyorlar Paris'i… Ülkelerini ve dünyayı değiştiren asıl büyük dalga ise 1789-1793 arasındaydı. O yıllar arasında, derebeylerden başlayarak bilumum devrim karşıtlarının kanının mazgallardan kanalizasyonlara aktığı Place de La Concorde'da Kral 16. Louis de idam edilirken kalabalıktan bir 'Masonik' ses yükselmişti: "Jacques de Molay! İntikamın alındı." Tapınakçıların 13. Yüzyıl'da yakılmış son üstadını kastediyordu. Tapınakçılar, 19. Yüzyılda Masonlarla tarih sahnesine yeniden döndüler ve bugün, 21. Yüzyıl'ın ikinci çeyreğinin başında bir anti-küresel dalga ile karşı karşıyalar. Sokağa; "Alttan gelen 'lümpen basınç'tan bıktık!" diye mesaj veriyor; Elon Musk başta olmak üzere küresel sermaye, Masonlara, Trump ve hatta Netanyahu'ya da "Bıktık, doymak bilmeyen taleplerinizden!" demeye getiriyor. Mafyanın yeni matematiği, terörün zamanımızdaki (d)evriminin sloganıyla akraba: "Atomize et, bölerek çoğalt, devletleri zayıflat!" Mafya da küresel ölçekte terör gibi teşvik edilerek atomize ediliyor, küçültülüyor, yeni nesil çetelere, hatta bireylere bölünüyor. Türk Masonluğu; Osmanlı'nın 'Batılılaşma' çabalarının yoğun olduğu 18. yüzyılın başında, 1703'te kuruldu. Ben 21. Yüzyıl'a dair bir paragraf kuracağım sadece: 2006'da Kaya Paşakay'ın Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası'ndan ihraç edilmesinden sonra Türkiye Masonluğu, küreselci damarın tam etkisine girdi.
03 Haziran 2026 02:25