
Antlaşmanın girişinde, "Bu Antlaşma'nın Tarafları, Birleşmiş Milletler Şartı'nın amaç ve ilkelerine olan inançlarını ve tüm halklar ve hükümetlerle barış içinde yaşama arzularını yeniden teyit ederler. Demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan halklarının özgürlüğünü, ortak mirasını ve medeniyetini korumaya kararlıdırlar. Kuzey Atlantik bölgesinde istikrar ve refahı geliştirmeyi amaçlarlar. Kolektif savunma ile barış ve güvenliğin korunması amacıyla çabalarını birleştirmekte kararlıdırlar." [1] Bu vurguyla başlamamızın nedeni, Foreign Policy'de, NATO'nun 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi öncesi Batı kamuoylarındaki soru işaretlerini yansıtan bakış açısıdır. [3] Siyasal iktidara yakın medyanın klasik tepkisi, "dış güçler", "kumpas ve komplo teorileri" olacaktır. 7-8 Temmuz'da NATO zirvesinin olduğu bir coğrafyada, Batı'nın siyasal iktidar hakkındaki ayak oyunları söylemi, gülünç olmaktan ötedir. İktidara ve butlana yakın kalemlerin ve ekran yorumcularının eş zamanlı olarak CHP'nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel'in Financial Times'ta yayınlanan makalesini, "Türkiye'yi dışarıya şikayet etme" olarak dile getirmeleri boşuna değildir. Geçen yazıda vurguladığımız, verili zeminde var olan, 2003'te NATO'ya tahsis edilen İstanbul Ayazağa'daki 3. Kolordu'nun NATO Acil Tepki Gücü olarak kullanılabilecek yüzeyde olması, 2012'de İzmir'de daha önce Müttefik Kara Kuvvetleri Güneydoğu Avrupa Komutanlığı (LANDSOUTHEAST) olarak verilen hizmetin, LANDCOM olarak Vecihi Akın Kışlası'nda yeniden yapılandırılması, bölgedeki NATO Kara güçlerinin koordinasyonunun bu güce verilmesi, 2022'deki yeni stratejik konseptten sonra 2023'ten itibaren Adana'daki 6. Kolordu'nun "çok uluslu NATO kolordusu"na dönüşümünün hızlandırılması ve 2026 ilkbaharında İstanbul Anadolu Kavağı'nda Deniz Unsur Komutanlığı'nın Ukrayna Gönüllüleri başlığında, NATO güçlerince de "mayın temizleme" ve Karadeniz istikrarı çerçevesinde gündeme gelmesi, yazıda vurguladığımız demokrasi değerlerinden ziyade, NATO'nun küresel hedefleriyle daha iyi anlaşılmalıdır. [5] On yıllara dayanan gözlemleriyle "merhametli monarşi" talep ettiğini savunan Barrack, bölgede Körfez ülkeleri ve İsrail zeminindeki ABD ekseni açısından, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve bireysel özgürlükleri adeta bir yük olarak gördüğünü, dolaylı olarak kabul etmiştir. AB'den bağımsız olarak, Türkiye, 1950'den itibaren Avrupa Konseyi'nin kurucu üyesidir, Avrupa Konseyi Statüsü'nde, "her gerçek demokrasinin dayandığı bireyin özgürlüğü, siyasal özgürlük ve hukukun üstünlüğü prensiplerinin kaynağı bulunan fikri ve ahlâki değerlere sarsılmaz surette bağlı olunması" vurgulanmıştır. Türkiye özelinde değerlendirdiğimizde, askeri darbelerin NATO doktrinleri kapsamında, kimi zaman 12 Mart'ta olduğu gibi DEV-KUR planlarıyla, kimi zaman 12 Eylül'deki gibi emir komuta zincirinde gerçekleştirildiğini unutmamak gerekir. 7-8 Temmuz'da Ankara'da toplanacak NATO zirvesinde, ABD ile Avrupa'nın güvenlik mimarisinde çelişen yaklaşımları, Asya'ya yönelik yapılanmada, Rusya ve Çin'e yönelik siyasalarda, Türkiye dahil, askeri yapılanmaların öne çıkması, Doğu Akdeniz'deki belirsizlik, ABD-İsrail ile İran arasında henüz kalıcı hale gelmeyen ateşkes çabaları gibi pek çok başlık ele alınabilir. ABD'nin 2020 Aralık'tan itibaren Türkiye'ye uyguladığı CAATSA yaptırımları, "ABD'nin hasımlarıyla yaptırımlar yoluyla mücadele etme yasasıdır." Trump'ın itirazlarına karşın, ilk döneminin sonunda S-400 füzeleri için alınan bu karar, müttefik ABD'nin Türkiye'yi "hasım" görmesi gibi bir garabeti içinde barındırmaktadır. (Türkiye'nin baskısıyla, Rus yapımı S-300'leri Güney Kıbrıs'tan Girit'e kaydıran Yunanistan, her ne hikmetse, herhangi bir yaptırıma uğramamaktadır) F-35 programından değindiğimiz çerçevede çıkarılan Türkiye, hem F-35'e geri dönmeyi, hem de Kaan uçaklarının jet motorlarıyla ilgili sürecin olumlu sonuçlanmasını beklemektedir. (F-35'ler yaptırıma uğramayan Yunanistan'a verildi bu arada) Trump'ın yapacağı olası jestler, akredite edilmeyen muhalif medya aracılığıyla değil, havuz ağırlıklı medyayla, Türk kamuoyuna pazarlanacak, İmamoğlu savunması da 9 Temmuz'da bitirtilerek, bir bakıma gündeme ortak olması riski de ortadan kalkmış olacaktır.
Kaynak: Cumhuriyet
06 Temmuz 2026 04:00
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Nato 3.0 Yüklenirken İç Gündem
ABD'nin askeri konularda fikri altyapısı olmayan, yıllar sonra Savaş Bakanlığı olarak adlandırılan birimin başındaki Pete Hegseth, 7-8 Temmuz 2026'da Ankara'da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde, "NATO 3.0" diye bir başlık attı. Somut konular ele alınmamaktadır.
22 Haziran 2026 04:00


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Çok Partili Vesayet Denemesi
Türkiye'de çok partili yaşama geçiş, 1946 yılıyla anılır. Dış politika zemininde Trump'ın Türkiye ve bölge hakkındaki abartılı söylemleri, bölge valisi Barrack'ın, 2235 yıllık Türk devlet tarihi, 200 yıllık modernleşme birikimi, 100 yılı aşan Cumhuriyet'i bir yana bırakarak, 1916 Sykes Picot ve 1920 San Remo denkleminde kurulan Irak-Suriye ile Türkiye'yi bir tutması dil sürçmesi değil, bir tercihi anlatmaktadır. Demokrasi sadece bir değer değil, beka sorunudur.
08 Haziran 2026 04:00

Chp'yi Bekleyen Tehlike: Uydu Parti Modeli
21 Mayıs 2026 tarihi, kimilerince "kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet" olarak tarihe geçti. Haziran 2025'ten itibaren sürekli dağıtılan "koltuklar", "verilen sözler", "mutlak butlan" olarak tanımlanan, Kasım 2023'ten bu yana, CHP'nin verili zemindeki tüm faaliyetlerini yok sayan, ilk kez Türk siyasal yaşamında hayata geçen bu uygulama, hayret ki, şok etkisi yarattı. İlginç olan, daha önce CHP'de aktif görev yapmış olanların da, söz konusu kanallarda, CHP'nin Özgür Özel'in genel başkanlığında, Ekrem İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanı adaylığındaki yönetimi hakkında, "fikir terziliği"ne soyunmalarıdır. Bizzat Kılıçdaroğlu'nun ricasıyla kurultayın divan başkanlığı görevini yürüten, İBB Başkanı ve Mart 2025'ten sonra önseçimle partinin cumhurbaşkanı adayı olarak seçilen Ekrem İmamoğlu'nun siyaseten desteğiyle CHP genel başkanı seçilen Özgür Özel'in CHP'si, Mart 2024 yerel seçimlerinde %37 oyla Türkiye'nin birinci partisi oldu. Bu süreç, siyasal iktidar cephesinde rahatsızlık yarattı, mutlak butlan olasılığı Haziran 2025'ten itibaren her an CHP yönetimin üzerinde, "Demokles'in kılıcı" gibi, yandaş medyanın ekranlarında sallandırıldı. Ve 21 Mayıs 2026'da bu olasılık "gerçeğe" dönüştü. CHP yıllarca "nomenklatura" olarak tanımlandı. Kılıçdaroğlu döneminde, partide etkin olan "10 Aralık hareketi", sayısal çoğunluğa sahip olmasa da, siyasal örgütlenme ve genel başkan himayesi ile, belediye başkanlarının ve milletvekilli adaylarının belirlenmesinde, parti yönetiminde etkin oldu. Neo liberal bir sözde solculuk kapsamında, partinin kurucu değerleri, Atatürk'ün temelini attığı kurtuluşun ve kuruluşun partisi olma gerçeği, İsmet Paşa'nın öncülüğünde 1965'ten sonra adlandırılan, Ecevit'in genel başkanlığında 1976 kurultayıyla evrildiği "demokratik sol" zemini ihmal edildi.
25 Mayıs 2026 06:51