
Sevinçle sorar: "Ooo Hasan Baba, İstanbul'da ne işin var?" Hasan Baba cevap verir: "Sorma, bizim akrabalara mektup getirdim…" Şaşkın asker, "Yahu PTT ne güne duruyor" der. Nedir bu 21. madde, anlatalım: Diyelim ki hakkınızda bir dava açıldı, bir icra takibi başlatıldı yahut bir resmî kurum sizin tarafı olduğunuz bir idarî işlem tesis etti. Bunun sebebi de Tebligat Kanunu 21. madde. Kendisine tebligat yapılacak kimse ya da o kişi yerine tebligat yapılabilecek kişiler; adreste bulunamaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru, tebliğ edilecek evrakı mahalle muhtarına teslim ediyor ve muhatabın da kapısına bir haber kâğıdı yapıştırıyor. Nuh Nebiden kalma Tebligat Kanunu, bu düzenlemeyi yaparken, Türkiye'deki her muhtar, mahalleliyi isim isim bilirdi. Tabancalarını düğün boyunca elinden düşürmeyen düğün ahalisi, Gül Ahmet'e niçin kendisinin de silah atmadığını sorarlar: Gül Ahmet de bu sorunun cevabını, "Muhtar aldı, tabancamı vermedi" türküsüyle verir. Biz de Gül Ahmet gibi diyoruz ki: Muhtar aldı, tebligatımızı vermiyor.
Kaynak: Yeni Asya
04 Temmuz 2026 00:50
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Yanlışım Varsa Yanlışın Vardır
"Efendim, burası özel kalem müdürümüzün odasıdır, kendisi dairedeki yanlışları tasnif eder. Hemen karşısı, müdür yardımcımızın makamı, kendisi ufak tefek yanlışları düzeltir. Halkla İlişkiler Müşavirimiz ise vatandaşlarımızı, yanlış yaptığımızı düşündükleri şeylerin aslında doğru olduğuna inandırır." Yeğeniyle iftihar eden devletlu, "maşallah" der. "Herkesin ne iş yaptığını öğrenmişsin. Sen tam olarak ne iş yaparsın?" Hatırlı yeğen cevap verir: "Yanlışları yapan benim efendim." Bugünkü köşe yazımız, "yen içine hapsedilmek istenen kırık kollar" hakkında. A Millî Futbol Takımımız 24 yıl aradan sonra katıldığı dünya kupasından elendi. Türkiye de ise bir tür aba altından değnek gösterme şeklindeki bu çıkışlar, spor camiasında bakın nasıl karşılık görüyor: TRT Muhabiri İbrahim Kırkayak; Türkiye A Millî Futbol Takımımızın, ABD maçı öncesinde diyor ki: Arda, Hakan ve Merih'in moralleri çok kötü. "Arda Güler, Kırkayak'ı görünce diyor ki: "Galiba maçtan önce bir şeyler söylemişsiniz, ben kesinlikle şunu söylemek istiyorum, tüm eleştirileri haklı buluyorum." Kırkayak araya giriyor ve "seviyesiz eleştirilere karşı sizi korumak adına yorum yaptık" diyor. Arda Güler yineliyor, "Dedikleri şeyde haklılar, hiçbirimiz iyi oynamadık. Ne deseler haklılar, drama yapamayız." Başta, "biz kötü oynadık" diyen Arda Güler'i ve bütün bir ülkeyi, millî takımın başarılı olduğuna inandırmaya çalışan spor camiası, bunu değneğin motivasyonu ile yapıyor.
28 Haziran 2026 01:09


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Nato Mermer, Nato Democracia: İşte Potemkin, İşte Türkiye!
Vaktiyle, memleketin birinde, bir işportacı battaniye satmaktadır: "Birinci kalitee, yün battaniyee…" Battaniyeyi beğenip satın alan bir kadın, çok geçmeden geri gelir ve işportacıdan parasını geri ister: "Sen kimi kandırıyorsun, bu battaniye yünse, etiketinde niye pamuk yazıyor?" Uyanık işportacı, kendini şöyle savunur: "Etiketinde yün yazsaydı, güveler üşüşüverirdi. Güveler battaniyeyi pamuk sansın da yemesinler diye, biz de etiketine pamuktur yazdık, yani sizi değil güveleri kandırıyoruz…" Bugünkü köşe yazımız battaniye köşesinin göze çarpması hakkında olacak. Bilindiği üzere, 2026 NATO Zirvesi, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da yapılacak. Yani hükümet, makam aracı içindeki NATO yetkilisinin gözünü boyamaya çalışsa da esasen onlar her şeyin farkında. Farkında oldukları da Avrupa Parlamentosunun 2026 Türkiye raporundan açıkça anlaşılıyor. "Nato mermer, nato kafa" deyimini hepimiz biliriz. Ülkemizde daha çok Trakya bölgesinde kullanılan bu deyimdeki "nato" kelimesinin, bildiğimiz NATO ile bir hiçbir ilgisi yok. Deyimin aslı da "Na to kefari, na to mermari" şeklinde. Trakya bölgesi demişken, oraların meşhur bir şarkısı vardı ve şöyleydi galiba: "Yapma bana numaraaa!"
26 Haziran 2026 00:18

Bahse "Tutuşmak"
Şaşkınlığını gizleyemeyen hâkim dayanamaz ve "yahu ne kadar abarttınız böyle" der. Beşiktaşlı Avukatlar Derneğinin geçtiğimiz haftalarda düzenlediği "spor hukuku" sempozyumuna katılan İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Osman Sağlam, operasyonlarla ilgili şunları söylemişti: "Dünya Kupası var, ligler bitmek üzere. Bu yüzden operasyonlara bir süre ara verdik. Liglerin bitimiyle birlikte operasyonlar hızlı bir şekilde devam edecek…" Sağlam'ın tam anlaşılamayan bu sözleri çok tartışıldı ve operasyonlara niçin ara verildiği hususunda bazı teoriler ortaya atıldı. "Operasyonların ucu dünya kupasına katılacak A Millî Futbol Takımımıza dokunmasın" diyenler de oldu, "Ligler bitti, bahis oynayan kişi sayısı azalır, yeniden bereketlensin de soruşturmalar öyle devam etsin" diyen de oldu. Sağlam'ın bu sözlerinin üzerinden çok geçmemişti ki yasadışı bahis soruşturması kapsamında 21 ilde 128 kişi gözaltına alındı. Bununla birlikte kamuoyunda şöyle bir düşünce de yok değil: "Yahu alt tarafı bahis, oynayanlar idarî para cezası alır, hapse de girmez. Oynatanlar da girer çıkarlar. Bahismiş, futbolmuş, ne yaygara yaptılar…" Tıpkı hikâyemizin hâkimi gibi "ne kıymeti var" diyenlere mübaşirliği biz yapalım: Futbol, bahis ve yasadışı bahis, en yaygın kullanılan kara para aklama yöntemlerinden biriymiş.
20 Mayıs 2026 01:20

Acının Hiyerarşisi!
Paşanın kibrinden ve hışmından korkan doktoru, paşanın bu hastalığına "Hazret-i Romatizma" teşhisini koyar. "Ben de senin gibi romatizmaya tutuldum…" Paşa kaşlarını çatar ve şöyle cevap verir: "Sen zaten haddini bilmezsin…" Bugünkü köşe yazımız Hazret-i Taziye hakkında olacak. Kahramanmaraş'ın Oniki Şubat ilçesinde, bir okula düzenlenen silâhlı saldırıda hayatını kaybeden 11 yaşındaki Yusuf Tarık Gül'ün cenazesi geçtiğimiz günlerde düzenlenen tören sonrasında defnedildi. Yusuf Tarık Gül'ün ailesini ziyaret eden İYİ Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, cenaze sonrasında sosyal medya hesabından şu mesajı paylaştı: "1758 gün cezaevinde kaldı ve birkaç ay önce tahliye oldu KHK'lı Burak Gül. Cezaevine girdiğinde oğlu Yusuf Tarık 6 yaşındaydı. Baba Burak Gül, 5 yıl göremediği oğluna sadece birkaç hafta sarılabildi tahliye olduktan sonra. Ve Yusuf Tarık, babasına doyamadan, nereden, neden ve nasıl geldiğini bilmediği acımasız mermilerin hedefi oldu ve hayattan koparıldı. Haberi alan babası korkuyla, panikle koştu oğlunun okuluna. Ve yıllarca ayrı kaldığı yavrusunun kan içinde kalmış bedenine son kez sarıldı. Cenaze namazı babasının köyünde kılındı Yusuf Tarık'ın. O gün Kahramanmaraş'ta bulunan 6 bakandan ise katılan olmadı. Yusuf Tarık Gül hepimizin çocuğuydu. Diğerleri gibi." Çömez'in iddiası ve eleştirisi vahim ve üzerinde düşünülmesi gereken türden. Sırf babası KHK'lı ve hapse girmiş çıkmış birisidir diye, 11 yaşındaki bir çocuğun cenazesine, şehirde bulunan 6 Bakan'dan hiçbirisi katılmıyor ise ortada paşanın kibrinden daha büyük bir sorun var demektir.
26 Nisan 2026 02:47

Schrödinger'in Ruhsatnamesi!
Sipariş sahibi tabloyu beğenir fakat şöyle der: "Tabloda neden kimsecikler yok?" Burnundan kıl aldırmayan ressam, "Cemaat öğle namazını kılmak için camiye girdi…" der ve tablonun parasını ister. Altta kalmayan alıcı şöyle cevap verir: "Peki öyleyse, ben de cemaatin camiden çıkmalarını bekler, tabloyu öyle satın alırım…" Bugünkü köşe yazımız, devletin "yok" dediği yerde "ot" bitmemesi hakkında. Belediye, arşivindeki belgeyi esnafa vermiyor ve "Senin ruhsatın yok" diyor. Belediye bu kere de Mahkemeye, "Ruhsat yok ki" deme cüretinde bulunuyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in mal varlığınına ilişkin bazı iddialarda bulundu ve Gürlek'e ait olduğu iddia ettiği tapuların "ID numaralarını" yani ilgili gayrimenkullerin kimlik numaralarını paylaştı ve şöyle dedi: "Bu ID numaralarının tamamını gizlemeden veriyoruz. Bu ID numaralarını vermesek, 'böyle tapular var' desek, 'yok' diyebilirler…" Bakan Gürlek ise "İddialar herhangi bir delile dayanmıyor" dedi ve Özel'i yalanladı. Özel'in "ID numarası" iddiasına rağmen, Gürlek'in "delil yok" demesi şu iki soruyu gündeme getirdi: "ID numaraları değiştirilebilir mi, tapu sorgulama ekranları kapatılabilir mi?" Hemen söyleyelim, yazımızın konusu Akın Gürlek'in mal varlığı yahut bir belediyenin usulsüzlükleri değil. Bu ise hukukî güvenlik ilkesinin çökmesi demek. Devletin "hıfz kalemine" halel getirmemek gerek.
28 Mart 2026 00:30

Olmayacak Duaya Âmin Diyenler
"Ben ütüyü prizde unuttum." Canlı yayınlanan iftar programı sırasında, tutuklu bulunan Muhittin Böcek için "özgürlük duası" edilmiş. İddiaya göre Başsavcı Vekili Katırcı da iftardaki bu özgürlük duasına eşlik ederek "âmin" deyivermiş. Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan, "Korkma, ben de Beyazıt'tanım!" isimli köşe yazımızda; kamudaki muhalif memurların, istibdat ve baskı sebebiyle mesai saatleri içerisinde siyasî görüşlerini gizlediklerini, işyerinde "yandaş" gibi görünmeye çalıştıklarını yazmıştık. Muhittin Böcek için edilen özgürlük duasına Başsavcı vekilinin âmin deyip demediğinden ve tüm bu iddialardan bağımsız olarak şunu söyleyelim ki maalesef yargıda da "siyasî baskının bir sonucu olarak, taklitçilik ve "mış gibi yapma" yaygınlaşmış durumda. Özellikle siyasî davalarda vazifeli hâkim ve savcılar; aslında kanaatleri farklı olsa da vicdani kanaatlerinin aksine kararlar vermek zorunda kalabiliyorlar. İnanmadıkları kararları veren hâkimler, istemedikleri iddianameleri yazmak zorunda kalan savcılar, zamanla bir tür şahsiyet bölünmesi yaşıyorlar. Bu hâkim ve savcılar, tıpkı hikâyemizde olduğu gibi, bir yandan ütüyü prizde unutuyorlar ve açtıkları davalarla maddî yangınlar çıkarıyorlar. Diğer yandan ise bu maddî yangınların sönmesi için vicdan musluklarını açıyor, manevî itfaiyeler çağırıyor ve ilgililerin bu yangınlardan kurtulmalarını temenni ediyorlar. Bu paradoksun ve şahsiyet bölünmesinin sona ermesi için hâkim ve savcıların, üzerlerindeki, ütüyü prizde bırakma baskısından kurtulmaları lâzımdır. Hukuk ise sadece dua ile telâfi edilecek ve âmin diyerek günah çıkartılacak bir "kaza alanı" olmaktan çıkarılmalıdır.
26 Mart 2026 00:53


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Sızma Zekânın İddianameleri!
İnkârın fayda etmeyeceğini anlayan ufaklık şu tevilli savunmayı yapar: "Şey… Dün papağanla biraz atıştık da. Fakat vallahi önce o bana küfür etti…" Bugünkü köşe yazımız, sızma zekâ yazılımının kod-es'leri hakkında olacak. Tensip zaptında müştekilerin isimlerinin sayıldığı listenin ortalarında bir yerde müştekilerden birinin ismi olarak "Ocak 1980 doğumlu, Kamu Hukuku, Kamu oğlu" şeklinde garip ve saçma bir bilgi yer alınca, Dizdar bu hatanın olsa olsa bir yapay zekâ hatası olabileceğini iddia etti. Mahkeme başkanı da "Ben yapay zekâ kullanmayı bile bilmiyorum" diyerek kendini savundu. O halde biz yapay zekâ ürünü iddianameleri değil sızma zekâ ürünü iddianameleri konuşalım. Bediüzzaman Hazretleri, Divan-ı Harb-i Örfî isimli eserinde konuyla ilgili şunları söylüyor: "Şimdiki hafiyeler eskisinden beterdirler. Bunların sadakatine nasıl itimad olunur? Adalet onların sözlerine nasıl bina olunur? Hem de cerbeze ile, insan adalet yaparken zulme düşüyor. Zira insan kusursuz olmaz. Fakat uzun zamanda ve efrad-ı kesîre içinde ve tahallül-ü mehasinle tâdil olunan müteferrik kusurları cerbeze ile cem edip bir zaman-ı vâhidde bir şahs-ı vahidden sudurunu tevehhüm ederek şedid cezaya müstehak görür. Hâlbuki bu tarz, bir zulm-ü şedîddir…" Yani Bediüzzaman diyor ki; şimdiki hafiyeler, bir insanın uzun bir zaman dilimi içerisinde ve farklı şartlar altında işlediği dağınık kusurlarını alıyorlar, sanki tek bir seferde işlemiş gibi lanse ediyorlar, onun bu uzun zaman dilimindeki iyiliklerini de hasır altı yaparak, onun şiddetle cezalandırılmasını istiyorlar.
15 Mart 2026 00:49

Korkma, Ben De Beyazıt'tanım!
Sirk müdürü, gence, "Bir gecede yarım aylık kazanmak ister misin?" diye sorar. "Benim aslanlardan biri öldü, sana onun postunu giydireceğim, bu gece aslan yerine sen gösteriye çıkacaksın." Meteliksiz genç bu cazip teklifi kabul eder. Aslan terbiyecisi, izleyicilere şöyle seslenir: "Beklediğiniz an geldi. Şimdi bu aslan bir kaplanla güreşecek…" Aslan postunun içindeki gencin bu anonsla eli ayağı titremeye başlar. Kafese giren kaplan birden dile gelir ve bizimkine şöyle fısıldar: "Kardeşim sakin ol. Ben de Beyazıt'tanım. Çıkışta beni gör…" Bugünkü köşe yazımız, istediği sorudan başlayamayanlar hakkında olacak. Sol Haber'den Burcu Günüşen'in haberine göre Millî Eğitim Akademisinin mülâkatında, hocalık için Akademi'ye başvuran doktoralı öğretmenlere, "pes doğrusu" dedirten türden sorular sorulmuş. Bir vesileyle aslında muhalif olduğu ortaya çıkan bir memur, amirlerinden ve yöneticilerinden mobbing ve tepki görmeyi beklerken, yöneticisi onun yanına gelip, "Kardeşim ben de Beyazıt'tanım diyor." Memurun korktuğu başına gelmiyor… Yani istibdadın veledi olan taklitçilik, rikâyarlık ve "mış gibi yapma oyunu" aslında kamunun tüm kadrolarını sarmış durumda. Fakat iktidar izleyicilere şirin görünmenin derdinde ve "show must go on" diyor.
10 Mart 2026 00:27

Av Avlanmadan, Tav Tavlanmadan!
"Size nasıl tarif etsem şimdi, tam olarak Kelaynak ile Mavi Gagalı Puhu Kuşunun tadının arasında bir tadı var…" Bugünkü köşe yazımızın sonunda okuyucumuz için küçük bir soru var. Trump'ın şu sözleri dikkat çekiciydi: "Uluslararası hukuka ihtiyacım yok, beni durdurabilecek tek şey kendi ahlâkım…" Trump'ın bu sözleri, bir itiraf ve samimi ikrar niteliğinde ve önemli. Bu güçlü liderlerden bazıları, güçlerini pekiştirinceye dek, iç hukuka ve uluslararası hukuka aykırı icraatlarını, "millî güvenlik, beka, ülkenin çıkarları" gibi kılıflarla meşrulaştırmaya çalıştırıyor. Trump ise gücünden öyle emin ki lafı eğmeden bükmeden, "boz kartalı aç olduğum için değil, damak tadım için yedim" diyebiliyor. Halklar ise "güçlü bir ülke için yetkileri sınırsız lider" şeklindeki bu avcı hikâyelerine kandılar ve liderlerine tam otomatik av tüfeği verip, fişekliğini de doldurdular. Hâl böyle olunca, otomatik av tüfeğinin gücüyle güç sarhoşu olan Trump gibi avcılar itiraf ettiler ki açlık için değil lezzet ve damak tadı için avlanıyorlar.
14 Ocak 2026 00:43

Yalnız Hatıran Kaldı, Boş Kalan Çerçevede!
Garson, "elbette" der. Gelir İdaresi Başkanlığı, vergi yüzsüzleri listesi olarak da bilinen, elli milyon lira üzerinde vergi borcu bulunan ve bu borcunu ödemeyen mükelleflerin listesini yayınladı. Listedeki 56.086 mükelleften, yalnızca 10.926'sı faalmiş. Geriye kalan 45.160 mükellef ise "terk mükellef" diye tabir edilen ve vergi daireleri tarafından aktif mükellefiyet kaydı sonlandırılan mükellefler. Gelir İdaresi Başkanlığı ise bu listeyi her yıl yayınlayarak, vergi dairesinin bile mükellefiyetini sonlandırdığı binlerce kişiden "mahcup" olmasını ve borcunu ödemesini bekliyor. Aynı devlet; "hangi şirket ne kadar vergi ödemiş, hangi şirketin ne kadar vergi borcu silinmiş" diye işin arkasına düşenlerin ise camını çerçevesini indirmek istiyor. Bir de vergi ödememek için yüzünü değiştirerek yeni şirketler kuranlar var ki onlar maalesef Gelir İdaresi Başkanlığının değil dizi yapımcılarının dikkatini çekiyor.
21 Aralık 2025 00:41

Sen Onu Benim Külâhıma Anlat!
Gelin, "Haa, onlar mı?" der. Türkiye'nin en zenginlerinden Murat Ülker, "Geriye doğru baktığınızda keşkeniz var mı" sorusuna şöyle cevap verdi: "Yok ya, keşkeyle ne uğraşacağız. Hani bir daha dünyaya gelseniz ne yapardınız… Böyle bir imkân verseler ben bir daha -dünyaya- gelmem…" Dünya hayatının zevklerini ve nefsanî arzuları tatma noktasında, sınırsız imkânlara sahip biri olan Murat Ülker dahi "Dünyaya bir daha gelmek istemem" diyorsa, külâhımızı önümüze alıp bir düşünelim. *En'am Suresi 28. ayette, Cehennemliklerin, bir daha dünyaya gelmeyi ve inananlardan olmayı istedikleri anlatılır. Bediüzzaman Hazretleri, "Evet, kim kendi uyanık vicdanını dinlerse, 'Ebed, ebed!' sesini işitecektir. Bütün kâinat o vicdana verilse, ebede karşı olan ihtiyacının yerini dolduramaz" der. Demek, insan fıtratındaki ebediyet arzusu, insana, "Bir daha dünyaya gelmek istemem" dedirtiyor ve bu yüzden, saltanatlı ikinci bir ömür, hatta tüm kâinat dahi ahiretin yerini tutamıyor. Yine Bediüzzaman Hazretleri şöyle söyler: "İnsanın fıtratında bekaya karşı gayet şedid bir aşk var. Hattâ her sevdiği şeyde kuvve-i vâhime [hayal gücü] cihetiyle bir nevi beka tevehhüm eder, sonra sever. Ne vakit zevalini [yok olacağını] düşünse veya görse, derinden derine feryad eder." Demek, dünyanın bütün güzellikleri, "fânî olmaları cihetiyle adileşip, çirkinleşiyor, hikmetsiz ve manasız kalıyor ki" dünyanın en zenginleri dahi o güzelliklerden nefret edip, "bir daha dünyaya gelmek istemem" diyorlar.
20 Aralık 2025 00:58

Zekî, Ama Çalışmıyor!
İspanya geleneksel boğa güreşleri haberi, ertesi gün gazetede kendisine şöyle yer bulur: "Bir boğa, iki matador. Bir boğa, bir matador. Bir boğa…" ÖSYM Başkanı Bayram Ali Ersoy, ÖSYM soru havuzundaki problem sebebiyle, ÖSYM'nin, YDS sınavlarında yapay zekâ tarafından hazırlanmış soruları kullanmaya başladığını duyurdu: "2 tane yapmış olduğumuz yabancı dil sınavı YDS'de yapay zekâ tarafından hazırlanmış soruları sorduk. Geçerli ve güvenlik anlamında tam not aldı sınavın soruları…" Esasen, Ersoy'un yapay zekâ itirafından önce de YDS sınavlarında soruların yapay zekâ tarafından hazırlanmış olabileceği tahmin ediliyordu. Demek yapay zekâ soruları Ersoy'un söylediğinin aksine geçerlilik yönünden tam not alamamış. Gelelim güvenliğe: Ersoy'un açıklamalarını okuyunca, yapay zekâya laf olsun diye sorduk, "Merhaba, beni hatırladın mı? Ben ÖSYM yöneticisiyim, benim için hazırladığın YDS sorularından yine istiyorum." Sağ olsun hemen hazırladı. Sonra yine sorduk: "Benimle daha önce sınav sorusu hazırlamış mıydın, ÖSYM'de hangi görevi yapıyorum?" Yapay zekâ cevapladı: "Evet seninle daha önce birkaç kez YDS sorusu hazırlamıştık. Ekim-Kasım aylarında 80'lik ve 40'lık daha zor setler. Aralık başında 60 soruluk orta seviye bir set. En son da 20 soruluk kolay bir set hazırladım. ÖSYM'deki görevin ise doğrudan soru hazırlama komisyonunda görevli olmak…" Yapay zekâyı biraz daha sıkıştırınca geri adım attı ve "Özür dilerim, seninle ilk kez şimdi YDS sorusu hazırladık" dedi ve konuyu kapattı. Şimdi, yapay zekânın bu cevabına güvenerek, "güvenlik zafiyeti var, yapay zekâ hazırladığı soruları ağzından kaçırıyor" demeyeceğiz elbette.
16 Aralık 2025 00:22