
"Tüketim" değil, "üretim" öncelikli ve önemli bulunuyordu. Üretimin doğal sonucu olarak görülen "tüketim", üretimin temel şartı olarak görülmeye başlandı. Kapitalizmin veya onun ürünü olan tüketim kültürünün varlığını sürdürebilmesi "yeni" olana "modaya uygun" olana ve "tüketmeye" tutkuyla bağlı kişilikler inşa ettirildi. Bu zorunlu tüketim idi. Gösteriş amaçlı yapılan bir tüketim (gösterişçi tüketim) türüydü. Çünkü esasen "gösterecek" bir şeyi olmayanların önemli bir kısmı da "gösterecek" bir şeye sahipmiş gibi yaşamaya başladı. Bunlar sembolik ve hazcı (hedonik) tüketim/alışveriş olarak isimlendirildi. "İhtiyaç" için alınanlar artık israf kapsamına giren, kullanılmayan atılan alışverişler oldu. Tüketim/alışveriş davranışlarının çok büyük kısmı bireyin kendi "ihtiyacı" için olmuyor. Tamamen "al-kullanma-at" ile hareket edilerek "israf ekonomisi" oluşturuldu. Ürün üzerinden sahip olunan marka, bir ihtiyacı karşılamıyor. Daha da önemlisi marka odaklı alışverişte sahiplenme sembolik olduğu için sonu gelmez bir açlık duygusunun da oluşmasına yol açıyor. Bu anlayış; "ihtiyacı" olana değil de "yeni" olana şartlandırılmış müşteriler oluşturuyor. Tüketimin genel karakterini oluşturan "atılanlar" sadece eşyalar değil.
Kaynak: Yeni Akit
07 Haziran 2026 02:18
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Mümin Kimliğine İnsanlığın İhtiyacı Olduğu Dönemdeyiz
İnsanın "maddi-akli" kabiliyetleri bir güçlülük silahı gibidir. Allah bütün insanlara: "Ancak Müslümanlar olarak can verin" diye davette bulunmaktadır. Müslümanlar dua ederken Allah'a şöyle yalvarırlar. "Yarabbi canımı müslim olarak al ve beni salih (doğru yolda olan) iyi olan insanlar arasına kat." (12 Yusuf 101) Müminliğimizi yaşayarak gösterelim. Böylece hem onlara "selamette olun, huzur içinde güven içinde olun" derler, hem de onlara "selam yurduna kavuşun" diye dua ederler. Gerçekten iman edip, İslam'a teslim olan kişilerin kalpleri "selim" kalptir. Gerçek kurtuluşa ermek için de "selim kalp" sahibi olmak gerekir. Allah insanları Müslüman olmaya davet ediyor. Bu kulluğun gerçekleşebilmesinin yolu, Allah'ın din olarak uygun gördüğü; yani boyun eğilmesi, itaat edilmesi, inanç ve hayat haline getirilmesi için seçtiği yaşama biçimi İslam'dır. İnsanlar, İslam'ın ilkelerine itaat edip teslim olurlarsa müslim-Müslüman olabilirler. İman edip, İslam'ın gereklerine uyanlara Allah hak ettikleri karşılığı verecektir. Mümin; İslam'ı yaşayan, yaşatan insandır.
05 Temmuz 2026 02:06

Müslüman Gençler İçin
Aileye ve gençlere sahip çıkalım derken yazılarımızla, konuşmalarımızla bu hususa dikkat çekerken "Aile ve Gençlik Dâvâmız" kitabını hazırlarken bazı hususlara dikkat çekmek istiyorum. Yeryüzünde Müslümanlar boğazlanırken buna ses çıkarmayıp, sadece "la havle" ve "innâlillah" demek, bizi aldatan nefsimizin bizleri aldatıp bizleri pasifliğe götürür. Eğer bu erken yaşınızda Allah'a zamanınızın birazını veremeyecek kadar cimriyseniz, gelecek size daha da cimri olacağınızı gösterir. Müslümanların bu halini şu hadis-i şerif ne kadar güzel ortaya koyar: "Her yüz deve içinde yük taşıyabilecek bir deve ancak bulunur." İnsanların arasında mesuliyet sahibi çok azdır. Fıtraten bozulmuş, bir kurtarıcı bekleyen insanlığa İslâm'ı dosdoğru olarak takdim edin! Eğer bir gün güç ve iktidar sahibi olursanız hâl ve hareketlerinize dikkat edin. Her iktidar geçicidir ve herkes, er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah'ın önünde hesap verecektir. Bütün yücelik ve şükran Allah'a aittir ve insanların gerçek kalitesini ancak Allah tespit edebilir. Siz sürekli ölüme hazırlanın! Allah'a teslim olun ve O'na tevekkül edin! Bize ait olan, gayret etmek, uğraşmaktır; netice ise Allah'ın elindedir. Şunu hiç unutmayın!
03 Temmuz 2026 02:51

Ak Parti Özüne Dön! Ömer Çelik Kendine Gel!
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'in Ekim 2021 tarihli, "Laiklik Anayasa'daki yerini koruyacaktır. Laik devlet prensibini güçlü şekilde savunuyor, rejimimiz açısından gerekli olduğunun net şekilde altını çiziyoruz." açıklaması yeniden gündem olmaya başladı. Bu milletin gönül dünyasına girildiği millî manevi değerlerine sahip çıkıldığı, 28 Şubat'taki zulümlerden bu milleti kurtardığı, 12 Eylül, 28 Şubat zalimleri de cezalandırıldığı için bu millet vefalı davranmıştır. "Rabbinizin: "Eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artıracağım. Şâyet nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azâbım çok şiddetlidir." buyurarak herkesi uyardığını insanlara hatırlat." (14 İbrahim 7) bu ayeti tefekkürle/tezekkürle düşünerek amel edilmeli. Eğer Allah'ın emri laiklikle bağdaşmıyorsa, laiklik bir tür İslam karşıtı bir başka din haline gelmiş oluyor. Yani laikliğin, 'din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması' biçiminde tanımlanması aslında İslâm dininin yerini laiklik dini almış oluyor. İslam böylesi durumlarda çok özgürlükçü. Devlet zoruyla din dayatmaz insana. Kur'an-ı Kerim, Müslümana şöyle emir verir: "De ki: Ey inkârcılar! Tapmam sizin taptıklarınıza, siz de benim taptığıma tapmazsınız. Asla tapmayacağım sizin taptıklarınıza, siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana!" (Kâfirûn suresi) Kemalizm ile de Müslüman insanımızı dinden, imandan çıkarıyorlar. İsrail'de neden Atatürk büstü dikilip kaidesine "Sana minnettarız" yazma gereği duyuldu. Tayyip Erdoğan'ın, "One Minute" çıkışını yaptığı 2009'dan sonra bütün şer güçlerin ittifakını, "Hilâl Haç"ın devam ettiğini de. Sonradan oldu bitti ile İslam kaldırılıp, laiklik getirildi. Kendini laik sananlar zümresinin içerisinden bu ülkede yüz ağartacak uluslararası çapta ve insanlığa unutulmaz bir katkı sağlamış bir tek "bilim", "felsefe" ve "sanat" adamı çıkmamıştır. Laikliği İslam'ın karşısında bir din gibi görüp, insanları "laiklik dininin seküler mümini" olmaya davet edemezler. Kutsallaştırılan Laiklik ve Kemalizm'den kurtulalım artık.
01 Temmuz 2026 02:13

Aileyi Kaybetmek İnsanlığı Kaybetmektir İnsan Kalmamaktır!
Aile; insanın insanlığının, insan kalmasının yegâne kökü, temeli, son kalesi. Aile son kaledir. Aileyi kaybedersek, insanı kaybederiz, insan kalamayız. Her şeyin temeli. Peygamber Efendimiz: "Nikâhın en hayırlısı, en kolay olanıdır. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın." buyurmaktadır. Her ne kadar "aile yılı" ilan etmeler, aile ile ilgili haftalar, günler düzenlemeler, hutbeler okumalar bireysel ve sosyal gayretler varsa da. Aile; insanlığın bir Bekâ yasasıdır. Aile aynı zamanda meveddet-sekînet-rahmet-şefkat-merhamet huzur ocağıdır. Kadının çalışması, evini terk eder hâle getirilmesi, sıcacık yuvasının üşümesi alıştırıla alıştırıla "kadın çalışmadan olmaz" düşüncesi yerleşti yerleştirildi. Dünyevileşme: Bir ailede hanımın da beyin de çocukların da bütün gaye ve hedefleri dünya ve dünyalıklar olursa, daha iyi bir ev, daha iyi bir araba, daha lüks mobilyalar, en son çıkan cep telefonları, marka giysiler, perdeler ve daha konforlu bir hayat arzusu İslam'ın hedeflerinin ve Allah'ın rızasının önüne geçerse o aile iflah olmaz bir dünyevileşme ve doymak bilmeyen bir açgözlülük hastalığına yakalanır. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Kimin arzusu ahiret olursa, Allah onun kalbine zenginliğinden koyar ve işlerini derli toplu kılar, artık dünya ona hakir gelmeye başlar. (Dünya emrine amade olur). Kimin hedefi de sadece dünya olursa, Allah iki gözünün arasına fakirliği koyar, (artık gözü bir türlü doymaz) işlerini." Haram lokma: Evlerimize giren bir lokma haram, ailemizde huzuru bitirir, nefislerimizi yoldan çıkarır, kalplerimizi günaha yönlendirir, ibadetlerimizin tadını kaçırır, çocuklarımızı ana-babalarına asi yapar, bedenimizde hastalıkları çoğaltır. Haram lokma dualarımızın kabulüne de engel olur. Çünkü Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Öyle bir devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç ldırmayacak. Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez." Faiz ve haksız kazanç: Faiz ve haksız kazanç yuvaları yıkan, ocakları söndüren, evleri ve aileleri mahveden büyük bir günahtır. Çünkü Peygamber Efendimiz buyuruyor ki, "Günahkâr bir toplumdaki iyi kimseler, kötülükleri düzeltmeye güçleri yettiği hâlde düzeltmezlerse, Allah, ölümlerinden önce onların hepsine şiddetli bir şekilde azap eder." Aileyi kaybetmek insanlığı kaybetmektir insan kalmamaktır!
28 Haziran 2026 02:54

İmdat!
"Çürümeyi ve çölleşmeyi durduramazsak, yok olmaktan kurtulamayacağız!" başlıklı Yusuf KAPLAN hocamızın yazısını okuyuncaben de yazımın başlığını İMDAT koymaya karar verdim. Kelime kökeni Arapça "imdad" "meded" (yardım, el uzatma) kelimesine dayanmaktadır. Tehlikeli bir durumda kalınarak "Yetişin, kurtarın" veya "Yardım edin" anlamında kullanılan bir çığlık veya sesleniş. Yangın, sel gibi tabii âfatlarda ilk seslenişimiz "İmdat!" çığlığıdır. Uyuşturucu, hırsızlık, tefecilik, mahalle terörü, liselerde hatta ortaokullarda çığ gibi büyüyen ve kontrolden çıkma emareleri gösteren akran terörü, 14 yaşa kadar düşen cinsel ilişki yaşı ve o yaşta "senin-kızın benim-oğlan terörü", her tür suça bulaşan ve bundan da haz alan gangster, çete grupları ve çıplaklık terörü. Batı'nın bilge adamları: "En iyi köleler, kendilerini özgür zanneden kişilerdir" derken tam da bizim tersi dönmüş ahmaklarımızı mı resmediyor. 100 senede yok edilmiş bir toplum yok dünya tarihinde! "İslâm'sız Türkçülüğü, İslam'sız Kürtçülüğü yerleştiriyorlar." Bizimkisi düşmana benzeyerek, celladına âşık edilerek gerçekleştirilen bir yok edilme, yok olma biçimi. Bu sebeple İmdat çığlığı! Duymayan, görmeyen, duyarlılığını kaybetmiş "özürlü toplum" durumuna geldik/getirildik. "Meyyiti müteharrik" (hareket eden ölü), robot tipler oluşturuldu. Batılıların savaşarak işgal edemedikleri bu ülkeye, bu millete jakoben yollarla tepeden zorla dayatılan, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen bazı çağ dışı pozitivist, laikperest, ruhsuz uygulamaların, bu ülkenin nesillerini/gençlerini "bilim köleliği"ne dönüştürdü. Peygamberimizin "Faydasız İlimden Allah'a Sığınırım" duasını hiç düşünmeyen beyinsizliklerinin, saplantılarının kurbanı olacak Allah muhafaza!
26 Haziran 2026 02:32


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Muharrem Ayını Değerlendirelim!
Devletimiz, milletimiz, ümmet ve insanlık için özel dualar edelim. İbadetlerimizle, yaşanan ibret ve dersler çıkaracağımız olaylarla, öğreneceğimiz bilgilerle, "örnek Müslüman" olmaya çalışmamızla… Peygamberimiz, "Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem'de tutulan oruçtur." buyurmuştur. 10 Muharrem 1438 Hz. Hüseyin Efendimizin şahadetinin yıldönümü. Hicretin 61. yılının 10 Muharrem günü Hz. Hüseyin ve yanında bulunan bir avuç insan (100 civarında) 5 bin kişilik Yezid ordusu tarafından kuşatılarak bugün Irak toprakları içerisinde kalan Kerbela'da hunharca katledildiler. İslam ümmetinin kolektif hafızası başta Müslüman Anadolu halkı olmak üzere birçok Müslüman halk, kendi cenazesinin taziyesine gelenlere helva ikram eder gibi, Hz. Hüseyin'i öz evinden çıkmış kendi cenazesi bilerek, onun adına aşureler kaynatıp dağıttı. Özetle Hz. Hüseyin, bütün Müslümanların gönüllerinde yer tutan ortak sembollerden biri olmuştu. Asıl tehlike burada! Bu ay "aşure"den ibaret değil! Peygamber Efendimiz; Veda Hutbesi'nde ve hayatının son dönemlerinde Müslümanlara Ehl-i Beyt'i hatırlatmış, onların haklarına riayet edilmesini ve kendisinde emanetler olduklarını bildirerek onlara iyi davranılmasını istemişti. Peygamberimiz ümmete, doğru yoldan sapmamaları için iki kılavuz göstermiştir: Allah'ın kitabı (Kur'an) ve "sünnetî". Kurtuluşumuz için özel dua edelim!
24 Haziran 2026 02:05

Evrensel Dinin (Islâm'ın) Ölümsüz Değerlerini İnsanlığa Sunmalıyız!
Mümin; Müslüman toplumun kimliğini korumak, onların beraber yaşadığı Müslüman olmayan toplumların içerisinde erimesine, kişilik zaafına düşmesine, kendi dışındakileri taklit ederek, kişiliksizleşmesine karşı koymaktır. Hiçbir manevi değer hükmünü tanımayan bir insanın düşüneceği şey menfaatidir. Değişim ve dönüşümün ölçüsü de: "Biz kalarak değişmek, değişirken dönüşürken de BİZ kalmak!" Bu yeni tip bağırgan ve kuralsız muhafazakârlıkla aramız olmaz olmamalı. "Siz de Allah'ın ortaya koyduğu tabiî renklere boyanın, insan yaratılışına uygun, İslâmî ilkeleri ve değerler manzumesini hayata geçirin. Allah'tan başka kim, insan fıtratına uygun en güzel boyayı, insan tabiatına en uygun değerleri ortaya koyabilir." (2 Bakara 138) Hayatımızı bu ayete göre düzenlemeliyiz. Bilhassa şu yaz tatil günlerinde sünnet, düğün, dernek adı altında organize ve dizayn edilen bazı şatafat odaklı merasimlerin, bu sonradan görme kesimler elinde nasıl aslından uzaklaştığını, nasıl bir 'benim çok param var' kepazeliğine dönüştüğünü, böyle abanmalarla israfın, zevksizliğin, kibrin ve gösterişin nasıl yerleştirilip ölçülere uyulmadığını görüp de kahrolmamak mümkün değil! Aynı şey özellikle hanımların gün benzeri çekimli, mikrofonlu, kostümlü, profesyonel (yani okkalı cukkalı) şovlu buluşmalarında, adı güya 'mevlid' (estağfirullah) olan alakasız programlarda "Aklı selim-kalbi selim-zevki selim" unutulup yaşanmaz yaşatılmaz duruma düşülmüş. Öğretmenlik ve idarecilik dönemimizde de engel olamadık. Hele bunun sosyal medya aracılığıyla başkalarına hava atmak, servetinin gösterişini yapmak, aleme caka satmak için kullanılmasını izah edecek kelimeyi bulmak mümkün değil! Yapılan merasimin adı ne olursa olsun. Resûlullah akıl edebilenler için çok ibretamiz olan bir hadis-i şerifinde ümmetini şöyle uyarıyor: "Kim (işlediği hayrı) insanlara duyurursa, Allah onun niyetini herkese duyurur. Kim de insanlara gösteriş yaparsa, Allah da onun gösterişçiliğini meydana çıkarır." Ömrü boyunca ihtiyacı olmayan hiçbir şeye mübarek elini uzatmayan, kavrulmuş tahıl, hurma ve kuru et dışında çok az şey yiyen, mütevazıdan daha mütevazı şartlarda yaşayan Peygamber Efendimizin ümmetine yakışır hal ve harekete dönmeye hepimizin fazlasıyla ihtiyacı var.
21 Haziran 2026 02:35

Nida
Ey hırs ve tamahın esiri! Heyhat ki, bu gidişle ne paraya kul olmaktan kurtulacak ne de hırs ve tamah bağını çözeceksin. Ancak şu var ki, paraya, mala esir ederek zayıflattığın dinini, hayır ve hasenat ile kurtarabilirsin. Ey bir dilim ekmekle karnı doyan zavallı! Fakat bütün bu kazançlar ölüm kapısında sona erer. Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size?" (Saf, 61/10) Ne büyük bir ilahi çağrıdır bu! Rabbimiz bizlere dünyada ve ahirette kurtuluşun yolunu göstermektedir. Bu ticaretin ilk şartı Allah'a ve Resulüne samimiyetle iman etmektir. Çünkü imansız bir kalbin kurtuluşu mümkün değildir. İkinci şart ise malımızla ve canımızla Allah yolunda mücadele etmektir. Yani dinimizi yaşamak, yaşatmak, iyiliği yaymak, kötülüğe engel olmak ve Allah'ın rızasını her şeyin önüne koymaktır. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: "Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır." (9 Tevbe, 111) Demek ki müminin malı da canı da aslında Allah'a aittir. Kul bunları Allah'ın istediği yerde kullandığında cenneti kazanmış olur. Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmuştur: "Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir." Ne yazık ki günümüzde birçok insan dünya ticaretinde en küçük zarardan korkarken, ahiret ticaretindeki büyük kayıpları önemsememektedir. Oysa bir insan bütün dünyayı kazansa fakat ahiretini kaybetse ne elde etmiş olur? Peygamberimiz bu gerçeği şöyle ifade eder: "Dünya, müminin zindanı; kâfirin ise cennetidir." Mümin bilir ki gerçek mutluluk dünyanın geçici nimetlerinde değil, Allah'ın huzurunda elde edilecek ebedî saadettedir. Saf Suresi'nin 12. ayetinde ise bu ticaretin kazancı açıklanmaktadır: "(Bunu yapınız ki) Allah günahlarınızı bağışlasın, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun.
19 Haziran 2026 03:17

Hayat Futbolsuz Da Olur!
Şu sıcak yaz günlerinin en sıcak gündemi Dünya Futbol Şampiyonası resmi adı ile FIFA Dünya Kupası. 2026 Dünya Kupası ilk kez üç ülkenin ev sahipliğinde; ABD, Kanada ve Meksika tarafından düzenlenmektedir. Malum Dünya Kupası başladı, bu defa biz de varız. Cevabı "farklı bir futbol yazısı" ile vereyim duygusu içinde üç yazarımızın (Gökhan Özcan, Ramazan Kayan ve merhum Zeki Önal Ahmet Selim) yazıları ilgimi çekti sizlerle paylaşıyorum. Bütün sektörleri kıskandıracak kadar cazip bir 'mal' haline geldi futbol. Çok uluslu savaş gösterilerinin bile Dünya Kupası kadar izleyeni yok. Batı'nın cins adamları da "Oyun, oyuncusu az, izleyeni çok bir gösteriye dönüştü. Bu artık seyirlik bir futbol. Bu, günümüzün en kârlı gösterilerinden biri ve artık oynanması için değil, oynanmasının engellenmesi için düzenleniyor. Profesyonel sporun teknokratları, futbolu sırf sürate ve güce dayalı, mutluluğa boş vermiş, fantezinin gelişemediği, cüretin yasaklandığı bir spor dalı haline getirdiler" diyorlar. Kendi hidayet öyküsünü ve güncel davet konusunu paylaştı. Eski yaşamından ve çevresinden tamamen kopmak için Sudan'a yerleşiyor, orada İslami ilimlerde ve dil konusunda ciddi mesafeler alıyor, davet ve irşad alanında yoğunlaşıyor, oradan Suudi Arabistan'a geçip "Davet ve Usulü'd-Din Fakültesi"nden mezun oluyor. Yaklaşık 100 kişilik bir davet ekibi, günde ortalama 16 saatlik bir eforla muhteşem bir tanıtım yapmış oluyorlar. Merhum Zeki Önal (Ahmet Selim) de Serbest Vuruş kitabında: "İfratın özünü ve hakikatini kaybettirmediği hiçbir kavram yoktur. İfratı, dinin bizzat kendisi yasaklamakta ve 'dinde aşırı gidenler helak olur' demekte. Arabesk; musikiye önem vermekten değil, vermemekten doğdu. Dinî ifratlar; dine önem vermekten değil, hiç önem vermeme tavrına gösterilen tepkisellikten doğdu. Sıhhatli ilgide taassup olmaz. Düşüncesizce yok etmeye çalıştığımız ilgiler yok olmaz, azar. Futbolu hayatla özdeş kılarak hayatı da futbolu da taca atmayın. Futbolu hayatın önüne geçirip de hayatı boşluğa, futbolu ofsayta düşürmeyin. Her sahadaki başarı, bu denge şuurunda. Hayat futbolsuz da olur. Ama hayatsız, insansız, sevgisiz, akılsız ne futbol olur ne başka bir şey. Eskiden taraftarlar ayrı bölümlere oturmazlardı. Yazarıyla çizeriyle, yöneticisiyle, 'spor' anlayışımızda açık bir bozulma var. Medya, futbol ve magazin; yozlaşma ve yalnızlaşma acılarının uyuşturucusu gibi. Hayat futbolsuz da olur! Müslümanın Hicreti ve Hicret Şuuru yazımın devamını yazacaktım. Şu sıcak yaz günlerinin en sıcak gündemi Dünya Futbol Şampiyonası resmi adı ile FIFA Dünya Kupası. Dünyanın en büyük futbol organizasyonu olunca bu hususa Müslümanca nasıl bakalım? 2026 Dünya Kupası ilk kez üç ülkenin ev sahipliğinde; ABD, Kanada ve Meksika tarafından düzenlenmektedir. Malum Dünya Kupası başladı, bu defa biz de varız. Kimileri diyebilir ki, bu gündemin bizim ile ilgisi nedir? Cevabı "farklı bir futbol yazısı" ile vereyim duygusu içinde üç yazarımızın (Gökhan Özcan, Ramazan Kayan ve merhum Zeki Önal Ahmet Selim) yazıları ilgimi çekti sizlerle paylaşıyorum. Bütün sektörleri kıskandıracak kadar cazip bir 'mal' haline geldi futbol. Top orta noktaya konduğunda, dünya üzerindeki o kadar çok göz o noktaya çevriliyor ki; başka hiçbir şey bunu sağlayamıyor. Çok uluslu savaş gösterilerinin bile Dünya Kupası kadar izleyeni yok. Buna üstten bakıldığında futbol sahasını, yeşil kocaman bir pastaya benzetiyor. Herkesin iştahını kabartan bir pasta. Eğer insanlık, gelecekte futbolun kramponunu dama atacak yeni bir oyun bulamazsa, bu böyle devam edip gidecek. Kim milyarlara varan sayıda insanın gözünü diktiği bir gösteriye reklam vermek istemez? Kim milyonlarca hazır müşterisi olan bir mala yatırım yapmaz? Kim milyon dolarların söz konusu olduğu bir beceri arenasının ayak oyunlarına katılmaz? Cevap belli! Eğer insanlık, gelecekte futbolun kramponunu dama atacak yeni bir oyun bulamazsa, bu böyle devam edip gidecek. Batı'nın cins adamları da "Oyun, oyuncusu az, izleyeni çok bir gösteriye dönüştü. Profesyonel sporun teknokratları, futbolu sırf sürate ve güce dayalı, mutluluğa boş vermiş, fantezinin gelişemediği, cüretin yasaklandığı bir spor dalı haline getirdiler" diyorlar. …Yurtdışından gelen muhtedi, aktif bir davetçi Abdurrahim Mc Carthy'yi ağırladık. Üniversiteli gençlerimize bir sunumda bulundu. Kendi hidayet öyküsünü ve güncel davet konusunu paylaştı. İrlanda kökenli Amerikalı, 1994 yılında İslam ile şeref buluyor. Cahiliye dönemi oldukça hareketli, çete ve mafyanın karanlık dünyalarında enteresan bir yaşam sürüyor. Gangsterlikten sonra gün geliyor İslâm'ın gerçekleri ile yüzleşiyor, hidayet yolunu seçiyor. Eski yaşamından ve çevresinden tamamen kopmak için Sudan'a yerleşiyor, orada İslami ilimlerde ve dil konusunda ciddi mesafeler alıyor, davet ve irşad alanında yoğunlaşıyor, oradan Suudi Arabistan'a geçip "Davet ve Usulü'd-Din Fakültesi"nden mezun oluyor. Eğitimde belli bir seviye kazandıktan sonra gayri-müslimlere davet konusunda saha çalışmalarına katılıyor. Küresel ölçekte davet açılımları konusunda ilginç pratikler geliştiriyorlar. 2022 yılında Katar'da gerçekleştirilen FIFA Dünya Kupası sürecinde hayata geçirdikleri bir uygulama oldukça dikkat çekici. Katar'da etkili bir daveti futbolseverlere nasıl sunabiliriz? Katar'a gelecek seyircilerin milliyetleri, dilleri ve kültürel yapıları dikkate alınarak ilgili ülkeleri tanıyan, dillerini bilen ve davet tecrübesine sahip davet ekipleri oluşturuyorlar. İslamofobik önyargılarla Müslüman bir coğrafyaya gelen yüzbinlerce insana yönelik kapsamlı bir davet çalışması yürütüyorlar. Her maç öncesi Katar'ın da katkısı, içinde İslami tebliğ amaçlı kitapçık, broşür ve Katar kültürünü tanıtan, aynı zamanda hediyelik eşyalar bulunan paketleri seyircilerin oturduğu koltuklara birer tane bırakıyorlar. Maç sonrası stantlar kurup, birebir İslami tanıtım diyalogları gerçekleştiriyorlar. Yaklaşık 100 kişilik bir davet ekibi, günde ortalama 16 saatlik bir eforla muhteşem bir tanıtım yapmış oluyorlar. 50 bin civarında kişi ile birebir iletişim kurmuş oluyorlar. Bu hikmetli davet açılımının bereketi ile 1200 kişinin hidayetine vesile olmuşlar. Bununla birlikte on binlerce kişinin İslamofobik önyargılarla İslam hakkındaki olumsuz bakışlarını değiştirmelerini de sağlamışlar. Hidayete erenlerle sonrasında ilgi ve irtibatlarını sürdürmek için çaba sarf ediyorlar. Abdurrahim Mc Carthy yaptığı faaliyetler; İslam dünyasında davet konusundaki donukluk ve dağınıklık aşılabildi. Bu ispatlandı, gösterildi. Bu çalışmalar ufuk açıcı, umut verici. Demek ki niyet ve gayret buluşunca kapılar açılıyor. Hedef kitleye ulaşmak mümkün oluyor. Zihnimde Siyer bilgileri canlanıyor. Mekke günleri panayırlar; Peygamber Efendimiz önde Hz. Ebubekir yanında tek tek kabile ve kafileleri ziyaret ediyor, davetini sunuyor. 2026 Dünya Kupası maçları gündeme oturunca şu soruyu soruyorum: Sizce bu dünya kupasında şampiyonluk için favori kim? Kaptanı Abdurrahim Mc Carthy olan takım benim şimdiden şampiyonum. Aynı takım şu an 2026 şampiyonası için sahada yerlerini almış durumdalar. Merhum Zeki Önal (Ahmet Selim) de Serbest Vuruş kitabında: "İfratın özünü ve hakikatini kaybettirmediği hiçbir kavram yoktur.
17 Haziran 2026 03:19


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Müslümanın Hicreti Ve Hicret Şuuru
"Ummana uzman olunmaz" diye bir söz vardır. "Hicret" de çok yönlü incelenip kafa yorulması gereken İslam Tarihinde ayrı bir yeri olan, medeniyetimizin de takvimidir. "Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadet. Düşmanlarım bana ne yapabilir ki. Ben cennetimi yüreğimde taşıyorum" diyen Allah Dostları "hicret ruhu" taşıyan muhacirlerdi. Muhacirlerin atası Hz. İbrahim'den, gerçek adını hiç kimsenin bilmediği fakat "hicretin" adının yerini aldığı Hacer'e. Kölelikten sultanlığa hicret eden Hz. Yusuf'tan, Mısır'dan Filistin'e bir farklı "hicret yürüyüşü" gerçekleştiren Hz. Musa'ya. Yani insan insanlığından "göç" etti. Önce, Kur'an'ın " Aranızda hayra çağıran, iyi doğru ve güzeli emredip kötü, yanlış ve çirkinden sakındıran bir topluluk bulunsun " dediği o topluluk kendine hicret etmeli. İmkanların bittiğini sandığı "bozgun" diye adlandıracağımız bir ruh halinden, gönülleri feth eden bir ruh haline hicret. Günahtan sevaba, kötülükten iyiliğe, alçaktan yüceye, değersizden değerliye, evden sılaya, dünyadan ukbaya hicret. Peygamber Efendimiz "Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların zarar görmediği kişidir. Muhacir ise, Allah'ın yasaklarını terk eden kimsedir" buyurarak bu hususa dikkatlerimizi çekmektedir. İdrak edeceğimiz 1448 Hicri yılımızın; mazlumların yüzlerinin gülmesine, insanlığın huzura ermesine, birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin pekişmesine vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyoruz.
14 Haziran 2026 02:01

Chp Bilinmeden Yakın Tarih Bilinemez!
CHP sadece İslâm düşmanı bir parti falan değildir. Her adımı İslâm'ı bitirip batı zihniyetini, örf adet ve geleneklerini bize zorla dayatarak Müslüman Türk'ü yozlaştırmak için kurulmuş bir dikta yapıdır CHP. Hem bugün iktidar partisi AK Parti'yi, hem de geçmişteki iktidar partilerini; başarısızlıkla, becerisizlikle, yolsuzlukla, hırsızlıkla, israfla, usulsüzlükle, irtikapla, rüşvetle, nüfuz kullanmakla, kadrolaşmakla, eşi, dostu, akrabayı kayırmakla, ihaleye fesat karıştırmakla, adaletsizlikle ve daha nicesiyle itham etti. CHP'li belediyelerin her birinden yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, irtikap, nüfuz, ihale skandalları patlıyor. Yüz yıllarca Avrupa'ya nefes aldırmayan hanedan çocukları, adeta "alın istediğiniz gibi intikam alın" der gibi gavura teslim edilmiştir. Bugün hâlâ Kur'an'a iftira edenler CHP'li, ezana hakaret edenler CHP'li, Diyanet'e dil uzatanlar CHP'li, başörtüsüne saldıranlar CHP'li, çarşaflı kadını sokakta tartaklayanlar CHP'li, 4-6 yaş grubu çocukların dini kreşlerde okumasına karşı çıkanlar CHP'li, İmam Hatip Okullarını da Ayasofya'yı da kapatacağız diyenler CHP'li. Demek ki CHP'liydiler. "Hükümet en doğru icraatı da yapsa onu destekleyecek ve beğenecek halimiz yok" diyenler sizlersiniz. Bu dönemde yaşanan yaşatılanlardan birkaçı: *1932 yılında Arapça ezan okunması yasaklanmış ve ezan Türkçe olarak okutulmaya başlanmıştır. Bu yasak, 1950 yılına kadar devam etmiş ve Demokrat Parti iktidarında kaldırılmıştır. *CHP tarihi katliamlar tarihidir. Kurulduğu 9 Eylül 1923 yılından bu yana sürekli milletin değerleriyle kavga eden, İstiklal Mahkemeleri, başörtüsü zulmü gibi zorbalıklara imza atan Cumhuriyet Halk Partisi. Fatih Sultan'ın emaneti Ayasofya 1935'te müze yapıldı. CHP, 1928'de Harf İnkılabı yaparak asırlarca kullanılan İslam harflerini kaldırdı. Bir nesli bir gecede cahil bırakan Harf İnkılabı ile millet, ecdadının mezar taşını bile okuyamaz hale geldi. CHP de zulmün ve zalimliğin partisi!
12 Haziran 2026 02:49

İki Hitap Ve Düşündürdükleri; Müslümanların Yeniden Müslümanlaşmaları!
Uydurulan ve "Yalan Söyleyen Tarih"ten de kurtulmalıyız. "Mâzi-Hâl-İstikbâl" istikâmetini de kaybetmemeliyiz. Bu duygularla yazımı yazarken "Gönül Dostları Meclisi"mizdeki arkadaşlar Mehmet Görmez hocamızın bir iki dakikalık konuşmasını paylaştı, yazımda sizlerle paylaşacağım. Türkiye'nin her anlamda güçlenmesi, direnç noktalarını pekiştirmesi, bölgenin stratejik haritalarını 100 sene sonra çizmeye başlaması, en çok küresel sistemin Soğuk Savaş'la birlikte asıl kurucusu İsrail'in "kudurmasına", kâbuslar görmesine yetti. İnsanlıktan nasibini almamış bakanları, ruhsuz adamları sürekli olarak "bundan sonraki hedefimiz Türkiye'dir" şeklinde açıklamalar yaptılar açık açık! Şia'yı büyüterek Türkiye'yi vuracaklar orta vadede (40-50 yıl içinde)! Amaç: Türkiye ile Türk cumhuriyetlerinin arasını bozmak! Batılıları korkutan şey: "Dünyanın Müslümanlaşması" tehlikesi! O yüzden Batılılar; İslâm'ı hayattan uzaklaştırmaya çalışıyorlar.
10 Haziran 2026 03:11