
"Fren patladı, uçuruma yaklaştın" diyor. Evet üçü de farklı alanlarda faaliyet gösteriyor ama üçünün de işaret ettiği adres aynı: "Türkiye ekonomisinin giderek artan kırılganlığı…" Uyarılar ise son derece haklı ve yerinde. Üzerine bir de hukuk, öngörülebilirlik, piyasa işleyişine ilişkin soru işaretleri ve kur kırılganlığı eklenince, uluslararası finans çevreleri "dur bakalım" diyor. "Artık asıl risk enflasyon değil, cari işlemler açığı." Bu cümle sıradan bir tespit değildir. Kur üzerindeki baskı artar demek. Faizler yüksek kalmaya devam eder demek. Sanayi yatırım yapamaz ve batma noktasına gelir demek. Vatandaş ise daha da yoksullaşır demek. Türkiye'yi "sınır piyasa izleme listesine" aldığını açıkladı. Ancak uluslararası finans dünyasının verdiği mesaj oldukça açık: "Sorunlar çözülmezse Türkiye'nin statüsü yeniden değerlendirilebilir." Bu uyarıyı hafife almak büyük hata olur. "Program başarıyla ilerliyor." desin... İstediği kadar pembe tablolar çizsin... "Ekonomi sloganlarla değil güvenle yönetilir." demedik. "Güven yüksek faizle değil, güçlü kurumlarla sağlanır." demedik. "Milli kalkınma üretimle olur." demedik. "Yerli yatırımcının kaçtığı yere yabancı yatırımcı gelmez." demedik. "Sermayeyi güçlü ekonomiyle, hukukla ve demokrasiyle tutarsın." demedik. "Kur baskısıyla bu düzen sonsuza kadar sürdürülemez." demedik.
Kaynak: Yeni Çağ
10 Temmuz 2026 00:01
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

1 Trilyonluk Kandırmaca
İmalat sanayisine tam 1 trilyon liralık destek paketi vereceklermiş. Çünkü açıklanan 1 trilyon lira sanayiciye karşılıksız dağıtılacak para değil. Paketin 750 milyar liralık bölümü Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi, yani makine-teçhizat kredisi. Kalan 250 milyar lirası imalat sanayisine sağlanacak yeni kredi imkânı. Bunların hiçbiri uygun kredi olmadan kolay değil. Geçmişte de milyarlarca liralık destekler açıklandı ama millet kredi çekmeye bankaya gidince resmen duvara tosladı. Bu nedenle Mehmet Bey sadece paketin büyüklüğünü değil, bir zahmet şartlarını da açıklayıversin. Bu arada sanayicinin tek sorunu kredi de değil. Sırf uygun kredi verildi diye hiç kimse yeni yatırıma başlamaz. Kur ve vergi politikasında öngörülebilirlik gerekir. Bunları açıklamadan yalnızca "1 trilyon liralık paket hazırladık" demek yetmez. Üretimi gerçekten desteklemek istiyorsanız sanayicinin vergi ve enerji yükünü azaltacak, ihracatçının rekabet gücünü koruyacak ve vatandaşın alım gücünü ayağa kaldıracaksınız. İşin özeti şu: Kâğıt üzerinde 1 trilyon liralık dev paket var.
17 Temmuz 2026 00:28

Vergi İndi, Çiftçi Yine Kaybetti...
Kuru soğan ithalatında yüzde 49,5 olan gümrük vergisi, 31 Ağustos 2026'ya kadar yüzde 5'e indirildi. Gerekçe gayet tanıdık... "Aşırı yağışlar nedeniyle arz güvenliğinin sağlanması ve tüketicinin uygun fiyatla ürüne ulaşabilmesi." Yani diyor ki; "Ülkede soğan bile üretemedik, mecbur ithal edeceğiz." Elbette ithal edelim. Bir yıl et... Bugün de soğan... Sorun, yıllardır bilinçli bir şekilde çözülmeyen tarım politikaları. Faize 5 ayda 1,2 trilyon lira harcanırken çiftçiye 168 milyar lira gibi komik bir destek veriliyorsa, vatandaşın traktörüne borcu nedeniyle icra getiriliyorsa, saçma sapan ithalat kararlarıyla malı elinde bırakılıyorsa bu durum başka türlü açıklanamaz. Gübre fiyatı durmuyor... Tohum ithalata bağlı olduğu için kur arttıkça maliyet büyüyor... Ama tam ürününü pazara indireceği dönemde ithalat kapıları açılıyorsa, çiftçinin yaptığı bütün hesap bir gecede altüst olur. Resmî Gazete'de yayımlanan kararla soğan vergisi bir gecede yüzde 49'dan yüzde 5'e düşürülüverdi. Kabuklu cevizde ton başına ek yük 451 dolardan 738 dolara, iç cevizde ise 1.099 dolardan 1.772 dolara çıkarıldı. Gümrük vergisi bazı ülkeler için yüzde 41'e kadar çıkarıldı. Bazı makarna çeşitlerine de yüzde 10 ilave gümrük vergisi getirildi. Çiftçiye, "Sen üret, ürünün elinde kalırsa ben devlet olarak yanındayım." diyebilmek. Ve bir ülke kendi çiftçisine güvenini kaybetmeye başladığında, kaybedilen sadece tarım değil... Gıda güvenliği, ekonomik bağımsızlık ve gelecektir.
15 Temmuz 2026 00:01


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Bırak Boş Konuşmayı... Bari Özür Dile Kardeşim
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan dedi ki: "Arz şokları manşet enflasyonu yukarı çekti." Yani özetle... Bugün yaşadığımız tablonun en önemli nedenlerinden biri uyguladığınız yüksek faiz politikasıdır. "Ekonomik aktivitedeki yavaşlama sürüyor." diyorsunuz. Millet zaten bunu işsiz kalarak, dükkân kapatarak, sipariş iptalleriyle ve boşalan fabrikalarla yaşayarak görüyor. Hâlâ yüksek faiz... Hâlâ üreticiyi boğan finansman maliyetleri... Hâlâ artan vergi yükü... Kiraya çıkmaya çalışan aileler bir anda 500 bin liralık oluyor. Bir ev kurmanın maliyeti, beyaz eşyasından mobilyasına kadar neredeyse 1 milyon liraya dayanmış durumda. Ama siz hâlâ... "Dezenflasyon süreci devam ediyor." demeye devam ediyorsunuz. "Çekirdek enflasyondaki artış yukarı yönlü risk oluşturuyor." diyerek gerekirse para politikasını daha da sıkılaştırabileceğiniz mesajını veriyorsunuz. Siz "enflasyon düştü" diyorsunuz... Vatandaş ise her gün markette bunun tam tersini görüyor. Resmî sunumlardaki enflasyon başka... Vatandaşın cebindeki enflasyon bambaşka... Ve ne yazık ki millet, sizin anlattığınız hikâyeye değil, her gün ödediği faturaya bakıyor.
13 Temmuz 2026 00:01

Onlar Kazanıyor Faturayı Biz Ödüyoruz
Dünyanın en cazip carry trade ülkelerinden biri olmuşuz… Savaşın başladığı şubat sonundan bu yana Türk lirası, gelişmekte olan ülkeler arasında carry trade yatırımcısına en yüksek getiriyi sağlayan ikinci para birimi olmuş. Oysa bu tablo, Türkiye ekonomisinin nasıl bir faiz sarmalına hapsolduğunun en net göstergesi. Çünkü carry trade demek; üretime, fabrikaya, teknolojiye ya da uzun vadeli yatırıma gelen para demek değil. Carry trade; yüksek faizden yararlanmak için kısa vadeli gelen tefeci parası demek. Sadece yüksek faizden para kazanıyor, sonra da çekip gidiyor. Yüksek faiz sadece üretimi değil, bütçeyi de vuruyor. Onlar deli gibi faiz getirisi elde ederken, kredi faizleriyle boğuşan sanayici, yatırım yapamayan KOBİ resmen batma noktasına geliyor. Gerçek ekonomik başarı; dünyanın en yüksek faizini vermek değil... Dünyanın en çok yatırım çeken ülkelerinden biri olmaktır. Carry trade yatırımcısının kazanması, Türkiye ekonomisinin kazandığı anlamına gelmez.
08 Temmuz 2026 00:01

Boş Yapma Mehmet Bey…
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek sonunda sözümüze geldi. "Gıda enflasyonunu sadece para ve maliye politikasıyla çözemeyeceğimiz ortada. O nedenle kalıcı çözüm arz yönlü, yani yapısal dönüşümden geçiyor. Tarımın desteklenmesinden, üretimin artırılmasından geçiyor." dedi… "Faiz artacak..." "Talep düşecek..." "Enflasyon gerileyecek..." İşin daha kötü tarafı ise olaylara bu kadar sığ bakan Mehmet Bey ve şürekasının yıllardır iş başında olması. Ve ne yazık ki bu uzun süreler boyunca Mehmet Bey, hep üretimi yok sayıp finans monşerlerine çalışmış. Dolayısıyla "aynı kafa, aynı tavırla" devam edecek. daha ötesi vatandaş olduğunu ısrarla göz ardı edip, para ve faiz politikalarıyla "Londralı tefecilere" kıyak yapmaya devam edecek. Tarımı yok saymaya devam edecek. Nitekim Mehmet Bey'in bu söylemi bile niyetini ayan beyan ortaya koyuyor. "2026 yılında tarıma 938 milyar liralık destek verdik." diyor. Oysa destek belli: Yıl toplamında sadece 168 milyar lira. Dolayısıyla açıklanan rakamın "gerçekten ihtiyacı olan çiftçi" ile hiçbir alakası yok. Bir tarafta domatesi tarlada zararına satan çiftçi... Diğer tarafta aynı domatesi markette kilosu katlanmış fiyatlarla almak zorunda kalan vatandaş.
06 Temmuz 2026 00:01

Topyekûn Çöküşün Resmi
Her ne kadar birileri "her şey muhteşem" dese de işin gerçeği öyle değil. Artık fabrikalar da tamamen köşeye sıkışmış durumda. Oysa biz tam 27 aydır küçülen sanayiden bahsediyoruz. Böyle bir yapının ayakta kalması mümkün değil. Endeks 47,1'e çakılmış durumda. Bu endeks 50'nin altında kalıyorsa üretim daralıyor demektir. Eğer 27 aydır bu eşiğin altında kalıyorsa fabrikalar batıyor demektir. Bugün Mısır'a, Romanya'ya, Fas'a, Sırbistan'a, Vietnam'a yatırım yapan çok sayıda şirketin ortak gerekçesi aynı: "Türkiye'de üretmek artık çok zor." Çok da haksız sayılmazlar. Her ne kadar bizimkiler "işsizlik tek haneye indi" masalını anlatmaya devam etse de işin gerçeği o değil. Yüzde 31'e ulaşan atıl işsizlik oranına bakın, ne demek istediğimi çok daha iyi anlarsınız. Üretim olmadan yatırım olmaz. Yatırım olmadan istihdam artmaz. Elbette bunun sonsuza kadar sürmesi mümkün değil. Bir ülkenin gerçek gücünü oluşturan üretimi geri plana atan, yatırım yapan sanayiciyi, ihracat için pazar arayan girişimciyi ve üretim ekonomisini yok sayan bir kafayla bu iş devam etmez. Tek kelimeyle "ayıptır".
03 Temmuz 2026 00:01

Altın Ne Olacak? Al Sana Cevabı
Çünkü artık değişen piyasalar değil, küresel para sisteminin ta kendisi. Resmi Para ve Finans Kurumları Forumu'nun yayınladığı son anket tam olarak bunu söylüyor. Dünyada 10 trilyon doların üzerinde rezerv yöneten 90 merkez bankası ve kamu fonunun katıldığı araştırmaya göre, önümüzdeki on yıl içinde merkez bankaları rezervlerindeki doların payını azaltmayı, buna karşılık altın, euro ve kısmen yuanın ağırlığını artırmayı planlıyor. Elbette bu, "dolar devri bitiyor" demek değil. Bugün küresel döviz rezervlerinin yaklaşık yüzde 57'si hâlâ dolar cinsinden. Resmi Para ve Finans Kurumları Forumu' nun tahminine göre bu oran on yıl sonra yaklaşık yüzde 52'ye gerileyecek. Altının birkaç yılda, 1.800 dolardan 5.600 dolara yükselmesi de bu yüzden. Geçen yıl ankete katılan merkez bankalarının yüzde 71'i fiziki altın rezervine sahipken, bu yıl bu oran yüzde 82'ye yükselmiş. Bu, merkez bankalarının rezerv anlayışında yaşanan köklü değişimin en net göstergesi. Hiçbir merkez bankasının bastığı para değildir. Bu nedenle ons altın düştükçe merkez bankaları toplamaya devam ediyor. Bu da merkez bankalarının euro rezervlerini artırmasını sağlayabilir. Son yıllarda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da altın rezervlerini artıran ülkeler arasında yer aldı. Sonuç olarak bugün yaşanan gelişmeleri yalnızca "dolar biraz pay kaybediyor" şeklinde okumak yanlış olur.
02 Temmuz 2026 00:01

Pazarda Fiyat Değil Umut Etiketi Değişiyor
Ama pazarda insanlar yarım kilo domates hesabı yapıyor. Bakın haberde vatandaş ne diyor: "Yarım kilo aldım. Yarım kiloyla ne pişireceksin?" Bu cümle aslında milyonların ortak çığlığıdır. Çünkü bugün Türkiye'de insanlar doymayı değil idare etmeyi öğreniyor. Ve en acısı şu: Bütün bunlar artık normalleşmeye başladı. Bakın bir başka vatandaş ne diyor: "Köşkte oturmaya benzemiyor bu işler." Aslında bu söz ekonomi yönetimine verilmiş çok ağır bir mesajdır. Ama sokağa indiğinizde başka bir Türkiye ile karşılaşırsınız. Bugün Türkiye'de emekli maaşıyla sağlıklı beslenmek neredeyse imkânsız hale geldi. Bir kilo etin fiyatı ortada. Zeytinyağı olmuş 500 lira. Kirazın kilosu 250 lira olmuş. Bugün Türkiye'de insanlar maaş aldığı gün fakirleşmeye başlıyor. Ekonomik engelli parkurunda ayakta kalmaya çalışıyor. Çünkü bu kriz artık sadece bugünü değil geleceği de yemeye başladı. Orada mesele artık sadece ekonomi değildir. 1929 Büyük Buhran döneminde de insanlar önce mutfakta çöktü. 2001 krizinde de toplum önce pazarda fakirleşti. Bakın bugün pazarda yaşanan mesele sadece sebze fiyatı değildir. Türkiye şu anda tam o aşamada. Ve en tehlikeli taraf şu: Hayat pahalılığı artık insanların karakterini bile değiştirmeye başladı. İnsanlar daha gergin. Ve o raporda yazan şey çok net: Türkiye'de artık insanlar sadece geçinmeye çalışmıyor…
29 Haziran 2026 00:01


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

"Sıkı Duruş" Diye Diye Milletin İçinden Geçtiler
Biz sıkıldık, ekonomi yönetimi aylardır aynı cümleyi kurmaktan sıkılmadı. "Dezenflasyon süreci devam ediyor…" "Sıkı para politikası sürecek…" "Vatandaşı enflasyona ezdirmedik…" İyi güzel de… Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan son açıklamasında yine "sıkı duruş" mesajı verdi. Küresel gelişmeleri anlattı. Kısacası abiler her bir şeyi doğru yapmış bütün suç "dış güçlerdeymiş…" Valla hep aynı bahaneleri dinlemekten yorulduk. Türkiye'de bugün yaşanan ekonomik krizi enerji fiyatlarına bağlayanlar gözümüzün içine baka baka dalga geçiyor. Hatırlayın ikibinlerin başında dünyadan Türkiye'ye oluk oluk para akıyordu. Bakın bu sadece ekonomik bir kriz değil. Alenen sosyal kriz. Ve bütün bunlar olurken ekonomi yönetimi hâlâ "sıkılaşmadan" bahsediyor. Türkiye'de vatandaşın en büyük öfkesi de burada başlıyor. "sıkı duruş" dediğiniz şeyin sokaktaki karşılığı şu: İşsizlik hızla artıyor… Ve Türkiye yeniden çok sert bir kur baskısıyla karşı karşıya kalabilir. Acilen fabrika ayarlarına yani Cumhuriyetimizin başında uygulanan ve başarılı olan Milli Ekonomi Modeline geri dönülmeli. 1997 Asya krizi… 2001 Arjantin çöküşü… 1990'ların Latin Amerika krizlerine bakın ne demek istediğimi anlarsınız… Hepsinde ilk başta "istikrar programı başarılı" denildi. Ekonomi yönetimi rakamlarla oynayarak olmaz.
26 Haziran 2026 00:01

Milleti Korkutmayın…yoksa Bedeli Ağır Olur...
Eskiden insanlar bankaya parasını güvenlik için koyardı. BDDK'nın son operasyonu IBAN kısıtlamaları bunun en net göstergesi. Bu sisteme göre eski kimlik kullanan vatandaşlar gece 22.00'den sonra IBAN üzerinden para transferi yapamayacak. Unutmayın Türkiye'de milyonlarca insan, özellikle yaşlılar hâlâ eski kimlik kartı kullanıyor. Ama sistem sana: "Kimliğin eskiyse bekle" diyecek. Çünkü ekonomik kriz büyüdükçe devletler genelde iki şeyi daha fazla kontrol etmeye başlar: Bunlardan ilki para'dır… 2001 krizinde Arjantin'de insanlar bankadan para çekemez hâle gelmişti. Çünkü sistem sıkıştığında finansal özgürlükler de daralmaya başlar. Ama insanlar "Ne oluyor?" diye soruyor. "Bugün gece transferine sınır getiren, yarın başka ne yapar?" diyor. Ama insanlar ekonomiye tam güvenmediğinde paraya erişim konusunda da tedirgin oluyor. "Param var ama gerçekten ne kadar benim kontrolümde?" diyor. İnsanlar sisteme güvenirse parasını bankada tutar. İnsanlar sürekli değişen ekonomik kurallardan yoruldu. Özellikle yaşlı insanlar için… 70 yaşındaki bir emekli gece oğluna para göndermeye çalışıyor ama sistem hata veriyor. İnsanlar sisteme güvenmezse kayıt dışına kaçar. Kayıt dışı büyüdükçe devlet daha fazla kontrol ister. Bir ülkede insanlar bankadaki parası konusunda tedirgin olmaya başlarsa kriz katlanarak büyür. Vatandaş korkarsa parasını sistemin dışına çıkarmaya çalışır. Ekonomik krizlerin en sert dönemleri çoğunlukla markette pazarda değil, bankalarda başlar.
24 Haziran 2026 00:01

500 Milyar Dolar Resmen Kaçıyor
Bugün Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik bağlar son derece güçlü. Otomotivden beyaz eşyaya, tekstilden makine sanayisine, kimyadan demir çeliğe kadar birçok sektörde üretim zincirleri iç içe geçmiş durumda. Bakın dünya değişti. Üretim merkezleri değişti. Bir zamanlar Avrupa için Türkiye benzersiz bir üretim üssüydü. Avrupa'ya birkaç günlük mesafedeydi. Doğu Avrupa ülkeleri var. Mesele "Türkiye olmazsa yerine kim gelir?" meselesi. Bir zamanlar Türkiye'ye gelmesi beklenen birçok yatırım başka ülkelere yöneldi. Aylarca Türkiye konuşuldu. Bugün Türkiye'de üretim yapan birçok uluslararası şirketin önünde artık alternatifler var. Eğer "Made in EU" benzeri uygulamalar Türkiye'nin aleyhine işlerse… Önce bir üretim hattı gider. Çünkü fabrika dediğiniz şey sadece bina değildir. Fabrika döviz demektir. Fabrika vergi geliri demektir. O nedenle mesele Avrupa'nın bizi dışlayıp dışlamaması değildir. Çünkü ekonomide kimse vazgeçilmez değildir. Bugün Avrupa Çin'e bağımlılığı azaltmanın yollarını arıyor. Bugün Avrupa alternatif kaynaklar oluşturuyor. Dünya yeni üretim merkezleri kurarken Türkiye eski avantajlarını hızla kaybediyor. Ama Türkiye'nin Avrupa alternatifi o kadar da fazla değil.
22 Haziran 2026 00:01

Piyasalar Yanlış Yere Bakıyor: Fed'de Faiz İndirimi Hikâyesi Bitmedi, Piyasalar Yine Klasik Hatasını Yaptı
FED toplantısından çıkan birkaç şahin cümleyi gördü... Faiz artışı ihtimaline odaklandı... Ve hemen şu sonuca vardı: "Faiz indirimleri rafa kalktı." Oysa bana göre tablo tam olarak öyle değil. Çünkü Kevin Warsh'ın başkanlığındaki ilk Fed toplantısından çıkan mesajlar dikkatle incelendiğinde, ortada yeni bir faiz artırımı döngüsünden çok, gelecekteki faiz indirimlerinin altyapısını hazırlamaya çalışan bir yaklaşım görülüyor. Warsh göreve gelir gelmez piyasalara "rahat olun, faizleri indireceğiz" mesajı veremezdi. Bazı üyeler bu yıl içinde faiz artırımı öngörüyor. Yani Fed içinde ortak bir "faiz artırma zorunluluğu" görüşü oluşmuş değil. Tarih bize şunu gösteriyor: Fed faiz artırımlarını enflasyon yükseldiği için yapar. Çünkü yeni Fed Başkanı sadece bugünün rakamlarına bakmıyor. Enflasyon baskısının azalması ise Fed'in elini rahatlatır. Bir başka dikkat çekici konu da Warsh'ın kendi faiz tahminini açıklamaması oldu. Çünkü Warsh aslında şunu söylüyor: "Ben piyasaya söz vermeyeceğim. Verilere göre hareket edeceğim." Bu yaklaşım Fed'i önceden belirlenmiş bir faiz patikasına mahkûm etmiyor. Bugün Fed'in önündeki en büyük risk belki de artık enflasyon değil. Ekonomik büyümede yaşanabilecek sert bir yavaşlama. Bu nedenle ben Fed toplantısının özeti olarak şu cümleyi kuruyorum: "Faiz indirimi hikâyesi bitmedi." Sadece piyasanın beklediği kadar hızlı olmayacağı mesajı verildi. Bana göre Fed bugün faiz artırmaktan değil, yarın faiz indirebilmek için güven inşa etmekten bahsediyor.
19 Haziran 2026 00:01