
Zira antidemokrat ve jakoben laiklerin ya da laikçilerin bir zamanlar devlet eliyle tepe tepe kullandığı "kaba laik gücü" bilhassa son on yılda -şimdilik- bitmiş gibi görünüyor. Ama "tilkinin kırk hikayesi …" ve "Karamanın koyunu …" meşhurdur. Din yaymak için fetih yapan fatih devlet modeli bitmiştir. Dine "girmek/çıkmak" zaten devletten bağımsız idi ama "dini yaşamak ve yaşadığını göstermek hususunda da devletin dediği olur" ile "dini yaşayıp yaşamamak hususunda benim dediğim olur" arasındaki çizgi netleşmiştir. Bu kısmı biraz açalım: İnsanın bu dünyadaki imtihanının bir neticesi "Ve sîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ"dır. Cehennemde "devletle zulmedenler katı" vardır ama "devletler katı" yoktur. Zaten Cennette de "devletler bölgesinde söğüt gölgesi"(!) yoktur.
Kaynak: Yeni Asya
04 Temmuz 2026 00:41
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Demokrasi: İklim Mi Bitki Mi? -2
Dünkü yazımızı şu cümleyle bitirmiştik: "Biz demokrasiyi 'her eve lazım' bir faydalı alet; her iklime ve her bitkiye lazım olan güneş, hava ve su gibi görüyoruz." Ama sömürü riskine ve güçlü olma ihtiyacına karşı Bediüzzaman'ın şu sözü de kalbimizdedir: "Hem görmüyor musun ki, zarurî kuttan ziyade Müslümanların elinde bırakılmıyor. Ya Avrupa kâfir zalimleri veya Asya münafıkları, desiseleriyle ya çalar veya gasbediyor." Yani çalanlar ya da gasp edenler sadece güçlü olanlar değil, zayıf toplumların güçlü tek adamları da -hem de münafıkâne biçimde- çalmaya çırpmaya devam ediyor. "Az mütehassis, sağırca" ama metin, hürriyetli ve onurlu, yani demokratik. Bilici'nin yazısındaki son cümleleri aynen şöyle: "… bütün insanlık olarak demokrasi-sonrası bir dönemde hürriyet ve onurumuzu nasıl koruyacağımızın formülünü bulmamız gereken zor bir zamandayız." Bilici burada "hürriyet" derken sanırız müstakilen "insanî ve ferdî hürriyet"ten değil onun da koruyucusu olarak gördüğü bir kavram olarak "toplumların istiklaliyeti"nden bahsediyor. Hem Bilici'nin dediği gibi bilhassa bölgemizde mesele İsrail ile başa çıkmak ise "düşmanın silahı ile silahlanmak" da demokrasiyi gerektiriyor. Dönüp içeriden bakalım: İçerideki demokrasi ışığını münafıkâne bir darbe ile söndüren 12 Eylül 1980 ihaneti sonrasında Yeni Asya'dan ayrılan grupların bile "tek adam" problemini nihayet görüp de çözüm formülleri bulmak için yeniden Münazarat okumaya başladığı şu günlerde, kanaatimizce bize düşen, "denize düşen yılana bile sarılır" fehvasına uyup konjonktürel batıl inançlara sarılmak yerine, fikrî prensiplerimizde sebatkâr olmaktır.
02 Temmuz 2026 01:57

Demokrasi: İklim Mi Bitki Mi? -1
Mücahit Bilici Serbestiyet'teki "Savaş mevsiminde demokrasi bitkisi" başlıklı yazısında özetle "Demokrasi bir bitkidir, her iklimde ve her yerde yetişmesini beklemek doğru değildir, bazen toplumlara faydadan çok zarar verebilir, mesela sömürülmelerine sebep olabilir, sömürüyü engelleyecek diktatörler faydalı da olabilir. Bölgesel şartlar da Türkiye'nin güçlü olmasını gerektiriyor, Türkiye konjonktür gereği, demokrasi talebinden ziyade savunma sanayiine önem vermeyi sürdürmeli." dedi. Yazının tepesinde de bir yapay zekânın acemice hazırladığı iki "savaş uçağı" görseli var! O uçak ki "yerli ve millî" ama ana malzemesi olan jet motoru için Trump'ın Erdoğan'a jest yapması lazım. Yeni Asya bu sebeple 56 senedir "Asya'nın bahtının miftahı meşveret ve şûradır"ı ezberletiyor, öğretiyor. Ve biliyoruz ki her insan gelişmek için "öz yönetim" ister. Biz cumhuriyeti ve meşrutiyeti yani demokratik meşvereti "endemik bir bitki" ya da "yerel ve yöresel bir hayvan" türü olarak görmüyoruz, geniş bir sahada hayal ediyoruz. Bu sebeple biz demokrasiyi "her eve lazım" bir faydalı alet; her iklime ve her bitkiye lazım olan güneş, hava ve su gibi görüyoruz.
01 Temmuz 2026 00:21


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

İmamların Barıştırma Skoru
Zira ulaşım imkânları artmış durumda. Bizce en önemli sebebi köylerdeki komşuluk ve akrabalık ilişkilerinin de çeşitli sebeplerle bozulmuş olması. Dolayısıyla "köye gidip de ne yapacağım, kiminle komşuluk yapacağım" endişesi insanları köye dönüşten uzak tutuyor. "Bana ne" demek hiç kimseye ama bilhassa din gönüllülerine yakışmaz. -Din görevlilerinin gönüllü arabuluculuk işinde uzmanlaşmasını hedefleyecek şekilde paket eğitimler verilip din görevlilerinin bilgilenmesi ve cesaretlenmesi sağlanmalı. Neredeyse her Cuma günü camilerde hutbe makamından verilen Türkçe vaazlarda "innemel mü'minune ihvetun" ayetini ve "mü'minler birbiriyle ancak ve sadece kardeştir" mealini okumak yetmez. Devamındaki "fe eslihû beyne ehaveykum" yani "(öyleyse siz de varsa –ki vardır-) dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin" emrini herkesin ve bilhassa bu işle doğrudan doğruya ilgili ve sorumlu olan din görevlilerinin bilmesi ve tatbik etmesi şarttır.
23 Haziran 2026 00:41

Düşmanın El-hannas Kılıklısı-2
Son yazımızda Muhterem Avukat Bekir Berk ve Yeni Asya ile ilgili tezvirata kısaca cevap verdik. Bu sebeple bu gibi konulardaki prensipleri de ortaya koymamız lazım. Öncelikle bilhassa komünizmle mücadele hususunda 1990 öncesini ve sonrasını ayırmak lazım. İkinci Dünya Savaşı ile başlayıp 1990'larda Doğu Blokunun dağılması ile sonuçlanmış görünen soğuk savaş dönemindeki iki kutuplu dünyada Türkiye doğru tercihi yaparak NATO'ya dahil olmuş ve Avrupa Birliği üyeliği talebini ısrarla sürdürmüştür. 1990 sonrasındaki karmaşık dönemde de Türkiye Batıya ve NATO'ya yönelik bu tercihini AB üye adaylığı ile sürdürmüştür. Bu sebeple, bizler, o dönemin şartlarında kurulmuş olan ivazsız garazsız şeffaf işbirliklerini bugünün şartlarında "alet olmak" gibi görüp gösterenlere alet olmayız. Son dönemde Nurculuk hakkında yapılan bütün negatif yayınlarda adeta bir damga gibi üzerimize yapıştırılmaya çalışılan "FETÖ" ve Gülen meselesinde de tavrımız bellidir. Bu sebeple o şahs-ı manevîlere dahil kalmayı dünyamız ve ahiretimiz için kıymetli biliriz.
22 Haziran 2026 00:15


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Düşmanın El-hannas Kılıklısı -1
Merhum ve mağfur Bekir Berk'in her vefat yıldönümünde olduğu gibi bu vefat yıldönümünde de Yeni Asya'nın manşetten haber yapıp dua talep etmesi bazı "gazete kılıklı" operasyon aparatlarını üzmüş. Ta ki "köpeksiz köy bulduk …" sanmasınlar. Zaten hakkında yazılmış çok sayıda kitap ve onlarca araştırma makalesi ile kendisinin kaleme aldığı ve Yeni Asya Neşriyattan çıkmış olan "Zafer Bizimdir", "Türkiye'de Nurculuk Davası" ve "İthamları Reddediyorum" adlı kitapları da gösteriyor ki o bir kahramandır.
21 Haziran 2026 00:18

Siz, Biz, Devlet Ve Öcalan
Muhalefet, iktidarın ve iktidarın büyük ve aslî ortağı MHP'nin Öcalan ve PKK hakkındaki konuşmalarını ve yaklaşımını özetle şu sözlerle eleştirmeye çalışıyor: "Biz siyasî ortaklık kurunca suç oluyor ama siz siyasî ortaklık kurunca masum sayılmak isteniyorsunuz. Bu olmaz!" Önce teorik bilgiyi verelim. Suçu ve suçluyu övmek ve bu maksatla Öcalan'ın ya da örgütünün lehinde görüş beyan etmek başka şeydir, "Öcalan örgütünü dağıtmalı ve dağıtıyor ve biz de al-verlerle buna uğraşıyoruz" demek ve diyenleri desteklemek başka şeydir. Öcalan'ın 1997'de Fatih Altaylı'ya verdiği ve ancak bu sene Medyascope tarafından yayınlanan röportajlar serisi de gösteriyor ki Öcalan en azından bu tarihten bu yana "ayrılıkçı" ve "bölücü" değil. Evet, o bir terörist ve zaten 1999'da Kenya Ülkü Ocakları(!) tarafından paketlenip Türkiye'ye getirildikten sonra yargılandığı mahkemedeki ilk savunmasında özetle "ben elime silah almış bir kişi değilim ama örgütümün bütün eylemlerinin sorumluluğunu üstleniyorum" demişti. Cezaevi görünümlü kapalı ofisinde korunaklı halde çalışmayı sürdüren Öcalan açısından asıl mesele kanaatimizce şu: Öcalan, bulunduğu yerde ancak Devletin izin verdiği türden "dostları" ile görüşebiliyor. O halde meseleyi, "neden sen konuşunca iyi/hayır oluyor da ben konuşunca neden kötü/suç oluyor"a sıkıştırmak anlamsız.
20 Haziran 2026 00:41

Aynı Gemideyiz De Hangi Tarafındayız?
Adaşımız da olan, şeklen sivil bir din Hocası, bir gazeteciye verdiği röportajda; Doğu Perinçek'le, Avrasyacılarla ve Ulusalcılarla siyasî ufuk birliği sebebiyle "aynı gemide" olduğundan bahsetmiş. Bu sırada ve öncesinde ve sonrasında aynı Kâbe'ye yönelen herkesle aynı gemidesiniz. Sizin Kâbe'nize "bilerek ve isteyerek" sırtını dönen herkesle ise farklı gemidesiniz. (Vahhabîler'e başka yönlerden kızabilirsiniz ama Kâbe'nin bir Müslüman gruba tahsisini engellemiş olmaları büyük bir nimet ve muvaffakiyettir.). Hem Cennete gitmeyi umarken ilham meleği gelse ve siyaseten sevmediğiniz bir müminin Cennete sizden önce gireceğini haber verse, "O Cennete giriyorsa ben Cennete girmem, girmeyi reddediyorum" demezsiniz. Bu meselede, Bediüzzaman'ın, ümmetin tamamına yazdığı Uhuvvet Risalesinde yer verdiği şu iki paragrafı dikkate sunmak isteriz: "Tarafgirlik eğer hak namına olsa, haklılara melce olabilir. Fakat şimdiki gibi garazkârâne, nefis hesabına olan tarafgirlik, haksızlara melcedir ki, onlara nokta-i istinad teşkil eder. Çünkü, garazkârâne tarafgirlik eden bir adama şeytan gelse, onun fikrine yardım edip taraftarlık gösterse, o adam o şeytana rahmet okuyacak. Eğer mukabil tarafa melek gibi bir adam gelse, ona—hâşâ—lânet okuyacak derecede bir haksızlık gösterecek. "Bir zaman, bu garazkârâne tarafgirlik neticesi olarak gördüm ki, mütedeyyin bir ehl-i ilim, fikr-i siyasîsine muhâlif bir âlim-i salihi, tekfir derecesinde tezyif etti.
14 Haziran 2026 01:32

Cumhuriyet Ve Kemalizm
(Ki bu ideoloji kanunlarda zaten var, Demokratlar ayıklanması için yıllardır çalıştı-çalışıyor, ama varlığı 25 yıllık AKP'nin umurunda değil.). Teklifte "Basın, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapamaz, yaparsa cezalandırılır" dendi. (Biz de bu kapsamda "Kemalizm'i hortlatanların örtüsü AKP" başlıklı bir yazı yayınlattık. ). Biz iktidarı eleştirdikçe mevzuyu CHP'ye getirmeyi meslek ittihaz etmiş olan "kuzu görünümlü kurt" veya "eşkali kuzu, ahlakı kurt" dostlarımızın(!) boynu birkaç günlüğüne bükük kaldı. Belli ki Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı haberin verilmemesini uygun bulmuş!) Yine "haberhürriyeti.com" isimli internet sitesinde de konuyla ilgili şu haber-yorum yayınlandı: "Cumhuriyetçi ve Atatürkçü çevreler, konunun yalnızca basın özgürlüğü tartışması olarak görülemeyeceğini belirtiyor. Bu çevrelere göre Atatürk ilke ve inkılapları, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesini ve anayasal düzenini oluşturan temel değerler arasında yer alıyor. Bu görüşü savunanlara göre mesele yalnızca bir hukuk tekniği tartışması değil; Cumhuriyet'in kurucu değerlerinin devlet politikalarındaki konumuyla da doğrudan ilgili." Bu meseleye bakışımız şöyle: Kemalizm Türkiye'ye has bir ideoloji. (Zaten, "toplumu devlet eliyle dönüştürme fikri" demek olan ideolojilerin Demokratlık ile zıt oldukları da açık.) Demokrasiyi içermeyen bir ideoloji cumhuriyeti kabulleniyor görünse de o gerçek bir kabulleniş değildir. Nitekim 1946 seçimlerine kadar bizde de 1923'teki dahil hiçbir cumhurbaşkanlığı seçimi çoktan seçmeli gerçek bir seçim değildi. Hiçbir cumhuriyetin ve Türkiye Cumhuriyetinin birinci temel değeri Kemalizm ya da Atatürkçülük değildir. "Demokrasi ilkelerimize zarar veriyor, gerekirse vazgeçelim" diyen ise demokrat da cumhuriyetçi de değildir.
12 Haziran 2026 00:37

Tbmm'ye Ne Oldu Ki Aym Kral Oldu?
Yılların kangreni durumunda olan ömür boyu nafaka kuralını Anayasa Mahkemesi nihayet iptal etti ve Meclise süre verdi. Adalet Bakanı Akın Gürlek kararla ilgili olarak şu garip değerlendirmeyi yapmış: "Anayasa Mahkemesinin, Türk Medeni Kanunu'ndaki 'süresiz nafaka' düzenlemesine ilişkin verdiği iptal kararını, adalet ve hakkaniyet ilkeleri adına son derece kıymetli buluyoruz. AYM'nin tanıdığı yasal süreci de dikkate alarak, bir tarafı ömür boyu adil olmayan bir yükümlülük altında mağdur etmeyen, hakkaniyete uygun yeni yasal düzenlemeyi yüce Meclisimizin takdirine sunacağız. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye Yüzyılı'nı adaletin ve toplumsal huzurun yüzyılı kılmak adına reform adımlarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz." Gariplikleri sayalım. Zaten AYM de vazifeyi Meclise verdi. Demek, "TBMM öldü, yaşasın yeni kral AYM!" Üçüncüsü, Anayasa Mahkemesi'nin gördüğünü TBMM üyeleri fazlasıyla görmüş olmalıydı. Dördüncüsü, Sayın Bakan "AYM'nin iptal kararı adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun" dediğine göre Medeni Kanundaki ömür boyu nafaka hükmü adaletsiz demektir.
10 Haziran 2026 00:21

Adalet Ve Demokrasi İsteyen Kemalistlere...
"Kemalist misiniz?" sorusuna "hayır" diyenler "Atatürkçü müsünüz?" sorusuna "evet" diyebiliyorlar. Böylece anlaşılıyor ki her Atatürkçü Kemalist değildir ama her Kemalist Atatürkçüdür. Ayrıca "Atatürk'ü seviyorum" diyenlerin bu sevgisinin sebepleri ve "onu her şeyiyle yani her fikriyle ve her icraatıyla seviyorum" deyip demedikleri de ayrı bir bahistir ve bilhassa son dönemde manipülasyonlarla artmış gibi görünen bu sevginin kapsamı belirsizdir. Resmî bayramlarda ve 10 Kasım gibi diğer bazı resmî yapılanmalarda toplumun çoğunluğunun Kemalist ya da Atatürkçü eğilimler sergiliyor olması ya da bilhassa son yıllarda Anıtkabir'in yarı turistik bir ziyaretgâh haline gelmesi bu gerçeği değiştirmez. Devleti devrimci anlayışla dönüştürmeyi değil, devleti hizmetkâr devlet haline getirmeyi ve bu pozisyonda tutmayı hedefler.) Kemalizm'in ideolojisi elbette M. Kemal eliyle kurulmuş ve devrimleriyle tatbik edilmiştir. Kemalizm bu sebeple demokrasiye karşıdır. Bu sebeple, demokrasi CHP'nin altı okundan biri değildir. Kemalizm'in adalet ve sosyal adalet konusunda da istekli olmadığı açık. Taha Akyol'un şaheseri "Atatürk'ün İhtilal Hukuku", ayrıntılarını görmek isteyenlere yeterlidir.
07 Haziran 2026 01:29

Kemalizm'i Hortlatanların Örtüsü Akp
Mevcut kanunlarımızda zaten bir hayalet gibi gezip duran Kemalizm'i adeta hortlatan, mevcut Anayasa'ya dahi aykırı olan bir kanun teklifi -hem de AKP eliyle- Meclise sunulunca, bayramdan önce sosyal medya çalkalandı ve çeyrek asırlık AKP iktidarı, kendi muhafazakâr entelektüellerinden ve seçmeninden oldukça büyük eleştiri aldı. Hatta ve hatta Anayasanın başlangıç hükümlerinde AKP öncesi 1995 ve 2001 yılında konsensüsle yapılan demokratik değişikliklere uygun iyileştirmeleri dahi, ne Anayasada ve ne de kanunlarda -üstelik elinde güç de varken- yapmamış olması sebebiyle, iktidarı, öteden beri eleştiriyoruz. O eski AKP'nin ve onların yerine bambaşka bir AKP geçti. Kanun teklifinin hikâyesi şöyleydi: Basın-İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanun adında 1961 tarihli ve 195 sayılı bir Kanun var. AYM de "neden yok, olmalıydı" filan demiyor. Bu yeni metin, yine bir yerlerde hazırlanan bir torba Kanunun 8. maddesi haline getiriliyor ve bayramdan önce AKP Grubu tarafından aşağıda isimlerini vereceğimiz vekillerce atılan bol imza ile TBMM'nin Plan ve Bütçe Komisyonunun gündemine getiriliyor. Değişiklik teklifi 22.5.2026 tarihinde 113 sıra sayısıyla Adalet ve Kalkınma Partisi TBMM Grup Başkanlığı adına Meclis başkanlığına sunulmuş durumda. AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik bu vahim sonucun sebeplerine ve faillerine temas etmeden, özetle "adı üzerinde taslaktır, düzeltilebilir" gibi bir açıklama yapıyor. İşin özeti şu: Öncelikle, "iktidarın adamları" durumundaki bu bürokratlar –her kimler ise- 49. maddeyi AYM kararı çerçevesinde netleştirmeye çalışmakla yetinmek yerine maddenin tümünü yeniden ve yeni bir bakışla, ama Kemalist bakışla(!) yazmayı tercih ediyorlar. Ama "a" açıkça facia. Şöyle: "a) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayım yapılamaz." Üstelik aynı teklifin d bendinde "Yayınlarda hiç kimse ırkı, dili, dini, mezhebi, milliyeti, rengi, cinsiyeti, siyasal veya diğer düşünceleri, milli veya sosyal kökeni, doğum yeri, ekonomik ve diğer toplumsal konumları sebebiyle kınanamaz ve aşağılanamaz. Vicdan, düşünce ve anlatım özgürlüklerini hukuka aykırı şekilde sınırlayıcı, sarsıcı veya incitici yayın yapılamaz." denilmesine rağmen. Yani vicdan özgürlüğümüz var ve hatta Anayasanın 25. ve 26. maddesinin koruması altında. Taslaktaki "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlık ve bağımsızlığına aykırı yayın yapılamaz"ı hadi diyelim ki anladık. Malum, 1982 Anayasasından gelen ve bir türlü değiştirilemeyen, devleti "kutsal" ve milleti "kul/köle" gören bu kalıptaki tersliği hep yazıyoruz. Şimdi muhataplarına sormak lazım: Eski AKP'li dostlar önce bu "yeni dostlar"ın kim olduğunu bulsunlar, sonra -eğer delip geçmemişse- bu golü akkalenin delikli filesinden nasıl çıkaracaklarını düşünsünler. Ama AKP'li görünen bazı teknisyenlerin, üstelik bu milletvekillerinin adını "kullanarak"; millete, Meclise, iktidar partisine gol atmak istediklerini de herkese göstermemiz lazım.
01 Haziran 2026 00:30

Gökten İnenler Ve Yök'ten Çıkanlar
Meseleye makro plandan bakanlar "devlet kimlerin elinde" haklı sorusunu sordular. Önce üniversite ve devlet meselesini özetleyelim. Anayasal sistemimizde iki üniversite vardır: Devlet Üniversiteleri, Vakıf Üniversiteleri. Vakıf Üniversiteleri, birilerinin zannettiğinin ve avamın bildiğinin aksine "özel üniversite" değildir. Avamın, "hükümet geri adım attı" siyasi avuntusu ile yetinmesi normal sayılabilir. Sürpriz karar yayınlanıp da bilhassa Erdoğan'a ulaşabilme kapasitesine sahip olan veliler konuyu aktarınca Erdoğan duruma içerlemiş ve bilemediğimiz(!) birilerine fırçasını da atıp "bu meseleyi çözün" talimatı vermiş. Eski YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. İzzet Özgenç'in bu skandal sonrası yeniden istifaya davet ettiği YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar'ın konuyla ilgili açıklaması vahim: "İlk karar, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde yerine getirilmesi gereken zorunlu bir hukuki işlemdi. Ancak sonrasında Cumhurbaşkanımızın gençlerimizin ve ailelerinin beklentilerine ilişkin güçlü hassasiyeti doğrultusunda kamu yararı, yükseköğretim sistemimizin istikrarı ve hiçbir öğrencimizin mağduriyet yaşamaması için sürecin yeniden ele alınmasına ve üniversitenin eğitim-öğretim faaliyetlerine kesintisiz şekilde devam etmesine karar verildi." Yani Başkan, "Kanuna uyarak yanlışı biz yaptık. Cumhurbaşkanı da gördü ve kanuna uymamamızı emrederek düzelttirdi!" diyor.
31 Mayıs 2026 00:19