
Saff-ı Evvel altı (6) Nur Talebesi tarafından yazılan Lâhikaların Takdim yazısında, "Eskişehir, Denizli ve Afyon cezaevlerinde iken hapisteki talebelerine yazdığı pek kıymettar hapishane mektupları ise, yine Müellif-i Muhterem Hazret-i Üstad'ın neşrini tensibiyle Şualar mecmuasında aynen neşredilmiştir." denmiştir. Lâhikalarda veya külliyatın genelinde, Rumuzat-ı Semaniye'nin Dördüncü Remzi için, "Sırr-ı İnna A'tayna" ismi de kullanılmaktadır. 1927 Mart ayında Barla'ya sürgün olarak gelen Üstad Said Nursî, zamanın idarecilerinin dehşetli manevî tahribatlarına karşı, manevî cihadı başlatarak Kur'ân'ın tefsiri Risale-i Nur'ları telif etmeye başlar. Re'fet Bey, Yirmi Dokuzuncu Mektub'un Sekizinci Kısmının bir Remzini dikkatle okuduğu "İhtiva ettiği harikanüma rumuzat ve o rumuzatın ifade ettiği yüksek... "hakikatlerden dolayı azim istifade ettiğini ve kendisini derin tefekküre sevk ettiğini ifade etmiş. Mektup, s.127.) Rumuzat-ı Semaniyenin Kenzü'l-Arş Duası'nın feyzinden gelen İkinci Remizi alan Risale-i Nur'un "Baş Kâtibi" Hüsrev, "Sure-i Kevser'in latif ve yüksek tevâfukatını gösteren Altıncı Remizle..." birlikte okuduğunu belirttiği mektubunda, ayrıca bu Remizin "10 dakika gibi kısa bir sürede telif edildiğine" dair önemli bilgi de vermektedir.
Kaynak: Yeni Asya
28 Haziran 2026 01:02
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Hz. Ali'den (Ra) Bediüzzaman'a Cellelûtiye Ve Ercûze (2)
Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî Hazretlerinin Mecmûatü'l-Ahzâb isimli eserinin beş yüz seksen iki sahîfesinden beş yüz doksan yedinci sahîfesine kadar kısmı geleceğe dair sırlar ve kerametler içeren 252 beyitlik kısmı meşhur Kaside-i Ercûze'dir. Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur Külliyatı'ndan Ercûze'nin feyzi üzerine yazılmış Onsekizinci Lem'a isimli Risalesi'nde şöyle demektedir: "O Ercûze'nin mevzuu ve içindeki maksad-ı aslî; İsmi A'zamı tazammun eden altı ismin ehemmiyetini beyan etmek, hem o münasebetle istikbaldeki bir kısım umur-u gaybiyeye ve tesis-i İslâmiyette bir kısım mücahedatını işaret etmektir. Evet, Hazret-i İmam, üstadı olan Habibullah'tan (asm) aldığı dersin bir kısmını işarî bir surette zikrediyor. Feth-i Hayber'deki hem mu'cize-î Nebeviye, hem keramet-i Aleviye olan harika vakıayı bahsettiği gibi, tesis-i İslâmiyet'e temas eden mühim noktaları da bahsediyor." Ercûze Kasidesi'nin yazılış hikayesi ise şöyle özetlenebilir: Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) bir gün sabah namazından sonra Ashabıyla sohbet ederken Cebrail Aleyhisselâm iniyor ve getirdiği vahiyle Hayber Kalesi'nin fethedilmesini emrediyor. Peygamber Efendimiz (asm) gönderdiği elçilerle kale halkını imana davet ediyor. Resûlullah Efendimiz (asm) buyurdular ki: "Yarın sancağı öyle birisine vereceğim ki, Allah ve Resulünü sever, Allah ve Resulü de onu severler. Allah kaleyi onun eliyle fethedecektir." Ertesi günü Hazret-i Ali (ra) sancağı ve Zülfikâr adlı kılıcını alıyor. Kasidenin bir yerinde Hz. Ali (ra) diyor ki: "Ey bana soru soran! Bana ne sorarsan sor! Benim ilmim mirastır ve ledünnîdir. İstersen geçmiş zamanlardan sor, istersen gelecek zamanlardan sor! Onların bütün haberleri benim yanımda açıktır. Ancak bazı zaman onların sırları açılır." Kasidede gaybî olarak gelecekten verilen haberlerden meselâ, beş yüz sene sonra Bağdat'ın Cengiz ve Hulagû tarafından yakılıp yıkılacağı, Arapların hayvan gibi kesileceği; keza on dört asır sonra (20.
08 Temmuz 2026 09:51

Hz. Ali'den (Ra) Bediüzzaman'a Celcelûtiye Ve Ercûze (1)
Aslı Peygamber Efendimiz'e (asm) gelen bir vahyin ifadesine dayanan Celcelûtiye adlı kasidesinde Risale-i Nur'dan verdiği haberleri, Bediüzzaman 28. Lem'a'da ve 8. Şua'da izah etmiştir. Hazret-i Ali (ra) demiştir ki: "Ben Cebrail'in şahsını gök kuşağı sûretinde gördüm. Sesini işittim. Sahifeyi aldım. Bu isimleri içinde buldum!" (18. Lem'a, s. 240.) İmam-ı Ali Radıyallahu Anhın en mühim ve en müdakkik üveysî bir talebesi olan ve İslâmiyetin en meşhur ve parlak bir hücceti olan Hüccetü'l-İslâm İmam-ı Gazâlî (ra) hazretlerinin naklettiğine göre, Celcelûtiyenin aslı vahiyle Peygamberimize (asm) nazil olduğunda, Hz. Ali'ye (ra) "Yaz" diye emretmiş ve O'da yazmış, sonrada nazmetmiş, şiir şeklinde tanzim etmiş. Ayrıca Gazalî Hazretleri, kıymetli bir dua, dünya ve ahiret hazineleriyle İsm-i A'zam'ın gizli hazinelerini ihtiva ettiğini belirttiği ve geniş manalar içerdiğini söylediği Celcelûtiye hakkında "Hiç şüphesiz bu kıymetli münacat ve muazzam dua ve geniş manalar ihtivâ eden kasem ve İsm-i A'zam ve bu büyük gizli sır, dünya ve âhiret hazinelerinden bir hazinedir." şeklinde ifade etmektedir." Said Nursî Hazretlerinin Celcelûtiyeyi okuduğunu anladığımız Sekizinci Şua-Sekizinci Remiz'den iktibas edilen pasajdan, Celcelûtiye okunurken takındığı ve hissettiği duyguların, Celcelûtiyedeki Risale-i Nur'a olan gaybî işaretler olduğunu şöyle ifade etmiştir: Ben Celcelûtiye'yi okuduğum vakit, sair münâcâtlara muhalif olarak, kendim bizzat hissiyatımla münâcât ediyorum diye hissederdim. Ve başkasının lisanıyla taklitkârâne olmuyordu. Benim için gayet fıtrî ve dertlerime alâkadar ve tefekkürat-ı ruhiyeme hoş bir zemin oluyordu. Birkaç sene sonra kerametini ve Risale-i Nur ile münasebetini gördüm ve anladım ki, o hâlet, bu münasebetten ileri gelmiş."
07 Temmuz 2026 10:09

Hz. Ali'den (Ra) Bediüzzaman'a Cellelûtiye Ve Ercûze (1)
Aslı Peygamber Efendimiz'e (asm) gelen bir vahyin ifadesine dayanan Celcelûtiye adlı kasidesinde Risale-i Nur'dan verdiği haberleri, Bediüzzaman 28. Lem'a'da ve 8 Şua'da izah etmiştir. Hazret-i Ali (ra) demiştir ki: "Ben Cebrail'in şahsını gök kuşağı sûretinde gördüm. Sesini işittim. Sahifeyi aldım. Bu isimleri içinde buldum!" (18. Lem'a, s. 240.) İmam-ı Ali Radıyallahu Anhın en mühim ve en müdakkik üveysî bir talebesi olan ve İslâmiyetin en meşhur ve parlak bir hücceti olan Hüccetü'l-İslâm İmam-ı Gazâlî (ra) hazretlerinin naklettiğine göre, Celcelûtiyenin aslı vahiyle Peygamberimize (asm) nazil olduğunda, Hz. Ali'ye (ra) "Yaz" diye emretmiş ve O'da yazmış, sonrada nazmetmiş, şiir şeklinde tanzim etmiş. Ayrıca Gazalî Hazretleri, kıymetli bir dua, dünya ve ahiret hazineleriyle İsm-i A'zam'ın gizli hazinelerini ihtiva ettiğini belirttiği ve geniş manalar içerdiğini söylediği Celcelûtiye hakkında "Hiç şüphesiz bu kıymetli münacat ve muazzam dua ve geniş manalar ihtivâ eden kasem ve İsm-i A'zam ve bu büyük gizli sır, dünya ve âhiret hazinelerinden bir hazinedir." şeklinde ifade etmektedir." Said Nursî Hazretlerinin Celcelûtiyeyi okuduğunu anladığımız Sekizinci Şua-Sekizinci Remiz'den iktibas edilen pasajdan, Celcelûtiye okunurken takındığı ve hissettiği duyguların, Celcelûtiyedeki Risale-i Nur'a olan gaybî işaretler olduğunu şöyle ifade etmiştir: Ben Celcelûtiye'yi okuduğum vakit, sair münâcâtlara muhalif olarak, kendim bizzat hissiyatımla münâcât ediyorum diye hissederdim. Ve başkasının lisanıyla taklitkârâne olmuyordu. Benim için gayet fıtrî ve dertlerime alâkadar ve tefekkürat-ı ruhiyeme hoş bir zemin oluyordu. Birkaç sene sonra kerametini ve Risale-i Nur ile münasebetini gördüm ve anladım ki, o hâlet, bu münasebetten ileri gelmiş."
07 Temmuz 2026 00:17

Lâhikalarda Rumûzât-ı Semâniye - 5
En namdar risale: Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nurların telifi sonrasında risalelerin tasnifi esnasında; "Sekiz Remiz"li, sekiz küçük risaleden meydana gelen ve "ilm-i cifrin mühim bir düsturu ve ulûm-u hafiyenin mühim bir anahtarı ve bir kısım esrâr-ı gaybiye-i Kur'âniyenin mühim bir miftâhı olan tevafuk"tan (Fihrist Risalesi, s. 82.) bahseden Rumûzât-ı Semâniye Risalesi'nin çok değişik mevzuların izah edildiği ve dokuz kısımdan teşekkül eden Yirmi Dokuzuncu Mektub'un içine dahil olmasının hikmetini izah eder. Ve bu Yirmi Dokuzuncu Mektub'un içinde, "Hücumat-ı Sitte" ve Zeyli ve "İşârât-ı Seb'a" ve "Telvîhat-ı Tis'a" gibi farklı konuların işlendiği risalelerin, Kur'ân'daki tevafukun ince gizli sırlarından ve Külliyatta bulunan tevafuklardan bahseden Rumûzât'ın karışık bir surette tasnif edilmesindeki maksadını şöyle açıklar: "[...] mahkemeler ve ehl-i vukufun susturulmasına ve bizi onlarla mesul etmemesine bir vesile olmaktı. Güya o rumuzat, o derin ince meseleler, lisan-ı hal ile onlara demiş: 'İnsaf ediniz, Kur'ân'ın bu derece esrarına çalışanlara ilişmeyiniz.'" (167. Mektup, s. 259.) Burada açıklanan hikmet, Hz. Ali'nin (ra) tabiriyle "sırran tenevveret", "sırran beyanat" düsturuna uyulmak içindir. Bu gaybî münasebetten, Celcelutiye'nin işaret ettiği "en namdar risalelerden" birisinin de Rumûzât-ı Semâniye olduğu anlaşılmaktadır.
02 Temmuz 2026 01:59

Lâhikalarda Rumûzât-ı Semâniye - 4
Mektup, s.117.) Üstad diğer bir Mektubunda; Yirmi Beşinci Söz olan Mu'cizat-ı Kur'ân'ı esas yaptıklarını ve Külliyatın sair yerlerindeki "i'câz-ı Kur'ân'a" dair kısımların da eklendiği Zülfikar Mecmuası'na, Rumuzat-ı Semaniyeden da zeyiller yapıldığını zikrediyor: "Ezcümle, Ayetü'l-Kübra'nın Kur'ân'a dair On Yedinci Mertebesi, Yirminci Söz ve Sure-i Fethin âhirki ayetin mu'cize olduğuna dair Yedinci Lem'a ve Fihriste'nin Rumuzat-ı Semaniye'ye dair mühim parçaları ve Kenzü'l-Arş'ın iki nüktesi gibi parçalar o zeyillere girmiş. Aynen, Mu'cizat-ı Ahmediye'nin zeyilleri gibi parlamış." (87. Mektup, s.142.) Kastamonu Lâhikasında ayrıca Rumuzat-ı Semaniye'nin Dördüncü Remzi olan "Sırr-ı İnna A'tayna" hakkında bilgi veren iki tane de mektup vardır. Üstad Hazretleri; telif esnasında acele edildiğini, gençlik yıllarında ezberlediği kitaplardaki malumata itimat ettiği için harflerin sayıları hususunda tereddüde düştüğünü ve eski ulemanın tefsirlerindeki rakamlarla kıyaslamalar yaptığını belirterek o dönemi şöyle nakletmektedir: "Rumûzât-ı Semâniye'yi yazdığım zaman hem çok acele telif edilmiş; hem benim eski mahfuzatıma itimad ederek, takribî iki mikyas yaptım. Onunla, hem eski ulemanın hesaplarına binaen hurufat-ı Kur'âniyenin i'caz cihetinde esrarını yazdım... Sonra tahkikî bir hesap yaptım. Bizimki doğru." Kur'ân'da yaklaşık 300 bin küsür harf, 70 bin civarı kelime, 6 bin küsür ayet olduğundan, alfabedeki her harfin tekrar sayıları, hangi surede kaç tane harf ve kelime kullanıldığı, kaçıncı surede, hangi harfin surenin sıra numarasına tevafuk ettiği, Kur'ân'ın kaçıncı sayfasında kaçıncı satırında hangi harf ve kelime kaç kez tekrarlandığı gibi yoğun rakamlar üzerinden Kur'ân'ın beşer kelâmı olamayacağının ispat edildiği bu eser için mektubun devamında Bediüzzaman Hazretleri, büyük sayılardaki küçük farkların tevafuk sırrına zarar vermeyeceğinin bir kaide olduğunu vurgulamış ve "Madem böyle azîm yekûnlardaki tevafuklarda küçük küsuratlar ve küçük farklar zarar vermez diye, daha tam tamına tahkikî bir tarzda bütün Kur'ân'ı, bütün hurufatıyla ve kelâm ve kelimatıyla hesap etmeye ve letaif-i i'caziyeyi onunla tam takviye etmeye vakit bulamadım. Zalimler bana vakit bırakmadılar." demiştir.
01 Temmuz 2026 00:25

Lâhikalarda Rumûzât-ı Semâniye - 2
Rumûzât-ı Semâniyeyi Anlama Usulü: Üstad, Kur'ân harflerinin yasaklanması ile Kur'ânın etrafındaki "sur"ların yıkıldığı bir dönemde Kur'ân'ın göze hitap eden mu'cizesini göstermek maksadıyla "Tevafuklu/Mu'cizeli Kur'ân" yazdırmış. 124.) Uzun mektubun son kısımlarında Hüsrev Abi, Üstad'ın "Kur'ân-ı Azîmüşşan'ın dellâlıyım ve bu kudsî vazifemi hiçbir şeye değişmem" sözüne bir kat daha kuvvet veren, bu kerreki neşredilen Yirmi Dokuzuncu Mektub'un Sekizinci Kısmının sekiz sahifelik olan Sekizinci Remiz olduğunu ve bu risalede gösterilen hakikatlere meftun olmamanın mümkün olamayacağı beyanından sonra, sevinçlerini arttıran bir meselenin daha var olduğunu ve o da Sekiz Remizden İkinci Remiz'in Kur'ân'ın harf ve hecelerinin mu'cizeliğini anlatan ve Kenzü'l-Arş duasının feyzinden gelen Kur'ânî bir nükte olduğunu belirtmiştir. Ve Üstad'a Kur'ân'ın gizli kalmış bu gaybî mu'cizelerini açığa çıkarıp izah etmekle yeni bir yol açıldığını ve "[...] İzn-i Bâri ile açtığınız bu yolda ilerledikçe, daha ne kadar harikalar meşhudunuz olacak ve bunlardan muhtaç kardeşlerinize ne âlî müjdeler vereceğiniz; geceden sonra gündüz, kıştan sonra bahar, dünyadan sonra ahiretin vücudları gibi kat'î hissedilmektedir." (123. Mektup, s.160-161)
29 Haziran 2026 00:10

Zülfikar Ve Hocalar/hafızlar
Bugünkü 125. Mektubu müzakere esnasında Üstad Hazretlerinin dikkat çektiği bir hususta "Günümüzde bizler ne yapabiliriz?" sorusu gündeme geldi. Söz konusu Lâhika mektubunda Üstad İnebolu ve İsparta'da teksir makinesi ile eserlerin yazılıp çoğalmasından duyduğu memnuniyeti ifade ettikten sonra, kendisine gönderilen yeni mahsul eserlerin ismini vermeden, mektubun son kısımlarında Asâ-yı Mûsa ve Zülfikar Mecmularından bahsediyor: "Nasıl ki Asâ-yı Mûsa risalesi tabiatta boğulanları dalâletten kurtarıyor ve bu zamanda herkese, hususan şüpheye ve inkâra düşenlere lâzımdır ve tiryaktır. Öyle de, Zülfikar, ehl-i imana ve ehl-i ilme ve bilhassa hafızlara elzemdir. Her bir hafız-ı Kur'ân, bu mecmuaya bu zamanda şiddetle ihtiyacı var. Kur'ân'ın kırk vecihle i'cazını beyan eden bu eser, her hafızın elinde bulunmalı." (125. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Asâ-yı Mûsa mecmuasının giriş kısmındaki, acib bir zaman dilimi olan ahirzamanda, ilim ve fen ehlinin Risale-i Nur Külliyatından Asâ-yı Mûsa derslerine muhtaç oldukları gibi, benzer şekilde hocaların ve hafızların da Zülfikar Mecmuasındaki hakikatlere ihtiyaçları olduğu hususundaki şu ikazını da unutmamalıyız vesselam... "Bu acib asırda ehl-i iman, Risale-i Nur'a ve ehl-i fen ve mektep muallimleri Asâ-yı Mûsa'ya şiddetle muhtaç oldukları gibi; hafızlar ve hocalar dahi Zülfikar'a şiddetle muhtaçtırlar." (Asâ-yı Mûsa, s. 17.)
26 Haziran 2026 00:09

"Her Meşrebe Bakar Bir Göz" Olmak
Bediüzzaman Hazretleri tarafından "Nur Fabrikası Sahibi", "Denizli Şehidi", "İslam Köylü" şeklinde anılan Hafız Ali Abi, On Bir Nükteli Sünnet-i Seniyyeyi izah eden On Birinci Lem'ayı okuduktan sonra yaşadığı ruh haliyle duygularını ve kanaatlerini Üstada, şirk ile imanı ayıracak, kötü ile iyiyi tefrik edecek hassas kuyumcu mihengi hükmünde olduğunu ve medih ve senadan akılların aciz kaldığını belirttiği mektubunda mezkûr risaleyi şöyle ifade etmiş: "Bu ziyadar lem'a, şu zamanda şirk ile imanın ve kötü ile iyinin temyiz ve tefriki için öyle bir cevher miheng ki, memduhu gibi gözler hakikatini görmekte ve akıl hakikatine ermekte hayran ve âcizdirler." (Barla Lâhikası, s. 278.) On Birinci Lem'ayı methettikten sonra, ahirzaman şartlarında böyle nurların Cenab-ı Hakkın rahmetinden beklendiğini, o nurların ise Risale-i Nurlar'la intişar ettiğini, her aklı başında olanın görebileceğini beyan ettikten sonra şöyle bir hükme varıyor: "Değil böyle en büyük bir hakikati izah ve tefsir eden bir risale, hatta bir ferdi ikaz için yazılan bir mektubun bile, her meşrebe bakar bir gözü, herkese yarar bir sözü bulunuyor." (Barla Lâhikası, 201. Mektup, s. 279.) Sünnet-i Seniyye Risalesi, mü'minler için en temel konulardan biri olan "ittiba-i sünnetten" bahsedip, çok ehemmiyetli hizmeti ifa ettiğini söyleyen Hafız Ali abi, helaket ve felaket asrının zulümatlı karanlık dehlizlerinde hizmet edenlere; ilk bakışta sıradan, basit gibi görünen ikazın yapıldığı Lâhika mektuplarında, Nur dairesinin içindeki ve dışındaki meslek ve meşrep sahiplerine rehber olacak, bir nevi göz olacak hakikatlerin de var olduğunu, herkese faydalı birer sözü, karanlıklı yolları aydınlatıcı projektör olduğunun tespitini yapmıştır. Kendini şuurlu zanneden insanlara, kendilerini zikir ehli diye tanıtanlara, inançlı olduklarını söyleyip basiret sahibi oldukları hususuna vurgu yapanlara, eğer Risale-i Nur hakikatlerinden ders almazlarsa, yazıklar olsun manasında "heyhat" diye başlayan cümle ile mektubunu bitiriyor: "...risaleler umumiyetle Kur'ân ömrünün asırlar, senelerinden on dördüncü asır nevruz-u sultânî misillü bir baharı taşıyorlar. Arı kadar aklı olan, bu baharda bu çiçeklerden istifade etmezse ne denir? Ve koca baharı görmeyen ehl-i basirete ne denir? Ve görüp de kendini kışta zemherire atana ne denir?. Heyhat... Kendine zîşuur ve ehl-i zikir ve ehl-i basiret süsü verenlere..." (Barla Lâhikası, s. 279.)
19 Haziran 2026 00:32

Lâhika Okumaları... "Dellâl-ı Kur'ân Said'in Vekili" Olabilmek
Hazret-i Üstad tarafından "Birinci Talebe" olarak nitelendirilen Hulusî Bey Üstad'a gönderdiği mektuplarını; eserlerin yazma-çoğaltma süreci hakkında, okuduğu Risale sonrası yaşadığı ruh halini ve okumakla elde ettiği imanî meseleler üzerine yazmıştır. Hazret-i Üstad'ın Barla Lâhikasındaki Hulusî Bey'e hitaben yazdığı mektuplarından birisinde kendisine "vekil" olmanın şartlarını anlatmış. Ve Risale-i Nur'un mesleği olan Peygamber varisliği gereği tebliğ vazifesini yerine getirdiğinde Said'in aynı hükmüne geçebileceğini de söyler: "Cemaate Sözler'i okumak zamanında, sendeki hissiyat-ı âliye ve fazla inkişaf ve fedakârâne hamiyet-i diniye galeyanının sırrı şudur ki: Velâyet-i kübra olan veraset-i nübüvvetteki makam-ı tebliğin envarı altına girdiğin içindir. O vakit sen, dellâl-ı Kur'ân Said'in vekili, belki manen aynı hükmüne geçtiğin içindir." Halbuki Külliyatın tamamı incelendiğinde, Üstad Hazretlerinin kendi şahsı dahil hiçbir şekilde insanları nazara vermediğini, "zamanın cemaat zamanı" olduğundan bahisle "şahs-ı manevîyi" nazara verdiği müşahade edilir. 2 Bu izahattan Lâhikada geçen vekillik ve aynîleşme hâlinin Üstad'ın Kur'ân dellallığı vazifesiyle direk ilgili olduğundan "talebelik" vazifesiyle eşdeğerde, aynı manada olduğu anlaşılmalıdır. Çünkü "Said'in vekilliği" ile "talebeliğin" vazifesi de "Dellâl-ı Kur'ân" olmaktır. 1- Barla Lâhikası, s. 297. 2- Mektubat, s. 400.
13 Haziran 2026 00:56

Esrâr-ı Gaybiye-i Kur'âniyenin Mühim Bir Miftâhı: Rumûzât-ı Semâniyede Tevafukat Bahsi -2
"Latif ve yüksek ve şüphesiz bir tevafuk" üst başlığı ile başlayan Yirmi Dokuzuncu Mektubun Sekizinci Kısmı olan Rumûzât-ı Semâniyenin Birinci Remzi, Üstad Hazretlerinin Birinci Cihan harbinde cephede, at üstünde Arapça telif ettiği, yaklaşık iki buçuk senelik Rus esaretinden İstanbul'a döndükten sonra 1918 yılında bastırılan ilk orijinal (Arapça) İşârâtü'l-İ'caz eserinde basım tarihinden yaklaşık 15 sene sonra "... tevafuk suretinde latif bir işaret-i i'caziyeyi gördük." dediği Elif, te, lam, mim, vav ve lam elif gibi harflerle ilgili tevafuklar, beş küçük remiz ile, izah edilmektedir. Bu Küçük Birinci Remzin sonunda, harflerin ve rakamların denk düşmesi, uygun gelmesindeki sırrı ve esas maksadın ne olduğunu şu cümle ile özetliyor: "Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın tefsiri, elbette i'cazının cilvesine ayine olur." (Rumûzât-ı Semâniye, s. 87.) Küçük İkinci ve Üçüncü Remizler: Bu kısımlarda Kur'ân ve Lafzullah kelimeleri ve harflerine ait tevafuklar anlatılır: "Matbu baskılı tefsirin diğer bir tevafuku" olarak da, kitabın tamamında 181 adet "Kur'ân" lafzı bulunduğu ve bunların 99 adedinin sayfalarda, diğer bir kısmının da başka sayfalardaki Kur'ân lafzına tevafuk ettiğini beyan eder. Küçük Dördüncü ve Beşinci Remizler: "Vav" ve Kur'ân-ı Hakîm'de Lafzullah ile yapılan yemin ekseriyetle "te" ile başladığından, "te" harflerinin tevafukatının acip bir sırrının açıklandığı bu bölümlerde, Risale-i Nur hizmetinin mazhar olduğu inayet nakledildikten sonra, keşfettiği tevafukatı bir çeşit inayet olarak anlayan Üstad sözü İşârâtü'l-İ'caz tefsirine getirmiş ve "Biz onun için İşârâtü'l-İ'caz tefsirindeki tevafukat-ı harfiyeye ehemmiyet veriyoruz."(Rumûzât-ı Semâniye, s.91) demekte ve "vav" ile "te" harflerinin tevafuklarını anlatmaktadır.
06 Haziran 2026 00:29

Esrâr-ı Gaybiye-i Kur'âniyenin Mühim Bir Miftâhı: Rumûzât-ı Semâniyede Tevafukat Bahsi -1
Rumûzât-ı Semâniye Mecmuasının Fihrist Risalesindeki girişinde tevafukat vurgulanmış ve şöyle tarif edilmiştir: "...ilm-i cifrin mühim bir düsturu ve ulûm-u hafiyenin mühim bir anahtarı ve bir kısım esrâr-ı gaybiye-i Kur'âniyenin mühim bir miftâhı olan tevafuktur." (Fihrist Risalesi, s. 82.)" Bediüzzaman Hazretleri Risalelerde tevafukatın ehemmiyetini bir çok kez tekrarlayarak bahsetmiş ve tevafukatın tevhide işaret ettiğini söylemiş, tevhidin ise Kur'ân'ın dört maksadından biri olduğu belirtmiştir: "Tevafukat ise ittifaka işarettir; ittifak ise ittihada emaredir, vahdete alâmettir; vahdet ise tevhidi gösterir; tevhid ise Kur'ân'ın dört esasından en büyük esasıdır." (Mektubat, s. 451.) Rumûzât-ı Semâniye Mecmuası içine derç edilen tevafukat ile alakalı kısımlar: Rumûzât-ı Semâniye Mecmuasının birinci bölümü Yirmi Sekizinci Mektubun Yedinci, Sekizinci meselelerinden yapılan iktibaslarla başlamaktadır ki, inayet ile tevafukatın münasebetine dair meselelerden bahsetmektedir. Misal olarak On Dokuzuncu Mektubun On Sekizinci İşaretindeki tevafuk ve tevafukatta bedî yani eşsiz güzel denk gelmelerin var olduğu zikredilmekte ve "... O sayfanın mukabilindeki sayfada sekiz Kur'ân tevafukla beraber, mecmuunda lâfzullah çıktı." (Mektubat, s. 447.) şeklinde bir nevi inayete yani İlâhî yardıma işaret manasına bir çok tevafuklar nakledilmektedir. Devamında, yine tevafukatla alakalı Kur'ân'ın gözle görünür ve göze hitap eden tevafuklu/mu'cizeli hâlinin tanzimi anlatılan Yirmi Dokuzuncu Mektubun Üçüncü Kısmı derç edilmiştir. Yine Kur'ân'da; Lafzullah/lafza-i Celal, lafz-ı Kur'ân ve lafz-ı Resul (asm) ile alakalı yüzer i'cazî nüktelerin anlatıldığı Yirmidokuzuncu Mektubun Dördüncü Kısmı yer almaktadır. Bu kısımda, Allah, Kur'ân ve Resul kelimelerinin mu'cizane tevafukları zikredildikten sonra, Risale-i Nurdaki benzer tavafukata atıf yapılmakta ve "Bu tevafukatın bir sahifedeki nev'i ise hakaik-i Kur'aniyenin tefsiri olan Risaletü'n-Nur'da zahiren görülmüş ve gözlere de gösterilmiştir." (Rumûzât-ı Semâniye, s. 41.) denilmektedir. Yirmi Dokuzuncu Mektubun Sekizinci Kısmı olan Rumûzât-ı Semâniye; "Sekiz Remiz'dir, yani sekiz küçük risaledir. Şu Remizlerin esası, ilm-i cifrin mühim bir düsturu ve ulûm-u hafiyenin mühim bir anahtarı ve bir kısım esrâr-ı gaybiye-i Kur'âniyenin mühim bir miftâhı…" cümlesine ilaveten Üstad o dönem (1932-34) iman hakikatleriyle meşguliyetin yorgunluğunu izale etmek için rahmet-i İlâhî tarafından ihsan edilen tevafukattan bir ilim tatlısı ve ilmî bir yemiş suretinde bahsetmektedir.
05 Haziran 2026 01:23

Cenaze Namazında "Şapka"
Arefe günü öğretmen bir arkadaşın babasının vefatı dolayısıyla cenaze merasimine katıldık ve cenaze namazını kıldık. Abdullah abinin cenazesinden sonraki 10 günlük süre içinde çevremizde 5-6 cenazeye iştirak etmek nasip oldu. Aslı 1900'lü yılların başında telif edilen Beşinci Şua'da, ahirzaman alametleri ile alakalı yirmiden fazla hadis nakledilmiş ve ahirzamanın "eşhas-ı mühimmesi" yani mühim şahısları olan Deccal, Süfyan, Mehdi ve Hz. İsa'nın (as) nüzulü hakkındaki hadislerin müteşabih cinsinden olduklarını, zahir manalarına göre anlaşılmaması lazım geldiğinin izahı yapılmıştır. Malum cenaze namazı rükû ve secde olmadan ayakta kılınan bir namazdır. Çünkü cenaze namazında şapkanın başta olmasının namaz kılmaya bir engel olmamasına rağmen, yani cenaze namazında secde olmadığı için bir manilik teşkil etmemesine rağmen, bizim insanımızın ruhuna işleyen "şapkaya secde ettirmek," şapkayı secdede baştan çıkarmadan Müslümanlaştırmak anlayışı dem ve damarlarına yerleştiği için cami avlusunda, güneşli bir havada, cenaze namazında bir vatandaş sol tarafımda dururken, tam namaza başladığımız anda, şapkasının siperliğini geri çevirdi ve namaza başladı. Bediüzzaman Hazretlerinin 100 sene önce haber verdiği gibi kuvvetli Müslüman ve mü'minler namazda şapkanın siperliğini geri çevirerek adeta o şapkaya secde ettirmektedirler.
03 Haziran 2026 00:27