
Elektronik haberleşme ile bütün dünyanın adeta tek gündemli bir köy haline geldiğini ifade eden Marshall McLuhan bunun için; "Küresel köy" tanımı yapmıştı. Dijital çağ, sanal medya ya da yeni medya araçlarının, durumu çok daha öteye götürmesiyle birlikte, "Küresel köy" tanımı çok daha belirginleşmiş oldu. Bugün ABD-İran-İsrail savaşıyla birlikte bir kez daha "Küresel köyün" kuralları derinden sarsılmış durumda. Anlayacağınız "köy" tarihinin en derin krizlerinden biriyle karşı karşıya. "En belirgin olan şey, belirsizliğin kendisidir." sözünü bir kez daha hatırlatan hadiselerin müsebbibi kuşku yok ki, ABD'nin başkanı Trump'dır. Trump'ın bu gelgitli siyaseti, bugün ekonomiyi ve uluslararası siyaseti bir "bahis" alanı haline de getirmiş durumda. "Küresel köy"ün kumarhanecisi Trup bakalım daha ne kadar kumar oynamaya ve oynatmaya devam edecek.
Kaynak: Diriliş Postası
26 Nisan 2026 23:24
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Nato Zirvesi: Yeniden Bir Keşif
Ankara'da yapılacak olan NATO Zirvesini bir yeniden keşif olarak görüyorum. Tarih, "Muhammed'den önce ve Muhammed'den sonra" olarak tasnif edildi. Osmanlı kıyafetleri ve yaşam tarzları bir taklit meselesiydi; Donald George Quataert ifade ettiği gibi bir "Türkomanyak" ameliyesi olarak. Onlara göre Hristiyan Batı'nın değerleri tehdit altındaydı: "Ya kitlesel hareketlerle Avrupalılar İslâm'ı seçerse!" diye. Fakat ilmi tedbirlerden önce, korkuların ürettiği "İslamofobi" gelişti. Keşfeden Batı, keşfedilen Türkiye…
06 Temmuz 2026 00:02

Trump'ın Gözünden Avrupa'ya Bakmak
Oysa Avrupa, bugün içinde bulunduğu gerçeklikler sebebiyle ABD'nin derdine çare olacak bir hıza sahip değildir. Özelikle ikinci dünya savaşı sonrasında bütün güvenlik mimarisini ABD ve NATO merkezli inşa etmiş Avrupa'nın bu zeminde ne denli geri kaldığı da çok açıktır. 2030 sonrasına dönük bütün veriler, Çin'in hemen hemen her alanda ABD'yi geride bırakacağını gösterirken, ABD'nin böyle bir zamana da tahammülü olamaz. Trump artık böyle bir Avrupa'nın yükünü de çekmek istemiyor anlaşılan. Mevcut politikalarla ilerleyen ABD'nin Çin'e karşı çok daha yalnız kalma ihtimali, denklem dışı değildir. Trump, Avrupa'yı küçümserken, Avrupa tarafında da ABD'ye ve Trump'a karşı anlamlı bir güvensizlik gelişiyor. Zira NATO'nun Ankara toplantısına, "Erdoğan için gidiyorum." ifadesiyle de bu bakışını çok açık ifade etmiştir. Bunun Avrupa ülkeleri için ne kadar can sıkıcı olduğunu tahmin etmek zor değildir.
28 Haziran 2026 12:22


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Amerika İçin İkinci Bir Bağımsızlık Mümkün Mü?
Amerika, İran ve İsrail savaşı bir hakikati çok açık bir şekilde bir kez daha ortaya koydu. O hakikat, Amerika'nın İsrail'e karşı vermesi gereken yepyeni bir bağımsızlık mücadelesidir. ABD, Hürmüz'de İran'a bir karşı abluka uygularken, İsrail de adeta ABD'ye bir abluka uygulayarak Hürmüz'de saplandığı bataktan çıkmasına mâni oluyor. 16 Aralık 1773'te Boston'da Britanya İmparatorluğu'nun çay üzerindeki ağır vergilerini protesto etmek amacıyla düzenlenen tarihi bir eylemdir. "Özgürlük Oğulları" (Sons of Liberty) adlı grup üyelerinin yerli kılığına girerek Doğu Hindistan Şirketi'ne ait 342 sandık çayı denize dökmesiyle, Amerikan Bağımsızlık Savaşı'na giden süreç resmen başlamış oldu. "Temsil yoksa vergi de yok." diyorlardı. "Yeniden büyük Amerika" mücadelesi bugün daha çok Siyonist lobilere karşı veriliyor. Bahsettiğim bağımsızlık mücadelesi bir paradoks kadar çözümsüz gibi görünse de ABD'nin başka bir çaresi de yok gibi.
22 Haziran 2026 00:22

Sıvılaşmadan Viskoziteye: Bir Otorite Hikâyesi
Bunun en temel sebebi şuydu: Pandemi, Ukrayna-Rusya Savaşı ve on bir ilimizi yıkan deprem felaketi ve arka arkaya gelen iki seçim gibi çok büyük sarsıntılara sebep olan hadiseler, devleti vatandaşlarına karşı daha müşfik davranmaya itmişti. Bir insan ömrüne çok az denk gelecek devasa sorunlar varken, devletin bu sorunların rahat atlatılmasına katkısı, onun "baba" rolünden ileri geliyordu. Toplumun kahir ekseriyeti de bu müşfikliğin farkında olarak; "Allah devletimizi başımızdan eksik etmesin." demiştir. Boş kalan lokanta ve kafeler, müşteri bulamayan marketler vs. "Onları çok özledik." diyorlardı. Ya da selden bir kütük de ben kapayım yarışına itmişti. Bu mücadele, devletin gücünün hukuk tanımazlara yeniden hatırlatılması mücadelesidir. Dokunulmaz zannedilenlere dokunularak, faili meçhuller aydınlatılarak, "Devle burada" deniyor; yağmacılara ve spekülatörlere. Hiçbir devlet başka otorite ile yetki paylaşmaz; "Devlet kardeş kabul etmez." ilkesi gereği. Zira bu mücadele devletlerinin onlar adına bir mücadelesidir. "Ya devlet başa ya kuzgun leşe." hakikatli sözü, bu milletin yiğit bağrından çıkmıştır.
15 Haziran 2026 03:13

Kılıçdaroğlu'nun Metaverse Türkiye'si
Ortaya çıkan yeni koşullarda gözden geçirilmesi gereken 24.03.2025 tarihli ve "Bir "metaverse"te yaşamak ve CHP" başlıklı bir yazım olmuştu. Bugünlerde kendi kurduğu sanaldan, gerçek Türkiye koşullarına uyanan Sayın Kılıçdaroğlu'nun ruh halini ve "Hançerlendim" feryatlarını biraz irdelemek iyi olacak. Kılıçdaroğlu CHP'si, tıpkı Çin'deki gibi bir "Yüz çiçek hareketi" kurmayı denedi o günlerde. "Yeter ki iktidarı devirelim de bu yolda kiminle ve ne şekilde bir ilişki kurarsak kuralım." mantığı çok büyük bir hızla duvara tosladı ve sadece CHP'yi değil, masadaki her partiyi paramparça etti. Sırf gerçek Türkiye ile ve onu yöneten iktidarın icraatlarıyla yarışma korkusu yüzünden kurulan bu "Sanal Türkiye", kurucusu tarafından bugün yerle yeksan edilmiştir. Garip olan şu ki: En büyük hayal kırıklığını da yine Kılıçdaroğlu'nun kendisi yaşadı.
08 Haziran 2026 01:15


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Bir Butlan Hikayesi
Yaklaşık iki buçuk yıldır devam eden CHP'nin şaibeli kurultayı iddiaları, mahkemenin "butlan" kararıyla yepyeni bir sürece girdi. Bu noktada şu temel ilkeyi hatırlatmak isterim: Lider çokluğu ile lider yoklu arasında hiçbir fark yoktur." Bu ilke bize her ikisinin sonucunun da yıkım olacağını hatırlatır. Kitleler psikolojisini iyi bilen liderler, açık ve net sembollerle iletişim kurmayı tercih ederler. Kitleye hâkim bir konumdan ve tek ağızdan ama meşru, karar alma süreçleri doğru işletilmiş düşüncelerle seslenirler. "Hikmet-i iktidar" gereği olarak da çok başlı yapılar, kitlelerin kafasını karıştırır. Fakat Kılıçdaroğlu en büyük yanlışlarından birini burada yaparak, İmamoğlu'nun öne çıkmasına izin vermiş oldu. Parti içi hiyerarşiyi alt-üsteden bu durum, beslenerek devam etti ve olaylar adeta genel başkanın kontrolünden çıkmış oldu. Daha sonra rüzgârı arkasına alan ve "gençleşme" talep eden kanadın gizli teşebbüsleri ifşa olduğu halde, tepkilerden kortu ve neşter vuramadı. Yenilik talep eden kanadın yelkenlerini dolduran diğer faktör ise yaşanan seçim başarısızlıkları oldu. Kılıçdaroğlu'nun gölgesinde ve ona rağmen gelişen defactodurum, giderek kitlenin hakimiyetini -tabi çok geniş belediye imkanları ve sanal medya örgütlenmeleriyle- ele aldı. Kitleyi büyük bir sermaye gücüyle etkilemeye çalışanların nasıl bir çark işlettiği elbette bugün yargının konusu haline gelmiştir. Kılıçdaroğlu kendi döneminde belediye imkanlarıyla kendisine karşı gelişen isyan dalgasını da rüşvet çarklarını da hakkıyla görememiştir. Delege iradelerini satın aldığı iddia edilenleri ve defacto lider olarak öne çıkan İBB Başkanını kongrede divan başkanı yapacak kadar basiretsiz davranabilmiştir. Kısacası eğer CHP bugün bu sarsıcı türbülansları, yarılmaları yaşıyorsa bunun en büyük müsebbibi, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'dur. Bayramlaşma konuşmasında, "Beni affedin, koynumda beslediklerimi görememişim." demesi, boşuna değildi ve çok hakikatli özeleştirilerdi. İşin başka bir yönü ise Kılıçdaroğlu'nun, "Erdoğan'ın yargısı." diyerek itibarsızlaştırdığı yargının sağladığı "adalet" ile koltuğuna geri dönmüş olduğudur. Hâlâ, "Beşli çete, saray vs." demeğe devam etmesi ise çok ilginç çelişkileri oldu bana göre. Şimdi mesele şudur: Geçmişini bildiğimiz Kılıçdaroğlu liderliği, bir devrim yapabilecek mi? Ben çok umutlu değilim; ama bekleyip görmek lazım. Yaşananlardan ne kadar hissedar olduğunu hep beraber göreceğiz. 15 Temmuz için "Kontrollü darbe." diyen Kılıçdaroğlu'nun, kendi başına gelenleri bir FETÖ oyunu olarak nitelemesi de gerçekten çok enteresan oldu.
31 Mayıs 2026 12:34

Olayların Teyit Ettiği Gerçekler
Öncelikle şunu net olarak ifade edeyim: Trump'ın Çin ziyareti tam anlamıyla bir fiyasko oldu. "Her şey çok güzeldi. Çin bunu yapacak, şunu yapmayacak." şeklindeki Trump beyanları ise her zamanki kendine has abartı ve hayalleri yansıtıyor. Çin, ABD'nin şu anki halini de çok iyi görüyor belli ki. ABD-İran-İsrail savaşı, Çin'e, ABD hakkında çok şey söylemiş belli ki. Tarih yazıcılığının, "İnsanı sustur, delilleri ve belgeleri konuştur." şeklindeki ilkesi de Çin'e çok büyük fayda sağladı bu zeminde. Tıpkı, İran füzeleriyle yerle bir edilen ABD üsleriyle birlikte, "Yenilmez Amerika" algısının tahtından indirilmesi gibi. Daha çok yakın zamanda İngiltere Kralı tarafından ayar verilen kuzen ilişkileri, sonrasında bağımsızlık savaşlarına evrilen o meşhur "Çay Partisi" olayındaki vergi kavgalarını hatırlatan gümrük tarifesi kavgalarıyla çok yara almış vaziyette.
18 Mayıs 2026 10:16

Tarih Hırsızlığıyla Başladı Her Şey
Bende naçizane birkaç örnek verip, "Tarih İcadı" ve "Tarih Hırsızlığı" konusu üzerinden, bugün Gazze ve Orta Doğuda yaşananlara ulaşmaya çalışacağım. Felsefeci Robert Bernasconi, "ırk icadı"nın felsefi temellerini deşifre ederken, genetik bilimci Guido Barbujani, "Irkların İcadı"nın biyolojik temellerini, genler üzerinden sarsıcı bir vuruşla yere serdi. Jack Goody'nin, "Tarih Hırsızlığı" olarak tarif ettiği şeyin üzerine oturan bir "Uygarlık İcadı" ile bugününe ulaşan "Batı Medeniyeti", Martin Bernal'in, "Kara Atena"sında çok çarpıcı gerçeklerle yüzleştirilir. Irk icadıyla, yurt icadıyla, din icadıyla başlayan ama bir "hakikat" olarak savunulan şeylerin kurbanı olanlar ise aslında çalınanların gerçek sahipleridir.
10 Mayıs 2026 23:56


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Hürmüz'ün Sirenleri Ve Trump
Hürmüz'ü ABD için adeta bir kapana dönüştüren Trump, İran saldırısıyla aslında bölgedeki 1956'dan sonra elde ettiği üstünlüğü de çok ciddi anlamda riske etmiş durumda. "Hürmüz'ün sirenleri" derken, Yunan mitolojisindeki "deniz perileri"ni kastediyorum. Mitolojiye göre "sirenler" yani deniz perileri, büyülü müzikleriyle denizcileri ölüme çekerlermiş. Beyaz Saray İnanç Ofisi tarafından yürütülen bu büyüleme seanslarının başında da bir kadının bulunması, insana -garip bir şekilde- bu eski Yunan mitolojisindeki "siren"leri hatırlatıyor. Çünkü sebep paganizm körlüğü ya da her ne olursa olsun bir "akıl durması" ile karşı karşıyayız ve bu da sadece bölgeyi değil, bütün dünyayı tehdit ediyor.
03 Mayıs 2026 10:43

Kültür Açığı Ve Kültür Şoku Arasında
Bir "kültür açığı" olarak, maddi kültür ile manevi kültür arasındaki mesafe fersah fersah uzamış durumda. Bir "dijital yabancı" olarak yakalandılar bu çağa. "Ben çektim oğlum çekmesin." konforunda büyüyen çocuklar, ellerinde son teknoloji telefon ve tabletlerle sanal sonsuzluğu açılıyorlar. "Kral oğulların, kraliçe ya da prenses kızlar"ın hizmetinde kusur da edilmiyor çoğu zaman. Şanlı Urfa'da ve Kahraman Maraş'ta benzer risklerle şoka uğradık. Bizim kendi hikayemizi anlatamadığımız yerde, çocuklarımız başkalarının hikayeleriyle büyüyor demek ki. "Yönetmek için bilmek" ilkesiyle muhakkak tanışmak zorunda ebeveynler. "Bilmiyordum"a sığınmak, çekilecek acıların reçetesi değildir.
19 Nisan 2026 14:32

Bir Sapkın Vaka Olarak Trump
1815 Napolyon Savaşları sonrasında gelen "Avrupa Uyumu"bunun en belirgin örneklerinden biridir. Otuz Yıl Savalarının oluşturduğu yıkım ve tahribatın ardından gelen ve "Modern Devletler Çağı"nı başlatan ve onun uluslararası ilişkilerinin miladı olan 1648'deki Vestfalya Barışı da yine bu anlamada oldukça önemlidir diye düşünüyorum. "Pemanent Five, P5" yani BM'nin beş daimî üyeli sisteminin meydana getirdiği tıkanmanın da bir sonucu olarak ortaya çıkan şiddet ve soykırımlar, insanlığı yeniden bir göreve çağırıyor. Bu tıkanmayı ya BM tıpkı -Güvenlik Konseyi tıkandığı için tarihinde tek bir defa verdiği karardır- Kore Savaşında olduğu gibi Genel Kurulu bir defa daha devreye sokarak, "Barış için birleşme" kararı alarak aşmalıdır ya da BM geniş çaplı bir reforma gitmelidir. BM tarihi boyunca hiç "saldırı" tanımı yapmamış mesela. Bu yapılanlar da eğer saldırı değilse o zaman "Saldırı nedir?" sorusunu, BM ve üyeleri kendilerine mutlaka sormak zorundadır.
06 Nisan 2026 00:07

İran- Abd Ve İsrail Savaşına Tarihten Bakmak
İrving Janis'in dikkat çektiği ve ufku daraltıcı etkisiyle hataya sürükleme potansiyeli yüksek "groupthink"in daraltıcıetkisinden de kaçınmak ve çok geniş mukayeseler yapmak gerekir. Etrafındaki hırslı bakanlar ve Netanyahu, bu etkiyi beslemiş gibi görünüyor. Bunun yanında -Chamberlain'ın ifadesiyle- oluşan bir de "Münih Analojisi" etkisi vardır. Özellikle Venezuela liderinin haydutça bir baskınla kaçırılmasının ve 12 Gün Savaşında ABD'ye karşı görece sessiz kalan İran'ın, körfez ülkelerinin tutumlarının cesaretlendirici olduğu pekâlâ değerlendirilebilir. Olaylara tarihin penceresinden -özellikle ABD- bakıldığında ise çok ilgin şeyler görmek mümkündür. Ve hırslı, öfkeli ya da Ralp Wihite'ın ifadesiyle "Seçici dikkatsizlik" ile hareket eden bir ABD liderinin ve Savaş Bakanının pek de bakmadığı anlaşılan o pencereden görünenleri birkaç örnekle göstermeye çalışayım. O, 40 bin askerle karşılaşmayı beklerken önünde 200 bin asker bulmuştu. ABD bugün de algılama ve yanlış algılama arasındaki o derin farkı idrak edememiş gibi görünüyor.
29 Mart 2026 23:52